İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ahmet Avcı ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1824)

1. Başvuru, kadastro tespitine itiraz davasında eksik inceleme

Başvuru No2013/1824Tarih23 Şubat 2016Okuma24 dk · 4.833 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ahmet Avcı Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
23 Şubat 2016
Başvuru No
2013/1824
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.833 kelime·24 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kadastro tespitine itiraz davasında eksik inceleme

ve hatalı değerlendirme sonucunda adil olmayan karar verilmesi, temyizde ileri

sürülen itirazların gerekçe belirtilmeden reddedilmesi ve yargılamanın makul

sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 4/3/2013 ve 12/3/2013

tarihlerinde Antalya Kadastro Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu

ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvuruların

Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. 2013/1985 ve 2013/1825 numaralı bireysel başvuru dosyalarının

konu yönünden hukuki irtibatları nedeniyle 2013/1824 numaralı bireysel başvuru

dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin bu dosya üzerinden yürütülmesine

karar verilmiştir.

4. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 19/3/2013

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm tarafından 16/4/2013

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 17/6/2013

ve 25/10/2013 tarihlerinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

7. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüşler,

muhtelif tarihlerde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Bir kısım başvurucu,

Bakanlığın görüşüne karşı beyanını 23/7/2013,

13/12/2013 ve 6/12/2013 tarihlerinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucular Ahmet Avcı (birinci başvurucu) ve Yaşar Avcı ile

diğer başvurucuların murisi İ.A. aleyhine, Antalya ili Kepez ilçesi Sinan

Mahallesi'nde bulunan tapulu taşınmazlarının sınırları dışında fazladan yer

kullandıkları gerekçesiyle komşu parsel malikleri tarafından 19/7/1962

tarihinde müdahalenin meni davası açılmıştır. Anılan davada her iki taraf da

davaya konu yerin kendi tapu kayıtları kapsamında kaldığını iddia etmiştir.

10. Dava konusu yerin bulunduğu bölgede yapılan kadastro

çalışması sırasında bu yer, başvurucular ve diğer davalılara ait 191 ila 197

sayılı parseller içinde tespit görmüştür. Öte yandan dava konusu taşınmaz

hakkında kadastro tespit işlemi yapılmış olması nedeniyle Antalya Asliye Hukuk

Mahkemesinde görülen davada görevsizlik kararı verilerek dosya, Antalya

Kadastro Mahkemesine (Mahkeme) gönderilmiştir.

11. Mahkemece yapılan yargılamada 23/10/1996

ve 30/12/2004 tarihlerinde verilen iki karar Yargıtay ilgili dairelerince

bozulmuştur. Bu arada bir kısım başvurucunun murisi olan İ.A.nın

7/5/2002 tarihinde vefatı üzerine davayı mirasçıları

takip etmiştir.

12. Davaya ilişkin yargılama sürecinde birçok kez keşif yapılıp

tanık ve mahalli bilirkişiler dinlenerek teknik bilirkişilerden raporlar

alınmış, dosyadaki bozma ilamlarında belirtilen ve taraflarca bildirilen

deliller toplanmıştır.

13. Mahkeme 9/3/2010 tarihli ve

E.2006/129, K.2010/1 sayılı kararı ile dava konusu yerin başvurucular ve diğer

davalıların dayandıkları tapu kayıtları kapsamı içinde kaldığına kanaat

getirerek davacıların davalarının reddine; 191 ila 197 sayılı parsellerin,

kadastro sırasında tespit gördükleri yüzölçümleri ile davalılar adına tesciline

karar vermiştir.

14. Anılan hükümde 29.796 m2 alanlı 191 sayılı

parsel, 14.499 m2 alanlı 194 sayılı parsel ve 22.666 m2 alanlı 193 sayılı parsellerin sırasıyla

başvurucular Ahmet Avcı (birinci başvurucu), Yaşar Avcı ve bir kısım

başvurucunun murisi İ.A. adına ayrı ayrı tapuya tesciline karar verilmiştir.

15. Davacıların temyizi üzerine söz konusu karar da Yargıtay 16.

Hukuk Dairesinin 28/12/2010 tarihli ve E.2010/8475,

K.2010/7864 sayılı ilamı ile bozulmuştur. Anılan Yargıtay ilamı şöyledir:

“... Davacılar K.Ö. ve arkadaşlarının

dayandıkları ve kadastro sırasında 250 ila 269 parsel sayılı taşınmazlara revizyon gören tapu kayıtları ile diğer davacı ve

davalıların dayandıkları ve kadastro sırasında davalı 191 ila 197 parsel sayılı

taşınmazlara revizyon gören tapu kayıtları1930’lu yıllarda Hazinenin temliki

ile oluşmuşlardır. Davacılar K.Ö. ve arkadaşları tarafından Asliye Hukuk

Mahkemesinde açılıp Kadastro Mahkemesine aktarılan dava, 19.07.1962 tarihinde

açılmıştır. Dosyada mevcut keşiflerde alınan beyanlardan taşınmazlar arasında

kadim bir ortak sınır bulunmadığı, taşınmazların Hazinenin temlikinden sonraki

tarihlerde peyder pey kullanılmaya başlandığı

anlaşılmaktadır. 191 ila 197 parsel sayılı taşınmazlara uygulanan tapu

kayıtlarının sınırında “cebel” ve “kayalık” okunmakla söz konusu tapu kayıtları

değişebilir sınırlıdır. 250 ila 269 parsel sayılı taşınmazlara uygulanan

28.12.1937 tarih 30 ve 31 sıra numaralı tapu kaydından gelen tapu kayıtlarının

bu taşınmazlara uyduğu, güneylerinde bulunan 249 parsel sınırı ile doğudaki

Sinan Arkı ve batıda yer alan “kayalık” sınırlarının sabit olduğu

görülmektedir. Sözü edilen tapu kayıtlarının toplam miktarı 150 dönüm yani

137.850 metrekare olup 250 ila 269 parsel sayılı taşınmazların toplam yüzölçümü

95.625 metrekaredir. Tapu kayıtlarında yazılı toplam yüzölçümüne göre eksik

kalan miktar 42.225 metrekaredir. Buna karşılık diğer davacı ve davalılar adına

tespit olunan 191 ila 197 parsel sayılı taşınmazlara revizyon

gören tapu kayıtlarının toplam yüzölçümü 118.834 metrekare olup 191 ila 197

parsel sayılı taşınmazların toplam yüzölçümü ise 155.810 metrekare olmakla tapu

kayıt miktarına göre meydana gelen fazlalık 36.976 metrekaredir. Bu durumda,

kayıt miktar fazlasının davacılar K.Ö. ve arkadaşlarının dayandıkları tapu

kayıtları kapsamında kaldığının kabulünde zorunluluk bulunmakta olup, tapu

kayıtları hukuki kıymetlerini de kaybetmemişlerdir. Dava, Asliye Hukuk

Mahkemesinden aktarıldığından 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 30/2. maddesi

uyarınca, mahkeme tarafından resen araştırma yapılması ve gerçek hak sahipleri

adına tesçil kararı verilmesi gerekmektedir. Hal

böyle olunca dava konusu 191 ila 197 parsellere revizyon

gören tapu kayıtlarına kuzeydeki Cihadiye Köyü

tapulama sahası sınırı (yani 191 parsel sayılı taşınmazın kuzey sınırı) ve

doğudaki Sinan Arkı sınırı esas alınmak ve kuzeyden başlanarak miktarları kadar

kapsam tayin edilmek suretiyle tespit malikleri adlarına, kayıt miktar fazlası

olan bölümün ise 269 parsel sayılı taşınmazın kuzey sınırından itibaren hesap

edilerek davacılar adlarına tesçiline karar

verilmelidir. Temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile

dosya kapsamına uygun bulunmayan hükmün BOZULMASINA ...

karar verildi.”

16. Bozma ilamı sonrası yapılan yargılama sonucunda Mahkemenin 21/2/2012 tarihli ve E.2011/654, K.2012/37 sayılı kararı ile

davanın kısmen kabulune, kısmen reddine; kadastro

sırasında 191 ila 197 sayılı parseller içinde başvurucular ve diğer davalılar adına

tespit gören 36076,10 m2lik

dava konusu yerin, davacıların dayandıkları tapu kayıtları kapsamında kaldığı

kabul edilerek bu kısmın davacı adına, 191 ila 197 sayılı parsellerden geri

kalan bölümün ise önceki karar gibi davalılar adınatapuya

kayıt ve tesciline dair hüküm kurulmuştur.

17. Anılan hükümde 191 sayılı parselin alanının 13789,00 m2, 194 sayılı parselin alanının

6894,50 m2 ve 193 sayılı parselin alanının 6894,50 m2 olarak düzeltilmesine karar verilmiştir.

18. Söz konusu karar, bu kez başvurucular tarafından temyiz

edildiğinden Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 9/10/2012

tarihli ve E. 2012/4940, K. 2012/7723 sayılı ilamı ile onanmıştır. Anılan onama

ilamının ilgili kısmı şöyledir:

“Dosya içeriğine ve

mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre yerinde

görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan

hükmün ONANMASINA ... karar

verildi.”

19. Başvurucuların karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 21/1/2013 tarihli ve E. 2012/9445, K. 2013/30 sayılı ilamıyla

reddedilmiştir.

20. Nihai karar başvuruculara 2/2/2013,

7/2/2013 ve 11/2/2013 tarihlerinde tebliğ edilmiş; başvurucular 4/3/2013 ve

12/3/2013 tarihlerinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

21. Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) sistemi aracılığıyla alınan

nüfus kayıtlarından, bireysel başvuru incelemesi devam ederken başvurucu Ahmet

Avcı’nın (birinci başvurucu) 19/8/2014 tarihinde,

başvurucu Dudu Avcı’nın 6/12/2014 tarihinde vefat ettikleri tespit edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

22. 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı

Kadastro Kanunu’nun 20. maddesi şöyledir:

“Tapu kayıtları ile diğer belgelerin kapsadığı

yeri tayinde;

A) Kayıt ve belgeler, harita, plan ve krokiye

dayanmakta ve bunların yerlerine uygulanması mümkün bulunmakta ise, harita,

plan ve krokideki sınırlara itibar olunur.

B) Harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve

belgelerde belirtilen sınırlar mahalline uygulanabiliyor ve bu sınırlar içinde

kalan yer hak sahibi tarafından kullanılıyor ise, kayıt ve belgelerde

gösterilen sınırlar esas alınarak tespit yapılır.

C) Harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve

belgelerde belirtilen sınırlar, değişebilir ve genişletilmeye elverişli

nitelikte ise, bunlarda gösterilen miktara itibar olunur. Ancak değişebilir ve

genişletilmeye elverişli sınırlardaki taşınmaz malların kayıtları, fizik

yapıları ve konumları itibariyle belli bir yeri kapsıyorsa, tespit o sınır esas

alınarak yapılır.

D) Hazinece, özel kanunlar hükümlerine göre

değişmez ve genişlemeye müsait olmayan sınırlarla miktar üzerinden satılan,

tefviz veya tahsis veya parasız dağıtılan taşınmaz mallarda çıkan fazlalık,

taşınmaz malla birlikte satış, tefviz, tahsis ve dağıtım tarihinden itibaren on

yıl geçmiş ise, miktarına bakılmaksızın kayıt sahibi adına tespit edilir.

Bu maddede yazılı taşınmaz mallarda meydana

gelen fazlalıklar hakkında şartlar uygun bulunduğu takdirde, 14 üncü ve 17 nci madde hükümleri uygulanır.”

23. 3402 sayılı Kanun’un 27. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Mahalli hukuk mahkemelerinde görülmekte olan

kadastro ile ilgili ve henüz kesinleşmemiş bulunan taşınmaz mala ilişkin

davalar hakkında o taşınmaz mal için kadastro tutanağı düzenlendiği tarihte bu

mahkemelerin görevi sona erer ve davalara ait dosyalar mahkemesine resen

devrolunur.”

24. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve

düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla

yükümlüdür.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Mahkemenin 23/2/2016 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

26. Başvurucular; tarafı oldukları

kadastro tespitine itiraz davasının kırk sekiz yıl sürdüğünü, yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılmadığını, davanın bu kadar uzun sürmesi nedeniyle

delillerin sağlıklı şekilde toplanamadığını, davada eksik inceleme ve hatalı

değerlendirme sonucunda adil olmayan karar verildiğini, bilirkişi raporlarına

ve Mahkemenin ara kararlarına yaptıkları itirazların değerlendirilmediğini,

bildirdikleri delillerin toplanmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun

taşınmazların başına gidilmeden dosyadaki belgelere göre hazırlandığını, dava

konusu parseller arasındaki sınır sabit olmasına rağmen Mahkemenin müdahaleyi

var sayarak davanın kabulüne karar verdiğini, taşınmazlarının tapudaki

miktarlarına göre zeminde mevcut fazlalığın davacıların taşınmazlarına yönelik

müdahaleden kaynaklanmadığını, dava konusu taşınmazların sınırlarının doğru

şekilde tespit edilmediğini, bu konulardaki temyiz itirazlarının onama

kararında cevapsız bırakıldığını, Yargıtay ilamında dava konusu taşınmazların

sınırları konusunda yanlış ve çelişkili tespitler yapıldığını; kendi

tapularındaki cebel ve kayalık sınırı değişebilir, davacıların tapularındaki cebel

ve kayalık sınırının ise sabit sınır olarak kabul edildiğini, bu hususlar

dikkate alınmaksızın kendilerine ait taşınmazların bir kısmının davacı adına

tescil edildiğini belirterek Anayasanın 35. ve 36. maddelerinde düzenlenen

mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş;

yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

27. Başvuru dilekçesi ve ekindeki belgelere göre başvurucuların,

tarafı oldukları kadastro tespitine itiraz davasında eksik inceleme ve hatalı

değerlendirme sonucunda adil olmayan karar verilmesi, temyizde ileri sürdükleri

itirazların gerekçesiz şekilde reddedilmesi ve yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal

edildiğini ileri sürdükleri anlaşılmıştır.

28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu nedenle

başvurucuların anılan ihlal iddialarının özünün, yargılamanın sonucu itibarıyla

adil olmadığınailişkin olduğu değerlendirildiğinden

bu iddialar adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmiştir. Başvurucuların,

temyizde ileri sürdükleri itirazların gerekçesiz şekilde reddedildiği ve

yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığına ilişkin iddialarının ise

gerekçeli karar ve makul sürede yargılanma hakları yönünden incelenmesi uygun

görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın

Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığına İlişkin İddia

29. Başvurucular; tarafı oldukları

kadastro tespitine itiraz davasının uzun sürmesi nedeniyle delillerin sağlıklı

şekilde toplanamadığını, bilirkişi raporlarına ve Mahkemenin ara kararlarına

yaptıkları itirazların değerlendirilmediğini, davada eksik inceleme ve hatalı

değerlendirme sonucunda adil olmayan karar verildiğini, bildirdikleri

delillerin toplanmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun dosyadaki

belgelere göre taşınmazların başına gidilmeden hazırlandığını, dava konusu parseller

arasındaki sınır sabit olmasına rağmen Mahkemenin müdahaleyi var sayarak

davanın kabulüne karar verdiğini, taşınmazlarının tapudaki miktarlarına göre

zeminde mevcut fazlalığın davacıların taşınmazlarına yönelik müdahaleden

kaynaklanmadığını, dava konusu taşınmazların sınırlarının doğru şekilde tespit

edilmediğini, Yargıtay ilamında dava konusu taşınmazların sınırları konusunda

yanlış ve çelişkili tespitler yapıldığını; kendi tapularındaki cebel ve kayalık

sınırı değişebilir, davacıların tapularındaki cebel ve kayalık sınırının ise

sabit sınır olarak kabul edildiğini, bu hususlar dikkate alınmaksızın

kendilerine ait taşınmazların bir kısmının davacılar adına tescil edildiğini

belirterek Anayasanın 35. ve 36. maddelerinde düzenlenen mülkiyet ve adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

30. Bakanlık görüş yazısında, kural

olarak yerel mahkemeler tarafından yapılan maddi ve hukuki hataların ancak

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Anayasa tarafından güvence altına

alınmış hak ve özgürlüklerin ihlali söz konusu olduğunda bireysel başvuruya

konu edilebileceği; delillerin kabul edilebilirliği veya değerlendirilmesi gibi

konuların yerel mahkemelerin takdirinde olduğu ifade edilerek başvurucuların

şikâyetleri incelenirken bu hususların dikkate alınması gerektiği yönünde

beyanda bulunulmuştur.

31. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

32. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça

dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

33. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında

ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

34. Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri ile kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususların bireysel başvuruda incelenemeyeceği ve bu

çerçevede Anayasa Mahkemesince açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verilebileceği hükme bağlanmıştır. Bir anayasal hakkın

ihlali iddiasını içermeyen, yalnızca derece mahkemelerinin kararlarının yeniden

incelenmesi talep edilen başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ve

Kanun tarafından Anayasa Mahkemesinin yetkisi dışında bırakılan hususlara

ilişkin olduğu açıktır (Miraş Mümessillik İnş. Taah. Reklam. Paz. Yay.

San. Tic. A.Ş.,

B. No: 2012/1056, 16/4/2013, § 34).

35. Anayasa Mahkemesinin bireysel

başvurular için benimsediği temel yaklaşım doğrultusunda kural olarak bireysel

başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması

ve uygulanması, yargılama sırasında delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi

ile kişisel bir uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün

esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye

tabi tutulamaz. Anayasa'da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği

sürece ve açık keyfîlik içermedikçe derece

mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuru

incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede derece mahkemelerinin delilleri

değerlendirmesinde ve hukuk kuralını yorumlamasında bariz bir takdir hatası

bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Kenan Özteriş,

B. No: 2012/989, 19/12/2013, § 48).

36. Yargılama makamları, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen

iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Bununla

birlikte belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve

gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi

esasen derece mahkemelerine aittir (Yüksel

Hançer, B. No: 2013/2116, 23/1/2014, § 19).

37. Mevcut yargılamada geçerli olan delil sunma ve inceleme

yöntemlerinin adil yargılanma hakkına uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa

Mahkemesi’nin görevi kapsamında olmayıp Mahkemenin görevi, başvuru konusu

yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup olmadığının değerlendirmektir. Genel

anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların

eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ışığında taraflara iddialarını sunmak

hususunda uygun olanakların sağlanması şarttır. Taraflara, tanık delili de dâhil

olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların

tanınması gerekir. Bu anlamda delillere ilişkin dengesizlik veya

hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi

gerekir. (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya

İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Limited

Şirketi, B. No: 2013/1213, 4/12/2013, §

27).

38. Başvuru konusu olayda başvurucular Ahmet Avcı (birinci

başvurucu) ve Yaşar Avcı ile diğer başvurucuların murisi İ.A. aleyhine, Antalya

ili Kepez ilçesi Sinan Mahallesi'nde bulunan tapulu taşınmazlarının sınırları

dışında fazladan yer kullandıkları gerekçesiyle komşu parsel malikleri

tarafından 19/7/1962 tarihinde müdahalenin meni davası

açılmış; dava konusu yerin bulunduğu bölgede yapılan kadastro çalışması

sırasında bu yer, başvurucular ve diğer davalılara ait 191 ila 197 sayılı

parseller içinde tespit görmüştür. Öte yandan dava konusu taşınmaz hakkında

kadastro tespit işlemi yapılmış olması nedeniyle Antalya Asliye Hukuk Mahkemesinde

görülen davada görevsizlik kararı verilerek dosya, Antalya Kadastro Mahkemesine

gönderilmiştir.

39. Anılan davada, davacılara ait 250 ila 269 parsel sayılı

taşınmazların bitişiğinde yer alan ve kadastro çalışmasında başvurucular ve

üçüncü kişilere ait 191 ila 197 sayılı parseller içinde tespit gören 36076,10 m2lik yerin dava konusu edildiği

anlaşılmaktadır. Davadaki iki taraf da kadastro öncesi tarihlerde iskân yoluyla

verilmiş tapu kayıtlarına dayanarak davaya konu yerin kendi tapu kayıtları

kapsamında kaldığını iddia etmiştir.

40. Başvuruya konu davaya ilişkin yargılama sürecinde birçok kez

keşif yapılıp tanık ve mahalli bilirkişiler dinlenerek teknik bilirkişilerden

raporlar alınmış, dosyadaki bozma ilamlarında belirtilen ve taraflarca

bildirilen deliller toplanmıştır. Yapılan ölçümlere göre başvurucuların

dayandıkları tapu kayıtlarındaki miktardan fazla yer kullandıkları, buna

karşılık davacıların fiilen kullandıkları taşınmazların alanının tapularında

kayıtlı miktardan az olduğu tespit edilmiştir. Mahkemece, taraflara ait

taşınmazlar arasında sabit ortak sınır olmadığı; başvurucuların dayandıkları

tapu kayıtlarının değişebilir sınırlı olduğu, davacıların dayandıkları

tapuların ise sabit sınırlı olduğu değerlendirilerek davacıların tapu kayıtlarının

hukuki kıymetini kaybetmediği de dikkate alınarak kayıt miktar fazlasının

davacıların tapuları kapsamında kaldığı kanaatiyle davanın kabulüne karar

verilmiştir.

41. Öte yandan yargılama sürecinde Mahkemece taraflara

delillerini sunma imkânının tanındığı, birçok kez keşif yapılmış olması

nedeniyle yeniden keşfe gerek duyulmadığı gerekçesiyle keşif taleplerinin

reddedildiği, yapılan keşifler ve alınan bilirkişi raporlarıyla dava konusu

yerin ve tarafların kullandıkları taşınmazların sınırlarının tespit edildiği,

uyma kararı verilen 28/12/2010 tarihli bozma ilamı

doğrultusunda bilirkişilerden rapor alınmak suretiyle başvurucular ve üçüncü

kişilere ait 191 ila 197 sayılı parseller içinde tespit gören ancak yargılama

neticesinde davacılara ait tapu kapsamında kaldığı kabul edilen 36076,10 m2’lik taşınmazın davacılar adına

tapuya kayıt ve tesciline karar verildiği görülmüştür. İlk

Derece Mahkemesince silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri

ışığında yürütülen yargılamanın bütünlüğü içinde delillere ilişkin dengesizlik

veya hakkaniyetsizlik bulunmadığı; harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve

belgelerde belirtilen sınırlar, değişebilir ve genişletilmeye elverişli

nitelikte ise bunlarda gösterilen miktara itibar olunacağına ilişkin 3402

sayılı Kanun’un 20. maddesinin (C) bendi gereğince kurulan hükümde keyfîlik olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

42. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları

incelendiğinde iddiaların özünün Derece Mahkemeleri tarafından delillerin

değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla

yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu görülmektedir.

43. Başvurucular; yargılama sürecinde

karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadıklarına,

kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadıklarına, karşı tarafça

sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadıklarına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

Derece Mahkemeleri tarafından dinlenmediğine veya kararın gerekçesiz olduğuna

ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadıkları gibi Mahkemenin kararında bariz

takdir hatası veya açık keyfîlik oluşturan herhangi

bir durum da tespit edilmemiştir.

44. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürülen

bu iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi

kararının bariz takdir hatası veya açıkkeyfîlik de

içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Gerekçeli

Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

45. Başvurucular, İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik temyiz

itirazlarının onama kararında cevapsız bırakıldığını belirterek adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

46. Bakanlık görüş yazısında, temyiz mahkemelerinin kararlarının

ilk derece mahkemesi kararlarından farklı olarak tamamen gerekçeli olma

zorunluluğu bulunmadığı, temyiz mahkemesinin yargılamayı yapan mahkemenin

kararıyla aynı fikirde olması ve bunu basit bir atıfla kararına yansıtmasının

yeterli olduğu yönünde beyanda bulunulmuştur

47. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

48. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları

gerekçeli olarak yazılır.”

49. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

50. Anayasa Mahkemesi Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşmenin

lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi

ilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

51. Hakkaniyete uygun yargılamanın bir unsuru olan gerekçeli

karar hakkı, Anayasa’nın 141. maddesinin birinci fıkrası uyarınca mahkemelerin

uyması gereken bir yükümlülük olarak düzenlenmiştir. Bir muhakemede usule

ilişkin koruma sağlayan adil yargılanma hakkının önemli unsurlarından biri olan

gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve

denetlemeyi amaçlamaktadır (Sencer Başat ve

diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014,

§ 31).

52. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması, kanun yoluna başvurma

olanağını etkili kullanabilmek ve mahkemelere güveni sağlamak açısından hem

tarafların hem kamunun menfaatini ilgilendirmekte olup kararın gerekçesi

hakkında bilgi sahibi olunmaması,kanun

yoluna müracaat imkânını da işlevsiz hâle getirecektir. Bu nedenle mahkeme

kararlarının dayanaklarının yeteri kadar açık bir biçimde gösterilmesi

zorunludur (Tahir Gökatalay,

B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 66).

53. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma

hakkının unsurlarından biri olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde

anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı, kararın

niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir

yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız

bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun yanı sıra kanun yolu

mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması da her zaman bu

hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu mahkemelerince

verilen bu tür kararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen

gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olupbu durumda, üst dereceli mahkeme tarafından önceki

mahkeme kararının gerekçesinin benimsendiği kabul edilmelidir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt

Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., § 26).

54. Somut başvuru açısından Mahkeme 9/3/2010

tarihli kararı ile dava konusu yerin başvuruculara ait tapu kaydı kapsamında

kaldığına kanaat getirerek başvurucular lehine karar vermiş, davacıların

temyizi üzerine bu karar başvurucular aleyhine bozulmuştur. Başvurucular,

anılan karara yönelik davacıların temyiz başvurusuna karşı cevaplarını

bildirerek ve duruşmalı temyiz incelemesinde sözlü açıklama yapmak suretiyle

itiraz ve delillerini sunma imkânı bulmuşlardır. Yargıtay 16. Hukuk Dairesi,

başvurucuların iddialarını da değerlendirerek ve gerekçelerini açıklayarak 28/12/2010 tarihli ilamıyla söz konusu kararı bozmuştur

(bkz. § 15). Mahkeme, yeniden yaptığı inceleme sonunda bozma ilamı

doğrultusunda karar vermiş; bu kararın başvurucular tarafından temyizi üzerine

Yargıtay 16. Hukuk Dairesi 9/10/2012 tarihli

kararında, bozma ilamına göre hüküm verildiğini belirterek başvurucuların

temyiz itirazlarının reddine karar vererek hükmü onamıştır (bkz. § 18).

Başvurucuların Mahkemece bozma sonrasında verilen son karara yönelik temyiz

başvurusunda ileri sürdükleri itirazlar, Yargıtay 16. Hukuk Dairesince daha

önce 28/12/2010 tarihli bozma ilamında

değerlendirilmiş hususlara ilişkin olduğundan bu itirazlar konusunda onama

ilamında ayrıca ve açıkça cevap verilmesi gerekmez. Dolayısıyla temyiz

merciinin 9/10/2012 tarihli onama kararında yeterli

gerekçe bulunmadığı söylenemez.

55. Açıklanan nedenlerle, gerekçeli karar hakkına yönelik bir

ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Makul

Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

56. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

57. Başvurucular; tarafı oldukları kadastro tespitine itiraz

davasının kırk sekiz yıl sürdüğünü, yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılamadığını belirterek adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir.

58. Bakanlık görüş yazısında yargılama süresinin makul olup

olmadığının; her olayın kendine özgü koşulları ve özellikle davanın karmaşık

olup olmadığı, başvurucunun yargılama süresince gösterdiği tavır ve

davranışlar, kamu otoritelerinin ve özellikle de yargılama organlarının

tutumları, davanın başvurucu açısından taşıdığı önem gibi ölçütler dikkate

alınarak belirlenmesi gerektiği yönünde beyanda bulunulmuştur.

59. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir

hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18) Sözleşme metni ile AİHM kararlarından

ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve

haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut

başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda

belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup

ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının

yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de -Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği- makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde dikkate alınması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 38, 39).

60. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41–45).

61. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca

medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara

bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda taşınmaz mülkiyeti hakkında

Antalya Kadastro Mahkemesinde görülen kadastro tespitine itiraz davasında, 3402

ve 6100 sayılı Kanunlarda yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut

yargılama faaliyetinin medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama

olduğuna kuşku yoktur (Güher Ergun ve

diğerleri, § 49).

62. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığı

karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle

davanın ikame edildiği tarih olup somut başvuru açısından bu tarih 19/7/1962'dir.

63. Başvuruya konu dava; başvurucular Mehmet Avcı, Dudu Avcı,

Abdullah Avcı, Ahmet Avcı (beşinci başvurucu), İbrahim Avcı, Halil Avcı,

Mustafa Avcı, Halime Çatal, Eşe Avcı, Bahar Demir, Reşide Demir’in miras

bırakanlarından intikalle takip etmekte oldukları bir uyuşmazlık olup bu yönüyle

makul süre değerlendirmesi bakımından dikkate alınacak sürenin başlangıç anı,

mirasçıların yargılamaya katıldıkları an değil; somut olayda muris açısından

değerlendirmeye esas alınan sürenin başlangıç anıdır (Gülseren Gürdal ve diğerleri, B. No:

2013/1115, 5/12/2013, § 51).

64. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir. Ancak devam eden

yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasını

içeren başvuruların yargılama faaliyetinin devamı sırasında da yapılabilmesi

olanağı bulunduğundan değerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş anı,

başvurunun karara bağlandığı tarihtir (Güher

Ergun ve diğerleri, § 52).Bu kapsamda somut yargılama faaliyeti

açısından sürenin bitiş tarihinin Yargıtay 16. Hukuk Dairesince karar düzeltme

talebinin reddine karar verildiği 21/1/2013 olduğu

anlaşılmaktadır.

65. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinden

başvurucular Ahmet Avcı (birinci başvurucu) ve Yaşar Avcı ile diğer başvurucuların

murisi İ.A. aleyhine, Antalya ili Kepez ilçesi Sinan Mahallesi'nde bulunan

tapulu taşınmazlarının sınırları dışında fazladan yer kullandıkları

gerekçesiyle komşu parsel malikleri tarafından 19/7/1962

tarihinde müdahalenin meni davası açıldığı, taşınmazın bulunduğu bölgede

kadastro tespit çalışması yapılması nedeniyle dosyanın Antalya Kadastro

Mahkemesine gönderildiği, yapılan yargılama sonunda başvurucular ve üçüncü

kişilere ait 191 ila 197 sayılı parseller içinde tespit gören ancak yargılama

neticesinde davacılara ait tapu kapsamında kaldığı kabul edilen 36076,10 m2’lik taşınmazın davacılar adına

tapuya kayıt ve tesciline karar verildiği, bu kararın temyiz incelemesi

neticesinde onandığı, onama kararına karşı yapılan karar düzeltme talebinin

21/1/2013 tarihinde reddedilmesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kesinleştiği

belirlenmiştir.

66. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden başvuruya konu yargılamanın Kadastro Mahkemesi önünde sürdüğü

görülmekle 3402 sayılı Kanun’da yer alan özel usul hükümleri ile medeni hak ve

yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için

geçerli genel usul hükümleri içeren 6100 sayılı Kanun’a tabi bir yargılama

faaliyetinin söz konusu olduğu ve 3402 sayılı Kanun’da yer alan özel usul

hükümleri ile 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinin, uyuşmazlıkların makul sürede

çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır.

67. Kadastro mahkemesi nezdindeki yargılamaların makul sürede

tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve

Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle 3402 sayılı Kanun’da yer alan ve

yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin nazara

alınmadığı gözönünde bulundurularak makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlar verilmiştir (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 54-64; Güher Ergun ve Tosun Tayfun Ergun, B. No:

2012/12, 17/9/2013, §§ 53-62; Gülseren Gürdal ve diğerleri, §§ 60-67; Haydar İzgi, B. No: 2012/673, 19/12/2013,

§§ 37-43).

68. Başvuruya konu davanın mahiyeti

nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliği, başvuruya konu

yargılamanın karmaşık nitelikte olduğunu ortaya koymakla birlikte davaya bütün

olarak bakıldığında 3402 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi bir

yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini

gerektirecek bir yön bulunmadığı ve elli yılı aşkın süre devam eden yargılama

sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

69. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un

50. Maddesi Yönünden

70. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

71. Başvurucular tazminat talebinde bulunmamışlardır.

72. Başvuruda, Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

73. Dosyadaki belgelerden tespit edilen

başvuru harçlarından ibaret yargılama giderleri olarak 198,35 TL’nin başvurucu

Yaşar Avcı’ya, 198,35 TL’nin başvurucu Ahmet Avcı (birinci başvurucu)

mirasçılarına, 198,35 TL’nin başvurucular Mehmet Avcı, Abdullah Avcı, Ahmet

Avcı (beşinci başvurucu), İbrahim Avcı, Halil Avcı, Mustafa Avcı, Halime Çatal,

Eşe Avcı, Bahar Demir, Reşide Demir’e müştereken (ölen Dudu Avcı’nın hissesiyle

birlikte) ödenmesine karar verilmesi gerekir.

74. Kararın birer örneğinin Antalya Kadastro Mahkemesine ve

Bakanlığa gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan makul sürede yargılanma haklarının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. 198,35 TL’nin başvurucu Yaşar Avcı’ya, 198,35 TL’nin

başvurucu Ahmet Avcı (birinci başvurucu) mirasçılarına, 198,35 TL’nin

başvurucular Mehmet Avcı, Abdullah Avcı, Ahmet Avcı (beşinci başvurucu),

İbrahim Avcı, Halil Avcı, Mustafa Avcı, Halime Çatal, Eşe Avcı, Bahar Demir,

Reşide Demir’e müştereken (ölen Dudu Avcı’nın hissesiyle birlikte) ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

E. Kararın bir örneğinin Antalya Kadastro Mahkemesine

GÖNDERİLMESİNE,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

23/2/2016tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Hicabi DURSUN Hasan Tahsin GÖKCAN Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Kamil KAYA 1. Başvurucu : Ahmet AVCI 2. Başvurucu : Mehmet AVCI 3. Başvurucu : Dudu AVCI 4. Başvurucu : Abdullah AVCI 5. Başvurucu : Ahmet AVCI 6. Başvurucu : İbrahim AVCI 7. Başvurucu : Halil AVCI 8. Başvurucu : Mustafa AVCI 9. Başvurucu : Halime ÇATAL 10. Başvurucu : Eşe AVCI 11. Başvurucu : Bahar DEMİR 12. Başvurucu : Reşide DEMİR 13. Başvurucu : Yaşar AVCI

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/1824, 23 Şubat 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu nedenle
  12. A. 1. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkin
  13. B. Başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına
  14. C. 198,35 TL’nin başvurucu Yaşar Avcı’ya, 198,35 TL’nin
  15. D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. E. Kararın bir örneğinin Antalya Kadastro Mahkemesine
  17. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/1824
Tarih
23 Şubat 2016

İlgili Kararlar

  • Gemak Gemi İnşaat Sanayi ve Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/7698)
  • Muzaffer Özer ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1146)
  • Sadık Sabancılar Başvurusu (B. No: 2013/3536)
  • Ahmet Erbek Başvurusu (B. No: 2013/3197)
  • Mehmet Salih Demir Başvurusu (B. No: 2013/3165)
  • Cahit Yaşar Başvurusu (B. No: 2013/5778)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.