İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

İlknur Yılmaz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/2651)

1. Başvuru, iş akdinin geçerli bir nedene dayanmaksızın feshi

Başvuru No2013/2651Tarih24 Şubat 2016Okuma27 dk · 5.351 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm İlknur Yılmaz Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
24 Şubat 2016
Başvuru Numarası
2013/2651
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.351 kelime·27 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, iş akdinin geçerli bir nedene dayanmaksızın feshi

üzerine feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade istemiyle açılan davalarda

verilen davanın kabulüne ilişkin hükümlerin Yargıtay ilgili dairesince ortadan

kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi, dairenin ilk derece mahkemesinin yerine geçerek nihai kararı vermesi, benzer

davalarda davanın kabulüne ilişkin kararların Yargıtayın

farklı dairelerince onanmasına rağmen, başvurucularca açılan davaların

reddedilmesi nedenleriyle adil yargılanma, çalışma ve sosyal güvenlik hakları

ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 15/4/2013, 19/3/2014 ve 24/3/2014 tarihlerinde

İzmir 5., 12. ve 13. Asliye Hukuk Mahkemeleri

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formları ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvuruların Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek

bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. 2014/3867 ve 2014/4018 numaralı bireysel başvuru

dosyalarının, konu yönünden hukuki irtibatları nedeniyle 2013/2651 numaralı

bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine; incelemenin bu dosya üzerinden

yürütülmesine karar verilmiştir.

4. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 11/5/2015

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 10/11/2015

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 10/12/2015

tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda

sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucular, THY DO&CO İkram Hizmetleri A.Ş.de (Şirket)

işçi statüsünde çalışmakta iken iş akitleri işveren tarafından feshedilmiştir.

9. Başvurucular, Şirket aleyhine İzmir İş Mahkemelerinde

açtıkları davalarda fesihlerin geçerli sebebe dayanmadığını ileri sürerek iş

akitlerinin feshinin geçersizliğine ve işe iadelerine karar verilmesini talep

etmişlerdir.

10. Birinci başvurucu tarafından açılan davada İzmir 3. İş

Mahkemesinin 3/10/2012 tarihli ve E.2011/824,

K.2012/586 sayılı; ikinci başvurucu tarafından açılan davada İzmir 4. İş

Mahkemesinin 9/9/2013 tarihli ve E.2011/827, K.2013/152 sayılı; üçüncü

başvurucu tarafından açılan davada İzmir 4. İş Mahkemesinin 16/9/2013 tarihli

ve E.2011/822, K.2013/69 sayılı kararları ile fesihlerin geçersizliğine ve

başvurucuların işe iadelerine karar verilmiştir.

11. Davalının temyizi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 23/1/2013 tarihli ve E.2012/30031, K.2013/417 sayılı

ilamıyla birinci başvurucu hakkındaki hükmü; 26/12/2013 tarihli ve

E.2013/36049, K.2013/30510 sayılı ilamıyla ikinci başvurucu hakkındaki hükmü;

26/12/2013 tarihli ve E.2013/35897, K.2013/30502 sayılı ilamıyla üçüncü

başvurucu hakkındaki hükmü bozarak ortadan kaldırmış ve davaların reddine kesin

olarak karar vermiştir.

12. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin söz konusu kararlarında “başvurucuların iş akitlerinin THY tarafından bazı

illerde ikram yüklemelerinin kaldırılıp bunun İstanbul’dan yapılmasının

istenmesi, bunun sonucunda önemli miktarda iş kaybının olduğu, tasarruf

önlemlerinin alınması gerektiği, ayrıca yapılan duyuruya rağmen İstanbul’da

görev alma konusunda başvurucuların başvurusunun olmadığı ve başka bir kadroda

istihdam edilmelerinin de mümkün olmadığı gerekçesiyle 4857 sayılı Kanun’un 17.

ve 18. maddeleri uyarınca feshedildiği, davalı işverenin, fesih bildiriminde

belirttiği hususları 20/11/2011 tarihinde işyerinde

tüm çalışanlarına duyuru şeklinde bildirdiği, bu duyuru neticesinde İstanbul’da

çalışmayı kabul edip orada işe başlayan işçilerin olduğu, başvurucuların bu iş

teklifine başvurmadıkları, İstanbul dışındaki diğer illerde çalışan sayısının

azaltıldığı, bu kapsamda davalı işverenin işletmesel

bir karar aldığı ve bu kararın istihdam fazlası meydana getirdiği, davalının,

kararı tutarlı bir şekilde uyguladığı ve feshe son çare olarak başvurduğu,

dolayısıyla feshin geçerli bir sebebe dayandığı” şeklindeki

gerekçelere dayandığı anlaşılmıştır.

13. Yargıtay ilamı birinci başvurucuya 18/3/2013,

ikinci başvurucuya 20/2/2014, üçüncü başvurucuya 25/2/2014 tarihinde tebliğ

edilmiş ve bireysel başvurular sırasıyla 15/4/2013, 19/3/2014 ve 24/3/2014

tarihlerinde yapılmıştır.

B. İlgili Hukuk

14. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş

Kanunu’nun 20. maddesi şöyledir:

“İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih

bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep

olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay

içinde iş mahkemesinde dava açabilir. (İptal bölüm: Anayasa Mah. 2003/66 E,

2005/72 K. ve 19.10.2005 tarihli iptal kararı ile) ... taraflar

anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme götürülür.

Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat

yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia

ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.

Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde

sonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay bir ay

içinde kesin olarak karar verir.”

15. 4857 sayılı Kanun’un 22. maddesi şöyledir:

“İşveren, iş sözleşmesiyle veya iş

sözleşmesinin eki niteliğindeki personel yönetmeliği ve benzeri kaynaklar ya da

işyeri uygulamasıyla oluşan çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancak

durumu işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir. Bu şekle uygun

olarak yapılmayan ve işçi tarafından altı işgünü içinde yazılı olarak kabul

edilmeyen değişiklikler işçiyi bağlamaz. İşçi değişiklik önerisini bu süre

içinde kabul etmezse, işveren değişikliğin geçerli bir nedene dayandığını veya

fesih için başka bir geçerli nedenin bulunduğunu yazılı olarak açıklamak ve

bildirim süresine uymak suretiyle iş sözleşmesini feshedebilir. İşçi bu durumda

17 ila 21 inci madde hükümlerine göre dava açabilir.

Taraflar aralarında anlaşarak çalışma

koşullarını her zaman değiştirebilir. Çalışma koşullarında değişiklik geçmişe

etkili olarak yürürlüğe konulamaz.”

16. 4857 sayılı Kanun’un 29. maddesi şöyledir:

“İşveren; ekonomik, teknolojik, yapısal ve

benzeri işletme, işyeri veya işin gerekleri sonucu toplu işçi çıkarmak

istediğinde, bunu en az otuz gün önceden bir yazı ile işyeri sendika

temsilcilerine, ilgili bölge müdürlüğüne ve Türkiye İş Kurumuna bildirir.

İşyerinde çalışan işçi sayısı:

a) 20 ile 100 işçi arasında ise, en az 10 işçinin,

b) 101 ile 300 işçi arasında ise, en az yüzde on oranında işçinin,

c) 301 ve daha fazla ise, en az 30 işçinin,

İşine 17 nci madde

uyarınca ve bir aylık süre içinde aynı tarihte veya farklı tarihlerde son

verilmesi toplu işçi çıkarma sayılır.

Birinci fıkra uyarınca yapılacak bildirimde

işçi çıkarmanın sebepleri, bundan etkilenecek işçi sayısı ve grupları ile işe

son verme işlemlerinin hangi zaman diliminde gerçekleşeceğine ilişkin

bilgilerin bulunması zorunludur.

Bildirimden sonra işyeri sendika temsilcileri

ile işveren arasında yapılacak görüşmelerde, toplu işçi çıkarmanın önlenmesi ya

da çıkarılacak işçi sayısının azaltılması yahut çıkarmanın işçiler açısından

olumsuz etkilerinin en aza indirilmesi konuları ele alınır. Görüşmelerin

sonunda, toplantının yapıldığını gösteren bir belge düzenlenir.

Fesih bildirimleri, işverenin toplu işçi

çıkarma isteğini bölge müdürlüğüne bildirmesinden otuz gün sonra hüküm doğurur.

İşyerinin bütünüyle kapatılarak kesin ve

devamlı suretle faaliyete son verilmesi halinde, işveren sadece durumu en az

otuz gün önceden ilgili bölge müdürlüğüne ve Türkiye İş Kurumuna bildirmek ve

işyerinde ilan etmekle yükümlüdür. İşveren toplu işçi çıkarmanın

kesinleşmesinden itibaren altı ay içinde aynı nitelikteki iş için yeniden işçi

almak istediği takdirde nitelikleri uygun olanları tercihen işe çağırır.

Mevsim ve kampanya işlerinde çalışan işçilerin

işten çıkarılmaları hakkında, işten çıkarma bu işlerin niteliğine bağlı olarak

yapılıyorsa, toplu işçi çıkarmaya ilişkin hükümler uygulanmaz.

İşveren toplu işçi çıkarılmasına ilişkin

hükümleri 18, 19, 20 ve 21 inci madde hükümlerininuygulanmasını

engellemek amacıyla kullanamaz; aksi halde işçi bu maddelere göre dava

açabilir.”

17. 30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İş

Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o

kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen

işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden

veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk

uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri

kurulur.”

18. 5521 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi şöyledir:

“Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004

tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye

Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilân edilecek göreve

başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında yapılan temyiz başvuruları,

kesinleşinceye kadar Yargıtay tarafından sonuçlandırılır. Bu kararlar hakkında

İş Mahkemeleri Kanununun bu Kanunla yapılan değişiklikten önceki temyize

ilişkin hükümleri uygulanır.”

19. 5521 sayılı Kanun’un 2/3/2005

tarihli ve 5308 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki 8. maddesi

şöyledir:

“İş Mahkemesinin nihai kararları tefhim

tarihinden itibaren sekiz gün içinde temyiz olunabilir.

İş Mahkemelerinden verilen kararlar, Yargıtayca iki ay içinde tetkik olunarak karara bağlanır.

Yargıtay’ın bu kararlarına karşı karar tashihi

istenemez.”

20. 5521 sayılı Kanun’un 15. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunda sarahat bulunmıyan

hallerde Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanır.”

21. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 316. maddesi şöyledir:

“(1) Basit yargılama usulü, kanunlarda açıkça

belirtilenler dışında, aşağıdaki durumlarda uygulanır:

…

d) Hizmet ilişkisinden doğan davalar.

…

g) Diğer kanunlarda yer alan ve yazılı

yargılama usulü dışındaki yargılama usullerinin uygulanacağı belirtilen dava ve

işler.”

22. 6100 sayılı Kanun’un 447. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“(1) Diğer kanunların sözlü yahut seri

yargılama usulüne atıf yaptığı hâllerde, bu Kanunun basit yargılama usulü ile

ilgili hükümleri uygulanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Mahkemenin 24/2/2016 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

24. Başvurucular; iş akitlerinin

feshinin geçersizliğinin tespiti ve işe iade istemiyle açtıkları davaların İlk

Derece Mahkemelerince kabul edildiğini, temyiz üzerine Yargıtay 22. Hukuk

Dairesince bu kararların bozularak ortadan kaldırılmasına ve davaların reddine

kesin olarak karar verildiğini; Yargıtayın, İlk

Derece Mahkemelerinin yerine geçerek hüküm kurmasının kanuni hâkim güvencesine

aykırı olduğunu, bu kararların esas yönünden de isabetli olmadığını, İzmir

ilinde çalıştıkları sırada işverenin İstanbul ilinde çalışmaları yönünde duyuru

yaptığını, iş şartlarında esaslı değişiklik oluşturan bu durumun, 4857 sayılı

Kanun’un 22. maddesine göre yazılı olarak bildirilmesi gerektiğini, bu emredici

hükme aykırı olarak nereye ve kaç gün süreyle asıldığı belli olmayan duyuru

nedeniyle yapılan feshin geçerli olmayacağını, işyerine aynı nitelikte işçi

alındığını beyan eden tanık H.G.nin beyanlarının

değerlendirilmediğini, iş akitlerinin feshinden sonra aynı işyerinde yeni

işçilerin daha düşük ücretlerle işe başlatıldığını, davalı Şirketin işletmesel karar almasını gerektiren mali güçlüğünün de

bulunmadığını, işyerinde aynı anda yaklaşık elli işçinin işine son verildiğini,

toplu şekilde işçi çıkarmanın 4857 sayılı Kanun’un 29. maddesine de aykırı

olduğunu, fesihlerin esas amacının ücretleri düşürmek olduğunu, ayrıca benzer

davalarda Yargıtay 7. ve 9. Hukuk Daireleri tarafından, ilk derece

mahkemelerince verilen işe iade davalarının kabulüne dair kararların onanmasına

rağmen, kendi açtıkları davalar sonunda verilen kararlarınYargıtay

22. Hukuk Dairesince ortadan kaldırılmasına ve davaların reddine karar

verildiğini belirterek adil yargılanma, çalışma ve sosyal güvenlik hakları ile

eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş; yoksun kaldıkları aylık

ücretleri ve yaptıkları yargılama giderlerine karşılık tazminat talebinde

bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

25. Başvurucuların iddialarının özü, iş akitlerinin geçerli bir

nedene dayanmaksızın feshedilmesi üzerine açtıkları işe iade davalarının haksız

şekilde reddedilmesiyle anayasal haklarının ihlal edildiğine ilişkindir.

26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların

iddiaları, Yargıtay tarafından verilen kararın gerekçesiz olması nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası kapsamında kabul edilerek bu yönden

değerlendirme yapılmıştır. Başvurucuların, Yargıtay tarafından davanın kesin

olarak reddine karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal

edildiği iddiası ayrıca incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Nihai

Kararın Yargıtay Tarafından Verilmesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

27. Başvurucular, iş akitlerinin geçerli

bir nedene dayanmaksızın feshedilmesi üzerine açtıkları işe iade davalarında

verilen davanın kabulüne dair kararların temyizi üzerine Yargıtay 22. Hukuk

Dairesince, İlk Derece Mahkemelerinin kararları ortadan kaldırılarak davaların

kesin olarak reddine karar verildiğini; Yargıtayın,

İlk Derece Mahkemesinin yerine geçerek hüküm kurmasının kanuni hâkim

güvencesine aykırı olduğunu belirterek adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

28. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

29. Anayasa’nın 141. maddesinin son fıkrası şöyledir:

“Davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

30. Anayasa’nın 142. maddesi şöyledir:

“Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri,

işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.”

31. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, ... açıkça

dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

32. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkının

ihlaline yönelik açık ve görünür bir belirti bulunmadığı hâllerde açık ve

görünür bir ihlalin olmadığı gerekçesiyle açıkça dayanaktan yoksunluk kararı

verebilir.

33. Anayasa’da mahkemelerin kuruluşunun, görev ve yetkilerinin,

işleyişinin ve yargılama usullerinin kanunla düzenlenmesi öngörülmüştür. Buna

göre usul kanunlarının Anayasa’ya uygun olmak koşuluyla düzenlenmesi kanun

koyucunun takdirine bırakılmıştır (Tufan

Şahin, B. No: 2012/799, 26/3/2013, § 19).

34. Başvuru konusu olayda iş akitleri feshedilen başvurucuların,

fesihlerin geçerli olmadığını ileri sürerek açtıkları davalarda iş uyuşmazlığı

bulunmakta olup Anayasa’nın 36. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin

(Sözleşme) 6. maddesi uyarınca somut yargılama faaliyetinin medeni hak ve

yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku bulunmamaktadır.

35. Adil yargılanma hakkı devlete uyuşmazlıkların makul süre

içinde nihai olarak sonuçlandırılmasını garanti edecek bir yargı sistemi kurma

ödevi yükler. İş akdinin işveren tarafından haksız yere feshedildiğini düşünen

bir çalışanın, bu işlemin hukuka uygunluğu hakkında derhâl bir yargı kararı

verilmesinde önemli bir kişisel yararı bulunmaktadır. Zira işten çıkarılmak

suretiyle geçim kaynağını kaybeden bir bireyin hukuki durumunun ivedilikle

açıklığa kavuşturulması gerekir. Bir bireyin geçim kaynağı olmaksızın hukuki

durumunun uzun süre belirsiz bırakılması hâlinde birey bu durumdan olumsuz

etkilenecektir. Bu nedenle iş uyuşmazlıklarının ivedilikle çözülmesi hususunda

yargı organlarının özel bir itina göstermesi gerekir (Nesrin Kılıç, B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 59).

36. Bu nedenle kanun koyucu iş hukukunun çalışanı koruyucu

niteliğini ve iş davalarının özelliklerini dikkate alarak genel mahkemelerin

dışında özel bir iş yargılaması sistemi oluşturmuş ve iş davalarının, konunun

uzmanı mahkemelerce mümkün olduğunca hızlı, basit ve ucuz bir biçimde

sonuçlandırılmasını amaçlamıştır. Özellikle işe iade davalarında yargılamanın

uzaması her iki taraf için de hukuki belirsizliğin devamına sebep olduğundan bu

davaların ivedilikle sonuçlandırılması ayrı bir öneme sahiptir. Bu durum iş

sözleşmesi feshedilen fakat bir an önce eski işine dönme beklentisi taşıyan ve

bu yüzden yeni bir işe başlamakta tereddüt eden işçi açısından önemli olduğu

gibi sözleşmesini feshettiği işçi yerine yeni bir işçi istihdam ederek iş

organizasyonunu tamamlamak isteyen işveren açısından da önemlidir. Dolayısıyla

iş sözleşmesinin feshine ilişkin uyuşmazlıkların kısa sürede sonuçlandırılması

hem çalışan hem de işverenin yararınadır (Nesrin

Kılıç, § 60).

37. Kanun koyucu, feshe itiraz davalarının özel önemini dikkate

alarak diğer iş davalarına oranla daha hızlı bir şekilde karara bağlanması için

4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinde özel hükümlere yer vermiştir. 4857 sayılı Kanun’un “Fesih

bildirimine itiraz ve usulü” kenar başlıklı 20. maddesine göre iş

güvencesi hükümlerine tabi işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi, işveren

tarafından feshedilirse işçi, bu feshin geçerli nedene dayanmadığı iddiasıyla

feshin kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren bir aylık hak düşürücü süre

içinde iş mahkemesinde feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davası

açabilmektedir. Kanun koyucu, işe iade davalarının yukarıda bahsedilen

özel önemine binaen 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesi gereğince seri muhakeme

usulüyle mahkemelerce iki ay içinde, bu davaların temyiz incelemesinin de bir

ay içinde sonuçlandırılması yönünde düzenleme yapmıştır.

38. Taraflar için 4857 sayılı Kanun’da belirtilen süreler kural

olarak kesin ve hak düşürücü nitelikte olmasına rağmen Kanun’un 20. maddesinde

mahkemeler için öngörülen süreler hak düşürücü nitelikte değildir. İşe iade

davalarının sonuçlandırılması için öngörülen iki aylık süre, mahkemelere

yönelik bir süre olduğundan düzenleyici nitelikte olup mahkemeler bu sürede

davayı sonuçlandıramasalar da daha sonra verdikleri kararların geçerli

olduğunda şüphe yoktur (Bayram Özkaptanoğlu [GK], B. No: 2013/1015, 8/4/2015, § 42).

39. Bunun yanında 6100 sayılı Kanun’un

30. maddesinde uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerektiği belirtilmiş,

bu amaçla 6100 sayılı Kanun’un 447. maddesiyle 4857 sayılı Kanun’un 20.

maddesinde olduğu gibi daha önce yürürlüğe girmiş olan kanunlarda yer alan

sözlü ve seri yargılama usulleri kaldırılmış, bunun yerine iş hukuku

uyuşmazlıklarına da uygulanmak üzere basit yargılama usulü getirilmiştir. Bu durumda işe iade davalarında da

takip edilmesi gereken yargılama usulü 6100 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 1/10/2011 tarihinden itibaren basit yargılama usulü

olmuştur.

40. Basit yargılama usulü; 6100 sayılı

Kanun’un 316. maddesinde yer alan davalar ile kanunlarda açıkça belirtilen bazı

davalarda uygulanan ve yazılı yargılama usulünden daha basit ve çabuk işleyen,

daha kısa bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile

sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür.

41. Temyiz incelemesinde ilke olarak temyiz mercii, ilk derece

mahkemesi kararının hukuka ve kanuna uygunluğunu denetler ve herhangi bir aykırılık

tespit etmesi hâlinde hükmü bozarak yeniden karar verilmek üzere dosyayı ilk

derece mahkemesine geri gönderir. Bu genel ilke, kanun koyucunun düzenlediği

usul kanunları çerçevesinde tespit edildiği gibi yine usul kanunları ile bu

genel ilkeye bazı hallerde istisnalar getirilmesi mümkündür. Anayasa ve Sözleşme’de yer verilen adil yargılanma hakkı kapsamında

temyiz incelemesi sonucunda kararın hukuka aykırılığının tespit edilmesi

hâlinde yeniden karar verilmesi için dosyanın mutlaka ilk derece mahkemesine

geri gönderilmesine yönelik bir hak bulunmamaktadır (Bayram Özkaptanoğlu, § 45).

42. Yukarıda da belirtildiği üzere işe iade davaları başta olmak

üzere iş hukukuna dayalı davalar, işçinin korunması ve mağduriyetinin önlenmesi

amacıyla kısa sürede bitirilmesi öngörülen uyuşmazlıklardır. Bu amaçla kanun

koyucu işe iade davalarının daha hızlı sonuçlandırılmasına yönelik birtakım

özel düzenlemeler yapmıştır. Bu çerçevede 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin

üçüncü fıkrası çerçevesinde işe iade davalarının temyiz aşamasında, ilk derece

mahkemesinin kararının yerinde olmadığı kanaatine varıldığında, araştırılması

gereken başkaca bir husus da bulunmadığının tespiti durumunda Yargıtay

tarafından işe iade talebi hakkında kesin olmak üzere karar verilmektedir.

43. Başvuruya konu davalarda, taraflarca bildirilen tanıklar

dinlenip emsal dosyalarda alınan bilirkişi raporları ile taraflarca sunulan

diğer deliller toplanmış; Yargıtayca araştırılması

gereken başkaca bir husus bulunmadığına kanaat getirilerek işe iade talepleri

hakkında kesin hüküm kurulmuştur.

44. 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin üçüncü fıkrasında yer

verilen “mahkemece verilen kararın temyizi

halinde Yargıtay ilgili Dairesinin vereceği kararın kesin olması”

kuralı ile amaçlanan husus, işe iade davalarının işçi açısından taşıdığı değer

ve işçinin kişisel menfaati gereği hızlı sonuçlandırılması ve işçinin

korunmasıdır. Yargıtay tarafından hukuka uygun olmayan derece mahkemesi

kararlarının bozulması hâlinde, dava dosyasıyla ilgili olarak araştırılması gereken

başka bir husus kalmadığı ve delillerin tamamlandığı anlaşıldığında, davanın

esasına yönelik olarak kesin karar verilmesi, yargılama sürecini hızlandırma

amacına yöneliktir. Kanunla getirilen söz konusu kuralın uygulanmasının tek

başına adil yargılanma hakkını ihlal ettiğinden söz edilemez. Yargıtay

tarafından işin esasına girilerek kesin olarak nihai karar verilmesi hukuka

aykırı ve keyfî bir uygulama niteliğinde de değildir.

45. Başvurucular ayrıca Yargıtayın,

İlk Derece Mahkemesinin yerine geçerek hüküm kurmasının kanuni hâkim

güvencesine aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir.

46. Kanuni hâkim güvencesi, mahkemelerin kuruluş ve yetkileri

ile izleyecekleri yargılama usulünün yasal düzenleme ile ve dava konusu olay

ortaya çıkmadan önce belirlenmesini gerektirir. Bu düzenleme Anayasa Mahkemesi

kararlarında, kişinin hangi mahkemede yargılanacağını önceden ve kesin olarak

bilmesini gerektiren doğal hâkim ilkesini koruyan bir hüküm olarak ele

alınmaktadır (Tahir Gökatalay,

B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 79; AYM, E.2002/170,

K.2004/54, 5/5/2004; E.2005/8, K.2008/166,20/11/2008).

47. Kanuni hâkim güvencesi, sadece

mahkemelerin yargı yetkisi içinde yer alan konuların belirlenmesini değil; her

bir mahkemenin kuruluşu ve yer bakımından yargı yetkisinin belirlenmesi de

dâhil olmak üzere mahkemelerin organizasyonlarına ilişkin tüm düzenlemeleri

ifade etmekte, mahkemelerin görev ve yetki alanlarının açık ve anlaşılır

biçimde tespit edilmesi gereğini ortaya koymaktadır (Tahir Gökatalay, § 80).

48. Bu güvence, suçun işlenmesinden veya çekişmenin doğmasından

önce davayı görecek yargı yerini yasanın belirlemesi şeklinde tanımlanmaktadır.

Kanuni hâkim güvencesi yargılama makamlarının suçun işlenmesinden veya

çekişmenin meydana gelmesinden sonra kurulmasına veya yargıcın atanmasına,

başka bir ifadeyle sanığa veya davanın taraflarına göre hâkim atanmasına engel

oluşturur (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

49. Başvurucuların taraf olduğu uyuşmazlıklar, ilgili kanun

hükümleri çerçevesinde kurulmuş olan mahkemelerde yine daha önceden belirlenmiş

usul kurallarına göre yürütülmüş ve sonuçlandırılmıştır. Dolayısıyla Yargıtayın, İlk Derece Mahkemesinin yerine geçerek hüküm

kurmasının kanuni hâkim güvencesine aykırı olduğu söylenemez.

50. Açıklanan nedenlerle başvurucuların nihai kararın Yargıtay

tarafından verilmesi nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiği

iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Gerekçeli

Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

51. Başvurucular; açmış oldukları işe iade davalarında İlk

Derece Mahkemelerince verilen davanın kabulüne dair kararların, Yargıtay 22.

Hukuk Dairesince ortadan kaldırılarak davaların reddine karar verildiğini,

Yargıtay tarafından delillerin değerlendirilmediğini belirterek Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir.

52. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedenin de bulunmadığı anlaşılan,

Yargıtay 22. Hukuk Dairesince verilen davanın reddine dair kararın gerekçesiz

olması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

53. Başvurucular; iş akitlerinin

feshinin geçersizliğinin tespiti ve işe iade istemiyle açtıkları davaların İlk

Derece Mahkemelerince kabul edildiğini, temyiz üzerine Yargıtay 22. Hukuk

Dairesince bu kararların bozularak ortadan kaldırılmasına ve davaların reddine

kesin olarak karar verildiğini, İzmir ilinde çalıştıkları sırada işverenin

İstanbul ilinde çalışmaları yönünde duyuru yaptığını, iş şartlarında esaslı

değişiklik oluşturan bu durumun, 4857 sayılı Kanun’un 22. maddesine göre yazılı

olarak bildirilmesi gerektiğini, bu emredici hükme aykırı olarak nereye ve kaç

gün süreyle asıldığı belli olmayan duyuru nedeniyle yapılan feshin geçerli

olmayacağını, işyerine aynı nitelikte işçi alındığını beyan eden tanık H.G.nin beyanlarının değerlendirilmediğini, iş akitlerinin

feshinden sonra aynı işyerinde yeni işçilerin daha düşük ücretlerle işe

başlatıldığını, davalı Şirketin işletmesel karar

almasını gerektiren mali güçlüğünün de bulunmadığını, işyerinde aynı anda

yaklaşık elli işçinin işine son verildiğini, toplu şekilde işçi çıkarmanın 4857

sayılı Kanun’un 29. maddesine de aykırı olduğunu, fesihlerin esas amacının

ücretleri düşürmek olduğunu, ayrıca benzer davalarda Yargıtay 7. ve 9. Hukuk

Daireleri tarafından, ilk derece mahkemelerince verilen işe iade davalarının

kabulüne dair kararların onanmasına rağmen, kendi açtıkları davalar sonunda

verilen kararların, Yargıtay 22. Hukuk Dairesince ortadan kaldırılmasına ve

davaların reddine karar verildiğini belirterek adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

54. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

55. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları

gerekçeli olarak yazılır.”

56. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

57. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı

organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak

da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle

güvence altına alınan hak arama özgürlüğü -kendisi bir temel hak niteliği

taşımasının ötesinde- diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde

yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden

biridir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının

gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak arama

hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).

58. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhil

olmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi adil yargılanma hakkının

unsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında

kabul edilmekte olup bu hak ve gerekçeli karar hakkı da makul sürede yargılanma

hakkı gibi adil yargılanma hakkının somut görünümleridir. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili

hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar

hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara Anayasa’nın 36.

maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013,

§ 38).

59. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma

hakkının unsurlarından biri olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde

anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın

niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir

yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız

bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve diğerleri, B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26). Gerekçenin ayrıntısı davanın niteliğine göre

değişmekle birlikte, kararın hüküm kısmına dayanak oluşturacak hukuki bir

gerekçenin kısa ve özet de olsa bulunmasının zorunlu olduğu açıktır (Vesim Parlak, B. No: 2012/1034, 20/3/2014, § 33).

60. Kararların gerekçeli olması, davanın taraflarının mahkeme

kararının dayanağını öğrenerek mahkemelere ve genel olarak yargıya güven

duymalarını sağladığı gibi tarafların kanun yoluna etkili başvuru yapmalarını

mümkün hâle getiren en önemli faktörlerdendir. Gerekçesi bilinmeyen bir karara

karşı gidilecek kanun yolunun etkin kullanılması mümkün olmadığı gibi

bahsedilen kanun yolunda yapılacak incelemenin de etkin olması beklenemez (Vesim Parlak, § 34).

61. Mahkemeler, kararlarını hangi temele dayandırdıklarını

yeterince açık olarak belirtme yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülük,

tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olmasının yanı sıra

tarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun

bir biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri için de gereklidir. Kararda tam

olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına

bağlıdır. Bununla birlikte yargılama sırasında açık ve somut biçimde öne

sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle

davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde davayla doğrudan

ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi

gerekir. Ancak mahkemelerin davanın taraflarınca ileri sürülen iddia ve

savunmalara şeklen cevap vermiş olmaları yeterli olmayıp iddia ve savunmalara

verilen cevapların dayanaksız olmaması, mantıklı ve tutarlı olması da gerekir.

Başka bir ifadeyle mahkemelerce belirtilen gerekçeler, davanın şartları dikkate

alındığında makul olmalıdır (Sencer Başat ve

diğerleri [GK], B. No:

2013/7800, 18/6/2014, §§ 34-36).

62. Makul gerekçe; davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl

nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere

dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki

bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır (İbrahim

Ataş, B. No.2013/1235, 13/6/2013, §

24).Mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında

ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul ve

esasa dair iddia veya savunmaların cevapsız bırakılması, gerekçeli karar hakkı

kapsamında adil yargılanma hakkının ihlaline neden olabilir.

63. Yargılama makamları yargılamanın taraflarınca ileri sürülen

iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Bununla birlikte

belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek

istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi esasen

derece mahkemelerine aittir (Yüksel Hançer,

B. No: 2013/2116, 23/1/2014, § 19). Delillerin kabul

edilebilirliği, öncelikle ulusal hukuk kurallarına göre millî mahkemelerce

değerlendirilir. AİHM, yargılama sürecini bütün olarak dikkate alarak bu

süreçte delillerin nasıl sunulduğu da dâhil olmak üzere tüm deliller yönünden

hakkaniyetsiz bir değerlendirme yapılıp yapılmadığını inceler (Schuler-Zgraggen/İsviçre, B. No: 14518/89, 24/6/1993, § 66).

64. Başvuru konusu davalarda başvurucular, iş akitlerinin

işveren tarafından haklı ve geçerli bir nedene dayanılmaksızın feshedildiğini

ileri sürerek işe iadelerine karar verilmesini talep etmişler; davalı işveren,

fesihlerin işyerinin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir nedene dayandığını

ileri sürerek davaların reddini istemiştir.

65. Mahkemelerce tarafların

bildirdikleri tanıklar dinlenmiş, emsal dosyalarda alınan bilirkişi raporları

değerlendirilmiş; Yargıtay 9. Hukuk Dairesince benzer davalarda işe iade

kararlarının onandığı dikkate alınarak başvurucuların iş akitleri sona

erdirilmeden önce başka bir işte çalıştırma hakkında kendilerine bir teklif

yapılmadığı, diğer işyerlerinde istihdam olanağının bulunup bulunmadığı yönünde

herhangi bir çalışma yapılmaksızın başvurucuların iş akitlerinin sona

erdirildiği, ispat yükü davalı işverene ait olmasına rağmen davalının bu

konudaki ispat külfetini yerine getirmediği; başvurucuların iş akitlerinin

feshedilmesinin geçerli bir nedene dayanmadığı gerekçeleriyle davaların

kabulüne, davalı tarafından yapılan fesihlerin geçersizliğine ve davacıların

işe iadesine karar verilmiştir.

66. Davalının temyizi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesince “başvurucuların iş akitlerinin THY tarafından bazı

illerde ikram yüklemelerinin kaldırılıp bunun İstanbul’dan yapılmasının

istenmesi, bunun sonucunda önemli miktarda iş kaybının olduğu, tasarruf

önlemlerinin alınması gerektiği, ayrıca yapılan duyuruya rağmen İstanbul’da

görev alma konusunda başvurucuların başvurusunun olmadığı ve başka bir kadroda

istihdam edilmelerinin de mümkün olmadığı gerekçesiyle 4857 sayılı Kanun’un 17.

ve 18. maddeleri uyarınca feshedildiği, davalı işverenin, fesih bildiriminde

belirttiği hususları 20/11/2011 tarihinde işyerinde

tüm çalışanlarına duyuru şeklinde bildirdiği, bu duyuru neticesinde İstanbul’da

çalışmayı kabul edip orada işe başlayan işçilerin olduğu, başvurucuların bu iş

teklifine başvurmadıkları, İstanbul dışındaki diğer illerde çalışan sayısının

azaltıldığı, bu kapsamda davalı işverenin işletmesel

bir karar aldığı ve bu kararın istihdam fazlası meydana getirdiği, davalının,

kararı tutarlı bir şekilde uyguladığı ve feshe son çare olarak başvurduğu,

dolayısıyla feshin geçerli bir sebebe dayandığı” gerekçeleriyle

davaların reddi yerine kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu ve bozmayı

gerektirdiği belirtilerek, 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin üçüncü fıkrası

uyarınca hükümlerin bozularak ortadan kaldırılmasına ve davaların reddine kesin

olarak karar verilmiştir.

67. Bir davada maddi olguları bildirmek tarafların, bunları

hukuksal nitelendirmeye tabi tutmak hâkimin görevidir. Taraflarca bildirilip

iddia ve savunmaya dayanak yapılan maddi olgular mahkemece tam olarak

saptanmalı ve maddi olguların hukuksal nitelendirmesi yapılıp ilgili hukuk

kuralları uygulanmalıdır.

68. Bir mahkeme kararının gerekçesi; o davaya konu maddi

olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve

hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar, maddi olgular ile hüküm

arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların hangi nedenle haklı veya

haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve hukuka uygunluk

denetimini yapabilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün

hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta

gösteren bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur (Bayram Özkaptanoğlu, § 78).

69. Başvurucuların açtıkları davalarda

İlk Derece Mahkemeleri, 4857 sayılı Kanun’un 22. ve 29. maddelerine uygun

bildirimin yapılmadığını kabul ederek davaların kabulüne karar vermiş ise de

Yargıtay 22. Hukuk Dairesince, davalı Şirketin fesih bildiriminde belirttiği

hususları duyuru şeklinde işyerindeki tüm çalışanlarına bildirdiği, bu duyuru

neticesinde de Şirketin İstanbul ünitesinde çalışmayı kabul edip orada işe

başlayan işçilerin olduğu, başvurucuların ise iş teklifine müracaat

etmedikleri, davalı işverenin işletmesel bir karar

aldığı ve bu kararın istihdam fazlası meydana getirdiği, davalının kararı

tutarlı bir şekilde uyguladığı ve feshe son çare olarak başvurduğu, dolayısıyla

fesihlerin geçerli bir sebebe dayandığı belirtilerek davaların reddine karar

verilmiştir.

70. Tebliğ kelimesi bildirme, duyurma, anlatma, haber verme

anlamlarına gelmektedir. Hukuki bir terim olarak tebliğ, hukuki sonuç doğurmaya

elverişli bir hususun muhatabına bildirilmesi işlemidir. Tebliğ, konusuna göre

ilgili mevzuatta resmî ya da özel yöntemlerle ve biçimsel olarak da yazılı veya

ilan yöntemiyle ya da posta veya iletişim araçları yolu ile yapılması gereken

usul işlemi olarak düzenlenmiştir. Tebliğ, muhataba ulaştırılış şekline göre de

doğrudan doğruya tebliğ ve vasıtalı tebliğ olarak ikiye ayrılmaktadır. Tebliğin

hukuken geçerli kabul edilebilmesi için ilgili mevzuatta öngörülen yönteme

uygun olarak yerine getirilmesi gerekmektedir. İncelenen uyuşmazlık için, 4857

sayılı Kanun’un 22. maddesinde “İşveren, ...

çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancak,

durumu işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir.” denilmeksuretiyle tebliğin yöntemi bakımından işçiyi

muhatap alan “yazılı bildirim” esası

benimsenmiştir. Anılan cümlenin devamında “bu

şekle uygun olarak yapılmayan ... değişiklikler

işçiyi bağlamaz.” denilerek belirlenen tebligat yöntemi, maddede

düzenlenen işçi haklarının kanuni güvencesi olarak düzenlenmiştir.

71. Davalı işverenin temyizi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesi

tarafından başka bir araştırma yapılmadan ve dosyadaki aynı deliller

değerlendirilmek suretiyle İlk Derece Mahkemelerince verilen kararlar ortadan

kaldırılarak davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Başvurucuların,

tebliğin kanuna uygun yapılmadığına yönelik iddiasına karşılık Yargıtay 22.

Hukuk Dairesince 4857 sayılı Kanun’un 22. maddesinin ilk cümlesindeki “İşveren....çalışma

koşullarında esaslı bir değişikliği ancak durumu işçiye yazılı olarak bildirmek

suretiyle yapabilir....” şeklindeki hükmün yorumlanması ve yazılı

bildirimin şekli konusunda açıklama yapılmamış; ayrıca emsal dosyalarda alınan

ve davalı işverenin mali durumunu gösteren bilirkişi raporlarının hangi

gerekçeyle dikkate alınmadığı, başvurucuların iş akitlerine son verilmesinden

sonra iş yerine yeni işçi alınıp alınmadığı konusunda dosyaya sunulan bilirkişi

raporlarındaki verilerin değerlendirilmediği, aynı konuda beyanda bulunan

tanıkların ifadelerinin tartışılmadığı anlaşılmıştır. Bu durum, başvurucuların

adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar haklarının ihlal edildiği

sonucunu doğurmaktadır.

72. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma haklarının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un

50. Maddesi Yönünden

73. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

74. Başvurucular yoksun kaldıkları aylık ücretleri ve yaptıkları

yargılama giderlerine karşılık tazminat talebinde bulunmuşlardır.

75. Adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

76. Adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak

üzere Yargıtay 22. Hukuk Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

77. İhlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin Yargıtay 22. Hukuk Dairesine

gönderilmesine karar verildiğinden Yargıtay 22. Hukuk Dairesince

değerlendirilebilecek olan başvurucuların tazminat taleplerinin reddine karar

verilmesi gerekir.

78. Dosyadaki belgelerden tespit edilen yargılama gideri olarak

198,35 TL harcın birinci başvurucuya, 206,10 TL harcın diğer başvuruculara ayrı

ayrı, 1.800 TL vekâlet ücretinin başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Nihai kararın Yargıtay tarafından verilmesi nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

Yargıtay 22. Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. Yargılama gideri olarak 198,35 TL harcın birinci başvurucuya,

206,10 TL harcın diğer başvuruculara AYRI AYRI, 1.800 TL vekâlet ücretinin

BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

24/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Kamil KAYA Basvurucular : 1. İlknur YILMAZ 2. Mesut KURUÇAY 3. Murat TANIŞMA Vekili : Av. Hüseyin PEHLİVAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2651, 24 Şubat 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların
  12. B. No: 2013/2116, 23/1/2014, § 19). Delillerin kabul
  13. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  14. C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin
  15. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  16. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Paksüt
  18. M. Emin KUZ
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2651
Tarih
24 Şubat 2016

İlgili Kararlar

  • Seyithan Akkuş Başvurusu (B. No: 2013/4267)
  • Ahmet Avcı ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1824)
  • Gemak Gemi İnşaat Sanayi ve Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/7698)
  • Muzaffer Özer ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1146)
  • Sadık Sabancılar Başvurusu (B. No: 2013/3536)
  • Ahmet Erbek Başvurusu (B. No: 2013/3197)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.