İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Seçkin Sökmez Başvurusu (B. No: 2014/16328)

1. Başvuru; alkollü araç kullandığı şüphesiyle durdurulan

Başvuru No2014/16328Tarih27 Aralık 2017Okuma34 dk · 6.812 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Seçkin Sökmez Başvurusu

Karar tarihi
27 Aralık 2017
Başvuru Numarası
2014/16328
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.812 kelime·34 dk okuma·25 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; alkollü araç kullandığı şüphesiyle durdurulan

ve kimlik ibraz edemeyen avukatın kelepçeli olarak polis merkezine getirilerek

bir süre tutulması nedeniyle özgürlük ve güvenlik hakkının, mahkeme kararı

olmadan alkol muayenesi yapılması nedeniyle maddi ve manevi varlığının

korunması hakkının, hakkında yürütülen yargılamada iddialarının dikkate

alınmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvurucu 2014/16328 numaralı bireysel başvuruyu 22/9/2014

tarihinde, 2015/13469 sayılı bireysel başvuruyu ise 28/7/2015 tarihinde

yapmıştır.

3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonlarca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanları tarafından başvuruların kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. 2014/16328 numaralı başvuru belgelerinin bir örneği

bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş

sunmamıştır.

7. Konu yönünden irtibatları nedeniyle başvuruların

birleştirilmesine, 2015/13469 numaralı bireysel başvurunun kapatılmasına ve

incelemenin 2014/16328 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden

yürütülmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

A. Uyuşmazlığın Arka Planı

9. Başvurucu, Aydın Barosuna kayıtlı bir avukattır.

10. Aydın ilinde, 27/12/2013 günü saat 01.30 sıralarında

bir aracın zikzaklar çizerek seyir hâlinde olduğunun görülmesi üzerine devriye

görevi yapan sivil bir polis ekibi ilgili aracı takibe almıştır. Polis aracı,

tepe lambasını takarak başvurucunun kullandığı aracın durması için uyarılarda

bulunmuştur. İkazlara rağmen aracını sürmeye devam eden başvurucu, gelen

takviye ekiplerle beraber sıkıştırılmak suretiyle durdurulabilmiştir.

Soruşturma evrakından, polislerin başvurucunun aracını durdurduğu noktada

herhangi bir güvenlik kamerası ve mobese görüntüsünün bulunmadığı

anlaşılmaktadır.

11. Kolluk görevlileri başvurucudan kimlik göstermesini

ve araçtan inmesini istemişlerdir. Kolluk görevlilerince düzenlenen 27/12/2013

tarihli tutanağa göre;

i. Başvurucu yalnızca avukat olduğuna dair bir kartvizit

gösterebilmiştir.

ii. Başvurucunun alkollü olduğunu kabul ettiği ve polise

yakın biri olduğunu, evinin de yakın yerde olduğunu söyleyerek bu defa

görmezden gelinmesini talep ettiği belirtilmiştir.

iii. Kolluk görevlileri ise başvurucuya kartvizitin

kimlik belgesi yerine geçmediğini söyleyerek, nüfus cüzdanı veya avukat

kimliğini göstermesini istemişlerdir.

iv. Bunun üzerine başvurucu sinkaflı küfür ve

hakaretlerde bulunmuş, kolluk görevlilerine mukavemette bulunmuştur.

v. Kolluk görevlilerince kelepçe takılan başvurucu Aydın

Efeler Polis Merkezine götürülmüştür.

12. Polis memurlarının düzenlediği CD inceleme ve

fotoğraflama tutanaklarında; başvurucunun T.C. kimlik numarasını söylememekte

ısrar ettiği, saldırgan tavırlar sergilediği, bunun üzerine 01.44'de

başvurucunun bekleme odasına götürüldüğü, odadan çıkmak istediği ve elleri

kelepçeli olarak beklediği görülmektedir.

13. Kolluk görevlilerinin Cumhuriyet savcısı ile yaptığı

görüşme sonrası alınan emirler ile bu emirlerin yazılı emre dönüştürülmesine

ilişkin 27/12/2013 tarihinde saat 01.50'de tutulan tutanakta; başvurucunun

kimliğinin tespit edilmesi ile doktor ve alkol raporu alınması, şüphelinin daha

sonra ifadesi alınmak üzere polis merkezinden serbest bırakılması yönündeki

talimatların Cumhuriyet savcısının imzası ile yazılı emre dönüştüğü

anlaşılmaktadır.

14. Başvurucu, saat 01.57'de doktor raporunun alınması ve

alkol testinin yapılabilmesi için hastaneye götürülmüştür. Bu esnada polis

memurları araç içerisinde cep telefonu ile görüntü ve ses kaydı yapmıştır. Bu

sırada başvurucu, cep telefonundan çekim yapıldığı bilgisine sahiptir. Polis

memurlarının düzenlediği bu cep telefonu kayıt tutanağı dikkate alındığında;

başvurucunun polislerle yaşadığı tartışmanın devam ettiği, ancak araç

içerisinde başvurucunun T.C. kimlik numarası ile ismini söylediği

anlaşılmaktadır. Ayrıca aynı tutanakta, başvurucunun polis memurlarından şikâyetçi

olduğunu acildeki doktora söylediği ve başvurucunun kan vermemek için direndiği

ifade edilmekte, görevli hemşire tarafından kan alma işleminin yapıldığı

belirtilmektedir. Başvurucunun saat 02.16'da kanı alınmıştır.

15. Başvurucu yaklaşık yarım saat sonra ilgili ekiple

beraber polis merkezine geri gelmiştir. Bu sırada şahsın kelepçesinin çözülmüş

olduğu görülmektedir. Polis merkezinde saat 02.50'de tutulan tutanakta;

başvurucunun polise güvenmediği, alkolmetreyi üflemek istemediği ve kan vermek

istediğini beyan etmesi üzerine başvurucuya kan tahlili yaptırıldığı ve

"hakaret, trafik güvenliğini tehlikeye düşürme, görevli memura fiili

mukavemet" sebebiyle adli işlem yapılmak üzere doktor raporu alındığı

ifade edilmektedir. Başvurucu, tutanağı imzalamaktan imtina etmiştir.

16. Saat 03.35'de tutulan ve başvurucunun babasının da

imzaladığı tutanakta sağlıklı bir şekilde babasına teslim edildiği, alkolün

etkisi geçtikten sonra polis merkezine gelmesi gerektiğinin izah edildiği

belirtilmiştir. Daha sonra başvurucu, polis merkezinden babası ile beraber

ayrılmıştır.

17. Doktor raporuna göre başvurucunun her iki kolunun

pazu kısmında ekimozlar ve sağ ayak diz kapağında sıyrık olduğu, başvurucunun

hayati tehlikesinin mevcut olmadığı belirtilmiştir. Kan testi sonucunda ise

başvurucunun 3,297 promil alkollü olduğu belirtilmiştir. Normal değer aralığı

ise 0 ila 0,50'dir.

18. Aynı gece polis merkezinde görevli dört polis memuru,

bir komiser yardımcısı nezdinde ifade vererek, kendilerine hakaret edilmesi

nedeniyle başvurucudan şikâyetçi olmuşlardır. Ayrıca başvurucunun polis

merkezinde beklerken odada bulunan eşyaların bir kısmına ayağıyla zarar vermesi

nedeniyle de tutanak tutulmuştur.

B. Polis

Memurları Hakkındaki Soruşturma Süreci

19. 27/12/2013 tarihinde başvurucu da kendisine yönelik

yapılan muameleler ve eylemler sebebiyle görevli polis memurları hakkında

şikâyetçi olmuştur. Başvurucunun ifadesi aynı gün Cumhuriyet savcısı

nezaretinde müşteki sıfatıyla alınmıştır. Aydın Cumhuriyet Başsavcılığı

27/12/2013 tarihli yazıyla Aydın Adli Tıp Şube Müdürlüğünden kolluk görevlileri

tarafından darp edildiği iddiası nedeniyle yürütülen soruşturmaya esas olmak

üzere varsa yaralanmaya ilişkin rapor istemiştir. 7/5/2014 tarihinde düzenlenen

rapora göre başvurucunun darp sonucu meydana gelen yaralanmasının kişinin

yaşamını tehlikeye sokan bir durum oluşturmadığı, kişi üzerindeki etkisinin

basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu

belirtilmiştir.

20. Polis memurları hakkında 9/6/2014 tarihinde çeşitli

suçlardan dolayı ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Kararın

gerekçesinde; başvurucunun kendisine isnat edilen suçlamalardan kurtulmaya

çalıştığı, olmadığı takdirde tahrik hükümlerinden faydalanmaya çalıştığı

yönünde kanaat oluştuğu, polis memurlarına isnat edilen eylemlerle ilgili

olarak soyut iddialar dışında kamu davası için yeterli ve kesin delil

bulunmadığı belirtilmiştir.

21. Başvurucu tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair

karara itiraz üzerine Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesi 4/8/2014 tarihinde

görevsizlik kararı vermiştir. Dosyanın gönderildiği Aydın 1. Sulh Ceza

Hâkimliği 8/9/2014 tarihli kararıyla itirazı kısmen kabul ederek, isnat edilen

"hakaret" suçu yönünden itirazın kabulüne, diğer itirazların reddine

kesin olarak karar vermiştir.

22. Anılan karar 19/9/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir. Başvurucu, Aydın 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 8/9/2014 tarihli kararı

ile ilgili olarak 22/9/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

23. Olay tarihinde görevli polis memurlarından ikisi

hakkında "hakaret" suçu kapsamında düzenlenen iddianame

sebebiyle yürütülen yargılama sonucunda ise Aydın 1. Asliye Ceza Mahkemesinin

11/1/2016 tarihli kararıyla sanık polis memurları hakkında beraat kararı

verilmiştir. Başvurucunun temyiz istemi nedeniyle dava Yargıtay nezdinde

derdesttir.

24. Başvurucunun şikâyetçi olduğu polis memurları

hakkında takipsizlik kararı verilmesi ve takipsizlik kararına karşı yapılan

itirazın reddedilmesinden iki gün sonra 10/9/2014 tarihinde kayıt altına alınan

dilekçeyle başvurucu, yukarıda belirtilen mahkeme kararını da göstererek

olaylar sırasında görevli olan polis memurları hakkında çeşitli suçların

işlendiğini ileri sürerek tekrar şikâyetçi olmuştur.

25. Aydın Cumhuriyet Başsavcılığınca bu defa 2014/13433

numaralı soruşturma dosyası kapsamında incelemeler yapılmış, 17/10/2014

tarihinde dosya inceleme tutanağı düzenlenmiş ve şüpheli polis memurları

hakkında daha önceden aynı iddialar kapsamında soruşturma yapıldığı

belirtilerek 23/11/2015 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

verilmiştir. Ancak başvurucunun; görevli polis memurlarının olay günü

alkolmetre olmadığı hâlde alkolmetre varmış gibi tutanak tuttukları, uzman

bilirkişi raporunda da herhangi bir alkolmetre üfleme teklifi yapılmadığının belirtildiği

yönündeki iddia yönünden dosyada ayırma kararı verilmiştir. Görevli memurların

üzerlerine atfedilebilecek eylemin "görevi kötüye kullanma" suçu

kapsamında olabileceği ve bu eylem yönünden hukuki ve fiili irtibat olmaması

nedeniyle dosyanın tefrik edilmesine ilişkin karar verilmiştir.

26. Daha sonra "görevi kötüye kullanma" suçu

kapsamında şüpheli polis memurları hakkında yürütülen 2015/18150 numaralı

soruşturma dosyası kapsamında, Aydın Cumhuriyet Başsavcılığının 18/3/2016

tarihli kararıyla yeterli şüphe oluşturacak delil bulunmadığı gerekçesiyle

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.

C. Başvurucu

Hakkındaki Dava Süreci

27. Aydın Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 9/6/2014

tarihinde düzenlenen ve başvurucunun şüpheli olduğu, polis memurlarının ise

müşteki olduğu 2013/18884 numaralı iddianamede başvurucuya, "görevi kötüye

kullanma suçuna azmettirme, kamu görevlilerine müteselsilen hakaret, kamu

malına zarar verme ve trafik güvenliğini tehlikeye sokma" suçlamaları

isnat edilmiştir.

28. Aydın 2. Asliye Ceza Mahkemesi 13/6/2014 tarihinde,

başvurucu hakkında düzenlenen iddianamenin "görevi kötüye kullanma suçuna

azmettirme" yönünden iadesine karar vermiştir. İddianamenin iadesi

kararına Cumhuriyet Başsavcılığınca itiraz edilmiştir. Aydın 3. Ağır Ceza

Mahkemesinin 24/6/2014 tarihli kararıyla itiraz kabul edilerek, iade kararının

kaldırılmasına karar verilmiştir. Nihayetinde başvurucu hakkında Aydın

Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/18884 numaralı dosya kapsamında düzenlenen

iddianame ile Aydın 2. Asliye Ceza Mahkemesi duruşma günü belirlemiştir.

29. 13/11/2014 tarihinde yapılan duruşmada başvurucu,

hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının uygulanmasını kabul etmiştir.

30. Aydın 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 28/4/2015 tarihli

kararıyla başvurucunun "hakaret, trafik güvenliğini tehlikeye sokma

ve görevi yaptırmamak için direnme" suçları yönünden mahkûmiyetine

ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. "Mala zarar

verme ve görevi kötüye kullanma suçuna azmettirme" yönünden ise beraat

kararı verilmiştir. Mahkemenin gerekçesinde iddianameye, müştekinin ve

başvurucunun beyanlarına, tanık ifadelerine yer verildikten sonra her bir suç

yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılmıştır. Bu kapsamda ilk olarak kayıt

altına alınan CD'lerin ayrı ayrı izlendiği belirtilerek, başvurucunun olaylar

sırasındaki sözleri belirtilmiştir. "Trafik güvenliğini tehlikeye

sokma" suçu kapsamında ise başvurucuda saptanan alkol miktarı ile emsal

raporlarda belirtilen değerler dikkate alınmıştır. Bu kapsamda Adli Tıp

Kurumunun ve Yargıtayın uygulamaları dikkate alındığında 1,00 promil alkol

üzerindeki alkol promil miktarının her hâlde trafik güvenliğini tehlike suçu

oluşturacağı belirtilmiştir. "Görevini yaptırmamak için direnme" suçu

kapsamında başvurucunun eylemlerinin sabit olduğu değerlendirilerek ve tek

eylem düşüncesiyle hüküm kurulmuştur.

31. Başvurucu, hükmün açıklanmasının geri bırakılması

kararına karşı itiraz yoluna gitmiştir. Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesinin

9/7/2015 tarihli kararında; başvurucu hakkında hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilen suçlar yönünden suçun işlenmesiyle oluşan ve

giderilmesi gereken maddi zararın söz konusu olmadığı, başvurucunun adli sicil

kaydında mahkûmiyet kaydının bulunmadığı, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının

kabul edildiği dikkate alınarak itiraz reddedilmiştir.

32. Başvurucu bu defa yargılandığı suçlar kapsamında

28/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

D. İdari

Yaptırım Süreci

33. Başvurucunun kimliğini görevli polis memurlarına

ibraz etmemesi nedeniyle başvurucu hakkında tesis edilen idari para cezası,

Aydın 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 3/9/2014 tarihli kararıyla kesin olarak iptal

edilmiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun kimliğini ve T.C. kimlik

numarasını söylemekten bir süre imtina etmiş ise de akabinde kimliğini

açıkladığı belirtilmiştir. Kararda ayrıca başvurucunun avukat kartını kolluk

görevlilerine verdiğine de vurgu yapılmıştır. Hâkimlik, başvurucunun kimliğini

açıkladığından dolayı idari para cezası düzenlenmesi gereğinin ortadan kalktığı

sonucuna varmıştır.

E. Başvuru

Tarihinden Sonra Yaşanan Olaylar

34. Anayasa Mahkemesi 28/1/2015 tarihinde, başvurucudan

kan örneği alınmasına ilişkin Cumhuriyet savcısı kararının hâkim ya da mahkeme

tarafından onaylanmasına dair kararının onaylı suretini Aydın Cumhuriyet

Başsavcılığından istemiştir.

35. 2/2/2015 tarihli gelen cevap yazısı şu şekildedir:

"İlgi

sayılı yazı uyarınca UYAP sisteminden yapılan sorgulama neticesi Seçkin

SÖKMEZ'in kan örneğinin 2918 sayılı yasa kapsamında alkollü araç kullanmak ile

ilgili olarak alındığından CMK'nun 75/7 maddesi uyarınca mahkeme kararına gerek

olmadığından dolayısıyla herhangi bir mahkeme kararı aldırılmadığı anlaşılmakla

söz konusu kan örneğinin alınmasına veya alındıktan sonra onanmasına ilişkin

herhangi bir mahkeme kararı olmadığı anlaşılmış olup,..."

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

36. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve

Salâhiyet Kanunu’nun 4/A maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Polis, kişileri ve araçları;

a) Bir suç veya kabahatin işlenmesini

önlemek,

b) Suç işlendikten sonra kaçan faillerin

yakalanmasını sağlamak, işlenen suç veya kabahatlerin faillerinin kimliklerini

tespit etmek,

...

amacıyla durdurabilir.

...

Polis, durdurduğu kişiye durdurma

sebebini bildirir ve durdurma sebebine ilişkin sorular sorabilir; kimliğini

veya bulundurulması gerekli diğer belgelerin ibraz edilmesini isteyebilir.

...

Belgesinin bulunmaması, açıklamada

bulunmaktan kaçınması veya gerçeğe aykırı beyanda bulunması dolayısıyla ya da

sair surette kimliği belirlenemeyen kişi tutularak durumdan derhal Cumhuriyet

savcısı haberdar edilir. Bu kişi, kimliği açık bir şekilde anlaşılıncaya kadar

gözaltına alınır ve gerekirse tutuklanır. Gözaltına ve tutuklamaya karar verme

yetkisi ve usûlü bakımından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri

uygulanır.”

37. 2559 sayılı Kanun'un 13. maddesinin ilgili kısımları

şu şekildedir:

"Polis,

...

C) Halkın rahatını bozacak veya rezalet

çıkaracak derecede sarhoş olanları veya sarhoşluk hâlinde başkalarına

saldıranları, yapılan uyarılara rağmen bu hareketlerine devam edenler ile

başkalarına saldırmaya yeltenenleri ve kavga edenleri,

...

eylemin veya durumun niteliğine göre;

koruma altına alır, uzaklaştırır ya da yakalar ve gerekli kanuni işlemleri

yapar."

38. 2559 sayılı Kanun'un 16. maddesinin ilgili kısımları

şu şekildedir:

"(Değişik:

2/6/2007-5681/4 md.)

Polis, görevini yaparken direnişle

karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor

kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında,

direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek

şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî

şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen

kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere

karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop,

basınçlı ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller,

polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,

ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere

direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı

yapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak,

ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir. ..."

39. 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik

Kanunu'nun 48. maddesinin ilgili kısımları şu şekildedir:

"(Değişik

: 24/5/2013 - 6487/19 md.)

Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri almış

olan sürücüler ile alkollü olan sürücülerin karayolunda araç sürmeleri

yasaktır.

Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılıp

kullanılmadığı ya da alkolün kandaki miktarını tespit amacıyla, kollukça teknik

cihazlar kullanılır.

Kişinin yaralanmalı veya ölümlü ya da

kollukça müdahil olunan maddi hasarlı trafik kazasına karışması hâlinde, ikinci

fıkrada belirtilen muayeneye tabi tutulması zorunludur. Teknik cihaz ile

yapılan ölçüme itiraz eden veya bu cihaz ile ölçüm yapılmasına müsaade etmeyen

bu sürücüler, en yakın adli tıp kurumuna veya adli tabipliğe veya Sağlık

Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşlarına götürülerek uyuşturucu veya uyarıcı

madde ya da alkol tespitinde kullanılmak üzere vücutlarından kan, tükürük veya

idrar gibi örnekler alınır. Bu işlem bakımından 4/12/2004 tarihli ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 75 inci maddesi hükümleri, beşinci fıkrası

hariç olmak üzere uygulanır.

Trafik kazası sonucunda kişinin ölmesi

veya teknik cihaza üfleyemeyecek kadar yaralanmış olması hâlinde, üçüncü fıkra

hükümlerine göre bu kişilerden kan, tükürük veya idrar gibi örnekler alınır.

...

Yapılan tespit sonucunda, 1.00 promilin

üzerinde alkollü olduğu tespit edilen sürücüler hakkında ayrıca Türk Ceza

Kanununun 179 uncu maddesinin üçüncü fıkrası hükümleri uygulanır.

...

Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı

maddelerin tespiti için kullanılacak teknik cihazların sahip olacağı asgari

koşullar ile diğer usul ve esaslar yönetmelikte gösterilir."

40. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun

179. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları şu şekildedir:

"(2) Kara, deniz, hava veya

demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından

tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare eden kişi,üç aydan iki yıla kadar

hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Alkol veya uyuşturucu madde

etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare

edemeyecek halde olmasına rağmen araç kullanan kişi yukarıdaki fıkra hükmüne

göre cezalandırılır."

41. 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun

59. maddesinin birinci fıkrası şu şekildedir:

"(Değişik : 23/1/2008-5728/331 md.)

Avukatların avukatlık veya Türkiye

Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev

sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet

Bakanlığının vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısı

tarafından yapılır. Avukat yazıhaneleri ve konutları ancak mahkeme kararı ile

ve kararda belirtilen olayla ilgili olarak Cumhuriyet savcısı denetiminde ve

baro temsilcisinin katılımı ile aranabilir. Ağır ceza mahkemesinin görev

alanına giren bir suçtan dolayı suçüstü hali dışında avukatın üzeri aranamaz.

..."

42. 1/6/2005 tarihli ve 25832 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza Muhakemesinde Beden Muayenesi, Genetik

İncelemeler ve Fizik Kimliğin Tespiti Hakkında Yönetmelik'in "Tanımlar"

kenar başlıklı 3. maddesinin ilgili kısmı şu şekildedir:

"...

Gecikmesinde sakınca bulunan hâl: Derhâl

işlem yapılmadığı takdirde suçun iz, eser, emare ve delillerinin kaybolması

veya şüphelinin kaçması veya kimliğinin saptanamaması ihtimalinin ortaya

çıkması hâlini,

Sağlık mesleği mensubu: Tabip, diş

tabibi, eczacı, ebe, hemşire ve sağlık hizmeti veren diğer kişileri,

..."

43. Ceza Muhakemesinde Beden Muayenesi, Genetik

İncelemeler ve Fizik Kimliğin Tespiti Hakkında Yönetmelik'in "Şüpheli

veya sanığın vücudundan örnek alınması" kenar başlıklı 6. maddesi şu

şekildedir:

"Bir suça ilişkin delil elde etmek

için, şüpheli veya sanığın vücudundan kan veya benzeri biyolojik örneklerle

saç, tükürük, tırnak, gibi örnekler alınabilmesine, Cumhuriyet savcısı veya

mağdurun istemiyle ya da resen hâkim veya mahkeme, gecikmesinde sakınca bulunan

hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilebilir. Cumhuriyet savcısının

kararı, yirmidört saat içinde hâkim veya mahkeme onayına sunulur. Hâkim veya

mahkeme, yirmidört saat içinde kararını verir. Onaylanmayan kararlar hükümsüz

kalır ve elde edilen deliller kullanılamaz. Bu örnekler Cumhuriyet savcısının

huzurunda ve uygun göreceği usullerle derhâl yok edilerek bu husus tutanağa

geçirilir.

Bu müdahaleler ancak tabip tarafından

veya tabip gözetiminde sağlık mesleği mensubu diğer bir kişi tarafından

yapılabilir.

Vücuttan örnekler alınabilmesi için;

müdahalenin, kişinin sağlığına açıkça ve öngörülebilir zarar verme tehlikesinin

bulunmaması gerekir.

Tıbbî müdahaleler, hekimlik sanatının ve

tıp biliminin kabul ettiği yöntem ve araçlarla yapılır.

Üst sınırı iki yıldan daha az hapis

cezasını gerektiren suçlarda; kişiden kan, saç, tükürük, tırnak gibi örnekler

alınamaz.

Özel kanunlardaki alkol muayenesine ve

kan örneği alınmasına ilişkin hükümler saklıdır."

44. Olayların geçtiği tarihte yürürlükte olduğu şekliyle

18/7/1997 tarihli ve 23053 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan

Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin 18/5/2007 tarihinde değiştirilen "Uyuşturucu

ve Keyif Verici Maddeler İle Alkollü İçkilerin Etkisiyle Araç Sürme Yasağı"

kenar başlıklı 97. maddesinin ilgili kısımları şu şekildeydi:

" Uyuşturucu, uyutucu ve keyif

verici gibi özelliklere sahip doğal ve sentetik psikotrop maddeleri almış

olanlar ile alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini

kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaktır.

Bunlardan uyuşturucu, uyutucu veya keyif

verici gibi doğal veya sentetik psikotrop madde almış olarak araç kullandığı

tespit edilenler, almış oldukları maddelerin cins, miktar ve etki derecelerine

bakılmaksızın araç kullanmaktan men edilirler ve haklarında Trafik Kanununun 48

inci maddesine ve ayrıca Türk Ceza Kanununun ilgili maddelerine göre işlem

yapılır.

Uyuşturucu veya keyif verici maddeler

ile alkollü içki almak suretiyle araç kullanan sürücülerin tespit veya

teşhisinde aşağıdaki esas ve usuller uygulanır.

...

c) (Değişik: RG-18/05/2007-26526)

Alkollü içki almış sürücülerin ve kanlarındaki alkol miktarının tespiti

esasları;

1) Alkollü olarak araç kullandığından

şüphe edilen sürücüler; alkol tespitine ilişkin tarih, saat ve ölçüm sonucu ile

cihaza ait seri numarasını gösterir çıktı verebilen ve kalibrasyon ayarı

yapılmış teknik cihazlar kullanılarak trafik zabıtası tarafından kontrol

edilir.

2) Trafik kazalarında kazaya karışan

sürücülerin alkol durumları, kaza tespit tutanağını tanzim eden görevlilerce,

bu bendin (1) numaralı alt bendindeki özelliklere sahip teknik cihazlarla olay

yerinde tespit edilerek, kaza tespit tutanağına yazılır.

3) Yaralanmalı ve ölümle sonuçlanan

trafik kazalarında; yaralının durumunun aciliyeti gibi sebeplerle teknik

cihazla ölçümün mümkün olmaması halinde; bu sürücülerin sevk edildikleri sağlık

kuruluşlarınca kan almak suretiyle alkol tespitleri yapılır. Sevk edilen sağlık

kuruluşunun kan üzerinden tahlil yapabilecek tıbbi ve teknik imkânlara sahip

olmaması halinde; bu kuruluşlarca alınan kan örnekleri adli tıp kurumu olan

yerlerde bu kuruma, olmayan yerlerde kan üzerinden tahlil yapabilecek tıbbi ve teknik

imkânlara sahip Sağlık Bakanlığına bağlı resmi sağlık kuruluşlarına

gönderilerek alkol tespiti yaptırılır.

4) Bu bendin (1) numaralı alt bendinde

belirtilen teknik özelliklere sahip olmayan cihazlarla yapılan ölçümlere vaki

itirazlar ile mütecaviz davranışlarda bulunulması veya cihazla ölçüme mukavemet

gösterilmesi gibi durumlarda; sürücüler adli tıp kurumu, adli tabiplik veya

Sağlık Bakanlığına bağlı resmi sağlık kuruluşlarına olay anından itibaren en

geç iki saat içerisinde sevk edilerek (1) numaralı alt bentte belirtilen teknik

özelliklere sahip teknik cihazın özelliklerine eşdeğer özelliklerdeki teknik

cihazlarla veya kan aldırmak suretiyle alkol tespitleri yaptırılır. Yapılan

tespitin değerlendirilmesinde; tespiti yapan kurum/kuruluş tarafından olay

anından tespit yapıldığı ana kadar geçen süre de göz önünde bulundurularak

sonuç belirlenir ve çıkan sonuca göre yasal işlem gerçekleştirilir.

5) Kandaki alkol miktarının teknik

cihazlarla ve kan alınarak laboratuvarda tespit imkânlarının bulunmadığı hallerde,

alkollü olarak araç kullandığından şüphe edilen sürücüler en yakın resmi sağlık

kuruluşuna sevk edilerek, kurum hekimi tarafından alkol muayenesinden

geçirilirler.

6) Yapılan tespit sonucunda belirlenen

limitlerin üzerinde alkollü içki aldığı belirlenen sürücülerin Karayolları

Trafik Kanununun 48 inci maddesine göre, birinci defada 6 ay, ikinci defada da

2 yıl süreyle sürücü belgeleri geçici olarak geri alınır. İkinci defa geri alma

süresi sonunda sürücü, sürücü davranışı geliştirme eğitimine tabi tutulur ve

başarılı olması halinde belgesi iade edilir.

Üçüncü defa ve fazlasında ise, bu

sürücüler, 6 aya kadar hafif hapis cezası ile cezalandırılırlar ve belgeleri 5

yıl süre ile geri alınarak psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı

muayenesine tabi tutulurlar; bu süre sonunda yapılacak psiko-teknik

değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesi neticesinde belgesinin iadesinde

sakınca bulunmayanlara sürücü belgesi iade edilir. Muayene sonucunda sürücü

belgesinin iade edilmesinde sakınca bulunanlara ise sürücü belgesi verilmez.

Alkollü olarak ölümlü ya da yaralamalı

trafik kazasına neden olunması halinde ağır kusurun varlığı kabul edilir.

Bu madde hükümlerine uymayanlara,

Karayolları Trafik Kanununun 48 inci maddesine göre işlem yapılır."

B. Uluslararası Hukuk

1. Özel Hayata Saygı Hakkı Yönünden

45. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Özel

ve aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“(1) Herkes özel ve aile hayatına,

konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu

makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir

toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin

korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının

hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz

konusu olabilir.”

46. Sözleşme'nin 3. ve 8. maddeleri uyarınca şüphelinin

ceza gerektiren bir suçun işlenmesine karışmasıyla ilgili olarak kendisinden delil

etmek için iradesi dışında tıbbi işleme başvurulması mümkündür. Ancak suç

delili elde etmek için zorla tıbbi müdahaleye başvurulması, davadaki delillere

dayanılarak ikna edici bir biçimde mazur gösterilmeli ve kişinin zorla tıbbi

müdahaleye maruz kalma biçimi işkence ve kötü muamele yasağındaki asgari

sertlik düzeyini aşmamalıdır (Jalloh/Almanya [BD], B. No:54810/00,

11/7/2006, §§ 69-71). Mevcut davada ihtilaflı tedbirin öngörülmesinden ve

uygulanmasından önce hakkında tedbir alınan sokak satıcısının, uyuşturucuyu

ağzında sakladığı ve bu nedenle geniş çaplı bir uyuşturucu satışı yapamadığı

anlaşılmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), soruşturmacıların satışa

sunulan uyuşturucunun tam miktarını ve kalitesini belirlemesinin hayati önem

taşıdığını kabul etmektedir. Ancak, zorunlu olarak kusturucu verilmesinin,

mevcut davada delil elde etmek için kaçınılmaz olduğu hususunda ikna

olmamıştır. Kasıtlı olmamasına rağmen, tedbirin başvurana fiziksel ve ruhsal

sıkıntı getirecek şekilde alındığı sonucuna varılmıştır (Jalloh/Almanya, §

77, § 82).

47. Tıbbi müdahaleyi ret hakkı kapsamında fiziksel ve

ruhsal bütünlüğe yönelik müdahaleler Sözleşme organlarının içtihadına da

sıklıkla konu olmuş, bu kapsamda kişinin alkollü olup olmadığına yönelik kan ve

nefes testleri, babalığın tespitine yönelik tahliller, suç faillerinin

tespitine yönelik kan ve tükürük örneği temini, bulaşıcı hastalık riskine karşı

yapılan kan testleri ve alınan röntgenler, jinekolojik muayene, psikiyatrik

muayene ve tedavi, fiziksel tedavi ve ilaç tedavisi gibi kişiye rızası

olmaksızın uygulanan tıbbi muameleler fiziksel ve ruhsal özerkliğe bir müdahale

olarak değerlendirilmiştir (X./Avusturya, B. No: 8278/78, 13/12/1979, §

4; Glass/Birleşik Krallık, B. No: 61827/00, 9/3/2004, § 70; Y.F./Türkiye,

B. No: 24209/94, 22/7/2003, § 34; X./Hollanda, B. No: 8239/78,

4/12/1978).

48. Kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve

geliştirilmesi hakkına getirilen sınırlamaların öncelikle kanunla öngörülmüş

olması gerekmektedir. AİHM içtihatlarında ifade edilen kanunla öngörülme

kriteri, kendi içerisinde üç temel prensibi içermektedir. İlk olarak müdahale

teşkil eden eylem mevzuatta yer alan bir düzenlemeye dayanmalıdır. İkinci

olarak müdahalenin dayanağını teşkil eden düzenleme ilgili kişi açısından

yeterli derecede ulaşılabilir olmalıdır. Son olarak söz konusu düzenlemenin

hitap ettiği kişiler bakımından davranışlarını ona göre yönlendirme ve belli

koşullar çerçevesinde eylemler neticesinde meydana gelebilecek sonuçları

öngörebilmeye olanak sağlayacak açıklıkta olması gereklidir (Silver ve

diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 5947/72 …, 25/3/1983, §§ 86-88).

2. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkı Yönünden

49. Sözleşme'nin "Özgürlük ve güvenlik hakkı"

kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"(1) Herkes kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkına sahiptir. Aşağıdaki haller dışında ve hukukun öngördüğü bir

usule uyulmadıkça, hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:

...

b) bir kimsenin mahkemenin hukuka uygun

bir karara uymaması nedeniyle veya hukukun öngördüğü bir yükümlülüğü yerine

getirmesini sağlamak için hukuka uygun olarak gözaltına alınması veya

tutulması;

50. Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna göre olayların

Sözleşme'nin 5. maddesinin birinci fıkrası anlamında bir özgürlükten yoksun

bırakmaya işaret etmesi hâlinde, tutma süresinin göreli olarak kısalığı sonucu

etkilemez (Järvinen/Finlandiya (k.k.), B. No: 30408/96, 15/1/1998).

AİHM'e göre kimliğinin bulunmaması nedeniyle iradesi dışında karakola

götürülen, burada bir saat süreyle nezarette tutulan, kimliği tespit edildikten

sonra salıverilen bir kişi hakkındaki tutma kişiyi özgürlükten yoksun bırakan

bir tedbirdir (Novotka/Slovokya (k.k.), B. No: 47244/99,

4/11/2003).

51. Saat 15.00'da otoyalda seyrederken polis tarafından

durdurulup bir suç işlediğinden kuşkulanıldığı için değil ama rutin bir iş

olarak kimliğini soran polise başvurucunun kimlik taşımadığını söylemesi

üzerine karakola götürülüp saat 17.30'da serbest bırakılıncaya kadar yaklaşık

2,5 saat tutulması, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu tarafından Sözleşme'nin 5.

maddesinin 1(b) bendine uygun bulunmuştur (Reyntjens/Belçika (k.k.), B.

No: 16810/90, 9/9/1992). Fuhuşla ilgili denetim kapsamında kişinin kimlik

denetimi için polis tarafından karakola götürülerek dört saate yakın bir süre

karakolda tutulması ihlal sebebi olarak görülmemiştir (B./Fransa (k.k.),

B. No: 10179/82, 13/5/1987).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

52. Mahkemenin 27/12/2017 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Özgürlük ve

Güvenlik Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

53. Başvurucu 2014/16328 numaralı bireysel başvuru

kapsamında; avukat niteliğine rağmen karakola götürülerek hürriyetinin tahdit

edildiğini, kimliğini ve mesleğini polislere bildirdiğini, herhangi bir kimlik

tespiti yapılmadığını, kimliğinin tespit edilmesinden sonra kelepçeli olarak

Hastaneye getirildiğini ifade etmiştir.

2. Değerlendirme

54. Başvurucunun polis merkezinde bekleme odasında

tutulması Anayasa'nın 19. maddesinde koruma altına alınan kişi hürriyeti ve

güvenliği yönünden değerlendirilmiştir.

55. Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasının ilgili

kısmı şöyledir:

“Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

...kanunda öngörülen bir yükümlülüğün

gereği olarak ilgilinin yakalanması veya tutuklanması; … halleri dışında kimse

hürriyetinden yoksun bırakılamaz.”

56. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında

herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan

sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek

şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı

olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının

kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan

herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat Narman, B.

No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

57. Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında özgürlükten yoksun

bırakma kavramı, bir kimsenin kısıtlı bir alanda ihmal edilemeyecek bir süre

için tutulması ve bu kişinin söz konusu tutmaya rıza göstermemiş olması

şeklinde ifade edilebilecek iki unsuru içermektedir (Cüneyt Kartal, B.

No: 2013/6572, 20/3/2014, § 17).

58. Somut olayda başvurucunun isteği dışında polis

tarafından Emniyet Müdürlüğüne götürüldüğü ve burada yaklaşık iki saat süreyle

bekletildiği açık olup kamu makamlarınca bu şekilde bekletilmesi suretiyle

başvurucunun hürriyetinin kısıtlanmış olduğu kabul edilmelidir.

59. Anayasa'nın 19. maddesinin amacı kişileri keyfî bir

şekilde hürriyetten yoksun bırakılmaya karşı korumak olup maddede öngörülen

istisnai hâllerde kişi hürriyetine getirilecek sınırlamaların da maddenin

amacına uygun olması gerekir (Abdullah Ünal, B. No: 2012/1094, 7/3/2014,

§ 38).

60. Anayasa'nın 19. maddesinin kişi hürriyetinin

kısıtlanmasına imkân tanıdığı durumlardan biri maddenin ikinci fıkrasında

düzenlenmiş olan "kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak

kişilerin tutulması" hâlidir (Cemal Duğan, B. No:

2014/19308, 15/2/2017, § 57).

61. Başvurucu polis memurlarının ikazlarına rağmen

aracını sürmeye devam etmiş, gelen takviye ekiplerin de yardımıyla durdurulmuştur.

Başvurucu, ilk aşamada kimliğinin tespit edilememesi ve alkollü olduğundan

şüphelenilmesi nedeniyle polis merkezine götürülmüştür. Başvurucunun polis

memurlarına direnç göstermesi üzerine kelepçelenerek polis merkezine

götürüldüğü anlaşılmaktadır.

62. 2918 sayılı Kanun'da belirtilen yazılı değerlerin

üzerinde alkol kullanan kişilerin araç kullanması yasaklanmıştır. Bu durumda

ilgililere idari para cezası ile idari yaptırım uygulanacağı açıktır. Yine aynı

Kanun'da belirtilen kimi durumlarda alkol kullanmak suretiyle araç kullanan

kişiler hakkında cezai takibat yapılması da gerekebilir. Başvurucunun polis

merkezine götürülmesinin sebebi ilk olarak kimlik tespitinin yapılamamış

olmasındandır. Başvurucunun kanındaki alkol miktarının sonucuna göre kendisi

hakkında "trafik güvenliğini tehlikeye sokma" suçu kapsamında cezai

soruşturma açıldığı gözönüne alındığında, başvurucunun temelde bir suç isnadı

kapsamında polis merkezine götürülmediği sonucuna varılmıştır.

63. Başvurucunun trafik güvenliğini ihlal edecek derecede

zikzaklar yaparak araç kullanması, ikazlara rağmen aracını sürmeye devam

etmesi, polis ekiplerine direnmesi ve kimlik tespitinde yaşanılan zorluklar bir

bütün olarak dikkate alındığında 2559 sayılı Kanun kapsamında polisin bu tip

durumlarda kanuni işlemlerin yapılması amacıyla polis merkezine götürmeye

ilişkin yetkisinin olduğu kabul edilmelidir. Başvurucunun aldığı alkol

miktarından şüphelenilerek bunun tespiti amacıyla gerekli işlemlerin yapıldığı,

tutulma süresinin makul bir süre olduğu, söz konusu işlemlerin gerektirdiğinin

ötesinde olmadığı, bu nedenle Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelerin

ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır (benzer yönde bkz. Cemal Duğan, §

59).

64. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Başvurucunun

İddiaları

65. Başvurucu, tanık ve şüphelilerin ifadeleri alınırken

soru sorulmasına izin verilmediği, tanık ifadelerinin eksik yazdırıldığını,

bilirkişi olmayan polislere kamera çözümü yaptırıldığını, kanuna aykırı olarak

aleyhe delil göstermeye zorlandığını, hukuka aykırı delillerin kullanıldığını

ileri sürmüştür. Başvurucu 2015/13469 numaralı bireysel başvuru kapsamında ise;

yukarıda belirtilenlerden farklı olarak hükmün açıklanması kararına karşı

yapılan itirazın gerekçesiz olarak reddedildiğini, bariz takdir hatasının

bulunduğunu, tutanakların yanlış olduğunu ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

66. Başvurucunun yargılandığı davada verilen hüküm

neticesinde ileri sürülen iddialar adil yargılanma hakkı kapsamında

değerlendirilmiştir. Başvurucunun avukatlık görevinden doğan veya görevi sırasında

işlediği bir suç olmaması sebebiyle bu konuda ayrıca bir değerlendirme

yapılmasına gerek görülmemiştir.

67. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

68. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB), sanığa

yüklenen suça ilişkin yargılama sonunda cezaya hükmedilmesi hâlinde hükmün

açıklanmasının belirli koşulların gerçekleşmesine bağlı olarak ertelenmesi

anlamına gelmektedir. Kanunda belirtilen koşulların gerçekleşmesine karşın

sanığın kabul etmemesi hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar

verilemeyeceği 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (6) numaralı fıkrasının son

cümlesinde ifade edilmektedir. Bu kapsamda sanığın, yargılamanın hukuki

kesinliği ifade eden bir hükümle sonuçlanmasını ya da cezaya hükmedilmesi

durumunda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını tercih etme imkânı

bulunmaktadır (Ali Gürsoy, B. No: 2012/833, 26/3/2013, § 19).

69. HAGB kararı, yargılamayı hükümle sonuçlandıran bir

karar niteliğinde olmayıp ceza yargılamasını sona erdiren düşme nedenlerinden

biridir. 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (10) ve (11) numaralı

fıkralarında belirtildiği üzere denetim süresi içinde kasıtlı yeni bir suç

işlenmediği takdirde açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak

davanın düşmesine, denetim süresi içinde kasıtlı yeni bir suç işlenmesi veya

öngörülen yükümlüklere aykırı davranılması hâlinde hükmün açıklanmasına karar

verilir (Ali Gürsoy, § 21).

70. 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (12) numaralı

fıkrasında, HAGB kararına karşı itiraz, kanun yoluna başvurulabileceği şeklinde

düzenlenmiştir. Bununla birlikte ancak denetim süresi içinde kasıtlı yeni bir

suç işlenmesi hâlinde hükmün açıklanmasıyla veya bu süre içinde kasıtlı yeni

bir suç işlenmemesi hâlinde düşme kararıyla yargılama nihai olarak sona

erdiğinde hüküm niteliği olan bu kararlara karşı kanun yoluna başvurulabilir ve

esasa ilişkin itirazlar bu aşamada ileri sürülebilir (Ali Gürsoy, § 22).

71. 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (6) numaralı

fıkrasına göre sanık kabul etmediği takdirde HAGB kararı verilmez. Bu durumda

ilk derece mahkemesince istinaf kanun yolu açık olarak karar verilebilecektir.

Başka bir deyişle haklarında HAGB kararı verilmesini kabul eden sanıklar,

verilen kararın istinafta yapılacak esas ve usul incelemesini talep etme

hakkından vazgeçmişlerdir. Somut olayda başvurucu, yargılama sonunda hakkında

HAGB kararı verilmesine rıza göstermiştir. Dolayısıyla başvurucu, söz konusu karar

ile ortaya çıkan menfaatlerden yararlanmayı tercih etmiştir (Erman Paksoy,

B. No: 2014/11163, 21/6/2017, § 23).

72. Somut olayda yargılama sonunda verilen kararların

temel hakları ihlal ettiği iddiası -somut olayın özelliği de nazara

alındığında- istinaf/temyiz incelemesinde de ileri sürülebilecek

iddialardandır. Başvurucunun talebi üzerine HAGB kararı verildiği ve

istinaf/temyiz yoluna başvurmayı mümkün kılan bir karar verilmesinin tercih

edilmediği anlaşılmaktadır.

73. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

C. Maddi ve

Manevi Varlığın Korunması ve Geliştirilmesi Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddialar

1. Başvurucunun

İddiaları

74. Başvurucu kimliğinin tespit edilmesinden sonra

kelepçeli olarak Hastaneye getirildiğini, polislerde alkolmetre cihazının

olmadığını, fiziki ve sözlü dirence rağmen kendisinden eziyetle kan örneği

alındığını ileri sürmüştür. Başvurucu gelişen süreçle ilgili olarak Anayasa

Mahkemesine 18/4/2016 tarihinde dilekçe vermiş ve ek beyanda bulunmuştur. Bu

kapsamda "görevi kötüye kullanma" suçu kapsamında dosya hakkında ayrı

bir soruşturma yapıldığı bilgisini vermiş, kan alınması ile ilgili olarak

herhangi bir mahkeme kararının bulunmadığını belirtmiştir.

2. Değerlendirme

75. Başvurucundan alkol muayenesi için kan alınması,

polis merkezinden elleri kelepçeli olarak Hastaneye getirilmesi ve bu konuda

yaptığı şikâyet üzerine etkili bir soruşturma yürütülmediğine yönelik iddiaları

Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında değerlendirilmiştir.

76. Anayasa'nın 17. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Herkes,

yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbi

zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne

dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.

Kimseye

işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya

veya muameleye tabi tutulamaz."

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

77. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı

78. Özel hayata saygı gösterilmesi hakkı gerek kamusal

makamların gerek özel hukuk kişilerinin bireyin fiziksel ve ruhsal bütünlüğe

yönelik saldırılarına karşı korumakta ve söz konusu hukuksal çıkar tıbbi

müdahale niteliği taşıyan kişinin vücudundan kan örneği alınmasını ret hakkını

da içermektedir (Benzer yönde bkz. Sıtkı Güngör, B. No: 2013/5617,

21/4/2016, § 67).

79. Bir muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış

olması gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup her olayda asgari eşiğin

aşılıp aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarak

değerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal

etkileri, mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu ile devletin özel

korumasını gerektiren nispeten zayıf durumdaki kişilerden olup olmadığı gibi

faktörler önem taşımaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 80).

80. Saat 02.50'de tutulan tutanakta (bkz. § 15) başvurucunun

alkolmetreyi üflemek istemediği, kan vermek istediği belirtilmektedir. Kandaki

alkol miktarını tespit etmek amacıyla tıbbi nitelikte bir işlem olan kan örneği

alınması işlemi nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesinde yer alan kişinin maddi ve

manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkına yönelik olarak bir

müdahalenin bulunduğu kabul edilmelidir.

81. Tıbbi müdahale öncesinde ve sırasında başvurucunun

herhangi bir fiziksel zarara uğramaması, müdahalenin hekim kontrolünde sağlık

memuru tarafından yapılması, başvurucunun bunlara ilişkin olarak herhangi bir

itirazının bulunmaması nedeniyle işkence ve kötü muamele için gereken asgari

eşiğin aşıldığından bahsedilemeyeceğinden Anayasa'nın 17. maddesinin birinci

fıkrası kapsamında inceleme yapılmıştır.

ii. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

82. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı,

Anayasa'da yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlama rejimine tabidir.

Anayasa’nın 17. maddesinin ikinci fıkrasında tıbbi zorunluluklar ve kanunda

yazılı hâllerde bu hakkın sınırlanabileceği düzenlenmiştir. Bununla birlikte bu

sınırlama sebeplerinin sınırı Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenmiştir.

83. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

84. Başvurucudan kan örneği alınmasının Anayasa’nın 17.

maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi

varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkına bir müdahale olduğu tespit edildikten

sonra müdahalenin Anayasa’nın 17. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen

sebeplere dayanıp dayanmadığı ve Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen

koşulları taşıyıp taşımadığı değerlendirilmelidir. Bu nedenle müdahalenin yasal

dayanağının bulunup bulunmadığı, müdahaleye dayanak olarak gösterilen amacın

meşru olup olmadığı, kısıtlamanın demokratik toplumda gerekli olup olmadığının

ve kullanılan araçların orantılı olup olmadığının tespit edilmesi

gerekmektedir.

(1) Kanunilik

(a) Genel

İlkeler

85. Anayasa Mahkemesinin Halime Sara Aysal ([GK],

B. No: 2013/1789, 11/11/2015, §§ 60-66) kararında tıbbi müdahaleye ilişkin

şikâyetlerde müdahalenin kanuniliği noktasında genel ilkelere yer verilmiştir.

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

86. 2918 sayılı Kanun'un 48. maddesinde kandaki alkol

miktarı ölçmek için kollukça teknik cihazların kullanılacağı belirtilmektedir.

Kişinin yaralanmalı veya ölümlü ya da kollukça müdahil olunan maddi hasarlı

trafik kazasına karışması hâlinde, ikinci fıkrada belirtilen muayeneye tabi

tutulması zorunludur. Teknik cihaz ile yapılan ölçüme itiraz eden veya bu cihaz

ile ölçüm yapılmasına müsaade etmeyen bu sürücüler hakkında kan, idrar veya

tükürük örneğinin alınması gerekir. Bu işlemler bakımından ise beşinci fıkrası

hariç olmak üzere 5271 sayılı Kanun'un 75. maddesi uygulanacaktır. Alkol,

uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin tespiti için kullanılacak teknik cihazların

sahip olacağı asgari koşullar ile diğer usul ve esasların yönetmelikte

gösterileceği ise son fıkrada düzenlenmiştir.

87. Olayların geçtiği tarihte yürürlükte olduğu şekliyle

Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin 97. maddesinin (c) bendinde mütecaviz

davranışlarda bulunulması durumunda sürücülerin, Sağlık Bakanlığına bağlı resmî

sağlık kuruluşlarında olay anından itibaren en geç iki saat içerisinde kan

aldırmak suretiyle alkol tespitleri yaptırılabilecektir.

88. 5271 sayılı Kanun’un 75. maddesinin (1) numaralı

fıkrası uyarınca vücuttan örnek alınmasına, Cumhuriyet savcısı veya mağdurun

istemiyle ya da resen hâkim veya mahkeme, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde

Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilebilir. Cumhuriyet savcısının kararı,

yirmi dört saat içinde hâkim veya mahkemenin onayına sunulur. Hâkim veya

mahkeme, yirmi dört saat içinde kararını verir. Onaylanmayan kararlar hükümsüz

kalır ve elde edilen deliller kullanılamaz.

89. Somut olayda başvurucu hakkında kan örneği alınması

yönündeki tedbir Cumhuriyet savcısının kararıyla yerine getirilmiştir (bkz. §

13). Başvurucunun alkolün verdiği etkisiyle saldırgan davranışlarda bulunması,

polis memurlarına direnmesi gözönüne alındığında olay tarihinde yürürlükte

bulunan Karayolları Trafik Yönetmeliği hükümleri de dikkate alınarak kan örneği

alınabilecektir. Bu sebeple her ne kadar daha sonradan onaylanmış bir mahkeme

kararı bulunmasa da müdahalenin yapıldığı an itibarıyla Cumhuriyet savcısının

kararının bulunması nedeniyle başvurucunun vücut bütünlüğüne yönelik yapılan

müdahalenin kanuna uygun olduğu anlaşılmıştır.

(2) Meşru Amaç

90. Bir suçla ilgili olarak delil elde etmek amacıyla

inceleme yapmak üzere ilgililerden biyolojik ve diğer materyalin alınması

şeklinde tanımlanabilecek olan vücuttan örnek alınmasının amacı hukuk devleti

ilkesi çerçevesinde suçla mücadele etmektir. Suçla mücadelede toplumun menfaati

bireylerin menfaatlerinden daha üstün olduğu için kan örneği alma işleminde

müdahalenin meşru bir amacı bulunmaktadır.

(3) Demokratik Toplum Düzeninde Gereklilik ve Ölçülülük

(a) Genel

İlkeler

91. Demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş

ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin

özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hâle getiren sınırlamalar, demokratik toplum

düzeni gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bu nedenle temel hak ve özgürlükler,

istisnai olarak ve ancak özüne dokunulmamak koşuluyla demokratik toplum

düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak yasayla

sınırlandırılabilirler (AYM, E.2006/142, K.2008/148, 24/9/2008). Demokratik

toplumda gereklilik kavramı, müdahale teşkil eden eylemin acil bir toplumsal

ihtiyaçtan kaynaklanması ve takip edilen meşru amaç bakımından orantılı olması

unsurlarını içermektedir.

92. Anayasa Mahkemesi kararları uyarınca ölçülülük

ilkesi, sınırlayıcı önlemin öngörülen amaç için zorunlu ve amaca ulaşmaya

elverişli olmasını ayrıca amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun bir dengenin

bulunması gereğini ifade eder. Ölçülülük ilkesinin amacı da temel hak ve

özgürlüklerin gereğinden fazla sınırlandırılmasının önlenmesidir (AYM,

E.2015/102, K.2016/151, 7/9/2016, § 22; E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013; Marcus

Frank Cerny, B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 72).

93. Ceza uyuşmazlığının sağlıklı bir şekilde çözülmesi,

maddi gerçeğe ulaşılması ve yargılama sonucunda verilen kararların uygulanması,

ceza muhakemesi sırasında birtakım önlemlere başvurulmasını gerektirmektedir.

Bu kapsamda işlenen suçu aydınlatmaya yarayan deliller ve bu anlamda tükürük,

meni, kan, kıl, kepek, deri epiteli gibi biyolojik materyallerin temini, failin

kimliğinin belirlenmesi ya da olayın aydınlatılması bakımından oldukça

önemlidir. Ancak bir suçun işlenmesiyle bozulan kamu düzeni ve barışının tekrar

sağlanması ihtiyacı ile şüpheli, sanık yahut üçüncü kişilerin bedenine saygı

hakkı yarışmakta ise kanuni düzenlemelerle bu iki menfaat arasında bir denge

kurulmaya çalışılmaktadır. Bu kapsamda -olayın şartları dâhilinde- başka türlü

delil elde edilmesinin mümkün olması durumunda insan vücudundan doku örneği

alınmasının demokratik toplum düzeni bakımından gerekli olmadığı söylenebilir.

94. Başvurucunun yetkili makam tarafından verilmiş bir

karar bulunmasına rağmen bu kararın infazına karşı gelmesi durumunda

kendisinden zorla kan örneği alınıp alınamayacağı, ölçülülük ilkesi kapsamında

değerlendirilmesi gereken bir konudur. Ceza yargılamasında delil değerlendirme

vasıtalarından birisi olan kan örneği alma işlemine şüphelinin katlanma

yükümlülüğü bulunmaktadır. Aksi durumun kabulü soruşturma ve kovuşturma

sırasında bu delillerin toplanmasını imkânsız hâle getirir ki bu da kanun

koyucunun amacıyla bağdaşmaz. Şüphelinin katlanma yükümlülüğü yapılacak işleme

aktif bir şekilde yardım etme zorunluluğunu doğurmamakta ise de, şüpheliye

kararın infazına karşı mukavemet hakkı vermez (Benzer yönde bkz. Sıtkı

Güngör, § 80).

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

95. Tutanaklardan ve tanık ifadelerinden anlaşılacağı

üzere başvurucu polis merkezine getirildiği aşamada görevli polis memurlarına

kimliğini göster(e)memiş ve T.C. kimlik numarası ile ismini de söylememiştir.

Cumhuriyet savcısı ile yapılan görüşme tutanağında da başvurucunun kimliğinin

tespiti yapılması gerektiği belirtilmektedir. Ceza Muhakemesinde Beden

Muayenesi, Genetik İncelemeler ve Fizik Kimliğin Tespiti Hakkında Yönetmelik'in

3. maddesinde gecikmesinde sakınca bulunan hâl; derhâl işlem yapılmadığı

takdirde suçun iz, eser, emare ve delillerinin kaybolması veya şüphelinin

kaçması veya kimliğinin saptanamaması ihtimalinin ortaya çıkması olarak

tanımlanmaktadır. Polislerin cep telefonu ile yaptığı kayıtlarından anlaşıldığı

üzere, kimliğe ilişkin bilgiler başvurucu tarafından Cumhuriyet savcısının

talimatlarının yerine getirilmesi amacıyla hastaneye götürülürken söylenmiştir.

Ayrıca olay tarihinde yürürlükte olan Karayolları Trafik Yönetmeliği'ne göre

iki saat içinde alkol muayenesi yapılacak şahsın götürülmesi gerektiği belirtilmektedir.

96. Başvurucunun saldırgan tavırlarıyla alkolmetre ile

ölçüm yaptırmaya imkân sağlamaması, alkolün kandaki etkisinin bir süre sonra

kaybolması durumu, objektif bir veri üzerinden belge sağlanmak istenmesi

dikkate alındığında kan alma işlemi, Cumhuriyet Başsavcılığının takdir

yetkisinin sınırları içerisindedir. Bu durumda maddi ve manevi varlığının

korunmasına yönelik olarak gerçekleştirilen zorla kan alma işlemi, demokratik

bir toplumda suç işlenmesinin önlenmesi ve nihai olarak kamu düzeninin sağlanması

açısından gerekli bir müdahale olduğu da gözönüne alındığında kan alma işlemine

yönelik verilen kararın demokratik toplum düzeni için gerekli olmadığı

söylenemez.

97. 5271 sayılı Kanun’un 75. maddesine göre şüphelinin

vücudundan örnek alınabilmesi için soruşturma konusu suçun yasada belirtilen

cezasının üst sınırının iki yıl veya iki yıldan fazla hapis cezasını

gerektirmesi, bu işlemin şüphelinin sağlığına zarar verme tehlikesinin

bulunmaması ve tabip veya sağlık mesleği mensubu bir kişi tarafından yapılması

gerekmektedir. Yasada anılan bu şartların her biri, ölçülülük ilkesinin

sağlanmasına yöneliktir (Sıtkı Güngör, § 79). Bununla beraber 2918

sayılı Kanun'un 48. maddesine göre alkollü araç kullanılması durumunda kan

örneği alınması için suçun yasada belirtilen cezasının üst sınırı iki yıl veya

iki yıldan fazla hapis cezasını gerektirmemektedir.

98. Başvurucu hakkında kan alma işlemi yapılırken

mevzuatta yer alan hükümlere uygun olarak sağlık mensubu bir kişi tarafından

işlemler yerine getirilmiştir. Kan işlemi yapılırken ise kelepçe çözülmüştür.

Başvurucu bu işlemler yapılırken kendisine herhangi bir zarar verildiğini iddia

etmemektedir. Bu durumda 2559 sayılı Kanun’un 16. maddesi kapsamında kademeli

olarak direnişi önlemek amacıyla kolluğun görevi kapsamında zor kullandığı açık

olup direnişin daha hafif bir müdahaleyle giderilme imkânının bulunduğuna dair

bir tespit yapılamamaktadır. Başvurucunun kelepçeli olarak tutulduğu süre ile

tespit edilen alkol miktarının kişi üzerindeki etkileri dikkate alındığında;

başvurucunun hastaneye kelepçeli olarak götürülmesi ve kelepçeli olarak

yaklaşık yirmi dakika tutulmuş olmasının zor kullanmanın amaçla orantısız

olduğunu göstermemektedir. Ayrıca, hastaneden çıkışta polis merkezine getirilen

başvurucunun ellerinin kelepçelenmediği anlaşılmakla keyfî olarak söz konusu

tedbirin uygulanmadığı sonucuna varılmıştır.

99. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının

korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi

ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 27/12/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör Yrd. : Hikmet Murat AKKAYA Başvurucu : Seçkin SÖKMEZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/16328, 27 Aralık 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Uyuşmazlığın Arka Planı
  10. B. Polis
  11. C. Başvurucu
  12. D. İdari
  13. E. Başvuru
  14. IV. İlgili
  15. Hukuk
  16. A. Ulusal Hukuk
  17. B. Uluslararası Hukuk
  18. V. İnceleme Ve
  19. Gerekçe
  20. A. Özgürlük ve
  21. B. Adil
  22. C. Maddi ve
  23. A. 1. Özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğine
  24. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi
  25. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  26. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  27. M. Emin KUZ
  28. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/16328
Tarih
27 Aralık 2017

İlgili Kararlar

  • Abdolghafoor Rezaeı Başvurusu (B. No: 2015/17762)
  • N.t.u. ve N.t. Başvurusu (B. No: 2014/4372)
  • Lokman Ayva Başvurusu (B. No: 2014/19301)
  • Özgül Avlanmaz Başvurusu (B. No: 2014/702)
  • Galip Öztürk Başvurusu (B. No: 2014/15854)
  • Mehmet Koca Başvurusu (B. No: 2014/19791)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.