İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Selahattin Akyıl Başvurusu (B. No: 2012/1198)

1. Başvurucu, 2002 yılında

Başvuru No2012/1198Tarih7 Kasım 2013Okuma22 dk · 4.429 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Selahattin Akyıl Başvurusu

Karar tarihi
7 Kasım 2013
Başvuru Numarası
2012/1198
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.429 kelime·22 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, 2002 yılında

idari yargıda açmış olduğu davanın hâlihazırda karara bağlanmamış olması

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek, ihlalin

tespitiyle uğradığı maddi ve manevi zararın tazminine karar verilmesini talep

etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 17/12/2012

tarihinde İzmir Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına

engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33.

maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm

tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. İkinci Bölümün 6/6/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun, Anayasa

Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının 2/8/2013 tarih ve 74317 sayılı görüş yazısı 16/8/2013

tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş olup, başvurucu tarafından Adalet

Bakanlığı görüşüne karşı beyanda bulunulmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru dilekçesindeki

ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucunun adına kayıtlı

olan İzmir ili Konak ilçesi II. Aziziye mahallesi 2494 ada 58 ve 60 parsel

sayılı taşınmazlar, Konak Belediye Meclisinin 23/3/1987

tarih ve 957/949 sayılı kararı ile park alanı olarak belirlenmiştir.

8. Başvurucu tarafından 18/3/2002 tarihinde Konak Belediye Başkanlığı ve İzmir

Büyükşehir Belediye Başkanlığına yapılan, park alanına dönüştürülen ancak uzun

süredir kamulaştırılmayan taşınmazların kamulaştırılarak bedelinin ödenmesi,

bunun mümkün olmaması durumunda ise belediyeye ait başka taşınmazlarla takas

edilmesi veya imara açılması hususlarını içeren talepler reddedilmiştir.

9. Başvurucu tarafından her iki

belediye başkanlığı aleyhine, İzmir 2. İdare Mahkemesinin E.2002/604 sayılı dosyasıyla,

imar planında değişiklik yapılarak inşaat izni verilmesi ve ilgili idarelerin

ret işlemlerinin iptali istemiyle dava açılmış, başvurucunun talepleri

Mahkemenin 1/10/2003 tarih ve E.2002/604 K.2003/1185

sayılı kararıyla reddedilmiştir.

10. Başvurucunun temyiz istemini

inceleyen Danıştay 6. Dairesinin 27/12/2005 tarih ve

E.2004/480 K.2005/6658 sayılı kararıyla, ilk derece mahkemesi kararı

bozulmuştur.

11. Bozma üzerine yürütülen

yargılama neticesinde verilen 16/11/2006 tarih ve

E.2006/997 K.2006/1816 sayılı davanın reddine ilişkin hüküm temyiz edilmekle,

Danıştay 6. Dairesinin 24/2/2009 tarih ve E.2007/3614, K.2009/1800 sayılı

kararı ile bozulmuştur.

12. Bozma kararı üzerine, davalı

belediye başkanlıklarınca karar düzeltme başvurusunda bulunulmuş, yapılan karar

düzeltme başvurusu, Danıştay 6. Dairesinin 22/7/2011

tarih ve E.2009/12286, K.2011/3045 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

13. Bozma üzerine yürütülen

yargılama sonucunda verilen 21/9/2011 tarih ve

E.2011/1616, K.2011/1178 sayılı davanın kabulüne dair hüküm temyiz edilmiş

olup, başvuru tarihi itibarıyla dava Danıştay 6. Dairesi önünde derdesttir.

B. İlgili

Hukuk

14. 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdari

Yargılama Usulü Kanunu’nun “Kapsam ve nitelik” kenar başlıklı 1. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve

vergi mahkemelerinde yazılı yargılama usulü uygulanır ve inceleme evrak

üzerinde yapılır.”

15. 2577 sayılı Kanun’un “Dilekçeler üzerine ilk inceleme”

kenar başlıklı 14. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:

“(3) Dilekçeler, Danıştayda daire

başkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi, idare

ve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üye

tarafından:

a) Görev ve yetki,

b) İdari merci tecavüzü,

c) Ehliyet,

d) İdari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir

işlem olup olmadığı,

e) Süre aşımı,

f) Husumet,

g) 3 ve 5 inci maddelere uygun olup olmadıkları,

Yönlerinden sırasıyla incelenir.

(4) Dilekçeler bu yönlerden kanuna aykırı görülürse durum;

görevli daire veya mahkemeye bir rapor ile bildirilir. Tek hakimle

çözümlenecek dava dilekçeleri için rapor düzenlenmez ve 15 inci madde hükümleri

ilgili hakim tarafından uygulanır. 3 üncü fıkraya göre yapılacak inceleme ve bu

fıkra ile 5 inci fıkraya göre yapılacak işlemler dilekçenin alındığı tarihten

itibaren en geç onbeş gün içinde sonuçlandırılır.”

16. 2577 sayılı Kanun’un “Dosyaların incelenmesi”

kenar başlıklı 20. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

“Danıştay, bölge

idare, idare ve vergi mahkemelerinde dosyalar, bu Kanun ve diğer kanunlarda

belirtilen öncelik veya ivedilik durumları ile Danıştay için Başkanlar

Kurulunca; diğer mahkemeler için Hakimler ve Savcılar

Yüksek Kurulunca konu itibariyle tespit edilip Resmi Gazete'de

ilan edilecek öncelikli işler gözönünde bulundurulmak

suretiyle geliş tarihlerine göre incelenir ve tekemmül ettikleri sıra dahilinde

bir karara bağlanır. Bunların dışında kalan dosyalar ise tekemmül ettikleri

sıraya göre ve tekemmül tarihinden itibaren en geç altı ay içinde

sonuçlandırılır.”

17. 2577 sayılı Kanun’un “Kararın bozulması”

kenar başlıklı 49. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kararın bozulması

halinde dosya, Danıştayca kararı veren mahkemeye gönderilir.

Mahkeme, dosyayı diğer öncelikli işlere nazaran daha öncelikle inceler ve varsa

gerekli tahkik işlemlerini tamamlayarak yeniden karar verir.”

18. 2577 sayılı Kanun’un “Tebliğ işleri ve ücretler”

kenar başlıklı 60. maddesi şöyledir:

“Danıştay ile bölge

idare, idare ve vergi mahkemelerine ait her türlü tebliğ işleri, Tebligat

Kanunu hükümlerine göre yapılır. Bu suretle yapılacak tebliğlere ait ücretler

ilgililer tarafından peşin olarak ödenir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

19. Mahkemenin 7/11/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

17/12/2012 tarih ve 2012/1198 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

20. Başvurucu, kendisine ait

taşınmazlara ilişkin olarak, imar planında değişiklik yapılarak inşaat izni

verilmesi hususunda ilgili belediye başkanlıklarına yaptığı taleplerin reddi

işlemlerinin iptali istemiyle açtığı davanın on yıl yedi aylık bir süredir

devam ettiğini ve bu nedenle makul yargılama süresini aştığını belirterek,

Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

21. Başvurucu, somut başvuruya

ilişkin olarak yapılan yargılamayı sonlandırır nitelikte bir karar mevcut

olmadığını ve başvuruya konu yargılamanın hâlihazırda devam ettiği

belirtmiştir.

22. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruları inceleme hususunda zaman

bakımından yetkisinin 23/9/2012 tarihinden sonra

kesinleşen nihai işlem ve eylemlere ilişkin başvuruları kapsadığı belirtilerek,

Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıç tarihine kadar

başvuruya konu yargılamanın yaklaşık on bir yıldır devam etmekte olduğunun ve

temyiz incelemesi için Danıştay önünde derdest olduğunun kabul edilebilirlik

incelemesinde nazara alınması gerektiği bildirilmiştir.

23. 30/11/2011 tarih ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1.

maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden

sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler.”

24. Anılan hüküm uyarınca

Anayasa Mahkemesinin yetkisinin zaman bakımından başlangıcı 23/9/2012

tarihi olup, Mahkemenin yetkisinin geriye yürür şekilde uygulanmaması hukuk

güvenliği ilkesinin bir gereğidir. Bu nedenle Mahkeme, ancak bu tarihten sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvuruları

inceleyebilecektir.

25. Başvuru konusu dava, Anayasa

Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlama tarihi olan 23/9/2012’den

önce açılmış olup, başvuru tarihi olan 17/12/2012 itibarıyla derdest olduğu

anlaşılmakla, başvurunun incelenmesi Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından

yetkisi dâhilindedir.

26. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması şarttır.”

27. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

28. Belirtilen hükümler uyarınca,

bireysel başvuruda bulunulmadan önce, ihlal iddiasının dayanağı olan işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru

yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekmektedir. Temel hak ihlallerini

öncelikle derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının

tüketilmesi koşulunu zorunlu kılar (B. No: 2012/1027, 12/2/2013,

§ 19, 20; B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 26).

29. Ancak başvuru yollarının

tüketilmesi ilkesinin mutlak şekilde uygulanması temel hak ve özgürlüklerin

etkin kullanımını ve korunmasını engelleyecektir. Hâlihazırda devam etmekte

olan bir yargılamada, makul sürede yargılama yapma yükümlülüğünün yerine

getirilmediği iddiası ile bireysel başvuruda bulunulabilmesi, başvuru

yollarının tüketilmesi kuralının istisnalarından birini teşkil etmektedir. Zira

bu durumda başvuru yollarının tüketilmesi şartının aranması, makul sürede

yargılama yapma yükümlülüğüne aykırı davranılması nedeniyle meydana gelen

sonuçları ortadan kaldırmayacaktır. Aksine, makul olmadığı iddia edilen

yargılama faaliyetinin daha da uzamasına ve başvurucu açısından zararın

artmasına neden olacaktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §

27).

30. Makul sürede yargılama yapma

yükümlülüğünün yerine getirilmediği iddiasını içeren başvurular açısından,

Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen kanun yollarının tüketilmesi

şartı, ancak makul sürede yargılama yapma yükümlülüğüne ilişkin etkin bir

başvuru yolunun bulunması durumunda geçerli olabilecektir. Yargılama

faaliyetinin makul sürede gerçekleştirilmesini temin eden, bir başka ifade ile

yargılamanın uzamasını önleyici etkiye sahip olan veya yargılamanın makul

sürede yapılmaması sonucunda oluşan zararları tespit ve tazmin edici nitelik

taşıyan bir idari veya yargısal başvuru yolunun var olması halinde, bireysel

başvuruda bulunulmadan önce bu başvuru yolunun tüketilmesi şartı aranacaktır. Ancak

hukuk sistemimizde, yargılama faaliyetinin uzamasını önleyici veya yargılama

faaliyetinin uzamasından doğan zararları giderici etkiye sahip, Anayasa’nın

148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2)

numaralı fıkrasının kastettiği nitelikte etkin bir başvuru yolu bulunmadığı

anlaşıldığından, başvuru kanun yollarının tüketilmesi yönünden kabul edilebilir

niteliktedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 28).

31. Açıklanan nedenlerle, açıkça

dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmayan başvurunun kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas İnceleme

32. Başvurucu 2002 yılında idari

yargıda açmış olduğu davaya ilişkin yargılamanın makul sürede tamamlanmayarak

Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

33. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, makul süreye ilişkin değerlendirmede Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisinin başlangıç tarihi olan 23/9/2012’den

sonraki sürenin nazara alınması, ancak bu tarihten önceki yargılama süresinin

de sürenin makul olma niteliği değerlendirilirken Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadına paralel olacak

şekilde göz önünde bulundurulması ve sürenin makul olup olmadığı hususunda AİHM

tarafından geliştirilen kriterler de dikkate alınmak suretiyle, başvuruya konu

on bir yılı aşkın yargılama süresinin makul olup olmadığının tespit edilmesi

yönünde beyanda bulunulduğu, ayrıca yargılama sürecinde temyiz ve karar

düzeltme talepleri sonrasında Danıştay’da geçen her inceleme periyodunun iki

yıldan fazla sürdüğüne işaret edildiği anlaşılmıştır.

34. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı

dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013,

§ 18).

35. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

36. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”

kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az

giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

37. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir

süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme

hakkına sahiptir.”

38. Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin

6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin

lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

39. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır.

40. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No:2012/13, 2/7/2013, § 40).

41. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 41–45).

42. Ancak belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek

başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının

ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle,

hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır

(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).

43. Yargılama faaliyetinin makul

sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın

türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi

gereklidir.

44. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer

alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu

hukuku” alanına dâhil olan, ancak sonucu itibarıyla özel nitelikteki

haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alan

davalar da, Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesinin koruması

kapsamına girmektedir. Bu anlamda, belirtilen düzenlemelerde yer verilen

güvenceler, başvurucunun haklarına zarar verdiği iddia edilen idari bir kararın

iptali talebiyle açılan davalara da uygulanacaktır (Benzer yöndeki AİHM kararı

için bkz. De Geouffre

de la Pradelle/Fransa, B. No: 12964/87, 16/12/1992). Başvuruya konu davanın,

başvurucuya ait taşınmazlara ilişkin imar planında değişiklik yapılarak inşaat

izni verilmesi ve ilgili idarelerin ret işlemlerinin iptali istemini konu alan

bir uyuşmazlık olduğu görülmekle, başvurucunun mülkiyet hakkına zarar verdiği

iddia edilen idari bir kararın iptali talebini konu alan somut yargılama

faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda

kuşku yoktur.

45. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olmakla beraber, bazı özel durumlarda girişimin niteliği göz önünde

tutularak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki bir tarih başlangıç tarihi

olarak kabul edilebilmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. König/Almanya, B. No: 51963/99, 23/5/2007, § 24; Poiss/Avusturya, B. No: 8163/07, 2/4/2013, § 21). Somut başvuru

açısından benzer bir durum söz konusu olup, makul süre değerlendirmesinde

nazara alınacak zaman diliminin başlangıç tarihi, başvurucu tarafından park

alanına dönüştürülen ancak uzun süredir kamulaştırılmayan taşınmazların

kamulaştırılarak bedelinin ödenmesi, bunun mümkün olmaması durumunda ise

belediyeye ait başka taşınmazlarla takas edilmesi veya imara açılması hususlarını

içeren taleplerini ilgili idarelere ilettiği 18/3/2002

tarihidir.

46. Uyuşmazlığın başlangıç

tarihi ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki

zaman bakımından yetkisinin başladığı tarih farklı olabilmekle beraber, zaman

bakımından yetkiyi belirleyen hükümlerin, olay ve olguların meydana geldiği

tarihi değil, hak ihlali oluşturan işlem ve eylemlere karşı başvurulabilecek

kanun yollarının tüketildiği, yani işlem veya kararın kesinleştiği tarihi esas

aldığı görülmektedir. Başvuru konusu uyuşmazlığın, Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisinin başlangıcını teşkil eden 23/9/2012

tarihinden önce başlamış olduğu, başvuru tarihi itibarıyla yaklaşık on yıl

dokuz ayı aşkın bir süredir devam ettiği ve belirtilen tarih itibarıyla

uyuşmazlığa ilişkin davanın halen derdest olduğu anlaşılmakla, somut başvuruya

ilişkin olarak yapılacak makul süre değerlendirmesinde dikkate alınacak sürenin

başlangıcı, 18/3/2002 tarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).

47. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinin

devamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas

alınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 52).

48. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun başvurucuya ait taşınmazlara

ilişkin imar planında değişiklik yapılarak inşaat izni verilmesi ve ilgili

idarelerin ret işlemlerinin iptali istemi olduğu anlaşılmaktadır. 28/5/2002 havale tarihli dava dilekçesi kapsamında

yargılamasına başlanılan davada 2577 sayılı Kanun’un 14. maddesinde öngörülen

süre içerinde, 31/5/2002 tarihinde dosyanın ilk incelemesinin yapıldığı,

taraflara tebligat işlemlerinin yapılarak cevap ve ikinci cevaplar hususunda Kanun’da

öngörülen sürelere uyulmasının sağlandığı, ancak davalı İzmir Büyükşehir

Belediye Başkanlığınca 2/7/2002 tarihinde verilen cevap dilekçesinde

başvurucunun talebinin zımnen reddedilmediğinin ileri sürülmesine rağmen, bu

hususun yaklaşık sekiz ay sonra ve 5/3/2003 tarihli ara karara istinaden davalı

idareden sorulduğu, verilen keşif ara kararı uyarınca gerekli tebligat

işlemleri yerine getirilerek 20/6/2003 tarihinde keşif icra edildiği ve

bilirkişi raporlarının taraflara tebliğ edilerek taraflarca en son 22/8/2003

tarihinde raporlara karşı beyanda bulunularak dosyanın tekemmül etmesinin

akabinde, 1/10/2003 tarihinde ilk derece Mahkemesince dosyanın karara

bağlandığı anlaşılmaktadır.

49. Kararın temyiz edilmesi

üzerine ilk derece Mahkemesince süresinde temyiz ilk inceleme tutanağı

düzenlenerek dosya temyiz incelemesi için 5/2/2004

tarihinde Danıştay’a gönderilmiş, 9/2/2004 tarihinde temyiz merciinde kayda

alındığı anlaşılan dosyaya ilişkin olarak yaklaşık bir yıl on bir ay sonra

27/12/2005 tarihinde Danıştay 6. Dairesince kısmen onama ve kısmen bozma kararı

verilmiştir. 21/3/2006 tarihinde ilk derece

Mahkemesine ulaşan dosyanın Mahkemenin E.2006/997 sırasına kaydı yapılarak,

31/5/2006 tarihli ara karara istinaden 29/9/2006 tarihinde yeniden keşif icra edildiği

ve 16/11/2006 tarihinde dosyanın karara bağlandığı, ancak taraflara tebligat

işleminin 5/2/2007 tarihinde başlatıldığı anlaşılmıştır.

50. Başvurucu tarafından 27/2/2007 tarihinde kararın temyiz edilmesi üzerine,

dosyanın 30/4/2007 tarihinde Danıştay Başkanlığına gönderildiği görülmektedir. 16/5/2007 tarihinde temyiz merciinde kayda alınan dosyaya

ilişkin olarak, kayıt tarihinden yaklaşık bir yıl altı ay sonra Danıştay

Başsavcılığı tarafından görüş bildirildiği ve 24/2/2009 tarihinde Danıştay 6.

Dairesince bozma kararı verilerek dosyanın 13/5/2009 tarihinde ilk derece

Mahkemesine ulaştığı, davalı idarelerce yapılan karar düzeltme istemi üzerine

16/9/2009 tarihinde tekrar Danıştay Başkanlığına gönderilerek 28/10/2009

tarihinde kayda alındığı, bu tarihten yaklaşık altı ay sonra 6/4/2010 tarihinde

Danıştay Başsavcılığı tarafından görüş bildirildiği ve görüş yazısını takiben

yaklaşık bir yıl dört ay sonra 22/7/2011 tarihinde Danıştay 6. Dairesince karar

düzeltme talebinin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

51. İlk derece Mahkemesince 21/9/2011 tarihli ara karar ile bozma kararına uyulmasına ve

dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş olup, karar davalı idarelerce

temyiz edilmiş, temyiz dilekçeleri başvurucuya en son 10/1/2012 tarihinde

tebliğ edilen dava dosyası 9/2/2012 tarihinde Danıştay Başkanlığına

gönderilerek 16/2/2012 tarihinde temyiz merciinde kayda alınmıştır. Dosya

hâlihazırda Danıştay 6. Dairesi önünde derdesttir.

52. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, özellikle ilk derece mahkemesince, taraflarca verilen dava ve

temyiz dilekçeleri üzerine 2577 sayılı Kanun’un 14. maddesinde öngörülen süre

içerisinde ilk inceleme tutanaklarının tanzim edildiği, verilen keşif ara

kararlarının gününde icra edildiği ve dosyanın tekemmül etmesini müteakip 2577

sayılı Kanun’un 20. maddesinde öngörülen düzenleyici süre de nazara alınarak

dosyanın karara bağlandığı, ancak özellikle taraf dilekçelerinde belirtilen

hususların ikmali, 2577 sayılı Kanun’un 60. maddesinde yer verilen Danıştay ile

bölge idare, idare ve vergi mahkemelerine ait her türlü tebliğ işlerinin,

Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılacağı ve bu suretle yapılacak tebliğlere

ait ücretlerin ilgililer tarafından peşin olarak ödeneceği şeklindeki

düzenlemeye rağmen, verilen karar sonrasında gerekçeli kararın taraflara tebliğ

işlemlerinin başlatılması ve kanun yoluna başvurulması üzerine dosyanın üst

mahkemeye sevki sürecinde gecikmelerin yaşandığı anlaşılmaktadır.

53. Kanun yolu incelemesinde yer

alan süreçlerin değerlendirilmesinde, kararın ilk kez temyiz edilmesi üzerine,

temyiz merciinde kayda alınma tarihi nazara alındığında yaklaşık bir yıl on bir

ay sonra kısmen onama kısmen bozma kararı tesis edildiği, ilk derece

Mahkemesince verilen kararın tekrar temyiz edilmesi üzerine bir yıl on bir ay

sonra dosyanın bozma kararı ile neticelendirildiği, davalı idareler tarafından

yapılan karar düzeltme talebi sonrasında, bir yıl altı aylık bölümü Danıştay

Başsavcılığınca görüş bildirilmesi sürecini kapsamakla birlikte, toplam bir yıl

dokuz ay sonra karar düzeltme talebinin değerlendirilerek reddine karar

verildiği, ilk derece Mahkemesince üçüncü kez verilen kararın temyiz edilmesi

üzerine dosyanın 16/2/2012 tarihinde Danıştay

Başkanlığı kaydına alındığı ve dava halihazırda Danıştay 6. Dairesi nezdinde

derdest olmakla, bu sürecin yaklaşık bir yıl dokuz aydır devam etmekte olduğu

anlaşılmaktadır. Bu haliyle özellikle kanun yolu merciinde geçen yargılama

süresinin, 2577 sayılı Kanun’un 20. maddesinde öngörülen, Danıştay, bölge

idare, idare ve vergi mahkemelerindeki dosyaların, 2577 sayılı Kanun ve diğer

kanunlarda belirtilen öncelik veya ivedilik durumları ile Danıştay için

Başkanlar Kurulunca; diğer mahkemeler için Hakimler ve

Savcılar Yüksek Kurulunca konu itibarıyla tespit edilip Resmî Gazete'de ilan edilecek öncelikli işler göz önünde

bulundurulmak suretiyle geliş tarihlerine göre inceleneceği ve tekemmül

ettikleri sıra dahilinde bir karara bağlanacağı, bunların dışında kalan dosyaların

ise tekemmül ettikleri sıraya göre ve tekemmül tarihinden itibaren en geç altı

ay içinde sonuçlandırılacağı hükmüne rağmen, uzun bir yargılama süresini

kapsadığı anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra, dosyanın karara bağlanmasının

akabinde ilk derece mahkemesine aktarılması hususunda da gecikmeler yaşandığı,

Danıştay 6. Dairesince 27/12/2005 tarihinde kısmen

onama kısmen bozma kararı ile sonuçlandırılan dosyanın 21/3/2006 tarihinde ilk

derece Mahkemesinde havale edilerek kayda alındığı, benzer şekilde Danıştay 6.

Dairesince 24/2/2009 tarihinde verilen bozma kararı sonrasında dosyanın

13/5/2009 tarihinde ilk derece Mahkemesince işleme alındığı görülmektedir.

54. Yargılama sürecinin

uzamasında yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratle

sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden

kaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de

ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi,

hukuk sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlama

yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerine

getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 44).

55. Bu kapsamda, yargı

sisteminin yapısı, mahkeme kalemindeki rutin görevler sırasındaki aksamalar,

hükmün yazılmasındaki, bir dosyanın veya belgenin bir mahkemeden diğerine

gönderilmesindeki ve raportör atanmasındaki

gecikmeler, yargıç ve personel sayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı

nedeniyle yargılamada makul sürenin aşılması durumunda da yetkili makamların

sorumluluğu gündeme gelmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Foti ve Diğerleri/İtalya, B. No: 7604/76,

10/12/1982, § 61; Neumeister/Avusturya, B. No: 8163/07, 2/4/2013, §

20-21; Zimmermann-Steiner/İsviçre, B. No: 8737/79, 13/07/1983, §

29-32; Reilly/İrlanda, B. No: 21624/93, 22/2/1995, §

65-66; Eckle/Almanya, B. No: 8130/78, 15/07/1982, §

84).

56. Başvuruya konu yargılama

faaliyeti açısından söz konusu olan yaklaşık on bir yıl sekiz aylık yargılama

süresinin yedi yıl dört aylık bölümünün kanun yolu incelemesinde geçtiği nazara

alındığında, somut başvuru açısından özellikle değerlendirilmesi gereken

yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliklerinin yol açtığı gecikmeler AİHM tarafından

da müteaddit defalar incelemeye tabi tutulmuştur. Bu kapsamda, mahkemeler

nezdindeki iş yükünün özellikle kriz dönemlerinde artış gösterdiği durumlarda

ve taraf devletlerin ekonomik destek veya yasal düzenlemeler yapmak suretiyle

yargılama faaliyetinin hızlandırılması hususunda gerekli tedbirleri alması

koşuluyla, makul süre açısından ihlal oluşmadığı sonucuna ulaşılmakta, ancak iş

yükü nedeniyle dava sürelerinin uzamasının geçici bir iş yükü artışına bağlı

olmaksızın ilgili makamların yeterli ilgi göstermediği bir yapısal sorun olması

ve yargılama sisteminde çözüm bekleyen uyuşmazlıkların uzun bir müddet zarfında

artması ve birikmesi sonucu yargılamalarda makul sürenin aşılması durumunda,

Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmaktadır (Bkz. Buchholz/Almanya, B. No: 7759/77, 6/5/1981; Guincho/Portekiz,

B. No: 8990/80, 10/7/1984; Unıon Alımentarıa Sanders S.A./İspanya, B. No: 11681/85, 7/7/1989;

Zimmermann-Steiner/İsviçre, B. No: 8737/79, 13/7/1983). Zira

devlet, yargılama sisteminde çözüm bekleyen uyuşmazlıkların nicelik itibarıyla

artmasına rağmen, yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleştirilebilmesi

için gerekli tüm tedbirleri almakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, hukuk sisteminin

adil yargılama koşullarını yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesi

sorumluluğunun bir görünümüdür.

57. Hukuk sistemimizde idari

yargı alanında yer alan uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama

süresini aştığı yönündeki tespitlere, AİHM tarafından verilen birçok ihlal

kararında yer verilmiş olup (Bkz. Akmansoy/Türkiye,

B. No: 14787/07, 28/5/2013; Tekin/Türkiye, B. No: 26252/06, 28/5/2013; Alhan/Türkiye, B. No: 8163/07, 2/4/2013; Mehmet Salih Uçar/Türkiye, B. No: 5485/07,

2/4/2013; Kayak/Türkiye, B. No:

60444/08, 10/7/2012; Nurcan Kara ve

Diğerleri/Türkiye, B. No: 16785/08, 22/1/2013), özellikle idari

yargı alanındaki yapısal sorunlar ve Danıştay nezdinde temyiz ve karar düzeltme

incelemelerinde geçirilen uzun yargılama sürelerinin ihlal kararlarına temel

oluşturduğu anlaşılmaktadır (Bkz. Yücel

Doğan/Türkiye, B. No: 24647/04, 6/10/2009; Hasefe/Türkiye, B. No: 25580/03, 8/1/2009; Büker/Türkiye, B. No: 29921/96, 24/10/2000).

58. Başvuru konusu yargılama

süreci değerlendirildiğinde, ilk derece Mahkemesince özellikle taraf dilekçelerinde

belirtilen hususların ikmali, verilen karar sonrasında gerekçeli kararın

taraflara tebliğ işlemlerinin başlatılması ve kanun yoluna başvurulması üzerine

dosyanın üst mahkemeye sevki sürecinde gecikmelerin yaşandığı, kanun yolu

incelemesinde de benzer şekilde dosyanın karara bağlanmasının akabinde ilk

derece Mahkemesine aktarılması hususunda aksamalar olduğu tespit edilmekle

beraber, yukarıda yer verilen tespitler ışığında, özellikle yargı sisteminin

yapısından kaynaklanan iş yükü ve organizasyon eksikliğinin somut başvuruya

ilişkin yargılama süresinin uzaması üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu

anlaşılmaktadır. Ancak Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi

gereğince, yargılama sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde

karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını

yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesi zorunluluğu göz önünde

bulundurulduğunda, hukuk sisteminde var olan yapısal ve organizasyona ilişkin

eksikliklerin, yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleştirilmemesini izah

edemeyeceği açıktır.

59. Başvurucunun tutumunun

yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit edilmemiştir.

60. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, başvuruya konu uyuşmazlığın başvurucuya ait taşınmazlara ilişkin

imar planında değişiklik yapılarak inşaat izni verilmesi ve ilgili idarelerin

ret işlemlerinin iptali istemi olması, yargılamanın yürütüldüğü Mahkemenin tabi

olduğu yargılama usulü ve özellikle yargılamanın imar planında değişiklik

yapılarak inşaat izni verilmesi talebini içermesi nedeniyle keşif ve bilirkişi

incelemesi gibi icrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu

yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya bütün olarak

bakıldığında henüz sonuçlandırılmamış olan on bir yıl sekiz aylık yargılama

sürecinde özellikle kanun yolu merciinde geçen yargılama sürecine ilişkin

yapısal bir sorun ve yargı sisteminin yapısından kaynaklanan ve makul olmayan

bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

61. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

62. Başvurucu, taşınmazlarına

ilişkin kamulaştırma bedeli ve inşaat izni alamaması nedeniyle, uzun süren

yargılamaya bağlı olarak elde edemediği fırsat kaybı ile kâr nazara alınarak

10.000,00 TL maddi ve uzun yargılama nedeniyle maruz kaldığı manevi zarar

karşılığında 15.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

63. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvurucunun tazminat taleplerine ilişkin görüş bildirilmemiştir.

64. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir

mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için

yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

65. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla beraber, tespit edilen ihlalle iddia

edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

66. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık on bir yıl sekiz aylık yargılama süresi nazara

alındığında, başvurucunun yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya

takdiren 10.600,00 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

67. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 172,50 harç ve 2.640,00 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 2.812,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

68. Başvuruya konu yargılamanın

yaklaşık on bir yıl sekiz ay sürdüğü ve bu hususun makul sürede yargılanma

hakkını ihlal ettiği gözetilerek, anayasal bir hakkın ihlal edildiği açık olan

bir yargılama dosyasında, hukuka, adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğü

zararın devam etmesinin önlenmesi amacıyla, yargılamanın mümkün olan en kısa

sürede sonuçlandırılmasını teminen, kararın bir

örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya 10.600,00 TL MANEVİ TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

D. Başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

E. Başvurucu tarafından yapılan 172,50 TL harç ve 2.640,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.812,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

G. Kararın bir örneğinin 6216

sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca, ihlalin

ve sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla ilgili mahkemesine

gönderilmesine,

7/11/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör : Şebnem NEBİOĞLU ÖNER Başvurucu : Selahattin AKYIL Vekili : Av. Ahmet YILMAZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2012/1198, 7 Kasım 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. G. Kararın bir örneğinin 6216
  17. M. Emin KUZ
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2012/1198
Tarih
7 Kasım 2013

İlgili Kararlar

  • İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi Başvurusu (B. No: 2013/1430)
  • Firas Aslan ve Hebat Aslan Başvurusu (B. No: 2012/1158)
  • Atilla İnan Başvurusu (B. No: 2012/615)
  • Musa Erdem ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1845)
  • Turan Günana Başvurusu (B. No: 2013/3354)
  • Onur Gür Başvurusu (B. No: 2012/828)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.