İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Selma Arıcan Başvurusu (B. No: 2013/7841)

1. Başvurucu, kamulaştırılan taşınmazıyla ilgili

Başvuru No2013/7841Tarih21 Mayıs 2015Okuma30 dk · 6.079 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Selma Arıcan Başvurusu

Karar tarihi
21 Mayıs 2015
Başvuru Numarası
2013/7841
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.079 kelime·30 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, kamulaştırılan taşınmazıyla ilgili

kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davası sonucunda belirlenen

kamulaştırma bedelinin, taşınmazın bulunduğu mevki değerlerinin oldukça altında

belirlenmesi, hatta kıymet takdir komisyonunca belirlenen ve idarenin kendisine

vermeyi kabul ettiği tutarın altıda biri oranında olacak şekilde tespit

edilmesi ve yargılamanın 7 yıl sürmesi nedenleriyle mülkiyet ve adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek, tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 1/11/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde

Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 6/12/2013 tarihinde

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 23/1/2014 tarihinde kabul edilebilirlik

ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına, başvuru dosyasının bir örneğinin

görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının 13/2/2014 tarihli yazısında, Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen,

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

7. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ, İdare) tarafından

20/4/2005 tarihinde sulama kanalı inşaatı nedeniyle başvurucunun maliki olduğu

Muğla ili, Fethiye İlçesi, Karaçulha Köyünde bulunan

1357,00 m2 taşınmazının 102,16 m2 kısmının

kamulaştırılmasına karar verilerek kamu yararı kararı alınmıştır.

8. Bahsedilen taşınmaz kısmının kamulaştırma bedeli İdarece

oluşturulan kıymet takdir komisyonunca 2.592,00 TL olarak belirlenmiştir.

9. Bedel üzerinde anlaşma sağlanamaması üzerine DSİ Genel

Müdürlüğü 5/4/2006 tarihinde Fethiye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde kamulaştırma

bedelinin tespiti ve tescil davası açmıştır.

10. Başvurucu, idarece teklif edilen bedelin bölgedeki emsal

değerlerinin çok altında olduğu gerekçesiyle 14/2/2007 tarihli dilekçesiyle

taşınmazının elektrik, su, yol ve altyapısının bulunduğunu belirterek İdarece

belirlenen bedele itiraz etmiş ve ekinde Fethiye Emlakçılar Derneği

Başkanlığından aldığı 31/1/2007 tarihli üç yeminli bilirkişi tarafından

hazırlanan bilirkişi raporunu Mahkemeye sunmuştur. Raporda taşınmaz tarımsal

nitelikli kültür arazisi olarak tanımlanmış, arazinin Fethiye’ye hâkim bir

konumda olmasının değerini arttırdığı ve tripleks villa yapmaya uygun olduğu

ifade edilerek taşınmazın m2 fiyatının 110,00 TL (dolayısıyla

kamulaştırılan kısmının değerinin 11.273,00 TL) olduğu tespit edilmiştir.

11. Mahkeme, 22/5/2008 tarihli ve E.2006/123 K.2008/266

sayılı kararıyla davanın kabulüne karar vererek, 27/9/2007 tarihli bilirkişi

raporu ve 18/1/2008 tarihli ek bilirkişi raporu doğrultusunda tarla vasıflı

taşınmazın 2.592,91 TL olarak tespit edilen kamulaştırma bedelinin başvurucuya

ödenmesine hükmetmiştir.

12. Başvurucu, 15/12/2008 tarihli dilekçesiyle, belirlenen

kamulaştırma bedelinin taşınmazının bulunduğu bölgedeki değerlerin çok altında

kaldığını, bedel tespitinde sadece taşınmazın tapuda görünen vasfına göre

belirleme yapıldığını, bölgenin bir turizm cenneti olduğunu, taşınmazın denizi

kuşbakışı gören ve denize yakın bir noktada olduğunu, yakınında villalar bulunduğunu,

kamulaştırılan taşınmazın bir ev yapacak büyüklükte olduğunu belirterek kararı

temyiz etmiştir. Davacı İdare de temyiz başvurusunda bulunmuştur.

13. Temyiz incelemesi yapan Yargıtay 18. Hukuk Dairesi,

9/2/2010 tarihli ve E.2009/14633, K.2010/1687 sayılı ilamıyla İlk Derece

Mahkemesi kararını bozmuştur. Bozma kararında, tarım arazilerinin değerinin

saptanmasında dava konusu taşınmazın da içinde yer aldığı ilçenin genelinde

geçerli olan hektar başına ortalama verim, üretim giderleri ve kg başına satış

fiyatlarına göre hesaplama yapılması gerekirken yalnızca dava konusu taşınmazın

bulunduğu köye özgü lokal veriler esas alındığı; taşınmazın sulu ya da kuru

tarım arazisi niteliğinde olup olmadığına yönelik bir tespit yapılmadan sulu

tarım arazilerindeki ürünler münavebeye alınarak değer biçildiği, taşınmazın

sera üretimine uygun olduğu belirlenmeden serada domates ürününün net gelirinin

ortalamaya katılarak taşınmazın değerinin bulunduğu gerekçelerine yer

verilmiştir.

14. Bozma kararı üzerine yeniden inceleme yapan Mahkeme,

24/2/2011 tarihli ve E.2010/215, K.2011/301 sayılı kararı ile bozma ilamında

belirtilen eksiklikleri tamamlayarak ve bozma kararındaki gerekçelere göre

hazırlanan 15/9/2010 tarihli bilirkişi raporunu esas alarak kamulaştırma

bedelini 401,49 TL olarak tespit etmiş ve fazla ödenen bedelin İdareye iadesine

dair hüküm kurmuştur.

15. Başvurucunun temyiz istemi Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin

15/1/2013 tarihli ve E.2012/12035, K.2013/365 sayılı kararı ile reddedilerek

yerel mahkemenin kararı onanmıştır.

16. Karar düzeltme istemi aynı Dairenin, 30/5/2013 tarih ve

E.2013/6934, K.2013/9376 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

17. Bu karar başvurucuya, 2/10/2013 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

18. Başvurucu, fazla ödenen kamulaştırma bedelini faiziyle

birlikte 2.256,42 TL olarak 10/10/2013 tarihinde İdarenin banka hesabına

yatırmıştır.

19. Başvurucu, 1/11/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

20. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun

24/04/2001 tarihli, 4650 sayılı Kamulaştırma Kanununda

Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 3. maddesiyle değişik “Satın alma usulü” başlıklı 8. maddesi

şöyledir:

“İdarelerin, bu Kanuna göre, tapuda kayıtlı

olan taşınmaz mallar hakkında yapacağı kamulaştırmalarda satın alma usulünü

öncelikle uygulamaları esastır.

Kamulaştırma kararının alınmasından sonra

kamulaştırmayı yapacak idare, bu Kanunun 11 inci maddesindeki esaslara göre ve

konuyla ilgili uzman kişi, kurum veya kuruluşlardan da rapor alarak,

gerektiğinde Sanayi ve Ticaret Odalarından ve mahalli emlak alım satım

bürolarından alacağı bilgilerden de faydalanarak taşınmaz malın tahmini

bedelini tespit etmek üzere kendi bünyesi içinden en az üç kişiden teşekkül

eden bir veya birden fazla kıymet takdir komisyonunu görevlendirir.

Ayrıca idare, tahmin edilen bedel üzerinden

pazarlıkla satın alma ve trampa işlemlerini yürütmek ve sonuçlandırmak üzere

kendi bünyesi içinden en az üç kişiden teşekkül eden bir veya birden fazla

uzlaşma komisyonunu görevlendirir.

İdare, kıymet takdir komisyonunca tespit

edilen tahmini bedeli belirtmeksizin, kamulaştırılması kararlaştırılan taşınmaz

mal, kaynak veya bunların üzerindeki irtifak haklarının bedelinin peşin veya bu

Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre

yapılıyor ise, bu fıkradaki usullere göre taksitle ödenmesi suretiyle ve

pazarlıkla satın almak veya idareye ait bir başka taşınmaz malla trampa yoluyla

devralmak istediğini resmi taahhütlü bir yazıyla malike bildirir.

Malik veya yetkili temsilcisi tarafından, bu

yazının tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde,

kamulaştırmaya konu taşınmaz malı pazarlıkla ve anlaşarak satmak veya trampa

isteği ile birlikte idareye başvurulması halinde; komisyonca tayin edilen

tarihte pazarlık görüşmeleri yapılır, tespit edilen tahmini değeri geçmemek

üzere bedelde veya trampada anlaşmaya varılması halinde, yapılan bu anlaşmaya

ilişkin bir tutanak düzenlenir ve anlaşma konusu taşınmaz malın tüm hukuki ve

fiili vasıfları ile kamulaştırma bedelini içeren tutanak malik veya yetkili

temsilcisi ve komisyon üyeleri tarafından imzalanır.

İdarece, anlaşma tutanağının tanzim tarihinden

itibaren en geç kırkbeş gün içinde, tutanakta

belirtilen bedel ödenmeye hazır hale getirilerek, bu durum malike veya yetkili

temsilcisine yazıyla bildirilerek tapuda belirtilen günde idare adına tapuda

ferağ vermesi istenilir. Malik veya yetkili temsilcisi tarafından idare adına

tapuda ferağ verilmesi halinde, kamulaştırma bedeli kendilerine ödenir.

Bu madde uyarınca satın alınan veya trampa

edilen taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkı, sahibinden kamulaştırma yolu

ile alınmış sayılır ve bu şekilde yapılan kamulaştırmaya veya bedeline karşı

itiraz davaları açılamaz.

Anlaşma olmaması veya ferağ verilmemesi

halinde bu Kanunun 10 uncu maddesine göre işlem yapılır.”

21. 2942 sayılı Kanun’un “Kamulaştırma

bedelinin mahkemece tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili”

kenar başlıklı 10. maddesinin 4650 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle değişik ilgili

kısımları şöyledir:

“Kamulaştırmanın satın alma usulü ile

yapılamaması halinde idare, … asliye hukuk mahkemesine müracaat eder ve

taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, … idare adına tesciline karar

verilmesini ister.

…

Mahkemece belirlenen günde yapılacak duruşmada

hakim, taşınmaz malın bedeli konusunda tarafları

anlaşmaya davet eder. Tarafların bedelde anlaşması halinde hakim,

taraflarca anlaşılan bu bedeli kamulaştırma bedeli olarak kabul eder ve

sekizinci fıkranın ikinci ve devamı cümleleri uyarınca işlem yapar.

Mahkemece yapılan duruşmada tarafların bedelde

anlaşamamaları halinde hakim, en geç on gün içinde

keşif ve otuz gün sonrası için de duruşma günü tayin ederek, 15 inci maddede

sayılan bilirkişiler marifetiyle ve tüm ilgililerin huzurunda taşınmaz malın

değerini tespit için mahallinde keşif yapar…

Bilirkişiler, taraflar ve diğer ilgililerin

beyanını da dikkate alarak, 11 inci maddedeki esaslar doğrultusunda taşınmaz

malın değerini belirten raporlarını onbeş gün içinde

mahkemeye verirler. Mahkeme bu raporu, duruşma günü beklenmeksizin taraflara

tebliğ eder. Yapılacak duruşmaya hakim, taraflar veya

vekillerini ve bilirkişileri çağırır. Bu duruşmada tarafların bilirkişi

raporlarına varsa itirazları dinlenir ve bilirkişilerin bu itirazlara karşı

beyanları alınır.

Tarafların bedelde anlaşamamaları halinde

gerektiğinde hakim tarafından onbeş

gün içinde sonuçlandırılmak üzere yeni bir bilirkişi kurulu tayin edilir ve

hakim, tarafların ve bilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarından

yararlanarak adil ve hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli tespit eder.

Mahkemece tespit edilen bu bedel, taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkının

kamulaştırılma bedelidir. … İdarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına

yatırıldığına … dair makbuzun ibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idare

adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir

ve bu karar, tapu dairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirilir. Tescil

hükmü kesin olup tarafların bedele ilişkin temyiz hakları saklıdır.

…”

22. 2942 sayılı Kanun’un “Kamulaştırma

bedelinin tespiti esasları” başlıklı 11. maddesinin 4650 sayılı

Kanunla değişik ilgili kısımları şöyledir:

“ …bilirkişi kurulu, kamulaştırılacak taşınmaz mal veya kaynağın bulunduğu

yere mahkeme heyeti ile birlikte giderek, hazır bulunan ilgilileri de

dinledikten sonra taşınmaz mal veya kaynağın;

a) Cins ve nevini,

b) Yüzölçümünü,

c) Kıymetini etkileyebilecek bütün nitelik ve

unsurlarını ve her unsurun ayrı ayrı değerini,

d) Varsa vergi beyanını,

e) Kamulaştırma tarihindeki resmi makamlarca

yapılmış kıymet takdirlerini,

f) Arazilerde, taşınmaz mal veya kaynağın

kamulaştırma tarihindeki mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması

halinde getireceği net gelirini,

g) Arsalarda, kamulaştırma gününden önceki

özel amacı olmayan emsal satışlara göre satış değerini,

h) Yapılarda, resmi birim fiyatları ve yapı

maliyet hesaplarını ve yıpranma payını,

ı) Bedelin tespitinde etkili olacak diğer

objektif ölçüleri,

Esas tutarak düzenleyecekleri raporda bütün bu

unsurların cevaplarını ayrı ayrı belirtmek suretiyle ve ilgililerin beyanını da

dikkate alarak gerekçeli bir değerlendirme raporuna dayalı olarak taşınmaz

malın değerini tespit ederler.

Taşınmaz malın değerinin tespitinde,

kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değer

artışları ile ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kâr

dikkate alınmaz.

…”

23. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun “Usul ekonomisi

ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve

düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla

yükümlüdür.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 21/5/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 1/11/2013 tarih ve 2013/7841 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

25. Başvurucu, kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili

davasında kabul edilen kamulaştırma bedelinin, taşınmazın bulunduğu denizi

gören hafif eğimli bir yamaçtaki mevki değerlerinin oldukça altında, hatta

idarenin kıymet takdir komisyonunca belirlenen ve vermeye razı olduğu tutarın

da oldukça altında, keyfiliğe ulaşacak boyutta bir bedel şeklinde 401,49 TL

olarak tespit edilmesinin orantılı olmaması nedeniyle Anayasanın 35. maddesinde

tanımlanan mülkiyet hakkının; yargılamanın yaklaşık 7 yıl sürmesi nedeniyle

Anayasanın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

belirterek, bedel tespit davasında mahkemeye sunduğu 31/1/2007 tarihli

bilirkişi raporu doğrultusunda kamulaştırılan 102,16 m2 alan için

toplam 11.237,00 TL bedelin 5/4/2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal

faiziyle birlikte maddi tazminat olarak ve yargılamanın makul süreyi aşması

nedeniyle 20,000,00 TL bedelin manevi tazminat olarak yargılama giderleriyle

birlikte ödenmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

26. Başvurucunun iddialarının açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden

de bulunmadığı anlaşıldığından, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası

27. Başvurucu, kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili

davasında kabul edilen kamulaştırma bedelinin, taşınmazın bulunduğu denizi

gören yamaçtaki mevki değerlerinin oldukça altında, hatta idarenin kıymet

takdir komisyonunca belirlenen ve vermeye razı olduğu tutarın da oldukça altında

keyfiliğe ulaşacak boyutta bir bedel olarak (401,49 TL) tespit edilmesinin

mülkiyet hakkına yapılan müdahale ile orantılı olmadığını ve Anayasanın 35.

maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

28. Anayasa’nın “Mülkiyet

Hakkı” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

29. Anayasa'nın “Kamulaştırma”

kenar başlıklı 46. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının

gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel

mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen

esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar

kurmaya yetkilidir.

…”

30. Anayasa'nın “Temel hak

ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

31. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) Ek (1)

No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması”

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu

yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel

ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”

32. Anayasanın 35. maddesi ve Sözleşmenin (1) No.lu

Protokol’ün 1. maddesi benzer düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer vermiştir.

Her iki düzenleme de üç kural ihtiva etmektedir. Düzenlemelerin ilk cümleleri

herkese mülkiyet hakkını tanımakta, ikinci cümleleri ise kişilere ait mülkiyet

hakkının hangi koşullarla sınırlandırılabileceğini ya da kişilerin mülkünden

yoksun bırakılabileceğini hüküm altına almaktadır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 29).

33. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf etme (başkasına devretme,

biçimini değiştirme, harcama ve tüketme) olanağı veren bir haktır. Anayasa’ya

göre bu hakka ancak kamu yararı nedeniyle ve kanunla sınırlama getirilebilir.

Özel mülkiyetteki bir taşınmaz, kamu yararı amacıyla ihtiyaç duyulması halinde

gerçek karşılığı peşin ödenmek ve koşulları yasayla belirlenmek şartıyla

kamulaştırılarak kamu hizmetine tahsis edilebilir veya irtifak hakkı kurularak

kamu yararı amacıyla kullanımı sınırlandırılabilir (Bkz. AYM, E.1988/34,

K.1989/26, K.T. 21/6/1989; AYM, E.2011/58, K.2012/70, K.T. 17/5/2012 ve AYM,

E.2004/25, K.2008/42, K.T. 17/1/2008).

34. Anayasa'nın 46. maddesinde öngörülen ve temel öğesinin “kamu yararı” olduğu kabul edilen

kamulaştırma, bir taşınmaz üzerindeki özel mülkiyet hakkının, malikin rızası

olmaksızın, kamu yararı için ve karşılığı ödenmek koşuluyla devlet tarafından sona

erdirilmesidir. Kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddenin birinci fıkrasında;

"Devlet ve kamu tüzelkişileri, kamu

yararının gerektirdiği hallerde, karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel

mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla

gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idari

irtifaklar kurmaya yetkilidir." denilmektedir. Kamu yararı

bulunması, kamulaştırma kararının yasada gösterilen esas ve usullerine

uyulması, gerçek karşılığın peşin ve nakden ödenmesi kamulaştırmanın anayasal

öğeleridir (AYM, E.2004/25, K.2008/42, K.T. 17/1/2008).

35. Somut başvuruda başvurucu, kamulaştırma bedelinin

Yargıtay bozma kararı sonrasında piyasa değerinin ve idarenin vermeyi kabul

ettiği değerin çok altında belirlenmesinden şikâyette bulunmaktadır. Bu nedenle

kamulaştırma bedelinin mülkün değeri ile orantılı olup olmadığı hususu

Anayasa’nın 13, 35. ve 46. maddeleri kapsamında ölçülülük ilkesi yönünden

incelenecektir.

36. Anayasa’nın 35. maddesine göre kişilerin mülkiyet hakları

ancak kanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararı gereği sınırlandırılabilir.

Anayasanın 46. maddesine göre ise özel mülkiyette bulunan taşınmazlar, kamu

yararı gereği karşılıkları peşin ödenmek suretiyle kamulaştırılabilir veya

bunlar üzerinde irtifak hakkı kurulabilir. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan

ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülklerinden mahrum bırakılmaları veya

mülkiyet haklarını kullanmalarının sınırlandırılması halinde elde edilmek

istenen kamu yararı ile mülkünden mahrum bırakılan veya mülkünü kullanması

engellenen bireyin hakları arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir

(Mukadder Sağlam ve diğerleri, B. No: 2013/2511, 22/1/2015, § 41).

37. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”,

“gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. “Elverişlilik”,

öngörülen müdahalenin, ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, “gereklilik”, ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını, yani aynı amaca daha

hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, “orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan

müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi

gerekliliğini ifade etmektedir (Mehmet Doğan ve diğerleri, § 38).

38. Anayasanın 13., 35. ve 46. maddeleri uyarınca, yapılan

kamulaştırma nedeniyle başvurucunun mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında bir

dengenin gözetilmesi, bu dengenin de başvurucunun elinden alınan mülkiyeti

karşılığında başvurucuya taşınmazın gerçek bedelinin peşinen ödenmesi gerekmektedir.

Anayasa ile Sözleşme arasında kamulaştırma bedeline ilişkin temel fark,

Sözleşmenin kimi durumlarda gerçek bedelin altında ödemeleri makul olduğu

ölçüde hak ihlali olarak görmemesinin yanında Anayasanın gerçek bedelin

ödenmesini koşulsuz olarak kabul etmesidir.

39. Bununla birlikte çok sayıda alıcısı ve satıcısı

bulunmayan ve satışa konu malların aynı nitelikte (homojen) olmadığı emlak

piyasasında, bir taşınmazın herkes için geçerli tek, değişmez ve kolay

hesaplanabilir bir fiyatının olmadığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Anayasa

ve Sözleşmenin ortak koruma alnında bulunan mülkiyet hakkı açısından devlete

düşen sorumluluk, kamulaştırılan taşınmazın gerçek değerinin usulüne uygun bir

şekilde belirlenmesi ve ulaşılmak istenen kamu yararı ile orantılı bir bedelin

başvuruculara ödenmesidir.

40. Bahsedilen kriterler çerçevesinde bedel veya değer

düşüklüğü karşılığının tespiti uzman Mahkemelerin ve

Yargıtay’ın bu konudaki uzman dairelerinin yetki ve görevindedir. Anayasa

Mahkemesi bu konuda uzmanlaşmış bir mahkeme olmadığı gibi, mülkiyet hakkı

kapsamında yapılan bireysel başvurularda bedel veya değer düşüklüğü karşılığını

hesaplamak gibi bir görevi de bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin mülkiyet

hakkına yapılan müdahale ile ödenen bedel arasındaki ilişki yönünden yapacağı

tespit, orantılılık incelemesinden ibarettir (Mukadder Sağlam ve diğerleri, §

49).

41. 2942 sayılı Kanunun 11. maddesinin (f) bendinde araziler

için kamulaştırma bedeli tespitinin taşınmazın kamulaştırma tarihindeki mevkii

ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net getiri

esas alınarak belirlenmesi öngörülmektedir. Düzenli ve sürekli tarımsal getiri

istatistikleri ise ülkemizde il ve ilçe tarım müdürlükleri tarafından il

merkezi ve ilçeler düzeyinde tutulmaktadır. Bu nedenle mahkemeler ve

mahkemelerin atadığı bilirkişiler, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları

doğrultusunda özel bir durum olmadıkça kamulaştırma bedelinin tespitinde resmi

birer kurum olan il ve ilçe tarım müdürlüklerinin verilerini kullanmaktadırlar

(Tahsin Erdoğan, B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 63).

42. 2942 sayılı Kanun’un 11. maddesinin (f) bendinde “mevkii” kelimesi kullanmıştır. Mevki

kelimesinin benzer iklim koşulları ve arazi yapısı nedeniyle benzer özelliklere

sahip geniş toprak parçaları anlamında kullanıldığı anlaşılmaktadır. Mevki veya

diğer adıyla mahal kelimesi her zaman ilçe düzeyinde bir alan anlamına

gelmeyebilmektedir. Bazı toprak, iklim ve coğrafi koşullarda bulunan bölgelerde

mevki veya mahal, ilçe düzeyinden de küçük bir arazi alanı olabileceği gibi

bazı durumlarda da daha geniş toprak parçaları bir mevki veya mahal olarak

tanımlanabilir. Bunun yanında mevkii ve şartlar sadece değerlendirmeye alınacak

alanın il veya ilçe düzeyinde olmasıyla bağlantılı olmayıp, toprağın yapısı,

arazinin sulanıp sulanmadığı, arazinin eğimi gibi pek çok faktör, mevki ve

şartlar kavramı çerçevesinde değerlendirmeye tabi tutulmaktadır (Tahsin

Erdoğan, § 64). Nitekim Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, bazı durumlarda ilçe

düzeyinden daha geniş bir toprak parçasını mevki olarak kabul ederek gerçek

bedele ulaşılması gerektiğini kabul etmektedir. (Bkz., 25/5/2006 tarihli ve

E.2006/3897, K.2006/4360 sayılı ilam)

43. Yargıtay içtihatları incelendiğinde; arazi niteliğindeki

taşınmazların kamulaştırma bedelinin il ve ilçe tarım müdürlükleri verileri

kullanılarak 2942 sayılı Kanunun 11. maddesinin (f) bendi doğrultusunda

taşınmazın tarımsal amaçlı kullanımı halinde net getirisi üzerinden yine

içtihatlarla belirlenmiş kapitalizasyon oranına

(Yargıtay kararlarına göre %3 ila %15 arasında kabul edilmektedir (§45))

bölünmesiyle tespit edildiği, bunun yanında aynı maddenin (i) bedine göre

taşınmazın yine tarımsal getirisini etkileyecek başka objektif özelliklerin

bulunması halinde bunun da yine içtihatlarla belirlenmiş oranları geçmemek

üzere hesaplamaya dâhil edildiği anlaşılmaktadır (Bkz. Yargıtay Hukuk Genel

Kurulu, 4/4/2007 tarihli ve E.2007/160, K.2007/189 sayılı, Yargıtay 18. Hukuk

Dairesinin 24/3/2014 tarihli ve E.2014/3436, K.2014/5314 sayılı kararları )

44. Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin başka ilamlarında

kamulaştırılan taşınmazın ilçe merkezine 18 km, denize 2 km mesafede olması,

yakınlarda en güzel koyların bulunması, rutubet ve sıcaklığın az olması, bağlı

olduğu ilçenin tarihi ve turistik özellikler taşıması, sahilden 60-80 km

mesafede bulunan Kıbrıs adasının ışıklarının görünmesi, taşınmaza 30 km

mesafede turistik tesisler bulunması vs. hususlarının (22/11/2012 tarih ve

E.2012/10203, K.2012/13040 sayılı ilam), taşınmazın büyükşehir belediye sınırları

içinde olması, il merkezine yakın olup yapılaşmaya uygunluğu hususlarının

(19/12/2013 tarih ve E.2013/16977, K.2013/18353 sayılı ilam) taşınmazın elde

edilen ürünlerin pazarlanmasında ve ulaşımında bir problemin olmaması, il ve

köy merkezine yakın olması, elektrik, su ve yol gibi alt yapı hizmetlerinin

bulunması, mücavir alan içinde kalması (23/01/2012 tarih ve E.2011/12067,

K.2012/410 sayılı ilam) objektif artış nedeni olamayacağı kabul edilmiştir.

Aynı Dairenin bir başka ilamında ise, “satış

değerini etkileyen turizm merkezi sınırları içerisinde olması artış nedeni

olarak uygulanamaz. Şu kadar ki, dava konusu taşınmazın turizm merkezlerine

yakın olması ürünlerin pazarlanmasında cüz’i de olsa biraz daha fazla kolaylık

sağlayabileceği ve aynı bölgeden gelen diğer dosyalar nazara alındığında

taşınmazın değerinde ençok %40 oranında bir artışla

yetinilmesi gerekirken, %100 oranında objektif artış uygulanmış olması,…” gerekçesiyle ilk derece mahkemesi

kararı bozulmuştur. (30/3/2010 tarihli ve E.2010/2999, K.2010/5006 sayılı ilam)

45. Bahsedilen içtihatlarda taşınmazın turizm bölgelerine

yakınlık, imar geçmesi beklentisi, mücavir alan içinde olması, alt yapı

hizmetlerinin gelmiş olması gibi piyasada değerinin ciddi anlamda artmasına

neden olan hususların dikkate alınmadığı görülmektedir.

46. Bu durumda Anayasanın 46. maddesine yer alan gerçek değer

ile ne kastedildiği ve 2942 sayılı Kanun ile Kanunun uygulamasında belirlenen

yöntemlerin gerçek bedele ulaşmayı sağlayıp sağlamadığının incelenmesi gerekmektedir.

47. Bir taşınmazın hiçbir karşılık ödenmeden idareye geçmesi,

mülkiyet hakkının sınırlandırılmasını aşan, hakkın özünü zedeleyen bir durumdur

(AYM, E.2002/112, K.2003/33, K.T. 10/4/2003). Bununla beraber gerçek

karşılığının altında bir bedel ödenerek bir taşınmazın idareye geçmesi de

Anayasa’nın 46. maddesi hükmüne açıkça aykırılığın yanında mülkiyet hakkına

Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesini aşan ve mülkünden yoksun

bırakılan kişiye ulaşılmak istenen kamu yararıyla kıyaslandığında ölçüsüzce

ağır bir yük getiren ve makul olmayan müdahale niteliğindedir (Tahsin Erdoğan,

§ 63). Bu çerçevede gerçek karşılığa ulaşmayı engelleyen düzenleme ve

uygulamaların Anayasa'nın 35. maddesinde yer alan mülkiyet hakkını zedeleyeceği

açıktır. (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 43).

48. Nitekim Anayasa Mahkemesi, kamulaştırma bedelini

taşınmazın gerçek karşılığı yerine vergi değerini esas alarak belirlemeye

yönelik düzenlemeyi mülkiyet hakkının doğal bir sonucu olarak kamulaştırma

bedelinin taşınmaz malın tam karşılığı olması gerektiği, bir yanda devlet veya

kamu kuruluşunun, kamu yararının zorunlu kıldığı hallerde, bireylerin rızasına

bakmaksızın onların mülkiyetindeki taşınmazları alma hakkını kullanacağı, öte

yanda bireylerin kamulaştırılan taşınmazlarının tam karşılıklarını, mülkiyet

hakkının gereği olarak, devletten isteme hak ve yetkisini ellerinde

tutacakları, bu hakların yerince kullanılmasına elverişli olmayan bir hukuk

düzeninin demokratik hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayacağı gerekçesiyle

iptal etmiştir (Bkz. AYM, E.1976/38, K.1976/46, K.T. 12/10/1976).

49. Bir malın gerçek değeri ile kastedilenin malın pazar

değeri olduğu kabul edilmektedir. Avrupa Birliği normlarında (TEGoVa1

ve Alman Federal İmar Kanunu’nun kabul ettiği) pazar değeri ile “bir bina veya taşınmazın bir özel hukuk sözleşmesi

esas alınarak değer tespitinin yapıldığı sırada, satışa meyilli bir satıcı ile

bu satıcıya kişisel bağlarla bağlı bulunmayan bir alıcı arasında, taşınmazın

piyasada serbestçe satışa sunulabileceği, piyasa ilişkilerinin normal bir

satışa engel teşkil etmediği ve satışa konu olan taşınmazın mahiyetine uygun

bir pazarlık zamanına sahip olunduğu hallerde elde edilecek fiyat” anlaşılmaktadır

(Dietrich, in: Ernst/Zinkahn/Bielenberg/Krautzberger, § 194, Rn. 23, Aktaran: Sadullah Özel,

Mülkiyet, Kamulaştırma ve Gerçek Karşılık Hakkı, Yetkin Yayınları, Ankara,

2013, s.180).

50. AİHM’e göre ödenecek tazminat miktarının

el konulan mülkün değeriyle ve kamulaştırma kapsamında tazminata ilişkin

uygulamanın da kamulaştırmanın yapıldığı sırada belirlenmiş piyasa değeri ile

makul bir ilişkisi olmalıdır. Bu çerçevede maddi tazminatın taşınmazın mevcut

piyasa değeri üzerinden hesaplanması gerekmektedir. Bununla birlikte Sözleşme

her koşulda eksiksiz bir tazminatı veya aynı miktarda tazminatı

gerektirmemektedir (Papachelas/Yunanistan, B. No: 31423/96, 25/3/1999, §

39, 48, 54; Hentrich/Fransa, B. No: 13616/88, 22/9/1994, §

71).

51. Konuyla ilgili olarak AİHM, bir davada reform amacıyla da

olsa başvurana taşınmazının gerçek değerinin %2’si oranında bir tazminat

verilmesini mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirmiştir (Broniwski/Polanya, B. No:

31443/96, 22/6/2004, § 186). Bir kararda ise başvuranın taşınmazın kendisine

ödenen bedelin dört katı değerinde olduğunu gösteren resmi bir kıymet takdiri

belgesi sunması üzerine ihlal kararı vermiştir (Platakou/Yunanistan, B. No: 83460/97, 11/1/2001, § 55-57). Bir başka

kararında ise Başvuranlara taşınmazın kamulaştırma bedelinin gerçek değerinin

yarısı kadar belirlenmesi ve bu bedelden de %20 oranında vergi alınması

nedeniyle pazar değerinin altında bir ödemeyi gerektirecek bir kamu menfaati

olmadığı gerekçesiyle makul dengenin bozulduğuna karar verilmiştir. (Scordino/İtalya, B. No: 36813/97, 29/3/2006, §

99-103). Yine benzer bir davada Türkiye aleyhine ihlal kararı verilmiştir (Yıltaş Yıldız Turistik Tesisleri/Türkiye

B. No: 30502/96, 24/4/2003). Bu davalarda takdir edilen tazminat ile başvuranın

sunduğu bilirkişi raporu gibi belgeye dayalı değer tespitleri arasındaki

farklar dikkate alınmıştır.

52. Kamulaştırma bedelinin tespitine ait yöntemle ilgili

olarak AİHM, otoyol yapılması amacıyla yapılan kamulaştırma işlemi nedeniyle

taşınmazın değerinin arttığı ve değer artışının kamulaştırma bedelinden

düşülmesi yönündeki üye devlet uygulamasını bir dizi başvuruda incelemiş ve yol

yapımı amacıyla kamulaştırılan araziler için değer tespitinde tek bir yöntem

öngörülmesini, bu yöntemin bir tür kazanç elde edildiği yönündeki mevcut karinenin

aksinin ispatını mümkün kılmadığı ve katı bir biçimde uygulandığı gerekçesiyle

taşınmaz sahiplerin mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir

(Bkz. Katikaridis/Yunanistan, B. No: 19385/92, 15/11/1996,

§ 49).

53. Somut başvuruya konu davada İdarece yapılacak sulama

kanalı inşaatı nedeniyle başvurucuya ait taşınmazın 102,16 m2 sinin

kamulaştırılmasına karar verilerek kamu yararı kararı alınmıştır. İdarece

oluşturulan kıymet takdir komisyonunca kamulaştırılacak taşınmaz parçasının değeri

2.592,00 TL olarak belirlenmiş, başvurucunun bu teklifi düşük bularak kabul

etmemesi üzerine açtığı davada başvurucu, 14/2/2007 tarihli dilekçesiyle

Fethiye Emlakçılar Derneği Başkanlığından aldığı üç yeminli bilirkişi

tarafından hazırlanan 31/1/2007 tarihli bilirkişi raporuna dayanarak, taşınmazın

değerini etkileyen özellikleri nedeniyle idarenin teklif ettiği bedelin

yetersiz olduğunu ve taşınmazın kamulaştırılan kısmının değerinin 11.273,00 TL

olduğunu ifade etmiştir. Mahkeme, 22/5/2008 tarihli kararıyla 27/9/2007 tarihli

bilirkişi ve 18/1/2008 tarihli ek bilirkişi raporları doğrultusunda tarla

vasıflı taşınmazın kamulaştırma bedelini İdarenin teklif ettiği değere yakın

bir şekilde 2.592,91 TL olarak tespit ederek, başvurucuya ödenmesine karar vermiştir.

54. Başvurucu 15/12/2008 tarihli dilekçesiyle kamulaştırma

bedelinin taşınmazının bulunduğu bölgedeki değerlerin çok altında kaldığını,

bedel tespitinde sadece taşınmazın tapuda görünen vasfına göre belirleme

yapıldığını, bölgenin bir turizm cenneti olduğunu, taşınmazın denizi kuşbakışı

gören ve denize yakın bir noktada olduğunu, yakınında villalar bulunduğunu,

kamulaştırılan taşınmazın bir ev yapacak büyüklükte olduğunu belirterek ve

Mahkemeye sunduğu bilirkişi raporuna dayanarak aynı iddia ile temyiz başvurusu

yapmış ve temyiz başvurusunu inceleyen Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, 9/2/2010

tarihinde tarım arazilerinin değerinin saptanmasında dava konusu taşınmazın da

içinde yer aldığı ilçenin genelinde geçerli olan hektar başına ortalama verim,

üretim giderleri ve kg başına satış fiyatlarına göre hesaplama yapılması

gerekirken yalnızca dava konusu taşınmazın bulunduğu köye özgü lokal veriler

esas alındığı, taşınmazın sulu ya da kuru tarım arazisi niteliğinde olup

olmadığına yönelik bir tespit yapılmadan sulu tarım arazilerindeki ürünler

münavebeye alınarak değer biçildiği, taşınmazın sera üretimine uygun olduğu

belirlenmeden serada domates ürününün net gelirinin ortalamaya katılarak

taşınmazın değerinin bulunduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesinin kararını

bozmuştur. Mahkeme 24/2/2011 tarihli kararı ile bozma kararındaki gerekçelere

göre hazırlanan 15/9/2010 tarihli bilirkişi raporunu esas alarak kamulaştırma

bedelini 401,49 TL olarak tespit etmiş ve fazla ödenen bedelin İdareye iadesine

dair hüküm kurmuştur. Bu karar onanarak kesinleşmiştir.

55. Kesinleşen karar ile başvurucuya 401,49 TL kamulaştırma

bedeli ödenmiştir. Bu bedel İdarece oluşturulan kıymet takdir komisyonunca

belirlenen 2.592,00 TL kamulaştırma bedelinin yaklaşık %15’i kadar bir değere

tekabül etmektedir. Bir başka ifadeyle başvurucu dava açmayıp idarenin

teklifini kabul etse idi başvurucuya Mahkeme kararıyla ödenen bedelin 6,5 katı

kadar bir bedel ödenecek idi. Başvurucuya ödenen bedel başvurucunun Fethiye

Emlakçılar Derneği Başkanlığından aldığı 31/1/2007 tarihli üç yeminli bilirkişi

tarafından hazırlanan bilirkişi raporunda belirlenen 11.273,00 TL bedelin ise

yaklaşık %3,5’u kadar bir rakama denk gelmektedir.

56. Arazi vasıflı taşınmazların kamulaştırma bedelinin, 2942

sayılı Kanunun 11. maddesinin (f) bendi doğrultusunda taşınmazın tarımsal

amaçlı kullanımı halinde net getirisi üzerinden belirlendiği ve aynı maddenin

(i) bendinde yer alan objektif özelliklerin de Yargıtay içtihatlarında

taşınmazın tarımsal getirisini etkileyecek özellikler olarak kabul edildiği ve

bu özelliklerin belli oranların üzerinde artırım sebebi sayılmadığı, bahsedilen

içtihatlar incelendiğinde tarım vasıflı taşınmazlarda bu usulün katı bir

biçimde uygulandığı ve taşınmazın çeşitli sebeplere bağlı olarak piyasa

değerinin farklı olduğu iddialarının dikkate alınmadığı anlaşılmaktadır. Bu

katı uygulama kullanılmayan ve/veya değerine yönelik beklentiler düşük olan,

dolayısıyla piyasada daha düşük değere alınıp satılan taşınmazlarda taşınmazı

kamulaştırılan kişiler lehine sonuç verebildiği halde, turizm bölgelerine

yakın, alt yapısı tamamlanmış, değerine yönelik beklentilerin yüksek olduğu ve

piyasada daha iyi fiyatla alınıp satılan taşınmaz sahipleri için aleyhe

olabilmekte ve Anayasanın 46. maddesinde öngörülen ve Anayasa Mahkemesi

kararlarında kamulaştırma işlemleri için zorunlu olduğu ifade edilen tam

karşılığa ulaşmayı engelleyebilmektedir.

57. Anayasa’nın 46. maddesine göre kamulaştırılan

taşınmazların gerçek karşılığının taşınmaz sahiplerine peşinen ödenmesi

gerekmektedir. Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde

ise başvurucuların sınırlandırılan mülkiyet hakkı ile elde edilmek istenen kamu

yararı arasında makul bir orantı kurulmalıdır. Doğası gereği bu orantı mülkiyet

hakkı söz konusu olduğunda başvurucuya kamulaştırılan taşınmazının değeriyle

orantılı bir tazminat ödenmesini zorunlu kılmaktadır.

58. Özel kişiler arasında alım-satıma ilişkin bir hukuk

davasında uyuşmazlığı çözen mahkemenin taleple bağlılık kuralı gereği alıcının

ödemeyi kabul ettiği bedel ile satıcının tahsil etmeyi istediği bedel arasında

bir bedele hüküm kurması gerekir. Böyle bir davada Mahkemenin alıcının ödemeyi

kabul ettiği bedelin altında ya da satıcının istediği bedelin üstünde bir

bedele hüküm kurması mümkün değildir.

59. Somut başvuruya konu dava özel kişiler arası bir dava

olmamakla birilikte Mahkeme, Yargıtay bozma kararı

sonrasında alıcı olan İdarenin vermeyi kabul ettiği bedelin yaklaşık %15’i

kadar bir değeri üzerinden hüküm kurmuştur. Bir diğer ifadeyle başvurucu

İdarenin teklifini kabul etse veya dava temyiz edilmese kendisine ödenen

bedelin 6,5 katı kadar bir bedele kavuşacaktı. Bu durumda başvurucunun daha

yüksek bir bedel alma düşüncesiyle İdarenin uzlaşma teklifini kabul etmemesi ve

Mahkemece tespit edilen değere karşı yaptığı temyiz başvurusu sonucu kendisinin

aleyhine bir durumun oluşmasına sebep olduğu söylenebilir. Bir diğer ifade ile

bir hukuk davasında başvurucunun daha çok menfaat elde etmek için kullandığı iç

hukuk yolları başvurucunun İdarenin vermeyi kabul ettiğinden de daha düşük bir

menfaatle yetinmesine yol açmıştır.

60. Mahkeme, bozma kararı sonrasında 2942 sayılı Kanunun 11.

maddesini ve bu konudaki katı Yargıtay içtihatlarını uygulayarak Fethiye

İlçesi, Karaçulha Köyünde bulunan altyapısı mevcut,

Fethiye’ye hâkim bir konumda, denizi kuşbakışı gören ve denize yakın bir

noktada olan, etrafında imarlı villaların bulunduğu taşınmazın 102,16 m2 parçasının

bedelini 401,49 TL olarak tespit etmiş, gerek tespit ettiği değerin, gerekse

idarenin uzlaşma aşamasında vermeyi kabul ettiği ve/veya başvurucunun bilirkişi

raporuna dayanarak ödenmesini istediği değerin Anayasanın 46. maddesinde geçen

gerçek değerle ilişkisini kurmamıştır. Bozma sonrası verilen kararda İdarenin

vermeyi kabul ettiği değerin neden tarımsal getiri ile hesaplanan değerin 6,5

katı bir değer olduğu hususu ile başvurucunun Mahkemeye sunduğu bilirkişi

raporunda taşınmazın nitelikleri ortaya konarak taşınmaz için yapılan değer tespitinin

neden tarımsal getiri ile hesaplanan değerin çok üstünde olduğu hususunda bir

tartışma yapılmamış, bu değerlerden hangisinin Anayasa’nın 46. maddesinde yer

alan gerçek değer ölçüsüne ulaşmaya elverişli olduğu ve taşınmazın nitelikleri

gözetilerek piyasa değerinin ne olduğu araştırılmamıştır.

61. Mahkeme, Yargıtay bozma kararı sonrasında uygulanan katı

yöntemi izleyerek hüküm kurmuş, İdarece öngörülen kamu yararı ile başvurucunun

alınan taşınmaz parçası karşılığı mülkiyet hakkı arasında taşınmazın piyasa

değeri veya tam karşılığını araştırarak ve bu konuda sunulan delilleri

tartışarak makul bir orantı kurmadan karar vermiştir.

62. Sonuç olarak, 2942 sayılı Kanunun 11. maddesinde ve

Yargıtay kararlarında öngörülen kamulaştırılan taşınmazların bedel tespiti

usulü katı bir şekilde uygulanarak başvurucunun iddia ettiği değerin %3,5’u

İdarenin yargılama öncesi uzlaşma aşamasında ödemeyi kabul ettiği değerin

yaklaşık %15’i kadar bir bedel (401,49 TL) karşılığında başvurucunun taşınmazı

kamulaştırılarak idarece elde edilmek istenen kamu yararı ile başvurucun

mülkiyet hakkı arasında makul bir orantı kurulmamış ve başvurucu üzerinde

idarenin ulaşmak istediği kamu yararı ile haklı gösterilemeyecek aşır bir yüke

sebep olunmuştur.

63. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 35.

maddesinde güvence altına mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

b. Makul Sürede Yargılanma Hakkınin

İhlali İddiası

64. Başvurucu, 2006 yılında tarafına ait taşınmazla ilgili

olarak açılan hukuk davasının yedi yılı aşan bir süre sonunda kesinleşmesi

nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

65. Sözleşmenin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil

yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen

Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın

36. maddesi kapsamında yer vermektedir Somut başvurunun dayanağını oluşturan

makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve

mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (Güher Ergün ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§

38–39).

66. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın

hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın

süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken

kriterlerdir (Güher Ergün ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

67. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi

uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede

karara bağlanması gerekmektedir (Güher Ergün ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 49). Başvuru konusu olayda, asliye hukuk mahkemesi nezdinde açılan

kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescile ilişkin bir davanın söz konusu olduğu

görülmekle, 6100 sayılı Kanun’da

yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni

hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur.

68. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka

bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih 5/4/2006 tarihidir.

69. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergün ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti

açısından sürenin bitiş tarihinin, başvurucunun karar düzeltme talebi hakkında

verilen Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin E.2013/6934, K.2013/9376 sayılı karar

tarihi olan 30/5/2013 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

70. Davanın ikame edildiği tarih ile Anayasa Mahkemesinin

bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman bakımından yetkisinin

başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak süre, 23/9/2012

tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren

geçen süredir.( Güher Ergün ve diğerleri, B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 51).

71. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,

yargılamanın konusunun bir adet taşınmaza ilişkin kamulaştırma bedelinin

tespiti ve tescil talebi olduğu, 5/4/2006 tarihinde açılan davanın yargılama

sürecinde İlk Derece Mahkemesince verilen ilk kararın temyiz incelemesi

neticesinde bozulduğu, bozma kararını takiben mahkemenin E.2010/215 sırasına

kaydı yapılan davanın yargılaması sonucunda verilen kararın temyiz edildiği,

taraflarında iki kişinin yer aldığı davanın 30/5/2013 tarihinde kesinleştiği

anlaşılmaktadır.

72. İlgili yargılama evrakının incelenmesinden, başvuruya

konu yargılama sürecinin asliye hukuk mahkemesi önünde sürdüğü görülmekle, medeni

hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri

için geçerli genel usuli hükümler içeren 6100 sayılı

Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve 6100 sayılı

Kanun’un 30. maddesinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi

gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (§ 23).

73. 6100 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından, özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usul

hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiş olup (Güher Ergün ve

diğerleri, §§ 54-64), davaya bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısından

farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu

yedi yılı aşkın yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna

varılmıştır.

74. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun

50. Maddesi Yönünden

75. Başvurucu, kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili

davasında, bozma kararı sonrasında kabul edilen kamulaştırma bedelinin,

taşınmazın değerinin oldukça altında, hatta idarenin kıymet takdir komisyonunca

belirlenen tutarın da oldukça altında bir bedel olarak tespit edilmesiyle ihlal

edilen mülkiyet hakkı nedeniyle bilirkişiler tarafından tespit edilen 11,237,00

TL bedelin maddi tazminat olarak kendisine ödenmesini talep etmiştir. Başvurucu

ayrıca yaklaşık 7 yıl süren ve yargılama nedeniyle ihlal edilen makul sürede

yargılanma hakkı nedeniyle kendisine manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir.

76. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

77. Başvuru konusu olayda tespit edilen ihlal, başvurucunun

kamulaştırılan taşınmaz parçası karşılığı 2942 sayılı Kanunun 11. maddesinde ve

Yargıtay kararlarında öngörülen bedel tespiti usulü katı bir şekilde

uygulanarak başvurucunun iddia ettiği ve İdarenin yargılama öncesi uzlaşma

aşamasında ödemeyi kabul ettiği değerin oldukça altında bir bedelin başvurucuya

ödenmesinden ve taşınmazın tam karşılığını ya da gerçek değerini araştırılarak

idarece elde edilmek istenen kamu yararı ile başvurucun mülkiyet hakkı arasında

makul bir orantı kurulmamış olmasından kaynaklandığından, başvurucunun mülkiyet

hakkı ile ilgili davada kamulaştırmadan beklenen kamu yararı arasındaki denge

gözetilerek meydana gelen mağduriyeti telafi edecek şekilde yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1)

ve (2) numaralı fıkraları gereğince ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için başvurucuya yeniden yargılama başvurusu yapma imkânı

verilmesi amacıyla dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi

gerekir.

78. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yedi yılı

aşkın yargılama süresi nazara alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu

sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı

karşılığında başvurucuya takdiren net 5.000,00 TL

manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

79. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun, KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Başvurucunun,

1. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul

sürede yargılanma hakkının,

İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Mülkiyet hakkıyla ilgili ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

ilgili mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya makul sürede yargılanma

hakkının ihlali nedeniyle takdiren net 5.000,00 TL

manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerinin reddine,

E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35

TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini

takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

21/5/2015 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

[1] Avrupa Gayrimenkul Değerleme Organizasyonları Birliği, merkezi Bürüksel’de olup, temel işlevi değerleme işlemlerinde

kullanılmak üzere genel kabul görmüş standartlar oluşturmak ve bunları

yaymaktır.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Raportör : Selami ER Başvurucu : Selma ARICAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/7841, 21 Mayıs 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Başvurunun, KABUL EDİLEBİLİR
  12. C. Mülkiyet hakkıyla ilgili ihlalin ve
  13. D. Başvurucuya makul sürede yargılanma
  14. E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35
  15. F. Ödemelerin, kararın tebliğini
  16. Necipoğlu
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/7841
Tarih
21 Mayıs 2015

İlgili Kararlar

  • Özer Yılmaz ve Ahmet Yılmaz Başvurusu (B. No: 2013/2146)
  • Emine Özden Başvurusu (B. No: 2013/5549)
  • Mahmut Kayahan Başvurusu (B. No: 2013/1679)
  • Mehmet Tekin Başvurusu (B. No: 2013/7611)
  • Ali Kemal Songür Başvurusu (B. No: 2013/2225)
  • Muhammed Gökhan Özmen Başvurusu (B. No: 2013/7872)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.