İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Semih Altınyuva Başvurusu (B. No: 2015/13100)

1. Başvuru, kolluk görevlilerince darbedilme

Başvuru No2015/13100Tarih31 Ekim 2018Okuma23 dk · 4.508 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Semih Altınyuva Başvurusu

Karar tarihi
31 Ekim 2018
Başvuru Numarası
2015/13100
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.508 kelime·23 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kolluk görevlilerince darbedilme

ve bu olayla ilgili olarak etkili bir soruşturma yürütülmemesi nedenleriyle

kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/7/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi

(UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler doğrultusunda tespit edilen

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 10/11/2014 tarihinde gece saatlerinde sevk ve

idaresinde bulunan araçla İstanbul ili Fatih Çocuk Büro Amirliği (Büro

Amirliği) önünde bulunan park engelleyicilerine çarpmış, bunun üzerine olay

yerine gelen bekçi S.T. ve polis memuru İ.D. ile başvurucu arasında birtakım

olaylar yaşanmıştır.

9. Başvurucu 13/11/2014 tarihinde kolluk görevlileri tarafından

darp edildiğini belirterek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına (Cumhuriyet

Başsavcılığı) suç duyurusunda bulunmuştur.

10. Başvurucu, S.T.nin "Emniyet araçlarına hasar verdin." diyerek

kendisine şiddet uyguladığını, sinkaflı sözlerle

hakaret ettiğini, aracının anahtar ve ruhsatını izinsiz almaya çalıştığını,

emekli polis memuru arkadaşı G.Ç.yi aradığı esnada S.T.nin kendisine mani olmaya çalışırken cep telefonuna

hasar verdiğini, İ.D.nin yardımıyla kendisini yere

yatırarak darbettiğini, daha sonra olay yerine gelen

resmî polis ekibince kendisine kelepçe takılarak götürüldüğü İstanbul ili

Aksaray Polis Merkezi (Polis Merkezi) girişinde elleri arkadan kelepçeli olduğu

hâlde S.T. ve bir grup polis memurunca tekrar darbedildiğini

ileri sürmüştür.

11. Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucunun şikâyeti üzerine hemen

adli soruşturma açmış, müşteki sıfatıyla başvurucunun ifadesini almış, şüpheli

sıfatıyla S.T. ve İ.D.nin ifadelerini almış, olaya

görgüsü bulunduğu değerlendirilen başvurucunun arkadaşı G.Ç. ile Polis

Merkezinde mukayyit olarak görevli olan Polis Memuru R.S.nin

ise tanık sıfatıyla ifadelerini almıştır.

12. Cumhuriyet Başsavcılığınca savunmaları alınan S.T. ve İ.D.

haklarındaki iddiaların gerçek olmadığını, olay tarihinde başvurucunun alkolün

etkisi altında olduğunu ve görevlerini yapmalarına mani

olmaya çalıştığını, İ.T.nin yüzüne dirsek atarak onu

yaraladığını belirtmişler ve üzerlerine atılı suçlamaları kabul etmemişlerdir.

G.Ç. alınan ifadesinde; olay yerine gittiğinde iki sivil giyimli şahıstan genç

olanın (İ.D.) başvurucunun kolundan tuttuğunu, yaşlı olanın (S.T.) ise

başvurucuya sinkaflı sözlerle hakaret ettiğini ve

ensesine iki yumruk attığını, başvurucunun kıyafetlerinin yırtık, cep telefonun

da kırık olduğunu, şahısların kolluk görevlisi olup olmadığından şüphelendiği

için 155 Polis hattını aradığını ve akabinde resmî kıyafetli polislerin olay

yerine geldiğini, elleri arkadan kelepçeli şekilde başvurucunun polis aracına

bindirildiğini, başvurucunun şeker hastası olduğunu kolluk kuvvetine

söylediğini, Polis Merkezine girişinde başvurucuyu bir anda yerde gördüğünü ve S.T.nin başvurucunun karnına doğru tekme attığını, S.T.ye

yeter bu kadar diyerek müdahale ettiğinde S.T.nin

"Yetmez." diyerek

karşılık verdiğini, başvurucunun yüzünün kanlar içinde kaldığını gördüğünü,

doktor muayenesine kadar başvurucunun kelepçeli olduğunu ve doktorun istemi ile

kelepçelerinin açıldığını belirtmiştir. R.S. alınan ifadesinde; Polis

merkezinde mukayyit olarak görevli olduğunu, Cumhuriyet savcısının talimatı

doğrultusunda ifade alım işlemlerini gerçekleştirdiklerini ve olaya dair

tutanak tuttuklarını, Polis Merkezi girişindeki olayı görmediğini ancak buna

dair kamera görüntülerini soruşturma dosyasına eklediklerini belirtmiştir.

13. Başvurucunun iddiasına konu her iki olay yerinin de olay

tarihi ve saatindeki kamera kayıtlarının temini için Cumhuriyet Başsavcılığı

kolluğa yazılı talimat vermiş ancak sadece Polis Merkezi önünü kayıt altına

alan kamera kaydı temin edilebilmiş, Büro Amirliği önünü gösteren MOBESE kamera

kaydı olay tarihinin üzerinden on gün geçtiği için temin edilememiştir. Elde

edilen kamera görüntülerinin incelenerek tutanağa bağlanması için Cumhuriyet

Başsavcılığınca 16/3/2015 tarihinde bilirkişi tayin edildiği ve bilirkişinin

raporunu 16/3/2015 tarihinde soruşturma makamına sunduğu anlaşılmaktadır.

Bilirkişi raporunda; başvurucunun elleri arkadan bağlı olduğu hâlde S.T.ye kafa

attığı, S.T.nin ayağıyla ona karşılık verdiği,

sonrasında diğer polis memurlarının kavgayı ayırdığı ve başvurucunun burnunun

kanadığı tespitlerine yer verilmiştir.

14. Cumhuriyet Başsavcılığı ayrıca başvurucu ile arkadaşı G.Ç.nin ve S.T.nin olay tarihinde

geçici adli raporlarını aldırmış, G.Ç.de herhangi bir darp ya da cebir izine

rastlanmamıştır. Başvurucunun kati raporu 13/11/2014 tarihinde Adli Tıp

Kurumundan temin edilmiştir. Başvurucu için düzenlenen kati raporda; alın, ense

ve burun sırtında hassasiyet, sol diz altında 1x1cm'lik sıyrık, sağ ayak bileği

medialde 2x1cm'lik sıyrık, sağ lomber

bölge yan tarafta 3x3cm'lik ekimoz, sol kol orta hat

iç yüzde 1x1cm'lik 4 adet ekimoz, sağ kol orta hat iç

yüzde 2x1 cm'lik ekimoz,

sağ el bileğinde 2x1cm'lik alanda cilde ait çizik, sol el bileğinde 2x1cm'lik

cilde ait hiperemi bulunduğu, kemik kırığına

rastlanmadığı ve buna göre yumuşak doku lezyonlarına neden olan yaralanmanın

basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek düzeyde olduğu tespitleri

yapılmıştır.

15. S.T.nin olay tarihinde alınan geçici

adli raporunda; sol elmacık kemiği üstünde 2x3 cm'lik

şişlik, sol kaş hizasında şişlik şeklinde tespitlere yer verilmiştir. S.T.ye

ait kati raporun alındığına dair dosyada bilgi ya da belge mevcut değildir.

16. Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucunun kolluk görevlilerinin

kendisini darbettiği şikâyetine ilişkin olarak

21/5/2015 tarihinde ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiş; aynı

tarihte başvurucunun ve G.Ç.nin şüphelileri, S.T. ile

İ.D.nin müştekisi olduğu görevi yaptırmamak için

direnme suçundan ise iddianame tanzim ederek kamu davası açmıştır.

17. Ek kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen kararın

gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

" ... Şikayetçi Semih Altınyuva'nın [başvurucu] olay gecesi emniyet binası önünde aracını emniyete ait eşyalara

çarpınca, görevli olan şüphelilerin olaya el koyduğu,şikayetçi

ve telefonla olay sonrası yanına çağırdığı arkadaşı olan G.Ç.nin

şüphelilerin kaza nedeniylegörevlerini yapmalarına

engel oldukları, şikayetçi Semih Altınyuva'nın birkaç

kez şüpheli S.T.ye vurduğu, bunun üzerine kendisine orantılı güç uygulandığı,

Semih Altınyuva hakkında verilen İstanbul Adli Tıp

Kurumu Şube Müdürlüğünün raporunda Basit Tıbbi Müdahale ile giderilebilecek

ölçüde hafifyaralanmış olduğunun tespit edildiği,

şüphelilerin şikayetçiyi kasten yaraladığına dair delil olmadığı anlaşılmakla,

EK KOVUŞTURMA YAPILMASINA YER OLMADIĞINA,

..."

18. Başvurucu, söz konusu karara itiraz etmiş; İstanbul 6. Sulh

Ceza Hâkimliği (Hâkimlik) tarafından Cumhuriyet Başsavcılığının gerekçelerinin

yerinde olduğu gerekçesiyle itiraz 18/6/2015 tarihli kararla reddedilmiştir.

Söz konusu karar başvurucuya 30/6/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

19. Başvurucu 30/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

20. Başvurucu ve G.Ç. hakkında düzenlenen iddianamenin ilgili

kısmı şu şekildedir:

"...ŞikayetçiS.T.nin Fatih İlçe Emniyet Müdürlüğü Koruma Büro Amirliğinde bekçi olduğu, İ.D.nin ise Fatih İlçe Emniyet Müdürlüğü Çocuk Büro Amirliğindepolis memuru olduğu, olay gecesi 00:30 civarında

şüpheli Semih Altınyuva'nın aracı ile Fatih Koruma

Büro Amirliği, Çocuk Büro Amirliğinin önünde bulunan çiçek saksılarına çarparak

devirdiği, çıkan gürültüüzerine şikayetçilerin trafik

polisini çağırıp, olayla ilgili işleme başladıkları, şikayetçilerin beyanına

göre aşırı sarhoş görünen şüpheli Semih Altınyuva'nın

ehliyet ve anahtarını vermediği, ruhsatı verdiği, bu sırada şüphelinin

telefonda çağırdığıemekli polis memuru şüpheli G.Ç.nin olay yerine geldiği,ehliyet

vermemesi ve alkol metreyi üflememesi içinSemih'i

ikna ettiği, bu sırada Semih'in olay yerinden kaçtığı, İ.D.nin

kovalamaca sonucu yakaladığı, Semih Altınyuva

hakkında trafik polisleri işlem yaparken şikayetçiS.T.nin

yüzüne dirseği ile vurduğu, olay yerindeki memurların orantılı güç kullanarak

kendisini etkisiz hale getirdikleri, S.T.ninşikayetçi

olacağını söylemesi üzerineşüpheli G.Ç.nin " senin a.. korum,

emniyet müdürlerini buraya yığarım" dediği,

Şüpheliler hakkında işlem yapılmak üzere polis

merkezine girileceği sırada Semih Altınyuva'nın

S.T.ye bu kez kafa atarak yaraladığı, araya giren İ.D.nin

S.T.yi kenara çekmesi üzerineşüpheli Semih Altınyuva'nınönce

duvara çarpıp sonra yere düştüğü,

Güvenlik kameralarından alınan görüntülerden,

olayın bu şekilde gerçekleştiğine dairdosya

içerisinde 02/04/2015 tarihli CD izleme Tutanağı'nınmevcut

olduğu, keza 03/02/2015 tarihli Bilirkişi Raporunda bu yönderesimlerin

mevcut olduğu,

Şüpheliler G.Ç. ve Semih Altınyuva'nın

alkol aldıkları iddiasını kabul etmedikleri gibi, şikayetçilerin kendilerine

kötü muamelede bulunduklarını iddia ettikleri yukarıda yazılı deliller ve evrak

içeriğinden anlaşılmaktadır.

Mahkemenizce tarafımızdan tanzim olunan

iddianamenin kabulü ve ŞÜPHELİLER hakkında gerekli yargılamanın icrası ile sevk

maddeleri uyarınca CEZALANDIRILMALARINA

..."

21. Başvurucu ve G.Ç. hakkında görevi yaptırmamak için direnme

suçundan İstanbul 46. Asliye Ceza Mahkemesince (Mahkeme) yapılan yargılamada,

olay tarihi itibarıyla Büro Amirliği önünü gösteren kamera kayıtları müşteki

S.T. tarafından kovuşturma makamına 12/4/2016 tarihinde sunulmuştur. Sunulan

görüntü kaydını incelemek üzere 3/4/2017 tarihinde Mahkemece bilirkişi tayin

edilmiş, bilirkişi 29/5/2017 tarihinde raporunu sunmuştur. Raporda;

başvurucunun S.T. ile aralarında itişme yaşandığı, daha sonra başvurucunun

S.T.ye dirsek attığı, olaya müdahale etmeye çalışan polis memurlarına

başvurucunun direndiği ancak daha sonra elleri arkadan kelepçelenerek

götürüldüğü bilgileri ile fotoğraflarına yer verilmiştir.

22. Mahkemenin 16/1/2018 tarihli kararıyla G.Ç.nin

beraatine, başvurucunun ise kasten yaralama suçundan

1.350 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına hükmedilmiştir. Başvurucu

yönünden verilen karar, adli para cezasının miktarı itibarıyla kesin

niteliktedir.

23. Mahkeme gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"... Sanık Semih'in olay

gecesi kullandığı araçla katılanlar ve mağdurun görevli olduğu Fatih Emniyet

Müdürlüğü Çocuk Büro Amirliği önündeki saksılara aracıyla çarpması üzerine

sanık Semih'in alkollü olduğundan şüphelinerek alkol

kontrolünü yapılmak istendiği sırada sanığın bunu kabul etmemesi üzerine emekli

polis memuru olan diğer sanık G.Ç.yi olay yerine

çağırdığı, sanık Semih'i alkol kontrolüne iknası

sırasında olay yerinden ayrılmaya çalıştığı görevlilerce yakalandığı ancak bu

olay öncesi ve sonraki süreçte sanık Semih'e ait dosyadaki adli rapor ve

fotoğraf kayıtlarına göre sanığın zor kullanma sınırını aşar nitelikte

vücudunun farklı bölgelerinde yaralanmalar bulunduğu dikkate alındığında sanık

savunması kapsamında müdahale öncesinde sanığın yaralandığı karakola

getirildiğinde yaralanma halinin görüntü kayıtlarından da anlaşıldığı bu

süreçte sanığın karakol önünde diğer kamu görevlisi olan katılana vurarak

katılan S.T.nin BTM ile iyileşebilecek nitelikte

öncesi kendisine yönelik eylemin tahriki altında yaralandığı, dosyada alınan

savunma ve beyanlar her ik tarafın adli rapor

içerikleri ve olaya ilişkin görüntü kayıtları içeriklerinden anlaşılmıştır.

Sanık Semih hakkında her ne kadar görevli

memura direnme suçundan kamu davası açılmışsa da olayın gerçekleşme süreçlerine

göre sanığın eyleminin katılan S.T.ye yönelik yaralama suçunu oluşturacağının

kabulü ile sanığın görevli memura direnme suçundan dolayı yaralama suçundan

TCK'nın 86/2-3-c maddeleri uyarınca takdiren adli

para cezasının tercihi ile cezalandırılması gerekmiş sanık lehine olayın

başlangıcında katılanın yaralanmaya yönelik eylemleri tahrik nedeni kabul

edilmiş olayda, olayın süreci yaralanmalara yönelik zaman aralığı dikkate

alındığında olayın meşru savunma kapsamında değerlendirilemeyeceği anlaşılmış

sanık yönünden geçmiş hali, suç işleme eğilimi ve daha önce yararlanmış

olmasına göre TCK'nın 62 maddesi ve HAGB hükümleri uygulanmamış...

Sanık Semih hakkında her ne kadar görevli

memura direnme suçundan kamu davası açılmışsa da olayın gerçekleşme süreçlerine

göre sanığın eyleminin katılan İsmail’e yönelik yaralama suçunu oluşturacağının

kabulü ile eylemine uyan suç tarihine göre 5237 TCK’nın 86/2 maddesi gereğince,

yaralanmanın meydana geliş şekli,ağırlığı, suçun

işlenmesindeki özelliklere göre 120gün sayısı üzerinden,suç

kamu görevlisine görevinden dolayı ilendiğinden TCK’nın 86/3-c.md.uyarınca

cezadan ½ artırımla 180 gün üzerinden,olada karşı

tarafın olay öncesi eylemleri tahrik kapsamında kabul edilerek sanığın

cezasından TCK’nın 29.md.uyarınca ¾ indirimle 45 gün üzerinden ve günlüğü,sanığın dosya kapsamından anlaşılan ekonomik ve

diğer şahsi halleri göz önünde bulundurularak takdiren

bir gün karşılığı TCK’nın 52/2.md. göre belirlenen

30.TL ile çarpılması suretiyle hesaplanan 1.350.TLADLİ PARA CEZASI İLE

CEZALANDIRILMASINA,

...

Bu karara karşı hazır tarafların bugünden,

hazır olmayan katılan İ.nin gerekçeli kararın tebliğindenitibaren 7 gün içinde mahkememize verilecek

dilekçe veya tutanağa geçirilmek üzere katibe beyanda

bulunmak sureti ile İSTANBUL BÖLGE ADLİYEMAHKEMESİ'NE İSTİNAF YASA YOLUNA

başvurabileceği açıklandı.

24. Başvurucu 23/1/2018 tarihinde Mahkemeye istinaf dilekçesi

sunmuş, bunun üzerine Mahkeme 7/3/2018 tarihli ek karar ile istinaf talebinin

reddine karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesi şöyledir:

"Dosyanın incelenmesinde;sanık Semih ALTINYUVA hakkında TCK

86/2,3-c mad.gereğince neticeten 1.350 TL doğrudan

Adli Para Cezası verildiği, miktar itibariyle hükmün kesin olması nedeniyle kesnileşme işlemi yapılarak infaza gönderildiği

görülmüştür.

Talep dilekçesi ve dosya kapsamı birlikte

değerlendirildiğinde verilen ceza doğrudan verilmiş 3.000.TL nin altında adli para cezası olup kararın kesin

olması nedeniyle istinaf talebinininreddine karar

verilmesi gerekmiştir."

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

25. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kasten yaralama" kenar başlıklı 86.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Madde

86- (1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama

yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki

etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması

halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir

yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

(3)

Kasten yaralama suçunun;

…

c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi

nedeniyle,

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz

kötüye kullanılmak suretiyle,

…

işlenmesi halinde şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında

artırılır."

26. 5237 sayılı Kanun'un "Zor

kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması" kenar başlıklı

256. maddesi şöyledir:

"(1) Zor kullanma yetkisine sahip kamu

görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün

dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler

uygulanır."

27. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet

Kanunu'nun 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Polis,

A) Suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca

bulunan diğer hallerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair

haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan şüphelileri,

E) Polisin kanunlara uygun olarak aldığı

tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenleri,

eylemin veya durumun niteliğine göre; koruma altına alır, uzaklaştırır ya da

yakalar ve gerekli kanuni işlemleri yapar.

Yakalanan kişilerin kaçması veya saldırıda

bulunmasının önlenmesi bakımından kişinin sağlığına zarar vermeyecek şekilde

her türlü tedbir alınabilir.

..."

28. 2559 sayılı Kanun'un"Zor

ve silah kullanma" kenar başlıklı 16. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"Polis, görevini yaparken direnişle

karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor

kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin

mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde

kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları

gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere

karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı

veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı

ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis

köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,

ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye

devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.

Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz

önünde bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında

direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı

zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak

müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve

gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir

saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237

sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin

hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur.

...”

29. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

"Bir suçun işlendiğini öğrenen

Cumhuriyet savcısının görevi" kenar başlıklı 160. maddesi

şöyledir:

“(1)

Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini

veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar

vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.

(2)

Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın

yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin

lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve

şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür."

30. 5271 sayılı Kanun'un "Kamu

davasını açma görevi" kenar başlıklı 170. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Kamu davasını açma görevi,

Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir.

(2)

Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli

şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler."

B. Uluslararası Hukuk

1. Uluslararası Mevzuat

31. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) "İşkence

yasağı" kenar

başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"Hiç

kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muamelelere tabi

tutulamaz."

32. 18/6/2003 tarihli ve 25142 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanarak yürürlüğe giren 16/12/1966 tarihli Birleşmiş Milletler Medeni ve

Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 7. maddesi şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye ya da zalimane,

insanlık dışı ya da küçük düşürücü muamele ya da cezalandırmaya maruz

bırakılamaz. Özellikle, hiç kimse kendi özgür rızası olmadan tıbbi ya da

bilimsel deneylere tabi tutulamaz."

2.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

33. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 3. maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü

muamele yasağının demokratik toplumların en temel değeri olduğunu

vurgulamıştır. Terörle ya da organize suçla mücadele gibi en zor şartlarda dahi

Sözleşme'nin mağdurların davranışlarından bağımsız olarak işkence, insanlık

dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerden men ettiği belirtilmiştir. Kötü

muamele yasağının Sözleşme'nin 15. maddesinde belirtilen toplum hayatını tehdit

eden kamusal tehlike hâlinde dahi hiçbir istisnaya yer vermediği içtihatlarda

hatırlatılmıştır (Birçok karar arasından bkz. Selmouni/Fransa [BD], B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, §

119).

34. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin tartışılabilir ve makul

şüphe uyandıran kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturma

yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya, § 131). AİHM’in

içtihadında tanımlanan etkinlik için minimum standartlar soruşturmanın

bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını ve yetkili makamların

titizlikle ve çabuklukla çalışmasını gerektirmektedir (Mammadov (Jalaloglu)/Azerbaycan, B. No:

34445/04, 11/1/2007, § 73).

35. AİHM, devletin pozitif yükümlülüklerinin kapsamının

Sözleşme'nin 3. maddesine aykırı muamelelerde bulunanların devlet memuru olması

veya şiddetin özel kişiler tarafından uygulanmış olmasına göre farklılık

gösterdiğini kabul etmektedir (Beganović/Hırvatistan, B. No: 46423/06,

25/6/2009, § 69).

36. Bir muamele veya cezanın kötü muamele olduğunu söyleyebilmek

için eylemin minimum ağırlık eşiğini

aşması beklenir (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997,

§ 55; Erdoğan Yağız/Türkiye, B.

No: 27473/02, 6/3/2007, §§ 35-37; Gäfgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010,

§§ 88-90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No:

13134/87, 25/3/1993, § 30).

37. AİHM, insan hakları ihlalleri ile ilgili iddialarda

soruşturma yükümlülüğünün mutlaka iddiayı kabul etme anlamına gelmediğini ancak

iddiaların ciddiye alınması ve adil bir sonucu garanti eden bir usulle

soruşturulması gerektiğini birçok kararında dile getirmiştir (Saçılık ve diğerleri/Türkiye, B. No: 43044/05,

45001/05, 5/7/2011, §§ 90, 91).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

38. Mahkemenin 31/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

39. Başvurucu, karışmış olduğu tek taraflı maddi hasarlı bir

trafik kazası sonrasında kolluk görevlilerince kendisine gereksiz şiddet

uyguladığını ve hakaret edildiğini, elleri arkadan kelepçelendikten sonra dahi

kolluk görevlilerinin kendisini darbetmeye devam

ettiğini, ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunduğunu ancak Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, bu

karara yapmış olduğu itirazın da gerekçesiz olarak reddedildiğini belirterek

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele

yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

41. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

"Herkes, … maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

42. Başvurucu, kolluk görevlilerince darbedilmesi

nedeniyle işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

43. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin

devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak maddi boyutlar ve

usul boyutları bakımından ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Devletin negatif

yükümlülüğü bireyleri işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye ya da

cezaya tabi tutmama sorumluluğunu içerirken devletin pozitif yükümlülüğü hem

bireyleri bu tür muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili bir

soruşturma yoluyla sorumluların tespiti ve cezalandırılmasını (soruşturma

yükümlülüğü) içermektedir. İşkence ve kötü muamele yasağının maddi boyutu,

negatif yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta; pozitif yükümlülüğün

alanında kalan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu oluşturmaktadır (Benzer

yöndeki inceleme usulünü içeren kararlar için bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 75; Mehmet Şah Araş ve

diğerleri, B. No: 2014/798, 28/9/2016, § 64; Mustafa Rollas,

B. No: 2014/7703, 2/2/2017, § 49).

44. Bu doğrultuda başvurucunun kolluk görevlilerinin darp ve

hakaretine maruz kaldığı yönündeki iddiası devletin negatif yükümlülüğü

kapsamında kaldığından kötü muamele yasağının maddi boyutu kapsamında

incelenmelidir. Başvurucunun söz konusu eylem nedeniyle şikâyeti sonrası

Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer

olmadığına dair karar verilmesinin etkili soruşturma yapma yükümlülüğünü ihlal

ettiği iddiası ise kötü muamele yasağının usul boyutu açısından incelenecektir.

Ancak maddi boyut incelemesinde ihlal sonucuna varılmaması halinde usul

boyutundan ayrıca inceleme yapılmasına gerek duyulmayabilir.

a. Genel İlkeler

45. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin

birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da

kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya

muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır.

46. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası ve Sözleşme'nin 3.

maddesi istisna öngörmemekte ve işkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muamele

ve cezaların yasaklanmasının mutlak mahiyetini belirtmektedir. Kötü muamele

yasağının mutlak mahiyeti Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında belirtilen savaş

veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike hâlinde dahi istisna

öngörmemiştir. Aynı şekilde Sözleşme'nin 15. maddesi kapsamında da benzer bir

düzenleme ile kötü muamele yasağına ilişkin herhangi bir istisna

öngörülmemiştir (Ali Rıza Özer ve diğerleri

[GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 74).

47. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamasını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 81).

48. Kolluk görevlileri, görevini yaparken direnişle karşılaşması

hâlinde bu direnişi kırmak amacıyla ve direnişi kıracak ölçüde zor kullanmaya

yetkilidir. Fiilî bir saldırının varlığı hâlinde kolluk görevlileri ayrıca

meşru savunma kapsamında zor kullanma yetkisine sahiptirler. Ancak zor

kullanımı yalnızca zorunlu hâllerde başvurulabilecek bir yol olduğu gibi,

başvurulacak güç ölçülü ve kademeli olmalıdır (Arif

Haldun Soygür, B. No: 2013/2659,

15/10/2015, § 51). Ayrıca kişinin kendi davranışından veya tutumundan dolayı

fiziksel güce başvurmak kesinlikle zorunlu hâle gelmedikçe bu neviden fiiller,

prensip olarak Sözleşme’nin 3. maddesinde belirtilen yasağı ihlal edecektir (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 81).

49. Öte yandan bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış

olması gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup her olayda asgari eşiğin

aşılıp aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarak

değerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal

etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem

taşımaktadır (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 23). Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara muamelenin

amacı ve ardındaki saik de eklenebilir. Ayrıca kötü muamelenin heyecanın ve

duyguların yükseldiği durumda meydana gelip gelmediği de dikkate alınması

gereken diğer bir faktördür (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 83).

50. Kötü muamele Anayasa ve Sözleşme tarafından kişi üzerindeki

etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir.

Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler

arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin işkence olarak nitelendirilip

nitelendirilmeyeceğini belirleyebilmek için anılan fıkrada geçen eziyet ve insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele kavramları ile işkence arasındaki

ayrıma bakmak gerekmektedir. Bu ayrımın Anayasa tarafından, özellikle çok ağır

ve zalimane acılara neden olan kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel duruma

işaret etmek ve bir derecelendirme yapmak amacıyla getirildiği ve anılan

ifadelerin 5237 sayılı Kanun’da düzenleme altına alınmış olan işkence, eziyet

ve hakaret suçlarının

unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığı anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).

51. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi ve

manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin işkence olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan, § 22). Muamelelerin

ağırlığının yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı

Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde işkence teriminin özellikle bilgi almak,

cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayrımcı bir nedenle kasten ağır acı

veya ızdırap vermeyi kapsadığı belirtilerek kasıt unsuruna da yer verilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 85).

52. İşkence

seviyesine varmayan fakat yine de önceden tasarlanmış, uzun bir dönem içinde

saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya veya yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olan insanlık dışı muameleler eziyet olarak tanımlanabilir (Tahir Canan, § 22). Bu hâllerde meydana

gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz bir unsur olarak bulunan

acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak eziyette, ızdırap verme kastının

belli bir amaç doğrultusunda yapılması aranmaz. Fiziksel saldırı, darp,

psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma, kişiyi kötü muamele göreceği

bir yere sınır dışı ya da iade etme, devletin gözetimi altında kişinin

kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm cezasının infazının uzunca bir

süre beklenilmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı, çocuk istismarı gibi muameleler

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında eziyet olarak nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 88).

53. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde

kendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya

mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye

sürükleyen aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir

Canan, § 22). Burada eziyetten

farklı olarak kişi üzerinde uygulanan muamele, fiziksel ya da ruhsal acıdan öte

küçük düşürücü veya alçaltıcı bir etki oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 89).

54. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisini oluşturduğunu

belirleyebilmek için her somut olay kendi özel koşulları içinde

değerlendirilmelidir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcı

ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da bazı

durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki bir kötü

muamele için yeterli olabilmektedir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya da

alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacın

belirlenememesi, kötü muamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. Bir

muamele hem insanlık dışı/eziyet hem de aşağılayıcı/insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele niteliğinde olabilir. Her türlü işkence, aynı zamanda

insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele oluştururken insan haysiyetiyle

bağdaşmayan her aşağılayıcı muamele insanlık dışı/eziyet niteliğinde

olmayabilir. Tutulma koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı

davranışlar, devlet görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler,

engelli kimselerin karşılaştığı kimi olumsuz durumlar, kişiye normal olmayan

bazı şeyleri yedirme içirme gibi aşağılayıcı muameleler insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

olarak ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 90).

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

55. Kolluk görevlilerinin görevleri nedeniyle karşılaştıkları

adli ya da idari kapsamdaki bir olaya nasıl müdahale etmeleri gerektiği kanun

ile düzenlenmiş durumdadır (bkz. §§ 28, 29). Buna göre S.T. ve İ.D.nin görev yaptıkları binanın hemen dışında meydana

gelen bir trafik kazasına müdahale etmeleri ve kamu düzeni açısından ilk anda

alınması gereken tedbirleri almaya çalışmaları olağandır. Ancak bu tedbirleri

alırken devletin negatif yükümlülükleri kapsamında bireylerin temel hak ve

özgürlüklerine saygı göstermeleri konusunda anayasal bir zorunluluğun

bulunduğunu da göz ardı etmemeleri gerekir.

56. Başvurucu hem ilk olay yeri olan Büro Amirliği önünde hem de

Polis Merkezi önünde kolluk görevlileri tarafından darba maruz kaldığını ileri

sürmektedir. Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen kamu davası açmaya yer olmadığına

dair kararda, başvurucuya karşı kolluk kuvvetince güç kullanımında bulunulduğu

ancak bu güç kullanımının başvurucunun kolluk kuvvetine direnmesi ve S.T.yi yüzünden yaralaması hususu

dikkate alındığında orantılı olduğu tespitleri yapılmıştır (bkz. § 17).

57. Başvurucunun Büro Amirliği önünde S.T. tarafından darba

maruz kaldığı iddiaları yönünden Mahkemece temin edilen kamera kaydı

görüntülerine göre her ne kadar taraflar arasında bir itişmeden bahsedilse de

başvurucunun kolluk gücünün fiziki şiddetine açık şekilde maruz kaldığına dair

net bir tespit yapılamamaktadır. Bu kapsamda bahsedilen itişme nedeni ile

başvurucunun kolluk kuvvetince kontrol altına alınması için kendisine orantılı

güç kullanılması gerekliliğinin ortaya çıktığı savının temelsiz olduğu

belirtilen nedenle söylenemeyecektir. Ayrıca kolluk kuvvetince uygulanan gücün

bedenî güç seviyesinde kaldığı konusunda herhangi bir ihtilaf bulunmamakta ve

başvurucu hakkında düzenlenen adli rapora göre de başvurucunun yaralanması

basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek düzeydedir. Olay anına ilişkin

kamera kaydından da başvurucunun kaba kuvvete maruz kaldığı iddiası

doğrulanamamıştır. Bu hâli ile başvurucuya uygulanan gücün orantılı olmadığı da

söylenemeyecektir.

58. Başvurucunun Polis Merkezi önünde darbedildiği

iddiası yönünden ise başvurucunun başvuru formu ekinde sunduğu ve UYAP

aracılığı ile soruşturma dosyasında da bulunduğu görülen ve Anayasa

Mahkemesince de izlenen Polis Merkezi önündeki olaya ait kamera kayıtlarında

başvurucunun elleri arkadan kelepçeli şekilde binaya girdiği esnada S.T.ye kafa

attığı, sonrasında S.T. ve yanındaki polis memurlarınca başvurucunun

saldırısının önlenmeye çalışıldığı tespit edilebilmektedir. Güvenlik güçlerinin

kendilerine yönelik fiziki saldırılara karşı saldırıyla orantılı şekilde

karşılık vermeleri olağandır. Nitekim somut olayda başvurucu tarafından S.T.ye

karşı gerçekleştirilen fiziki saldırı kolluk görevlilerince önlenmeye

çalışılmıştır. Başvurucu hakkında düzenlenen adli raporda, başvurucuda meydana

gelen yaralanmanın basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte

olduğu tespiti yapılmıştır (bkz. § 14). Söz konusu adli raporda tespit edilen

başvurucudaki yaralanmanın şiddeti, olayın ani olarak gelişmesi ve kolluk

görevlilerinin verdikleri tepki bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde

başvurucuya karşı uygulanan gücün orantılı olmadığı söylenemeyecektir.

Dolayısıyla kötü muamele yasağının maddi boyutu itibarıyla ihlal edilmediği

sonucuna varılmıştır.

59. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

60. Kötü muamele yasağının maddi boyutu itibarıyla ihlal

edilmediği sonucuna varılmış olması nedeniyle ayrıca usul boyutundan bir

inceleme yapılmasına gerek duyulmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına

alınan kötü muamele yasağının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

31/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Serruh KALELİ Hicabi DURSUN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Hüseyin KAYA Başvurucu : Semih ALTINYUVA Vekili : Av. Süleyman ÖZÇELİK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/13100, 31 Ekim 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  13. B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına
  14. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/13100
Tarih
31 Ekim 2018

İlgili Kararlar

  • Ali Boztepe Başvurusu (B. No: 2014/14643)
  • Uğurlu Gazetecilik Basın Yayın Matbaacılık Reklamcılık Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2015/13789)
  • Abdullah Erdoğan Başvurusu (B. No: 2015/18450)
  • Durali Gümüşbaş Başvurusu (B. No: 2015/6427)
  • Veysi Aktaş Başvurusu (B. No: 2015/14244)
  • Okan Karakaş Başvurusu (B. No: 2015/2094)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.