İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Sultan Tokay ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1122)

1. Başvurucular, ortak murislerinin

Başvuru No2013/1122Tarih26 Haziran 2014Okuma21 dk · 4.117 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Sultan Tokay Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
26 Haziran 2014
Başvuru Numarası
2013/1122
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.117 kelime·21 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucular, ortak murislerinin

uzun süredir kullandığı ve tasarrufu altında bulundurduğu taşınmazın kadastro

çalışmaları sırasında başka şahıslar adına tespiti nedeniyle açılan kadastro

tespitine itiraz davasının makul süreyi aşarak yaklaşık 22 yılda

tamamlandığını, yargılamanın uzun sürmesi sebebiyle taşınmazdan yararlanma ve

gelir elde etme haklarını kullanamadıklarını belirterek adil yargılanma ve

mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler ve tazminat talebinde

bulunmuşlardır.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 29/1/2013 tarihinde

Kızıltepe Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve

Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 13/3/2013

tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına ve

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Birinci Bölümün 24/7/2013

tarihli ara kararı gereğince başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet

Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığı’nın 7/9/2013

tarihli görüş yazısı 18/9/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

Başvurucu Adalet Bakanlığı cevabına karşı beyanlarını yasal süresi içinde 25/9/2013 tarihinde ibraz etmiştir

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru dilekçesi ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucuların ortak murisi Mehmet TOKAY, Mardin ili

Kızıltepe ilçesi Cumhuriyet mahallesi Zergan Deresi

mevkiinde bulunan 79 ada 6 ve 7 nolu parsellerde yer

alan 34.000,00 m2 yüzölçümlü taşınmazları 4/6/1982

tarih ve 15 sayılı tapu kaydına dayanarak kadastro tespitinin yapıldığı 1989

tarihine kadar herhangi bir dava ve çekişme olmaksızın tasarrufu altında

bulundurmuştur.

8. 79 ada 7 nolu parselde yer alan

7.894,77 m2 yüzölçümlü taşınmaz, 14/9/1989 tarihinde

yapılan kadastro çalışmasında Ekim 1984 tarih, 3 sıra numaralı ve Ekim 1986

tarih, 21 sıra numaralı tapu kayıtlarına dayanılarak Nurettin ÖNER, Yusuf

KURTULUŞ, Tahir KURTULUŞ ve Şeyhmus KURTULUŞ adlarına

ve tarla vasfıyla tespit edilmiştir.

9. Bunun üzerine başvurucuların murisi Mehmet TOKAY, Haziran

1982 tarihli tapu kaydına ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak 25/9/1990 tarihinde Kızıltepe Kadastro Mahkemesinde

(Mahkeme) kadastro tespitine itiraz davası açmıştır. Mahkeme dayanak tapu

kayıtları ile bunların geldisi ile krokisini Tapu

Sicil Müdürlüğünden istemiştir.

10. Davalı Nurettin ÖNER, başvurucuların murisi Mehmet TOKAY

aleyhine önce Kaymakamlığa başvurarak idari men talep etmiş ve bu yönde karar

almıştır. Ayrıca Mehmet TOKAY hakkında idari men kararına uymadığı gerekçesiyle

Kızıltepe Sulh Ceza Mahkemesi tarafından verilen mahkûmiyet kararı bulunduğu

anlaşılmıştır. Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi verilen idari men kararının

geçersiz olduğu yönünde karar vermiştir.

11. Davalı Nurettin ÖNER, Kızıltepe Asliye Hukuk Mahkemesine

E.1993/312 sayılı dosya ile men-i müdahale davası açmış, dosya görevsizlik

kararıyla Kadastro Mahkemesine gelmiştir.

12. Mahkemece 9/11/1992 tarihinde

taşınmazda keşif yapılmış, keşifte dinlenilen mahalli bilirkişiler, taşınmazın

başvuruculara ait tapu ve tescil krokisi içinde kaldığını, başvurucuların

murisinin zilyetliği ve tasarrufunda bulunduğunu, zilyetliğinin nizasız

fasılasız sürdüğünü, davalıların zilyetliğinin olmadığını ve davalılara ait

tapu kaydının dava konusu taşınmazı kapsamadığını beyan etmişlerdir.

13. Mahkemece 14/5/1998 tarihinde

yeniden keşif yapılmış, keşifte dinlenilen mahalli bilirkişiler, dava konusu

taşınmazın başvurucuların murisine ait olduğunu ve onun tarafından

kullanıldığını, davalıları taşınmazı kullanırken görmediklerini beyan

etmişlerdir.

14. Başvurucuların murisi davacı Mehmet TOKAY, 1/5/2003 tarihinde vefat etmiştir. Bu aşamadan sonra davayı,

murisin eşi ve çocukları olarak başvurucular takip etmişlerdir.

15. Dava konusu taşınmazda 11/7/2008

tarihinde yeniden keşif yapılmış ve mahalli bilirkişiler ilk iki keşifte ifade

edilen bilgiler doğrultusunda başvurucuların murisinin taşınmazı kullandığı,

davalıların taşınmazda zilyetliklerinin olmadığı yönünde beyanda bulunmuşlar,

fen bilirkişisi başvurucuların dayandığı tapunun uyuşmazlık konusu taşınmazı

kapsadığını ifade etmiş, başvurucuların dayandığı tapu kök kaydının krokisi

okunarak sınırlarının tapu kaydı ile aynı olduğu görülmüştür.

16. Mahkeme, 26/11/2008 tarih ve

E.1990/690, K.2008/17 sayılı kararıyla ve toplanan deliller ışığında taşınmazın

başvurucuların dayanak tapusu kapsamında kaldığı, davalıların dayanak tapu

kaydının taşınmaza uymadığı, bilirkişi beyanlarının başvurucuların murisinin

zilyetliğini gösterdiği, 1989 yılından önce taşınmazın mülkiyetine ait bir

çekişme bulunmadığı gerekçesiyle davayı başvurucular yönünden kabul ederek

davalılar adına yapılan tespitin iptali ile Mehmet TOKAY’ın

vefatı nedeniyle mirasçıları olan başvurucular adına payları oranında

taşınmazın tapuya kayıt ve tesciline karar vermiştir. Mahkeme gerekçesinde

ayrıca taşınmazın Mehmet TOKAY ve onun ölümü üzerine mirasçıları olan

başvurucular tarafından kullanılmaya devam edildiğini tespit etmiştir.

17. Karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz

incelemesini yapan Yargıtay 16. Hukuk Dairesi, 27/3/2012

tarih ve E.2011/6981, K.2012/2817 sayılı kararıyla, ilk derece mahkemesi

hükmünü onamıştır.

18. Davalıların karar düzeltme talebi Yargıtay aynı

dairesinin 31/12/2012 tarih ve E.2012/9729,

K.2012/11927 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Karar aynı tarihte

kesinleşmiştir. Kesinleşen karar başvuruculara 25/1/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

19. 22/11/2011 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni

Kanunu’nun “Tescil” başlıklı 705.

maddesi şöyledir:

“Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille

olur.

Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal,

kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden

önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin

tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.”

20. 4721 sayılı Kanun’un “Olağanüstü

zaman aşımı” 713. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı

davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde

bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki

mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir”

21. 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro

Kanunu’nun “Kadastro çalışma alanı, ilan ve

itiraz” kenar başlıklı 4. maddesinin 5304 sayılı Kanunla değişik

üçüncü fıkrası şöyledir:

“…

Sınır tespitlerinde; komşu mahalle veya köyün

bilgi ve belgelerinden istifade edilir.

Tespit edilen sınır harita veya ölçü

krokisinde gösterilir.

Kadastro teknisyenlerince tespit edilen sınıra

yedi gün içerisinde kadastro müdürlüğü nezdinde itiraz edilebilir.

Kadastro müdürü, bu itirazı inceleyerek yedi

gün içerisinde karara bağlar. İlgililer hazırsa tefhim, değilse derhal tebliğ

edilen bu karara karşı yedi gün içerisinde kadastro mahkemesine itiraz

edilebilir. Bu itiraz, duruşmasız ve gerektiğinde mahallinde inceleme

yapılarak, onbeş gün içinde kesin karara bağlanır.

Ancak; tespit edilen bu sınıra karşı kesinleşmiş mahkeme kararı var ise aynı

konuda itirazda bulunulamaz.

…”

22. 3402 sayılı Kanun’un “Kadastro

tutanaklarının kesinleşmesi ve hak düşürücü süre” başlıklı 12.

maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Kesinleşmemiş tutanaklar herhangi bir nedenle

tapuya tescil edilmişse, iddia ve taşınmazın niteliğine bakılmaksızın,

taşınmazı tescil tarihinden itibaren 20 yıl müddetle malik sıfatıyla zilyetliğinde

bulunduranlar ile bunların akdi ve kanuni halefleri açılmış ve açılacak olan

davalarda medeni kanunun tapuya itimat prensibinden yararlanırlar.”

23. 3402 sayılı Kanun’un “Kayıt

ve belgelerin kapsamını tayin” kenar başlıklı 20. maddesinin ilgili

kısımları şöyledir

“Tapu kayıtları ile diğer belgelerin kapsadığı

yeri tayinde;

A)

Kayıt ve belgeler, harita, plan ve krokiye dayanmakta ve bunların yerlerine

uygulanması mümkün bulunmakta ise, harita, plan ve krokideki sınırlara itibar

olunur.

B) Harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve

belgelerde belirtilen sınırlar mahalline uygulanabiliyor ve bu sınırlar içinde

kalan yer hak sahibi tarafından kullanılıyor ise, kayıt ve belgelerde

gösterilen sınırlar esas alınarak tespit yapılır.

C) Harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve

belgelerde belirtilen sınırlar, değişebilir ve genişletilmeye elverişli

nitelikte ise, bunlarda gösterilen miktara itibar olunur. Ancak değişebilir ve

genişletilmeye elverişli sınırlardaki taşınmaz malların kayıtları, fizik

yapıları ve konumları itibariyle belli bir yeri kapsıyorsa, tespit o sınır esas

alınarak yapılır.

…”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 26/6/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 29/1/2013 tarih ve 2013/1122 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

25. Başvurucular, murislerinin uzun

süredir kullandığı ve tasarrufu altında bulundurduğu taşınmazın kadastro

çalışmaları sırasında başka şahıslar adına tespiti nedeniyle açılan kadastro

tespitine itiraz davasının makul süreyi aşarak yaklaşık 22 yılda

tamamlandığını, kadastro çalışmasında tarla vasfıyla kaydedilse de gerçekte imar

planında arsa olan taşınmazdan yargılamanın uzun sürmesi sebebiyle taşınmazı

kullanarak örneğin üzerinde inşaat yaparak yararlanma ve gelir elde etme

imkânlarının önüne geçildiğini belirterek adil yargılanma ve mülkiyet

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve yargılamanın uzun sürmesinin

kendileri için manevi bir eziyet haline dönüşmesinden dolayı başvuruculardan

murisin eşi Sultan TOKAY için 20.000,00 TL ve her bir çocuğu için 10.000,00 TL

olmak üzere toplam 100.000,00 TL manevi tazminat ile iyi niyet göstererek

taşınmazın amacına uygun olarak kullanılamamasından kaynaklanan 1 yıllık gelir

kaybı karşılığı olarak 222.000,00 TL ve yargılama boyunca yaptıkları 15.000,00

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 237.000,00 TL maddi tazminat talebinde

bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Mülkiyet

Hakkının İhlali İddiası

26. Başvurucular, murislerinin

zilyetliğinde bulunan taşınmaza ilişkin kadastro tespitine itiraz davasının

makul süreyi aşarak yaklaşık 22 yılda tamamlanması nedeniyle taşınmazı

kullanarak örneğin üzerinde inşaat yaparak yararlanma ve gelir elde etme

imkânlarının önüne geçildiğini mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri

sürerek taşınmazın amacına uygun olarak kullanılamamasından kaynaklanan 1

yıllık gelir kaybı karşılığı ile yargılama boyunca yaptıkları vekâlet ücreti

ödemelerini maddi tazminat olarak talep etmişlerdir.

27. Adalet Bakanlığı görüş yazısında;

mülkiyet hakkının mevcut varlıkları koruduğu ve mülkiyet hakkının varlığının

tespitinin mahkemelere bırakıldığı, somut davada taşınmazın mülkiyeti hakkında

karar verilinceye kadar mülkiyetin nizalı olduğu,

dolayısıyla bu süreçte başvurucuların mülkiyet beklentisi olduğu,

başvurucuların taşınmazı rızaları hilafında başkalarının kullanması halinde

ecri misil davası açmaları gerektiği, kaldı ki kendileri hakkında verilen idari

men ve men-i müdahale kararlarından taşınmazın başvurucular tarafından

kullanıldığının anlaşıldığı, tüm bu kabul edilemezlik nedenlerinin aşılması

halinde mülkiyetten yararlanma hakkına özel şahısların müdahalesi halinde

devletin bu hakkı koruyacak önlemler ve zararın tazmini için uygun başvuru

yolları kurmak konusunda pozitif yükümlülüklerinin tartışılması gerektiği dile getirilmiştir.

28. Başvurucular Adalet Bakanlığı görüş

yazısına karşı beyanlarında; taşınmazın dava süresi boyunca tasarrufları

altında bulunduğunu, bu nedenle ecri misil davası açmalarının mümkün olmadığı,

zaten kullanıma dair şikâyetlerinin bu yönde olmadığı, davanın uzun sürmesi

nedeniyle yapı ve oturma izni alamadıklarından taşınmazda inşaat yaparak kira

geliri elde edememekten şikâyet ettiklerini, Loizidou/Türkiye davasında AİHM’nin mülklerini kullanmaları

engellenen kişilerin haklarının ihlal edildiğine karar verdiğini, kullanımın

sınırlandırılmasının da mülkiyet hakkının ihlali olduğunu belirterek manevi

tazminat taleplerini 290.000 TL’ye maddi tazminat taleplerini ise 444.000 TL’ye

yükselttiklerini beyan etmişlerdir.

29. Anayasa’nın “Mülkiyet

hakkı” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

30. Anayasa'nın “Temel hak

ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne

ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

31. Sözleşme’ye Ek (1) No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” kenar başlıklı 1.

maddesi şöyledir:

“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”

32. Başvurucular kadastro tespitine itiraz davasının uzun

sürmesi nedeniyle murislerinin zilyetliğinde olan taşınmazdan yararlanma

haklarının engellendiğinden şikâyetçi olmaktadırlar. Mahkeme kararında yer

verilen idari men ve men-i müdahale kararlarından taşınmazın başvurucuların

murisi ve kendileri tarafından kullanılmaya devam edildiği anlaşılmakta ve

başvurucular da bu konuda bir itirazlarının olmadığını, taşınmazın dava süresi

boyunca kendi tasarruflarında olduğunu kabul etmektedirler. Bununla birlikte

başvurucular davanın uzaması ve taşınmazın mülkiyet sorununun netlik

kazanamaması nedeniyle imarlı olan taşınmazda inşaat yaparak ve yapılan daire

ve iş yerlerini kiraya vererek gelir elde etmelerinin önüne geçildiğinden

şikâyetçi olmaktadırlar. Bu durumda öncelikle başvurucuların başvuruya konu

davada şikâyet ettikleri hususun mülkiyet hakkı kapsamında olup olmadığının

değerlendirilmesi gerekmektedir.

33. Anayasa’nın 35. maddesinde herkesin, mülkiyet hakkına

sahip olduğu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği,

mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme

bağlanmıştır. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılı

Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu

gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve

Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir (B.

No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

34. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf etme (başkasına devretme,

biçimini değiştirme, harcama ve tüketme hatta yok etme) olanağı veren bir

haktır (Bkz. AYM, E.1988/34, K.1989/26, K.T. 21/6/1989;

E.2011/58, K.2012/70, K.T. 17/5/2012 ve E.2004/25, K.2008/42, K.T. 17/1/2008).

35. Anayasa’nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı,

kapsam itibarıyla 4721 sayılı Kanun’da yer alan mülkiyet kavramı ile sınırlı

olmamakla birlikte, taşınmaz mülkiyetinin Anayasa’nın 35. maddesindeki güvence

kapsamına girdiğinde kuşku yoktur. Anayasa’nın 35. maddesi kapsamındaki

hakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığını

kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle, öncelikle başvurucunun, Anayasa’nın 35.

maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup

olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (B. No:

2013/539, 16/5/2013, §§ 30, 31).

36. Anayasa ve AİHS’nin ortak koruma alanında yer alan

mülkiyet hakkı, mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir

kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün, bu mülkte gelecekteki değer

artışını da içerecek şekilde mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki

menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa ve Sözleşme’yle

korunan mülkiyet kavramı içerisinde değildir. Gelecekte elde edileceği iddia

edilen bir kazanç, kazanılmadığı veya bu kazanca yönelik icrası mümkün bir

iddia mevcut olmadığı sürece mülk olarak değerlendirilemez (Benzer yöndeki AİHM

kararları için bkz. Denimark Ltd/Birleşik Krallık,

B. No: 37660/97, 26/9/2000; Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 35)

37. Yukarıdaki hususun istisnası olarak belli durumlarda, bir

“ekonomik değer” veya icrası

mümkün bir “alacak” iddiasını

elde etmeye yönelik “meşru bir beklenti”,

Anayasa’nın ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı

güvencesinden yararlanabilir. Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş

icra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun

hükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve

istikrarlı bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki

bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta

mülkiyet hakkı kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin

kabulü için yeterli değildir (Bu konudaki AİHM kararları için bkz. Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 52; Saghinadze/Gürcistan, B. No: 18768/05, 27/5/2010, §

103; SA Dangeville/Fransa, B. No: 36677/97, 16/4/2002, §§

44-45).

38. Mülkiyet hakkının varlığının tespiti yerel mahkemelere

bırakılmış olup; kanunlara göre hakkın kesin bir nitelik taşıdığını ve söz

konusu haktan yararlanma yetkisine sahip olunduğunu ortaya koyma yükü

başvurucular üzerindedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz.,

AİHM, Agneessens/Belçika, B. No: 12164/86, 12/10/1998; Dağalaş ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 51326/99,

29/9/2005; Sarıaslan ve Diğerleri/Türkiye, B. No:32554/96,

23/3/1999). Üzerinde maliki konusunda uyuşmazlık bulunan bir taşınmaza ait

mülkiyet hakkının varlığını tespit mahkemelere bırakılmıştır. Buna göre,

taşınmaz mallarda mülkiyet hukukuna yönelik, hakkın özünü ilgilendiren

uyuşmazlıkların çözümü adli yargının görev alanı içerisinde kalmaktadır

(Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulu, E.1996/5, K.1997/3, K.T. 28/11/1997). Bir taşınmaz üzerinde hak iddia eden kişinin

söz konusu hakkın varlığını mahkeme önünde ispat etmesi gerekmektedir. Kadastrosu

tamamlanmamış alanlarda taşınmazların kime ait olduğu, 3402 sayılı Kanun’un

ilgili maddeleri hükümlerine göre kadastro memurlarının tespitine göre kadastro

müdürlüklerince yapılmakta ancak buna itiraz edilmesi halinde uyuşmazlık

kadastro mahkemelerinde çözüme kavuşturulmaktadır.

39. 3402 sayılı Kanunla taşınmaz

mülkiyetinde yaşanan uyuşmazlıkları çözmek için Kanun’un 20. maddesinin A

fıkrasında kadastro uygulaması yapılırken tapu kayıtları ile diğer belgelerin

kapsadığı yeri tayinde; kayıt ve belgeler, harita, plan ve krokiye dayanmakta

ve bunların yerlerine uygulanması mümkün bulunmakta ise, harita, plan ve

krokideki sınırlara itibar olunacağı, ancak harita, plan ve krokiye dayanmayan

kayıt ve belgelerde belirtilen sınırlar mahalline uygulanabiliyor ve bu

sınırlar içinde kalan yer hak sahibi tarafından kullanılıyor ise, kayıt ve

belgelerde gösterilen sınırlar esas alınarak tespit yapılacağı hükmü

getirilmiştir. Aynı maddenin C fıkrasında ise; harita, plan ve krokiye

dayanmayan kayıt ve belgelerde belirtilen sınırlar, değişebilir ve

genişletilmeye elverişli nitelikte ise, bunlarda gösterilen miktara itibar

olunacağı, ancak değişebilir ve genişletilmeye elverişli sınırlardaki taşınmaz

malların kayıtları, fizik yapıları ve konumları itibarıyla belli bir yeri

kapsıyorsa, tespitin o sınır esas alınarak yapılacağı hükmü yer almaktadır.

40. Başvuruya konu somut davada

başvurucuların murisinin zilyetliğinde bulunan taşınmazların bir bölümü

kadastro çalışmasında başkası adına tespit görmüş, başvurucuların murisinin

açtığı kadastro tespitine itiraz davasında, başvurucuların murisinin dayanak

tapusunun araziye uyduğu ve zilyetliğinin bulunduğu, davalıların ise dayanak

tapularının araziye uymadığı ve zilyetliklerinin olmadığı gerekçesiyle

başvurucuların murisinin vefatı sonrasında 18 yıl 2 ay süren dava kabul

edilerek başvurucular lehine karar verilmiş ve kadastro tespiti iptal edilerek

taşınmaz, başvurucular adına tescil edilmiştir.

41. Bu durumda idari bir işlem olan kadastro tespitinin

yapıldığı tarihten Mahkemenin dava konusu taşınmaz hakkında karar verdiği

tarihe kadar geçen süre içinde taşınmazın mülkiyeti nizalıdır.

Davanın sonuçlanmasıyla taşınmazın nizalı olan

mülkiyet meselesi açıklığa kavuşmuş ve başvurucular mülkiyet hakkına sahip

olmuşlardır. Bu sebeple davanın devamı süresince başvurucuların mülkiyet

hakkından değil, mülkiyet beklentisinden söz edilebilir. Başvurucuların bahse

konu mülkiyet beklentisi de Mahkemenin kararıyla gerçekleşerek bu konudaki

mağduriyetleri giderilmiştir.

42. Başvurucular mülkiyetini adlarına tescil ettiremedikleri,

ancak kullanmaya devam ettikleri bir taşınmazın üzerinde inşaat yaparak bundan

kira geliri elde etme anlamında kullanım haklarının kısıtlandığından şikâyet

etmektedirler. Başvurucuların şikâyetçi olduğu taşınmaz üzerinde inşaat yaparak

bundan gelir elde etme, mülkiyet konusunda üzerinde tartışma bulunmayan ve imar

izni olan taşınmazlarda taşınmaz sahipleri için kullanılabilen bir haktır.

Başvuru konusu taşınmaz bu özelliklere sahip olmadığından böyle bir imkânın

kullanılması mümkün olmamıştır. Bu durumda başvurucuların şikâyet ettikleri

gelir kaybı, henüz sahibi oldukları netleştirilmemiş bir taşınmazda henüz

kendisi mevcut olmayan binaların daire veya işyeri olarak kiraya verilmesiyle

elde edilebilecek gelir olduğundan farazi ve gelecekte elde edileceği iddia

edilen gelir kaybı şikâyetidir. Gelecekte elde edileceği iddia edilen gelirin

Anayasa ve Sözleşmenin orak koruma alanında mülkiyet hakkı kapsamında

değerlendirilmesi ise mümkün değildir.

43. Sonuç olarak, başvuru konusu olayda başvurucuların uzun

yargılama nedeniyle tasarrufları altında bulunan taşınmazın üzerinde inşaat

yaparak bundan kira geliri elde etmek anlamında kullanım haklarının

kısıtlandığı şikâyetinin, bireysel başvuru kapsamında Anayasa’nın 35.

maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı kapsamına giren korunmaya değer

menfaat olmadığı anlaşılmıştır.

44. Açıklanan nedenlerle, başvurunun bu yönden “konu bakımından yetkisizlik” nedeni ile

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiği İddiası

45. Başvurucuların yargılamanın uzunluğuyla ilgili

şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul

edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle,

başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi

gerekir.

2. Esas Yönünden

46. Başvurucular, murislerinin

tasarrufu altında bulundurduğu taşınmazın kadastro tespitine itiraz davasının

makul süreyi aşarak yaklaşık 22 yılda tamamlandığını, uzun yargılamanın manevi ızdırap yanında taşınmazdan gelir elde etme imkânlarının

önüne geçilmesi gibi maddi zararının da bulunduğunu belirterek adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş toplam 100.000,00 TL manevi tazminat

talebinde bulunmuşlardır.

47. Adalet Bakanlığı görüş yazısında;

Anayasa Mahkemesinin yargılama süresinin makul olup olmadığını her olayın

kendine özgü koşullarını ve özellikle davanın karmaşık olup olmadığı,

başvurucunun yargılama sürecinde gösterdiği tavır ve davranışları, kamu

otoritelerinin özellikle yargılama organlarının tutumları, davanın başvurucu

açısından taşıdığı değer gibi ölçütleri dikkate alarak karar verdiği, somut

davanın yaklaşık 22 yıl sürdüğü dile getirilmiştir.

48. Başvurucular Adalet Bakanlığı görüş yazısına karşı

beyanlarında; davanın uzun sürmesi nedeniyle yapı ve oturma izni

alamadıklarından taşınmazda inşaat yaparak kira geliri elde edemediklerini

belirterek manevi tazminat taleplerini 290.000 TL’ye yükselttiklerini beyan

etmişlerdir.

49. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

50. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması,

yargının görevidir.”

51. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes

medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda

kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş

bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve

açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

52. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).

53. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun

süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile

sıkıntılardan korunması olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin

gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden,

yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferiden

değerlendirilmesi gerekir (B. No:2012/13, 2/7/2013, §

40).

54. Makul süre incelemesinde; yargılamaya intikal eden maddi

vakıalar ve ispat araçlarından oluşan dava malzemesinin veya uygulanacak hukuk

kurallarının karmaşık olması; tarafların genel olarak yargılama sürecindeki

tutumu, yargılama sürecinin uzamasındaki etkisi ve usuli

haklarını kullanırken gereken dikkat ve özeni gösterip göstermedikleri; yargı

makamları yanında dava süreciyle ilgili kamu gücü kullanan tüm devlet

organlarına atfedilebilir yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden

kaynaklanan bir gecikme olup olmadığı ve yargılamanın süratle sonuçlandırılması

hususunda gerekli özenin gösterilip gösterilmediği; başvurucu için hukuki

korumanın bir an önce gerçekleştirilmesindeki yararının ne olduğu gibi davanın

niteliği ve niceliğine ilişkin birçok hususun birlikte değerlendirilerek karar

verilmesi gerekmektedir (B. No: 2013/772, 7/11/2013, §

58)

55. Başvuru konusu olayda, başvurucuların murisi kadastro

çalışmasında kendi zilyetliğinde bulunan taşınmazın başkası adına tespit

görmesi üzerine 25/9/1990 tarihinde Kadastro

Mahkemesinde kadastro tespitine itiraz davası açmış, Mahkeme, yaklaşık 18 yıl 2

ay sonra 26/11/2008 tarihinde başvurucular lehine karar vermiştir. 18 yıldan

uzun süren ilk derece mahkemesi sürecinde davaya çok sayıda hâkim nezaret etmiş

ve çok sayıda duruşma yapılmıştır.

56. İlk derece mahkemesi aşamasında ilki 9/11/1992

tarihinde, ikincisi 14/5/1998 tarihinde, üçüncüsü 11/7/2008 tarihinde olmak

üzere üç defa keşif yapılmıştır. Yapılan ilk keşifte

taşınmazın başvuruculara ait dayanak tapu içinde kaldığı, başvurucuların

murisinin zilyetliği ve tasarrufunda bulunduğu, zilyetliğinin nizasız fasılasız

sürdüğü, davalıların zilyetliğinin olmadığı ve davalılara ait tapu kaydının

dava konusu taşınmazı kapsamadığı tespit edildiği ve bunun aksine bir delil

bulunmadığı halde karar verilmemiş ve yaklaşık 5 yıl 6 ay sonra yeniden keşif

yapılmıştır. İkinci keşifte de birinci keşifle aynı sonuca varıldığı ve

aksine delil bulunmadığı halde yine karar verilmemiş ve yaklaşık 10 yıl 2 ay

sonra üçüncü keşif yapılıp aynı sonuca ulaşıldığında karar verilebilmiştir.

Gerek ilk iki keşifte aynı sonuca ulaşıldığı ve aksine delil bulunmadığı halde

karar verilmemesi ve gerekse keşifler arasında uzun yıllar geçmesine rağmen

yeni bir keşif yapılmaksızın ve karar verilmeksizin beklenilmesi davanın

uzamasının en büyük nedeni olarak görülmektedir.

57. Davalılar tarafından temyiz edilen davanın temyiz

incelemesi de yaklaşık 2 yıl 3 ay sürmüş ve ilk derece mahkemesi kararı

onanmıştır. Karar düzeltme incelemesi ise yaklaşık 9 ayda tamamlanarak dava

kesinleşmiştir. Gerek 18 yılı aşan ilk derece mahkemesi süreci, gerek temyiz

süreci ve gerekse 22 yılı aşan toplam yargılama süresi göz önünde

bulundurulduğunda yargılama süresinin makul olarak değerlendirilmesi mümkün

değildir.

58. Sonuç olarak Kadastro mahkemesinde

görülen kadastro tespitine itiraz davasının toplam 22 yıl 2 ay sürdüğü, uyuşmazlığın

konusu ve hukuki mesele, tarafların sayısı, uyuşmazlık konusu taşınmaz adedi

gibi hususlar göz önünde bulundurulduğunda davanın karmaşık olmaktan uzak

olduğu, ayrıca başvurucuların tutumunun veya usuli

haklarını kullanırken gösterdikleri tavırların davanın uzamasına sebebiyet

verdiğine dair bir bilginin bulunmadığı anlaşılmıştır.

59. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

60. Başvurucular, murislerinin

tasarrufu altında bulundurduğu taşınmazın kadastro tespitine itiraz davasının

makul süreyi aşarak yaklaşık 22 yılda tamamlandığını, uzun yargılamanın manevi ızdırap yanında taşınmazdan gelir elde etme imkânlarının

önüne geçilmesi gibi maddi zararının da bulunduğunu belirterek toplam

100.000,00 TL manevi ve 237.000,00 TL maddi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

61. Adalet Bakanlığı görüşünde taşınmazın mülkiyeti hakkında

karar verilinceye kadar mülkiyetin nizalı olduğu ve

başvurucuların bu süreçte mülkiyet değil, mülkiyet beklentisi olduğu ifade

edilmiş, uzun yargılama şikâyeti konusunda genel açıklamalar yapılmış, tazminat

konusunda ayrıca yorum yapılmamıştır.

62. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

63. Başvurucunun mülkiyet hakkına yönelik şikâyeti konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez bulunduğundan ve yalnız

başvurucuların makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar

verildiğinden tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar arasında illiyet

bağı bulunmadığı anlaşılmakla başvurucuların maddi tazminat taleplerinin

reddine karar verilmesi gerekir.

64. Başvurucuların murisinin

kullanımında bulunan taşınmazın kadastro tespitine yapılan itiraz davasında

yaklaşık 22 yıl 2 ay süren yargılama sürecinin uzunluğu sebebiyle

başvurucuların yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında davanın başvurucular için taşıdığı değer de dikkate alınarak takdiren her birine 2.770,00 TL olmak üzere toplam

24.930,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

65. Başvurucular tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

1.698,35 TL yargılama giderinin başvuruculara ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan nedenlerle;

A. Başvurunun,

1. Mülkiyet hakkına yönelik şikâyet yönünden “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil

yargılanma hakkına yönelik şikâyet yönünden KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul

sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuların her birine 2.770,00

TL olmak üzere toplam 24.930,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucuların tazminata

ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucular tarafından yapılan 198,35 TL harç ve

1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin

BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına;

ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

F. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,

26/6/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Zehra Ayla PERKTAŞ

Burhan ÜSTÜN

Erdal TERCAN

Zühtü ARSLAN

Raportör

:

Selami ER

Başvurucular

:

Sultan TOKAY

Abdurrahman TOKAY

Cemil TOKAY

Yazi KALKAN

Neriman ELİKLİ

Azize EROL

Yılmaz TOKAY

Zeki TOKAY

Şemsettin TOKAY

Vekilleri

:

Av. Şükrullah

KURUL

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/1122, 26 Haziran 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. A)
  9. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. C. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden
  13. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul
  14. C. Başvurucuların her birine 2.770,00
  15. D. Başvurucular tarafından yapılan 198,35 TL harç ve
  16. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  17. Kurul
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/1122
Tarih
26 Haziran 2014

İlgili Kararlar

  • Erendiz Önal Başvurusu (B. No: 2014/1133)
  • Ahmet Gökhan Rahtuvan Başvurusu (B. No: 2014/4991)
  • Nazif Çalıkoğlu Başvurusu (B. No: 2013/5468)
  • Ercan Bekar Başvurusu (B. No: 2013/7503)
  • Orhan Kartal Başvurusu (B. No: 2013/1743)
  • Şehmus Daş Başvurusu (B. No: 2013/7275)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.