İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Tahir Gökatalay Başvurusu (B. No: 2013/5605)

1. Başvuru; yakalama sırasında darp edilme, hukuka aykırı olarak

Başvuru No2013/5605Tarih30 Mart 2016Okuma24 dk · 4.821 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Tahir Gökatalay Başvurusu (3)

Karar tarihi
30 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/5605
R.G. Tarih ve Sayı
26/5/2016-29723
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.821 kelime·24 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; yakalama sırasında darp edilme, hukuka aykırı olarak

alıkonulma ve soruşturmanın etkin yürütülmemesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve

güvenliği, adil yargılanma ve etkili başvuru hakları ile işkence ve kötü

muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 25/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır.

Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde

başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 16/1/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 25/5/2015 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 25/6/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

3/7/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 14/7/2015tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP)

aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler doğrultusunda tespit edilen ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 25/8/2011 tarihinde torunuyla parkta bulunduğu

sırada güvenlik görevlisinin cinsel taciz iddiasıyla ihbar etmesi üzerine olay

yerine gelen polisler tarafından saat 18.45'te yakalanarak Aktepe Polis

Merkezine götürülmüştür.

9. Yakalama tutanağında şahsın polis aracına iki kolu arkaya

bükülmek suretiyle sokulduğu, şahsın karakola götürüldüğünde kendisini yere

atmak suretiyle zarar vermeye çalıştığı ifade edilmektedir.

10. Başvurucu; torunuyla birlikte karakolda tutulmuş, bir süre

sonra polisler ile birlikte torununu eve bırakarak karakola geri getirilmiştir.

11. Başvurucu hakkında Ankara Meslek Hastalıkları Hastanesinde

düzenlenen 25/8/2011 tarihli ve 20.16 saatli adli muayene raporunda "sağ lumbosakral bölgede

yaygın ekimoz, oksipital

bölgede 1 cm kanamalı cilt sıyrığı, her iki elde tırnak kökünde kanamalı cilt kesisi, sol el 3. parmak dış yüzeyde cilt sıyrığı, sağ zigomatik bölgede basmakla ağrı ve hassasiyet, sol frontal bölgede cilt sıyrığı, sağ bilek ulnar

kemik üzerinde 2x3 çapında hiperemi ekimoz" tespit edilmiştir.

12. Aynı gün saat 23.15'te düzenlenen adli kolluk Cumhuriyet

Savcısı görüşme tutanağına göre Cumhuriyet Savcısı'na; cinsel taciz

suçlamalarının yanlış anlaşılmadan kaynaklandığı, başvurucunun polislere

yönelik görev yaptırmamak, tehdit ve hakaret suçu nedeniyle Polis Merkezine

getirildiği, alınan doktor raporunda darp cebir izi bulunmadığı yönünde bilgi

verildiği anlaşılmaktadır.

13. Başvurucu Cumhuriyet Savcısı'nın talimatıyla 25/8/2011

tarihinde 23.15 saati itibarıyla görevi yaptırmamak için direnme suçu isnadıyla

gözaltına alınmıştır.

14. Başvurucu hakkında Ankara Meslek Hastalıkları Hastanesi

tarafından 26/8/2011 tarihli ve 09:40 saatli gözaltı çıkış raporu düzenlenmiş,

anılan raporda başvurucuda darp ve cebir izine rastlanmadığı belirtilmiştir.

15. Başvurucu 26/8/2011 tarihinde saat 10.00'da Cumhuriyet

Başsavcılığına sevk edilmiştir. Başvurucu, adliyeye elleri kelepçeli bir

şekilde götürüldüğünü ancak Savcı ile görüştürülmeden buradan salıverildiğini

ileri sürmektedir.

16. Başvurucu hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının

2011/101163 sayılı soruşturma dosyası kapsamında tehdit, hakaret ve görevi

yaptırmamak için direnme suçlarını işlediği isnadıyla soruşturma

başlatılmıştır. Anılan soruşturma kapsamına, başvurucunun kötü muamele gördüğü

iddialarını ileri sürmüş olduğunun anlaşılması üzerine, polis memurları A.Ü ve

A.Ş. hakkında zor kullanma yetkisinde sınırın aşılması isnadı dahil edilmiştir.

17. Şüpheli sıfatıyla Cumhuriyet Savcısı tarafından 26/10/2011

tarihinde 2011/101163 sayılı soruşturma dosyası kapsamında alınan ifadesinde A.Ş.nin; şahsı aldıklarında çevrede bulunan vatandaşlar tarafından

hırpalanmış olduğunu beyan ettiği anlaşılmaktadır.

18. Şüpheli sıfatıyla Cumhuriyet Savcısı tarafından 26/10/2011

tarihinde 2011/101163 sayılı soruşturma dosyası kapsamında alınan ifadesinde A.Ü.nün ise olay yerine

gittiklerinde şahsın 20 kişi tarafından hırpalanmakta olduğunu gördüklerini,

kendisinin ve A.Ş.nin şahsı darp etmediklerini beyan

ettiği anlaşılmaktadır.

19. Yürütülen soruşturma sonucunda 27/10/2011 tarihinde polis

memurları hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiştir. Kovuşturmaya

yer olmadığı kararının gerekçesi şöyledir:

"Şikayetçinin soyut iddiası dışında

şüphelilerin şikayetçiyi gözaltına alırken zor kullanma yetkisine ilişkin

sınırı aştıklarına dair kamu davası açabilmek için yeterli şüphe oluşturacak

delil olmadığı tüm dosya kapsamından anlaşılmakla,..."

20. Aynı soruşturma kapsamında başvurucunun tehdit, hakaret ve

görevi yaptırmamak için direnme suçlarından cezalandırılması istemiyle

iddianame düzenlenmiş, yürütülen yargılama sonucunda İlk Derece Mahkemesince üç

ay hapis cezasına hükmedilerek cezanın ertelenmesine karar verilmiştir.

Yargılama temyiz incelemesi aşamasında devam etmektedir.

21. Polis memurları hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığı

kararına karşıbaşvurucu tarafından yapılan itiraz,

Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/5/2012 tarihli ve 2012/1320 Değişik İş

sayılı kararı ile reddedilmiştir.

22. Başvurucu, serbest bırakılmasının ardından gittiği ikamet

adresi bulunan Konya ilinde yakalama ve gözaltı sırasında kötü muameleye maruz

kaldığı, sağlık raporu hakkında Cumhuriyet Savcısı'na gerçeğe aykırı bilgi

verildiği iddialarıyla 12/9/2011 tarihinde şikâyette bulunmuştur. Konya

Cumhuriyet Başsavcılığı 16/9/2011 tarihinde yetkisizlik kararı vererek dosyayı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

23. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 2011/113949 sayılı yeni

bir soruşturma dosyası kapsamında, polis memurları Ç.A., N.O., A.Ş. ve S.A. ile

güvenlik görevlisi H.T. hakkında kötü muamele, görevi kötüye kullanma ve resmî

belgede sahtecilik suçları yönünden soruşturma başlatılmıştır.

24. Yürütülen soruşturma kapsamında; polis memurları Ç.A., N.O.,

A.Ş. ve S.A. ilegüvenlik görevlisi H.T.nin şüpheli sıfatıyla, başvurucunun damadı ile polis

memuru M.A.nın tanık

sıfatıyla başvurucunun ise müşteki sıfatıyla beyanı alınmıştır.

25. Olay tarihinde nezarethane görevlisi olan S.A. ifadesinde

özetle başvurucunun saat 23.00'e kadar nezarethaneye konulmadığını, ifadesinin

alındığını, başvurucuya kendisinin ya da başka birinin kötü muamelede

bulunmadığını beyan etmiştir.

26. Parkın güvenlik görevlisi H.T ifadesinde özetle olay günü

Keçiören Gökçek Parkında özel güvenlik görevlisi olarak bulunmakta olduğunu,parkta akşam üzeri bir şahsın 10 yaşlarında bir

erkek çocuğu ve 12 yaşlarında da bir kız çocuğuyla sohbet ettiğini uzaktan fark

ettiğini, erkek çocuğunu çağırıp sorduğumda şahsı tanımadığını, parkta

tanıştıklarını söylemesi üzere durumu ailesine bildirmek istediğini,

başvurucunun kendisine "Ne oluyor, sen

bana sapık mı diyorsun?" diye bağırıp çağırmaya başladığını, olay

çıkmaması için 155'i aradığını, diğer güvenlikçi arkadaşı Y.A.nın

da yanında olduğunu, başvurucuya karşı herhangi bir eylemde bulunmadıklarını,

bu sırada çevrelerinde vatandaşlardan 20-25 kişilik bir grup oluştuğunu, daha

sonra polislerin geldiğini, şahsın polislerle gitmemek için direndiğini, daha

sonra karakola götürüldüğünü, kendisinin de karakola gittiğini beyan etmiştir.

27. Polis memuru A.Ş. ifadesinde özetle kendisi hakkında

2011/101163 sayılı soruşturma dosyasında soruşturma yapılıp takipsizlik kararı

verildiğini, bu nedenle mükerrer soruşturma nedeniyle dosyanın kapatılmasını

istediğini, olay günü ihbar üzerine Gökçek Parkına gittiklerinde vatandaşların

başvurucunun etrafına toplanmış olduğunu gördüklerini, başvurucuyu kalabalıktan

uzaklaştırmak ve karakola götürmek üzere araca davet ettiklerini ancak gelmek

istemediğini bunun üzerine zor kullanarak araca bindirdiklerini, başvurucuyu

kesinlikle darp etmediğini ancak kendisini parkta vatandaşların itip kaktığını,

ayrıca karakola getirdiklerinde içeri girmek istemeyip kendini yerlere attığını

beyan etmiştir.

28. Polis memuru N.O. ifadesinde özetle olay günü Aktepe Polis

Merkezinde grup amiri olarak görev yaptığını, ihbar gelmesi üzerine görevli

polis memurları A.Ş. ve A.Ü.nün başvurucuyu zor kullanmak

suretiyle karakola getirdiklerini, kendisinin saat 19.00'da göreve başladığını,

geldiğinde başvurucunun gözlem odasında oturmakta olduğunu, doktor raporunun

alınması için başvurucuyu doktora sevk ettiğini, ifadesini aldığını ve geri

kalan işlemler hakkında nöbetçi Cumhuriyet Savcısına talimat almak üzere

telefonla bilgi verdiğini, raporda belirtildiği üzere şahıstaki darp

bulgularını ve olayı kısaca nöbetçi Cumhuriyet Savcısına anlattıktan sonra

Cumhuriyet Savcısının talimatı üzerine şahsı mevcutlu götürmek üzere gözlem

odasına koyduğunu, Cumhuriyet Savcısı'na yanıltıcı ve yalan beyanda

bulunmadığını, üst yazıda sehven bir hata yapılmış olduğunu, kendisinin

karakola saat 19.00 civarında geldiğini, darp olayı olmuşsa bile kendisinin

görmediğini beyan etmiştir.

29. Polis memuru Ç.A. ifadesinde; olay tarihinde Aktepe Polis

Merkezinde vekil amir olarak görev yaptığını, mesaiden sonra iftar için evde

bulunduğu esnada polis memuru N.O.nun kendisini

arayarak olay hakkında bilgi verdiğini, gerekli doktor raporlarının

aldırılmasını ve kendisinin de geleceğini söyleyerek telefonu kapattığını, Savcıile görüşmeyi de grup amiri N.O.nun

yaptığını, kendisinin karakoldan ayrıldığını, sabah başvurucununadliyeye

gönderildiğini, Adliyede serbest bırakıldığını, kendisinin herhangi bir imza

atmadığını, Savcılığa sevk yazısını da kendisinin imzalamadığını, imzanın

Emniyet Amiri yerine şerhi düşülerek imzalanmış olduğunu ve kimin imzaladığını

bilmediğini, aynı zamanda Kavacık Polis Merkezi

amirliğini de yürütmekte olduğu için Aktepe Polis Merkezinde bulunmadığı

zamanlarda acil evrakları kendisini beklemeden telefonla bilgi vererek

düzenlenmelerini söylemiş olduğunu beyan etmiştir.

30. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı yapılan soruşturma

neticesinde, 5/4/2012 tarihli ve K.2012/21169 sayılı kovuşturmaya yer olmadığı

kararı vermiştir. Kovuşturmaya yer olmadığı kararının gerekçesi şöyledir:

"Şüphelilerden A.Ş.

için 2011/101163 nolu soruşturma evrakından

anlaşıldığı üzere aynı olayla ilgili olarak soruşturma yapılmış ve 27/10/2011

tarihinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği, ayrıca diğer şüpheliler

açısından şikayete konu gözaltına alma işleminin mâkul

ölçüler içinde kaldığı ve bu işlemlerin Savcılık talimatıyla yapıldığı

anlaşılmış olmakla suç sübutuna dair herhangi bir delil olmadığı, ayrıca

müştekinin polis merkezinin düzenlediği üst yazıyı yazan şüpheli Ç.A. hakkında,

kendisinde darp izi olmasına rağmen üst yazıya darp ve cebir izine

rastlanılmadığını yazdığı ancak alınan doktor raporunda darp ve cebir izi

bulunmadığı ve düzenlenen raporda herhangi bir sahtecilik bulunmadığı

anlaşılmış olmakla,..."

31. Başvurucu anılan karara itiraz etmiş, Sincan 2. Ağır Ceza

Mahkemesi, 10/4/2013 tarihli ve 2013 Değişik İş sayılı kararı ile başvurunun

itirazının reddine karar vermiştir.

32. İtirazın reddine ilişkin karar başvurucuya 4/7/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

33. Başvrucu 25/7/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

34. Başvurucu ayrıca Türkiye İnsan Hakları Vakfı Ankara Tedavi

ve Rehabilitasyon Merkezi tarafından 9/5/2013 tarihinde düzenlenen sağlık

raporunu dosyaya sunmuştur. Anılan raporda; fizik muayenede olağan dışı bulgu

saptanmadığı belirtilirken, ruhsal durum muayenesinde travma sonrası stres

bozukluğu ve major depresif bozukluk teşhisi

konulmuş, yapılan değerlendirmede yaşanılan travmatik

olay öyküsünün ruhsal bozukluk tablosunda doğrudan ve tek belirleyici olduğu

sonucuna varılmıştır.

B. İlgili Hukuk

35. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 256.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Zor kullanma yetkisine sahip kamu

görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği

ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin

hükümler uygulanır.”

36. 5237 sayılı Kanun’un 86. maddesi şöyledir:

“(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya

sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan

üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki

etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması

halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir

yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

(3) Kasten yaralama suçunun;

…

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz

kötüye kullanılmak suretiyle,

…

işlenmesi halinde şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır.”

37. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 94. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Bir kişiye karşı insan onuruyla

bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade

yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları

gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan oniki

yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

38. Mahkemenin 30/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

39. Başvurucu, yakalama sırasında ve karakolda yanında torunu

bulunduğu hâlde darp edildiğini, şikayetçi olmaması için tehdit edildiğini ve

hukuka aykırı olarak polis merkezinde alıkonulduğunu, alınan sağlık raporunda

darp ve cebir izi bulunmasına karşın Cumhuriyet Savcısına raporda darp ve cebir

izi olmadığı şeklinde yanıltıcı bilgi verildiğini, sabah götürüldüğü adliyede

Cumhuriyet Savcısı karşısına çıkarılmadan salıverildiğini ve soruşturmanın

etkili bir şekilde yürütülmediğini belirterek özgürlük ve güvenlik, adil

yargılanma ve etkili başvuru hakları ile işkence ve kötü muamele yasağının

ihlal edildiğini ileri sürmüş, soruşturmanın yenilenmesi ve tazminat talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

40. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin

olarak devletin etkili soruşturma yapma sorumluluğu kapsamında, yargılama

süreci değerlendirileceğinden, başvurucuların adil yargılanma ve etkili bir

hukuk yoluna başvurma haklarına ilişkin şikâyetleri yönünden ayrı değerlendirme

yapılmasına gerek görülmemiştir. Başvurucunun, işkence ve kötü muamele yasağı

ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali iddiaları ise ayrı ayrı

incelenecektir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia

41. Başvurucu, hukuka aykırı olarak polis merkezinde

alıkonulduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmektedir.

42. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

43. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir. "

44. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 16).

45. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia

edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde

başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun

ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke

uyarınca, başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle

ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi,

bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve

aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

46. Tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir olmaları

yanında, telafi kabiliyetini haiz ve tüketildiklerinde başvurucunun

şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanımaları gerekir. Dolayısıyla

mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da

etkili olduklarının gösterilmesi ya da en azından etkili olmadıklarının

kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras,

B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 29).

47. 5271 Sayılı Kanun'un koruma tedbirleri nedeniyle tazminat

konusunu düzenleyen 141. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince; uygulanan

koruma tedbirinin niteliğine göre, asıl davada hüküm verilmesine gerek

bulunmayan hallerde yargılamanın sonucu beklenmeksizin (Hikmet Kopar ve diğerleri, B. No:

2014/14061, 8/4/2015, § 68), asıl davada hüküm verilmesini gerektiren hallerde

ise verilecek hükmün kesinleşmesinin ardından 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi

hükümlerine göre tazminat talep edilmesi mümkündür.

48. Bu kapsamda talep edilecek tazminatın, devam eden koruma

tedbirlerinin sonlandırılmasına yönelik bir etkisi bulunmamakla birlikte,

başvurucu hakkında uygulanan koruma tedbirinin devam etmediği anlaşıldığından,

tazminat talebinin ileri sürülen ihlal iddiaları açısından tazmin edici

nitelikte olacağı söylenebilecektir.

49. Başvurucu hakkında uygulanan koruma tedbirinin konu olduğu

suç isnadına yönelik yargılama sürecinin de devam ettiği anlaşılmaktadır (§

20). Başvurucu, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yoluna

başvurduğuna ilişkin bir veri sunmadığı gibi, anılan başvuru yolunun etkili bir

yol olmadığına yönelik bir iddiasının da bulunmadığı anlaşıldığından, yapılan

bireysel başvurunun incelenmesinin ikincillik ilkesi gereği mümkün olmadığı

sonucuna varılmıştır.

50. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Alparslan ALTAN bu sonuca farklı gerekçeyle katılmıştır.

b. İşkence ve Kötü Muamele

Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

51. Başvurucu, yakalama sırasında ve karakolda darp edildiğini,

şikayetçi olmaması için tehdit edildiğini, Cumhuriyet Savcısı'na sağlık raporu

hakkında yanıltıcı bilgi verildiğini ve soruşturmanın etkili bir şekilde

yürütülmediğini ileri sürmektedir.

52. Bakanlık, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/101163

sayılı soruşturma dosyası kapsamında kovuşturmaya yer olmadığı kararı

verildiğini ve bu karara karşı yapılan itirazın reddedilerek 18/5/2012

tarihinde kesinleştiğini, bu tarihin Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından

yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden önce olduğunu belirtmektedir.

53. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı sunduğu beyanında başvuru

konusu ettiği soruşturmanın 2011/113949 sayılı soruşturma olduğunu ve bu

soruşturma sonucunda verilen kararın 10/4/2013 tarihinde kesinleştiğini ifade

etmiştir.

54. 6216 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin (8) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları

inceler.”

55. Bu hüküm gereğince Anayasa Mahkemesi 23/9/2012 tarihinden

sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler. Dolayısıyla Mahkeme’nin zaman bakımından yetkisi ancak bu tarihten

sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurularla

sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin bu düzenleme karşısında, anılan tarihten önce

kesinleşmiş nihaî işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki kapsamının

genişletilmesi mümkün değildir (G.S., B.

No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).

56. Nihai işlem veya kararların anılan tarihten önce

kesinleştikleri tespit edildiği takdirde ilgili şikâyetler bakımından

başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir. Mahkemenin yargı

yetkisine ilişkin bu tespitin bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında

yapılabilmesi mümkündür (Korcan Pulatsü, B. No:

2012/726, 2/7/2013, § 32).

57. Somut olayda her ne kadar Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarihten önce kesinleşmiş bir kovuşturmaya yer

olmadığı kararı mevcut ise de anılan kararın, başvurucu hakkında tehdit,

hakaret, görevi yaptırmamak için direnme suçları isnadıyla yürütülen

soruşturmanın genişletilmesi neticesinde verildiği, başvurucunun serbest bırakılmasının

ardından yakalama sırasında ve gözaltında darp edildiği iddiasıyla anılan

kovuşturmaya yer olmadığı kararı tarihinden önceyaptığı

şikayet üzerine başlatılan soruşturmanın Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından

yetkisinin başladığı tarihten sonra kesinleştiği, kovuşturmaya yer olmadığı

kararı verilmesinden sonra aynı iddialarla yeni bir şikâyette bulunulmasından

ziyade aynı zaman diliminde aynı isnada ilişkin yürütülmüş iki farklı

soruşturma söz konusu olduğu anlaşıldığından anılan sürecin bir bütün olarak

değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmış, bu nedenle zaman bakımından

yetkisizlik itirazı yerinde görülmemiştir.

58. Açıklanan nedenlerle açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve

kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de

bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas Yönünden

59. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

"Herkes, … maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

60. Başvurucu, yakalama sırasında ve karakolda darp edildiğini,

darp fiilinden şikayetçi olmaması için tehdit edildiğini, alınan sağlık

raporunda darp ve cebir izi bulunmasına karşın Cumhuriyet Savcısı'na raporda

darp ve cebir izi olmadığı şeklinde yanıltıcı bilgi verildiğini, hiç bir aşamada Cumhuriyet Savcısı ile görüştürülmediği gibi

sabah götürüldüğü adliyede Cumhuriyet Savcısı karşısına çıkarılmadan

salıverildiğini ve soruşturmanın etkin yürütülmediğini ileri sürmektedir.

61. Bakanlık görüşünde; AİHM içtihatlarına ve soruşturma

sürecinde yapılan işlemlere değinilerek, işkence ve kötü muamele yasağının

ihlal edilip edilmediğine ilişkin takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğunu

ifade edilmiştir.

62. Başvurucu Bakanlığın görüşüne karşı sunduğu beyan

dilekçesinde özetle; işkence ve kötü muamele yasağına kaşı usule ilişkin

güvencelerin hiçbirindenyararlandırılmadığını, adli

muayene raporlarında olay öyküsünün cinsel taciz olarak geçtiğini, kötü muamele

iddiasının hiç bir aşamada Savcıya bildirilmediği gibi Savcı önüne çıkarılmadan

serbest bırakıldığını, 2011/113949 sayılı soruşturma kapsamında doktor

raporunda darp ve cebir izi olmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığı

kararı verildiğini oysa sağlık raporunda tespit edilen mevcut yaralanmaların

bulunduğunu, olay nedeniyle yalnızca fiziksel olarak değil ruhsal olarak da

zarar gördüğünü, soruşturma aşamasında polis merkezi kamera kayıtlarının

toplanmadığını ve hiç bir araştırma yapılmadığını belirtmiştir.

63. İncelemeye konu başvuruya ilişkin, başvurucunun gözaltı

giriş ve çıkış raporları arasında çelişki olduğu, başvurucunun yakalama

sırasında ve götürüldüğü polis merkezinde darp edildiği iddialarının esasına

yönelik bir sonuca varılmasını sağlayacak yeterli veri bulunmadığı ve

değerlendirmenin ancak etkili bir soruşturma yapılması sonucunda mümkün olacağı

anlaşıldığından başvuru, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının öngördüğü

Devletin etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğü ile sınırlı olarak

incelenecektir.

a. Genel İlkeler

64. Devletin, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğün usule ilişkin bir boyutu

bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve

ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmi bir soruşturma yürütmek

durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları

önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu

görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda, bunların sorumlulukları

altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 110)

65. Buna göre bireyin, bir devlet görevlisi tarafından hukuka

aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye

tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması halinde,

Anayasa’nın 17. maddesi, “Devletin temel

amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle

birlikte yorumlandığında etkili resmi bir soruşturmanın yapılmasını

gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Şayet bu olanaklı olmazsa, bu

madde, sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hale gelecek ve bazı hallerde

devlet görevlilerinin fiili dokunulmazlıktan yararlanarak, kontrolleri altında

bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

25).

66. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma

türünün, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin

yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak

tespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana

gelen ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. maddesi

gereğince devletin, ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai

soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, yürütülen

idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, bu

hak ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli

değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 55).

67. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.

Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek için soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların

tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla, kötü

muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma, bağımsız, hızlı ve derinlikli bir

şekilde yürütülmelidir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 114).

68. Şartlar ne olursa olsun, yetkililer resmi şikâyet yapılır

yapılmaz harekete geçmelidirler. Şikâyet yapılmadığında bile işkence veya kötü

muamele olduğunu gösteren yeterli kesin belirtiler olduğunda soruşturma

açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda soruşturmanın derhal başlaması, bağımsız

biçimde, kamu denetimine tabi olarak özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün

olarak etkili olması gerekir (Tahir Canan,

§ 25).

79. Kötü muameleye ilişkin şikâyetler hakkında yapılan

soruşturma söz konusu olduğunda yetkililerin hızlı davranması önemlidir.

Bununla birlikte belirli bir durumda bir soruşturmanın ilerlemesini engelleyen

sebepler ya da zorlukların olabileceği de kabul edilmelidir. Ancak kötü

muameleye yönelik soruşturmalarda, hukuk devletine bağlılığın sağlanması,

hukuka aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik gösterildiği görünümü verilmesinin

engellenmesi, herhangi bir hile ya da kanunsuz eyleme izin verilmemesi ve

kamuoyunun güveninin sürdürülmesi için yetkililer tarafından soruşturmanın

azami bir hız ve özenle yürütülmesi gerekir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 117).

70. Kamu görevlileri tarafından yapılan işkence ve kötü muamele

iddiaları hakkında yürütülen soruşturmanın etkili olması için, soruşturmadan

sorumlu ve tetkikleri yapan kişiler olaylara karışan kişilerden bağımsız

olmalıdır. Soruşturmanın bağımsızlığı sadece hiyerarşik ya da kurumsal

bağlantının olmamasını değil, aynı zamanda somut bir bağımsızlığı da gerektirir

(Cezmi Demir ve diğereri,

§ 119).

71. AİHM, soruşturması veya davası süren görevlinin görevinin

askıya alınmasının ve şayet hüküm alırsa meslekten men edilmesinin önemine

dikkat çekmektedir (Abdülsamet Yaman/Türkiye, B. No: 32446/96,

2/11/2004, 55).

72. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, kişinin maddi ve manevi

varlığına ilişkin bir ölüm ya da yaralama olayında mevzuat hükümlerinin etkili

bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların tespit edilerek hesap vermelerini

sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü olmayıp, uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür. Dolayısıyla, bu kapsamda açılmış olan tüm davaların

mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlanması zorunluluğu

bulunmamaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 127). Ancak usul yükümlülüğünün bir unsuru olarak, tespit edilen sorumlulara

fiilleriyle orantılı cezalar verilmeli ve mağdur açısından uygun giderim

sağlanmalıdır.

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

73. Başvurucu, yakalama sırasında ve polis merkezinde darp

edildiğini ileri sürmektedir. Olay tutanağı ve polis memurlarının ifadeleri

doğrultusunda, başvurucunun zor kullanarak yakalandığı konusunda bir uyuşmazlık

bulunmadığı anlaşılmaktadır. Polis memurları, yakaladıkları sırada başvurucunun

vatandaşlar tarafından hırpalanmakta olduğunu ve polis merkezinde kendini

yerlere atarak zarar vermeye çalıştığını ifade etmişlerdir.

74. Başvurucunun gözaltı giriş raporunda yaralanmalarına ilişkin

bulgular tespit edilmiş (bkz. §11), gözaltı çıkış raporunda ise yapılan fiziki

muayenede yaralanma bulgusuna rastlanmadığı belirtilmiştir. İki rapor arasında

yaklaşık 12 saatlik bir zaman dilimi bulunmaktadır.

75. Başvurucunun zor kullanmak suretiyle yakalandığı ve kötü

muamele iddiaları birlikte değerlendirildiğinde, yapılacak soruşturmada

öncelikle başvurucunun olay nedeniyle yaralanıp yaralanmadığının tespit

edilmesi gerekmektedir. Başvuruya konu olaya ilişkin başlatılan adli işlemler

kapsamında, anılan iki rapor arasındaki çelişkinin giderilmesine ilişkin bir

girişimde bulunulmadığı anlaşılmaktadır.

76. Başvurucunun yaralandığının sabit olması halinde ise

başvurucunun kötü muamele iddiaları ile polis memurları tarafından ileri

sürülen yaralanmaya sebebiyet verebilecek olaylar (bkz. § 74) değerlendirilerek

yaralanmaya sebebiyet veren eylemlerin neler olduğunun tespit edilmesi

gerekmektedir.

77. Başvurucunun kamu görevlilerinin eylemleri neticesinde

yaralandığının tespiti halinde ise yaralanmaya sebebiyet vermiş olan gücün

kullanım zamanının tespit edilmesi gerekmektedir. Kişinin kontrol altına

alınması tamamlandıktan sonra uygulandığı tespit edilen kuvvet kullanımı için

kişinin devletin kontrolü altında bulunduğu sırada uğradığı ileri sürülen kötü

muamele iddialarına ilişkin ilkeler uygulanabilecektir. Kuvvet kullanımının,

kişinin tamamen kontrol altına girmesinden önce, bir başka ifade ile kişinin

kontrol altına alınmaya çalışılması sırasında uygulandığının tespit edilmesi

halinde ise yapılması gereken, kullanılan gücün orantılı olup olmadığının

değerlendirilmesidir (Zeki Bingöl,

B. No: 2013/6576, 18/11/2015, § 88).

78. Başvurucunun anılan olay nedeniyle yaralanıp yaralanmadığı

dahi açıklığa kavuşturulmamışken anılan değerlendirmelerin sağlıklı bir şekilde

yapılması mümkün değildir.

79. Yapılan soruşturma kapsamında sağlık raporları arasındaki

çelişkinin giderilmemesinin yanı sırakarakol kamera

kayıtlarının araştırılmadığı, başvurucunun serbest bırakılmasından önce

Cumhuriyet Savcısı önüne çıkarılmadığı ve şikayetçi olmaması için tehdit

edildiğine yönelik iddiaları kapsamında bir değerlendirme yapılmadığı, maddi

olayı açıklığa kavuşturabilecek nitelikte bir delil toplanmadığı

anlaşılmaktadır.

80. Cumhuriyet Savcısı ile görüşme tutanağında kolluk

tarafından, başvurucunun sağlık raporunda darp ve cebir izi bulunmadığının

belirtildiği anlaşılmaktadır. Düzenlenen tutanağa göre görüşme 25/8/2011

tarihinde saat 23.15'de gerçekleşmiştir. Bu tarihte başvurucunun gözaltı çıkış

raporu henüz alınmamış olup başvurucu hakkında düzenlenmiş tek raporda da

yaralanmaların tespit edilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Anılan tutanağı

düzenleyen ve imzalayan polis memuru N.O. ifadesinde; Cumhuriyet Savcısı'na

başvurucunun yaralanmalarına ilişkin bilgi verdiğini ancak metnin bazı

bölümlerinin diğer belgelerden kopyalanması nedeniyle tutanakta yanlışlık

yapılmış olabileceğini ifade etmiştir.

81. Yakalama ve gözaltı işlemlerine ilişkin gerek 5271 sayılı

Kanun'da gerek 1/6/2005 tarihli Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma

Yönetmeliğinde yer alan usule ilişkin güvenceler kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkını koruma altına almakla birlikte aynı zamanda işkence ve kötü muamele

yasağına yönelik koruma mekanizmalarını içermektedirler. Darp raporunun

Cumhuriyet Savcısı'na bildirilmemesi gibi anılan koruma mekanizmalarının

ihlaline yönelik iddiaların, işkence ve kötü muamele yasağı kapsamındaki etkili

soruşturma ilkeleri doğrultusunda açıklığa kavuşturulması önem taşımaktadır.

82. Yapılan soruşturma kapsamında verilen kovuşturmaya yer

olmadığı kararının gerekçesinde darp raporunun Cumhuriyet Savcısı'na

bildirilmediği yönündeki iddianın, başvurucunun sağlık raporunda darp ve cebir

izi bulunmadığı şeklinde karşılandığı ancak karar gerekçesinin aksine anılan

sağlık raporunda yaralanmaların tespit edilmiş olduğu anlaşılmaktadır.

83. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının öngördüğü devletin etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğünün ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

84. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir...

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

85. Başvurucu, Anayasa’nın 17. maddesinin ihlali nedeniyle

yargılamanın (soruşturmanın) yenilenmesine ve 100.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

86. Başvuru konusu olayda Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının öngördüğü devletin etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğünün ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yargılamanın (soruşturmanın) yenilenmesine karar verilmesi gerekmektedir.

87. Yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi

zararları karşılığında başvurucuya ayrıca net 5.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

88. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının öngördüğü etkili

soruşturma yapma usul yükümlülüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin 17. maddesinin üçüncü fıkrasının

öngördüğü etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğünün ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama (soruşturma) yapılmak üzere Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 5.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE

tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE

E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

30/3/2016tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

FARKLI GEREKÇE

1. Başvuru, yakalama sırasında darp edilme, hukuka aykırı olarak

alıkonulma ve soruşturmanın etkin yürütülmemesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve

güvenliği, adil yargılanma ve etkili başvuru hakları ile işkence ve kötü

muamele yasağının ihlal edildiği ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Çoğunluk görüşüyle başvurun kişi özgürlüğü ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia hakkında başvurucunun 5271 sayılı

Kanunun 141. maddesinde belirtilen dava yoluna başvurduğuna ilişkin bir veri

sunmaması ve anılan başvuru yolunun etkili bir yol olmadığına yönelik bir

iddiasının da bulunmaması nedeniyle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.

3. Başvuruya konu iddia yönünden sürenin başlangıcı başvurucunun

gözaltına alınma ve serbest bırakılma tarihleri önem taşımaktadır. Eldeki işte

başvurucu 25.8.2011 tarihinde görevi yaptırmamak için direnme suçundan dolayı

gözaltına alınmış ertesi gün salıverilmiştir.

4. Başvurucunun anılan şikayetleri ile ilgili olarak görevli

polis memurları aleyhine yürütülen soruşturma sonucunda "şikayetçinin soyut iddiası dışında şüphelilerin

şikayetçiyi gözaltına alırken zor kullanma yetkisine ilişkin sınırı aştıklarına

dair kamu davası açabilmek için yeterli şüphe oluşturacak delil olmadığı”

gerekçesiyle 27.10.2011 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiş, bu

karara yapılan itiraz da Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/5/2012 tarihli ve

2012/1320 Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir. Bireysel başvuruda kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkı yönünden dikkate alınması gereken süreler

bunlardır.

5. Anayasa ve 6216 sayılı Kanun'un anılan hükümleri uyarınca

Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıcı 23/9/2012 tarihi

olup, Mahkeme, ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar

aleyhine yapılan bireysel başvuruları inceleyebilecektir. Bu açık düzenlemeler

karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da içerecek

şekilde yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir. Mahkemenin zaman

bakımından yetkisine ilişkin bu düzenlemelerin kamu düzenine ilişkin olmaları

nedeniyle, bireysel başvurunun tüm aşamalarında resen dikkate alınmaları

gerekir (Ahmet Melih Acar,B. No: 2012/329, 12/2/2013, § 15).

6. Eldeki işte kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı yönünden Sincan

1. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/5/2012 tarihli itirazın reddine dair kararı

dikkate alındığında bu hak yönünden şikâyetin, diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin "zaman

bakımından yetkisizlik" nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumdan kabul edilemezlik sonucuna farklı

gerekçeyle katıldım.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ Alparslan ALTAN Raportör Yrd. : Gizem Ceren DEMİR KOŞAR Başvurucu : Tahir GÖKATALAY Vekili : Av. Senem DOĞANOĞLU Üye Alparslan ALTAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/5605, 30 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının öngördüğü etkili
  12. C. Kararın bir örneğinin 17. maddesinin üçüncü fıkrasının
  13. D. Başvurucuya net 5.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE
  14. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  15. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Farklı Gerekçe
  17. Paksüt
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/5605
Tarih
30 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Mustafa Demir Başvurusu (B. No: 2013/7749)
  • Mehmet Turgut Başvurusu (B. No: 2013/2763)
  • Ayşe Balın Başvurusu (B. No: 2013/5464)
  • Tuncer Arıklı Başvurusu (B. No: 2013/2858)
  • Benhür Çavdarlı Başvurusu (B. No: 2014/183)
  • Ö. Ç. Başvurusu (B. No: 2013/9705)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.