İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Tuncer Arıklı Başvurusu (B. No: 2013/2858)

1. Başvuru; yargılama sırasında

Başvuru No2013/2858Tarih23 Mart 2016Okuma23 dk · 4.619 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Tuncer Arıklı Başvurusu

Karar tarihi
23 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/2858
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.619 kelime·23 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; yargılama sırasında

tayin edilen bilirkişilerin önceden tarafların bilgisine sunulmayıp resen

seçilerek usul hükümlerine aykırı davranılması, tarafsızlığından şüphe

duyulmayacak bilirkişilerin seçilmemesi, mahkemece delillerin yanlış

değerlendirerek usul ve yasaya aykırı karar verilmesi, Yüksek Mahkeme

üyelerinin çalışma ve oluşum şeklinin yasaya uygun olmaması nedenleriyle adil

yargılanma hakkının; davanın ilk açıldığı mahkemenin kapatılarak dosyanın başka

mahkemeye devredilmesi, Yüksek Mahkemede davaya hangi hâkimin bakacağının

bilinmemesi nedenleriyle kanuni hâkim güvencesinin; taraflar arasında sözleşme

olmamasına rağmen fahiş bir ödeme yükümlülüğü getirilmesi nedeniyle sözleşme

özgürlüğü ve mülkiyet hakkının; Mahkeme ve Yargıtay kararlarında ileri sürülen

iddia ve olgulara cevap verilmemesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının; davanın

taraflarına farklı hükümler uygulanması nedeniyle eşitlik ilkesinin ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 25/4/2013 tarihinde

İstanbul 16. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona

sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci

Komisyonunca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

5. Başvurucunun eski vekili,

İstanbul 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2005/361 sayılı dosyasında, haklı

nedenlerle vekillik görevinden istifa ettiğini belirterek takip ettiği dava ve

icra dosyaları için 6.000 TL vekâlet ücreti alacağı talep etmiştir.

6. Başvurucu, karşı dava

yoluyla eski vekilinin, görevi sona erdiğinde avans hesaplarını kapatmadığını

ve dosyaları iade etmediğini ileri sürerek uğradığı zararlar karşılığı 6.000 TL

tazminat talep etmiştir.

7. Yargılama devam ederken

Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) kararı ile İstanbul 7. Asliye Hukuk

Mahkemesinin faaliyeti dondurulmuş; dosya, İstanbul 4. Asliye Hukuk

Mahkemesinin E.2009/335 sayılı dosyasına kaydedilmiştir.

8. Mahkeme 30/3/2011 tarihli ve

E.2009/335, K.2011/66 sayılı kararla 6.000 TL vekalet ücreti alacağının davalı

karşı davacıdan tahsiline karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısımları

şöyledir:

“…

Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan tüm deliller ile

dosya kapsamına uygun ayrıntılı, taraf vekillerinin tüm itirazları da

değerlendirilmek suretiyle tanzim olunan 22/11/2010 tarihli ek bilirkişi raporu

aşağıda ayrıntılı olarak açıklanacak sebeplerle kısmen Mahkememizce verilen

hükme esas alınmıştır. Toplanan tüm delillerle de davacının davalıların

müşterek murisi olan Ercan Arıklı'nın vekili olduğu, Ercan Arıklı'nın 3/6/2003

tarihinde vefatı üzerine mirasçılarından İsrafil Gündüz Arıklı tarafından

12/06/2003 tarihli vekaletname ile, Tuncer Arıklı tarafından verilen 6/6/2003

tarihli vekaletname ile davacının vekili tayin edildiği sabittir. Taraflar

arasındaki ihtilaflı olaylar kronolojik olarak değerlendirildiğinde; davalılardan

Tuncer Arıklı'nın 21/11/2005 tarihli azilnamesi,

23/11/2005 havale tarihli dilekçelerle davacının vekili olarak takip ettiği

Şişli 2. Asliye Huk. Mahkemesinin 2005/363 E., İst. 9. Asliye Hukuk

Mahkemesinin 2002/676 E., İst. 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/189 E., İst.

6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2005/1003 E. sayılı dosyalarına ibraz edilmiştir.

25/11/2005 tarihinde İsrafil Gündüz Arıklı tarafından davacıya faks mesajı

çekilmiş, davacı tarafından Kadıköy 17. Noterliğinin 28/11/2005 tarih 20569 ve

20570 yevmiye nosu ile keşide edilen ihtarnameler

İsrafil Gündüz Arıklı'ya 28/11/2005 tarihinde bizzat, Tuncer Arıklıya 28/11/2005 tarihinde mahalle muhtarlığına tebliğ

edilmiştir. Davalılardan Tuncer Arıklı tarafından 25/10/2005 tarihli, İsrafil

Gündüz Arıklı tarafından 29/11/2005 tarihli vekaletnameler ile Av. İbrahim

Salihoğlu vekil tayin edilmiştir.

Taraflar arasındaki ihtilaf azlin ve istifanın haklı-haksız

olup olmadığının değerlendirilmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı taraf takip

ettiği dosyalarda muvafakatı alınmaksızın yeni bir

vekil görevlendirildiğinin bildirilmesi ile vekillik görevinin Av.K.' nun 172. maddesi gereğince

haklı nedenle istifa ettiğini, davalı- karşı davacı ise de;

davacı avukatın takip ettiği davalarda müvekkillerinin zararına sebebiyet

verdiğinden bahisle haklı nedenle azledildiğini iddia etmektedir. Davalı Tuncer

Arıklı tarafından 4/7/2005 tarihli faks mesajıyla davacı avukata gönderilen

talimatla, yazılı talimatı olmadan vekil olarak ahzu kabz yetkisini kullanmamasının bildirildiği, davalı İsrafil

Gündüz Arıklının 25/11/2005 tarihli faks mesajında ''

....bundan böyle davalarımızda Tuncer Arıklı ve vekili Av. İbrahim

Salihoğlu'nun savunmalarına uygun savunma yapmanızı hassasiyetle rica ederim''

şeklindeki mesajı üzerine davacı avukatın muvafakatı

olmaksızın yeni bir vekilin görevlendirilmesinin bildirilmesi ile vekillik

görevinin 1136 S.K' nın 172. maddesi gereğince sona

erdiğinden davalılara 28/11/2005 tarihli ihtarnamelerin keşide edildiği

sabittir.

Davalı Tuncer Arıklı tarafından keşide edilen Beyoğlu 24.

Noterliğinin 21/11/2005 tarih ve 30145 yevmiye nolu azilnamesi, davacıya 21/02/2006 tarihinde tebliğ edilmiş

olduğundan, davacı avukatın istifa ettiği 28/11/2005 tarihi itibarıyla davacıya

tebliğ edilen herhangi bir azilname söz konusu

olmadığından taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin davacı avukatın istifası

sebebiyle sona erdiği sabit olduğundan, azlin haklı ya da haksız olmasının

tartışılmasının sonuca etkili olmadığı anlaşılmaktadır. Bu aşamada

değerlendirilmesi gereken davacı avukatın istifasının haklı olup olmadığının

tespitidir. Davacı avukat davalı İsrafil Gündüz Arıklı'nın 25/11/2005 tarihli

faks mesajı ile diğer davalı Tuncer Arıklı tarafından ikinci bir avukatın

kendisinin yanında görevlendirildiği hususunu öğrendiği, diğer davalı İsrafil

Gündüz Arıklı' nın davacı avukata davalı İsrafil'in

yeni görevlendirdiği avukata tabi olarak çalışması konusunda talimat vermiş

olması sebebiyle davacının vekil sıfatıyla takip ettiği dosyalar için başka bir

avukatın görevlendirilmesinden önce davacı avukatın yazılı muvafakatının

alınmaması ve davalı İsrafil Gündüz Arıklı tarafından davacı avukata yeni

görevlendirilen avukata tabi olarak çalışması hususunda telkin- talimat vermiş

olması sebebiyle davacı avukatın Av. K.'nun 172 /1-2

maddesi gereğince haklı nedenle istifa ettiği Mahkememizce kabul edilmiştir.

Davacı avukatın 28/11/2005 tarihinde haklı nedenle istifa

etmiş olması sebebiyle, iş sahibi yeni vekil tayinine muvafakat etmeyen avukata

vekalet ücretinin tamamını ödemekle yükümlü olduğundan davacı tarafın dava

dilekçesi ve ihtarnamesine esas dosyalar itibarıyla yapılan değerlendirmede;

Davacı avukatın haklı istifası nedeniyle Av. K. nu 164/4 ve

168/ son maddeleri gereğince istifa tarihi olan 28/11/2005 tarihi itibarıyla

yürürlükte olan hükümleri ile tarifeye ilişkin tebliğin 3. maddesi gereğince

avukatın emeği, çabası, işin niteliği, davanın süresi ,her dosya için ayrı ayrı

değerlendirilmek suretiyle ve nispi vekalet ücreti takdirinde oranların

ortalaması alınmak suretiyle ve 14/06/2010 tarihli bilirkişi kurul raporu ile

aynı bilirkişiler tarafından tanzim olunan 22/11/2010 tarihli ek bilirkişi

raporu değerlendirilerek davacı avukatın maktu, nispi, karşı vekalet ücreti ve

M.K.' nın 2. maddesi gözetilerek tahsil edilmiş kabul

edilebilecek nitelikte olmak üzere hak kazandığı vekalet ücreti alacakları

aşağıda belirlenmiştir.

…”

9. Tarafların temyizi üzerine

karar, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 25/9/2012 tarihli ve E.2011/17131,

K.2012/20955 sayılı ilamıyla onanmıştır.

10. Karar düzeltme talebi, aynı

Dairenin 25/2/2013 tarihli ve E.2012/29759, K.2013/4282 sayılı ilamıyla

reddedilmiştir.

11. Ret kararı başvurucuya

26/3/2013 tarihinde tebliğ edilmiş 25/4/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunulmuştur.

B. İlgili

Hukuk

12. 19/3/1969 tarihli ve 1136

sayılı Avukatlık Kanunu’nun mülga 164. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Avukatlık asgarî ücret tarifesi altında vekâlet ücreti

kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum baro yönetim kuruluna

bildirilir. Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu hallerde, değeri para

ile ölçülemeyen dava ve işlerde avukatlık asgarî ücret tarifesi uygulanır.

Değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde ise asgarî ücret tarifelerinin

altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci

tarafından davanın sonucuna ve avukatın emeğine göre değişmek üzere ücret

anlaşmazlığı tarihindeki dava değerinin yüzde beşi ile yüzde onbeşi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak

belirlenir.”

13. 1136 sayılı Kanun’un

yürürlükte olan 164. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Avukatlık asgari ücret tarifesi altında

vekalet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum Baro

Yönetim Kuruluna bildirilir. (Değişik: 13/1/2004-5043) Avukatlık ücretinin

kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin

bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu

veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde;

değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında

olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından

davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği

tarihteki müddeabihin değerinin %10’u ile %20’si

arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile

ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.”

14. 1136 sayılı Kanun’un 172.

maddesi şöyledir:

“İş sahibi, ilk anlaşmayı yaptığı avukatının

yazılı muvafakatı ile başka avukatları da işin

kovuşturma ve savunmasına katabilir.

İş sahibi, ilk avukatın muvafakatını

kendisine tevdi veya tebliğ edilecek bir yazı ile en az bir haftalık süre

vererek talep eder. Avukat bu süre içinde cevap vermemişse muvafakat etmiş

sayılır.

İlk avukatın muvafakat etmemesi halinde,

vekâlet akdi kendiliğinden sona erer. İş sahibi, muvafakat etmeyen avukata

ücretin tamamını ödemekle yükümlüdür.

İlk avukatın muvafakatı

ile işin başka avukatlar tarafından da takibi halinde iş sahibi, ilk avukatın

ücretinden kısıntı yapamaz. Bu halde avukatların müvekkile karşı sorumluluğu

konusunda 171 inci maddenin üçüncü fıkrası hükmü uygulanır.”

15. 1136 sayılı Kanun’un 174.

maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

“Üzerine

aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat hiçbir ücret

isteyemez ve peşin aldığı ücreti geri vermek zorundadır.

Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir.

Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin

ödenmesi gerekmez.”

16. 4/2/1983 tarihli ve 2797

sayılı Yargıtay Kanunu’nun 40. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

“Daireler heyet hâlinde çalışır, heyet bir

başkan ve dört üyenin katılmasıy­la toplanır. Üye sayısının yeterli olması

halinde birden fazla heyet oluşturulabilir. Bu durumda, oluşturulan diğer

heyetlere, heyette yer alan en kıdemli üye başkanlık eder. Heyetler işi

müzakere eder ve salt çoğunlukla karar verirler. Müzakereler gizli cereyan

eder.

Görüşmeye katılan başkan ve üyelerin adları

mahallerine gönde­rilecek karar örneklerine de yazılır. Karar çoğunluk ile

verilmişse karşı oy yazısı, kararların asıl ve örneklerinde gösterilir.”

17. 29/8/1983 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 17.

maddesi şöyledir:

“Daireler bir başkan ve dört üyenin katılmasıyla toplanan işi görüşür ve

çoğunluk ile karar verirler. Müzakereler gizli cereyan eder.

Görüşmeye katılan başkan ve üyelerin adları mahallerine gönderile­cek

karar örneklerine de yazılır. Karar çoğunluk ile verilmişse karşı oy yazısı,

kararların asıl ve örneklerinde gösterilir.”

18. 18/6/1927 tarihli ve 1086

sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 276. maddesinin birinci

fıkrası şu şekildedir:

“Ehlivukuf, iki taraf ittifak edemedikleri halde tahkikat

hâkimi tarafından intihap olunur.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

19. Mahkemenin 23/3/2016

tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

20. Başvurucu; aleyhine açılan

davada Mahkemenin, talep olmamasına rağmen bazı dosyaları davaya dâhil ettiği

gibi usul kurallarına aykırı biçimde aynı kararda hem tespit hem de eda hükmü

kurduğunu, kararın gerekçesinin çelişkili olduğunu, dalında uzman üniversite

hocalarından oluşan bilirkişi kurulundan alınan raporun dikkate alınmadığını, Yargıtayın gerekçesiz olarak kararı onadığını, Yargıtayda temyiz ve karar düzeltme incelemelerini yapan

heyetlerin farklı üyelerden oluştuğunu, Yargıtay kararlarında başkan ve

üyelerin adlarının açıkça yazılmadığını, temyiz duruşmasına çıkan üyelerle

onama kararının altında imzası olan üyelerin farklı kişiler olduğunu, olayın

oluş şekline uyun olan üniversite öğretim üyelerince hazırlanan 23/3/2009

tarihli rapora itibar edilmeksizin davacıyla aynı işi yapan ve uzmanlığı

olmayan avukat bilirkişinin raporunun hükme esas alındığını, davada 1136 sayılı

Kanun’un vekalet akdinin kurulduğu tarihteki hükümleri yerine davaya konu

dosyaların karar tarihindeki hükümlerine göre değerlendirme yapıldığını,

yargılamada tayin edilen bilirkişilerin önceden tarafların bilgisine sunulmayıp

resen seçilerek usul hükümlerine açıkça aykırı davranıldığını, Derece

Mahkemelerince delillerin ve hukuk kurallarının hatalı yorumlanarak davanın

kabul edildiğini belirterek Anayasa'nın 2., 35., 36., 37., 39., 40. ve 48.

maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini, 1136 sayılı Kanun’un 164.

maddesinin iptal edilmesi gerektiğini ileri sürmüş ve ihlalin tespitiyle

zararlarının tazmini talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

21. Başvuru formu ve ekleri

incelendiğinde başvurucunun davanın taraflarına farklı hükümler uygulanarak

eşitlik ilkesinin, taraflar arasında sözleşme olmamasına rağmen kararla birlikte

fahiş bir ödeme ile sorumlu tutulmasının mülkiyet hakkı ve sözleşme özgürlüğü

ilkesinin, Mahkemece tarafsızlığından şüphe duyulmayacak bilirkişilerin

görüşlerine itibar edilmemesi nedeniyle ispat hakkı ve temel hak ve

hürriyetlerin korunması ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü görülmüştür.

Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi

ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Başvurucunun değişik haklar temelinde ileri sürdüğü iddialar, karar

sonucuna ilişkin şikâyetler olup özü itibarıyla kararın adil olmadığı hususu

ile ilgilidir. Buna göre başvuru; adil yargılanma hakkı kapsamında,

yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı iddiası, kanuni hâkim güvencesinin

ihlali iddiası, Yüksek Mahkemenin çalışma ve oluşum şekline yönelik ihlal

iddiaları, gerekçeli karar hakkının ihlal iddiası ve 1136 sayılı Kanun’un 164.

maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği iddiası başlıkları

altında ayrı ayrı incelenmiştir.

1. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığına İlişkin

İddia

22. Başvurucu, Mahkemenin talep

olmamasına rağmen bazı dosyaları davaya dâhil ettiğini; usul kurallarına aykırı

biçimde, kararda hem tespit hem de eda içerir şekilde hüküm kurduğunu,

üniversite öğretim üyelerince hazırlanan 23/3/2009 tarihli rapora itibar

edilmeksizin davacıyla aynı işi yapan ve uzmanlığı olmayan avukat bilirkişinin

raporunun hükme esas alındığını, 1136 sayılı Kanun’un vekalet akdinin kurulduğu

tarihteki hükümleri yerine davaya konu dosyaların karar tarihindeki hükümlerine

göre değerlendirme yapıldığını, Mahkemece delillerin ve hukuk kurallarının

hatalı yorumlanarak davanın kabul edildiğini belirterek adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

23. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

24. 30/3/2011 tarihli ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan

yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

25. 6216 sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı

49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:

“... Bölümlerce kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

26. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı

fıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı

Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği

belirtilmiştir.

27. Anılan kurallar uyarınca

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti, hukuku ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda açık bir keyfîlik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular açıkça keyfîlik bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013,

§ 26).

28. Adil yargılanma hakkı

bireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün

adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle bireysel başvuruda

adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun

yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı

veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi

delillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme

kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği

veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olan

unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfîliğe veya bariz takdir hatasına ilişkin bir bilgi ya

da belge sunmuş olması gerekir (Naci

Karakoç, B. No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).

29. Başvuru konusu olayda,

başvurucunun eski avukatı, haklı nedenle vekillik görevinden istifa ettiğini

ileri sürerek takip ettiği dava ve icra dosyaları için vekâlet ücreti alacağı

talebinde bulunmuştur. İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesi, istifa ve azil

olgusunu dosya kapsamındaki deliller çerçevesinde tartışarak hangi nedenle

istifa eylemine öncelik tanıdığını, istifanın haklı olup olmadığı hususlarını

ayrıntılı olarak izah etmiş, farklı bilirkişi heyetlerinden aldırılan

17/1/2008, 23/3/2009, 14/6/2010, 22/11/2010 tarihli rapor ve ek raporları

karşılaştırarak neticede, 22/11/2010 tarihli ek rapora kısmen itibar ettiğini

belirterek dava konusu her bir dosya açısından, tespit ettiği alacak miktarı

üzerinden davanın kabulüne karar vermiştir.

30. Başvurucu, yargılama

sürecinin hakkaniyete aykırı olduğuna dair bir bilgi ya da belge sunmamış olup

iddiaların özünün, Derece Mahkemelerince delillerin değerlendirilmesinde ve

hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla

yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

31. Yine başvurucu, yargılama

sırasında bilirkişiler belirlenirken yasa hükmü gereği kendi görüşünün alınması

gerektiğini ancak Mahkemenin resen bilirkişi tespit ederek rapor aldırdığını,

bu açıdan bilirkişilerin tarafsızlığının şüpheli olduğunu belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun bu kapsamda

ileri sürdüğü iddiaların da esasen yargısal işlemlere yönelik olduğu anlaşılmış

ve iddialar bu başlık altında incelenmiştir.

32. Başvuru konusu davanın

yargılaması sırasında yürürlükte olan 1086 sayılı mülga Kanun’un 276.

maddesinde, tarafların üzerinde ittifak edemediği durumlarda hâkim tarafından

bilirkişinin tespit edileceği ifade edilmiştir. Buna göre hukuk davalarında

tarafların anlaşmaları hâlinde bilirkişi, bu anlaşmaya konu kişi veya kişiler

olacaktır. Yine 1086 sayılı mülga Kanun’un 278. maddesinde, bilirkişinin görüş

ve düşüncelerinin hâkim açısından bağlayıcı olmayacağı, aynı Kanun’un 277.

maddesinde bilirkişilerin hâkimler için belirlenen sebeplere binaen

reddedilebilecekleri hususu düzenlenmiştir.

33. Başvurucu 23/3/2009 tarihli

bilirkişi raporuna karşı yapılan itirazda, bu bilirkişilerden ek rapor

aldırılmasını talep ettiğini ancak Mahkemenin dosyayı başka bir bilirkişi

heyetine tevdi ettiğini, bu heyetteki akademisyen bilirkişinin görevinden

çekilme isteği üzerine Mahkemenin tarafların görüşünü almadan avukat bilirkişi

tayin ettiğini, bu usulün yasaya aykırı olduğunu, bu açıdan bilirkişilerin

tarafsızlığının şüpheli olduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

34. Somut olayda Mahkeme

tarafından yargılama sırasında farklı bilirkişilere 17/1/2008, 23/3/2009,

14/6/2010 ve 22/11/2010 tarihli rapor ve ek rapor düzenlettirildiği,

başvurucunun iddia ettiği hususta tarafların görüşü alınmaksızın resen

bilirkişi belirleme yoluna gidildiği görülmekte ise de başvurucunun heyet

oluşumu ve içeriğine itiraz etmediği 23/3/2009 tarihli raporun da Mahkeme

tarafından dosya kapsamında değerlendirildiği, başka bir deyişle dosyada

yalnızca başvurucunun itiraz ettiği bilirkişi heyetinin görüşüne başvurulmadığı

gibi başvurucuya dosyadaki tüm raporlara itiraz etme hakkının tanındığı,

nitekim gerekçeli karardan anlaşıldığı üzere en son alınan 22/11/2010 tarihli

ek rapora kısmen itibar edilerek netice kanaate ulaşıldığı; bunun yanında

başvurucunun, oluşumuna itiraz ettiği bilirkişi heyetine yönelik tarafsızlık

açısından mülga 1086 sayılı Kanun’un 277. maddesi uyarınca ret talebinde de

bulunmadığı, yargılamanın bütününe göre bilirkişi tespitinde tarafların

görüşüne başvurulmamasının yalnız başına adil yargılanma hakkının ihlali anlamına

gelmeyeceği, dolayısıyla bu kapsamda ileri sürülen iddiaların delillerin

değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve

yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmıştır.

35. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

Derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt

sunmadığı gibi yukarıda izah edildiği üzere Mahkemenin kararında bariz takdir

hatası veya açıkça keyfîlik oluşturan herhangi bir

durum da tespit edilmemiştir.

36. Açıklanan nedenlerle

başvurucunun belirtilen iddialarının kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu, Derece Mahkemesi kararlarının açıkça keyfîlik veya bariz bir takdir hatası da içermediği

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Kanuni Hâkim Güvencesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

37. Başvurucu, davanın ilk

açıldığı mahkemenin kapatılarak dosyanın başka mahkemeye devredildiğini, Yüksek

Mahkemede davaya hangi hâkimin bakacağının bilinmediğini belirterek kanuni

hâkim güvencesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

38. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinde açıkça, adil yargılanma hakkının bir

unsuru olarak yasa ile kurulmuş bir mahkeme tarafından davanın dinlenilmesini

isteme hakkından söz edilmiştir. Bu hak, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan adil yargılanma hakkının da zımni bir unsuru olmakla beraber

(AYM, E. 2002/170, K. 2004/54, 5/5/2004) yargılamayı yapan mahkemenin yasayla

kurulması gerekliliği Anayasa’nın 37. maddesinde ayrı ve açık bir hükümle

düzenlenmiştir. Ayrıca, Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği, mahkemelerin

kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla

düzenleneceğini belirten Anayasa’nın 142. maddesinin de kanuni hâkim

güvencesinin değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulması gerektiği açıktır.

39. Anayasa’nın “Kanuni hâkim güvencesi” kenar başlıklı

37. maddesi şöyledir:

“Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden

başka bir merci önüne çıkarılamaz.

Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden

başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü

merciler kurulamaz.”

40. Kanuni hâkim güvencesi,

mahkemelerin kuruluş ve yetkileri ile izleyecekleri yargılama usulünün yasal

düzenleme ile ve dava konusu olay ortaya çıkmadan önce belirlenmesini

gerektirir. Bu düzenleme Anayasa Mahkemesi kararlarında, kişinin hangi

mahkemede yargılanacağını önceden ve kesin olarak bilmesini gerektiren doğal

hâkim ilkesini koruyan bir hüküm olarak ele alınmaktadır (AYM, E. 2002/170, K.

2004/54, 5/5/2004; E. 2005/8, K. 2008/166, 20/11/2008).

41. Başvurucu, davanın İstanbul

7. Asliye Hukuk Mahkemesinde açıldığını, Mahkemenin faaliyetinin dondurulduğunu

ve yargılamaya İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından devam edildiğini, Yargıtayda davaya bakmakla görevli ve yetkili olan Dairede

hangi hâkimin temyiz incelemesinde görev yapacağının bilinmediğini belirterek

kanuni hâkim güvencesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

42. Başvuruya konu olayda

yargılamayı sonuçlandıran İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesi, başvurucunun

yargılandığı dava konusu olay ortaya çıkmadan önce kurulmuş ve yargılama

usulleri, kuruluş yasalarıyla düzenlenmiştir. Başvurucunun sözünü ettiği

İstanbul 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin faaliyetinin dondurulması, bir diğer

deyişle bu Mahkemedeki dosyaların iş durumu gözetilerek İstanbul 4. Asliye

Hukuk Mahkemesine devredilmesi, kanunla kurulan, görev ve yetkileri belli olan

kurumların tasarrufunda gerçekleştirilen usule ilişkin bir konudur. Dolayısıyla

yargılama sırasında bir Mahkemenin iş durumu gözetilerek faaliyetinin

dondurulması nedeniyle dosyanın eşit başka bir mahkemeye devredilmesinin kanuni

hâkim güvencesini ihlal ettiği anlamına gelmez.

43. Başvurucu yine Yargıtayda temyiz incelemesini yapan Dairede, hangi hâkimin

davaya bakacağının bilinmediğini belirterek kanuni hâkim güvencesinin ihlal edildiğini

ileri sürdüğü görülmüştür. 2797 sayılı Kanun ve Yargıtay İç Yönetmeliği’nin

ilgili hükümlerinde, üyelerin hangi Dairede; Dairelerde birden fazla heyet

olması halinde, hangi heyette görev yapacakları ve dosyaların inceleme usulü

önceden ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Dolayısıyla başvurucunun, temyiz

incelemesinde hangi üye hâkimin görev alacağının bilinmemesi nedeniyle kanuni

hâkim güvencesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının yerinde olmadığı

anlaşılmıştır.

44. Açıklanan nedenlerle başvurucunun

ihlal iddialarına yönelik, bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşılmakla

başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Yüksek Mahkemenin Çalışma ve Oluşum Şekline İlişkin İhlal

İddiaları

45. Başvurucu, Yargıtayda temyiz ve karar düzeltme incelemelerini yapan

heyetlerin farklı üyelerden oluştuğunu, Yargıtay kararlarında başkan ve

üyelerin adlarının açıkça yazılmadığını, temyiz duruşmasına çıkan üyelerle

onama kararının altında imzası olan üyelerin farklı kişiler olduğunu bu durumun

mevzuata aykırı olduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

46. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemez olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal

iddialarını kanıtlayamadığı, iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlara ilişkin olduğu, temel haklara yönelik bir müdahalenin

olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya

zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul

edilebilir.

47. Başvurucu; ilk olarak temyiz

ve karar düzeltme incelemelerinin aynı Dairenin farklı üyelerince yapıldığını,

yasaya aykırı yapılan uygulama nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüşse de Yargıtayın her bir dava

dairesinde görev alacak üyelerin sayısının, yalnızca tek bir heyet oluşturmaya

yetecek şekilde sınırlandırılmadığı, üye sayısının yeterli olması hâlinde

birden fazla heyet oluşturulabileceği, dolayısıyla her bir uyuşmazlığın farklı

aşamalarda aynı üyelerden oluşan heyet tarafından incelenme zorunluluğunun

olmadığı, karar düzeltme yolunun amacının, kararı veren mahkemenin kendi

kararını kanunda gösterilen hâllerle sınırlı olarak yeniden incelemesi yöntemi

olduğu dikkate alındığında bu incelemenin temyiz incelemesini yapan aynı

Dairenin farklı üyelerince yapılmasında yasa hükmüne aykırı, dolayısıyla adil

yargılanma hakkını ihlal edecek bir durumun söz konusu olmadığı açıktır.

48. Başvurucu; ayrıca Yargıtay

kararlarında başkan ve üyelerin isimlerinin açıkça yazılmadığını, bu durumun

yasaya aykırı olduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür. Başvuru konusu davada, Yargıtay kararlarında başkan ve

üyelerin isimlerinin kısaltılarak soy isimlerinin açık bir şekilde kararda

gösterildiği, yalnız başına isimlerin kısaltılarak yazılmasının, karara katılan

hâkimlerin kim olduğunun anlaşılmasını engelleyecek bir husus olmadığı gibi bu

durumun hangi açıdan adil yargılanma hakkını zedeleyeceği hususunda soyut iddia

dışında herhangi bir açıklamada bulunulmadığı dolayısıyla başvurucunun bu

iddiasının da yerinde olmadığı anlaşılmıştır.

49. Başvurucu yine temyiz

duruşmasına katılan üyelerle onama kararında imzası olan üyelerin farklı

kişiler olduğunu bu durumun adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüş

ise de resmî belge niteliğinde olan Yargıtay onama ilamının sahteliği sabit

oluncaya kadar geçerli olduğu, onama ilamı içeriğinde temyiz duruşmasına

katılan ve kararda imzası olan hâkimlerin açıkça gösterildiği ve aynı kişiler

olduğu, dolayısıyla soyut bir şekilde ileri sürülen ve kanıtlanamayan bu

iddianın da yerinde olmadığı anlaşılmıştır.

50. Açıklanan gerekçelerle

başvuru konusu dava ile ilgili olarak başvurucunun Yargıtay ilgili Dairesinin

çalışma ve oluşum şekline ilişkin ileri sürdüğü iddiaların bir kısmında ihlalin

olmadığının açık olduğu, bir kısmının da kanıtlanamadığı anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Gerekçeli Karar Hakkının İhlaline İlişkin İddia

51. Başvurucu, Mahkeme ve

Yargıtay kararlarının yeterli gerekçe ihtiva etmediğini, ileri sürdüğü iddia ve

dosyadaki maddi olguları karşılayacak nitelikte olmadığını ileri sürerek

gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

52. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması, kanun yoluna başvurma olanağını etkili kullanabilmek ve

mahkemelere güveni sağlamak açısından hem tarafların hem kamunun menfaatini

ilgilendirmekte olup kararın gerekçesi hakkında bilgi sahibi olunmaması, kanun

yoluna müracaat imkânını da işlevsiz hâle getirecektir. Bu nedenle mahkeme

kararlarının dayanaklarının yeteri kadar açık bir biçimde gösterilmesi

zorunludur (Tahir Gökatalay,

B. No. 2013/1780, 20/3/2014, § 66).

53. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olmakla beraber bu

hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde

yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme

zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte

başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair

iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun

yanı sıra kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı

olmaması da her zaman bu hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır.

Kanun yolu mahkemelerince verilen bu tür kararların, ilk derece mahkemesi

kararlarında yer verilen gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde

yorumlanması uygun olup bu durumda, üst dereceli mahkeme tarafından önceki

mahkeme kararının gerekçesinin benimsendiği kabul edilmelidir (Muhittin Kaya, B. No. 2013/1213,

4/12/2013, § 26).

54. Somut başvuru açısından

Mahkeme tarafından ulaşılan sonuca göre delillerin yeterli gerekçe ile

serbestçe bilirkişi raporları karşılaştırılarak vekâlet ücreti alacağına konu

her bir dosya açısından ayrı ayrı değerlendirildiği anlaşılmıştır (bkz. § 8).

İlk Derece Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygun bulunmak

suretiyle Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 25/9/2012 tarihli ilamıyla onandığı,

Yargıtay onama ilamında dosyadaki iddia ve olgulara ayrıntılı cevap verilmesi

zorunluluğunun bulunmadığı, karar düzeltme ilamında da onama ilamındaki

gerekçeye atıf yapılarak talebin reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Bu

açıdan Mahkeme ve Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğundan söz edilemez.

55. Başvurucunun gerekçeli karar

hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşıldığından başvurunun

bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

5. 1136 sayılı Kanun’un 164. Maddesinin

Anayasaya Aykırı Olduğu ve İptal Edilmesi Gerektiğine İlişkin İddia

56. Başvurucu, 1136 sayılı Kanun’un 164. maddesinin

Anayasa’ya aykırı olduğunu belirterek iptalini talep etmiştir.

57. Anayasa'nın 148. maddesinin

üçüncü ve 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkraları uyarınca

Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Sözleşme ve

buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu

gücü tarafından ihlal edildiğini iddia eden medeni haklara sahip bütün gerçek

ve tüzel kişilere Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı tanınmıştır.

58. 6216 sayılı Kanun'un 45.

maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Yasama işlemleri ile

düzenleyici idari işlemler aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapılamayacağı

gibi Anayasa Mahkemesi kararları ile Anayasanın yargı denetimi dışında

bıraktığı işlemler de bireysel başvurunun konusu olamaz.”

59. 6216 sayılı Kanun'un 45.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında, yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemlerin

doğrudan bireysel başvuru konusu yapılamayacağı açıkça düzenlenmektedir.

60. Bir yasama işlemi olarak

kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesinin ürünüdür. Kanun, parlâmento

kararı dışında kalan ve Anayasa’nın yetki verdiği Türkiye Büyük Millet Meclisi

tarafından, Anayasa’da öngörülen kanun yapma usullerine uyularak yapılan

işlemdir (Tuğba Arslan, B. No.

2014/256, 25/6/2014, § 85).

61. Bireysel başvuru yolu,

bireylerin maruz kaldığı temel hak ihlallerinin tespitini yapan ve tespit edilen

ihlalin ortadan kaldırılması için etkin araçları içeren anayasal bir

güvencedir. Bu güvence kapsamında, kişilere doğrudan yasama işleminin iptalini

isteme yetkisi tanınmamıştır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru

yolu, kamusal bir düzenlemenin soyut biçimde Anayasa'ya aykırılığının ileri

sürülmesini sağlayan bir yol olarak kabul edilemez (Gökhan Ünal, B. No. 2012/30, 5/3/2013, §§ 16,17).

62. Bir yasama işleminin, temel

hak ve özgürlüğün ihlaline neden olması durumunda, doğrudan yasama işlemi

aleyhine değil, ancak yasama işleminin uygulanması mahiyetindeki işlem, eylem

ve ihmallere karşı bireysel başvuru yapılabilir (Süleyman Erte, B. No. 2013/469, 16/4/2013, § 17; Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,

§ 37).

63. Somut olayda başvurucu, 1136 sayılı Kanun’un 164. maddesinin

Anayasa’ya aykırı olduğunu belirterek iptalini talep etmiştir. Bireysel başvuru

yoluyla doğrudan yasama işlemine değil ancak yasama işleminin uygulanması

mahiyetindeki işlem, eylem ve ihmallere karşı başvuru yapılabilecektir. Diğer

bir deyişle bir yasama işleminin doğrudan ve soyut olarak Anayasa’ya aykırı

olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvuru yapılamaz (Mustafa Destici ve

diğerleri, B. No: 2014/8842, 6/1/2015, § 26).

64. Açıklanan nedenlerle bir yasama

işlemi aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından, başvurunun

bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. 1. Yargılamanın sonucu

itibarıyla adil olmadığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Kanuni hâkim güvencesinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Yüksek Mahkemenin çalışma ve

oluşum şekline ilişkin ihlal iddialarının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Gerekçeli karar hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. 1136 sayılı Kanun’un 164.

maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiğine ilişkin

iddianın konu bakımından yetkisizlik

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin

başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

23/3/2016

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Yakup MACİT Başvurucu : Tuncer ARIKLI Vekili : Av. İbrahim SALİHOĞLU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/2858, 23 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. A. 1. Yargılamanın sonucu
  16. B. Yargılama giderlerinin
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/2858
Tarih
23 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Benhür Çavdarlı Başvurusu (B. No: 2014/183)
  • Ö. Ç. Başvurusu (B. No: 2013/9705)
  • Emine Özdemir Başvurusu (B. No: 2013/5465)
  • Ali Sarıpınar Başvurusu (B. No: 2013/6186)
  • Hanifi Dil ve Zeki Dil Başvurusu (B. No: 2013/5191)
  • Mesut Çeki Başvurusu (B. No: 2013/6944)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.