İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Tahir Kızmaz Başvurusu (B. No: 2021/3229)

1. Başvuru; uzun süre ve usulsüz olarak iletişimin

Başvuru No2021/3229Tarih4 Şubat 2025Okuma17 dk · 3.362 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Tahir Kızmaz Başvurusu

Karar tarihi
4 Şubat 2025
Başvuru Numarası
2021/3229
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.362 kelime·17 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; uzun süre ve usulsüz olarak iletişimin

tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması şeklinde tedbir uygulandığı ileri

sürülerek açılan tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle özel hayata saygı

hakkı ve haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 12/1/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu hakkında, 2011 yılında İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

yürütülen soruşturma kapsamında 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu'nun 135. maddesinden hareketle iletişimin tespiti, dinlenmesi

ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme tedbiri uygulanmıştır. Anılan

soruşturma sonucunda Başsavcılık tarafından 2/11/2015 tarihinde başvurucu

hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kovuşturmaya yer olmadığına

karar verilmiştir.

6. Başsavcılığın 2/11/2015 tarihli mezkûr kararında

başvurucu hakkında anılan soruşturma kapsamında iletişimin tespiti, dinlenmesi

ve kayda alınması ile teknik takip tedbirlerinin uygulandığı ve bu tedbirlere

22/5/2013 tarihinde son verildiği belirtilmiştir.

7. Başvurucu, Başsavcılığın kovuşturmaya yer olmadığına

ilişkin kararından sonra 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında 20.000 TL

manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi talebiyle dava açmıştır. Dava

dilekçesinde başvurucu, yaklaşık iki buçuk yıl boyunca haksız şekilde

iletişiminin dinlendiğini belirtmiştir. Soruşturma sonucunda hakkında

kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini vurgulayan başvurucu uzun süre

uygulanan tedbir nedeniyle özel hayata saygı hakkı ile haberleşme hürriyetinin

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

8. Bakırköy 15. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 27/4/2016

tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde tazminata ilişkin hususların sınırlı bir şekilde

sayıldığı, iletişimin tespiti nedeni ile tazminata hükmedilebileceğine dair

yasal bir hükmün bulunmadığı bu nedenle tazminat koşullarının oluşmadığı belirtilmiştir.

9. Başvurucu, bu karara karşı temyiz başvurusunda

bulunmuştur. Temyiz dilekçesinde 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin Mahkemece

yanlış yorumlandığını, hakkaniyete uygun karar verilmediğini belirtmiştir.

Bununla birlikte hakkında uygulanmış olan tedbirlerin hukuka aykırı olduğunu

vurgulayan başvurucu manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerektiğini

ifade etmiştir.

10. Yargıtay 12. Ceza Dairesi (Daire) 23/11/2020

tarihinde Mahkemece davanın reddine karar verilmesinde usule ve kanuna aykırılık

bulunmadığı gerekçesiyle başvurucunun temyiz itirazlarının reddine ve kararın

onanmasına karar vermiştir. Bununla birlikte anılan kararda Yargıtay,

başvurucuya isnat edilen eylem ile uygulanılan tedbir arasındaki orantı ve

ölçülülük nazara alındığında başvurucunun tazminat isteme koşullarının

oluşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi gerektiğini

vurgulamıştır. Ayrıca iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması

tedbirinin 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde sayılan tazminat sebeplerinden

olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesinin sonucu itibarıyla

doğru olduğunu belirtmiştir.

11. Başvurucu, nihai hükmü 4/1/2021 tarihinde öğrendikten

sonra 12/1/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

12. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

13. 5271 sayılı Kanun’un "İletişimin tespiti,

dinlenmesi ve kayda alınması" kenar başlıklı 135. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"(1) (Değişik: 21/2/2014–6526/12

md.) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine

ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka

suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya

gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli

veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi (…) dinlenebilir, kayda

alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını

derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde

verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde

tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.

...

(4) Birinci fıkra hükmüne göre verilen

kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği,

iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite

imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en

çok iki ay için verilebilir; bu süre, bir ay daha uzatılabilir. (Ek cümle:

25/5/2005 – 5353/17 md.) Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla

ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim yukarıdaki sürelere ek olarak

her defasında bir aydan fazla olmamak ve toplam üç ayı geçmemek üzere uzatılmasına

karar verebilir.

...

(6) (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Şüpheli

ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında

hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma

aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Kararda, yüklenen suçun türü,

hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon

numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu ve tedbirin süresi

belirtilir. ...

(7) Bu madde hükümlerine göre alınan

karar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizli tutulur.

..."

14. 5271 sayılı Kanun’un "İletişimin tespiti,

dinlenmesi ve kayda alınması" kenar başlıklı 135. maddesinin başvuruya

konu olayın gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan ilgili kısmı ise şöyledir:

"1) (Değişik birinci cümle:

25/5/2005 – 5353/17 md.) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve

kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve

başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli

veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir,

dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir.

Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en

geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine

karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.

...

(3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen

kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği,

iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite

imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en

çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. (Ek cümle:

25/5/2005 – 5353/17 md.) Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla

ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim bir aydan fazla olmamak üzere

sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir. "

15. 5271 sayılı Kanun’un "Tazminat istemi"

kenar başlıklı 141. Maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

"Birinci fıkrada yazan hâller

dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız

fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet

savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat

davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir."

16. 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'a 18/6/2014 tarihli ve 6545

sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair

Kanun'un 86. maddesiyle eklenen geçici 8. madde şöyledir:

"(1) Bu

Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce suç soruşturması ve kovuşturması

sırasında yapılan her türlü işlem veya alınan karar nedeniyle hâkimler ve

Cumhuriyet savcıları hakkında hukuk mahkemelerinde açılan ve hâlen derdest olan

tazminat davasına ilişkin dosyalar mahkemesince, Yargıtay incelemesinde bulunan

dosyalar ise esası incelenmeksizin ilgili dairece yetkili ağır ceza mahkemesine

gönderilir. Bu davalar ağır ceza mahkemelerince, Ceza Muhakemesi Kanununun 141

inci ve devamı maddeleri uyarınca Devlet aleyhine yürütülmek suretiyle karara

bağlanır."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

17. Anayasa Mahkemesinin 4/2/2025 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım

Talebi Yönünden

18. Başvurucu; hükümlü olması nedeniyle başvuru harç ve

giderlerini ödeyecek durumda olmadığını, ayrıca hiçbir mal varlığı değerinin

bulunmadığını belirterek adli yardımdan faydalandırılma talebinde bulunmuştur.

19. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No:

2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini

önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden

yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli

yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Özel Hayata

ve Aile Hayatına Saygı Hakkının ve Haberleşme Hürriyetinin İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

20. Başvurucu; yaklaşık iki buçuk yıl boyunca

iletişiminin dinlenmesinin haksız olduğunu, bahse konu soruşturma sonucunda

hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiş olmasına rağmen

tazminat talebiyle açtığı davanın yargısal makamlarca reddedildiğini

belirtmiştir. Bununla birlikte başvurucu iletişimin dinlenmesi tedbirinin son

çare olmasına ve ilgili mevzuatta en çok iki ay için verilebileceğine ve bir ay

daha uzatılabileceğine yönelik hüküm olmasına rağmen Başsavcılığın dinleme

yetkisini gerekli olmadığı hâlde ölçüsüz bir şekilde hukuka aykırı olarak

kullandığını ifade ederek adil yargılanma hakkının, özel hayata saygı hakkının

ve haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

21. Bakanlık görüşünde Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri

ile konuya ilişkin ulusal ve uluslararası içtihatlar hatırlatıldıktan sonra

somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği

vurgulanmıştır.

22. Başvurucu bu görüşe karşı beyanında önceki

beyanlarını tekrar etmekle birlikte 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin yargı

yerlerince etkili bir şekilde uygulanmadığını vurgulamıştır.

2. Değerlendirme

23. Anayasa’nın "Özel hayatın gizliliği"

başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ...saygı gösterilmesini

isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine dokunulamaz.”

24. Anayasa’nın "Haberleşme hürriyeti" kenar

başlıklı 22. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, haberleşme hürriyetine

sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır."

25. Bakılmakta olan başvuruda başvurucunun yargı

makamlarınca gerçekleştirilen işlemlerden ve ihmallerden kaynaklanan, özel

hayatın gizliliği ile haberleşmenin gizliliğinin ihlal edilmesi suretiyle

oluşan zararlarının tazmin edilmesi talebiyle açtığı dava ilk olarak Mahkemece

iletişimin tespiti nedeni ile tazminata hükmedilebileceğine dair 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde hüküm bulunmadığı gerekçesiyle işin esasına yönelik

herhangi bir gerekçe ortaya konulmaksızın reddedilmiştir (bkz. § 8). Öte yandan

temyiz incelemesinde Daire, başvurucuya isnat edilen eylem ile uygulanılan

tedbir arasındaki orantı ve ölçülülük nazara alındığında başvurucunun tazminat

isteme koşullarının oluşmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi

gerektiğini vurgulayarak, bu gerekçeyle temyiz başvurusunun reddine ve Mahkeme

kararının onanmasına karar vermiştir (bkz. § 10). Bu bağlamda yargısal süreçte

işin esasına yönelik bir inceleme yapılmış olduğu göz önüne alındığında

başvurucunun iddiaları özel hayata saygı hakkı ile haberleşme hürriyeti

yönünden incelenmiştir.

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

26. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan, özel hayata saygı hakkının ve haberleşme hürriyetinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Hakkın

Kapsamı ve Müdahalenin Varlığı

27. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan

geniş bir kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel

bağımsızlıktır. Özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde bireyin

kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi kavramı temel alınmaktadır.

Anılan hak, herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak kendine özel bir

ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birlikte kişiliğin

serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuki menfaati de içermektedir (Serap

Tortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, §§ 31-36; Bülent Polat, B. No:

2013/7666,10/12/2015, §§ 61-63; Tevfik Türkmen [GK], B. No: 2013/9704,

3/3/2016, §§ 50-52; Ata Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, §§

30-32).

28. Öte yandan Anayasa’nın 22. maddesinde, herkesin haberleşme

hürriyetine sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu hüküm altına

alınmıştır. Haberleşme bağlamında bireylerin karşılıklı ve/veya toplu olarak

sözlü, yazılı ve görsel iletişimlerine konu olan ifadelerinin gizliliğinin

sağlanması gerekir. Posta, e-posta, telefon, faks ve internet aracılığıyla

yapılan haberleşme faaliyetlerinin haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin

gizliliği kapsamında değerlendirilmesi gerekir (Mehmet Koray Eryaşa, B.

No: 2013/6693, 16/4/2015, § 49).

29. Somut olayda yürütülen soruşturma nedeniyle 5271

sayılı Kanun'un 135. maddesi kapsamında başvurucunun iletişiminin tespiti,

dinlenmesi ve kayda alınması şeklinde uygulanan sınırlandırmanın, özel hayata

saygı hakkına ve haberleşme hürriyetine müdahale oluşturduğu kanaatine

ulaşılmıştır.

ii. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

30. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

31. Yukarıda belirlenen müdahale, Anayasa’nın 13.

maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 20. ve 22.

maddelerini ihlal edecektir. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, meşru

amaç taşıma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı

olmama kriterlerine uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir (Halil Berk,

B. No: 2017/8758, 21/3/2018, § 49; Süveyda Yarkın, B. No: 2017/39967,

11/12/2019, § 32; Şennur Acar, B. No: 2017/9370, 27/2/2020, § 34; R.G.

[GK], B. No: 2017/31619, 23/7/2020, § 82).

(1) Kanunilik

32. Somut olaya konu olan müdahalenin 5271 sayılı

Kanun'un 135. maddesine dayanılarak gerçekleştirildiği görülmüştür. Dolayısıyla

müdahalenin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

(2) Meşru Amaç

33. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel hayata saygı hakkı

için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir

şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan

bazı sınırları bulunmakta, Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara

dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Buna göre

Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen

ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil

edebileceği kabul edilmektedir (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 8/12/2015;

E.2016/37, K.2016/135, 14/7/2016, § 9; E.2013/130, K.2014/18, 29/1/2014; Sevim

Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/201, § 33; Ahmet Çilgin, § 39).

34. Diğer taraftan haberleşme hürriyetine yapılan bir

müdahalenin meşru kabul edilebilmesi için bu müdahalenin Anayasa’nın 22.

maddesinin ikinci fıkrasında sayılmış olan millî güvenlik, kamu düzeni, suç

işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya

başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına

dayanması gerekir (Ahmet Temiz B. No: 2013/1822, 20/5/2015, § 47).

35. Somut olayda başvurucunun özel hayata saygı hakkına

ve haberleşme hürriyetine yönelik müdahalenin kamu düzeninin ve güvenliğinin

sağlanması kapsamında yapıldığı, bu bağlamda başvurucunun yürütülen soruşturma

nedeniyle yaklaşık iki buçuk yıl iletişiminin tespiti, dinlenmesi ve kayda

alınması şeklindeki uygulamanın meşru amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

(3) Demokratik

Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük

(a) Genel

İlkeler

36. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için

zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir. Açıktır

ki bu başlık altındaki değerlendirme, sınırlamanın amacı ile bu amacı

gerçekleştirmek üzere başvurulan araç arasındaki ilişki üzerinde temellenen

ölçülülük ilkesinden bağımsız yapılamaz. Çünkü Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik

toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük ilkesine aykırı

olmama biçiminde iki ayrı kritere yer verilmiş olmakla birlikte bu iki

kriter bir bütünün parçaları olup aralarında sıkı bir ilişki vardır (Ferhat

Üstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 45).

37. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal

ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli

olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak

kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veya

ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahalenin

zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (Ferhat Üstündağ,

§ 46).

38. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen

amaç ile başvurulan sınırlama tedbiri arasında dengesizlik bulunmamasına işaret

etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamunun

menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer

bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret

etmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinin

diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaran

açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde orantılılık ilkesi

yönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir (Ferhat Üstündağ, § 48).

39. Buna göre özel hayata saygı hakkına ve haberleşme

hürriyetine yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa

ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak

değerlendirilemez. Bununla birlikte özel hayata saygı hakkına ve haberleşme

hürriyetine yönelik müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülülük

ilkelerine uygun olduğu konusunda idari ve yargısal makamlar tarafından

oluşturulan gerekçelerin ilgili ve yeterli olması gerekir. Yine

müdahalenin yargısal denetiminin usule ilişkin gereklilikler yerine getirilerek

etkili bir şekilde ve makul bir süre içinde tamamlanması önemlidir.

(b) İlkelerin Olaya Uygulanması

40. Daha önce Anayasa Mahkemesi H.Ö. (B. No:

2017/34332, 12/12/2018) kararında, koruma tedbirleri tazminat davaları ile 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3) numaralı fıkrası yönünden birtakım

değerlendirmelerde bulunmuştur. Söz konusu düzenlemeler ile pratikteki

uygulamaların bu tür şikâyetler açısından etkili bir hukuk yolu olarak

değerlendirilebilmesi için gerekli olan yargısal yaklaşıma ilişkin yapılan

açıklamalarda Anayasa Mahkemesi 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi"

kenar başlıklı 141. maddesinin (3) numaralı fıkrasında suç soruşturması veya

kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri

de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdiği kararlar veya

yaptığı işlemler nedeniyle devlet aleyhine tazminat davası açılabileceğinin

öngörüldüğünü, anılan hüküm kapsamında Cumhuriyet savcılarının yapmış oldukları

işlemler nedeniyle zarar gördüğünü düşünen mağdurlar yönünden bir başvuru

mekanizmasının oluşturulduğunu tespit etmiştir (H.Ö., § 41; ayrıca bkz. M.Y.,

B. No: 2014/7149, 22/11/2017, § 50; Hasan Ali Kızılırmak, B. No:

2018/24038, 10/5/2022, § 41).

41. Somut olayda başvurucu hakkında, silahlı terör

örgütüne üye olma suçundan yürütülen soruşturma nedeniyle uygulanmış olan

iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbiri söz konusudur. Bahse

konu soruşturma sonucunda başvurucu hakkında kovuşturma yapılmasına yer

olmadığına karar verilmiştir. Başsavcılığın 2/11/2015 tarihli bahse konu

kararında belirtildiği üzere başvurucuya yönelik tedbir 22/5/2013 tarihinde

sona erdirilmiştir. Bu doğrultuda her ne kadar bahse konu soruşturmanın 2011

yılının hangi ayında ve gününde başladığına yönelik bir bilgi başvurucu

tarafından sunulmamış ve Başsavcılık kararında da bu yönde bir bilgi ortaya

konulmamış ise de başvurucu hakkındaki tedbirin uzun süre devam ettiği

anlaşılmaktadır.

42. Başvurucunun soruşturma sonucunda kovuşturma

yapılmasına yer olmadığına karar verilmesinden de hareketle haksız yere

hakkında anılan tedbirin uygulandığından bahisle açtığı tazminat davasında

Mahkeme işin esasına yönelik bir inceleme yapmamıştır. Bununla birlikte

Dairenin 23/11/2020 tarihli kararında işin esasına yönelik bir inceleme

yapmadığı söylenemez. Nitekim Daire anılan kararında başvurucuya isnat edilen

eylem çerçevesinde uygulanılan tedbiri orantılı ve ölçülü olarak

değerlendirdiğini belirtmiştir (bkz. § 10). Bunun dışında herhangi bir tespit

yapılmaksızın başvurucunun tazminat isteme koşullarının oluşmadığı gerekçesi

ile davanın reddine karar verilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu nedenle Daire

tarafından davanın esasına ilişkin bir inceleme yapılmış olduğu

anlaşılmaktadır. Bu noktada önemli olan husus, başvurucunun tazminat talebinin

reddedilmesi ile ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına ve haberleşme

hürriyetine yönelik müdahalenin yargısal makamlar tarafından ilgili ve yeterli

gerekçelerle ortaya konulup konulmadığıdır. Bu bağlamda yargısal makamların

şikayet edilen tedbirin hukuka uygun olup olmadığını ilgili mevzuat ve anayasal

güvenceleri gözeterek tespit etmesi, vardığı sonucu ilgili ve yeterli

gerekçeyle ortaya koymasıyla beraber hukuka aykırılık durumunda varsa bir

mağduriyet yeterli giderimi sağlaması gerekir.

43. Somut başvuruda özel hayata saygı hakkı ile

haberleşme hürriyetine müdahalenin dayanağı olan mevzuatta anılan tedbirin en

çok üç ay verileceğine ilişkin bir düzenleme bulunmakla birlikte olay tarihinde

yürürlükte olan diğer hükümde örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla

ilgili olarak gerekli görülmesi hâlinde, hâkimin bir aydan fazla olmamak üzere

sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebileceği belirtilmiştir (bkz.

§ 14). Bu kapsamda uygulanan tedbirin "gerekli görülmesi hâli"nin

örgüt faaliyeti ile bağlantılı olarak iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda

alınmasını haklı kılacak emarelerin varlığı ile mümkün olabileceğini belirtmek

gerekir. Nitekim yürütülen soruşturmada suçun sübutunu ortaya koyabilecek yeni

olguların bulunması ya da yeni bir delil elde edebilme ihtimali gibi durumlarda

tedbirin uzatılmasının neden gerekli görüldüğü ortaya konulmuş olacaktır.

44. Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan başvurucu

hakkında başlatılan soruşturma kapsamında uygulanan tedbirin de yürürlükte olan

mevzuat kapsamında müteaddit defalar uzatıldığı anlaşılmaktadır. Bununla

birlikte bahse konu tedbir bağlamında ilgili hükümde yer alan gerekliliğin ne

olduğuna ilişkin ise Daire kararında bir belirlemenin veya açıklamanın yer

almadığı görülmektedir.

45. Netice itibarıyla yargısal makamlar tarafından

verilen kararlarda başvurucunun iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda

alınması şeklindeki tedbirin hukuka uygunve ölçülü olup olmadığına ve bu

durumunun giderim bağlamında neden tazminat gerektirmediğine ilişkin anayasal

güvenceleri de içeren yeterli bir açıklama yapıldığı söylenemez. Bu nedenle

özel hayata saygı hakkı ile haberleşme hürriyetine yönelik müdahalenin zorunlu

bir ihtiyaca karşılık geldiğinin ve orantılı olduğunun ilgili ve yeterli gerekçelerle

ortaya konulmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle başvurucunun iletişimin haksız

şekilde uzun süre dinlendiği iddiası temelinde açtığı tazminat davasının

yargısal makamlar tarafından reddedilmesiyle ortaya çıkan özel hayata saygı

hakkına ve haberleşme hürriyetine yönelik müdahalenin demokratik bir

toplumda gerekli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

46. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 20.

ve 22. maddelerinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkı ile

haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

VI. GİDERİM

47. Başvurucu; ihlalin tespitine ve maddi ve manevi

tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

48. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince

yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa

Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında

belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (30/3/2011 tarihli ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un

50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü

yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için

bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri

Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

49. Diğer yandan ihlalin niteliğine göre yeniden

yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun

tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VII. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Özel hayata saygı hakkının ve haberleşme hürriyetinin

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel

hayata saygı hakkının ve Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına alınan

haberleşme hürriyetinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin özel hayata saygı hakkı ve

haberleşme hürriyetinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmak üzere Bakırköy 15. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2016/93,

K.2016/171) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

F. 30.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama

giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine

ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin bilgi için Yargıtay 12. Ceza

Dairesine (E.2019/1995, K.2020/6262) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

4/2/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Basri BAĞCI Üyeler : Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Metin KIRATLI Raportör : Kemal ÖZEREN Başvurucu : Tahir KIZMAZ Vekili : Av. Murat SADAK

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2021/3229, 4 Şubat 2025 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Adli Yardım
  13. B. Özel Hayata
  14. VI. Giderim
  15. B. Özel hayata saygı hakkının ve haberleşme hürriyetinin
  16. C. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel
  17. F. 30.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama
  18. G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2021/3229
Tarih
4 Şubat 2025

İlgili Kararlar

  • Barış Çelik Başvurusu (B. No: 2019/24929)
  • Asena Günal Başvurusu (B. No: 2020/18851)
  • Özge Kahraman Başvurusu (B. No: 2020/35291)
  • Halil Mecitoğlu Başvurusu (B. No: 2021/34314)
  • Birol Ateş Başvurusu (B. No: 2020/15945)
  • Hakan Özyurt Başvurusu (B. No: 2021/35224)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.