İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Temur Eskibağ ve Mehmet Rıza Eskibağ Başvurusu (B. No: 2014/5098)

1. Başvuru, ameliyatın teşhisten beş ay sonra yapılması

Başvuru No2014/5098Tarih20 Aralık 2017Okuma38 dk · 7.518 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Temur Eskibağ Ve Mehmet Rıza Eskibağ Başvurusu

Karar tarihi
20 Aralık 2017
Başvuru Numarası
2014/5098
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.518 kelime·38 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ameliyatın teşhisten beş ay sonra yapılması

sebebiyle yaşam hakkının; ölümcül hastalığa rağmen infazın ertelenmemesi,

infazın ertelenmesi için yapılan başvurunun ölümden önce sonuçlandırılmaması ve

etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle kötü muamele yasağının;

infazın ertelenmesinde hükümlüler arasında ayrım yapılarak bazı hükümlülerin

taleplerinin daha çabuk sonuçlandırılması nedeniyle kötü muamele yasağıyla

bağlantılı olarak eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/4/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda

bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen belgeler ile

Bakanlığın görüş yazısının ekindeki belgelere göre olaylar özetle şöyledir:

9. Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak suçundan mahkûm

olduğu müebbet hapis cezasını Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz

Kurumunda infaz etmekte olan başvurucuların kardeşi İ.E., tedavi amacı ile

17/1/2012 tarihinde misafir hükümlü olarak Sincan 2 No.lu F Tipi Yüksek

Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumuna (İnfaz Kurumu) kabul edilmiş ve karın ağrısı

şikâyetiyle 17/1/2012 ile 13/2/2012 tarihleri arasında Ankara Numune Eğitim ve

Araştırma Hastanesinde (Hastane) yatarak tedavi görmüştür. Hastanede birtakım

tetkikler yapılmış ve biyopsi sonucu ile birlikte üç hafta sonra muayene

edilmek üzere İ.E. taburcu edilmiştir.

10. İ.E. 20/2/2012 ve 14/3/2012 tarihlerinde İnfaz Kurumu

revirinde, 6/3/2012 ve 12/3/2012 tarihlerinde ise Hastanenin Gastroentroloji

Polikliniğinde muayene edilmiştir.

11. İ.E., ateş ve karın ağrısı şikâyeti nedeniyle 20/3/2012 ile

13/4/2012 tarihleri arasında Hastanede yatarak tedavi görmüştür. Hastane

tarafından düzenlenen epikriz raporunda, akut

kolanjit (bir çeşit safra yolları hastalığı) tanısıyla İ.E.ye

birtakım tıbbi uygulamalar yapıldığı belirtilmiştir.

12. İ.E. 25/4/2012 tarihinde İnfaz Kurumu revirinde, 18/5/2012

tarihinde ise Hastanenin Gastroentroloji Polikliniğinde muayene edilmiştir.

13. İ.E. 24/5/2012 tarihinde tekrar Hastaneye kaldırılmış,

11/6/2012 tarihinde ameliyat edilmiş, 26/6/2012 tarihinde ise taburcu edilmiştir.

Hastane tarafından düzenlenen 17/6/2012 tarihli sağlık kurulu raporunda İ.E.nin

hastalığı, opere edilmiş pankreas kanseri olarak belirtilmiştir.

14. İ.E. 11/6/2012 tarihinde ameliyat olduğunu, kemoterapi

almaya başladığını ve öylesi bir kanser için İnfaz Kurumunun koşullarının çok

ağır olduğunu belirterek tedavi görmek amacıyla Anayasa'da cumhurbaşkanına

tanınan özel af yetkisinden yararlanmak için 19/7/2012 tarihinde

Cumhurbaşkanlığına dilekçe yazmıştır.

15. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün

17/10/2012 tarihli sevk emri ile hastalık nedeniyle İ.E. İnfaz Kurumuna

nakledilmiştir.

16. Ameliyat sonrasında kemoterapi için Hastanenin Onkoloji

Servisine birçok kez giden İ.E. 28/11/2012 ile 10/1/2013 tarihleri arasında

Hastanede yatarak tedavi görmüştür. Bu süre içinde kendisinin haftalık kan

takipleri yapılmış ve -kabul etmemesi nedeniyle 28/12/2012 ve 8/1/2013

tarihleri hariç- İ.E.ye kemoterapi uygulanmıştır.

17. İ.E. hastalığının teşhis ve tedavi sürecinden, tedavinin

zorluğundan ve kanserin tekrar metastaz (sıçrama) riskinden bahsederek 2/1/2013

tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından infazın ertelenmesini talep

etmiştir.

18. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 9/1/2013 tarihinde Kuruma

müzekkere yazarak İ.E.nin tam teşekküllü bir hastaneye sevk edilmesini ve Ceza

İnfaz Kurumunda cezanın infazının hükümlü yönünden hayati tehlike arz edip

etmediği, hayati tehlike mevcut ise infazın ne kadar süreyle ertelenmesi

gerektiği, hastalığın Anayasa'nın 104. maddesinde yazılı sürekli hastalık, sakatlık

ve kocama hâli niteliğinde olup olmadığı hususlarında rapor aldırılmasını

istemiştir.

19. Hastane tarafından düzenlenen 11/1/2013 tarihli sağlık

kurulu raporunda "Opere pankreas ca lı

hasta,hâlen radyoterapi alıyor. 11/6/2012 tarihinde cerrahi sınırları tümör

negatif olarak şekilde opere edilmiş. Kemoterapi almış. Radyoterapi alıyor

(Hâlen nüks hastalık mevcut değil). Hastanın tedavisi tamamlandıktan sonra ceza

infaz kurumu koşullarında cezası infaz edilebilir, cezasının tehiri mevcut hâli

ile gerekmez, ceza infaz kurumunda infazı hâlinde hayati tehlikesi artmaz,

sürekli hastalık, sakatlık, kocama hâli arz etmemektedir.”

ifadelerine yer verilmiştir.

20. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 16/1/2013 tarihinde (bkz. §

18) belirtilen hususlarda Adli Tıp Kurumundan (ATK) rapor talep etmiştir.

21. İ.E., ATK 3. Adli Tıp İhtisas Kurulunca (Kurul)23/1/2013

tarihinde muayene edilmiştir.

22. Hastane tarafından düzenlenen 22/2/2013 tarihli toraks

(göğüs) ve tüm abdomen (karın) BT (bilgisayarlı tomografi) raporunda; sol

akciğerdeki çekintilerden, karaciğerin boyutundaki artış ile karaciğerde mevcut

lezyonlardan ve metastaz şüphesinden söz edilmiştir.

23. Kurul 25/2/2013 tarihli yazıyla Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığından İ.E.nin hastalığının evrelendirilmesine ilişkin rapor

aldırılmasını, tanıya ilişkin patolojik rapor ile İ.E.nin son durumunu gösterir

tıbbi evrakların ve yeni çekilecek tüm vücut filmlerinin temin edilerek

gönderilmesini talep etmiştir.

24. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Kurulca istenen belgelerin

temin edilmesi için 13/3/2013 tarihinde İnfaz Kurumuna müzekkere yazmıştır.

25. 2013 yılı Ocak ayından sonra dört kez Hastanenin Onkokoji

Servisine ve pek çok kez de İnfaz Kurumu revirine giden İ.E., 27/3/2013 ile

12/4/2013 tarihleri arasında Hastanede yatarak tedavi görmüştür. Epikriz

raporunda İ.E.nin sırt ağrısı, bel ağrısı, karın ağrısı ve kilo kaybı nedeniyle

şikâyetçi olduğu belirtilmiş; hastalığın seyriyle ilgili bilgilere yer verilmiş

ve hastalığın progresyon (ilerleme) gösterdiğine dair bulguların varlığından

söz edilmiştir.

26. Kurulca istenen rapor ve tetkik sonuçları Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığına 2/4/2013 tarihinde, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca da

5/4/2013 tarihinde Kurula gönderilmiştir.

27. İ.E. 13/4/2013 ile 16/4/2013 tarihleri arasında Hastanede

yatarak tedavi görmüştür. Epikriz raporunda, karın ağrısı şikâyeti olan İ.E.nin

metastikpankreas tanısı ile izlendiği, mevcut hâliyle acil cerrahi girişim

düşünülmediği ifade edilmiştir.

28. İ.E. 16/4/2013 ile 26/4/2013 tarihleri arasında Dr. Nafiz

Körez Sincan Devlet Hastanesinde (Sincan F Tipi Ceza İnfaz Kurumu Devlet

Hastanesi) yatarak tedavi görmüştür. İ.E.ye ilişkin epikriz raporunda şu

hususlar kayıt altına alınmıştır:

"Palyatif (belirti azaltıcı) tedavi için

yatırıldığı, Dr. M. Y. A. tarafından yapılan muayenede;hastanın 1.5 yıl önce

pankreas karsinomu nedeniyleWhiple ameliyatı geçirmiş olduğu, peşisıra hastaya

6 kür kemoterpi (en son Ocak2013) ve radyoterapi verilmiş en son ocak 2013)

Hastanın bu işlemlerden sonra sarılığı artınca yapılan tetkiklerinde nüx kitle

izlenilmiş, hastaya önce extrernal safra drenajı yapılmış,yaklaşık 4 gün önce

de bu dreni çekilerek safra yoluna stent takılmış, hastanın iştahsızlık,

halsizlik karında şişlik ve bir şey yiyememe şikayetleri çok belirgin olunca iç

hastalıkları adına yatışı verildiği,

Hastadan batın USG ve tahlilleri istendiği, iv

sıvı desteği ve lavman verildiği, HGb:10.3,HTC:36.8, WBC:1”6*10,

sed:23,CRP:9.7,GGT:272, ALT:67, ASDT:110, BUN:19, direkt Bil:2.46,ind Bil:2.1,

Dahiliye Uzmanı Dr. .M. Y. A. tarafından

yapılan takibinde;

17/4/2013: Genel durumu orta, şuur açık.

batında grade1-2 asitiolduğu,lavmanlarla dışkılaması olduğu, sağ taraftaki

yarasına pansuman yapıldığı, yapılan batın USG'de stent koledokta izlenirken,

batında yaygın asite rastlanıldığı, oral alımı çok iyi değil, mamaları da

aldıktan bir dönem sonra çıkartıyor olduğu,tedavisine devam edildiği,

18/4/2013:Genel durumu orta, şuuru açık,

iştahsızlığı devam ediyor, bu yüzden hastaya parenteral solüsyonlar

orderedildiği, karnındakı distansiyon iyice belirginleştiği için parasentez

planlandığı,

19/4/2013:Genel durumu iyi-orta, şuuru açık,

dün yapılan parasentezle 1,5 lt mayi alınmış olduğu, bugün tekrar parasentez

planlandığı, IV clinomelden sonra hasta knedini daha iyi hisettiğini ifade ettiği,

22/4/2013:Genel durumu iyi-orta şuuru açık, azalmakla beraber

kusmalarınındevam ettiği, bacaklarında +3 gode bırakan ödem ve scrotal ödemi

olduğu, bu yüzden hastaya diüretik infüzyonu planlanıldığı,

24/4/2013:Genel durumu orta, şuuru açık, bacaklardaki ve scrotumdaki

ödemi azalmış, hastanım oral alımında çok fazla değişim yok; alamıyor, sağ PTK

çekilen yerde safralı geleni halen devam ediyor tesbit edildiği,

25/4/2013 :Genel durumu orta, şuuru açık,hastanın oral alımı iyice

azalmış, içtiği suları bile çıkarır hale gelmiş, FM'de dil kuru batında grade-3

asiti var; bu yüzden hastaya parasentez planlanıldığı, sağ PTK çekilen yerde

safralı geleni azalmamakla beraber devam ediyor.

26/4/2013: Genel durumu orta, şuuru açık olduğu, dün

yapılanparasentezde3 lt hemorajik vasıfta asiti geldiği,oral alımı hiç yok,

sağa PTK çekilen yerde safralı geleni halen varve yaklaşık 10 gündür azalma

yok, hastanın koledoğa takılan stentinte obstruksiyon? şüphesi olduğu için,

oral alımı hiç olmadığı için ve genel durumunda da zaman zaman letarji hali

olduğu için,Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi onkoloji polikliniğine

kontrol olması ve yatarak tetkik ve tedavisi önerisi ile taburcu edildi...”

29. İ.E.nin 18/4/2013 tarihli infazın ertelenmesi talebi Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığınca usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle

reddedilmiş ve bu husus 26/4/2013 tarihli yazı ile İ.E.ye bildirilmiştir.

30. İ.E. 26/4/2013 ile 29/4/2013 tarihleri arasında Hastanede

yatarak tedavi görmüştür.

31. 2/5/2013 tarihinde Sincan F Tipi Ceza İnfaz Kurumu Devlet

Hastanesine yatan İ.E. aynı gün saat 13.30'da Hastaneye sevk edilmiştir.

32. 26/4/2013 tarihli infazın ertelenmesi talebi üzerine

Hastaneye sevk edilen İ.E. hakkında düzenlenen 3/5/2013 tarihli sağlık kurulu

raporunda; İ.E.nin metastatik ve progresif (ilerleyici) hastalığının olduğu,

infazın ertelenmesinin gerektiği, cezanın infazında hayati tehlikenin bulunduğu

ve cezanın altı ay süre ile tehirinin uygun olduğu belirtilmiştir. Raporda

ayrıca hastalığın sürekli olduğundan söz edilmiştir.

33. İ.E.nin Hastanede yattığının bildirilmesi nedeniyle Kurul

3/5/2013 tarihli yazıyla sontıbbi raporlar, tahlil sonuçları, filmler ve diğer

tıbbi belgeler ile birlikte İ.E.nin tekrar muayeneye gönderilmesini istemiştir.

34. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 3/5/2013 tarihinde Kuruma

müzekkere yazarak 3/5/2013 tarihli sağlık kurulu raporu ve ilgili evrakların

ATK'ya gönderilmesi için gerekli işlemlerin yapılmasını istemiştir.

35. 3/5/2013 tarihinde Hastaneye yatan İ.E.ye ilişkin epikriz

raporunda; metastatikpankreas kanserinedeniyle kemoterapi düşünülmediği, destek

tedavisinin devamı ve şiddetli ağrısı için ağrı ünitesi konsültasyonu

önerildiği ve kendisinde çoklu organ yetmezliği geliştiği belirtilmiştir.

36. Hastanenin Yoğun Bakım Ünitesinde tedavisine devam edilen

İ.E. 7/5/2013 tarihinde vefat etmiştir.

37. Kurulun 29/5/2013 tarihli raporunda; uygulanan

kemoradyoterapi ve kemoterapi sonrası tespit edilen metastazının bildirilmesi

nedeniyle 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin

İnfazı Hakkında Kanun'un 16. maddesi uyarınca 1 (bir) yıl süreyle infaza ara

verilmesinin uygun olduğu, Anayasa'nın 104. maddesinde belirtilen sürekli

hastalık, sakatlık ve kocama hâlinin bulunduğunun değerlendirildiği, hastalığın

sürekli nitelikte olduğu bildirilmiştir.

38. Başvurucular; infazın durdurulması başvurusunun makul sürede

sonuçlandırılmadığını, dosya üzerinden karar verilmesi mümkün olmasına rağmen

Kurulun talebi üzerine İ.E.nin Ankara'dan İstanbul'da bulunan Kurula araçla

götürüldüğünü, bu yolculuğun işkence niteliğinde olduğunu ve İ.E.nin durumunun

bu nedenle ağırlaştığını, İ.E.nin tam teşekküllü bir hastane yerine Sincan F

Tipi Ceza İnfaz Kurumu Devlet Hastanesinde tedavi edilmeye çalışıldığını,

İ.E.nin ancak son günlerinde tam teşekküllü bir hastanede tedavi gördüğünü ve

sorumluların tespit edilerek cezalandırılmaları gerektiğini belirterek

10/10/2013 tarihinde ATK görevlileri ile İnfaz Kurumu görevlileri hakkında

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuşlardır. Başvurucular;

delil olarak İ.E.nin infaz dosyası ile sağlık dosyasına ve sağlık dosyasındaki

yazışma, tıbbi teşhis ve tedaviye ilişkin belgelere dayanmışlardır.

39. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ATK görevlilerine atfedilen

eylemin Bakırköy'de gerçekleştiği gerekçesiyle ATK görevlileri ile ilgili

soruşturmayı ayırmış ve soruşturmaya yalnızca İnfaz Kurumu görevlileri yönünden

devam etmiştir.

40. Suç duyurusuna konu hususlarda İnfaz Kurumundan bilgi ve

belge alan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı; talepler ve tedavi ile ilgili olarak

süresinde mevzuata uygun şekilde gerekli tüm işlemlerin yapıldığı, bu nedenle

şüphelilerin görevlerini ihmal etmedikleri ve kötüye kullanmadıkları

gerekçeleriyle İnfaz Kurumu görevlileri hakkında 23/10/2013 tarihinde

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.

41. Başvurucular tarafından neden belirtilmeden yapılan itiraz

23/1/2014 tarihinde Sincan 3. Ağır Ceza Mahkemesince reddedilmiştir.

42. Ankara Batı (Sincan) Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen

bir başka soruşturma kapsamında ATK 1. Adli Tıp İhtisas Kurulundan alınan

21/8/2013 tarihli raporda; İ.E.nin ölümünün metastatik pankreas kanseri ve

gelişen komplikasyonlardan ileri geldiği, İ.E.yi Sincan F Tipi Ceza İnfaz

Kurumu Devlet Hastanesine yatırmayıp Hastaneye sevk eden doktorların

kusurlarının bulunmadığı belirtilmiştir.

43. Sincan 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen karar başvurucular

tarafından 11/3/2014 tarihinde öğrenilmiş olup 10/4/2014 tarihinde bireysel

başvuruda bulunulmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

44. 5275 sayılı Kanun’un “Hapis

cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili hükümleri şöyledir:

“(1) Hapis cezalarının infaz rejimi, aşağıda gösterilen temel ilkelere

dayalı olarak düzenlenir:

...

b) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin düzenli bir yaşam sürdürmeleri

sağlanır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten yoksunluk,

insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve manevî koşullar altında

çektirilir. Hükümlülerin, Anayasada yer alan diğer hakları, infazın temel

amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda öngörülen kurallar uyarınca

kısıtlanabilir.

c) Cezanın infazında hükümlünün iyileştirilmesi hususunda mümkün olan

araç ve olanaklar kullanılır. Hükümlünün kanun, tüzük ve yönetmeliklerle

tanınmış haklarının dokunulmazlığını sağlamak üzere cezanın infazında ve

iyileştirme çabalarında kanunîlik ve hukuka uygunluk ilkeleri esas alınır.

…

f) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh

bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınması zorunludur.

…”

45. 5275 sayılı Kanun’un “Hapis

cezasının infazının hastalık nedeni ile ertelenmesi” kenar başlıklı

16. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“...

(2) [Akıl hastalığı dışındaki] Diğer hastalıklarda cezanın infazına,

resmî sağlık kuruluşlarının mahkûmlara ayrılan bölümlerinde devam olunur. Ancak

bu durumda bile hapis cezasının infazı, mahkûmun hayatı için kesin bir tehlike

teşkil ediyorsa mahkûmun cezasının infazı iyileşinceye kadar geri bırakılır.

(3) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen geri bırakma kararı, Adlî Tıp

Kurumunca düzenlenen ya da Adalet Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü

hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip Adlî Tıp Kurumunca onaylanan rapor

üzerine, infazın yapıldığı yer Cumhuriyet Başsavcılığınca verilir. Geri bırakma

kararı, mahkûmun tâbi olacağı yükümlülükler belirtilmek suretiyle kendisine ve

yasal temsilcisine tebliğ edilir. Mahkûmun geri bırakma süresi içinde

bulunacağı yer, kendisi veya yasal temsilcisi tarafından ilgili Cumhuriyet

Başsavcılığına bildirilir. Mahkûmun sağlık durumu, geri bırakma kararını veren

Cumhuriyet Başsavcılığınca veya onun istemi üzerine, bulunduğu veya tedavisinin

yapıldığı yer Cumhuriyet Başsavcılığınca, sağlık raporunda belirtilen

sürelere,birsürebulunmadığıtakdirdebirer yıllık dönemleregöre bu fıkrada yazılı

usule uygunolarakincelettirilir.İncelemesonuçlarınagöregeribırakma kararını

veren Cumhuriyet Başsavcılığınca, geribırakmanın devam edip etmeyeceğine karar

verilir. Geri bırakma kararını veren Cumhuriyet Başsavcılığının istemi

üzerine,mahkûmun izlenmesine yönelik tedbirler, bildirimin yapıldığı yerde

bulunan kolluk makam ve memurlarınca yerine getirilir.Bu fıkrada yazılı

yükümlülüklere aykırı hareket edilmesi hâlinde geri bırakma kararı, kararı

veren Cumhuriyet Başsavcılığınca kaldırılır. Bu karara karşı infaz hâkimliğine

başvurulabilir.

...

(6)(Ek: 24/1/2013-6411/3 md.) Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya

engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame

ettiremeyen ve toplum güvenliği bakımındanağır ve somuttehlike oluşturmayacağı

değerlendirilen mahkûmun cezasının infazı üçüncü fıkrada belirlenen usule göre

iyileşinceye kadar geri bırakılabilir.”

46. 5275 sayılı Kanun’un “Hükümlünün

muayene ve tedavi istekleri” kenar başlıklı 71. maddesi şöyledir:

“(1) Hükümlü, beden ve ruh sağlığının

korunması, hastalıklarının tanısı için muayene ve tedavi olanaklarından, tıbbî

araçlardan yararlanma hakkına sahiptir. Bunun için hükümlü öncelikle kurum

revirinde, mümkün olmaması hâlinde Devlet veya üniversite hastanelerinin mahkûm

koğuşlarında tedavi ettirilir.”

47. 5275 sayılı Kanun’un “Hükümlünün

muayene ve tedavisi” kenar başlıklı 78. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

“(1) Kurumunsağlıkkoşullarının düzenlenmesi,hükümlünün

acilveya olağan muayene ve tedavisi kurumun hekimi tarafından yapılır. Genel

veya hastalık nedeniyle yapılan tüm muayene ve tedavi sonuçları, sağlık izleme

kartına işlenir ve dosyasında saklanır.”

48. 5275 sayılı Kanun'un "Mahkûmiyet

hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama"

kenar başlıklı 98. maddesi şöyledir:

"(1) Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın

hesabında duraksama olursa, cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip

getirilemeyeceği ileri sürülür ya da sonradan yürürlüğe giren kanun, hükümlünün

lehinde olursa, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın

belirlenmesi için hükmü veren mahkemeden karar istenir.

(2) 16 ncı madde gereğince cezasının ertelenmesi isteminin reddi

hâlinde de aynı hüküm uygulanır.

(3) Yukarıdaki fıkralar uyarınca yapılan başvurular cezanın infazını

ertelemez. Ancak, mahkeme olayın özelliğine göre infazın ertelenmesine veya

durdurulmasına karar verebilir. "

49. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun “Doğrudan doğruya tam yargı

davası açılması” kenar başlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş

olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya

başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem

tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine

getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi

halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek

hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”

B. Uluslararası Hukuk

50. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam hakkı" kenar başlıklı 2.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

"Herkesin yaşam hakkı yasayla

korunur..."

51. Sözleşme'nin "İşkence

yasağı" kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye,

insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz."

52. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre bir kötü

muamelenin Sözleşme'nin 3. maddesinin uygulama alanına girebilmesi için

değerlendirilmesi kendiliğinden göreceli olan ve davanın tamamıyla ilgili

unsurların -özellikle uygulanan muamelenin süresinin- fiziki ve ruhsal

etkisinin ve bazen de mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi unsurların

etkilediği minimum ağırlık düzeyine ulaşması gerekir (Başka birçok karar

arasından bkz. Naoumenko/Ukrayna,

B. No: 42023/98, 10/2/2004, § 108; Arutyunyan/Rusya,

B. No: 48977/09, 10/1/2012, § 68).

53. Özellikle özgürlüğünden yoksun kişiler söz konusu olduğunda

3. madde, ilgili devletlere bu kişilerin insan onuru ile bağdaşır koşullarda

tutulmalarını sağlama ve infaz ile ilgili uygulamaların bu kişileri ceza infaz

kurumunda kalma dolayısıyla zorunlu olarak ortaya çıkan sıkıntı ve üzüntü

seviyesinden daha fazla bir ıstıraba maruz bırakmama pozitif yükümlülüğünü

yüklemektedir. Bu sebeple maddi de olsa, manevi de olsa doğal olarak ortaya

çıkan bir hastalığa bağlı acı tek başına -eğer yetkililerin sorumlu

tutulabilecekleri tutulma şartları ile daha da katlanıyorsa veya katlanma riski

varsa- 3. maddenin uygulama alanına girebilir. Bir mahkûmun sağlığı ve

rahatlığı -hapsedilmenin pratik gerekleri de dikkate alınarak ve özellikle

gerekli tedavilerin uygulanması yoluyla- uygun tedbirler alınarak

sağlanmalıdır. Nitekim hasta bir kişinin uygun olmayan fiziki ve tıbbi

koşullarda tutulması kural olarak 3. maddeye aykırı bir muamele olarak kabul

edilebilir (Gülay Çetin/Türkiye,B.

No: 44084/10, 5/3/2013, § 101).

54. AİHM, tedavisi imkânsız bir hastalığa yakalanmış olsa da

Sözleşme'nin sağlık nedenleriyle bir tutukluyu serbest bırakma “genel yükümlülüğü”nü

üye devletlere yüklemediği kanaatini taşımakla birlikte çok istisnai ve önemli

koşullarda, iyi bir ceza adaletinin gerçekleştirilmesi adına insani nitelikli

birtakım tedbirlerin alınmasının gerekli olduğu durumların ortaya çıkmasının

imkân dâhilinde olduğunu kabul etmektedir (Gülay

Çetin, § 102).

55. Öte yandan AİHM Gülay

Çetin/Türkiye kararında, hastaneye nakiller sırasında dayatılan

güvenlik tedbirleri ve gecikmelerin tek başına “kötü muamele” oluşturacak

nitelikte olmadığını yani başvurucunun sağlık durumu sebebiyle içinde bulunduğu

sıkıntıyı daha da artıracak nitelikte bir aşağılanma duygusuna yol açmadığını

değerlendirmiştir.

56. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin “tartışılabilir” ve “makul

şüphe uyandıran” kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturma yükümlülüğü

getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya,

§ 131). AİHM’in içtihadında tanımlanan etkinlik için minimum standartlar

soruşturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını ve yetkili

makamların titizlikle ve çabuklukla çalışmasını gerektirmektedir (Mammadov/Azerbaycan, B. No: 34445/04,

11/1/2007,§ 73; Çelik ve İmret/Türkiye,

B. No: 44093/98, 26/10/2004, § 55).

57. AİHM, insan hakları ihlalleri ile ilgili iddialarda

soruşturma yükümlülüğünün mutlaka iddiayı kabul etme anlamına gelmediğini ancak

iddiaların ciddiye alınması ve adil bir sonucu garanti eden bir usulle

soruşturulması gerektiğini birçok kararında dile getirmiştir (Saçılık ve diğerleri/Türkiye, B. No:

43044/05, 45001/05, 5/7/2011, §§ 90, 91).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

58. Mahkemenin 20/12/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

59. Başvurucular; İ.E.nin 17/1/2012 tarihinde tedavi için Hastaneye

yatırılmasına rağmen teşhisten beş ay sonra 11/6/2012 tarihinde ameliyat

edildiğini, teşhis ile ameliyat arasındaki gecikme nedeniyle İ.E.nin yaşamının

kısaldığını belirterek yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

60. Bakanlık; başvurunun yaşam hakkı kapsamında

değerlendirilmesi gerektiğini, İ.E.nin ölümünde kasıt bulunmadığı hususunda

tereddüt olmadığını, başvurucuların ilgili personelin veya idarenin

sorumluluğunu saptayabilecek ve gerektiği tazminat ödenmesini sağlayabilecek

olan hukuk mahkemelerinde tazminat davası veya idari yargıda tam yargı açma

imkânlarını kullandıklarına dair bilginin başvuru dilekçesinde bulunmadığını,

bu nedenle öncelikli olarak kabul edilebilirlik incelemesi yapmak gerektiğini

ileri sürmüştür. Bakanlık ayrıca karar verilirken konuya ilişkin AİHM ve

Anayasa Mahkemesi içtihatlarının dikkate alınması gerektiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

61.Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

62. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 46. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru

hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği

gereği, yaşamını kaybeden kişiler açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak

yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen kişilerin mağdur olan yakınları tarafından

yapılabilecektir (Sadık Koçak ve diğerleri,

B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 65). Başvuru konusu olayda İ.E. başvurucuların

kardeşidir. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

63. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı, birbiriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklardan

olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır.

Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin

yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,bunun yanı sıra pozitif

bir yükümlülük olarak yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını

gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin

eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır

(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

B. No: 2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).

64. Söz konusu pozitif yükümlülük, sağlık alanında yürütülen

faaliyetleri de kapsamaktadır. Nitekim Anayasa'nın 56. maddesinde herkesin

sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, devletin "herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde

sürdürmesini sağlamak (...) amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp

hizmet vermesini" düzenleyeceği, bu görevini kamu kesimlerinde

ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları

denetleyerek yerine getireceği kurala bağlanmıştır (Berat Ağardan, B. No: 2014/11076, 27/10/2016,§ 22).

65. Devlet, sağlık hizmetlerini -ister kamu isterse özel sağlık

kuruluşları tarafından yerine getirilsin- hastaların yaşamlarının korunmasına

yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek

zorundadır (Nail Artuç, B. No:

2013/2839, 3/4/2014, § 35).

66. Devletin yaşam hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif

yükümlülüklerin bir de usule ilişkin yönü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54). Bu

usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma türünün yaşam hakkının

esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine

bağlı olarak tespiti gerekmektedir. Buna göre yaşam hakkının ihlaline kasten

sebebiyet verilmemiş ise "etkili bir yargısal sistem kurma" yönündeki

pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Bu

ilke, tıbbi ihmal sonucu meydana geldiği ileri sürülen ölüm olayları için de

geçerlidir. Bu durumlarda mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili

hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 59;

Nail Artuç, § 37).

67. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki yaşam hakkının ihlaline

kasten sebebiyet verildiği durumlarda Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında

devletin sahip olduğu “etkili bir yargısal sistem kurma” yönündeki pozitif

yükümlülük sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek

nitelikte soruşturmaların yürütülmesini mecburi kıldığından bu tür durumlarda

mağdurlara sadece tazminat ödenmesi yaşam hakkı kapsamındaki ihlali gidermek ve

mağdur sıfatını ortadan kaldırmak bakımından yeterli değildir. Ancak yaşam

hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmediği durumlarda, özellikle tıbbi

ihmal nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasının bulunduğu hâllerde

mağdurlara yalnızca hukuk mahkemelerine ya da hukuk mahkemeleri ile birlikte

ceza mahkemelerine başvurma imkânının sağlanmasıyla etkili bir yargısal sistem

kurma yönündeki pozitif yükümlülük yerine getirilmiş sayılabilir (Zeki Kartal, B. No: 2013/2803, 21/1/2016,

§ 78).

68. Somut olayda ameliyatın teşhisten ancak beş ay sonra

yapılması, bu gecikme sebebiyle ömürde meydana gelen kısalma nedenleriyle yaşam

hakkının ihlal edildiği iddia edilmiş ancak bu gecikmeden Kurum yetkilerinin mi

yoksa Hastane görevlilerinin mi sorumlu olduğu belirtilmemiştir. Bununla

birlikte Kurum yetkilerinin ameliyatı geciktirdiğine dair herhangi bir delil

ortaya koyulmadığı gibi bu yönde herhangi bir emarenin varlığı dahi Anayasa

Mahkemesince tespit edilememiştir. Kaldı ki İ.E., birçok kez Hastanede yatarak

tedavi görmüştür (bkz. §§ 9-31). Bu sebeple başvurucuların iddialarının Hastane

görevlilerine yönelik olduğu sonucuna varılmıştır.

69. Ulaşılan sonuca göre kullanılabilecek birden fazla hukuki

yol bulunmaktadır. Bu kapsamda başvurucular, yaşanan olay hakkında bir ceza

soruşturması başlatılmasını ve kusurlu olan personel hakkında kamu davası

açılmasını yetkili Cumhuriyet başsavcılığından talep edebilir. İkinci bir yol

olarak başvurucular, yaşanan olayda hizmet kusuru bulunduğu gerekçesiyle ilgili

kamu idaresi aleyhine idari yargıda tam yargı davası açabilir.

70. Başvurucular, infazın durdurulması talebinin makul sürede

sonuçlandırılmadığı gerekçesiyle suç duyurusunda bulunarak ceza soruşturması

açılması talebinde bulunmuşlarsa da Hastanenin veya ilgili görevlilerin

sorumluluklarına ilişkin herhangi bir hukuki yola başvurmamışlardır. Bu durumda

üzerinde durulması gereken husus -somut olayın koşulları çerçevesinde- yaşam

hakkı kapsamında devletin sahip olduğu "etkili bir yargısal sistem

kurma" yönündeki pozitif yükümlülüğün anılan hukuki çarelerden herhangi

biri ile yerine getirilip getirilmediğidir (Kenan

Sayın, B. No: 2013/5376, 14/10/2015, § 48; Berat Ağardan, § 27).

71. Bireysel başvuru formu ve eklerinde sunulan bilgi ve

belgeler ışığında mevcut başvurunun koşulları incelendiğinde olayın kasti bir

tutumdan kaynaklandığını gösteren herhangi bir bulgu olmadığı ve olayın meydana

geldiği koşulların bu bağlamda herhangi bir şüphe uyandırmadığı

anlaşılmaktadır. Başvurucular da kardeşlerine zarar vermek kastıyla hareket

edildiği yönünde bir iddia ileri sürmemişlerdir.

72. Dolayısıyla Anayasa'nın 17. maddesi bağlamında devletin

sahip olduğu "etkili bir yargısal sistem kurma" yönündeki pozitif

yükümlülük, somut olayda mağdura idari yargı mercileri önünde açabileceği bir

tam yargı davası yolunun sağlanması ile yerine getirilmiş sayılabilir.

73. Başvurucular, Türk hukuk sistemindeki mevcut hukuki

yollardan olan ve hem ilgili personelin veya idarenin mesuliyetini

saptayabilecek hem de gerektiği takdirde meydana geldiği ileri sürülen zararın

ödenmesini sağlayabilecek olan idari yargıda tam yargı davası açma imkânını

kullanmamışlardır.

74. Anayasa Mahkemesinin benzer başvurulara ilişkin verdiği

kararlarında sıklıkla belirttiği üzere ilgili mevzuat ile Danıştayın konu

hakkındaki içtihatları dikkate alındığında ceza kanunları uyarınca suç oluşturmayan

eylem ve ihmallere karşı da kurumlar aleyhine idari yargı önünde açılacak

davalar ile uğranılan zararların tazmininin mümkün olduğu görülmektedir (Kenan Sayın, § 50; Coşkun Gömüç ve Taşkın Gömüç, B. No:

2013/9597, 21/4/2016, § 64). Bu nedenle başvuru konusu olay açısından ihlale

neden olduğu ileri sürülen eylem için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal

başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş

olduğundan söz edilemeyecektir.

75. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. İnsan Haysiyetiyle

Bağdaşmayan Muamele Yasağına İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

76. Başvurucular;

i. Pankreas kanseri gibi

ağır bir hastalık nedeniyle ilk olarak 19/7/2012 tarihindetalep edilmesine

rağmen İ.E.nin vefat tarihine kadar infazın durdurulmadığını,

ii. Kurum görevlileri ile

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının mevcut yetkilerini kullanmadığını,

iii. Yazışmaların

sonucunun takip edilmediğini,

iv. Dayanılmaz ağrılarına

rağmen İ.E.nin Kurula ve Hastaneye ring araçları ile getirilip götürüldüğünü,

v. 18/4/2013 tarihli

infazın durdurulmasına ilişkin talebin haksız olarak reddedildiğini ve bu

karardan yirmi gün sonra İ.E.nin vefat ettiğini,

vi. İnfazın

durdurulmasına ilişkin işlemlerde ihmalkârlık gösteren kişilerin

cezalandırılmaları amacıyla yapılan suç duyurusu nedeniyle yürütülen

soruşturmanın eksiklikler içerdiğini ileri sürmüşlerdir.

77. Bakanlık, başvurunun bir bütün hâlinde yaşam hakkı

kapsamında incelenmesi gerektiğini ileri sürmüştür (bkz. § 63).

2. Değerlendirme

78. Anayasa Mahkemesi; ölüm olayının veyayaşam hakkına yönelik

ciddi bir riskin tespit edilmediği durumlarda ceza infaz kurumlarının fiziki ve

tıbbi imkânlarının sağlık durumuna uygun olmaması nedeniyle yaşam hakkının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri istikrarlı bir şekilde Anayasa'nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasında yer verilen hiç kimsenin insan haysiyetiyle

bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamayacağına dair yasak bağlamında

incelemektedir (Mete Dursun, B.

No: 2012/1195, 18/11/2015; Serdar Öztürk, B.

No: 2013/7532; 4/2/2016; Sabri Kaya, B.

No: 2014/8482, 29/6/2016; Ergin Aktaş, B.

No: 2014/14810, 21/9/2016; Hayati Kaytan,

B. No: 2014/19527, 16/11/2016).

79. Bu nedenle yaşam hakkı yönünden ayrıca incelemeyi gerektiren

özel bir sorun ihtiva etmeyen ve zaten "insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele

yasağı" ile bağlantılı kurularak ileri sürülen iddialar söz konusu yasak

kapsamında incelenmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

80. Anayasa Mahkemesi Murat

Karabulut (B. No: 2013/2754, 18/2/2016) kararında, kovuşturmaya yer

olmadığına dair karara yapılan itirazın reddi üzerine yapılan "ceza infaz

kurumunda hastalığa bağlı olarak gerçekleşen ölüm nedeniyle işkence ve eziyet

yasağının ihlal edildiği" iddialarına ilişkin başvuruyu incelemiş ve hukuk

mahkemelerinde tazminat davası veya idari yargıda tam yargı açma imkânlarına

başvurulmamasını bir eksiklik olarak görmemiştir. Söz konusu tespitten

ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığından ve başka bir kabul edilemezlik

nedeni de görülmediğinden açıkça dayanaktan yoksun olmayan başvurunun bu

kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. İşkence ve Kötü Muamele Yasağının Maddi

Boyutu Yönünden

(1) Genel İlkeler

81.Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı

Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin birinci

fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da kimseye

"işkence" ve "eziyet" yapılamayacağı, kimsenin "insan

haysiyetiyle bağdaşmayan" ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm

altına alınmıştır.

82.Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi

Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 81).

83. Anayasa ve Sözleşme'de kötü muamele, kişi üzerindeki etkisi

gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir.

Dolayısıyla Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler

arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin

"işkence" olarak nitelendirilip nitelendirilmeyeceğini

belirleyebilmek için anılan fıkrada geçen "eziyet" ve "insan

haysiyetiyle bağdaşmayan" muamele kavramları ile işkence arasındaki ayrıma

bakmak gerekmektedir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 84).

84. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde

kendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya

mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye

sürükleyen aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin "insan haysiyetiyle

bağdaşmayan" muamele veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

22). Burada "eziyet"ten farklı olarak kişi üzerinde uygulanan

muamele, fiziksel ya da ruhsal acıdan öte küçük düşürücü veya alçaltıcı bir

etki oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 89).

85. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisini oluşturduğunu

belirleyebilmek için her somut olayın kendi özel koşulları içinde

değerlendirilmesi gerekmektedir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun

aşağılayıcı ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol

oynasa da bazı durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki

bir kötü muamele için yeterli olabilmektedir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme

ya da alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacın

belirlenememesi, kötü muamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. Tutulma

koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı davranışlar, devlet

görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler, kişiye normal olmayan

bazı şeyleri yedirme içirme gibi aşağılayıcı muameleler "insan

haysiyetiyle bağdaşmayan" muamele olarak ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 90).

86. Hükümlü veya tutuklular, Anayasa’nın 19. maddesi kapsamında

hukuka uygun olarak kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkından mahrum

bırakılabilirlerken (İbrahim Uysal,

B. No: 2014/1711, 23/7/2014, §§ 29-33) genel olarak Anayasa ve Sözleşme’nin

ortak alanı kapsamında kalan diğer temel hak ve hürriyetlere sahiptirler.

Bununla birlikte ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun

önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi ceza infaz kurumunun güvenliğinin

sağlanmasına yönelik kabul edilebilir makul gerekliliklerin olması durumunda

hükümlü ve tutukluların sahip oldukları haklar sınırlanabilir (Turan Günana, B. No: 2013/3550,

19/11/2014, § 35).

87. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasındaki “Kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya

muameleye tabi tutulamaz.” şeklindeki kural, hükümlü ve tutuklulara

yönelik uygulamalar için de geçerlidir. Bu husus, 5275 sayılı Kanun'un "İnfazda temel ilke" kenar başlıklı 2.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında "Ceza

ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve

onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz." ve yine 5275 sayılı

Kanun'un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde "Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı

hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve

manevî koşullar altında çektirilir." şeklindeki düzenleme ile

açıkça ifade edilmiştir. Dolayısıyla verilen bir mahkûmiyet kararının veya

tutuklama kararının infazında mahkûmlar için sağlanacak şartlar insan onuruna

saygıyı koruyacak nitelikte olmalıdır (Turan

Günana, § 36).

88. Ceza infaz kurumunda tutulan kişilerin maruz kaldığı maddi

koşulların Sözleşme'nin 3. ve Anayasa'nın 17. maddeleri kapsamına girebilmesi

için asgari bir eşiğe ulaşmış olması gerekmektedir. Bu asgari eşiğin

değerlendirilmesi ise koşullarla ilgili tüm verilerin, özellikle de muamelenin

süresine, fiziksel ya da ruhsal etkilerine, bazen de mağdurun cinsiyeti, yaşı

ve sağlık durumuna bağlı olarak yapılmalıdır (K.A.

[GK], B. No: 2014/13044, 11/11/2015, § 93; Rıda

Boudraa, B. No: 2013/9673, 21/1/2015, § 60).

89. Bir muamelenin “insanlık dışı” olarak nitelendirilebilmesi

için bunun tasarlanarak uygulanmış olmasının yanında bedensel yaralanma ya da

fiziksel veya ruhsal acıya sebebiyet vermesi, diğer taraftan bir muamelenin

“aşağılayıcı” olarak nitelendirilebilmesi için mağdurlarını rencide edecek ve küçültecek

ölçüde onlara korku, endişe, aşağılanma gibi duyguları hissettirmesi gerekir (K.A., § 94; Rıda Boudraa, § 61).

90. Anayasa’nın 17. maddesi ceza infaz kurumunda tutulan bir

hükümlü veya tutuklunun içinde bulunduğu şartların insan onuruna yakışır bir

şekilde olmasını da koruma altına almaktadır. İnfazın yöntemi ve infaz

sürecindeki davranışların mahkûmları özgürlükten mahrum kalmanın doğal sonucu

olan kaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla sıkıntılı veya eziyetli bir duruma

sokmaması gerekir. Ceza infaz kurumunda tutulmanın pratik gerekleri

çerçevesinde mahkûmların sağlık ve esenlikleri gibi hususların yeterli bir

şekilde güvence altına alınması ve gerekli tıbbi yardımın sağlanması da insan

onuruna yakışır koşulların sağlanması için gereklidir (Turan Günana, § 39). Bu çerçevede hasta

bir kişinin uygun olmayan fiziki ve tıbbi koşullarda tutulması da Anayasa'nın

17. maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı bir muamele olarak kabul edilebilir (Murat Karabulut, § 65).

(2) Genel İlkelerin Somut Olaya Uygulanması

91. Anayasa Mahkemesinin elinde İ.E.nin Kurula ve Hastaneye ne

tür bir araçlasevk edildiğine, bu tür bir araçla sevkin İ.E.nin içinde

bulunduğu sıkıntıyı daha da artırdığına ilişkin herhangi bir bilgi ve belge

mevcut değildir. Bu sebeple Anayasa Mahkemesi, başvurucular tarafından ileri

sürülen sevke ilişkin iddia hakkında değerlendirme yapmayacaktır.

92. Başvurucular 18/4/2013 tarihli infazın durdurulmasına

ilişkin talebin haksız olarak reddedildiğini ileri sürmüş ise de 2/1/2013

tarihli infazın durdurulması talebiyle ilgili prosedür, infazın ertelenmesinin

reddedildiği tarihte henüz tamamlanmamıştır. İnfazın ertelenmesi talebiyle

ilgili devam eden bir işlem zaten bulunduğundan 18/4/2013 tarihli infazın

durdurulması talebi üzerine yeni bir prosedürün başlatılması gerekip

gerekmediği meselesi üzerinde durulmayacaktır.

93. Başvurucuların işkence ve kötü muamele yasağının ihlal

edildiğine yönelik Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yaptıkları suç duyurusunda

Cumhurbaşkanlığına yapılan özel af başvurusundan söz edilmediği görülmüştür

(bkz. § 38). Yani başvurucuların özel af talepleriyle ilgili prosedüre yönelik

bir şikâyetleri yoktur. Bu nedenle inceleme yapılırken İ.E.nin özel affa

yönelik talebi ve bu taleple ilgili yapılan işlemler de dikkate alınmayacaktır.

94. Somut olayda İ.E.; Kuruma tedavi amacıyla 17/1/2012

tarihinde misafir hükümlü olarak kabul edilmiş, 24/5/2012 tarihine kadar bir

kısmı yatarak olmak üzere pek çok kez Kurum revirinde ve Hastanede tedavi

görmüş, 11/6/2012 tarihinde pankreas kanseri nedeniyle ameliyat olmuştur. Bu

tarihten sonra da kemoterapi almaya başlamıştır. İ.E.nin ölüm sebebinin

metastatik pankreas kanseri ve gelişen komplikasyonlar olduğu (bkz. §

42)dikkate alındığında ameliyattan sonra da İ.E.nin hastalığının ciddi boyutta

olduğu ve bu durumundaha da kötüye gittiği açıktır. Dolayısıyla başvuruda

çözülmesi gereken mesele, İ.E.nin sağlık durumunun -vefatına kadar- İnfaz

Kurumunda kalmasına ne kadar uygun olduğudur.

95. Bu konuda yapılacak incelemede ilk olarak İ.E.nin İnfaz

Kurumundatutulma koşulları, ikinci olarak kendisine uygulanan tedavinin

yeterliliği, üçüncü ve son olarak İ.E.nin sağlık durumuna rağmen İnfaz

Kurumunda tutulmasının uygun olup olmadığı şeklinde üç unsur dikkate

alınacaktır (Murat Karabulut, §

68).

96. Başvurucular, İnfaz Kurumunun olağan koşulları dışında somut

bir olumsuzluktan bahsetmemiş; İnfaz Kurumu reviri ve Hastanede İ.E.ye tedavi

sağlanması ve uygulanan tedavi yöntemlerinin yetersizliğiyle ilgili bu bölümde

incelenebilecek nitelikte herhangi bir eksiklikten de söz etmemişlerdir.

İ.E.nin İnfaz Kurumundan bu konularda herhangi bir talepte bulunduğuna dair

bilgi veya belge de bulunmamaktadır. Dolayısıyla konunun ilk iki yönünün

Anayasa Mahkemesince incelenmesine gerek görülmemiştir.

97. Ameliyat sonrasında düzenlenen 17/6/2012 tarihli sağlık

kurulu raporundaameliyatla ilgili herhangi bir olumsuzluktan söz edilmemiş

olmakla birlikte İ.E., 28/11/2012 ile 10/1/2013 tarihleri arasında Hastanede

yatarak tedavi görmüştür (bkz. § 16).

98. Hastane tarafından düzenlenen 11/1/2013 tarihli sağlık

kurulu raporunda hastalığın nüks etmediği, radyoterapinin devam ettiği ve

mevcut durumda infazın ertelenmesinin gerekmediği belirtilmiştir (bkz. § 19).

Ancak 22/2/2013 tarihli toraks ve tüm abdomen BT raporunda; sol akciğerdeki

çekintilerden, karaciğerin boyutundaki artış ile karaciğerde mevcut

lezyonlardan ve metastaz şüphesinden söz edilmiştir (bkz. § 22). 27/3/2013 ile

12/4/2013 tarihleri arasında Hastanede yapılan tedaviye ilişkin epikriz raporunda

ise hastalığın progresyon gösterdiği yönünde bulguların mevcut olduğu

belirtilmiştir (bkz. § 25).

99. İ.E. 2013 yılı başından vefat ettiği 7/5/2013 tarihine

kadarki sürenin yalnızca kırk altı günlük kısmını sağlık kurumlarında

geçirmiştir. Geriye kalan sürede İ.E. İnfaz Kurumunda kalmıştır.

100. Somut olay açısından incelenmesi gereken temel husus,

İ.E.ninömrünün son döneminde sağlık durumunda meydana gelen kötüleşmelere

rağmen İnfaz Kurumunda tutulmaya devam edilmesinin uygun olup olmadığı, bir diğer

ifadeyle İnfaz Kurumundan çıkarılmaması nedeniyle bu durumun kendisi açısından

özgürlükten mahrum kalmanın doğal sonucu olan elem seviyesinden daha fazla

sıkıntı veya eziyet doğurup doğurmadığı olacaktır.

101. Bu konuda mevcut düzenlemelere bakıldığında 5275 sayılı

Kanun'un 16. maddesinin 2. fıkrasında, bir hükümlünün cezasının infazının

sağlık nedenleriyle ertelenebileceği öngörülmektedir.

102. Bu düzenlemenin teorik olarak özellikle çok ağır bir

hastalığa yakalanan veya diğer başka bir nedenle ceza infaz kurumu koşullarında

kalması uygun olmaktan çıkanhükümlü kişilerin maddi ve manevi bütünlüklerini

korumaya imkân sağlayacak nitelikte olduğunda bir şüphe bulunmamaktadır. Bu

nedenle üzerinde durulması gereken husus, ceza infaz kurumlarında hükümlü ve tutuklu

olarak tutulan kişilerin sağlık durumunun ne ölçüde anılan yasal imkânlardan

yararlanmayı sağlayacak nitelikte olduğu ve bu kişilerin sağlık durumu

karşısında yürütülen işlemlerin yerinde olup olmadığıdır(Murat Karabulut, § 76).

103. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesinin başvuru konusu olay

açısından değerlendireceği husus, yetkililer tarafından infazın ertelenmesi

konusunda verilecek karara esas olmak üzere ilgili kişinin sağlık durumunun,

yasal ve ikincil düzenlemelerle yetkilendirilmiş sağlık kuruluşlarınca resmî

olarak tespit edilmesi için gerekli işlemlerin makul hız ve özende yapılıp

yapılmadığıdır. Bu durumda belirlenen usulün sağlıklı bir şekilde

işletilmesinin karar alma sürecinde yer alan ceza infaz kurumu idaresi, tam

teşekküllü devlet hastanesi ve ATK'nın yürüteceği işlemlere bağlı olduğu

söylenebilecektir (Murat Karabulut,

§ 77).

104. İnfazın ertelenmesine yönelik 2/1/2013 tarihli talepten

sonra sonra Cumhuriyet savcısı çok kısa bir süre içinde gerekli işlemleri

başlatmış, infazın ertelenmesinin gerekip gerekmediği ve gerekmekte ise ne

kadar süreyle ertelenmesi gerektiği hususlarında Hastaneden rapor aldırmıştır.

16/1/2013 tarihinde ise aynı hususlarda Kuruldan rapor istemiştir (bkz. §§ 18,

20).

105. İ.E.yi 23/1/2013 tarihinde muayene eden Kurul; ancak

25/2/2013 tarihinde hastalığın evrelendirilmesine dair rapor aldırılmasını,

tanıya ilişkin rapor ile İ.E.nin son durumunu gösterir tıbbi evraklar ve

filmlerinin gönderilmesini istemiştir (bkz. § 23). Söz konusu istem yazısının

hangi tarihte Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına ulaştığı tespit edilemese de

istenen bilgi ve belgelerin 5/4/2013 tarihinde Kurula gönderildiği

anlaşılmaktadır (bkz. § 26).Gönderilen bilgi ve belgelere rağmen Kurul 3/5/2013

tarihinde son tıbbi belgeler, tahlil sonuçları ve filmler ile birlikte İ.E.nin

yeniden muayeneye gönderilmesini istemiştir (bkz. § 33).

106. Hastalığın geldiği aşama nedeniyle tekrar muayeneye

gönderilememesine rağmen Kurul, İ.E.nin vefatından yirmi iki gün sonra

29/5/2013 tarihinde, infazın ertelenmesi gerektiği yönünde görüş bildirmiştir

(bkz. § 37).

107. İ.E.yi 23/1/2013 tarihinde muayene eden Kurul, en geç

muayene tarihinde rapor talebiyle ilgili eksik evraklar bulunduğunu tespit

edebilecek durumdadır. Buna rağmen eksik tıbbi belgeler, muayene tarihinden ancak

otuz üç gün sonra talep edilebilmiştir. Tıbbi belgeler gönderilmiş

fakat3/5/2013 tarihinde yeniden tıbbi evraklar istenmiş ve daha önce yapılan

muayeneye rağmen İ.E.nin yeniden muayeneye gönderilmesi talep edilmiştir. Daha

sonra ise muayene yapılmadan infazın ertelenmesi talebiyle ilgili görüş

bildirilmiştir. İnfazın ertelenmesi talebiyle vefat tarihi arasında yaklaşık

dört ay vardır. Sonuç olarak ATK'daki bürokratik işlemlerin doğru ve zamanında

yürütülememesi nedeniyle İ.E. açısından çok kritik olan infazın ertelenmesine

ilişkin karar vefat tarihinden önce verilememiştir.

108. İ.E.nin pankreas kanseri nedeniyle ameliyat olduğu,

ameliyat sonrasında kemoterapi aldığı, 22/2/2013 tarihli toraks ve tüm abdomen

BT raporunda metastaz şüphesinden söz edildiği ve 27/3/2013 ile 12/4/2013

tarihleri arasında Hastanede yapılan tedaviye ilişkin epikriz raporunda

hastalığın progresyon gösterdiğinin belirtildiği dikkate alındığında bu sürecin

hızlı bir şekilde yürütülmesi gerektiği açıktır.

109. İ.E. ölümcül bir hastalığa yakalanmış, hastalığının son

döneminde yediklerini ve içtiklerini dahi çıkarır hâle gelmiş hatta bir süre

sonra yemek yiyemez duruma düşmüştür(bkz. § 28). Sağlık durumu vefatından

önceceza infaz kurumu koşullarına uygun olmayan hâle gelen İ.E., ATK'dan talep

edilen raporun makul sürede hazırlanamaması nedeniyle infazın ertelenmesi

talebiyle ilgili karar verilemeden vefat etmiştir. Dolayısıyla İ.E.nin kanser

hastalığının ve özgürlükten yoksun kalmanın kaçınılmaz ve doğal sonucu olan

sıkıntıdan daha fazla bir sıkıntıya, buna bağlı olarak da insan haysiyetiyle

bağdaşmayan bir muameleye maruz kaldığının kabul edilmesi gerekmektedir.

110. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence

altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

ii. İşkence ve Kötü Muamele Yasağının Usule

İlişkin Boyutu Yönünden

(1) Genel İlkeler

111. İşkence ve kötü muameleye ilişkin ceza soruşturmasının

etkili olması için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek kötü muamele

iddiasını aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün

delilleri tespit etmeleri gerekir. Yetkililer şikâyet yapılır yapılmaz harekete

geçmeli, bir şikâyet olmasa bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren

yeterli belirtiler olduğunda soruşturma açmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 114, 116).

112. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka

aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye

tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde

Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç

ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle

birlikte yorumlandığında etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir.

Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya

elverişli olmalıdır. Bu olanaklı olmazsa bu madde, sahip olduğu öneme rağmen

pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî

dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını

istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir

Canan, § 25).

113. Ceza soruşturmasının etkinliğini sağlayacak hususlardan

biri, fiilen hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturma sürecinin kamu

denetimine açık olmasıdır. Ayrıca her olayda mağdurun meşru menfaatlerini

korumak için gerekli olduğu ölçüde sürece katılması sağlanmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 115).

114. Kamu görevlileri tarafından yapıldığı iddia edilen kötü

muameleler hakkında yürütülen soruşturmaların etkili olması için soruşturmadan

sorumlu olan, inceleme ve tetkikleri yapan kişilerin olaylara karışan

kişilerden bağımsız olması gerekir. Soruşturma makamlarının sadece hiyerarşik

ve kurumsal bağımsızlığı yeterli olmayıp aynı zamanda soruşturmanın da fiilen

bağımsız olarak yürütülmesi gerekir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 117).

115. Kötü muameleye ilişkin bir soruşturmanın olabildiğince

süratle ve özenle yürütülmesi gerekir. Bazı durumlarda soruşturmanın

ilerlemesine engel olan güçlükler bulunabilir. Ancak böyle bir durumda dahi

yetkililerin süratle hareket etmeleri olayın aydınlatılabilmesi, hukukun

üstünlüğüne olan inancın korunması ve hukuka aykırı eylemlere müsamaha

gösterildiği veya kayıtsız kalındığı görünümü verilmemesi açısından büyük öneme

sahiptir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 119).

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

116. Başvuruda, infazın ertelenmesi talebiyle ilgili ATK

sürecinin makul sürede sonuçlanmadığı gerekçesiyle işkence ve kötü muamele

yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmiştir. Başvurucular ise

İnfaz Kurumu görevlileri hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair

karara yapılan itirazın reddine ilişkin Sincan Ağır Ceza Mahkemesi kararından

sonra bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Bu nedenle işkence ve kötü muamele

yasağının usule ilişkin boyutu, yalnızca İnfaz Kurumu görevlileri hakkında

yürütülen soruşturma yönünden incelenmiştir.

117. Soruşturmada; yukarıda genel ilkeler bölümünde ifade edilen

başvurucuların meşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde

katılmalarının sağlanması, soruşturma makamlarının bağımsızlığı, soruşturmanın

makul bir sürat ve özenle yürütülmesi gerekliliği konularında başvurucular

tarafından herhangi bir iddia ileri sürülmediği gibi bu konularda bir

eksikliğin de bulunmadığı görülmektedir.

118. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucuların suç

duyurusunda dile getirdiği hususlarda İnfaz Kurumundan bilgi ve belge almış;

talepler ve tedavi ile ilgili olarak süresinde mevzuata uygun şekilde gerekli

tüm işlemlerin yapıldığı, bu nedenle şüphelilerin görevlerini ihmal etmedikleri

ve kötüye kullanmadıkları sonucuna varmıştır.

119. Anayasa Mahkemesinin doğrudan ilgili soruşturma ve

yargılama makamlarının yerine geçecek şekilde delillerin değerlendirmesini kendisinin

yapması veya yürütülmesi gerekli olan soruşturma işlemlerini belirlemesi söz

konusu olamaz. Başka bir ifadeyle Anayasa Mahkemesinin görevi, bu makamların

maddi olaylara ilişkin yaptıkları değerlendirmenin yerine kendi

değerlendirmesini koymak değildir (Hıdır

Öztürk ve Dilif Öztürk, B. No: 2013/7832, 21/4/2014, § 58). Bu

konuda asıl sorumlu ve yetkili olanlar ilk elden olayları inceleyen yetkili

adli ve idari mercilerdir. Bunun aksine bir durum, ancak olaya ilişkin kesin

ikna edici nitelikte bulguların varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319,

16/7/2014, § 58).

120. Bununla birlikte soruşturma makamlarınca olayın sebebinin

objektif analizinin yapılması ve soruşturma sonucunda alınan kararın elde

edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması

da gerekmektedir (Cemil Danışman,

§ 99).

121. Başvuru bu bağlamda değerlendirildiğinde soruşturmada

başvurucuların iddiasının aksine olayın sebebinin objektif bir

değerlendirmesinin yapılmadığını ve elde edilen delillerin kapsamlı, nesnel ve

tarafsız bir analizine dayalı olarak sonuca ulaşılmadığını söyleyebilmeyi

mümkün kılan bir durum söz konusu olmadığı gibi aksi yönde bir sonuca varmayı

mümkün kılan kesin ikna edici nitelikte bir bulgu da elde edilememiştir.

122. Açıklanan nedenlerle kötü muamele yasağının usul boyutunun

ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

C. İnsan Haysiyetiyle

Bağdaşmayan Muamele Yasağıyla Bağlantılı Olarak Etkili Başvuru Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

123. Başvurucular hastalık nedeniyle infazın durdurulmasına

ilişkin hükümlerin ve kurumların yetersiz olduğunu, söz konusu hükümlerin

bürokratik işlemleri asgariye indirecek şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiğini,

bu nedenlerle etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

124. Bakanlık, bu iddiaya ilişkin ayrı bir cevap vermemiştir.

2. Değerlendirme

125. Söz konusu şikâyet, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının maddi boyutunun ihlal edildiği iddiası kapsamında değerlendirilmiştir

(bkz. §§ 100, 101). İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi

boyutunun ihlal edildiğine karar verildiğinden iddianın ayrıca incelenmesine

gerek görülmemiştir.

D. İnsan Haysiyetiyle

Bağdaşmayan Muamele Yasağıyla Bağlantılı Olarak Eşitlik İlkesinin İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

126. Başvurucular infazın durdurulmasına yönelik işlemlerin adli

hükümlüler için kısa sürdüğünü, siyasi hükümlüler için daha uzun sürdüğünü, bu

nedenle eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvuruculara

göre İ.E., siyasi hükümlüdür.

127. Bakanlık, bu iddiaya ilişkin ayrı bir cevap vermemiştir.

2. Değerlendirme

128. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (3),48. maddesinin (1)

ve (2) numaralı fıkraları uyarınca bireysel başvuruda, kamu gücünün neden

olduğu iddia edilen ihlale dair olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı;

bireysel başvuru kapsamındaki hakların ne şekilde ihlal edildiği, buna ilişkin

gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli

Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).

129. Somut olayda başvurucular, ihlal iddiasına ilişkin

delillerini sunma ve temel hak ve özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin

açıklamalarda bulunma yönündeki yükümlülüklerini yerine getirmemişlerdir.

Dolayısıyla başvurucular tarafından ileri sürülen iddiaların

temellendirilemediği sonucuna ulaşılmıştır.

130. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

E. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

131. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya

ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

132. Başvurucular 140.000 TL manevi tazminat ile vekâlet ücreti

ve yargılama masrafı olarak 12.000 TL maddi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

133. Başvuruda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının

maddi boyutunun ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

134. Başvurucuların yalnızca ihlal tespitiyle telafi

edilemeyecek ölçüdeki manevi zararları karşılığında -somut olayın özellikleri

dikkate alınarak- başvuruculara müştereken net 18.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

135. Dosyadaki belgelerden vekâlet ücreti dışındaki tek

yargılama giderininbaşvuru harcı olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle tespit edilen

206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL

yargılama giderinin müştereken başvuruculara ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. İnsan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usule ilişkin boyutunun ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. İnsan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele yasağıyla bağlantılı olarak eşitlik ilkesinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa'nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele yasağının maddi boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa'nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele yasağının usule ilişkin boyutunun İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Başvuruculara müştereken net 18.000 TL manevi tazminat

ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin müştereken BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Sincan 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli

Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğüne ve Adli Tıp Kurumu Başkanlığına GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

20/12/2107 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Hicabi DURSUN Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Murat İlter DEVECİ Başvurucular : 1. Temur ESKİBAĞ 2. Mehmet Rıza ESKİBAĞ Vekili : Av. Fahriye Belgün BABA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/5098, 20 Aralık 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Yaşam Hakkının İhlal
  11. B. İnsan Haysiyetiyle
  12. C. İnsan Haysiyetiyle
  13. D. İnsan Haysiyetiyle
  14. E. 6216 Sayılı Kanun'un
  15. A. 1. Yaşam hakkının
  16. C. Başvuruculara müştereken net 18.000 TL manevi tazminat
  17. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  18. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/5098
Tarih
20 Aralık 2017

İlgili Kararlar

  • Ömer İçlek Başvurusu (B. No: 2014/16666)
  • Süleyman Özpınar Başvurusu (B. No: 2014/6710)
  • A. M. H. Başvurusu (B. No: 2014/14028)
  • Arif Ali Cangı ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/1767)
  • Seçkin Ceylan Başvurusu (B. No: 2014/13761)
  • Uğur Kiremit Sanayi Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2014/11576)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.