İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Tolgahan Orhon Başvurusu (B. No: 2015/11349)

1. Başvuru, maluliyete sebep olan psikolojik rahatsızlık

Başvuru No2015/11349Tarih14 Kasım 2018Okuma20 dk · 3.952 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Tolgahan Orhon Başvurusu

Karar tarihi
14 Kasım 2018
Başvuru Numarası
2015/11349
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.952 kelime·20 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, maluliyete sebep olan psikolojik rahatsızlık

edeniyle meydana gelen zararların tazmini için açılan davada süre aşımı

yönünden ret kararı verilmesinin mahkemeye erişim hakkının ihlal ettiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 8/7/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bünyesinde uzman erbaş olarak

1997 yılı itibarıyla göreve başlayan başvurucu 2001 yılında astsubay olarak nasbedilmiştir.

9. Başvurucu 1997 ile 2012 yılları arasında sırasıyla Hatay

Kırıkhan Merkez Jandarma Karakol Komutanlığı, Hatay Muratpaşa

Jandarma Karakol Komutanlığı, Ankara Beytepe Jandarma

Okullar Komutanlığı, Bilecik Gölpazarı Merkez Jandarma Karakol Komutanlığı,

Bilecik Osmaneli Merkez Jandarma Karakol Komutanlığı, Van Başkale Aydemir

Jandarma Karakol Komutanlığı, Ankara Güvercinlik Jandarma Özel Harekat Tabur

Komutanlığı, Bursa Mudanya Jandarma Karakol Komutanlığı, Tokat Jandarma Özel Harekat

Tabur Komutanlığı Tokat Jandarma Komanda Özel Harekat Tabur Komutanlığı ve

Aydın İl Jandarma Komutanlığında görev yapmıştır. Ayrıca başvurucu 2005 ve 2006

yılları içinde toplamda 258 gün Tunceli ve Pülümür Bölgelerinde görev almıştır.

10. Gülhane Askerî Tıp Akademisinin (GATA) 5/2/2003 tarihli

sağlık raporuyla post travmatik

stres bozukluğu, majör depresyon tanısı konulan başvurucuya bir ay

istirahat izni verilmiştir. Takip eden süreçte 2013 yılına değin yine GATA

tarafından muhtelif tarihlerde benzer tanılarla istirahat izni verilen

başvurucu hakkında son olarak 19/12/2013 tarihli rapor uyarınca "travma sonrası stres bozukluğu (kronik nitelik

kazanmış travma sonrası stres bozukluğu)" tanısı nedeniyle TSK bünyesinde görev yapamaz kararı

verilmiştir.

11. 19/12/2013 tarihli raporun ardından 20/5/2014 tarihinde

başvurucunun TSK ile ilişiği kesilmiştir.

12. Başvurucu; TSK bünyesinde görev yapamayacak hâle gelmesine

neden olan psikolojik rahatsızlığın oluşumunda askerî görevin (katıldığı

operasyonlar, çatışmalar) etkisinin bulunduğunu, malul hâle gelmesi nedeniyle

bazı özlük haklarından (görev aylığı, emekli ikramiyesi vb.) mahrum kaldığını,

iş gücü kaybına uğradığını, acı ve üzüntü duyduğunu belirterek 750.000 TL

maddi, 50.000 TL manevi zararının yerine getirilmesi istemiyle 27/3/2014

tarihinde Jandarma Genel Komutanlığına başvuruda bulunmuştur.

13. Talep, cevap verilmemek suretiyle zımnen reddedilmiştir.

14. Başvurucu, zımnen ret kararının ardından 3/6/2014 tarihinde

maddi ve manevi zararlarının ödenmesi istemiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi

(AYİM) nezdinde tam yargı davası açmıştır.

15. Diğer taraftan başvurucu, maluliyet ve özlük hakları ile ilgili

olarak hakkında karar verilebilmesi adına Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından

GATA'ya sevk edilmiştir. GATA 24/7/2014 tarihli raporu ile kronik nitelik kazanmış travma sonrası stres

bozukluğu tanısını yinelemiş ve psikolojik

rahatsızlığın oluşumunda askerî görevin neden ve tesirinin bulunduğunu belirtmiştir.

16. AYİM İkinci Dairesi 4/2/2015 tarihli kararıyla maddi ve

manevi tazminat istemiyle açılan tam yargı davasını reddetmiştir.

17. Ret gerekçesinde öncelikle 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun dava açma süresine ilişkin hükümlerine

yer verilerek idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların dava açmadan

önce bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri

tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde

yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemelerinin şart

olduğu, bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi hâlinde ret işleminin tebliği

tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açmaları gerektiği

hatırlatılmıştır. Katıldığı operasyon ve çatışmalar nedeniyle malul hâle

geldiğini iddia eden başvurucunun 2003 yılı itibarıyla psikolojik tedavi

görmeye başladığı ve 2007 yılından sonra terör örgütü mensupları ile çatışmaya

girdiğine dair bir bilgi/belge bulunmadığı hususlarının altı çizilmiştir.

Ayrıca 19/12/2013 ve 24/7/2014 tarihli raporların zararın öğrenilmesine bir

etkisinin bulunmadığı bu raporların ancak vazife malullüğü durumuna etki

edeceği ifade edilmiştir. Bu noktadan hareketle başvurucunun 2003 veya 2007

yılından itibaren bir yıl veya her hâlükârda beş yıl içinde zararının tazmini

istemiyle idareye başvurması gerekirken 27/3/2014 tarihinde yaptığı başvuru

üzerine açtığı davanın süre aşımına uğradığı belirtilerek ret gerekçesi

oluşturulmuştur.

18. Ret kararı oyçokluğu ile alınmıştır. Azınlıkta kalan

üyelerin karşıoy gerekçesinde özetle başvurucunun

psikolojik rahatsızlığına sebep olan başka olguların bulunup bulunmadığı

hususunda tıbbi bilirkişi incelemesi yaptırılarak ve 19/12/2013 tarihinden

önceki süreçte TSK'da görev yapamaz kararı alınmadığı da gözönünde

bulundurularak süre aşımı konusunun değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

19. Ret hükmüne yönelik karar düzeltme istemi Mahkemenin

3/6/2015 tarihli kararı ile reddedilmiştir.

20. Başvurucu nihai kararı 24/6/2015 tarihinde tebellüğ

etmesinin ardından 8/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Kanun Hükümleri

21. 1602 sayılı mülga Kanun’un 43. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"İdari eylemlerden

hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan

önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri

tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde

yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır.

Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği

tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler."

22. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş

olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya

başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl

ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak

haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen

veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden

itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu

sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir."

2. Danıştay İçtihadı

23. Danıştay Onuncu Dairesinin 4/11/2011 tarihli ve E.2008/7182,

K.2011/4711 sayılı kararı şöyledir:

"Bir eylemin idariliği ve doğurduğu zarar bazı durumlarda eylemin

gerçekleşmesiyle, kimi zaman da değişik araştırma ve incelemelerden, hatta ceza

davalarından sonra ortaya çıkabilmektedir.

Özelikle, kamu görevlilerinin idari tasarrufta

bulunurken uyulması zorunlu görülen kurallara uymamaları nedeniyle kendilerine

izafe edilebilecek nitelikte olmakla birlikte, resmi yetkilerin kullanımı

sırasında gerçekleştiği için idaresinden de ayrılamayan görev kusurlarından

doğan zararın tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği, zararın, kamu görevlisinin kişisel kusurundan

mı, görev kusurundan mı kaynaklandığının ceza muhakemesi sonucunda

belirlenmesiyle ortaya çıkabilmektedir.

Bu nedenlerle, 2577 sayılı Kanun’un 13.

maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğinin

ve doğurduğu zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur.

Aksi yorumun, dava açma yolunun kullanımını güçleştirerek hak arama hürriyetini

olumsuz etkileyeceğini belirtmek gerekir. Anılan Yasa hükmünde öngörülen tam

yargı davalarının, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelik

olması sebebiyle davanın açılabilmesi için eylemin idariliğinin

ve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur."

24. Aynı Dairenin 28/3/2018 tarihli ve E.2016/15634, K.2018/1334

sayılı kararı şöyledir:

"2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" başlıklı 13.

maddesinde idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan

önceeylemin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve

her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak

haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği öngörülmüş olup; bu

sürelerin, kişilerin haklarını ihlal eden eylemlerin, idare ile illiyet bağının

kurulduğu, başka bir ifadeyle eylemin idariliğinin

öğrenildiği tarihten itibaren başlatılacağı kuşkusuzdur.

Tam yargı davaları, idari eylem nedeniyle

uğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle, tam yargı davasının

açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı

zararın ortaya çıkması zorunludur.

İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir hareketi,

bir davranışı, bir tutumu veya hareketsizliği; idari karar ve işlemle ilgisi

olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya işlem

olmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir.

Söz konusu eylemlerin idariliği

ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen

de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu

ortaya çıkabilmektedir.

Özellikle kamu görevlilerinin idari bir

tasarruf yaparken; mevzuatın, üstlendiği ödevin ve yürüttüğü hizmetin kural,

usul ve gereklerine aykırı olarak, kendisine izafe edilebilecek boyutta ve

biçimde, ancak yine de resmi yetki, görev ve olanaklardan yararlanarak, onları

kullanarak hareket ettiği, bu nedenle de idaresinden tamamen ayrılmasını

önleyen ve engelleyen görev kusurları nedeniyle doğan zararların tazmini

istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği,

bazen ceza davalarıyla personelin şahsi kusuru sonucu mu yoksa görev kusuru

sonucu mu zararın ortaya çıktığının belirlenmesinden sonra saptanabilmektedir.

Bu itibarla, 2577 sayılı Kanun'un 13.

maddesinde öngörülen bir ve beş yıllık sürelerin, eylemin idariliğinin

ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun, zarara

yol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıyla

kullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldıracağı, hak arama

özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır."

B. Uluslararası Hukuk

25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da

cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,

kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul

bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına

sahiptir...”

26. Dava açma hakkını kullanmak yasal birtakım şartlara bağlansa

da mahkemelerin usul kurallarını uygularken hem yargılamanın adil olmasına

halel getirecek aşırı şekilcilikten hem de yasalar tarafından konulan usul

kurallarını ortadan kaldırma sonucunu doğuracak aşırı esneklikten kaçınmaları

gerekir (Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, §

29).

27. Süre koşulu gibi dava açmaya ilişkin usul koşulları birden

fazla yoruma neden olabilecek nitelikte ise mahkemeye erişim hakkı kapsamında o

yorumlardan birinin davayı açmak isteyen kişileri engelleyecek şekilde katı bir

şekilde kullanılmaması veya söz konusu koşulların katı bir uygulamaya tabi

olmaması gerekir (Běleš ve diğerleri/Çek Cumhuriyeti, B. No:

47273/99, 12/11/2002, § 51).

28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Eşim/Türkiye (B. No: 59601/09, 17/9/2013)

kararında süre aşımı nedeniyle davası reddedilen başvurucunun mahkemeye erişim

hakkının engellenip engellenmediği hususunu incelemiştir. Söz konusu olayda

başvurucu, askerlik hizmetini yerine getirirken 25/9/1990 tarihinde yaşanan bir

çatışmada yaralanmış; başvurucunun tedavisi uzunca bir süre devam etmiş ve

sonunda 1992 yılında askerlikle ilişiği kesilmiştir. Başvurucu; sonraki

yıllarda sürekli baş ağrısından ve baş dönmesinden yakınmış, 2004 yılında

başında belirlenemeyen metal bir cismin olduğu tespit edilmiş, 2007 yılında

GATA'daki muayenesinde başvurucunun başında mermi olduğu anlaşılmıştır.

Başvurucu 19/9/2007 tarihinde tazminat almak amacıyla idareye başvurmuş ancak

başvurucunun bu talebi reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucunun idare

aleyhine maddi ve manevi tazminat istemiyle açtığı davada AYİM söz konusu

olayın yaşandığı tarihten itibaren beş yıl içinde dava açılmadığı gerekçesiyle

davayı süre aşımı yönünden reddetmiştir.

29. AİHM anılan kararında, davanın temelinde yer alan konunun

aslen beş yıllık süre sınırını başvurucunun yaralandığı tarihten itibaren

hesaplayan yerel Mahkeme kararındaki gerekçelendirme olduğunu ifade etmiş;

başvurucunun 25/9/1995 tarihinde kafatasındaki mermiden haberdar olmamasının

tartışma konusu olmadığından kendisinden beş yıl içinde tazminat davası

açmasının beklenmesinin makul olarak değerlendirilemeyeceğine, Mahkemenin

nazarında şahsi yaralanmayla ilgili tazminat davalarında dava açma hakkının

tarafların uğradığı zararı gerçekte değerlendirebildiğinde kullanılabilmesi

gerektiğine hükmetmiş ve AYİM’in süre sınırı

hakkındaki katı yorumunun davanın esasının tam olarak incelenmesine engel

olması nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Eşim/Türkiye, §§ 23, 25, 26).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 14/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

31. Başvurucu; psikolojik yönden yaşadığı rahatsızlığın

maluliyete neden olduğunu 19/12/2013 tarihinde tanzim edilen sağlık raporu ile

öğrendiğini ve bu nedenle mahkemenin idari başvuru süresini 2007 yılını esas

alarak hesaplaması sonucu davayı reddetmesinin adil yargılanma hakkı, hak arama

özgürlüğü ve mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

32. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyeti, Mahkemenin dava açma

süresine dair hukuk kurallarını katı bir yorumla hatalı değerlendirdiği

iddiasına müteallik olduğundan başvuru mahkemeye erişim hakkı kapsamında

incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Hakkın Kapsamı ve

Müdahalenin Varlığı

35. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın

36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur.

Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "... ile adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin

gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına

alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.

San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§

34).

36. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi

ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi

için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.

Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden

yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:

2013/8896, 23/2/2016, § 33).

37. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

38. Somut olayda idari eyleme dayalı tam yargı davasının süre aşımından

reddedilerek esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişim

hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmektedir.

b.Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

39. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve

hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz."

40. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir.

41. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe

dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

42. Başvurucunun idari eylemden doğan zararın tazmini istemiyle

açtığı davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin Mahkeme kararının

1602 sayılı mülga Kanun'un 43. maddesine dayandığı görülmektedir. Dolayısıyla

somut olayda başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin kanuni

dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

ii. Meşru Amaç

43. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının ne

olduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafından

müteaddit defa incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi bu incelemelerinde, idari işlem

ya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu öngörülmesinin en genel

ifadesiyle Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin bir

gereği olan idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı bulunduğuna

işaret etmiştir (Daha ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ayşe Yıldırım, B. No: 2014/5, 25/10/2017,

§§ 54, 55; Fatma Altuner,

B. No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48, 49; Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii ve

Ticaret Limitet Şirketi, B. No: 2014/12354, 9/11/2017, § 52).

iii. Ölçülülük

(1)

Genel İlkeler

44. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını

anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemli ölçüde

etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğini

ifade etmiştir (Özkan Şen,§ 52).

45. Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularken yargılamanın

hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiği

gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde

aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65). Bu kapsamda

mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukuka açıkça aykırı

olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedenleriyle

kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engel

olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd.

Şti., § 38).

46.Bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı an da

mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem

taşımaktadır (Yaşar Çoban [GK],

B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Dava açma süresinin hangi tarihte

başlayacağını belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen derece

mahkemelerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açma

süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin

bir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol,

dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili

derece mahkemelerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut

olayın koşulları ışığında incelemektir (Ahmet

Yıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46). Bu kapsamda dava açma

süresinin henüz dava hakkının doğmadığı ya da hak sahibinin dava hakkının

doğduğundan haberdar olmadığı ve somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğunun

kabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması dava

hakkının varlığını anlamsız kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir

(Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Yaşar

Çoban, § 66).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

47. Başvurucu, tam yargı davası açmak için gerekli olan zorunlu

idari başvuru süresinin başlangıç tarihi olarak TSK'da görev yapamayacağını

tevsik eden sağlık raporunun esas alınmamasının mahkemeye erişim hakkını ihlal

ettiğinden şikâyet etmektedir.

48. Somut olayda 1997 ile 2012 yılları arasında muhtelif

tarihlerde operasyon ve çatışmalar katılan, 2003 yılında psikolojik

rahatsızlığı tespit edilen başvurucu 2013 yılına değin psikolojik tedavi

görmüş, bununla beraber TSK bünyesinde görev yapmaya devam etmiştir. 19/12/2013

tarihinde ise başvurucunun kronik travma sonrası stres bozukluğu tanısı

nedeniyle TSK bünyesinde görev yapamayacağı tespit edilmiştir. Bu raporun

ardından başvurucu, idareye zararının giderilmesi istemiyle başvuruda bulunmuş

ve başvurusunun zımnen reddi üzerine tam yargı davası açmıştır. AYİM İkinci

Dairesi başvurucunun psikolojik rahatsızlığının tespit edildiği 2003 veya son

olarak operasyona/çatışmaya katıldığı 2007 yılı itibarıyla uğradığı zarardan

haberdar olduğunu ve 19/12/2013 tarihli raporun sağlık durumunun tespiti

açısından bir farklılık yaratmadığını belirtmek suretiyle 2003 veya 2007

yılından itibaren bir yıl ve her hâlükârda beş yıl içinde idareye zararın

tazmini istemiyle başvurulması gerekirken 2013 yılında yapılan başvuru üzerine

açılan davanın süre aşımına uğradığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

49. Anayasa Mahkemesince daha önce benzer nitelikte başvurularda

da belirtildiği üzere idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle

açılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi için ortada

idari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari eylem arasında illiyet bağı

bulunmalıdır. Bu çerçevede eylemin idariliğinin veya

yol açtığı zararın ya da arasındaki illiyet bağının eylemden çok sonra

anlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin bu

tarihlerden sonra başlayacağı kabul edilmektedir (Çok sayıda karar arasından

bkz. Mehmet Çınar ve Nuray Çınar, B.

No: 2015/4807, 19/4/2018, § 46).

50. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucunun psikiyatrik

rahatsızlığının ilk kez 2003 yılında tespit edildiği hususunda itilaf

bulunmamaktadır. Bununla birlikte fiziksel rahatsızlıklarda, rahatsızlığın ilk

defa bilindiği veya bilinmesi gerektiği tarihten itibaren zararın

değerlendirilebileceği kabul edilebilir ise de psikiyatrik rahatsızlıklar

açısından rahatsızlığı doğuran olayın bilindiği tarihte uğranılan zararın

değerlendirilebilmesi çoğunlukla mümkün olmayabilir. Zira somut olayda olduğu

gibi psikiyatrik hastalıklar, hastalığa sebep olduğu ileri sürülen olaylarla

aynı tarihlerde ortaya çıkmamakta; çok sonraki bir tarihte ve anılan olaylara

bağlı olarak ortaya çıkabilmektedir. Dolayısıyla psikiyatrik hastalığa neden

olan olayların yaşandığı anda başvurucuların uğradıkları zararı öğrenmeleri ve

değerlendirmeleri her zaman beklenemez (Benzer mahiyette bir olaya ilişkin aynı

yönde değerlendirme için bkz. Alpay Dinç ve

diğerleri, B. No: 2014/12678, 6/7/2017 § 66).

51. Başvurucunun psikolojik rahatsızlığından tedavi süreci

raporlar ve istirahat izinleri sebebiyle 19/12/2013 tarihinden önce haberdar

olduğu açık ise de başvurucu, son olarak çatışmaya katıldığı belirtilen 2007

yılından sonra da TSK bünyesinde görev yapmaya devam etmiştir. Bir başka

ifadeyle sağlık durumu görevini ifasına engel olarak görülmemiştir. Ancak

19/12/2013 tarihli rapor, başvurucunun rahatsızlığının kronik hâle geldiğini ve

TSK bünyesinde görev yapmasına mani olduğunu tespit

etmiştir.

52. Rahatsızlığı sebebiyle TSK'daki görevini sürdüremeyeceğini

19/12/2013 tarihli rapor ile öğrenen başvurucu 27/3/2014 tarihli idari

başvurusunda salt psikolojik rahatsızlığın oluşması nedeniyle oluşan zararın

tazminini talep etmemekte, işini kaybetmesi ve malul hâle gelmesi nedeniyle

oluşan zararların da yerine getirilmesini istemektedir. Dolayısıyla

başvurucunun TSK'da görev yapamayacağını bildiren raporun ardından zararını

değerlendirebilmesi mümkündür. Bu hâle göre başvurucunun 19/12/2013 tarihinde

düzenlenen rapor sonucu malul addedilerek TSK ile ilişiğinin kesildiği dikkate

alındığında tam yargı davası açılmasına sebep olan ve mesleğin

kaybedilmesi/malul olunması nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararın 2003

veya 2007 yılında öğrenildiğinden söz edilemez.

53. Bu itibarla başvurucunun psikolojik rahatsızlığa neden

olduğu ileri sürülen olayların (çatışma/operasyon) yaşandığı tarih itibarıyla

malul hâle gelmesine neden olan rahatsızlığının bulunduğunu, rahatsızlık

nedeniyle zarara uğradığını ve bu rahatsızlığın askerî görev kapsamındaki

olayların sebep ve etkisinden kaynaklandığını mutlak suretle bildiğinden ya da

bilmesi gerektiğinden söz edilemez. Terör

örgütü mensupları ile girilen son çatışma tarihleri veya ilk kez rahatsızlığın

tespit edildiği tarih esas alınarak uğradığı zararla ilgili idari başvuru

yapmak suretiyle dava açmasının beklenmesi başvurucuya orantısız bir külfet

yüklemektedir.

54. Bu hâle göre mahkemenin dava açma sürelerini belirlemesine

ilişkin yorumunun başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik katı bir yorum

olduğu ve bu yorumun başvurucunun mahkemeye erişim hakkını aşırı derecede

güçleştirerek neredeyse imkânsız hâle getirdiği değerlendirilmiştir.

Dolayısıyla bu yorumdan hareketle davanın süre aşımından reddedilmesi suretiyle

başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin ölçüsüz olduğu

sonucuna varılmıştır.

55. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

56. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

57. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal

sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi

hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

58. Mehmet Doğan

kararında özetle uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikle

ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin

mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57, 58).

59. Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesi

amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul

kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak

yargılamanın yenilenmesi sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın

kaldırılması hususunda derece mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin

gerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını

tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek

üzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet

Doğan, § 59).

60. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilerek

ihlalin giderilmesi ve uğradığı zararın tazminine karar verilmesi talebinde

bulunmuştur.

61. Anayasa Mahkemesi 1602 sayılı mülga Kanun'un katı bir

şekilde yorumlanması sonucu davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut

başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

62.

Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle

ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal

sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine

karar verilmesi gerekir.

63. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğu

sonucuna varıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

64. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için -Anayasa'nın geçici 21. maddesinin

birinci fıkrasının (E) bendinin (b) alt bendi gereğince- yetkili idari yargı

merciine GÖNDERİLMESİNE (Karar, AYİM İkinci Dairesinin 4/2/2015 tarihli ve

E.2014/1163, K.2015/155 sayılı kararıyla ilgilidir.),

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

14/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serruh KALELİ Hasan Tahsin GÖKCAN Kadir ÖZKAYA Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Volkan ÇAKMAK Başvurucu : Tolgahan ORHON Vekili : Av. Cavit ÇALIŞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/11349, 14 Kasım 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının
  13. B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  14. C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalinin
  15. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  16. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/11349
Tarih
14 Kasım 2018

İlgili Kararlar

  • Mehmet Yılmaz Başvurusu (B. No: 2015/4304)
  • Ahmet Toktaş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/4852)
  • Muammer Yılmaz Başvurusu (B. No: 2014/4779)
  • Mevlüt Can Başvurusu (B. No: 2014/12954)
  • Sedef Ünal Başvurusu (B. No: 2015/16581)
  • Gulan Kılıçoğlu Yüzbaşı Başvurusu (B. No: 2014/573)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.