İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Muammer Yılmaz Başvurusu (B. No: 2014/4779)

1. Başvuru; üçüncü kişi hakkında verilen iletişimin

Başvuru No2014/4779Tarih14 Kasım 2018Okuma24 dk · 4.812 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Muammer Yılmaz Başvurusu

Karar tarihi
14 Kasım 2018
Başvuru Numarası
2014/4779
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.812 kelime·24 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; üçüncü kişi hakkında verilen iletişimin

tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararı doğrultusunda telefon

görüşmelerinin dinlenmesi nedeniyle haberleşme hürriyetinin, bu kapsamda elde

edilen delillerin hukuka aykırı olması, disiplin soruşturmasında ve iptal

davasında kullanılması ile savunma hakkının kısıtlanması nedenleriyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 1/4/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, başvuru konusu olayların gerçekleştiği

tarihlerde Bursa Emniyet Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapmaktadır.

9. Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından

2006 yılında yürütülen bir soruşturma kapsamında N.B. isimli şüpheli hakkında

suç işlemek amacıyla örgüt kurma, fuhuş, fuhşa aracılık etme, fuhuş için yer

temin etme ve insan ticareti suçlarından 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu’nun 135. maddesi uyarınca iletişimin tespiti, dinlenmesi ve

kayda alınması, aynı Kanun'un 140. maddesi uyarınca da teknik araçlarla izleme

kararları verilmiştir.

10. Görevli mahkeme tarafından verilen söz konusu koruma

tedbirleri gereğince şüpheli N.B.nin iletişimi tespit edilmiş, dinlenmiş ve

kayda alınmıştır. N.B. ayrıca teknik araçlarla izlenmiştir. Soruşturma

sürecinde, N.B.nin sık sık başvurucuyla telefon görüşmesi yaptığı ve fuhuş için

yönlendirilecek kadınların başvurucu vasıtasıyla götürüldüğü yönünde

tespitlerde bulunulmuştur. Bunun üzerine başvurucu ve örgüt lideri olduğu iddia

edilen N.B., Başsavcılığın 20/11/2006 tarihli kararıyla gözaltına

alınmışlardır.

A. İdari Yargı Süreci

11. Başvurucu hakkında Bursa Valiliği İl Polis Disiplin

Kurulu Başkanlığı (İl Disiplin Kurulu) tarafından Bursa Emniyet Müdürlüğünde

görev yaptığı süre zarfında fuhuş ve fuhşa aracılık yapma suçlarından kaydı

bulunan N.B. ile ilişki kurduğu, fuhuş yapmaları amacıyla şahsi aracıyla kadın

götürdüğü ve fuhuş yapılmasına aracılık ettiği iddiasıyla disiplin soruşturması

açılmıştır. Bu doğrultuda başvurucunun savunması alınmıştır.

12. İl Disiplin Kurulunun 28/6/2007 tarihli kararıyla

başvurucunun meslekten çıkarma disiplin cezasıyla cezalandırılmasına karar

verilmiştir. Kararda, başvurucuya isnat edilen "genelev ya da tek

başına fuhuş yapılan yerlerde, bar, pavyon, gazino ve benzeri yerlerde çalışan

kadınlarla ya da çevresinde iffetsizlikle tanınan kadın ya da erkeklerle

karı-koca gibi yaşamak ya da ilişki kurmak", "yetkisini veya

nüfuzunu kendisine veya başkalarına çıkar sağlamak amacıyla veya kin veya

dostluk nedeniyle kötüye kullanmak" disiplin suçlarının sübuta

erdiğinin anlaşıldığı belirtilmiştir. Söz konusu karar Emniyet Genel Müdürlüğü

Yüksek Disiplin Kurulunun (Yüksek Disiplin Kurulu) 19/11/2007 tarihli kararıyla

uygun bulunmuştur. Karar gerekçesinde, başvurucunun aynı disiplin suçundan

dolayı 21/8/2006 tarihli İl Disiplin Kurulu kararıyla 24 ay süreyle kademe

ilerlemesinin durdurulması disiplin cezasıyla cezalandırıldığı, bu nedenle bir

alt cezanın verilmesi yoluna gidilmediği belirtilmiştir.

13. Başvurucu bu süreçte Karaman Emniyet Müdürlüğü emrine

naklen atanmış ve Yüksek Disiplin Kurulunun 19/11/2007 tarihli kararının iptal

edilmesi talebiyle 8/3/2008 tarihinde Konya 1. İdare Mahkemesinde (İdare

Mahkemesi) iptal davası açmıştır.

14. İdare Mahkemesinin 31/10/2008 tarihli kararıyla dava

konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. Karar gerekçesinde, savunma için en

az yedi günlük hazırlık süresi tanınmadan Yüksek Disiplin Kurulu tarafından başvurucunun

savunmasının alınması nedeniyle söz konusu işlemin hukuka aykırı olduğu

belirtilmiştir.

15. Temyiz incelemesi yapan Danıştay Onikinci Dairesinin

9/11/2009 tarihli kararıyla söz konusu kararın bozulmasına hükmedilmiştir.

Kararda; İl Disiplin Kurulu tarafından başvurucuya yedi günlük süre verilerek

savunmasının istenmesinin yeterli olduğu, ayrıca Yüksek Disiplin Kurulundaki

görüşmeler esnasında başvurucunun savunmasının alındığı, bu yöndeki usul

eksikliği gerekçe gösterilerek iptal kararı verilmesinde hukuka uygunluk

bulunmadığı ifade edilmiştir.

16. Bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda İdare

Mahkemesinin 4/3/2010 tarihli kararıyla davanın reddine karar verilmiştir.

Karar gerekçesinde, Başsavcılık tarafından yürütülen soruşturma kapsamında tanzim

edilen iletişimin tespiti tutanakları ile fiziki takip tutanakları

incelendiğinde başvurucuya isnat edilen suçlamanın sübuta erdiğinin anlaşıldığı

vurgulanmıştır. Kararda; başvurucunun N.B. ile telefonla yaptığı görüşmelerde

fuhuş yapan kadınların götürülmesi için talimat aldığının, başvurucunun N.B. ve

fuhuş yapan kadınlarla birlikte görüldüğünün, başvurucunun kendisine ait

16...plaka sayılı T... marka otomobil ile bu kişileri taşıdığının ve

başvurucunun N.B.nin ikametine gidip geldiğinin tespit edildiğinin görüldüğü ve

bu kapsamda başvurucunun fotoğraflarının da çekildiği belirtilmiştir.

17. Söz konusu karar Danıştay Onikinci Dairesinin

4/4/2013 tarihli kararıyla onanmıştır. Karar düzeltme talebi ise aynı Dairenin

5/11/2013 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

18. Nihai karar 10/3/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

B. Ceza Yargılaması Süreci

19. Başvurucu ve diğer şüpheliler hakkında suç işlemek

amacıyla örgüt kurma, fuhşa teşvik ve aracılık etme suçlamalarıyla Bursa 7.

Asliye Ceza Mahkemesinde (Asliye Ceza Mahkemesi) kamu davası açılmıştır.

20. Asliye Ceza Mahkemesinin 9/5/2011 tarihli kararıyla

üzerine atılı suçlardan başvurucunun beraatine karar verilmiştir. Karar

gerekçesinde, bir örgütte bulunması gereken devamlılık, otorite, disiplin gibi

unsurların mevcut olmadığı ve başvurucunun üzerine atılı suçların yasal

unsurlarının oluşmadığı ifade edilmiştir. Kararda; mahkûmiyete yeterli, her

türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği belirtilmiştir.

21. Söz konusu karar Başsavcılık tarafından temyiz

edilmiş ve Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 30/10/2017 tarihli kararıyla başvurucu

hakkında kurulan hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bozma kararında,

başvurucunun N.B. ile birlikte yerli ve yabancı kadınların fuhuş yapmalarına

aracılık ederek müşteri bulduğunun ve fuhuş yapan kadınları müşterilere bizzat

getirip götürdüğünün iletişimin tespitine ve fiziki takibe ilişkin kayıtlardan

anlaşıldığı vurgulanmıştır. Kararda, söz konusu delillere hangi gerekçeyle

itibar edilmediği hususu tartışılmadan eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle

başvurucunun beraatine karar verilmesinde hukuka uygunluk bulunmadığı ifade

edilmiştir.

22. Bozma sonrası yargılamaya devam eden Asliye Ceza

Mahkemesinin 10/7/2018 tarihli kararıyla kamu davasının zaman aşımı nedeniyle

düşmesine hükmedilmiştir. Anılan karara karşı temyiz kanun yoluna

başvurulduğundan kamu davası Yargıtay nezdinde hâlen derdesttir.

23. 1/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Mevzuat

24. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun

"Fuhuş" kenar başlıklı 227. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"(1) Çocuğu fuhşa teşvik eden,

bunun yolunu kolaylaştıran, bu maksatla tedarik eden veya barındıran ya da

çocuğun fuhşuna aracılık eden kişi, dört yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin

güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu suçun işlenişine yönelik

hazırlık hareketleri de tamamlanmış suç gibi cezalandırılır.

(2) Bir kimseyi fuhşa teşvik eden, bunun

yolunu kolaylaştıran ya da fuhuş için aracılık eden veya yer temin eden kişi,

iki yıldan dört yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adlî para cezası ile

cezalandırılır. Fuhşa sürüklenen kişinin kazancından yararlanılarak kısmen veya

tamamen geçimin sağlanması, fuhşa teşvik sayılır. ...

(5) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan

suçların eş, üstsoy, kayın üstsoy, kardeş, evlât edinen, vasi, eğitici,

öğretici, bakıcı, koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler

tarafından ya da kamu görevi veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye

kullanılmak suretiyle işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında

artırılır.

(6) Bu suçların, suç işlemek amacıyla

teşkil edilmiş örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, yukarıdaki

fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. ..."

25. 5237 sayılı Kanun’un başvuru konusu olayın

gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan "Suç işlemek amacıyla örgüt

kurma" kenar başlıklı 220. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"(1) Kanunun suç saydığı fiilleri

işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip

bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye

elverişli olması hâlinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması

gerekir.

(2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan

örgüte üye olanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır...

(4) Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç

işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur...

(6) Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt

adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır.

(7) Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya

dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt

üyesi olarak cezalandırılır..."

26. 5271 sayılı Kanun’un başvuru konusu olayın

gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan "İletişimin tespiti, dinlenmesi

ve kayda alınması" kenar başlıklı 135. maddesinin (1), (2) ve (6)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bir suç dolayısıyla yapılan

soruşturmalarda, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve

başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli

veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir

ve kayda alınabilir.

(2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan

çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma

gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl

yok edilir. ...

(6) Bu madde hükümleri ancak aşağıda

sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:

a) Türk Ceza Kanununda yer alan; …

8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma

(iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),

9. Fuhuş (madde 227, fıkra 3), …"

27. 5271 sayılı Kanun’un "Kararların yerine

getirilmesi, iletişim içeriklerinin yok edilmesi" kenar başlıklı 137.

maddesi şöyledir:

"(1) 135 inci maddeye göre

verilecek karar gereğince Cumhuriyet savcısı veya görevlendireceği adlî kolluk

görevlisi, telekomünikasyon hizmeti veren kurum ve kuruluşların yetkililerinden

iletişimin tespiti, dinlenmesi veya kayda alınması işlemlerinin yapılmasını ve

bu amaçla cihazların yerleştirilmesini yazılı olarak istediğinde, bu istem

derhâl yerine getirilir; yerine getirilmemesi hâlinde zor kullanılabilir.

İşlemin başladığı ve bitirildiği tarih ve saat ile işlemi yapanın kimliği bir

tutanakla saptanır.

(2) 135 inci maddeye göre verilen karar

gereğince tutulan kayıtlar, Cumhuriyet Savcılığınca görevlendirilen kişiler

tarafından çözülerek metin hâline getirilir. Yabancı dildeki kayıtlar, tercüman

aracılığı ile Türkçe'ye çevrilir.

(3) 135 inci maddeye göre verilen

kararın uygulanması sırasında şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair

karar verilmesi ya da aynı maddenin birinci fıkrasına göre hâkim onayının

alınamaması halinde, bunun uygulanmasına Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl

son verilir. Bu durumda, yapılan tespit veya dinlemeye ilişkin kayıtlar

Cumhuriyet savcısının denetimi altında en geç on gün içinde yok edilerek, durum

bir tutanakla tespit edilir.

(4) Tespit ve dinlemeye ilişkin

kayıtların yok edilmesi halinde soruşturma evresinin bitiminden itibaren, en

geç onbeş gün içinde, Cumhuriyet Başsavcılığı, tedbirin nedeni, kapsamı, süresi

ve sonucu hakkında ilgilisine yazılı olarak bilgi verir."

28. 5271 sayılı Kanun'un "Tesadüfen elde edilen

deliller" kenar başlıklı 138. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

"(2) Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi

sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve

ancak, 135 inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği

şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına

alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir."

29. 5271 sayılı Kanun'un "Teknik araçlarla

izleme" kenar başlıklı 140. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"(1) Aşağıdaki suçların işlendiği

hususunda kuvvetli şüphe sebepleri bulunması ve başka suretle delil elde

edilememesi hâlinde, şüpheli veya sanığın kamuya açık yerlerdeki faaliyetleri

ve işyeri teknik araçlarla izlenebilir, ses veya görüntü kaydı alınabilir:

a) Türk Ceza Kanununda yer alan; ...

5. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma

(iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),

6. Fuhuş (madde 227, fıkra 3) ...

(2) Teknik araçlarla izlemeye hâkim,

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı tarafından karar

verilir. Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararlar yirmidört saat içinde

hâkim onayına sunulur.

(3) Teknik araçlarla izleme kararı en

çok dört haftalık süre için verilebilir. Bu süre gerektiğinde bir defaya mahsus

olmak üzere uzatılabilir. (Ek cümle: 25/5/2005 – 5353/19 md.) Ancak, örgütün

faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi

halinde, hâkim bir haftadan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar

uzatılmasına karar verebilir.

(4) Elde edilen deliller, yukarıda

sayılan suçlarla ilgili soruşturma ve kovuşturma dışında kullanılamaz; ceza

kovuşturması bakımından gerekli olmadığı taktirde Cumhuriyet savcısının

gözetiminde derhâl yok edilir..."

30. 5271 sayılı Kanun'un "Delillerin ortaya

konulması ve reddi" kenar başlıklı 206. maddesinin (2) numaralı

fırkası şöyledir:

"Ortaya konulması istenilen bir

delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur:

a) Delil, kanuna aykırı olarak elde

edilmişse..."

31. 5271 sayılı Kanun'un "Delilleri takdir

yetkisi" kenar başlıklı 217. maddesi şöyledir:

"(1) Hâkim, kararını ancak

duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu

deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.

(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir

şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir."

2. İlgili Yargı Kararları

32. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12/6/2007 tarihli ve

E.2006/5.MD-154, K.2007/145 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Sanık hakkındaki soruşturma izni,

iddianame ve son soruşturmanın açılması kararına konu olan suçlar rüşvet ve

görevde yetkiyi kötüye kullanma suçlarıdır. Rüşvet suçu 5271 sayılı CYY'nın

135/6. fıkrasında yer aldığından, bu suç yönünden iletişimin tespiti suretiyle

elde edilen kanıt, CYY'nın 138/2. maddesi fıkrası uyarınca, hakkında iletişimin

tespiti kararı bulunmayan kişi için de kanıt olarak değerlendirilir. Özel

Dairece isnat edilen eylemlerin bir kısmından beraat bir kısmından ise suç

niteliğinin değişmesi suretiyle görevi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyet

kararı tesis edilmiş ise de, başlangıçtaki iddia rüşvet suçuna yönelik olup,

görevi kötüye kullanma suçunun özel bir biçimi olan rüşvet suçunun da çoğu

zaman görevi kötüye kullanma suçuna dönüşmesi olanağı bulunduğundan, nitelik

değiştirmesi olanağı bulunan suçlar yönünden de, elde edilen kanıtlar hukuka

uygun delil olarak değerlendirilmelidir."

33. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/12/2013 tarihli ve

E.2013/10-483, K.2013/599 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...5271 sayılı CMK'nun 138.

maddesinin ikinci fıkrası göz önünde bulundurulduğunda, 01.06.2005 tarihinden

sonra yapılacak olan iletişimin denetlenmesi tedbiri sırasında, yapılan

soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olmayan, fakat anılan kanunun 135.

maddesinin altıncı fıkrasında sayılan suç veya suçlardan birinin işlendiği

şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilmesi halinde, tesadüfen elde

edilen delil olarak adlandırılan bu delilin belirtilen suçun soruşturulması ve

kovuşturulmasında kullanılması mümkündür.

Anılan kanunun 138. maddesinin ikinci

fıkrasındaki düzenleme ile, iletişimin denetlenmesi tedbiri sırasında, yapılan

soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olmayan, fakat 135. maddenin altıncı

fıkrasında sayılan suç veya suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek

bir delilin elde edilmesi durumunda, bu delilin kullanılabileceğinin kabul

edilmiş olması, tedbirin uygulanması sonucu elde edilen delillerin 135.

maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlarla sınırlı olmak kaydıyla aynı

soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olan suçlar yönüyle evleviyetle

kullanılabileceğinin kabulünü gerektirmektedir. Aksi halde, özellikle örgütlü

suçlulukla etkin bir şekilde mücadele amacıyla iletişimin denetlenmesi koruma

tedbirini düzenleyen kanun koyucunun amacına aykırı hareket edilmiş olmakla

birlikte, örgütlü suçlulukla mücadelenin zorlaştırılması gibi bir sonuca neden

olunması da söz konusu olacaktır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de

Tuncay Özkan/Türkiye kararında ... kanuni düzenlemelerin özellikle örgütlü

suçlarla mücadeleyi zorlaştıracak şekilde uygulanmaması gerektiğini önemle

vurgulamıştır.

Kaldı ki 135. maddenin altıncı

fıkrasında sayılan suçlardan birisi yönüyle uygulanan iletişimin denetlenmesi

koruma tedbiri sonucu elde edilen delillerin, fıkrada sayılan ve aynı

soruşturma veya kovuşturmanın konusunu oluşturan bir diğer suç yönüyle

kullanılmasını yasaklayan bir düzenlemeye telekomünikasyon yoluyla yapılan

iletişimin denetlenmesi tedbirinin düzenlendiği maddelerde de yer

verilmemiştir."

34. Danıştay Beşinci Dairesinin 25/10/2017 tarihli ve

E.2016/18730, K.2017/21649 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...ceza hukukunun temel

ilkelerinin disiplin hukuku açısından da geçerli olduğunun kabulü

gerekmektedir. Dava konusu meslekten çıkarma cezasına esas alınan ve davacıya

isnat edilen fiilin, ..... Mahkemesince verilen ... iletişimin tespiti,

dinlenmesi ve kayda alınması kararının uygulanması sonucunda elde edilen

tapelerden tespit edildiği görüldüğünden, öncelikle bu tapelerin davacıya

verilen meslekten çıkarma cezası açısından delil olarak kullanılıp

kullanılamayacağı konusunun irdelenmesi gerekmektedir.

...Bu bağlamda, telekomünikasyon yoluyla

yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen ve Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun 135. maddesinde yer alan suçlar kapsamında bulunmayan bir fiile

ilişkin olan ses kayıtlarının, tek başına delil olarak kullanılamayacağı ve

hukuka uygun olarak elde edilmiş başka delil ve belgeler olmaksızın sadece bu

delillere dayanılarak disiplin cezası verilemeyeceği sonucuna ulaşılmaktadır.

..."

B. Uluslararası Hukuk

1. Haberleşme Hürriyeti Yönünden

35. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) "Özel

ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı 8. maddesinin ilgili

kısımları şöyledir:

"1. Herkes ... haberleşmesine saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.

2. Bu hakların kullanılmasına ulusal

güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik

bir toplumda gerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından

hiçbir müdahale yapılamaz."

36. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadına göre

gizli tedbirlere ilişkin kanun hükümlerinin barındırması gereken asgari

unsurlar bulunmaktadır. Bu kapsamda izleme kararı verilmesine yol açabilecek

suçların niteliği, iletişimleri izlenecek kişi kategorisi, izleme sürelerinin

sınırları, elde edilen verilerin inceleme, değerlendirme ve saklanmalarına

ilişkin esaslar, verilerin başkalarıyla paylaşılmasına ilişkin önlemler ve elde

edilen verilerin ortadan kaldırılmasına ilişkin koşulların kanunda açık bir

şekilde düzenlenmesi gereklidir (The Association For European Integration

And Human Rights ve Ekimdzhiev/Bulgaristan, B. No: 62540/00, 28/6/2007, §

76).

37. AİHM, Sözleşme’nin 8. maddesinde yer alan "hukuka

uygun olarak" ifadesinden tedbirin iç hukukta bir temele dayanması

gerektiğini ve kanunun niteliğine göre uygulanmasını yükümlü kıldığının anlaşılması

gerektiğini belirtmektedir. AİHM'e göre ilgili kişiler söz konusu tedbire

erişebilmeli ve tedbirin kendisi yönünden doğuracağı sonuçların hukukiliğini

öngörebilmelidir (Bykov/Rusya [BD], B. No: 4378/02, 10/3/2009, §§ 76-78;

Lambert/Fransa, B. No: 23618/94, 24/8/1998, § 23; Murat

Özdemir/Türkiye, B. No: 60225/11, 15/4/2014, § 54).

38. AİHM'e göre kamu makamları tarafından uygulanan gizli

denetlemelerde kişilerin keyfî müdahalelerden Sözleşme’nin 8. maddesi

bağlamında korunması için iç hukukta imkân tanınmalıdır. Bu doğrultuda yerel

mevzuatta, kötüye kullanımlara karşı uygun koruma yöntemlerini sunabilmesinin

güvence altına alınabilmesi için bu türden bir yetkinin icra yöntemleri ve

kapsamının genişliği yeterli açıklıkta belirlenmelidir. Örneğin yerel mevzuat,

ses kayıtlarının hâkim ve savunma tarafından denetlenebilmesi amacıyla adli

dinlemeye tabi tutulması muhtemel kişilerin kategorisini belirlemelidir ve

hâkimi bu türden bir tedbir almaya, tedbirin uygulandığı süreyi belirlemeye

zorunlu kılan suçların niteliğini, ele geçirilen konuşmaları kaydeden

tutanakların düzenlendiği koşulları, alınan kayıtları bütünüyle ve el değmemiş

bir şekilde iletmek için alınacak önlemleri belirlemelidir. Ayrıca söz konusu

mevzuat, özellikle takipsizlik veya tahliye kararları sonrasında kayıt

dayanaklarının silinebileceği, yok edilebileceği ya da silinmesi veya yok

edilmesi gerektiği koşulları belirtmelidir (Murat Özdemir/Türkiye, §

54).

2. Adil Yargılanma Hakkı Yönünden

39. Sözleşme'nin "Adil yargılanma hakkı"

kenar başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:

“Herkes davasının, medeni hak ve

yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve

tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde

görülmesini isteme hakkına sahiptir. ..."

40. AİHM, bariz bir şekilde keyfî olmadıkça belirli bir

kanıt türünün -iç hukuk açısından hukuka aykırı olarak elde edilmiş kanıtlar da

dâhil olmak üzere- kabul edilebilir olup olmadığına veya aslında başvurucunun

suçlu olup olmadığına karar vermenin kendi görevi olmadığını kararlarında ifade

etmektedir. AİHM, kanıtların elde edilme yöntemi de dâhil olmak üzere

yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını ve Sözleşme’deki bir hakkın

ihlali söz konusu ise tespit edilen ihlalin niteliğini inceleme konusu

yapmaktadır (Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/07/2006, § 95; Ramanauskas/Litvanya

[BD], B. No: 74420/01, 5/2/2008, § 52; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,

B. No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699).

41. AİHM’e göre iç hukukta yeterli hukuki temeli

bulunmadan veya hukuka aykırı vasıtalar kullanılarak elde edilmiş materyallerin

yargılamada kanıt olarak kullanılması, kural olarak -başvurucuya gerekli usule

ilişkin güvencelerin sağlanmış olması ve materyalin baskı, zorlama ve tuzak

gibi yargılamayı lekeleyebilecek yöntemlerle elde edilmemiş olması şartıyla-

Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki adil yargılanma standartlarına

aykırılık oluşturmaz (Chalkley/Birleşik Krallık (k.k.), B. No: 63831/00,

26/9/2002).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

42. Mahkemenin 14/11/2018 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Haberleşme Hürriyetinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

43. Başvurucu, 5271 sayılı Kanun’un 135. maddesinde

düzenlenen iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbiri kapsamında

hakkında verilen bir mahkeme kararı bulunmaksızın telefon görüşmelerinin

dinlenip kayda alındığını belirterek haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

44. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak

Anayasa’nın “Haberleşme hürriyeti” kenar başlıklı 22. maddesinin ilgili

kısımları şöyledir:

“Herkes, haberleşme hürriyetine

sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç

işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya

başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına

bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere

bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış

merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine

dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin

onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde,

karar kendiliğinden kalkar ...”

45. Anayasa Mahkemesi iletişimin tespiti tedbirinin

uygulanması konusundaki başvuruları Anayasa'nın 22. maddesi kapsamında

incelemektedir (Yasemin Çongar ve diğerleri [GK], B. No:

2013/7054, 6/1/2015, § 49; Mehmet Seyfi Oktay [GK], B. No:

2013/6367, 10/12/2015, § 28; Rıdvan Bayram, B. No: 2013/1171,

9/9/2015, § 29; V.D., B. No: 2013/1222, 20/4/2016, § 37; Yılmaz Öner,

B. No: 2013/7535, 14/4/2016, § 32).

46. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasına göre Anayasa Mahkemesince açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemez olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını

temellendiremediği, iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya

müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama

şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet

Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

47. Somut olayda öncelikle belirtilmelidir ki

başvurucunun iletişimi doğrudan tespit edilmemiş, telefonu doğrudan dinlenmemiş

veya kayda alınmamıştır. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, fuhuş, fuhşa

aracılık etme, fuhuş için yer temin etme ve insan ticareti suçları kapsamında

mahkeme kararına dayanılarak N.B. isimli şüphelinin fiziki takibe alınmasına,

iletişiminin tespit edilmesine ve kayda alınmasına karar verilmiştir. N.B. ile

iletişim kurması üzerine başvurucunun iletişimi bu kapsamda tespit edilerek

kayda alınmıştır. Söz konusu tedbirin uygulanması nedeniyle başvurucunun haberleşme

hürriyetine yönelik dolaylı şekilde bir müdahalede bulunulduğu

değerlendirilmiştir.

48. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

49. Anılan müdahale Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen

koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 22. maddesini ihlal

edecektir.

50. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında haberleşme

hürriyetine yapılan müdahalelerin değerlendirilmesine ilişkin temel ilkeler

belirlenmiştir. Gizli uygulanmaları nedeniyle kötüye kullanılma riski

barındıran, haberleşmenin gizliliğine yönelen tedbirlerin uygulama alanı ve

usulünün açık kanun hükümleri ile düzenlenmesi şarttır. Buna göre haberleşme

hürriyetine yapılan müdahale öncelikle kanunla öngörülmelidir.

Müdahalenin yasal dayanağını oluşturan mevzuatın ulaşılabilir, yeterince

açık ve belirli, bir eylemin gerektirdiği sonuçlar açısından öngörülebilir

olması gerekir. İkinci olarak söz konusu sınırlandırma meşru bir amaca

dayalı olmalıdır. Bunun yanı sıra müdahale demokratik bir toplumda gerekli

ve ölçülü olmalıdır (Ahmet Temiz, B. No: 2013/1822, 20/5/2015, §§

28-34; Rıdvan Bayram, § 40; Yasemin Çongar ve diğerleri, §§ 56,

57).

51. Somut olayda başvurucunun haberleşme hürriyetine

yönelik müdahalenin dayanağı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 135. ve

137. maddeleridir. Müdahale tarihi itibarıyla yürürlükteki haliyle 135. maddeye

göre sadece sınırlı sayıda sayılan suç türleri bakımından yapılan

soruşturmalarda, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve

başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya

gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli

veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespit edilebileceği,

dinlenebileceği ve kayda alınabileceği düzenlenmiştir. Aynı maddede, hâkim

kararında, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği,

iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite

imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresinin belirtileceği, tedbir

kararının en çok üç ay için verilebileceği, hangi koşullarda bu tedbirin

uzatılacağı düzenlenmiştir (V.D., § 59; Yılmaz Öner, § 51). Bu

kapsamda 5271 sayılı Kanun’un anılan maddelerinin kanunilik ölçütünü

karşıladığı sonucuna varılmıştır.

52. Somut olayda suç işlenmesinin önlenmesi ve suç

kanıtlarının elde edilmesi amacına yönelik olarak 5271 sayılı Kanun’un 135.

maddesi uyarınca ve mahkeme kararıyla iletişimin tespiti gerçekleştirilmiştir.

Dolayısıyla müdahale Anayasa’nın 22. maddesinde gösterilen meşru bir amaca

dayalıdır.

53. Başvuruya konu olayda belirtilen amaca yönelik olarak

N.B. isimli şüpheli hakkında 5271 sayılı Kanun’un 135. maddesi uyarınca ilgili

mahkemece iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararları

verilmiştir. Başvurucunun, hakkında usulüne uygun şekilde iletişimin

denetlenmesi kararı verilmiş diğer şüpheliyle yaptığı telefon görüşmeleri

dinlenerek kayda alınmıştır.

54. 5271 sayılı Kanun’un 135. maddesi telefonların dinlenmesi

tedbirleri karşısında kişilerin özel hayatları ve haberleşme hürriyetlerinin

korunması bağlamında yeterli güvenceleri düzenlemekte olup somut olayda da

anılan Kanun hükmüyle getirilen güvencelere uyulmuştur. Anılan Kanun'un 135.

maddesinde sınırlı sayıda sayılmış olan suçlar kapsamında (suç işlemek amacıyla

örgüt kurma ve fuhuş) iletişimin denetlenmesi tedbiri gerçekleştirilmiş ve

başvurucunun görüşmeleri de dinlenmiştir. Buna göre kamu düzenini tehdit eden

nitelikte bir suçun işlenmesinin önlenmesi ve suç kanıtlarının elde edilmesi

amacına yönelik olarak hakkında dinleme kararı verilmiş süphelilerle

başvurucunun yaptığı telefon görüşmelerinin dinlenip kayda alınmasının

demokratik bir toplumda gerekli olmadığı söylenemez. Öte yandan bu şekilde elde

edilen deliller üzerine kısa süre içinde şüphelilerin göz altına alındığı, bu

bakımdan dinleme işlemlerinin süreklilik arz etmeyecek şekilde ve verilen yasal

süreler içinde tamamlandığı, delillerin elde ediliş şeklinde herhangi bir

takdir hatası veya keyfîlik bulunmadığı ve isnat edilen suçun ağırlığı

hususları da dikkate alındığında müdahalenin hedeflenen amacın sınırlarını

aşmadığı, dolayısıyla orantılı olduğu kanaatine varılmıştır. Sonuç olarak

haberleşme hürriyetine yönelik açık ve görünür bir ihlalin bulunmadığı

değerlendirilmiştir.

55. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddialar

1. Başvurucunun

İddiaları

56. Başvurucu, üçüncü kişi hakkında verilen iletişimin

tespiti kararı kapsamında elde edilen delillerin kendisi hakkında açılan

disiplin soruşturmasında kullanıldığını ve söz konusu delillere dayanılarak

meslekten çıkarıldığını belirterek bu kapsamda elde edilen delillerin hukuka

aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu, söz konusu hukuka aykırı delillerin

açtığı iptal davasında kullanılması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca, Yüksek Disiplin Kurulunda savunma yapmak

istemesine rağmen kendisine mevzuatta öngörülen şekilde yeterli bir süre

verilmediğini ve savunması alınmadan disiplin cezası işlemi tesis edildiğini

belirterek savunma hakkının, eşitlik ilkesinin ve suç ve cezaların kanuniliği

ilkesinin ileri sürmüştür. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yargılamanın

yenilenmesine ve lehine tazminata karar verilmesini talep etmiştir.

2. Değerlendirme

57. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak

Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşrû vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

58. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucuların iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamında güvence

altında olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkı çerçevesinde incelenmiştir.

59. Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma

ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede Türkiye'nin tarafı olduğu uluslararası

sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında hakkaniyete uygun yargılanma hakkı düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca değerlendirme yaptığı birçok kararında,

kanuni bir temele dayanmadan veya hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin

yargılamada kullanılmasıyla ilgili olarak ileri sürülen iddiaları -AİHM gibi-

adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan hakkaniyete uygun yargılanma

hakkı kapsamında incelemektedir. Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yapılan

değerlendirmelerde, Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrası da dikkate

alınmaktadır (Orhan Kılıç, B. No: 2014/4704, 1/2/2018, § 43).

60. Ancak bireysel başvuruya konu davadaki eylemlerin

kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, delillerin kabul

edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile uyuşmazlığa derece mahkemeleri

tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması, bireysel başvuru

incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Dolayısıyla somut başvuruyla

ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin rolü, derece mahkemelerince yapılan değerlendirmelerin

ve varılan sonuçların hukuka uygunluğunu denetlemek değildir. Belirli bir

davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin

davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine

aittir (Orhan Kılıç, § 44).

61. Bu konuda değerlendirme yapılırken delillerin elde

edildiği koşulların, onların gerçekliği ve güvenilirliği üzerinde şüphe doğurup

doğurmadığının da dikkate alınması gereklidir (Güllüzar Erman, B. No:

2012/542, 4/11/2014, § 60). Hakkaniyete uygun bir yargılama, delillerin

gerçekliği ve güvenilirliği konusundaki kuşkuların giderilmesini ve delillerin

güvenilirliğine ve gerçekliğine etkili bir şekilde itiraz etme fırsatının

tanınmış olmasını zorunlu kılmaktadır (Orhan Kılıç, § 47).

62. Anayasa Mahkemesi; delillere yönelik hukuka aykırılık

iddialarıyla ilgili olarak başvuruculara delillerin gerçekliğine itiraz etme ve

kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediğini, bu konuda

silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin gözetilip

gözetilmediğini, savunmanın menfaatlerinin korunması için yeterli güvenceler

sağlanıp sağlanmadığını incelemektedir (Orhan Kılıç, § 48).

63. Kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde

ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen veya

derece mahkemelerince hukuka aykırı oldukları tespit edilen delillerin kabul

edilmesinin yargılamanın hakkaniyetini zedeleyip zedelemediğinin Anayasa'nın

36. ve 38. maddeleri açısından değerlendirilmesinde -yargılamanın bütünlüğü içinde-

somut davanın kendine özgü koşulları dikkate alınmalıdır (Orhan Kılıç, §

51).

64. Somut olayda suç işlemek amacıyla örgüt kurma, fuhuş,

fuhşa aracılık etme, fuhuş için yer temin etme ve insan ticareti suçlarından

Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında

mahkeme kararına dayanılarak şüpheli N.B. hakkında iletişimin tespiti,

dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme tedbiri uygulanmıştır.

Bu doğrultuda anılan şüpheli ile iletişim vasıtalarıyla ve fiziken görüştüğü

anlaşılan başvurucu hakkında da söz konusu tedbirler uygulanmıştır.

65. Başvurucunun hukuka aykırı olduğunu iddia ettiği ve

hakkındaki disiplin soruşturması ile iptal davasında delil olarak

kullanıldığını belirttiği telefon görüşmelerine ve teknik izlemeye ilişkin

tutanakların, adli soruşturma kapsamındaki diğer şüpheliyle ilgili iletişimin

denetlenmesi ve teknik araçlarla izlenmesi tedbirlerinin uygulanması sonucu

elde edildiği görülmektedir.

66. Konya 1. İdare Mahkemesinde açılan iptal davasında

verilen kararın gerekçesinden de anlaşıldığı üzere söz konusu deliller, bir suç

soruşturması kapsamında mahkeme kararına dayanılarak telekomünikasyon yoluyla

yapılan iletişimin denetlenmesine ve teknik araçlarla izlemeye ilişkin

tedbirlerin icrasından sonra usulüne uygun şekilde elde edilmiştir. Öte yandan

bu delillerin kanuni düzenlemelere uygun şekilde elde edilmediği ve elde ediliş

yöntemi açısından hukuka aykırı mahiyette olduğu hususunda derece

mahkemelerince bir tespitte bulunulmadığı görülmektedir. Zira Danıştay Beşinci

Dairesinin 25/10/2017 tarihli kararından da anlaşıldığı üzere, iletişimin

denetlenmesi tedbiri şayet 5271 sayılı Kanun'un 135. maddesinde yer alan suçlar

kapsamında mevzuatta öngörülen şekilde gerçekleştirilmişse, bu suretle elde edilen

deliller hukuka uygundur ve bu delillere dayanılarak idari işlemler tesis

edilebilir (bkz. § 34).

67. Bu durumda -belirli bir davaya ilişkin olarak

delilleri değerlendirme yetkisi kural olarak yargılamayı yapan mahkemeye ait

olmakla birlikte- somut olayda elde edilen delillerin iptal davasında

kullanılmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelemediği

sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca delillerin değerlendirilmesinde bariz takdir

hatası veya açık keyfîlik oluşturan bir bulguya rastlanmamıştır. Diğer taraftan

silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine aykırı olarak başvurucuya

delillerini sunma, inceletme ve itiraz etme hususlarında uygun olanakların

sağlanmadığına ya da kendisini savunma imkanının tanınmadığına ilişkin bir

delil de bulunmamaktadır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde,

yargılamanın bütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal eder nitelikte bir

durumun bulunmadığı açıktır.

68. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da

diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A.

1. Haberleşme hürriyetinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA 14/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serruh KALELİ Hasan Tahsin GÖKCAN Kadir ÖZKAYA Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör Yrd. : Fatih ALKAN Başvurucu : Muammer YILMAZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/4779, 14 Kasım 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve
  6. Olgular
  7. A. İdari Yargı Süreci
  8. B. Ceza Yargılaması Süreci
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası Hukuk
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Haberleşme Hürriyetinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
  14. B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin
  15. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/4779
Tarih
14 Kasım 2018

İlgili Kararlar

  • Mevlüt Can Başvurusu (B. No: 2014/12954)
  • Sedef Ünal Başvurusu (B. No: 2015/16581)
  • Gulan Kılıçoğlu Yüzbaşı Başvurusu (B. No: 2014/573)
  • Mehmet Yılmaz Başvurusu (B. No: 2015/8533)
  • Selçuk Özbölük Başvurusu (B. No: 2015/7206)
  • Tahir Ağgün Başvurusu (B. No: 2015/3544)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.