İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Turgut Duman Başvurusu (B. No: 2014/15365)

1. Başvuru, kanunen verilmemesi gereken kişisel verinin idari

Başvuru No2014/15365Tarih29 Mayıs 2019Okuma43 dk · 8.548 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Turgut Duman Başvurusu

Karar tarihi
29 Mayıs 2019
Başvuru Numarası
2014/15365
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

8.548 kelime·43 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kanunen verilmemesi gereken kişisel verinin idari

makamlara açıklanması ve güvenlik soruşturmasına esas alınması nedeniyle özel

hayata saygı hakkının; idare mahkemesince verilen kararda ceza soruşturmasına

konu suçun işlendiği yönünde ifadeler bulunması nedeniyle masumiyet karinesinin

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 19/9/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık,

görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

9. 25/5/1981 doğumlu olan başvurucu, 28/12/1999 tarihinde

Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (DHKP-C) terör örgütüne yardım suçunu

işlediği isnadına bağlı olarak gözaltına alınmış ve hakkında Adana 1. Devlet

Güvenlik Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. Söz konusu kovuşturma kapsamında

4/1/2000 tarihinde tutuklanan başvurucu yaklaşık bir yıl üç ay sonra 10/4/2001

tarihinde serbest bırakılmış ve yargılanmasına tutuksuz olarak devam

edilmiştir. Yargılama sonucunda; Adana 1. Devlet Güvenlik Mahkemesinin 4/12/2001

tarihli kararıyla fiilinin örgüte yardım ve yataklık türünde olduğu, süre

itibarıyla koşulları oluştuğundan 21/12/2000 tarihli ve 4616 sayılı 23 Nisan

1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve

Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun'un 1. maddesinin birinci fıkrasının dördüncü

bendi gereğince davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine hükmedilmiştir.

Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2/4/2007 tarihli kararı ile de başvurucunun beş

yıllık deneme süresi içinde başka suç işlemediği gerekçesiyle kamu davasının

ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir.

10. Ayrıca başvurucunun İçişleri Bakanlığına müracaatı üzerine

18/5/2007 tarihli yazıyla hakkındaki Genel Bilgi Toplama (GBT) kaydının iptal

edildiği bildirilmiştir.

11. 16/3/2012 tarihinde Bakanlık tarafından verilen izne

istinaden sözleşmeli ceza infaz kurumu şoförlüğü alımı için Hatay Adalet

Komisyonu (Komisyon) Başkanlığı tarafından sınav yapılmıştır. Sınavla altı

kişinin işe alınması planlanmıştır.

12. Başvurucunun söz konusu sınav dolayısıyla Adalet Bakanlığı

Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünden temin ettiği 6/7/2012 tarihli adli

sicil kaydı ve adli sicil arşiv kaydı belgesinde adli sicil ve arşiv kaydının

bulunmadığı belirtilmiştir.

13. Komisyon Başkanlığınca yapılan yazılı ve sözlü sınavlar

sonucunda başvurucu 3. sırada başarılı olmuştur. Sözleşmeli ceza infaz kurumu

şoförlüğüne yerleştirilmesi düşünülen başvurucu hakkında, Komisyon

Başkanlığınca güvenlik soruşturması işlemlerine başlanmıştır.

14. Hatay Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü tarafından Komisyon

Başkanlığına hitaben yazılan 8/5/2012 tarihli yazıda, başvurucu hakkında

istenen güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda yasadışı silahlı

DHKP-C örgütüne yardım suçu ile ilgili Adana 1. Devlet Güvenlik Mahkemesince

verilen 4/12/2001 tarihli kararın gönderildiği bildirilmiştir. Söz konusu yazı

ekinde 4/12/2001 tarihli kararın tamamının değil sanık isimlerinin bulunduğu

1., 2., 3. ve 4. sayfalarının ve hüküm fıkrasının yer aldığı 15., 16. ve 17.

sayfalarının gönderildiği görülmekte olup bu kısımlarda başvurucunun hangi

eylemleri işlediği konusunda bilgi bulunmamaktadır.

15. Komisyon Başkanlığının 21/5/2012 tarihli kararı ile

başvurucunun söz konusu yargılamaya konu eyleminin niteliği dikkate alınarak

istihdam edilmesinin uygun olmadığına karar verilmiş ve bu karar başvurucuya

bildirilmiştir.

16. Bunun üzerine başvurucu tarafından Bakanlık ve Komisyon

Başkanlığı aleyhine atama işleminin yapılmaması nedeniyle Hatay İdare Mahkemesi

nezdinde iptal davası açılmıştır.

17. Başvurucu ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İnsan

Haklarını İnceleme Komisyonuna (İnceleme Komisyonu) müracaatta bulunmuştur.

İnceleme Komisyonunun 16/7/2013 tarihli yazısında; davanın ortadan

kaldırılmasına, adli sicil, arşiv ve emniyet kayıtlarının silinmesine rağmen

başvurucunun ilk yargı kararına dair bilgilerinin Hatay İl Emniyet Müdürlüğü

tarafından paylaşılmasının hukuka aykırı olduğu görüşü bildirilmiştir.

18. Başvurucu Hatay İdare Mahkemesine (Mahkeme) verdiği

24/7/2013 tarihli dilekçesinde İnceleme Komisyonunun görüş yazısını da sunmak

suretiyle silinmiş suç kayıtlarının Hatay İl Emniyet Müdürlüğü tarafından

paylaşılmasının hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Başvurucu Mahkemeye

sunduğu 10/10/2012 tarihli dilekçesinde, GBT kayıtlarının silinmiş ve yargı

kararıyla davanın ortadan kaldırılmış olmasının yok sayıldığını, hakkında

herhangi bir mahkûmiyet içermeyen sicilin ne zamana kadar saklanacağını, bunun

süresiz olarak saklanmasının mümkün olmadığını ifade etmiş ve Anayasa'nın 41.

ve 70. maddelerinde yer alan temel haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Başvurucu aynı yöndeki iddialarını yürütmenin durdurulmasının reddi kararına

itiraz ve temyiz dilekçelerinde de tekrar etmiştir.

19. Mahkeme 7/3/2013 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir.

Kararda, ceza infaz kurumları ile tutukevlerinde çalıştırılacak personel

hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmasının zorunlu

olduğu, idarenin atama yapıp yapmamak konusunda takdir yetkisinin bulunduğu

ifade edilmiştir. Kararda; ceza yargılamasında davanın kesin hükme

bağlanmasının ertelenmesine karar verildiği, bu kararın başvurucunun üzerine

atılı suçu işlemediği anlamına gelmeyeceği, hakkında verilmiş bir beraat kararı

da bulunmadığı belirtilmiştir. Bu durumda başvurucunun atanmak istediği görevin

önem ve özelliği ile güvenlik soruşturmasında elde edilen bilgiler

gözetildiğinde, başvurucunun atanmamasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık

bulunmadığı gerekçesine yer verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Bu

durumda, davacının, üzerine atılı eyleminden dolayı hakkında yapılan

yargılamada davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verildiği, bu

kararın davacının üzerine atılı suçu işlemediği anlamına gelmeyeceği, davacının

üzerine atılı suçu işlemediği yönünde verilmiş bir beraat kararı da

bulunmadığı, kaldı ki, güvenlik soruşturmasında elde edilen bilgiler ve

davacının atanmak istediği görevin nitelikleri ve hassasiyeti göz önüne

alındığında, atama yapıp yapmamak konusunda idarenin takdir yetkisinin olduğu

ve bu yetkinin kamu yararı ve hizmet gerekleri gözetilerek kullanıldığı

anlaşıldığından davacının istihdam edilmesinin uygun görülmediğine ilişkin dava

konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamıştır.”

20. Başvurucunun temyiz istemi Danıştay Onikinci

Dairesinin 19/9/2013 tarihli kararıyla reddedilerek hüküm onanmıştır.

21. Karar düzeltme istemi ise aynı Dairenin 16/5/2014 tarihli

kararıyla reddedilmiştir. Anılan karar 22/8/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

22. Başvurucu 19/9/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

23. Bunun yanı sıra Anayasa Mahkemesince Hatay Valiliği İl

Emniyet Müdürlüğünden başvurucu hakkındaki Adana 1. Devlet Güvenlik

Mahkemesinin 4/12/2001 tarihli kararının nasıl ve nereden tespit edildiği

sorulmuştur. Hatay Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü tarafından verilen 11/4/2018

tarihinde kayda alınan cevapta; başvurucunun yargılanmış olduğunun kayıtlarının

tetkikinden anlaşıldığı, bunun üzerine Adana İl Emniyet Müdürlüğü ile yapılan

yazışma sonucunda söz konusu Mahkeme kararının temin edildiği bildirilmiştir.

24. Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün

25/6/2018 tarihli yazısında; 4616 sayılı Kanun'a göre verilmiş erteleme

kararlarının kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü niteliğinde bulunmadığı, bu nedenle

bir sicil kaydı olmadığı, bilgi mahiyetinde kayda alındığı belirtilmiştir. 4616

sayılı Kanun'a göre verilmiş erteleme kararlarının 25/5/2005 tarihli ve 5352

sayılı Adli Sicil Kanunu'nun 6. maddesi uyarınca sadece soruşturma ve

kovuşturma kapsamında mahkeme, hâkim, askerî hâkim, Cumhuriyet başsavcılığı

veya askerî savcılık tarafından istenmesi hâlinde verilmek üzere sicil

kayıtlarından ayrı bir yerde sistemde tutulduğu bildirilmiştir. Söz konusu

yazıda ayrıca 4616 sayılı Kanun'a göre verilmiş erteleme kararlarının kamu

görevlerine yapılacak atamalar dolayısıyla güvenlik soruşturması kapsamında

ilgili kamu kurumlarına verilemeyeceği ifade edilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Mevzuat

25. 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması

Kanunu'nun "Özel nitelikli kişisel

verilerin işlenme şartları" kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili

kısımları şöyledir:

“(1)Kişilerin

ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, .... ceza mahkûmiyeti ve güvenlik

tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve

genetik verileri özel nitelikli kişisel veridir.

(2)

Özel nitelikli kişisel verilerin, ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesi

yasaktır.

(3)Birinci

fıkrada sayılan sağlık ve cinsel hayat dışındaki kişisel veriler, kanunlarda

öngörülen hâllerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir....”

26. 6698 sayılı Kanun’un "İstisnalar"

kenar başlıklı 28. maddesinin birinci fıkrasının (ç) ve (d) bentleri şöyledir:

“ç)

Kişisel verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu

düzenini veya ekonomik güvenliği sağlamaya yönelik olarak kanunla görev ve

yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen önleyici,

koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında

işlenmesi.

d) Kişisel verilerin soruşturma, kovuşturma,

yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz

mercileri tarafından işlenmesi…”

27. 4616 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte olan hâliyle

1. maddesinin birinci fıkrasının dördüncü bendi şöyledir:

“23

Nisan 1999 tarihine kadar işlenmiş ve ilgili kanun maddesinde öngörülen şahsî

hürriyeti bağlayıcı cezanın üst sınırı on yılı geçmeyen suçlardan dolayı

haklarında henüz takibata geçilmemiş veya hazırlık soruşturmasına girişilmiş

olmakla beraber dava açılmamış veya son soruşturma aşamasına geçilmiş olmakla

beraber henüz hüküm verilmemiş veya verilen hüküm kesinleşmemiş ise, davanın

açılması veya kesin hükme bağlanması ertelenir; varsa tutukluluk halinin

kaldırılmasına karar verilir. Bu suçlarla ilgili dosya ve deliller, bu bentte

öngörülen sürelerin sonuna kadar muhafaza edilir.

Erteleme konusu suç kabahat ise bir yıl, cürüm

ise beş yıl içinde bu kabahat veya cürüm ile aynı cins veya daha ağır şahsî

hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç işlendiğinde, erteleme konusu

suçtan dolayı da dava açılır veya daha önce açılmış bulunan davaya devam

edilerek hüküm verilir. Öngörülen süreler, erteleme konusu kabahat veya cürüm

ile aynı cins veya daha ağır şahsî hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir

suç işlenmeksizin geçirildiğinde, ertelemeden yararlanan hakkında kamu davası

açılmaz, açılmış olan davanın ortadan kaldırılmasına karar verilir.”

28. 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48.

maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Devlet memurluğuna

alınacaklarda aşağıdaki genel ve özel şartlar aranır.

A) Genel şartlar:

Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde

belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl

veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin

güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı

suçlar, (…) zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik,

güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına

fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya

kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak.

...

B) Özel şartlar:

...

2. Kurumların özel kanun veya diğer

mevzuatında aranan şartları taşımak."

29. 10/7/2003 tarihli ve 25164 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Adalet Bakanlığı Memur Sınav, Atama ve Nakil Yönetmeliği'nin "Özel şartlar" kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"18) Ceza infaz kurumları ve tutukevleri

ile denetimli serbestlik müdürlüklerinde görev alacak bütün unvanlardaki

personel için ayrıca aranacak şartlar;

...

b) Güvenlik soruşturması olumlu olmak,"

30. 26/10/1994 tarihli ve 4045 sayılı Güvenlik Soruşturması,

Bazı Nedenlerle Görevlerine Son Verilen Kamu Personeli ile Kamu Görevine

Alınmayanların Haklarının Geri Verilmesine ve 1402 Numaralı Sıkıyönetim

Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun'un 1. maddesi şöyledir:

"Güvenlik Soruşturması ve Arşiv

Araştırması; kamu kurum ve kuruluşlarında, yetkili olmayan kişilerin bilgi

sahibi olmaları halinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç

ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve

belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile askeri, emniyet ve

istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ve ceza infaz

kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel hakkında yapılır.

Devletin güvenliğini, ulusun varlığını ve

bütünlüğünü iç ve dış menfaatlerinin zarar görebileceği veya tehlikeye

düşebileceği bilgi ve belgeler ile gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek

gruplarının tespiti, birim ve kısımların tanımlarının yapılması, güvenlik

soruşturmasının ve arşiv araştırmasının usul ve esasları ile bunu yapacak

merciler ve üst kademe yöneticilerinin kimler olduğu Bakanlar Kurulu Kararı ile

yürürlüğe konulacak yönetmelik ile düzenlenir."

31. 12/4/2000 tarihli ve 24018 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği'nin

(Yönetmelik) "Kapsam"

kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

“Bu

Yönetmelik; yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları halinde Devletin

güvenliğinin, iç ve dış menfaatlerinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün zarar

görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeleri, bunların

toplanmasını ve işlemini yürüten bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarının

ilgili birim ve kısımlarının belirlenmesini, Türk Silahlı Kuvvetlerinde,

emniyet ve istihbarat teşkilatlarında, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde

çalışacak personeli, ayrıca bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarının

yurtdışı teşkilatlarında sürekli görevlendirilecek bütün personel için yapılacak

güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının esas ve usullerini, bunu yapacak

mercileri, hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacak

gizlilik dereceli yerlerde çalışan kamu personeli ile meslek grupları ve üst

kademe yöneticilerini kapsar.”

32. Yönetmelik'in "Güvenlik

soruşturması ve arşiv araştırması yapacak makamlar" kenar

başlıklı 7. maddesi şöyledir:

"Güvenlik soruşturması ve arşiv

araştırması, Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü

ve mahalli mülki idare amirlikleri tarafından yapılır.

İçişleri Bakanlığı Kaçakçılık İstihbarat

Harekat ve Bilgi Toplama Dairesi Başkanlığı´ndaki bilgi kayıtları ile Adalet

Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü´ndeki adli sicil kaydı,

talepleri üzerine, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yapacak

makamlar ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin ilgili birimlerine verilir."

33. Yönetmelik'in

"Hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacak

personel" kenar başlıklı 8. maddesinin birinci ve ikinci

fıkraları şöyledir:

"Güvenlik soruşturması ve arşiv

araştırması; gizlilik dereceli birim ve kısımlar ile askeri, emniyet,

istihbarat teşkilatlarında ve ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde

çalıştırılacak personel hakkında yapılır.

Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahalli mülki idare

amarlikleri, güvenlik soruşturması ve arşiv

araştırmasını; bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşlarının gizlilik dereceli

birim ve kısımları ile yurtdışı teşkilatında ve askeri, emniyet, istihbarat

teşkilatlarında ve ceza infaz kurumu ve tutukevlerinde çalıştırılacak personel

hakkında yapar."

34. Yönetmelik'in

"Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasında araştırılacak

hususlar" kenar başlıklı 11. maddesi şöyledir:

"Güvenlik soruşturması ve arşiv

araştırmasında kişinin içinde bulunduğu ortam da dikkate alınarak:

a) Kimlik kontrolü, kimlik kayıtlarının

doğruluk derecesi, uyrukluğu, geçmişte yabancı bir devletin uyrukluğuna girip

girmediği,

b) Kolluk kuvvetleri tarafından halen aranıp

aranmadığı, kolluk kuvvetlerinin ve istihbarat ünitelerinin arşivlerinde

bilgiler bulunup bulunmadığı, adli sicil kaydının ve hakkında bir tahdidin olup

olmadığı,

c) Yıkıcı faaliyetlerde bulunup bulunmadığı ve

5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanuna ve Atatürk ilke ve

inkılaplarına aykırı davranıp davranmadığı.

d) Şeref ve haysiyetini ihlal edecek ve

görevine yansıyacak şekilde kumara, uyuşturucuya, içkiye, paraya ve aşırı bir

şekilde menfaatine düşkün olup olmadığı, ahlak ve adaba aykırı davranıp

davranmadığı,

e) Yabancılarla, özellikle hasım ve hasım

olması muhtemel Devlet mensupları ve temsilcileriyle ilgili derecesinin iç yüzü

ve nedeni,

f) Sır saklama yeteneğinin olup olmadığı,

araştırılır."

35. Yönetmelik'in "Güvenlik

soruşturması ve arşiv araştırmasında izlenecek yöntem" kenar

başlıklı 12. maddesi şöyledir:

“Bu

Yönetmelik kapsamına giren bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarınca

yaptırılacak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasında aşağıdaki yöntem izlenir:

a) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması

formundaki sorular nüfus kayıtlarında yapılan tashih ve değişiklikler

belirtilmek ve isimler açıkca yazılmak suretiyle

cevaplandırılır ve nüfus cüzdanı örneği noksansız olarak doldurularak istek

yazısı ekinde soruşturmayı yapan makama bildirilir.

b) Hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv

araştırması yapılması istenilen kişiler için kurum ve kuruluşunca Adalet

Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünden sağlanan adli sicil

kaydıyla ekteki formdan bir örneği kişinin nüfusa kayıtlı olduğu il valiliğine,

bir örneği ikamet ettiği il valiliğine, bir örneği Emniyet Genel Müdürlüğüne,

bir örneği de ilgisine göre Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığına

gönderilir. Bir örneği de istekte bulunan kurum ve kuruluşun dosyasında

saklanır. Türk Silahlı Kuvvetlerince yaptırılacak arşiv araştırmalarında forma

adli sicil kaydının eklenmesi zorunlu değildir.

c) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması

yapılması isteminin ilgili makama ulaşmasından itibaren arşiv araştırması

sonuçları en geç 30 gün, güvenlik soruşturması sonuçları en geç 60 gün içinde

cevaplandırılır. Soruşturma ve araştırma sonucunu içeren bilgi ve belgeler

ilgilinin güvenlik makamlarındaki dosyasında asgari 'gizli' gizlilik

derecesinde saklanır.

d) Güvenlik soruşturması ve arşiv

araştırmasını isteyen makama, kişi hakkında karar vermeye yeterli bilgiler

aktarılır.

e)Güvenlik soruşturması ve arşiv

araştırmasının nasıl ve ne şekilde yapılacağı,soruşturma

ve araştırma yapmaya yetkili makamların görev talimatları ile belirlenir.

f) Mahalli mülki idare amirliklerince yapılmış

olan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasında olumsuz durumu saptananların

evrakın bir örneği dosya açılmak üzere Emniyet Genel Müdürlüğüne gönderilir.

g) Güvenlik soruşturması ve arşiv

araştırmasında olumsuz durumu saptananlarla ilgili bilgiler Milli İstihbarat

Teşkilatı Müsteşarlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünce karşılıklı olarak

birbirlerine aktarılır.

...”

36. 5352 sayılı Kanun'un 6. maddesi şöyledir:

“Kamu

davasının açılmasının ertelenmesine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

ilişkin kararlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak

mahkeme, hâkim, askerî hâkim, Cumhuriyet Başsavcılığı veya askerî savcılık

tarafından istenmesi halinde verilmek üzere kaydedilir.”

37. Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü

tarafından çıkarılan 17/12/2007 tarihli ve "4616

Sayılı Kanun'a İlişkin Erteleme Kararları" konulu Genelge'nin

ilgili kısmı şöyledir:

“...4616

sayılı Kanuna göre verilmiş erteleme kararları kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü

niteliğinde bulunmadığı nedenle bir sabıka kaydı olmayıp, bilgi mahiyetinde

kayda alınıp, sadece soruşturma ve kovuşturma kapsamında mahkeme, hâkim, askeri

hâkim, Cumhuriyet başsavcılığı veya askeri savcılık tarafından istenmesi

halinde verilmek üzere sabıka kayıtlarından ayrı bir yerde tutulmaktadır. Bu

kayıtları tutan Genel Müdürlüğümüzün kayıtlara ilişkin davaların dava

zamanaşımı süresi içerisinde zanlının başka bir suç işleyip işlemediğini tespit

etme imkânı bulunmadığı gibi, erteleme kararı veren merciin 4616 sayılı Kanunun

1/4. maddesinde belirtilen şartların gerçekleşmesi halinde, ertelemeden

yararlanan hakkında kamu davasının açılmamasına karar verilmesi ve kesinleşmesini

takiben Genel Müdürlüğümüze gönderilmesi halinde bu bilgilerin kayıtlarımızdan

çıkarılabileceği izahtan varestedir.”

38. Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü

tarafından çıkarılan 1/1/2006 tarihli ve 56 sayılı Genelge'nin ilgili kısımları

şöyledir:

“…

2) 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenmiş

suçlardan dolayı ...sanıklar hakkında öngörülen ...'kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi'kararlarına dayalı olarak düzenlenecek tali

karar fişlerinde ;...ertelemenin 4616 sayılı Kanun hükümlerine dayandığının

(14) numaralı sütunda mutlaka belirtilmesi...bu şekilde tanzim edilen tali

karar fişlerinin üç gün içerisinde Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğüne

gönderilmesi

...

4) Adli sicil müdürlükleri veya şefliklerince,

4616 sayılı Kanun uyarınca verilen erteleme kararlarına dair adli sicil

bilgilerinin sadece soruşturma ve kovuşturma konusu olan işler nedeniyle

Cumhuriyet Başsavcılıkları ve mahkemelerce istenildiğinde verilmesi

gerektiğinin bilinmesi.

...konularında gereken dikkat ve özenin

gösterilmesini rica ederim. ”

39. Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün

25/6/2018 tarihli yazısının ilgili kısımları şöyledir:

"Açıklanan nedenlerle; 5352 sayılı Adli

Sicil Kanununun 6 ncı maddesinde ve söz konusu

Genelgede4616 sayılı Kanuna göre verilmiş erteleme kararlarının kesinleşmiş

mahkûmiyet hükmü niteliğinde bulunmadığından bir sicil kaydı olmadığı, bilgi

mahiyetinde kayda alınıp, sadece soruşturma ve kovuşturma kapsamında mahkeme,

hâkim, askeri hâkim, Cumhuriyet başsavcılığı veya askeri savcılık tarafından

istenmesi hâlinde verilmek üzere sicil kayıtlarından ayrı bir yerde, mahsus

sistemde tutulmakta olup, kamu görevlerine yapılacak atamalar dolayısıyla

güvenlik soruşturması kapsamında ilgili kamu kurumlarına verilmemesi gerektiği,

Genel Müdürlüğümüzce yapılan değerlendirme

sonucunda, konuya ilişkin olarak ilgili mevzuat hükmü uygulamanın yukarıda

zikredildiği şekilde olduğu hususunu,

Bilgilerinize arz ederim."

2. 4616 sayılı Kanun'la

Düzenlenen Ertelemenin Hukuki Niteliği ile İlgili Yargı Kararları

40. Anayasa Mahkemesi 4616 sayılı Kanun'un 1. maddesinin birinci

fıkrasının dördüncü bendini eşitlik ilkesine aykırı bularak iptal etmiştir.

Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararında af, şartla salıverilme ve erteleme

kavramlarının hukuki nitelikleri açıklanmıştır. Anayasa Mahkemesinin 18/7/2001

tarihli ve E.2001/4, K.2001/332 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

“…Erteleme,

(tecil) işlediği suçtan dolayı mahkûm edilen suçluya ait cezanın infazının

belirli bir süre ile geri bırakılması ve suçlu bu süre içinde yeniden bir suç

işlemediği takdirde suçun ya işlenmemiş veya hükümlülüğünün gerçekleşmemiş ya

da cezanın çekilmiş sayılmasıdır.

...

Türk Hukukunda cezanın ertelenmesi, hükümlüye

bir deneme süresi tanıyarak cezanın yerine getirilmesini bu sürenin sonuna

bırakan, bu süreyi suç işlemeden geçiren hükümlünün mahkûmiyetini 'vaki

olmamış' sayan bir olanaktır.

...

Erteleme cezanın infazını geri bırakan kanuni

bir sebep, bir bakıma ise şartlı bir af diğer yönden de şartlı bir hükümlülük

niteliğindedir. Bu durumda 'ertelemenin' Ceza Hukukundaki diğer müesseselerle

kıyaslanmasından onun 'müstakil', 'sui generis(kendine özgü)' bir yapıya sahip olduğu sonucuna

varılmaktadır.”

41. Danıştay Birinci Dairesinin 18/4/2001 tarihli ve E.2001/33,

K.2001/47 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

“İstem,

23 Nisan 1999TarihineKadarİşlenenSuçlardanDolayıŞartla Salıverilmeye, Dava ve

Cezaların Ertelenmesine Dair 4616 sayılı Kanun’dan yararlananların657sayılıDevletMemurları

Kanununa göre Devlet memurluğuna alınıp alınamayacakları, bunlardan memur olanların

memurluğuna son verilip verilemeyeceği ve 4616 sayılı Kanun kapsamına giren bir

suçtan dolayı haklarında takibata geçilen veya dava açılan memurların isnad edilen suçu işlemediğini belirterek dava açılmasını

ya da açılan davaya devam edilerek hüküm verilmesini ilgili mercilerden isteyip

isteyemeyecekleri, memur olmaya engel hüküm verilmesi halinde memurluğun sona ermesinin

mümkün olup olmadığı hususlarında düşülen duraksamanın giderilmesine

ilişkindir.

...İstemin karara bağlanabilmesi için

öncelikle 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin (A) bendinin 5 inci fıkrasında yer

alan 'hükümlü bulunmamak' ibaresinin anlam ve

niteliğinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. ...Yargı yerlerinin yerleşik

kararlarında 657sayılıKanunun48inci

maddesinin(A)bendinin5incifıkrasındaöngörülen'hükümlübulunmamak' ibaresi, yargı

yerinin son kararı üzerine kanun yollarına başvurulmaması veya başvurulmuş ise

bu yolların tüketilmesi sonucu kesinleşmiş bir hükme dayalı ceza mahkumiyetinin

olmaması gerektiği biçiminde değerlendirilmekte ve uygulama da bu doğrultuda

bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle;

1- 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin (A)

bendinin 5 inci fıkrasında sayılan suçlar dışında ve 6 aydan fazla hapis veya

ağır hapis cezası gerektiren ve cezanın üst sınırı on yılı geçmeyen bir suç

işlediği öne sürülen Devlet memurlarından, 4616 sayılı Kanun gereğince

haklarında takibata geçilmemiş veya hazırlık soruşturmasına girişilmiş olmakla beraber

dava açılmamış veya son soruşturma aşamasına geçilmiş olmakla birlikte henüz hüküm

verilmemiş veya verilenhükümkesinleşmemişolanların,657 sayılı Kanunun 48 inci

maddesinde belirtilen Devlet memuru olmaya engel sayılan bir cezadan dolayı haklarında

kesinleşmiş mahkumiyet kararının bulunmaması nedeniyle memuriyet görevlerine

son verilemeyeceği...

Sonuçlarına ulaşıl[mıştır].”

B. Uluslararası Hukuk

1. Uluslararası Belgeler

42. 18/2/2016 tarihli ve 29628 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan 6669 sayılı Kanun'la uygun bulunan 28/1/1981 tarihli Kişisel

Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması

Sözleşmesi’nin “Özel veri kategorileri”

kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:

“İç

hukukta uygun güvenceler sağlanmadıkça, ırksal kökeni, siyasi düşünceleri, dini

veya diğer inançları ortaya koyan kişisel veriler ile sağlık veya cinsel

hayatla ilgili kişisel veriler, otomatik işleme tabi tutulmaz. Aynı durum ceza

mahkumiyetiyle ilgili kişisel veriler için de geçerlidir.”

2. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

43. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı"

kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“(1)

Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi

hakkına sahiptir.

(2) Bu

hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla

öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin

ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya

ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir

tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

44. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), devletlerin millî

güvenliğin korunması amacını gerçekleştirmede sahip oldukları takdir yetkisinin

geniş olduğunu kabul etmektedir. AİHM, Sözleşme'ye

taraf devletlerin millî güvenliği korumak için yetkili ulusal makamlarına ilk

olarak kişiler hakkında bilgi toplama ve halka açık olmayan siciller tutma,

ikinci olarak millî güvenlik bakımından önemli kadrolarda çalışmak isteyen

adayların bu işe uygunluğunu takdir ederken bu bilgiyi kullanma yetkisi veren

kurallara sahip olmaları gerektiğinde kuşku bulunmadığını belirtmektedir (Leander/İsveç, B. No: 9248/81, 26/03/1987, § 59).

45. Bununla birlikte AİHM içtihadına göre kamu mercilerinin bir

bireyin özel hayatıyla ilgili bilgileri toplaması, kaydetmesi, saklaması, özel

hayata saygı hakkına müdahale oluşturur (Leander/İsviçre, § 48;Kopp/İsviçre,

B. No: 23224/94, 25/3/1998, § 53;Amann/İsviçre

[BD], B. No: 27798/95, 16/2/2000, § 69; Rotaru/Romanya [BD], B. No: 28341/95, 4/5/2000, §§43, 44, 46).

46. AİHM'e göre bir kişinin özel

yaşamına ilişkin verilerin kaydedilmesi ve saklanması, kendi başına özel hayata

saygı hakkı bakımından bir müdahale oluşturmaktadır. Bu müdahalenin tespiti

için kaydedilen bilgilerin daha sonra kullanılmış olması gibi bir koşul da

aranmamaktadır. Bununla birlikte kamu makamları tarafından muhafaza edilen

kişisel verilerin, Sözleşme'nin 8. maddesinde öngörülen unsurlardan birini

devreye sokup sokmadığını tespit etmek için bu bilgilerin hangi çerçevede

alındıklarının ve muhafaza edildiklerinin, verilerin türünün, kullanıldıkları

ve işlendikleri şeklin ve bunlardan çıkarılabilecek sonuçların dikkate alınması

zaruridir (S. ve Marper/Birleşik

Krallık [BD], B. No: 30562/04, 30566/04, 4/12/2008, § 67).

47. AİHM'e göre kişisel verilerin

korunması, Sözleşme’nin 8. maddesinde öngörülen özel hayata saygı hakkından

kişinin yararlanması konusunda büyük öneme sahiptir. İç hukuk kişisel verilerin

bu maddede öngörülen güvencelere uygun olmayan şekilde kullanımını engellemek

için gerekli güvenceleri sağlamalıdır. Bu tür güvencelerin bulunmasının

gerekliliği, otomatik işleme tabi tutulan kişisel verilerin korunması söz

konusu olduğunda özellikle de bu verilerin polis tarafından kullanılması

hâlinde daha fazla hissedilmektedir. İç hukuk, bu verilerin saklanma amaçlarına

uygun ve aşırılıktan uzak olmalarını sağlamalı ve verilerin kaydedilme

amaçlarını gerçekleştirmek için gerekli olan süreyi aşmayacak şekilde muhafaza

edilmesini temin etmelidir. İç hukuk, aynı zamanda, kişisel verilerin uygun

olmayan şekillerde, keyfî ve yetki aşımı yapılarak kullanılmalarına karşı uygun

güvenceler de içermelidir (S.ve Marper/Birleşik Krallık, § 103; M.M./Birleşik Krallık, B. No: 24029/07,

13/11/2012, § 195).

48. Ayrıca AİHM, kişilerin suç kayıtlarının tutulması ve

kullanılması hakkında konuyu düzenleyen ilgili kanunun niteliğine ayrı bir önem

vermektedir. AİHM, suç kayıtlarının tutulması ve kullanılmasına dair kanunun

niteliği bakımından aynı telefon dinlemelerinde, gizli takipte ve gizli

istihbarat toplamada dayanılan kanunlar yönünden olduğu gibi keyfî müdahalelere

karşı bireyi korumak amacıyla yüksek bir standart aramaktadır. AİHM'e göre suç kayıtlarının tutulması ve kullanılmasına

dair kanun, tıpkı telefon dinlemelerinde, gizli takipte ve gizli istihbarat

toplamada olduğu gibi, tedbirlerin kapsamını ve uygulanmasını düzenleyen ve

özellikle, süre, stoklama, kullanım, üçüncü kişilerin veriye erişimi, verilerin

gizliliği ve bütünlüğünün korunmasına ve bunların imhasına ilişkin prosedürlere

dair ve kişilerin, yetki aşımı ve keyfiliğe karşı yeteri kadar güvenceye sahip

olmalarını sağlayacak açık ve detaylı hükümler içermelidir (S. ve Marper/Birleşik

Krallık, § 99; M.M./Birleşik

Krallık, § 195).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

49. Mahkemenin 29/5/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Özel Hayata Saygı

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

50. Başvurucu; hakkında mahkûmiyet kararı bulunmadığını, Adana

1. Devlet Güvenlik Mahkemesince davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine

hükmedildiğini, Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2/4/2007 tarihli kararı ile de

beş yıllık deneme süresi içinde başka suç işlemediği gerekçesiyle kamu

davasının ortadan kaldırılmasına karar verildiğini belirtmiştir. Başvurucu; GBT

kayıtlarının, adli sicil ve arşiv kayıtlarının silindiğinin kendisine

bildirilmesine rağmen kişisel veri olan söz konusu bilgilerin tekrar ortaya

çıkarıldığını ve ceza infaz kurumuna şoför olarak atanmasının engellendiğini ve

böylelikle özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiğini ifade etmiştir. Bu

nedenlerle başvurucu özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

51. Bakanlık görüşünde; 4045 sayılı Kanun'un 1. maddesi

doğrultusunda güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapıldığı, anılan

Kanun'un 1. maddesinin ikinci fıkrasına dayanılarak yürürlüğe konan

Yönetmelik'te güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının nasıl yapılacağının

belirlendiği, bu çerçevede müdahalenin hukukilik unsurunu taşıdığı

belirtilmiştir. Diğer taraftan atanmak istenen görevin nitelikleri ve

hassasiyeti dikkate alındığında güvenlik araştırması yapılması konusunda meşru

amacın olduğu, bu uygulamanın demokratik toplum gereklerine aykırı bir yönünün

bulunmadığı ifade edilmiştir.

52. Bakanlık görüşüne karşı verilen cevapta, başvuru

dilekçesinde yer alan hususlar tekrar edilmiştir.

2. Değerlendirme

53. Anayasa'nın 20.

maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Herkes,

özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.

Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.

...

Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin

korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel

veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini

veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp

kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen

hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına

ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”

54. Özel hayata saygı hakkı kapsamında korunan hukuki

menfaatlerden biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Mahremiyet hakkı bireyin

kendisi hakkındaki bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da

kapsamaktadır. Kendisine ilişkin herhangi bir bilginin rızası olmaksızın

açıklanmaması, yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve

rızası hilafına kullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda

bireyin menfaati bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin

geleceğini belirleme hakkına işaret etmektedir (Serap Tortuk, B. No: 2013/9660,

21/1/2015, § 32).

55. Anayasa'nın özel hayata saygı hakkını düzenleyen 20.

maddesinin üçüncü fıkrasında, herkesin kendisiyle ilgili kişisel verilerin

korunmasını isteme, bu veriler hakkında bilgilendirilme, verilere erişme,

bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme, verilerin amaçları

doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenme hakkına sahip olduğu, kişisel

verilerin ancak kanunda öngörülen hâllerde veya kişinin açık rızasıyla

işlenebileceği, kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla

düzenleneceği hükmüne yer verilerek anayasal sınırlar belirlenmiştir.

56. Söz konusu Anayasa hükmünde kişilerin kendileri hakkındaki

verilerin amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenme hakkına

sahip olduğu özellikle vurgulanmıştır.

57. Anayasa Mahkemesi tarafından kişisel veri kavramının

-belirli veya kimliği belirlenebilir olmak şartıyla- bir kişiye ilişkin bütün

bilgileri ifade ettiği kabul edilmektedir (AYM, E.2014/74, K.2014/201,

25/12/2014; E.2013/122, K.2014/74, 9/4/2014; E.2014/149, K.2014/151, 2/10/2014;

E.2013/84, K.2014/183, 4/12/2014; E.2014/180, K.2015/30, 19/3/2015; Bülent Kaya [GK], B. No: 2013/2941,

11/5/2016, § 49).

58. Bu bağlamda ceza mahkûmiyeti ile ilgili verilerin kişisel

veri olduğu açıktır. Başvurunun temelinde başvurucu hakkında verilen erteleme

kararının kamu makamlarına verilmesi yani kişisel verisinin açıklanması hususu

bulunmaktadır. Kişisel verilerin tutulması, saklanması veya aktarılmasının ise

Anayasa’nın 20. maddesi bağlamında kişilerin özel hayatına saygı hakkı kapsamında

incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Bu nedenle başvurunun Anayasa’nın 20.

maddesinde yer alan özel hayata saygı hakkı kapsamında değerlendirilmesi

gerekmektedir (Fatih Saraman

[GK], B. No: 2014/7256, 27/2/2019, § 57).

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

59. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel

hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı

60. Kamu mercileri tarafından özel yaşamı ile ilgili sorular

sorulması da dâhil olmak üzere bir bireyin özel hayatı, iş ve sosyal yaşamıyla

ilgili bilgilerinin alınması, kaydedilmesi, saklanması ve kullanılması özel

hayata saygı hakkına müdahale oluşturur (Bülent

Kaya § 51; Güzide Defne Samyeli,

B. No: 2014/4399, 21/9/2016, § 67).

61. Somut olayda başvurucunun devlet güvenlik mahkemesinde

yargılanması sonucu verilen davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine

dair kararın Hatay Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü tarafından Komisyon

Başkanlığına verildiği ve bu Mahkeme kararı dikkate alınarak başvurucunun

sözleşmeli ceza infaz kurumu şoförlüğüne atamasının yapılmadığı

anlaşılmaktadır.

62. Resmî makamlar tarafından muhafaza edilmekte olan başvurucu

hakkında yürütülen ceza yargılamasına dair bilgilerin özel hayata saygı hakkı

anlamında kişisel veri olduğu açıktır (Fatih

Saraman § 61). Söz konusu kişisel

verilerin muhafaza edilmesi ve güvenlik soruşturmalarında kullanılmasının,

Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına bir

müdahale oluşturduğu sonucuna varılmıştır.

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

63. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel

hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.

Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve

lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

64. Yukarıda anılan müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığının

Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanunlar

tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma,

demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama

koşulları yönünden incelenmesi gerekir. Bu bağlamda somut başvuruda öncelikle

müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığı incelenmelidir.

(1) Genel

İlkeler

65. Anayasa uyarınca temel hak ve özgürlüklere getirilen

sınırlamaların öncelikle kanunla öngörülmüş olması gerekmektedir. Kanun ile sınırlama ölçütü veya kanunilik ilkesi Sözleşme'nin 8.

maddesinde de bir sınırlama ve güvence ölçütü olarak yer almaktadır. Buna

karşın Sözleşme'de yer alan kanunla öngörülmüş olma kavramı ile Anayasa'da yer alan kanunilik ilkesi tam olarak aynı değildir

(Bülent Polat, B. No:

2013/7666,10/12/2015, § 73).

66. AİHM, kanunda öngörülen koşulları, bir diğer ifadeyle

hukukiliği geniş yorumlayarak istikrar kazanmış yargı kararlarına dayanan

içtihat yoluyla geliştirilmiş ilkelerin de hukukilik şartını karşılayabildiğini

kabul ederken (Malone/İngiltere [BD], B. No: 8691/79, 2/8/1984, §§ 66-68; Sunday Times/Birleşik Krallık (No. 1) [BD], B. No: 6538/74, 26/04/1979, § 47)

Anayasa, tüm sınırlandırmaların mutlaka kanun

ile yapılacağını öngörerek Sözleşme'den daha geniş

bir koruma sağlamıştır (Mehmet Akdoğan ve

diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 31; Bülent Polat § 75).

67. Bununla birlikte temel hak ve hürriyetlerin

sınırlandırılmasına ilişkin kanunların şeklen var olması yeterli değildir.

Kanunilik ölçütü aynı zamanda maddi bir içeriği de gerektirmekte olup bu

noktada kanunun niteliği önem kazanmaktadır. Kanunla sınırlama ölçütü sınırlamanın

erişilebilirliğini, öngörülebilirliğini ve kesinliğini ifade etmekte; böylece

uygulayıcının keyfî davranışlarının önüne geçtiği gibi kişinin hukuku bilmesine

de yardımcı olmakta; bu yönüyle hukuk güvenliği teminatı sağlamaktadır (Halime Sare Aysal

[GK], B. No: 2013/1789, 11/11/2015, § 62).

68. Kanunun bu gerekliliklere uygun olduğunun söylenebilmesi

için yeterince ulaşılabilir olması, vatandaşların belirli bir olaya

uygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarının varlığı hakkında yeterli bilgiye sahip

olabilmesi, ayrıca ilgili normun keyfîliğe karşı

uygun bir koruma sağlaması, yetkili makamlara verilen yetkinin genişliğini ve

icra edilme biçimlerini yeterli bir netlikte tanımlaması gerekmektedir (Halime Sare Aysal,

§ 63).

69. Hukukun kendisi -beraberinde getireceği idari pratiğin

dışında- söz konusu işlemin meşru amacını da gözönünde

tutarak keyfî müdahalelere karşı bireyi korumak için yetkili makamlara

bırakılan takdir yetkisinin kapsamını yeterince açık bir şekilde göstermelidir.

Hukuk sistemi vatandaşlara, kamu makamlarına hangi koşullarda ve hangi sınırlar

içinde müdahalelerde bulunma yetkisi verdiğini yeterince açık ifadelerle

gösterecek nitelikte olmalı ve bu bağlamda ilgili müdahalenin muhataplarının

müdahaleye zemin hazırlayan koşullar ile müdahalenin sonuçları açısından bir

öngörüde bulunabilmeleri imkânı tanımalıdır (Halime

Sare Aysal, § 64).

70. Bununla birlikte her ihtimale çözüm getiremeyecek olan yasal

mevzuatın sağladığı koruma seviyesi büyük ölçüde ilgili metnin düzenlediği alan

ve içeriğiyle birlikte muhataplarının niteliği ve sayısıyla yakından

bağlantılıdır. Bu nedenle kuralın karmaşık olması ya da belirli ölçülerde

soyutluk içermesi ve buna bağlı olarak hukuki yardım ile tam olarak

anlaşılabilir hâle gelmesi tek başına hukuken öngörülebilirlik ilkesine aykırı

görülemez. Bu kapsamda hak ya da özgürlüğe müdahale eden kural belirli

ölçülerdeki takdir alanını elbette uygulayıcıya bırakabilir. Fakat bu takdir

alanının sınırlarının da yeterli açıklıkta belirlenmesi ve kuralın asgari bir

kesinlik içermesi zaruridir (Halime Sare Aysal, § 65).

71. Bu kapsamda ilgili kanuni düzenlemenin söz konusu

sınırlamaya ilişkin temel çerçeveyi ortaya koymakla birlikte özellikle uygulama

koşulları ve usule ilişkin ayrıntıları düzenleyici işlemlere bırakması

mümkündür. Ancak bu ihtimalde de söz konusu düzenleyici işlemin yine

muhataplarınca ulaşılabilir olması ve içeriği hakkında ilgilileri yeterince

aydınlatacak nitelik ve açıklıkta olması gerekmektedir (Halime Sare Aysal,

§ 66).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

72. Belirli kamu görevlerinde çalıştırılacak personel hakkında

uygulanan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının kanuni dayanağı 4045

sayılı Kanun'dur (bkz. § 30).

73. 4045 sayılı Kanun'da güvenlik soruşturması ve arşiv

araştırmasının kamu kurum ve kuruluşlarında yetkili olmayan kişilerin bilgi

sahibi olmaları hâlinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç

ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve

belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile askerî teşkilatlarda,

emniyet ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli, ceza infaz

kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel hakkında yapılacağı düzenlenmiştir.

74. Ancak 657 sayılı Kanun'un 48. maddesine 3/10/2016 tarihli ve

29872 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 676 sayılı

Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde

Kararname (KHK) ve bu KHK'nın uygun bulunmasına dair 7070 sayılı Kanun ile

devlet memurluğuna alınacaklarda aranan genel şartlar arasına "Güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması

yapılmış olmak" şartı eklenmiştir. Dolayısıyla daha önce sadece

4045 sayılı Kanun'da sayılan belirli görevler yönünden güvenlik soruşturması

yapılacağı öngörülmüş iken söz konusu değişiklik sonrasında artık tüm kamu

görevleri yönünden güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmasının

öngörüldüğü anlaşılmaktadır.

75. Bununla birlikte eldeki başvuruda başvurucu yönünden

müdahale teşkil eden işlemin tesis edildiği tarihte mevcut olan yasal

düzenlemelerin esas alınması bir zorunluluk olup Anayasa Mahkemesinin olay

tarihinden sonra kabul edilmiş 657 sayılı Kanun'un 48. maddesine getirilen

düzenlemeyi somut olayın incelenmesi bakımından dikkate alması mümkün

bulunmamaktadır.

76. 4045 sayılı Kanun'da güvenlik soruşturması ve arşiv

araştırması konusunda sadece bir maddeye yer verilerek hangi kamu görevleri

bakımından güvenlik soruşturması yaptırılacağı düzenlenmiş, bunun dışındaki tüm

düzenlemelerin bir yönetmelikle yapılacağı belirtilmiştir.

77. Bu doğrultuda Yönetmelik çıkarılmıştır. Söz konusu

Yönetmelik'in 4. maddesinde güvenlik soruşturması "kişinin kolluk kuvvetleri tarafından halen aranıp aranmadığının,

kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerinde ilişiği ile adli sicil kaydının ve

hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının, yıkıcı ve bölücü faaliyetlerde

bulunup bulunmadığının, ahlaki durumunun, yabancılar ile ilgisinin ve sır

saklama yeteneğinin mevcut kayıtlardan ve yerinden araştırılmak suretiyle

saptanması ve değerlendirilmesi" şeklinde tanımlanmıştır. Arşiv

araştırması ise kişinin kolluk kuvvetleri tarafından hâlen aranıp

aranmadığının, kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerinde ilişiği ile adli

sicil kaydının ve hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının mevcut

kayıtlardan saptanması olarak belirtilmiştir.

78. Yönetmelik'in 7. maddesi uyarınca güvenlik soruşturması ve

arşiv araştırması yapacak makamlar Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Emniyet

Genel Müdürlüğü ve mahalli mülki idare amirlikleridir.

79. Yönetmelik'in 11. maddesinde; güvenlik soruşturması ve arşiv

araştırmasında kişinin içinde bulunduğu ortam da dikkate alınarak kimlik

kontrolü, kimlik kayıtlarının doğruluk derecesi, uyrukluğu, geçmişte yabancı

bir devletin uyrukluğuna girip girmediği, kolluk kuvvetleri tarafından hâlen

aranıp aranmadığı, kolluk kuvvetlerinin ve istihbarat ünitelerinin arşivlerinde

bilgiler bulunup bulunmadığı, adli sicil kaydının ve hakkında bir tahdidin olup

olmadığı, yıkıcı faaliyetlerde bulunup bulunmadığı, 25/7/1951 tarihli ve 5816

sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun'a ve Atatürk ilke ve

inkılaplarına aykırı davranıp davranmadığı, şeref ve haysiyetini ihlal edecek

ve görevine yansıyacak şekilde kumara, uyuşturucuya, içkiye, paraya ve aşırı

bir şekilde menfaatine düşkün olup olmadığı, ahlak ve adaba aykırı davranıp

davranmadığı, yabancılarla, özellikle hasım ve hasım olması muhtemel devlet

mensupları ve temsilcileriyle olan ilgi derecesinin iç yüzü ve nedeni, sır

saklama yeteneğinin olup olmadığı hususlarının araştırılacağı belirtilmiştir.

80. Yönetmelik'in 12. maddesinde güvenlik soruşturması ve arşiv

araştırmasının nasıl ve ne şekilde yapılacağının soruşturma ve araştırma

yapmaya yetkili makamların görev talimatları ile belirleneceği düzenlenmiştir.

81. Ayrıca anılan maddede soruşturma ve araştırma sonucunu

içeren bilgi ve belgelerin ilgilinin güvenlik makamlarındaki dosyasında asgari "gizli" gizlilik derecesinde

saklanacağı, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasında olumsuz durumu

saptananlarla ilgili bilgilerin Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı ve

Emniyet Genel Müdürlüğünce karşılıklı olarak birbirlerine aktarılacağı

düzenlenmiştir.

82. Anayasa'nın 129. maddesinin birinci fıkrasında memurlar ve

kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma

yükümlülükleri düzenlenmiştir. Ayrıca 657 sayılı Kanun'da bu sadakat

yükümlülüğünün yanı sıra kamu görevlilerine tarafsızlık ve devlete bağlılık

yükümlülükleri de getirilmiştir.

83. Kamu görevlilerinin sadakat, tarafsızlık ve devlete bağlılık

yükümlülüğü çerçevesinde devleti temsil eden ve millî güvenlik bakımından

hassasiyet içeren bazı kamu görevlerine atanacak kişiler bakımından daha sıkı

nitelikler aranması ve birtakım sınırlamaların getirilmesi doğaldır. Bu şekilde

aranan nitelikler ve kanunlarda öngörülen kısıtlamalar, kamu hizmetinin etkin

ve sağlıklı bir biçimde yürütülmesi amacına yöneliktir. Dolayısıyla idarenin

millî güvenlik açısından önem arz eden kadrolara atanacak kişilerin tabi

olacağı güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması konusunda kanunla temel

çerçeveyi ortaya koyan kurallar getirmesi elbette mümkündür. Bu çerçevenin

kanunla belirlenmesinden sonra uygulama koşulları ve usule ilişkin ayrıntılar

düzenleyici işlemlerle belirlenebilir. Üstelik millî güvenlik ile ilgili

alanlarda çalışacak personelin seçimi ve kontrolü bakımından konuyu düzenleyen

kanunda aranacak öngörülebilirlik koşulunun diğer alanlardakilere göre daha

esnek olacağı da söylenebilir. Ancak yine de bu alanda düzenleme getiren kanun

ile diğer alt mevzuatın kişilere, kamu makamlarına hangi koşullarda ve hangi

sınırlar içinde bu tür gizli tedbirler uygulama ve potansiyel olarak özel

hayatın gizliliğine yönelik müdahalelerde bulunma yetkisi verildiğini yeterince

açık olarak gösterecek ve olası kötüye kullanmalara karşı yeterli güvence

sağlayacak şekilde kaleme alınmış olması gerekir (Fatih Saraman, § 82).

84. 4045 sayılı Kanun'un güvenlik soruşturmasına ve arşiv

araştırmasına konu edilecek bilgi ve belgelerin neler olduğu, bu bilgilerin

nerelerden elde edileceği ve ne suretle ve ne kadar süre ile saklanacağı,

kişilerin söz konusu bilgilere itiraz etme olanağı olup olmadığı, bilgilerin

bir müddet sonra silinmesinin mümkün olup olmadığı veya silinmesine dair

izlenecek usulün ne olduğu, gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek

gruplarının tespiti, güvenlik soruşturmasının ve arşiv araştırmasının usul ve

esasları ile bunu yapacak mercilerin kimler olduğu ile ilgili hiçbir düzenleme

içermediği görülmektedir. Bunun yanı sıra kanunlarda, kesinleşmiş ceza

mahkûmiyetlerine dair ilk olarak akla gelmesi ve uygulanması gereken kanun olan

5352 sayılı Kanun'a atıf içeren bir düzenlemenin bulunmadığı, bireyleri keyfîliğe karşı koruyucu hiçbir hükme yer verilmediği

anlaşılmaktadır. Aynı şekilde Yönetmelik'te de elde edilen bilgilerin saklanma

süreleri, bilgilerin bir müddet sonra silinmesinin mümkün olup olmadığı veya

silinmesine dair izlenecek usulün ne olduğu, kişilerin söz konusu bilgilere

itiraz etme olanağı olup olmadığı hususlarını düzenlemediği, bireylerin özel

hayatına saygı hakkının güvencelerini sağlayacak hükümlerden yoksun olduğu

anlaşılmaktadır (Fatih Saraman,

§ 83).

85. Bunun yanı sıra 4045 sayılı Kanun'da kişilerin geçmiş ceza

mahkûmiyetlerine ilişkin kayıtlar bakımından hangi suçların kamu görevine

girmeye engel olduğu, kişilerin onsekiz yaşından önce

işledikleri suçlara dair kayıtların güvenlik soruşturmasının olumsuz

sonuçlanmasına sebep olup olmayacağı konularında hiç bir belirleme, suçlar

arasında herhangi bir ayrım ve derecelendirme yapılmamış olduğu

anlaşılmaktadır. Aynı şekilde 4616 sayılı Kanun uyarınca kesinleşmiş mahkûmiyet

niteliğinde sayılmayan kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların da güvenlik

soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasının bir sebebi olup olmayacağı hususunda

hiç bir düzenlemeye yer verilmediği görülmektedir (Fatih Saraman, § 87).

86. 4045 sayılı Kanun sadece hangi kamu görevleri bakımından

güvenlik soruşturması yaptırılacağını düzenlemiş, bunun dışındaki tüm

düzenlemeleri ise bir Yönetmelik'e bırakmıştır. İlgili Yönetmelik hükümlerine

bakıldığında Yönetmelik'te güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının nasıl

ve ne şekilde yapılacağı konusunda hiçbir düzenleme içermediği, bu konunun

soruşturma ve araştırma yapmaya yetkili makamların görev talimatlarına

bırakılmış olduğu görülmektedir. Yetkili

makamların görev talimatlarının neler olduğunun -bu talimatların

yayımlanarak genelin bilgisine sunulmamış olması ve idare tarafından istenen

her durumda değiştirilebileceği dikkate alındığında- bireyler tarafından

önceden bilinmesi ve öngörülmesi mümkün değildir (Fatih Saraman, § 88).

87. Üstelik Yönetmelik'te soruşturma ve araştırma sonucunu

içeren bilgi ve belgelerin ilgilinin güvenlik makamlarındaki dosyasında süresiz

olarak saklanacağı, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasında olumsuz

durumu saptananlarla ilgili bilgilerin Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı

ve Emniyet Genel Müdürlüğünce karşılıklı olarak birbirlerine aktarılacağı

hükümlerine yer verilmiş olup kişilerin söz konusu bilgilere itiraz etme

olanağı bulunmadığı gibi bilgilerin bir müddet sonra silinmesine de imkân

verilmediği görülmektedir. Bu durumda güvenlik soruşturması ve arşiv

araştırmasının objektif, öngörülebilen ve önceden belirlenebilen güvencelere ve

usullere tabi kılınmış olmadığı, tamamen yetkili makamların talimatlarına bağlı

olarak yapıldığı, bu hâliyle de keyfîliğe açık bir

durum yaratmakta olduğu anlaşılmaktadır (Fatih

Saraman, § 89).

88. Bu saptamalar ışığında 4045 sayılı Kanun'un temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasını içeren konuyla ilgili temel esasları,

ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olduğundan söz etmek mümkün değildir. Kanun'un

ve ilgili Yönetmelik'in kişisel verilerin kayıt, muhafaza ve kullanımını içeren

tedbirlerin kapsamını ve uygulanmasını düzenleyen ve özellikle süre, stoklama,

kullanım, üçüncü kişilerin erişimi, verilerin gizliliği, bütünlüğü ve imhası

konusundaki usullere ilişkin, muhataplarının yetki aşımı ve keyfîliğe

karşı yeteri kadar güvenceye sahip olmalarını sağlayacak açık ve detaylı

kuralları içermediği tespit edilmektedir. Buna göre başvuruya konu müdahalenin

dayanağı olan düzenlemenin kanunilik şartını sağlamadığı sonucuna varılmaktadır

(Fatih Saraman, §

90).

89. Öte yandan 5352 sayılı Kanun'un 6. maddesinde kamu davasının

açılmasının ertelenmesine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin

kararların ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak mahkeme,

hâkim, askerî hâkim, Cumhuriyet başsavcılığı veya askerî savcılık tarafından

istenmesi hâlinde verileceği düzenlenmiştir. Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve

İstatistik Genel Müdürlüğünün 25/6/2018 tarihli yazısında anılan Kanun hükmü ve

ilgili genelgeler uyarınca 4616 sayılı Kanun'a göre verilmiş erteleme

kararlarının kamu görevlerine yapılacak atamalar dolayısıyla güvenlik

soruşturması kapsamında ilgili kamu kurumlarına verilemeyeceği ifade edilmiştir.

Buna göre Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü

uygulamasının da bu yönde olduğu anlaşılmaktadır (bkz. §§ 37-39).

90. Buna göre somut olayda başvurucunun yazılı ve sözlü sınavı

kazandığının ilan edilmiş olduğu, 4616 sayılı Kanun'a göre verilmiş ve daha

sonra 2/4/2007 tarihli yargı kararı ile ortadan kaldırılmış olan erteleme

kararının 5352 sayılı Kanun'un 6. maddesinin birincifıkrasında

yer alan hükme açıkça aykırı şekilde idari makamlara verilmiş olduğu dikkate

alındığında özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin bu yönüyle de kanuni

dayanaktan yoksun olduğu anlaşılmaktadır.

91. Yukarıda yer verilen tespitler uyarınca başvuruya konu

müdahalenin Anayasa'da yer alan kanunilik şartına uygun olmadığı

anlaşıldığından söz konusu müdahale açısından diğer güvence ölçütlerine riayet

edilip edilmediğinin ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

92. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 20.

maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

B. Masumiyet Karinesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

93. Başvurucu, idare mahkemesinin kararında "...davanın kesin hükme bağlanmasının

ertelenmesine karar verildiği, bu kararın davacının üzerine atılı suçu

işlemediği anlamına gelmeyeceği, davacının üzerine atılı suçu işlemediği

yönünde verilmiş bir beraat kararı da bulunmadığı,..."

gerekçesine yer verildiğini, karardaki bu ifadelerin masumiyet karinesinin

ihlali niteliğinde olduğunu, sanki suçluymuş gibi bir algı oluşturduğunu ileri

sürmüştür.

94. Bakanlık görüşünde masumiyet karinesi yönünden başvurucuya

bir suç isnad edilmediğinin değerlendirildiği

bildirilmiştir.

95. Bakanlık görüşüne karşı verilen cevapta, başvuru

dilekçesinde yer alan hususlar tekrar edilmiştir.

2. Değerlendirme

96. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

97. Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu

sayılamaz.”

98. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Somut olayda başvurucunun şikâyetlerinin

masumiyet karinesi yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

99. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

100. Masumiyet karinesi, Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında

"Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar,

kimse suçlu sayılamaz." şeklinde düzenlenmiştir. Anayasa’nın

36. maddesinde ise herkesin iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.

Anılan maddeye adil yargılanma

ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme'nin 6. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında, kendisine bir suç isnat edilen herkesin suçluluğu yasal olarak

sabit oluncaya kadar suçsuz sayılacağı düzenlenmiştir. Bu itibarla masumiyet

karinesi, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının bir unsuru olmakla beraber suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar

kimsenin suçlu sayılamayacağına dair 38. maddesinin dördüncü fıkrasında ayrıca

düzenlenmiştir (Fameka İnş. Plastik San ve Tic. Ltd. Şirketi, B.

No: 2014/3905, 19/04/2017, § 27).

101. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin

adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar

masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir

gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013). Anılan

karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu

olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse suçluluğu

hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından

suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B.

No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

102. Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyet

karinesinin sağladığı güvencenin iki yönü bulunmaktadır.

103. Güvencenin ilk yönü; kişi hakkındaki ceza yargılaması

sonuçlanıncaya kadar geçen, bir başka ifadeyle kişinin ceza gerektiren bir

suçla itham edildiği (suç isnadı altında olduğu) sürece ilişkin olup suçlu

olduğuna dair hüküm tesis edilene kadar kişinin suçluluğu ve eylemleri hakkında

erken açıklamalarda bulunulmasını yasaklar. Güvencenin bu yönünün kapsamı

sadece ceza yargılamasını yürüten mahkemeyle sınırlı değildir. Güvence aynı

zamanda diğer tüm idari ve adli makamların da işlem ve kararlarında, suçluluğu

hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçlu olduğu yönünde ima ya da

açıklamalarda bulunmamasını gerekli kılar. Dolayısıyla sadece suç isnadına konu

ceza yargılaması kapsamında değil ceza yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen

diğer hukuki süreç ve yargılamalarda da (idari, hukuk, disiplin gibi) masumiyet

karinesinin ihlali söz konusu olabilir (Galip

Şahin, B. No: 2015/6075, 11/6/2018, § 39).

104. Güvencenin ikinci yönü ise ceza yargılaması sonucunda

mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki

yargılamalarda ceza gerektiren suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe

duyulmamasını, kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu

izlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmasını gerektirir (Galip Şahin, § 40).

105. Ceza muhakemesiyle eş zamanlı olarak yürütülen, bir başka

ifadeyle kişinin henüz suç isnadı altında olduğu, ceza makamları tarafından

hakkında herhangi bir hüküm kurulmadığı süreçte devam eden disiplin soruşturma

ve yargılamalarında masumiyet karinesi bakımından önemli olan husus; kamu

makamlarının işlem ya da kararlarında belirttikleri gerekçeler veya

kullandıkları dil nedeniyle bireye cezai sorumluluk yüklememeleri, ceza

mahkemeleri tarafından henüz suçlu bulunmamış bireyin masumiyeti üzerine gölge

düşürülmesine sebebiyet vermemeleridir (Galip

Şahin, § 47).

106. Bununla birlikte ceza yargılamasına konu maddi olay ve

olguların disiplin hukuku esasları çerçevesinde diğer kamu makamlarınca

(idari/adli) ayrıca değerlendirilmesi ve bu değerlendirme sonucunda ulaşılacak

kanaate göre işlem/karar tesis edilmesi mümkündür. Bu bağlamda disiplin işlem

ve yargılamalarında ceza yargılamasında elde edilen bir delile dayanılması ya

da kişi hakkında yapılan ceza yargılamasına bir olgu olarak atıf yapılmış

olması tek başına masumiyet karinesinin sağladığı güvencelere aykırılık teşkil

etmez. Ancak adli ve idari makamların kendi görev sınırlarını aşarak kişiyi suçlu ilan etmesi veya bu bağlamda

birtakım çıkarımlarda bulunması masumiyet karinesinin ihlaline yol açabilir.

Masumiyet karinesi kapsamındaki güvencelerin sağlanıp sağlanmadığının tespiti

yapılırken ise kararın gerekçesinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir

(Galip Şahin, § 48).

107. Masumiyet karinesinin ihlal edilip edilmediği

değerlendirilirken özellikle hukuk ve idari yargılama bakımından üzerinde

durulması gereken önemli hususlardan biri, yargılamayı yapan makamın ilgili

kişiye suç isnat edip etmediği ve ceza yargılaması kararını sorgulayıp

sorgulamadığıdır. Kamu otoriteleri veya görevlileri tarafından hakkında

soruşturma veya kovuşturma yürütülen kişiyle ilgili olarak yargılama süreci bir

mahkûmiyet hükmüyle kesinlik kazanmadan suçluluğa dair herhangi bir kanaat

ifade edilmiş olması ya da ceza yargılaması mahkûmiyet dışında bir kararla sona

ermesine rağmen sona ermeye ilişkin kararda sanığın suçlu olabileceğinin ifade

edilmiş olması durumunda masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilecektir.

Bu kapsamda karar vericilerin kullandıkları

dil kritik önem taşır (Mustafa

Akın, B. No: 2013/2696, 9/9/2015, §§ 38, 39).

108. Anayasa Mahkemesi, Münür İçer (B. No: 2012/584, 12/3/2015, §§ 31- 33) kararında,

başvuruya konu idari yargı mercii kararının gerekçesinde yer alan ifadelerde,

suçluluğu ilgili mahkeme kararıyla sabit olmayan ve zamanaşımı nedeniyle

hakkında açılan ceza davası ortadan kaldırılan başvurucunun anılan eylemleri

işlediği ve suçlu olduğu inancının yansıtıldığı gerekçesiyle başvurucunun masumiyet

karinesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Dolayısıyla mahkeme kararlarında,

resmî yazılarda veya kamu görevlilerinin ifadelerinde sarf edilen söz veya

ifadeler nedeniyle kişiler hakkındaki masumiyet karinesinin ihlal edilmemesi

için kullanılan ifadelerde seçilecek kelimelere azami dikkat edilmesi gerekir (Ömer Aybar, B. No: 2013/6974, 14/4/2016, §

30).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

109. Somut olayda başvurucu hakkındaki ceza yargılaması

sonucunda 4616 sayılı Kanun'un 1. maddesinin birinci fıkrasının dördüncü bendi

gereğince davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine hükmedilmiş ve daha

sonra başvurucunun beş yıllık deneme süresi içinde başka suç işlemediği

gerekçesiyle kamu davasının ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir.

110. Başvurucunun sözleşmeli ceza infaz kurumu şoförlüğüne

atamasının yapılmaması işlemine karşı açılan davada İdare Mahkemesi kamu

görevine atamama işleminin hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşırken başvurucunun

durumunu ceza yargılamasında verilen kararı esas almıştır.

111. İdare Mahkemesi kararının gerekçesinde “...davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine

karar verildiği, bu kararın davacının üzerine atılı suçu işlemediği anlamına

gelmeyeceği, davacının üzerine atılı suçu işlemediği yönünde verilmiş bir

beraat kararı da bulunmadığı,...” ifadeleri yer almaktadır. Söz

konusu ifadelerle başvurucunun ceza davasına konu suçu işlediği izlenimi

verilmiştir. Bu çerçevede başvuruya konu kararın gerekçesinde yer alan söz

konusu ifadeyle suçluluğu ilgili Mahkeme kararıyla sabit olmayan ve 4616 sayılı

Kanun uyarınca hakkında açılan ceza davası ortadan kaldırılan başvurucunun

suçlu olduğu inancının yansıtıldığı görülmektedir. Üstelik İdare Mahkemesi

kararında daha sonra yargı kararıyla kamu davasının ortadan kaldırılmasına

hükmedilmiş olması hususuna da yer verilmemiştir. Karardaki özellikle “davacının üzerine atılı suçu işlemediği anlamına

gelmeyeceği, davacının üzerine atılı suçu işlemediği yönünde verilmiş bir

beraat kararı da bulunmadığı” ifadelerinin masumiyet karinesi ile

bağdaştığı söylenemez.

112. Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde İdare Mahkemesince

hakkında herhangi bir mahkûmiyet kararı bulunmayan başvurucunun ceza

yargılamasına konu eylemleri işlediğinin sabit olduğu varsayımına dayanılarak karar

verildiği anlaşıldığından başvurucunun Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerinde

güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

113. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

114. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, Anayasa

Mahkemesince bir temel hakkın ihlal edildiği sonucuna varıldığında ihlalin ve

sonuçlarının nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda genel

ilkelere yer verilmiştir (Mehmet Doğan, §§

57-60).

115. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama

işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim

yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).

116. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216

sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)

bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için

yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye

gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §

58).

117. Buna göre Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği

hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece

mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine

bırakılmıştır. Derece mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında

belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri

yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan,

§ 59).

118. Başvurucu ihlalin tespiti ile 900.000 TL maddi, 300.000 TL

manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

119. Mevcut başvuruda ceza yargılamasına dair bilgilerin idari

makamlara açıklanması şeklindeki müdahalenin dayanağı olan 4045 sayılı Kanun'un

Anayasa'da yer alan kanunilik güvencesine uygun olmaması nedeniyle Anayasa'nın

20. maddesinde düzenlenen özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır. Ayrıca İdare Mahkemesi kararında kullanılan ifadelerin masumiyet

karinesini ihlal ettiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin

mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

120. Bu durumda özel hayata saygı hakkının ve masumiyet

karinesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden yargılama

ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece

mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme

kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir karar

verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak

üzere Hatay İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir (Fatih Saraman, §

101).

121. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın yetkili yargı

merciine gönderilmesine karar verilmesinin ihlal iddiası açısından yeterli bir

giderim oluşturduğu anlaşıldığından başvurucunun tazminat taleplerinin reddine

karar verilmesi gerekir.

122. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.681,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Masumiyet karinesi ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel

hayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36. ve 38. maddesinin dördüncü fıkrasında hüküm

altına alınan masumiyet karinesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin özel hayata saygı hakkının ve masumiyet

karinesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama

yapılmak üzere Hatay İdare Mahkemesine (7/3/2013 tarihli ve E.2012/1285,

K.2013/429 sayılı kararla ilgilidir.) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.681,10 TL yargılama giderinin BAŞVUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

29/5/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Burhan ÜSTÜN Hicabi DURSUN Kadir ÖZKAYA Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Şermin BİRTANE Başvurucu : Turgut DUMAN Vekili : Av. Barış YAVUZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/15365, 29 Mayıs 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. B. No: 23224/94, 25/3/1998, § 53;Amann/İsviçre
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Özel Hayata Saygı
  12. B. Masumiyet Karinesinin
  13. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  14. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  15. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/15365
Tarih
29 Mayıs 2019

İlgili Kararlar

  • Adalet Ekinci ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/19112)
  • Hasan Hendek Başvurusu (B. No: 2016/69748)
  • Hubyar Eğitim Vakfı Başvurusu (B. No: 2016/3644)
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Karar Mehmet Güçlü ve Ramazan Erdem Başvurusu (B. No: 2015/7942)
  • İlhan İşbilen Başvurusu (B. No: 2016/3704)
  • İrfan Yaşar Başvurusu (B. No: 2016/9185)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.