İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Turgut Öztop Başvurusu (B. No: 2016/6023)

1. Başvuru, yargı kararının yerine getirilmemesi sebebiyle

Başvuru No2016/6023Tarih10 Ekim 2019Okuma23 dk · 4.501 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Turgut Öztop Başvurusu

Karar tarihi
10 Ekim 2019
Başvuru Numarası
2016/6023
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.501 kelime·23 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, yargı kararının yerine getirilmemesi sebebiyle

açılan tam yargı davasında gerekçesiz karar verilmesi, bilirkişi incelemesi

yaptırılmasına ilişkin talebin dikkate alınmaması, davanın hatalı değerlendirme

sonucu reddedilmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının; kararın kesin olması

nedeniyle hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 25/3/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Zonguldak İl Özel İdaresinde memur olarak görev

yapmakta olup 23/12/2002-26/11/2012 tarihleri arasında Elvanpazarcık

Beldesi Cumhuriyet Mahallesi sınırları içinde bulunan Yabani ve Evcil Hayvan

Barınma ve Bakım Merkezinde 23/12/2002 tarihli işlemle geçici olarak görevlendirilmiştir.

9. Başvurucu 28/2/2008 tarihli işlemle de aynı yerde 1/3/2008

tarihinden geçerli olmak üzere hafta sonu nöbetçi personel olarak

görevlendirilmiştir. Başvurucunun geçici görevlendirilmesi 23/11/2012 tarihi

itibarıyla davalı idarenin başka bir biriminde görevlendirilmesi ile sona

ermiştir.

A. İptal Davasına İlişkin Süreç

10. Başvurucu 4/1/2013 tarihli dilekçe ile 23/12/2002-26/11/2012

tarihleri arasında ödenmeyen geçici görev yolluğunun ödenmesini istemiştir.

İsteminin 5/2/2013 tarihli işlem ve "hakkında

düzenlenmiş herhangi bir yolluk bildirimi bulunmadığı"

gerekçesiyle reddedilmesi üzerine başvurucu, Zonguldak İdare Mahkemesinde

(Mahkeme) iptal davası açmıştır. Mahkeme 19/3/2014 tarihli kararla davayı kabul

ederek işlemi iptal etmiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun geçici

görevlendirildiği ve fiilen görev yaptığı 23/1/2002-26/11/2012 tarihleri

arasındaki (1/3/2008 tarihinden itibaren hafta sonları da dâhil olmak üzere)

ilk bir yıllık sürenin ilk doksan günü tam yevmiye, ikinci doksan günü 2/3

oranında yevmiye, ilk bir yıllık süreden sonra gelen her yılın ilk doksan günü

tam yevmiye, ikinci doksan günü 2/3 oranında yevmiye ödenmesinin yasal

zorunluluk olduğu, aksi yolda kurulan işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı

belirtilmiştir.

11. Başvurucu ve davalı idarenin itiraz istemleri Zonguldak

Bölge İdare Mahkemesince (Bölge İdare Mahkemesi) reddedilerek Mahkeme kararı

onanmış, davalı idarenin karar düzeltme isteminin reddi üzerine de karar

kesinleşmiştir.

B. Tam Yargı Davasına İlişkin Süreç

12. Anılan kararın kesinleşmesi üzerine başvurucu 13/10/2014

tarihinde hakkında yargı kararı bulunmasına karşın geçici görev yolluğunun

eksik ödendiğinden bahisle ilk altı aylık dönemler için ana para ve faizinden

geri kalan 60.045,46 TL ve ikinci altı aylık dönemler için 78.157,09 TL olmak

üzere toplam 138.202,55 TL geçici görev yolluğunun ödenmesine hükmedilmesi

istemiyle dava açmıştır. Kararın gerekçesi şöyledir:

"5018 sayılı Kanunun 34. maddesinin

üçüncü fıkrasına göre, geçerli bir mazerete dayanmaksızın, yazılı talep

edilmediğinden veya belgeleri verilmediğinden dolayı ödenemeyen borçların

ilgili olduğu mali yılın sonundan başlayarak 5 yıllık zamanaşımına uğraması

karşısında, davacı tarafından geçerli bir mazerete dayanmaksızın yazılı olarak

talep edilmeyen 2002 ile 2007 yılları arası harcırahının 5 yıllık zaman aşımına

uğradığı sonucuna varıldığından, bu yıllara tekabül eden harcırahının

ödenmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.

Davanın, 5 yıllık zamanaşımı dışında kalan

2008 ile 2012 yıllarına ait geçici görev yolluğu ödenmesine ilişkin kısmına ve

faiz istemine gelince;

Yukarıda yer verilen 6245 sayılı Harcırah

Kanununa göre; bir yıllık sürenin ilk 90 günü tam yevmiye, ikinci 90 günü 2/3

oranında yevmiye ödeneceği, başka bir ifadeyle ilgililere aynı iş ve görev için

yalnız yılın 180 günü harcırah ödeneceği, diğer günler için ise harcırah ödenmeyeceği

belirtilmiştir.

Dava konusu olayda; Mahkememizin19.03.2014 gün ve E:2013/253,

K:2014/579 sayılı kararı üzerine davalı idarece davacıya, 2008-2012 yılları

için davacının izinli ve raporlu günler ve Zonguldak ile Evcil Hayvan Barınağı

arası dolmuş ücret tarifesi dikkate alınmak suretiyle her yıllık sürenin ilk 90

günü için tam, ikinci 90 gün için 2/3 oranında olmak üzere toplam

22.272,30-TLgeçici görev yolluğu hesaplandığı veyılın

diğer günleri için ise harcırah hesaplanmadığı görülmektedir.

Diğer yandan davacı tarafından ilk altı aylık

alacağının faizinin talep edildiğinden, davacıya ödenen 22.271,30-TL geçici

görev yolluğuna faiz işletilmesi gerekmektedir.

Buna göre; Mahkememizin 28.05.2015 ve

17.06.2015 günlü ara kararları ile geçici görev yolluğu olarak ödenen söz

konusu tutara davacının geçici görev yolluğu ödenmesi istemiyle başvuruda

bulunduğu 04.01.2013 tarihinden, davacıya ödendiği tarihe kadar işletilecek

yasal faiz miktarının sorulduğu, bu ara kararımıza verilen cevap yazısında söz

konusu faiz tutarının 2.723,93-TL olduğunun belirtildiği görülmüştür."

13. Başvurucunun itiraz istemi Bölge İdare Mahkemesinin

18/12/2015 tarihli kararıyla reddedilerek Mahkeme kararı onanmış, karar

düzeltme istemi de 25/11/2015 tarihli kararla reddedilmiştir.

14. Başvurucu, nihai kararı 29/2/2016 tarihinde tebellüğ

etmesinin ardından 25/3/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

15. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun "İptal ve tam yargı

davaları" kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:

“İlgililer

haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya

ve idare ve vergi mahkemele-rine doğrudan doğruya tam

yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi

ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki

kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği

veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden

itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de

ilgililerin 11 nci madde

uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır.”

16. 2577 sayılı Kanun'un uyuşmazlık tarihinde yürürlükte olan “İtiraz” kenar başlıklı 45. maddesinin

ilgili kısımları şöyledir:

"İdare ve vergi mahkemelerinin;

...

b) Valilik, kaymakamlık ve yerel yönetimler

ile bakanlıkların ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının taşra teşkilâtındaki

yetkili organları tarafından kamu görevlileri hakkında tesis edilen geçici

görevlendirme, ikinci görev, vekaleten atama, görev ve unvan değişikliği

içermeyen il içi naklen atama, görevden uzaklaştırma, yolluk, lojman ve

izinlerine ilişkin idari işlemlerden,

....

kaynaklanan uyuşmazlıklarla ilgili olarak verdikleri nihaî kararlar ile tek

hâkimle verilen nihaî kararlara, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi

mahkemelerin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine itiraz

edilebilir."

17. 2577 sayılı Kanun'un yine uyuşmazlık tarihinde yürürlükte

olan “Kararın düzeltilmesi

” kenar başlıklı 54. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"1. (Değişik birinci cümle: 5/4/1990 - 3622/23 md.) Danıştay dava

daireleri ve İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurullarının temyiz üzerine

verdikleri kararlar ile bölge idare mahkemelerinin itiraz üzerine verdikleri

kararlar hakkında, bir defaya mahsus olmak üzere kararın tebliğ tarihini

izleyen onbeş gün içinde taraflarca;

a) Kararın esasına etkisi olan iddia ve

itirazların, kararda karşılanmamış olması,

b) Bir kararda birbirine aykırı hükümler

bulunması,

c) Kararın usul ve kanuna aykırı bulunması,

d) (Değişik: 5/4/1990 -

3622/23 md.) Hükmün esasını etkileyen belgelerde hile

ve sahtekarlığın ortaya çıkmışolması,

Hallerinde kararın düzeltilmesi

istenebilir."

18. 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanunu'nun "Geçici görev gündeliğinin verilebileceği azami

süre" kenar başlıklı 42. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Geçici bir görev ile başka bir yere

gönderilenlere, görev mahalline varış tarihinden itibaren bu Kanuna göre

verilen gündelikler:

a. Yurtiçinde bir yıllık dönem zarfında aynı

yerde, aynı iş için ve aynı şahsa 180 günden fazla verilemez. İlk 90 gün için

tam, takibeden 90 gün için 2/3 oranında ödenir.

b. Yurtdışında ilk 180 gün tam ve müteakip

günler için 2/3 oranında ödenir.

Geçici görevlendirmelerde meydana gelecek ara

vermeler bu müddetleri veya gündelik miktarını artırmaya neden olamaz."

19. 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve

Kontrol Kanunu'nun "Ödenemeyen giderler

ve bütçeleştirilmiş borçlar" kenar

başlıklı 34. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

" İlgili olduğu malî yılın sonundan

başlayarak beş yıl içinde alacaklıları tarafından geçerli bir mazerete

dayanmaksızın, yazılı talep edilmediğinden veya belgeleri verilmediğinden

dolayı ödenemeyen borçlar zamanaşımına uğrayarak kamu idareleri lehine düşer."

B. Uluslararası Hukuk

1. İlgili Sözleşme

20. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin

ikinci fıkrası şöyledir:

"Kendisine bir suç

isnat edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz

sayılır."

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

21. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme ile korunan

hak ve özgürlükleri ihlal etmediği sürece ulusal mahkemelerce yapılan hukuki ya

da maddi hataları ele almanın yerleşik içtihadı uyarınca kendi görevi

olmadığını belirtmektedir (García Ruiz/İspanya

[BD], B.No: 30544/96,

21/1/1999, § 28; Perez/Fransa [BD], B. No: 47287/99, 12/2/2004,

§ 82). Bu içtihada göre Sözleşme'nin 6. maddesi adil yargılanma hakkını

güvenceye almakla birlikte delillerin kabul edilebilirliğine ya da delillerin

nasıl değerlendirileceğine ilişkin herhangi bir kural koymaz, bu hususlar

öncelikli olarak ulusal hukukun ve mahkemelerin düzenleme alanına girer. Normal

şartlarda ulusal mahkemelerin belirli delil unsurlarına ya da önlerindeki

uyuşmazlıktaki tespit ya da değerlendirmelere tanıyacakları ağırlık gibi

meseleler AİHM'in yeniden inceleme alanına girmez.

AİHM bir dördüncü derece yargı yeri gibi davranmamalıdır, dolayısıyla keyfî

olduğu ya da makul olmadığı açıkça görülebilecek tespitlerde bulunmadıkları

takdirde ulusal mahkemelerin kararlarını 6. maddenin birinci fıkrası kapsamında

sorgulamaz (Bochan/Ukrayna (No.

2) [BD], B. No: 22251/08, 5/2/1015, § 61).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

22. Mahkemenin 10/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

23. Başvurucu; yargılama sürecinde soyut, yetersiz gerekçe ile

hüküm kurulduğunu, bazı delillere neden itibar edilip bazı delillere ise neden

itibar edilmediğinin ilk derece mahkemesinin kararında açıklanmadığını, itiraz

ve karar düzeltme isteminin reddine ilişkin kararların ise herhangi bir gerekçe

içermediğini, karar düzeltme aşamasında emsal olarak sunduğu Danıştay kararının

neden dikkate alınmadığının açıklanmadığını belirterek gerekçeli karar hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

24.Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak açıkça gerekçeli karar

hakkından söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine "...adil yargılanma" ibaresinin

eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı

fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamına gerekçeli karar

hakkının da dâhil olduğu AİHM'in birçok kararında

vurgulanmıştır. Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil

yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsadığının kabul edilmesi

gerekir (Abdullah Topçu, B. No:

2014/8868, 19/4/2017, § 75).

25. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli

olarak yazılır.” denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma

yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa

kuralı da gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulmalıdır (Abdullah Topçu,

§ 76).

26. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde

yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta; tarafların muhakeme

sırasında ileri sürdükleri iddiaların kurallara uygun biçimde incelenip

incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına

verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de

gerekli görülmektedir (Sencer Başat ve

diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

27. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde cevap verilmesi

gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerine sunulan

tüm iddialara cevap vermek zorunda değilseler de (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56) davanın

esas sorunlarının incelenmiş olduğu gerekçeli karardan anlaşılmalıdır.

28. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği

davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut

bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması,

başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde

davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile

yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve

diğerleri, § 35).

29. Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu

kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve

yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul

ya da esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden

olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri,

§ 39).

30. Öte yandan temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin

kararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da bir

atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyiz

merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini,

derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu

göstermesidir (Yasemin Ekşi, §

57).

31. Somut olayda mahkeme, başvurucuya geçici görev yolluğu

ödenmemesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada verilen iptal

kararı üzerine açılan tam yargı davası olarak incelemiş ve ilgili mevzuat

kapsamında değerlendirme yaparak sonuca ulaşmıştır. Bu bağlamda yapılan açık

yargılama sonunda tarafların davanın sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve

savunmaları tartışılarak verilen kararda hükme ulaşılması için yeterli gerekçe

bulunduğu (bkz. § 12) görülmektedir. Ayrıca itiraz ve karar düzeltme

aşamalarında değerlendirme konusu hüküm ve gerekçesinin uygun bulunduğu

belirtilmiştir. Bu hâle göre gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlal olmadığının

açık olduğu anlaşılmaktadır.

32. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Silahların Eşitliği ve Çelişmeli Yargılama

İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

33. Başvurucu; konusunda uzman bilirkişi raporu alınmadığını, bu

sebeple Mahkemenin miktar konusunda yaptığı değerlendirmenin hatalı olduğunu,

davalı idarenin sunduğu belgelere göre karar verdiğini belirterek silahların

eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

2. Değerlendirme

34. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

35. Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca herkes iddia, savunma ve

adil yargılanma hakkına sahiptir. Anayasa'nın anılan maddesinde adil yargılanma

hakkından ayrı olarak iddia ve savunma hakkına birlikte yer verilmesi,

taraflara iddia ve savunmalarını mahkeme önünde dile getirme fırsatı tanınması

gerektiği anlamını da içermektedir (Mehmet

Fidan, B. No: 2014/14673, 20/9/2017, § 37).

36. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine

ilişkin gerekçede, Türkiye'nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerce de

güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği

vurgulanmıştır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında, AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil edilen silahların eşitliği ilkelerine

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Bu itibarla anılan ilkenin

adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriğine dâhil olduğu sonucu ortaya

çıkmaktadır. Anılan ilkeye uygun yürütülmeyen bir yargılamanın hakkaniyete

uygun olması olanaklı değildir (Mehmet Fidan,

§ 38).

37. Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule

ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin

diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını

makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına

gelir (Yaşasın Aslan, B. No:

2013/1134, 16/5/2013, § 32). Bu usul güvencesi gereğince uyuşmazlığın her iki

tarafına da savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmasını

kapsamaktadır (Yüksel Hançer, B.

No: 2013/2116, 23/1/2014, § 18).

38. Silahların eşitliği ilkesi kapsamında yapılacak inceleme,

başvuru konusu yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığının

değerlendirilmesidir (Yüksel Hançer,

§ 19).

39. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi

için silahların eşitliği ilkesi ışığında taraflara delillerini sunma, inceletme

noktasında uygun imkânların tanınması ve yargılamaya etkin katılımlarının

sağlanması gerekir. Bu anlamda delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsiz

olma iddiaları da yargılamanın bütünü kapsamında değerlendirilecektir. Ceza

davaları ile medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin davaların usul kuralları da

dâhil olmak üzere yargılamanın tüm aşamalarında silahların eşitliği ilkesinin

güvence altına alınarak adil yargılanma hakkının korunması hukuk devleti

olmanın bir gereğidir (Mustafa Kupal, B. No: 2013/7727, 4/2/2016, §§ 50-52).

40. Somut olayda görülen davanın tarafları arasındaki ihtilaf,

başvurucu hakkındaki geçici görev yolluğu ödenmemesine ilişkin işlemin iptaline

ilişkin yargı kararının sonucu itibarıyla uygulanmaması nedeniyle açtığı tam

yargı davasında hükmedilen tazminat miktarının yetersiz olduğu noktasındadır.

41. Kural olarak Anayasa Mahkemesinin görevi herhangi bir davada

bilirkişi raporu veya uzman mütalaasının gerekli olup olmadığına karar vermek

değildir (Sencer Başat ve diğerleri

[GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 68). Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin

tarafların öne sürdüğü ve esasa etkisi olan iddiaların işin mahiyetinin

gerektirdiği ölçüde incelenip incelenmediğini ve özellikle ispat külfeti

konusunda taraflardan birinin diğerine nazaran dezavantajlı bir konuma

düşürülüp düşürülmediğini denetleme görevi bulunmaktadır (Ahmet Korkmaz, B. No: 2014/16232,

25/1/2018, § 29).

42. Somut başvuruda Mahkemece uzman bilirkişi incelemesi

yaptırılmasına gerek görülmeyerek başvurucuya ödenmesi gereken geçici görev

yolluğu ilgili mevzuat kapsamında hesaplanmış, zaman aşımına uğrayan kısım ile

idare tarafından yapılan ödemeler düşülerek tespit edilen miktar üzerinden

hüküm kurulmuştur.

43. Delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin

davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisinin esasen derece

mahkemelerine ait olduğu, derece mahkemelerinin dava konusuna, elde edilen

delilerin ağırlığına ve iddia ile savunmalara göre, tanık beyanı, keşif icrası

ve bilirkişi incelemesi gibi delilleri toplamama veya incelememe konusunda

takdir yetkisine sahip olduğu dikkate alındığında bilirkişi incelemesi

yaptırılmamasına ilişkin ileri sürülen husus yönünden silahların eşitliği

ilkesine yonelik bir ihlal olmadığının açık olduğu

sonucuna varılmaktadır.

44. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasına göre Anayasa Mahkemesince açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemez olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını

temellendiremediği, iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya

müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama

şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,

B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

45. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Hükmün Denetlenmesini

Talep Etme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

46. Başvurucu; Bölge İdare Mahkemesi nezdinde yargılama

yapılmasının yeterli olmadığını, verilen hükmün bir başka yargı mercii

tarafından da denetlenmesi gerektiğini, kesin olarak verilen karara karşı

temyiz yolunun kapalı olmasının hak arama özgürlüğü ile hükmün denetlenmesini

talep etme hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir.

2. Değerlendirme

47. Anayasa Mahkemesi, somut norm denetiminde verdiği 27/12/2018

tarihli ve E.2018/71, K.2018/118 sayılı kararıyla hükmün denetlenmesini talep etme hakkının Anayasa'nın 36.

maddesinde düzenlenen hak arama hürriyeti ile güvence altına alındığına

hükmetmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

"5. Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen

hak arama hürriyeti, yargılama usulüne ilişkin güvencelerle hakkaniyete uygun

yargılama yapılmasını hedefleyen ve demokratik toplumda vazgeçilmez nitelikte

olan adil yargılanma hakkını da kapsayan geniş bir içeriğe sahiptir.Bu bağlamda hak arama hürriyetinin mahkeme

tarafından verilen hükmün bir başka yargı mercii tarafından denetlenmesini

talep etme hakkını da içerip içermediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesinin önceki kararları incelendiğinde, anılan hakkın Anayasa’da

güvence altına alınıp alınmadığı hususuna ilişkin olarak meselenin farklı

kavramlar altında tartışıldığı ve farklı sonuçlara ulaşıldığı görülmektedir. Bu

yönüyle de içtihadın netleştirilmesine ihtiyaç bulunmaktadır.

6. Hak arama, kişinin maddi ve manevi

varlığını geliştirme hakkı ve insan onuru kavramıyla yakından ilgilidir. Bu

nedenle demokratik hukuk düzenlerinde hakların korunmasını ve hak ihlallerinin

giderilmesini temin edebilecek 'hukuki yollar' öngörülmüştür. Nitekim Anayasa

Mahkemesi de kararlarında hak arama hürriyetinin hukuk devletinin başlıca

ölçütü ve demokrasinin vazgeçilmez koşullarından biri olduğunu ifade etmiştir

(AYM, E.1991/2, K.1991/30, 19/9/1991). Bu doğrultuda Anayasa’nın 40. maddesinde

hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkesin, 'yetkili makama geciktirilmeden

başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahip' olduğu belirtilmiştir.

Anayasa’nın 74. maddesinde düzenlenen yasama organına dilekçe verme hakkı ile

bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakları da anayasal güvence altına

alınan hak arama yolları arasındadır.

7. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan yargı mercileri önünde hak arama hürriyeti, hakların korunmasını amaç

edinen vazgeçilmez meşru yöntemlerin başında gelmektedir. Anayasa’daki temel

hakların korunmasında önemli bir teminat olan yargısal hak arama yolu, hakların

korunmasında en etkili ve güvenceli yoldur.

8. Hak arama hürriyetinin kapsamının

belirlenmesinde, adalet ve hukuk devleti gibi temel anayasal ilkelerin de göz

önünde bulundurulması gerekir. Bu doğrultuda hak arama hürriyetinin amacının

hak ihlalinin önlenerek kişiye hakkının teslim edilmesi ve adaletin tesisi

olduğu söylenebilir. Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma

hakkı, kanunun açıkça hatalı veya keyfi uygulanmasına ilişkin istisnalar

dışında, yargılama sonucunda verilen hükmün adil olup olmadığı veya hukuki

açıdan isabetli olup olmadığı hususlarını içermemektedir. Bu itibarla adil

yargılanma hakkının davanın taraflarına sağladığı tüm usul güvencelerine

uyulmuş olsa bile yargılama sonucunda verilen hükmün hatalı olması mümkündür.

Diğer bir ifadeyle adil yargılanma hakkının güvencelerine riayet edilmiş olsa

da hâkimin gerek maddi vakıaların değerlendirilmesinde gerekse hukuk kurallarının

uygulanmasında yanılgıya düşmesi ve buna bağlı olarak hukuka aykırı hüküm

vermesi söz konusu olabilmektedir. Böyle kararlara ilgililerin veya toplumun

katlanmasını istemek adalete olan güveni sarsar ve hukuk devletini zedeler. Bu

nedenle hak arama hürriyetinden yararlanılabilmesi bakımından adil ve isabetli

olmadığı düşünülen bir hükmün başka bir yargı mercii tarafından denetlenmesi

bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. Anayasamız açısından bu gereklilik,

özel olarak düzenlenen hak arama hürriyetinin kapsamı ve mahiyetinden

kaynaklanmaktadır.

9. Anayasa’nın 154. ve 155. maddelerinin de

mahkeme kararlarının kural olarak denetlenmesi gerektiği düşüncesiyle

düzenlendiği anlaşılmaktadır. Anayasa’nın 154. maddesinin birinci fıkrasının

ilk cümlesinde 'Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir

adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir'

kuralına yer verilmiştir. Aynı şekilde Anayasa’nın 155. maddesinin birinci

fıkrasının ilk cümlesinde de 'Danıştay, idare mahkemelerince verilen ve kanunun

başka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme

merciidir' denilmektedir. Anayasa koyucunun bu kurallarla Yargıtay ve Danıştayın varlığını anayasal güvence altına aldığı ve

anılan yüksek mahkemeleri kural olarak ilk derece adli ve idari yargı

mercilerince verilen karar ve hükümlerin son inceleme mercii olarak

görevlendirdiği anlaşılmaktadır. Ancak bu maddelerde adli ve idari yargı

mahkemelerince verilen hükümlerin denetlenmesi görevinin anılan yüksek

mahkemelere verilmemesi hâlinde de bu görevin başka yargı mercilerine

bırakılması gerektiğinin öngörülmesiyle Anayasa koyucunun ilk derece

mahkemesince verilen karar ve hükümlerin kural olarak bir başka yargı mercii

tarafından denetlenmesi gerekliliğini kabul ettiği sonucuna ulaşılmaktadır.

10. Anayasa’nın 36., 154. ve 155. maddeleri

birlikte değerlendirildiğinde Anayasa’nın mahkemelerce verilen hükmün bir başka

yargı mercii tarafından denetlenmesini talep etme hakkını Anayasa’nın 36.

maddesinde düzenlenen hak arama hürriyeti kapsamında güvenceye kavuşturduğu

görülmektedir.

11. Diğer taraftan yargılamanın konusu ceza

mahkûmiyeti olduğunda mahkeme kararlarının denetlenmesi ihtiyacı daha da önem

kazanmaktadır. Nitekim uluslararası sözleşmelerde de hükmün denetlenmesinin bir

hak olarak tanındığı görülmektedir. Türkiye’nin de taraf olduğu Sözleşme’ye ek 7 No.lu Protokol’ün 2. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının birinci cümlesinde 'Mahkeme tarafından ceza gerektiren bir

suç nedeniyle mahkûm edilen herkes, mahkûmiyetinin veya hükmolunan cezanın

yüksek bir mahkeme tarafından yeniden incelenmesini sağlama hakkına sahiptir'

denilmek suretiyle ceza mahkemesince verilen mahkûmiyet ve cezaların

denetlenmesini talep hakkı güvenceye bağlanmıştır. Yine Türkiye’nin taraf

olduğu Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 14. maddesinin (5)

numaralı fıkrasında da 'Bir suçtan hüküm giyen herkes, mahkumiyet

ve cezanın yasalara uygun olarak daha yüksek bir yargı organınca yeniden

incelenmesi hakkına sahip olacaktır' biçiminde benzer bir kurala yer

verilmiştir.

12. Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak

arama hürriyeti kapsamındaki hükmün denetlenmesini talep etme hakkı, kişinin

aleyhine verilen bir hükmün başka bir yargı mercii tarafından gözden

geçirilmesini ve denetlenmesini isteyebilmesini teminat altına

almaktadır."

48. Anayasa Mahkemesi hükmün

denetlenmesini talep etme hakkının Anayasa'nın 36. maddesinde

düzenlenen hak arama hürriyeti ile güvence altına alındığını ifade ettiği bu

kararında, ayrıca Sözleşme’nin ülkemizin de taraf olduğu ek 7 No.lu

Protokol’ünün 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesiyle ceza

mahkemesince verilen mahkûmiyet ve cezaların denetlenmesini talep hakkının

güvenceye bağlandığını ve yine ülkemizin taraf olduğu Uluslararası Medeni ve

Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 14. maddesinin (5) numaralı fıkrasında da “Bir suçtan hüküm giyen herkes, mahkumiyet ve cezanın

yasalara uygun olarak daha yüksek bir yargı organınca yeniden incelenmesi

hakkına sahip olacaktır.” biçiminde benzer bir kurala yer

verildiğini hatırlatmıştır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi yargılamanın

konusu ceza mahkûmiyeti olduğunda mahkeme kararlarının denetlenmesi ihtiyacının

daha da önem kazandığını, hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ceza hukuku

alanındaki kapsam ve sınırıyla diğer alanlardaki kapsam ve sınırının aynı

olmayacağını, bu yönüyle anılan hakkın bireyin temel hak ve özgürlüklerine daha

ağır müdahalelerin söz konusu olduğu ceza hukuku alanında daha geniş bir

uygulama alanı bulurken diğer alanlarda daha esnek uygulanabileceğini de

vurgulamıştır (AYM, E.2018/71, K.2018/118, 27/12/2018, §§ 11, 14, 18). Bir

başka ifadeyle Anayasa Mahkemesi medeni hak ve yükümlülüklerin söz konusu

olduğu hukuk yargısı ile idari yargı alanında hükmün denetlenmesini talep etme

hakkının ceza hukuku alanındaki anlam ve kapsamından ayrı

değerlendirilebileceğini, uygulamanın farklılaşabileceğini ifade etmiştir.

49. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel

başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği

iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra

Sözleşme'nin ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerin kapsamına da girmesi

gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında

kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B.

No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

50. Hükmün denetlenmesini talep etme hakkı Anayasa'da yukarıda

aktarılan hususlar çerçevesinde (bkz. §§ 44, 45) güvence altına alınmış olmakla

birlikte Sözleşme ve ülkemizin taraf olduğu ek protokoller, medeni hak

yükümlülüklere ilişkin yargılama süreçleri (hukuk yargısı ile idari yargı

alanı) yönünden söz konusu hakka dair bir güvence içermemektedir. Dolayısıyla

medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklar yönünden hükmün

denetlenmesini talep etme hakkı Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanının

dışında kalmaktadır. Bu bağlamda anılan hakka dair bir ihlal iddiasının

incelenebilmesi için yargılamanın ceza hukuku alanına ilişkin bulunması

şarttır.

51. Bu noktada üzerinde durulması gereken bir diğer husus ceza

hukukunun çekirdek alanına müteallik olmamakla birlikte Anayasa'nın 36. ve 38.

maddeleri ile Sözleşme'nin 6. ve 7. maddeleri kapsamında suç ve cezalara

ilişkin güvenceler dâhilinde olduğu kabul edilen yaptırımlara/işlemlere dair

yargılama süreçleridir. Bir yaptırımın veya hukuki bir tasarrufun/işlemin hangi

koşullarla suç isnadı niteliğinde sayılıp suç ve cezalara ilişkin güvenceler

kapsamında değerlendirilebileceği AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarında açıkça

ifade edilmiştir (Engel ve

diğerleri/Hollanda [GK], B. No: 5100/71...; Benham/Birleşik Krallık [BD], B. No: 19380/92, 10/6/1996; Anayasa

Mahkemesi kararları için bkz. D.M.Ç,

B. No: 2014/16941, 24/1/2018; B.Y.Ç.,

B. No: 2013/4554, 15/12/2015; Selçuk Özbölük, B. No:2015/7206, 14/11/2018). Anılan

kararlarda yer verilen ilkeler bağlamında bir suç isnadının değerlendirilmesine

ilişkin yargılama olarak kabul edilen idari yargı veya hukuk yargısına ait

uyuşmazlıklara yönelik ileri sürülen suçların ve cezaların kanuniliği ilkesinin

ihlali gibi iddialar ceza yargılamasına ilişkin güvenceler bağlamında

değerlendirmeye alınabilmektedir. Bu perspektiften konu ele alındığında ceza

hukukunun çekirdek alanında bulunmamakla birlikte bir suç isnadı içerdiği kabul

edilen uyuşmazlıklara yönelik olarak ileri sürülen hükmün denetlenmesini talep etme hakkının da suç ve cezalara ilişkin Anayasa ve Sözleşme'de yer alan güvencelerin sağlanması bağlamında

ortak koruma alanı içinde kaldığını söylemek mümkündür.

52. Somut bireysel başvuruya konu yargılama sürecinin suç ve

cezalara ilişkin güvenceler kapsamında değerlendirilebilecek şekilde ceza

yargılamasına veya bir suç isnadına ilişkin bulunmadığı açıktır.

53. Bu hâle göre başvuru dilekçesinde ifade edilen Bölge

Mahkemesi kararına yönelik hükmün denetlenmesini talep etme hakkı Anayasa ve

Sözleşme ile Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerin ortak koruma alanı

kapsamı dışında kaldığından bu hakka ilişkin ihlal iddiasının incelenmesi

Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi dışında bulunmaktadır.

54. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Diğer İhlal İddiaları

Yönünden

1. Başvurucunun İddiaları

55. Başvurucu; geçici görev yolluğu ödenmemesine ilişkin işlemin

iptaline ilişkin yargı kararının sonucu itibarıyla uygulanmadığını, Mahkemenin

miktar konusundaki değerlendirmesinde hataya düştüğünü, eksik inceleme ve

mevzuatın yanlış yorumlanması nedeniyle davanın kısmen reddine ilişkin hükmünün

hukuka aykırı olduğunu ileri sürmektedir.

2. Değerlendirme

56. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu

olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil

eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik

içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

57. Somut olayda iddia, savunma ve tüm dosya kapsamı incelenerek

ilgili kısımları yukarıda belirtilen (bkz. § 12) gerekçe ile hüküm kurulmuştur.

58. Yargılama sürecinde geçici görev yolluğu ödenmemesine

ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan dava safahatının dikkate alındığı

anlaşılmaktadır. Ayrıca Mahkemenin salt iptale ilişkin yargı kararına göre

değil bütünsel bir bakış ile hükme ulaştığı görülmektedir. Mahkeme bu

değerlendirmesi ile başvurucunun alması gereken geçici görev yolluğunu tespit

ederek konuyla ilgili mevzuat kapsamında davanın kısmen kabulüne kısmen reddine

karar vermiştir. Bu yorum ve değerlendirmeler, uyuşmazlığı çözmekle görevli

mahkemenin takdirinde olup bireysel başvuruda değerlendirmeye konu edilemeyecek

niteliktedir.

59. Başvurucu tarafından ileri sürülen iddialar, delillerin

değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olup kararda

bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan

bir durumun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının kanun yolu

şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.

60. Açıklanan gerekçelerle başvurunun kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Diğer ihlal iddialarının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

10/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Zeynep

KARAKOÇ

Başvurucu

:

Turgut ÖZTOP

Vekili

:

Av. Hikmet

YÜCEL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/6023, 10 Ekim 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. İptal Davasına İlişkin Süreç
  7. B. Tam Yargı Davasına İlişkin Süreç
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Gerekçeli Karar
  13. B. Silahların Eşitliği ve Çelişmeli Yargılama
  14. C. Hükmün Denetlenmesini
  15. D. Diğer İhlal İddiaları
  16. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  17. Yıldırım
  18. Kömürcü
  19. Seferinoğlu
  20. Karakoç
  21. Yücel
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/6023
Tarih
10 Ekim 2019

İlgili Kararlar

  • Lokman Adal Başvurusu (B. No: 2016/3574)
  • Samet Yılmaz Başvurusu (B. No: 2016/58679)
  • Nokta Dergi ve Gazetecilik Tic. Ltd. Şti Başvurusu (B. No: 2015/16564)
  • S.k. Başvurusu (B. No: 2015/17914)
  • Gülşen Polat ve Kenan Polat Başvurusu (B. No: 2015/4450)
  • Hayriye Özde Çelikbilek Başvurusu (B. No: 2016/13542)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.