İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ulaş Yılmaz Başvurusu (B. No: 2013/2841)

1. Başvuru, 2007 yılında

Başvuru No2013/2841Tarih4 Kasım 2015Okuma24 dk · 4.870 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ulaş Yılmaz Başvurusu

Karar tarihi
4 Kasım 2015
Başvuru Numarası
2013/2841
R.G. Tarih ve Sayı
23/12/2015-29571
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.870 kelime·24 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, 2007 yılında

yapılan İdari Yargı Hâkim Adaylığı Mülakat Sınavı’nın ve bu sınavda başarısız

sayılmaya ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddedilmesi

nedeniyle eşitlik ilkesi ile adil yargılanma, etkili başvuru ve kamu hizmetine

girme haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 29/04/2013 tarihinde

Hatay İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel

teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci

Komisyonunca 15/11/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 7/1/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Bakanlığın 6/1/2014 tarihli

görüş yazısı, 10/1/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu,

Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını içeren dilekçesini 24/1/2014 tarihinde

Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru dilekçesi ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucu 15/10/2006

tarihinde yapılan İdari Yargı Hâkim Adaylığı yazılı sınavında 73,336 puan

alarak başarılı olmasının ardından çağrıldığı 28/12/2007 tarihli İdari Yargı

Hâkim Adaylığı mülakat sınavında 64 puan aldığı için başarısız sayılmıştır.

8. Başvurucu, mülakat sınavında

başarısız sayılmasında anılan sınavın objektif kriterlere göre yapılmamasının

etkili olduğunu ve değerlendirmenin hangi kriterlere göre yapıldığının açık

olmadığını ileri sürerek 22/2/2008 tarihinde iptal davası açmıştır.

9. Ankara 7. İdare Mahkemesi

26/12/2008 tarihli ve E.2008/287, K.2008/2354 sayılı kararı ile davanın reddine

karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

“Dava dosyasının incelenmesinden, 10.02.2006 tarihli 100

İdari Yargı Hakim Adayı alım ilanı üzerine 15.10.2006 tarihinde yapılan İdari

Yargı Hakim Adaylığı yazılı sınavında davacının 73.336 puanla sınavı kazanarak

başarılı sayıldığı, 26.03.2007 tarihinde yapılan mülakat sınavının Danıştay

İdari Dava Daireleri Kurulunun yürütmeyi durdurma kararı üzerine durdurularak

yenileneceğinin bildirildiği, karar üzerine Yönetmelikte gerekli düzenlemelerin

yapılmasıyla 04.12.2007 tarih ve 26720 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak

yürürlüğe giren 5720 sayılı Kanun’un Geçici 1. Maddesiyle getirilen

düzenlemeyle 27-28.12.2007 tarihinde tekrar yapılan mülakat sonucunda 64.00

puan alarak başarısız sayıldığı, anılan mülakat ve mülakatta başarısız

sayılmasına ilişkin işlemlerin iptali istemiyle de bakılan davanın açıldığı

anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlık konusu mülakat sınavında adayların, genel

davranışı muhakeme, kavrayış ve ifade yeteneği ile mesleğe uygunluğu ve temsil

yeteneğinin değerlendirilmesi yönünde her bir komisyon üyesinin ayrı ayrı sözlü

değerlendirme formu hazırladığı ve başarı sırasının buna göre belirlendiği görülmekle,

mülakat sınavında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Olayda, davacının, yazılı sınavda 73.336 puan aldığı ve

yapılan mülakat sınav tutanaklarından, davacı hakkında mülakat komisyonu başkan

ve üyelerince yukarıda belirtilen kriterlere göre değerlendirme yapıldığı ve

65, 64, 65, 67, 59, 61, 67 puan olarak ortalama 64 puanla değerlendirildiği,

önceden belirlenen nesnel ölçütler çerçevesinde yapılan değerlendirmenin subjektif olduğunun kabulünü gerektiren bir durumun

bulunmadığı ve yazılı sınavda 73.336 puan alan davacının salt mülakat sınav

sonucuna göre başarısız duruma düşürülmesinin de söz konusu olmadığı

anlaşılmaktadır.

Bu durumda yazılı sınavda 73.336 puan alarak başarılı oran

davacının, davalı idarece hakim adayı kadrosu ihtiyacını teminen

yapılan mülakat sınavı sonucunda, komisyon üyelerince yapılan değerlendirmede

ortalama 64 puan aldığı, bu puanın başarılı olabilmek için geçerli olan puanın

altında kaldığı, yapılan değerlendirmenin objektif değerlendirme ölçülerine

aykırı olduğu yolunda, davacının iddiası dışında herhangi bir bilgi ve belge

mevcut olmadığı, ayrıca mülakatın yukarıda anılan Yönetmelikte belirtilen şekil

ve usule uygun olarak yapıldığı hususları göz önünde bulundurulduğunda,

davacının, mülakat sınavında başarısız sayılmasına ilişkin işlem de hukuka

aykırılık bulunmamaktadır.”

10. Başvurucu tarafından temyiz

edilen karar Danıştay Onikinci Dairesinin 6/3/2012

tarihli ve E.2009/5247, K.2012/1325 sayılı kararı ile onanmıştır.

11. Başvurucunun karar düzeltme

talebi de aynı Dairenin 7/11/2012 tarihli ve E.2012/7228, K.2012/7832 sayılı

kararı ile reddedilmiş ve karar 1/4/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir

12. Başvurucu 29/4/2013

tarihinde bireysel başvuru yapmıştır.

B. İlgili

Hukuk

13. 24/2/1983 tarihli ve 2802

sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 8. maddesinin (ı) bendi şöyledir:

“Adaylığa atanabilmek için :

…

Yazılı yarışma sınavı ile mülakatta başarı göstermek,

…

şarttır.”

14. 2802 sayılı Kanun'un 9/A

maddesinin beşinci ve devamı fıkraları ise şöyledir:

“Yazılı sınavda yüz tam puan üzerinden en az yetmiş puan

almak kaydıyla en yüksek puan alandan başlamak üzere, sınav ilânında belirtilen

kadro sayısının iki katı fazlası mülâkata çağrılır. Ancak başarı oranı, ilân

edilen kadronun iki katı fazlasının altında olursa, sadece başarılı olanlar

mülâkata çağrılır. Bu şekilde çağrılan en düşük puana sahip adayla aynı puanı

alanlar da mülâkata alınır.

Mülâkat Kurulu; Adalet Bakanlığı Müsteşarı veya görevlendireceği

Müsteşar Yardımcısı başkanlığında, Teftiş Kurulu Başkanı, Ceza İşleri, Hukuk

İşleri ve Personel Genel Müdürleri ile Türkiye Adalet Akademisi Yönetim

Kurulunun her sınav için kendi üyeleri arasından belirleyeceği iki üye olmak

üzere toplam yedi üyeden oluşur.

Türkiye Adalet Akademisi Yönetim Kurulunda Yargıtay ve

Danıştay mensubu birer üye bulunması halinde bu üyeler Mülâkat Kurulunda asıl

üye olarak görevlendirilir.

Türkiye Adalet Akademisi Yönetim Kurulunda Yargıtay ve

Danıştay mensubu üye sayısı birden fazla ise, Yargıtay kontenjanı için Yargıtay

mensupları arasından, Danıştay kontenjanı için Danıştay mensupları arasından;

Yargıtay veya Danıştay mensubu üyelerden birinin ya da her ikisinin bulunmaması

halinde ise Yönetim Kurulunun diğer üyeleri arasından gizli oyla seçim yapılır.

Asıl üyelerin hukukî veya fiilî sebeplerle katılamamaları

halinde; Teftiş Kurulu Başkanı, Ceza İşleri, Hukuk İşleri ve Personel Genel

Müdürlerinin yerine vekâlet edenler, Türkiye Adalet Akademisi Yönetim Kurulundan

katılacak üyelerin yerine ise, Yönetim Kurulunun kendi üyeleri arasından her

biri için ayrı ayrı gizli oyla belirleyeceği yedek üyeler Mülâkat Kuruluna

katılır.

Mülâkat, ilgilinin;

a) Muhakeme gücünün,

b) Bir konuyu kavrayıp özetleme ve ifade yeteneğinin,

c) Genel ve fizikî görünümünün, davranış ve tepkilerinin

mesleğe uygunluğunun ve liyakatinin,

d) Yetenek ve kültürünün,

e) Çağdaş bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığının,

puan vermek suretiyle değerlendirilmesi

yöntemidir.

Mülâkat, yukarıdaki bentlerde yazılı özellikler herbiri yirmişer puan üzerinden değerlendirilerek yapılır.

Mülâkat Kurulunun her bir üyesi tarafından verilen puanlar ayrı ayrı tutanağa

geçirilir. Başarılı sayılmak için, üyelerin yüz tam puan üzerinden verdikleri

notların aritmetik ortalamasının en az yetmiş olması şarttır.

Mülâkat sonucu en yüksek puan alandan başlamak üzere sıraya

konularak mülâkat başarı listesi hazırlanır ve bu listenin altı Mülâkat Kurulu

tarafından imzalanarak Personel Genel Müdürlüğüne teslim edilir.

Yazılı yarışma sınavına katılmayanların mazeretleri kabul

edilmez. Mazereti sebebiyle mülâkata katılamayanların müracaatı üzerine Mülâkat

Kurulunca mazeretlerinin kabulüne karar verildiği takdirde mülâkat yeri ile

günü tespit edilir ve ilgili mülâkata çağrılır. Mazeret bildirenlerin mazereti

Mülâkat Kurulunca reddedilir veya kabul edilmekle birlikte verilen süre içinde

mülâkata katılmazsa başarısız sayılır.”

15. Anayasa Mahkemesinin konuya

ilişkin 18/5/2011 tarihli ve E.2008/7, K.2011/80 sayılı kararının ilgili kısmı

şöyledir:

“… Dava konusu onuncu fıkrada kanun koyucu, yazılı sınavı

kazanıp mülakata girecek adayların hangi özelliklerinin değerlendirmeye tabi

tutulacağını belirlemiştir. Buna göre, yazılı yarışma sınavında başarılı olanların

tâbi tutulacağı mülâkat, ilgilinin muhakeme gücü, bir konuyu kavrayıp özetleme

ve ifade yeteneği, genel ve fiziki görünümünün, davranış ve tepkilerinin

mesleğe uygunluğu ve liyakati ile yetenek ve kültürünün, çağdaş, bilimsel ve

teknolojik gelişmelere açıklığın puan vermek suretiyle değerlendirilmesi

yöntemi olarak tanımlanmıştır. Yazılı yarışma sınavında ilgililerin genel

yetenek ve genel kültür seviyeleri ile alan bilgisi düzeyleri ölçüldüğünden

mülâkatta bilgilerinin yeniden ölçülmesi yerine dava konusu fıkrada belirtilen

hususlarda değerlendirmeye tabi tutulması, mülakatın yapılış amacına uygunluk

taşımaktadır.

Nitekim, Birleşmiş

Milletler Yargı Bağımsızlığının Temel İlkelerinden yeterlik, seçim ve eğitim

başlıklı 10. maddesinde, hâkimlik mesleğine yeterli hukuk eğitimi görmüş

yetenekli ve kişilikli bireylerin seçilmesi, 13. maddesinde de hâkimlik

sıfatının kazanılmasının objektif esaslara, özellikle kişilik, yetenek ve

tecrübeye dayandırılması gerektiği vurgulanmıştır.

Hâkimlik ve savcılık

mesleğine seçimde; muhakeme gücünün, karar vermek veya iddiada bulunmak için

bir konuyu kavrayıp iddianame veya karar şekline getirerek özetleme

yeteneğinin, mesleğin temsilinde fiziki görünüm ve davranışları ile olaylara

verilen tepkinin, mesleğin kariyer meslek olması nedeniyle temsilde çağdaş

bilimsel ve teknolojik gelişmelere açık ve kültürlü olmanın ölçülmesi doğaldır.

Genel idari hizmetler sınıfında yer almakla birlikte ileride hâkim ve savcı

olacak adayların mülakatlarına ilişkin dava konusu kuralda belirlenen bu

ölçütlerin hukuk devletine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.

Dava konusu onbirinci fıkranın

birinci cümlesinde de adayın mülakatta onuncu fıkrada belirtilen

özelliklerinden her birinin yirmibeşer puan

üzerinden, eşit oranda değerlendirmeye tabi tutulacağı, ilgililer için ayrı

ayrı tutanak düzenleneceği ve mülâkatta başarılı sayılmak için üyelerin her

birinin verdikleri puanların aritmetik ortalamasının, yüz puan üzerinden en az

yetmiş olması gerektiği belirtilerek, mülâkattaki kriterlerin ağırlıkları ve

değerlendirme esasları somut ve objektif kurallara bağlandığı anlaşıldığından,

herhangi bir belirsizlikten söz edilemez.

Anayasa'nın 138.

maddenin dördüncü fıkrasında yer alan hüküm, somut yargı kararlarına

ilişkindir. Yasama organı, anayasal ilkeleri göz önünde bulundurarak soyut,

genel ve objektif kanuni düzenlemeler yapma yetkisine her zaman sahiptir. Kanun

koyucunun bu nitelikte yaptığı düzenlemeler yargı kararlarının

etkisizleştirilmesi olarak nitelendirilemez.

Açıklanan nedenlerle,

dava konusu kurallar Anayasa'nın 2. ve 138. maddelerine aykırı değildir. İptal

istemlerinin reddi gerekir.

Kuralların,

Anayasa'nın 11. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

16. Mahkemenin 4/11/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 29/4/2013 tarihli ve 2013/2841

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

17. Başvurucu, 2007 yılında

katıldığı İdari Yargı Hâkim Adaylığı Mülakat Sınavı’nda başarısız sayılmasına

ilişkin işlemin hukuka aykırı olduğunu, değerlendirmenin hangi kriterlere göre

yapıldığının belli olmadığını, sübjektif hareket edildiğini, anılan işlemin

iptali istemiyle açılan davada verilen hükmün gerekçesinin anlaşılmaz olduğunu,

Mahkeme kararında iddialarını destekleyen bilgi ve belge sunmadığından

bahsedildiğini ancak mülakat sınavına ilişkin bir bilgi ve belge sunma

imkânının bulunmadığını, sınavın yapılış şekli itibarıyla etkili bir şekilde

hak arama özgürlüğünün engellendiğini, yargılamanın makul sayılamayacak bir

sürede tamamlandığını, kamu hizmetine girme hakkının elinden alındığını,

mülakat heyetinin oluşumu nedeniyle siyasi etkilere açık olduğunu ve

değerlendirmesini siyasi kriterler üzerinden yapıldığını belirterek Anayasa’nın

10. maddesinde öngörülen eşitlik ilkesinin, 36. maddesinde düzenlenen adil

yargılanma hakkının, 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ve 70.

maddesinde düzenlenen kamu hizmetine girme hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüş, mesleğe alınmama nedeniyle maruz kaldığı maddi zararlara ve mülakat

sınavında başarısız sayılması nedeniyle maruz kaldığı manevi zararlara karşılık

tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

18. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu;

kendisine ayrımcılık yapıldığından, yargılamanın adil yapılmadığından ve

davanın makul sürede sonuçlandırılmadığından şikâyet etmektedir. Bu nedenle

başvurunun; eşitlik ilkesinin ihlali iddiası, yargılamanın sonucu itibarıyla

adil olmadığı ve makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiası başlıkları

altında değerlendirilmesi gerekmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Eşitlik İlkesinin İhlali İddiası

19. Başvurucu, mülakat heyetinin

oluşumu nedeniyle siyasi etkilere açık olduğunu ve heyet tarafından

gerçekleştirilen değerlendirmesinin siyasi kriterler üzerinden yapıldığını belirterek

Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

20. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı

fıkrası hükümlerine göre Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun

esasının incelenebilmesi için kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia

edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek

protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve

Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18). Bu nedenle, bireysel başvuru kapsamındaki hakların içeriğinin tespit

edilmesinde Anayasa ve Sözleşme hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi ve

ortak koruma alanının tespit edilmesi gerekir.

21. Anayasa’nın “Kanun önünde eşitlik” kenar başlıklı 10.

maddesinin birinci ve beşinci fıkraları şöyledir:

“Herkes, dil, ırk, renk,

cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle

ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

…

Devlet organları ve idare makamları bütün

işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek

zorundadırlar.”

22. Sözleşme’nin “Ayrımcılık yasağı” kenar başlıklı 14.

maddesi şöyledir:

“Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma,

cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya

toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere

herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin

sağlanmalıdır.”

23. Yukarıda yer verilen

hükümler göz önünde bulundurulduğunda, başvurucunun ayrımcılık yasağı

kapsamında incelenmesi gereken iddiasının, soyut olarak değerlendirilmesi

mümkün olmayıp Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel hak ve

özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz, § 33).

24. Bununla birlikte bireysel

başvuru incelemesinde ayrımcılık yasağının bağımsız bir koruma işlevinin

olmaması, bu yasağın genişletici bir yoruma tabi tutulmasına engel teşkil

etmemektedir. Anayasal bir hakkın ihlal edildiği iddiası tek başına

incelendiğinde o hakkın ihlal edilmediği kanaatine varılabilirse de bu durum, o

hakka ilişkin ayrımcı bir uygulamanın incelenmesine engel değildir. Bu

çerçevede, ilgili temel hak ve özgürlük ihlal edilmemiş olsa da o hakla ilgili

bir konuda sergilenen ayrımcı tutumun, Anayasa’nın 10. maddesini ihlal ettiği

sonucuna ulaşılabilir (İhsan Asutay,

B. No: 2012/606, 20/2/2014, § 48).

25. Ayrımcılık yasağının ihlal

edilip edilmediğinin tartışılabilmesi için kural olarak hem kişinin hangi temel

hak ve özgürlüğü konusunda hem de hangi temele dayalı olarak ayrımcılığa maruz

kaldığının tespit edilmesi gerekir. Ayırımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi

için başvurucunun, kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele

ile kendisine yapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ifade etmesi

yeterli olmayıp ayrıca bu farklılığın meşru bir temeli olmaksızın ırk, renk,

cinsiyet, din, dil vb. bir ayrımcılık temeline dayandığını makul delillerle

ortaya koyması gerekir.

26. Somut olayda başvurucu

tarafından, girdiği hâkim adaylığı mülakat sınavında oluşturulan mülakat

heyetinin siyasi etkilere açık olduğunu ve değerlendirilmesinin siyasi kriterler

üzerinden yapıldığı belirtilmiş olmakla beraber kendisine hangi temele dayalı

olarak ayırımcılık yapıldığına ilişkin bir beyanda bulunmamıştır. Belirtilen

iddiasını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamış olduğu

görüldüğünden başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Yargılamanın Sonucu

İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası

27. Başvurucu, sınavda başarısız

sayılmasına ilişkin işlemin hukuka aykırı olduğunu, değerlendirmenin hangi

kriterlere göre yapıldığının belli olmadığını, sübjektif esaslara göre hareket

edildiğini, anılan işlemin iptali istemiyle açılan davada verilen hükmün

gerekçesinin anlaşılmaz olduğunu, Mahkeme kararında iddialarını destekleyen

bilgi ve belge sunmadığından bahsedildiğini ancak mülakat sınavına ilişkin bir

bilgi ve belge sunma imkânının bulunmadığını ve sınavın yapılış şekli

itibarıyla etkili bir şekilde hak arama özgürlüğünün engellendiğini ileri

sürmüştür.

28. Bakanlık görüşünde başvuruya

konu kararda, mülakat sınavında adayların genel davranışı; muhakeme, kavrayış

ve ifade yeteneği ile mesleğe uygunluğu ve temsil yeteneğinin değerlendirilmesi

yönünde her bir komisyon üyesinin ayrı ayrı sözlü değerlendirme formu

hazırladığı ve başarı sırasının buna göre belirlendiğinin tespit edildiği;

yargılamada hiçbir keyfîlik emaresi görülmediği,

başvurucunun iddialarının mahkemece değerlendirildiği ve yargılama süreci

boyunca başvurucunun görüşlerini sunma imkânı bulduğu, bunun yanında

yargılamanın usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmediğine ve

başvurucunun kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatı bulamadığına dair

açık bir bulgu saptanmadığı, Derece Mahkemesinin, ilgili hukuku yorumlamasında

ve delilleri takdirinde keyfîlik bulunmadığı yönünde

görüş bildirmiştir.

29. Başvurucu, karşı beyanlarını

sunduğu dilekçesinde, başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır.

30. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü

fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

31. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

32. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

33. Anılan kurallar uyarınca

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel

başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede,

kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

34. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

35. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini istemek hakkına sahiptir. …”

36. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Maddede geçen “adil yargılanma hakkının” kapsamı

Anayasa’da açık bir şekilde düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,

Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı”

kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, § 22).

37. Adil yargılanma hakkı;

bireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün

adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle bireysel başvuruda

adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun

yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediğine; bu çerçevede yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına,

kendi delillerini ve iddialarını sunamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme

kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından

dinlenmediğine veya kararın gerekçesiz olduğu gibi mahkeme kararının oluşumuna

sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfîliğe ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması

gerekir (Nadi Karakoç, B. No:

2013/2767, 2/10/2013, § 22).

38. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM), Sözleşme ile güvence altına alınan hak ve yükümlülüklere

halel getirmedikçe iç hukuktaki mahkemeler tarafından yapıldığı iddia edilen

olay ve hukuk hatalarını incelemenin kendi görevi olmadığını, kararlarında bir

yerel mahkemenin şu veya bu şekilde karar vermesine neden olan unsurlar

hakkında değerlendirme yapma yetkisi bulunmadığını zira bunun kendisini üçüncü

ya da dördüncü derece yargı organı olarak görmesi anlamına geleceğini ifade

etmiştir (Kemmache/Fransa, B. No: 14992/89, 2/11/1993).

Ancak iç hukukun yorum ve uygulamasının, Mahkemenin içtihatları ışığında

yorumlanan Sözleşme ilkeleri ile uyumlu olup olmadığının değerlendirilmesi için

AİHM’in lüzumlu olduğunu da belirtmektedir (Scordina/İtalya, B. No: 36813/97, 26/3/2006, §§

190, 191).

39. Anayasa’nın 2. maddesinde

yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir.

Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi

bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve

uygulanabilir olması ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı

koruyucu birtakım güvenceler içermesi gereklidir. Belirlilik ilkesi hukuksal

güvenlikle bağlantılı olup birey, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut

eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların

idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu, kanundan öğrenebilme imkânına

sahip olmalıdır. Birey, ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörüp

davranışlarını düzenleyebilir. Hukuk güvenliği, kuralların öngörülebilir olmasını,

bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de

kanuni düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını

gerekli kılar (Abdulhalim Karavil, B. No: 2013/849, 15/4/2013, § 34).

40. Başvuru konusu olayda

başvurucu, katıldığı mülakat sınavında başarısız sayılması üzerine mülakat

sınavının ve başarısız sayılması işleminin iptali istemiyle Ankara 7. İdare

Mahkemesinde dava açmış; Mahkeme, 2802 sayılı Kanun’un 9/A maddesi uyarınca mülakat sınavında adayların

genel davranışı, muhakeme, kavrayış ve ifade yeteneği ile mesleğe uygunluğu ve

temsil yeteneğinin değerlendirilmesi yönünde her bir komisyon üyesinin ayrı

ayrı sözlü değerlendirme formu hazırladığını ve başarı sırasının buna göre

belirlendiğini, başvurucunun iddiası dışında yapılan değerlendirmenin sübjektif

olduğunun kabulünü gerektiren bir durumun bulunmadığını ifade ederek davanın

reddine karar vermiştir.

41. Somut olayda uygulanan 2802

sayılı Kanun’un 9/A maddesinin onuncu fıkrası ile on birinci fıkrasının birinci

cümlesinin iptali istemiyle açılan davada Anayasa Mahkemesi; onuncu fıkrada

kanun koyucunun, yazılı sınavı kazanıp mülakata girecek adayların hangi

özelliklerinin değerlendirmeye tabi tutulacağını belirlediğini; yazılı yarışma

sınavında başarılı olanların tâbi tutulacağı mülâkatın, ilgilinin muhakeme

gücü, bir konuyu kavrayıp özetleme ve ifade yeteneği, genel ve fiziki

görünümünün, davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğu ve liyakati ile yetenek

ve kültürünün çağdaş, bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığının puan

vermek suretiyle değerlendirilmesi yöntemi olarak tanımlandığını; hâkimlik ve

savcılık mesleğine seçimde muhakeme gücünün, karar vermek veya iddiada bulunmak

için bir konuyu kavrayıp iddianame veya karar şekline getirerek özetleme

yeteneğinin, mesleğin temsilinde fiziki görünüm ve davranışları ile olaylara

verilen tepkinin, mesleğin kariyer meslek olması nedeniyle temsilde çağdaş

bilimsel ve teknolojik gelişmelere açık ve kültürlü olmanın ölçülmesinin doğal

olduğunu, hâkim ve savcı olacak adayların mülakatlarına ilişkin dava konusu

kuralda belirlenen bu ölçütlerin hukuk devletine aykırı bir yönünün

bulunmadığını ifade etmiştir (bkz. § 15).

42. Anayasa Mahkemesi on birinci

fıkranın birinci cümlesinde de adayın mülakatta onuncu fıkrada belirtilen

özelliklerinden her birinin yirmi beşer puan üzerinden, eşit oranda

değerlendirmeye tabi tutulacağı, ilgililer için ayrı ayrı tutanak düzenleneceği

ve mülâkatta başarılı sayılmak için üyelerin her birinin verdikleri puanların

aritmetik ortalamasının, yüz puan üzerinden en az yetmiş olması gerektiği

belirtilmiştir. Ayrıca mülâkattaki kriterlerin ağırlıklarının ve değerlendirme

esaslarının somut ve objektif kurallara bağlandığını belirterek kuralda

belirsizlikten söz edilemeyeceğini karar altına almıştır (bkz. § 15).

43. Mahkemenin gerekçesi ve

başvurucunun iddiaları incelendiğinde davanın konusunun; başvurucunun katıldığı

mülakat sınavının ve mülakat sınavında başarısız sayılması işleminin iptali

istemi olduğu, bu kapsamda iddiaların özünün derece Mahkemesi tarafından

delillerin ve mevzuatın değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet

olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucunun hukuka aykırılık teşkil

ettiğine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

44. Davranış ve düşüncelere

ilişkin bilgi edinme amacıyla bir kişiyle yapılan sorulu cevaplı olan mülakat;

yazılı sınavı tamamlayıcı nitelikte ve liyakati ölçmek, adayın mesleğe uygun

yeteneğe ve kültürel birikime sahip olup olmadığını belirlemek amacıyla

yapılmaktadır. Bu kapsamda yapılacak bir mülakatın nesnel olduğunun kabul

edilebilmesi için ne şekilde uygulanacağına ilişkin hususları ve değerlendirme

esaslarını içeren bir yöntemin düzenlenmesi gerekmektedir (Danıştay İdari Dava

Daireleri Kurulu, E.2009/1089, K.2013/730, 28/12/2013).

45. 2802 sayılı Kanun’un 9/A maddesinde

mülakat, ilgilinin; muhakeme gücünün, bir konuyu kavrayıp özetleme ve ifade

yeteneğinin, genel ve fiziki görünümünün, davranış ve tepkilerinin mesleğe

uygunluğunun ve liyakatinin, yetenek ve kültürünün, çağdaş bilimsel ve

teknolojik gelişmelere açıklığının puan verilmek suretiyle değerlendirilmesi

yöntemi olarak tanımlanmış; maddenin devamında, mülakatın anılan bentlerde

yazılı özelliklerin her birinin yirmişer puan üzerinden değerlendirilerek

yapılacağı, mülakat kurulunun her bir üyesi tarafından verilen puanların ayrı

ayrı tutanağa geçirileceği düzenlemesine yer verilmek suretiyle mülakatın

yapılışına ve değerlendirme şekline ilişkin ölçütler belirlenmiştir.

46. 2802 sayılı Kanun’un 9/A

maddesinin onuncu ve on birinci fıkraları ile bu kuralların iptali istemiyle

açılan dava üzerine verilen Anayasa Mahkemesi kararı bir arada

değerlendirildiğinde; başvurucunun belirli bir kesinlik içinde, mülakat

sınavının yapılış şekli, puanlaması, başarı değerlendirmesi ve sonucunu önceden

öngörebildiği, buna göre davranışlarını düzenleyebildiği, diğer taraftan da

anılan kanuni düzenlemelerin başvurucunun devlete olan güven duygusunu

zedeleyici nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır.

47. Sonuç olarak başvurucu,

yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

elde edemediğine ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili

iddialarının Derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine veya kararın gerekçesiz

olduğuna ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi mahkemenin kararında

bariz takdir hatası veya açık keyfîlik oluşturan

herhangi bir durum da tespit edilmemiştir.

48. Açıklanan nedenlerle

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, Derece Mahkemesi kararının bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Yargılama Süresinin Makul

Olmadığı İddiası

49. Başvuru formu ile eklerinin

incelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılmıştır. Bu nedenle başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

50. Başvurucu açtığı davanın

makul sürede sonuçlandırılamaması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde

tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

51. Anayasa ve Sözleşme’nin

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, § 18) Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya

çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar,

esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında ilgili hükmü, Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve

mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

52. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun, davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41–45).

53. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer

alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu hukuku” alanına dâhil olan ancak sonucu

itibarıyla özel nitelikteki haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olan

uyuşmazlıkları konu alan davalar da Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6.

maddesinin koruması kapsamına girmektedir. Bu anlamda, belirtilen

düzenlemelerde yer verilen güvenceler, başvurucunun haklarına zarar verdiği

iddia edilen idari bir kararın iptali talebiyle açılan davalara da

uygulanacaktır. Başvuruya konu davanın, başvurucunun katıldığı mülakat

sınavının ve anılan sınavda başarısız sayılması işleminin iptali isteminden

kaynaklanmasından dolayı medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama

olduğuna kuşku yoktur (Selahattin Akyıl,

B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 44).

54. Medeni hak ve yükümlülüklerle

ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı

kural olarak uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye

başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup bu tarih somut

başvuru açısından 22/2/2008’dir.

55. Sürenin bitiş tarihi ise

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri,

§ 52). Bu kapsamda somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihi,

başvurucunun karar düzeltme talebinin Danıştay Onikinci

Dairesince reddedildiği tarih olan 7/11/2012’dir.

56. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinden, başvurucu mülakat sınavının ve anılan sınavda

başarısız sayılması işleminin iptali istemiyle 22/2/2008 tarihinde dava açmış,

İlk Derece Mahkemesi 26/12/2008 tarihinde davanın süre aşımı yönünden reddine

karar vermiş, başvurucu kararı temyiz etmiş, Danıştay Onikinci

Dairesi 6/3/2012 tarihli kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararını onamıştır.

Başvurucu karar düzeltme talebinde bulunmuş ve Danıştay Onikinci

Dairesi 7/11/2012 tarihli kararı ile bu talebi reddetmiş, uyuşmazlığa konu

yargılama bu tarih itibarıyla sona ermiştir.

57. Hukuk sistemimizde idari

yargı alanında yer alan uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama

süresini aştığı yönündeki tespitlere, AİHM kararlarında yer verilmiş olup

özellikle idari yargı alanındaki yapısal sorunlar ve Danıştay nezdinde temyiz

ve karar düzeltme incelemelerinde geçirilen uzun yargılama sürelerinin ihlal

kararlarına temel oluşturduğu anlaşılmıştır. Bu kapsamda idari yargı makamları

nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha

önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından,

özellikle 6/1/1992 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda yer

alan usul hükümleri de göz önünde bulundurularak makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (Selahattin Akyıl, §§ 54-60).

58. Başvuru konusu yargılama

süreci değerlendirildiğinde, İlk Derece Mahkemesinde 22/2/2008 tarihinde açılan

dava hakkında 26/12/2008 tarihinde karar verildiği ve yargılama süresinin 10 ay

4 gün olduğu, İlk Derece Mahkemesi karar tarihinden Danıştay Onikinci Dairesinin karar düzeltme talebinin reddi kararına

kadar geçen sürenin ise 3 yıl 10 ay 11 gün olduğu, toplam yargılama süresinin

ise 4 yıl 8 ay 15 gün olduğu, İlk Derece Mahkemesince makul sürede dava

hakkında karar verilmiş ise de Danıştay Onikinci

Dairesinde geçen kanun yolu incelemesinde gecikmelerin yaşandığı tespit

edilmekle beraber, yukarıda yer verilen tespitler ışığında, özellikle yargı

sisteminin yapısından kaynaklanan iş yükü ve organizasyon eksikliğinin somut

başvuruya ilişkin yargılama süresinin uzaması üzerinde baskın bir etkiye sahip

olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6.

maddesi gereğince yargılama sistemi, mahkemelerin davaları makul bir süre

içinde karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama

koşullarını yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesini zorunlu kıldığından

hukuk sisteminde var olan yapısal ve organizasyona ilişkin eksiklikler,

yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleştirilmemesine mazeret olarak

gösterilemez.

59. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, başvurucu tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi

olduğunun tespit edilmediği, başvuruya konu uyuşmazlığın mülakat sınavına

yönelik olmasına ve davanın esastan çözümünün İlk Derece Mahkemesince 10 ay 4

gün içinde tamamlanmış olmasına karşın temyiz ve karar düzeltme talepleri

hakkında 3 yıl 10 ay 11 günlük sürede karar verilmiş olduğu; 2577 sayılı

Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi bir yargılama sürecine ilişkin somut

başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı

tespit edilmiş; toplam 4 yıl 8 ay 15 günlük yargılamada makul olmayan bir

gecikmenin bulunduğu sonucuna varılmıştır.

60. Açıklanan nedenlerle

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

61. Başvurucu, mesleğe alınmama

nedeniyle maruz kaldığı maddi ve mülakat sınavında başarısız sayılması

nedeniyle maruz kaldığı manevi zararlara karşılık tazminat talebinde bulunmuş

ancak yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmamasına bağlı herhangi bir

tazminat isteminde bulunmamıştır.

62. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

63. Başvuruda Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği tespit

edilmiş olmakla beraber başvurucu tarafından ileri sürülen zarar ile tespit

edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından başvurucunun

tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

64. Dosyadaki belgelerden tespit

edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ve yargılamanın, sonucu itibarıyla adil

olmadığına yönelik iddialarının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Yargılama süresinin makul olmadığına yönelik iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucunun tazminat

taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan

ve 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini

takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına

4/11/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serruh KALELİ Nuri NECİPOĞLU Hasan Tahsin GÖKCAN Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Bahadır YALÇINÖZ Başvurucu : Ulaş YILMAZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/2841, 4 Kasım 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. B. Anayasa’nın 36. maddesinde
  16. C. Başvurucunun tazminat
  17. D. Başvurucu tarafından yapılan
  18. E. Ödemenin, kararın tebliğini
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/2841
Tarih
4 Kasım 2015

İlgili Kararlar

  • Sultan Ulusoy Başvurusu (B. No: 2013/7912)
  • Ulaş Kaya ve Adnan Ataman Başvurusu (B. No: 2013/4128)
  • Hamza Küçük Başvurusu (B. No: 2013/7400)
  • Hakan Atmaca Başvurusu (B. No: 2013/7871)
  • Nurdan Sarı Başvurusu (B. No: 2013/1644)
  • Müslüm Turfan Başvurusu (B. No: 2013/2516)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.