İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ümmühani Yılmaz Başvurusu (B. No: 2016/5104)

1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle

Başvuru No2016/5104Tarih16 Ocak 2020Okuma15 dk · 2.915 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ümmühani Yılmaz Başvurusu

Karar tarihi
16 Ocak 2020
Başvuru Numarası
2016/5104
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.915 kelime·15 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle

kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 14/3/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucu sol gözünde görme güçlüğü şikâyetiyle 2009 yılında

başvurduğu Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi (Hastane) Göz Hastalıkları

Polikliniğinde retina damar tıkanıklığı ve ilerleyici maküla ödemi teşhisiyle tedavi görmüştür. Bu kapsamda göz

hastalıkları uzmanı Doktor Y.T. tarafından lazer uygulanan başvurucunun gözünde

ödem artışı ve görmede azalma saptanması üzerine 25/2/2010 tarihinde göz içi

ilaç uygulaması yapılmıştır. Kontrol muayenesinde gözünde ağrı ve bulanık görme

şikâyetini bildiren başvurucu endoftalmi

(göz içi iltihabı) düşünülerek Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine

(Üniversite Hastanesi) yönlendirilmiştir. 1/3/2010-15/3/2011 tarihleri arasında

üç kez Hastaneye yatışı yapılarak bir dizi operasyon geçiren başvurucunun sol

gözü görme yetisini tamamen kaybetmiştir.

8. Başvurucu hatalı teşhis ve tedavi yaptığı iddiasıyla Doktor

Y.T. hakkında 22/6/2010 tarihinde Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığına

(Başsavcılık) suç duyurusunda bulunmuştur. Taksirle yaralamaya neden olma suçu

kapsamında yürütülen soruşturmada, şüphelinin kusurlu olup olmadığı hususunda

Adli Tıp Kurumu (ATK) Başkanlığından rapor istenmiştir. ATK 3. İhtisas Kurulu

tarafından başvurucu muayene edilip dosya evrakı incelendikten sonra hazırlanan

29/7/2013 tarihli bilirkişi raporunda; sol gözdeki retina arızasının (maküler

ödem) tanı ve tedavisinin (göz içine ilaç verilmesi) tıp kurallarına uygun

olduğu, göz içine ilaç zerk edildikten iki üç gün sonra ortaya çıkan

endoftalminin bu tür ameliyatların onbinde bir oranında görülen bir

komplikasyonu olduğu, enjeksiyonu ameliyathane koşullarında yapan ve ilk

enfeksiyon belirtilerini saptadığında, hastayı daha ileri bir tedavi merkezine

sevkeden doktora atfı kabil kusur bulunmadığı belirtilmiştir.

9. Başsavcılık ATK raporunda belirtilen görüşe istinaden

10/9/2013 tarihinde şüpheli doktor hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar

vermiştir. Başvurucunun karara yaptığı itiraz Boğazlıyan Ağır Ceza Mahkemesinin

2/12/2013 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

10. Öte yandan başvurucu, hatalı müdahale nedeniyle gözünü

kaybettiği iddiasıyla 22/3/2011 tarihinde Sağlık Bakanlığına (Bakanlık)

tazminat istemiyle başvuruda bulunmuştur. Bakanlık 12/5/2011 tarihli işlemle

talebi reddetmiştir.

11. Başvurucu bunun üzerine 8/7/2011 tarihinde Kayseri 2. İdare

Mahkemesinde Bakanlık aleyhine tazminat davası açmıştır. Başvurucu dava

dilekçesinde; görme güçlüğü şikâyetiyle müracaat ettiği hastanede Doktor Y.T.

tarafından yapılan muayene sonucunda anjiyo olması gerektiğinin söylendiğini,

planlanan günde bir anjiyo yapıldığını, arkasından bir kez daha anjiyo

yapıldığını, daha sonra da lazer tedavisi yapıldığını belirtmiştir. Ayrıca bir

süre sonra Doktor Y.T. tarafından telefonla aranarak, oluşan damar

tıkanıklığının açılması için yeni bir operasyon gerektiğinin söylendiğini

belirten başvurucu 25/2/2010 tarihinde gözüne iğne yapıldığını ve sonraki gün

ağrı oluşan gözünün görmez olduğunu, Hastaneye başvurduğunda Doktor R.T.

tarafından Üniversite Hastanesine sevk edildiğini, başka doktorlara muayene

olduğunda kendisine Doktor Y.T. tarafından yapılan işlemlerin hatalı olduğunun

bildirildiğini ifade etmiştir.

12. Davalı Bakanlık savunma dilekçesinde; başvurucunun şikâyeti

üzerine görevlendirilen muhakkik tarafından hazırlanan disiplin soruşturması

raporunda enjeksiyon uygulamasının güncel bir tedavi yöntemi olduğu, bu tür

uygulamalardan sonra endoftalminin düşük de olsa beklenen bir komplikasyon

olduğu, hekimin tıbbın gerektirdiği özeni gösterdiği ve ihmalinin bulunmadığı

tespitlerine yer verildiği, ayrıca soruşturma izni kapsamında görevlendirilen

bilirkişilerin de benzer yönde görüş sunduğu, olayda idarenin hizmet kusurunun

bulunmadığı ifade edilmiştir.

13. Disiplin soruşturması kapsamında ifadesine başvurulan Doktor

Y.T. tahminen bir yıl kadar önce sol gözünde retina damar tıkanıklığı ve

ilerleyici maküla ödemi teşhisi ile takip edilen başvurucuya gerekli tetkikler

yapıldıktan sonra 9/9/2009 tarihinde maküla lazer yapıldığını, bir miktar

iyileşme tespit edilmesine rağmen ödem artışı ve görmede azalma saptanması

üzerine bu kez göz içi ilaç uygulaması yapıldığını, normal bulgularla ve

gerekli uyarılar yapılarak taburcu edildiğini, ertesi günkü muayenesinin de

normal olduğunu ve ilaç verildiğini, birkaç gün sonra poliklinikte gördüğü

başvurucuyu Üniversite Hastanesine yönlendirdiğini beyan etmiştir.

14. Mahkeme, bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vererek

olayda idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı hususunda ATK'dan rapor

istemiştir.

15. ATK yaptığı inceleme sonucunda Mahkemeden, Hastanede

uygulanan sterilizasyon yöntemlerinin ve enfeksiyondan bir buçuk ay öncesi ve

sonrasında yapılan göz ameliyatlarının sayısı ile gelişen endoftalmi sayısının

bildirilmesini talep etmiş, istenen bilgiler temin edilerek ATK'nın incelemesine

sunulmuştur.

16. ATK 2. İhtisas Kurulu tarafından başvurucu muayene edilip

dosya evrakı incelendikten sonra hazırlanan 25/3/2013 tarihli bilirkişi

raporunda; 25/2/2010 tarihinde ameliyathane koşullarında uygulanan intravitreal enjeksiyonun tıp kurallarına

uygun olduğu, enjeksiyondan yaklaşık üç gün sonra gelişen endoftalminin bu tarz göz içi girişimlerde

her türlü özene rağmen oluşabilen komplikasyon olarak nitelendirildiği, bu

nedenle hekime atfı kabil bir kusurun olmadığı belirtilmiştir.

17. Başvurucu bilirkişi raporuna karşı beyanında; bilirkişi

heyetinde yer alan doktorların sadece birinin göz alanında uzman olduğunu,

defalarca operasyona tabi tutulmasının nedenlerinin raporda tartışılmadığını,

bu süreçte alınması gerekli önlemlerin neler olduğunun ve olayda alınıp

alınmadığının açıklanmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca dört beş kez

operasyon geçirmesine rağmen tek onam belgesi düzenlendiğini, bu belgenin de

yasal anlamda geçerliliğinin bulunmadığını, bu kapsamda bilgilendirildiğine ve

işlemi kabul ettiğine dair metni kendi el yazısıyla yazması gerekirken sadece

isminin yazdırılıp imzasının alındığını, aydınlatmanın tıbbi işlemden en az

yirmi dört saat önce yapılması gerekirken operasyon günü yapıldığını

belirtmiştir.

18. Mahkemenin 7/11/2013 tarihli kararıyla dava reddedilmiştir.

Kararın gerekçesinde; sağlık hizmetlerinin, hizmetten yararlananın kişisel

özelliklerine ve hizmetin yürütülmesine bağlı olarak öngörülemeyen tehlikeler

içerdiği, idarenin tazminle sorumlu tutulabilmesi için ağır hizmet kusurunun

bulunması gerektiği, ATK raporunda belirtildiği üzere başvurucuya yapılan

müdahalenin tıp kurallarına uygun olduğu, enjeksiyondan yaklaşık üç gün sonra

gelişen durumun bu tarz göz içi girişimlerde oluşabilen komplikasyon olarak

nitelendirildiği, sonuç olarak başvurucuya yapılan tıbbi müdahalede idarenin

hizmet kusurunun bulunmadığı belirtilmiştir.

19. Temyiz edilen kararın vekâlet ücreti dışındaki kısmı

Danıştay Onbeşinci Dairesi tarafından 17/6/2014 tarihinde onanmış, karar

düzeltme istemi de Dairenin 29/12/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

20. Karar düzeltme aşamasında dosya hakkındaki düşüncesini

bildiren tetkik hâkimi, endoftalmiye

yol açan mikroorganizmaların ameliyathane ortamında bulaşıp bulaşmadığının belirlenmesi

gerektiğine, bu belirlemenin ameliyathanede bulunan tüm malzemelerin

mikroorganizma taşıyıp taşımadığının incelenmesi suretiyle mümkün olacağına

vurgu yapmıştır. Tetkik hâkiminin düşüncesinde; enfeksiyonun hastane ortamından

kaynaklanıp kaynaklanmadığının idarece zamanında etkili bir şekilde

soruşturularak ortaya konulmadığı, aradan uzun zaman geçmiş olması nedeniyle

iltihabın ameliyat sırasında kullanılan araç, gereç ve sıvılardan mı

kaynaklandığı yoksa Hastaneden çıktıktan sonra dikkatsiz ve tedbirsiz

davranması sonucu başvurucunun kusuru ile mi oluştuğunun tespitine imkân

kalmadığı, idarenin olayın nedeni ve varsa sorumlularını belirleme konusunda

gerekli ve yeterli inceleme ve araştırmayı yapmamasının, olaydaki özen

eksikliğini ve hizmet kusurunu ortaya koyduğu, bu sebeple başvurucuda ortaya

çıkan üzüntü ve elemin karşılığı olan manevi zararın karşılanması gerektiği

görüşüne yer verilmiştir.

21. Nihai karar 18/2/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.

22. 14/3/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

23. İlgili hukuk için bkz. Fesih

Aydar, B. No: 2015/4259, 10/1/2019, §§ 24-30.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 16/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

25. Başvurucu; olayın nedeni ve sorumlularını belirleme

konusunda yeterli araştırma yapılmadığını, enfeksiyonun kaynağının zamanında

tespit edilmemesinin hizmet kusuru oluşturduğunu, aydınlatılmış onamın usulüne

uygun alınmadığını, bilirkişi heyetindeki göz hastalıkları uzmanı sayısının

yeterli olmadığını ve tetkik hâkimlerinin görüşleri arasında çelişki

bulunduğunu belirterek yaşam ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

26. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı,

maddî ve manevî varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddî ve manevî

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

27. Anayasa'nın “Sağlık

hizmetleri ve çevrenin korunması” kenar başlıklı 56. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh

sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi

artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden

planlayıp hizmet vermesini düzenler."

28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

29. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu

belirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8.

maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan

fiziksel ve zihinsel bütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir.

30. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, kasıt söz konusu

olmaksızın hekim kusuru nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğü şeklindeki

tıbbi ihmale dair şikâyetleri Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında

düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında

incelemiştir (Melahat Sönmez, B.

No: 2013/7528, 9/9/2015; Ahmet Sevim,

B. No: 2013/474, 9/9/2015; Hilmi Düzgüner,

B. No: 2014/9690, 11/5/2017).

31. Anılan kararlar doğrultusunda somut olayda başvurucunun

tıbbi ihmale dayalıtüm şikâyetlerinin Anayasa'nın 17. maddesinin birinci

fıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında

incelenmesi gerekmektedir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişinin

maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

33. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin maddi

ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.

Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi varlığının

bütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerin

müdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).

34. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, esas olarak bireylerin

maddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî

müdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahaleler

nedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve maddi ve

manevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Ahmet Acartürk, B. No: 2013/2084,

15/10/2015, § 49). Nitekim

Anayasa’nın 56. maddesinde de belirtildiği üzere pozitif yükümlülük, sağlık

alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başer ve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).

35. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi

varlıklarını koruma hakkı kapsamında ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları

tarafından yerine getirilsin sağlık hizmetlerini hastaların yaşamları ile maddi

ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini

sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Ahmet

Acartürk,§ 51).

36. İlke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler konusunda

temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit etmek için takip edilecek olan

hukuk veya idari tazminat davası yoludur (Nail

Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 38).

37. Maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında hukuki

sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat

davalarında makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartının yerine

getirilmesi gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin olarak

yürüttükleri yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede

derinlik ve özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde

yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir.

Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet,

yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak

ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel

olacaktır (Yasin Çıldır, B. No:

2013/8147, 14/4/2016, § 57; Tevfik Gayretli,

B. No: 2014/18266, 25/1/2018, § 32).

38. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olaylara ilişkin

delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamların ödevidir.

Aynı şekilde başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve belgelerden hareketle

bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmek Anayasa

Mahkemesinin görevi değildir (Mehmet

Çolakoğlu, B. No: 2014/15355, 21/2/2018, § 47). Ancak kişinin maddi

ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usul

yükümlülüklerinin somut olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir

şekilde değerlendirilmesi için ilgili anayasal kurallar bağlamında derece

mahkemelerinin kendilerine tanınmış takdir yetkileri çerçevesinde hareket edip

etmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek

için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenmelidir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015

§ 44).

39. Bu bağlamda derece mahkemelerinin gerekçeleri, tarafların

kanun yoluna başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmelerini sağlayacak

surette ayrıntılı olarak ortaya konulmalı; ulaşılan sonuçlar yeterli

açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi somut, nesnel verilere

dayandırılmalıdır (Murat Atılgan,

§ 45).

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

40. Anayasa Mahkemesi yukarıda değinilen Anayasa'nın 17. maddesi

kapsamında devlete düşen pozitif yükümlülüklerin somut olay bağlamında yerine

getirilip getirilmediğini denetlemek durumundadır (Tevfik Gayretli, § 36). Bu sebeple başvuruya konu olay,

devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına ilişkin

pozitif yükümlülüğü kapsamında incelenmiştir.

41. Somut olayda başvurucunun görme rahatsızlığı nedeniyle

Hastaneye başvuru yılının 2009 olduğu, 25/2/2010 tarihli enjeksiyon işleminden

önce de başvurucuya tıbbi müdahalede bulunulduğu görülmektedir. Başvurucu aynı

hekimin kendisine birden fazla operasyon yaptığını, ilk müdahalenin hatalı

olması sebebiyle diğer işlemlerin yapıldığını belirtmesine rağmen ATK sadece

enjeksiyon işlemi kapsamında değerlendirme yapmış, tedavi sürecinin bütününü

dikkate alarak önceki tıbbi işlemler yönünden de kusur incelemesi yapmamıştır.

42. Ayrıca derece mahkemesi kararlarında başvurucunun

aydınlatılmış onam belgesiyle ilgili iddialarına da bir yanıt verilmemiştir. Bu

kapsamda tedavi sürecinin parçası olan ve enjeksiyon işleminden önce yapılan

anjiyo ve lazer uygulaması gibi tıbbi girişimlerin amacı, risk ve

komplikasyonları hakkında başvurucunun yazılı onayının alınması gerekip

gerekmediği hususunda bir açıklamada bulunulmamıştır.

43. Öte yandan başvurucu, enfeksiyonun kaynağının

araştırılmadığını iddia etmiş ise de bu iddiasını dayanaklarıyla birlikte

derece mahkemeleri önünde ileri sürmemiştir. Temel hak ve özgürlüklere saygı,

devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi

nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi öncelikle idari ve

yargısal makamların görevidir (Ayşe Zıraman

ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16). Bu nedenle

derece mahkemeleri önünde açık şekilde dile getirilmeyen bir iddianın bireysel

başvuru yolunda ileri sürülmesi mümkün bulunmadığından başvurucunun bahsi geçen

iddiası inceleme konusu yapılmamıştır.

44. Yapılan tespitler ışığında, somut olayda başvurucunun

uyuşmazlığın çözümü için esaslı olan tıbbi ihmal iddialarının ATK raporunda tüm

yönleriyle ele alınıp aydınlatıldığı, söz konusu raporu dayanak alan derece

mahkemelerinin de başvurucunun iddialarını Anayasa'nın 17. maddesinin

gerektirdiği özen ve derinlikte inceledikleri, kararlarında konuyla ilgili ve

yeterli gerekçelere yer verdikleri söylenemez. Bu durumda kamu makamlarının,

başvuru konusu olaydaki pozitif yükümlülüklerini tam anlamıyla yerine

getirmediği sonucuna ulaşılmıştır.

45. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

fıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

46. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

47. Başvurucu, anayasal haklarının ihlal edildiğinin tespiti ve yeniden

yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.

48. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan

kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875,

7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal

kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin

devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle

sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).

49. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§

55, 57).

50. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda Anayasa

Mahkemesi, 6216 sayılı Kanunun 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile

İçtüzük’ün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin

ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan

kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi

tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde,

usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili

mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir

takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan

mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir. (Mehmet Doğan, §§ 58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59,

66-67).

51. İncelenen başvuruda başvurucunun tıbbi ihmal nedeniyle

gözünü kaybettiği iddiası yönünden derece mahkemelerince konuyla ilgili ve

yeterli bir gerekçe ortaya konulmadığından kişinin maddi ve manevi varlığını

koruma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin

mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

52. Bu durumda ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden

yargılama ise usul hukukunda yer alan benzer kurumlardan farklı ve bireysel

başvuruya özgü bir düzenleme içeren 6216 sayılı Kanunun 50. maddesinin (2)

numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir.

Bu kapsamda yeniden yargılama sürecinde mahkemelerce yapılması gereken iş,

öncelikle hak ihlaline yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılmasından ve

Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında

belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

53. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 3.000

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.239,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin kişinin maddi ve manevi varlığını

koruma hakkına yönelik ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmak üzere Kayseri 2. İdare Mahkemesine (7/11/2013 tarihli ve

E.2011/992, K.2013/931 sayılı karar) GÖNDERİLMESİNE,

D. 239,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

3.239,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

16/1/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Recep KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL Raportör : Engin GÜNDÜZ Başvurucu : Ümmühani YILMAZ Vekili : Av. Harun ÖZKAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/5104, 16 Ocak 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Başvurucunun İddiaları
  9. B. Değerlendirme
  10. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin
  11. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  12. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  13. M. Emin KUZ
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/5104
Tarih
16 Ocak 2020

İlgili Kararlar

  • Onurhan Çakmak ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/6776)
  • Aziz Albak Başvurusu (B. No: 2015/19710)
  • E.a.k. Başvurusu (B. No: 2015/12263)
  • Kemal Salpagarov Başvurusu (B. No: 2016/12809)
  • Kadir Beğde Başvurusu (B. No: 2015/4606)
  • Kenan Özkan Başvurusu (B. No: 2015/20293)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.