İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Vedat Şorli ve Bilal Şorli Başvurusu (B. No: 2014/10459)

29869

Başvuru No2014/10459Tarih13 Temmuz 2016Okuma70 dk · 13.973 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Vedat Şorli Ve Bilal Şorli Başvurusu

Karar tarihi
13 Temmuz 2016
Başvuru Numarası
2014/10459
R.G. Tarih ve Sayı
26/10/2016 -
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

13.973 kelime·70 dk okuma·27 bölüm

29869

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; yakalama ve gözaltına alma işlemleri sırasında

kolluk görevlilerinin kötü muamelesine maruz kalındığı, etkili soruşturma

yürütülmediği, bu nedenle insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 4/6/2014 tarihinde İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 27/2/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 9/2/2016 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 9/3/2016 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

15/3/2016 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 16/3/2016 tarihinde ibraz etmişlerdir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucular kardeş olup İstanbul’da ikamet etmektedirler.

1. Gözaltına Alma Süreci

9. Başvurucular 13/12/2013 tarihinde saat 13.40 sıralarında,

İstanbul ili Esenler ilçesi Oruçreis Mahallesi 562.

Sokak'ta bulunan Mareşal Fevzi Çakmak ve Aksoy İlkokulları ile Anadolu İmam

Hatip Lisesi yakınında devriye görevi ifa eden üç kişilik kolluk ekibi

tarafından durumlarından şüphelenildiği gerekçesiyle durdurularak kimlik ibraz

etmeleri istenmiş ve üst araması girişiminde bulunulmuştur.

10. Belirtilen işlemlerle ilgili olarak görevlilere direndikleri

gerekçesiyle başvurucular, zor kullanılarak ekip aracına bindirilmişlerdir.

Başvurucular hakkında yakalama ve gözaltına alma işlemleri yapılmıştır. Bilal Şorli'nin üst aramasında bulunan bıçağa el konulmuştur.

11. Başvurucular, haklarındaki adli işlemlerin yürütülmesi için Atışalanı Polis Merkezi Amirliğine teslim edilmişlerdir. Bu

işleme ilişkin olarak, ilgili polis memurları tarafından aynı gün saat 16.40’ta

bir tutanak düzenlenmiştir (bkz. § 29).

12. Bu kapsamda başvurucular aynı gün adli muayene için Bağcılar

Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürülmüşlerdir. Belirtilen hastanede

başvurucuların yanı sıra ilgili kolluk görevlileri hakkında da adli muayene

raporu düzenlenmiştir (bkz. §§ 47, 51, 55, 58 ve 61).

13. Gerekli adli işlemlerin yapılması için başvurucuları teslim

alan polis memurları C.K. ve M.U. tarafından aynı gün saat 17.30’da, nöbetçi Cumhuriyet savcısı ile telefonla görüşme talimat

alma ve salıverilme tutanağı düzenlenmiş ve anılan tutanak başvurucular

tarafından da imzalanmıştır (bkz. § 30).

14. Polis Merkezinde başvurucular hakkında yürütülen adli

işlemler kapsamında ilgili polis memurlarının şikâyetçi ve başvurucuların ise

şüpheli sıfatıyla ifadelerine başvurulmasını ve “yoklama kaçağı” oldukları

tespit edilen başvuruculara “1111 sayılı Askerlik Kanunu gereği en yakın

askerlik şubesine başvurması ve askerlik işlemlerini tamamlatmasına yönelik”

talimatın tebliğini müteakip salıverilmişlerdir.

15. Aynı gün -başvurucuların beyanlarına göre- Bilal Şorli’nin evde baygınlık geçirmesi üzerine her iki

başvurucu saat 22.00 sıralarında Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesine

götürülmüştür. Belirtilen Hastanede muayene edilen başvurucular hakkında adli

muayene raporu düzenlenmiştir (bkz. §§ 48, 52).

16. Bakırköy 17. Sulh Ceza Mahkemesinin 14/12/2013 tarihli ve

2013/590 Değişik İş sayılı kararı ile başvurucu Bilal Şorli’ye

ait bıçak hakkındaki el koyma işleminin onanmasına ve üzerinde inceleme

yapılmasına izin verilmesine karar verilmiştir.

2. Başvurucular Hakkında

Yürütülen Adli Soruşturma

17. Başvurucular hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının

30/1/2014 tarihli ve 2014/11830 soruşturma, E.2014/5361 sayılı iddianamesi ile

“görevi yaptırmamak için direnme” ve “kamu görevlisine görevi sebebiyle

hakaret” suçlarını işledikleri iddiasıyla Bakırköy 12. Asliye Ceza Mahkemesinde

kamu davası açılmıştır.

18. Yargılama sonucunda Asliye Ceza Mahkemesinin 27/5/2014

tarihli ve E.2014/32 K.2014/608 sayılı kararı ile Vedat Şorli’nin

üzerine atılı tüm suçlardan beraatına, Bilal Şorli’nin

ise hakaret suçundan beraatına, görevi yaptırmamak için direnme suçu bakımından

ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.

3. Kolluk Görevlileri

Hakkında Yürütülen Adli Soruşturma

19. Başvurucular 14/12/2013 tarihinde Bakırköy Cumhuriyet

Başsavcılığına dilekçe ile müracaat ederek şikâyetçi olduklarını

bildirmişlerdir.

20. Aynı gün Cumhuriyet savcısı tarafından soruşturma başlatılmış

ve başvurucuların şikâyetçi sıfatıyla ifadeleri alınmıştır.

21. Başvurucular Cumhuriyet Başsavcılığının 14/12/2013 tarihli

ve 2013/122380 soruşturma sayılı yazısı ile adli muayene raporu düzenlenmesi

için Bakırköy Adli Tıp Şube Müdürlüğüne sevk edilmişlerdir. İlgili adli tıp

uzmanı tarafından başvurucular hakkında yaşamı

tehlikeye sokan bir durum veya kemik kırığı olmadığı ve tıbbi bulguların basit

tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu yönünde adli

muayene raporları düzenlenmiştir (bkz. §§ 49, 53).

22. Cumhuriyet Başsavcılığının 17/12/2013 tarihli ve 2013/122380

Soruşturma sayılı yazısı ile Atışalanı Polis Merkezi

Amirliğinden başvurucular hakkında yapılan işlemlere ilişkin belgelerin

gönderilmesi ve olayda görevli polis memurlarının Cumhuriyet Başsavcılığına

müracaatlarının sağlanması istenmiştir.

23. İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Önleyici Hizmetler Şube

Müdürlüğü Bayrampaşa Ekipler Amirliğinin 30/1/2014 tarihli ve 1702 sayılı

yazısı ile görevli polis memurları V.Ö., İ.E. ve M.Y.ye gerekli tebligatın

yapıldığı ve adı geçen görevlilerin Cumhuriyet Başsavcılığında hazır

bulundurulmaları için bir başpolisin

görevlendirildiği bilgisi verilmiştir.

24. Cumhuriyet savcısı tarafından 30/1/2014 tarihinde şüpheli

polis memurlarının ifadeleri alınmıştır.

25. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca şüpheli polis memurları

hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. 31/1/2014 tarihli

ve 2013/122380 soruşturma, 2014/5689 sayılı anılan kararın ilgili kısımları

şöyledir:

“…

Şikayetçiler Cumhuriyet Başsavcılığımıza

müracaat ile 13/12/2013 günü Esenler Atışalanı’nda

yolda giderlerken bir ekip otosunun kendilerini durdurduğunu, üstlerinde suç

unsuru olup olmadığını sorduklarını, Bilal Şorli'nin

üzerinde bulunan çakıyı gösterdiğini, polis memurlarının kendilerini zorla ekip

aracına bindirmek istediklerini, biber gazı sıktıklarını, ellerini

kelepçelediklerini, takviye ekip çağırdıklarını, kendilerini darp ettiklerini,

doktor raporu aldıklarını, kendilerini darp eden polis memurlarından şikayetçi

olduklarını belirterek dilekçe vermişlerdir.

Başsavcılığımızca yapılan soruşturma

kapsamında ifadeleri alınan şüpheliler savunmalarında Önleyici Hizmetler Büro

Amirliğinde polis memuru olarak görev yaptıklarını, olay günü ring görevlerini

ifa ederlerken okul önlerinde bazı şahısların uyuşturucu madde sattığının

bildirilmesi üzerine şikayetçilerin durumundan şüphelendiklerini, üst araması

yapmak istediklerinde şahısların direndiğini, hakaret ettiklerini, ‘biz kürdistan vatandaşıyız, bizi arayamazsınız’ şeklinde sözler

sarfettiklerini, şikayetçi Bilal Şorli'nin

elini beline atması üzerine kendisine müdah[a]le

ettiklerini ve elindeki bıçağı aldıklarını, diğer şika[ye]tçi Vedat Şorli'nin polis memuru

M... Y...'ın gözüne yumrukla

vurduğunu, vatandaşların 155 i araması üzerine olay yerine takviye ekip

geldiğini, şahısları etkisiz hale getirerek ekip otosuna bindirdiklerini, her

iki şikayetçinin de kendilerine saldırdıklarını, bıçak çektiklerini,

şikayetçiler hakkında görevli memura mukavemet suçundan ve hakaret suçlarından

işlem yapılmak üzere Atışalanı Polis Merkezi

Amirliğine teslim ettiklerini, üzerlerine atıl suçlamayı kabul etmediklerini

savunmuşlardır.

Şikayetçi Vedat Şorli,

Bilal Şorli ve şüpheli polis memurları V... Ö..., M... Y... ve İ... E...'ın olayda basit tıbbi müdahele ile giderilebilecek ölçüde yaralandıkları

23/12/2013 tarih ve 2013/20626-20630 sayılı [A]dli [T]ıp

[K]urumu raporlarından anlaşılmıştır.

Polis memuru olan şüphelilerin suç tarihinde

görevlerini yaptırmamak için kendilerine direnen şikayetçilere karşı 2559

sayılı [P]olis [V]azife [S]elahiyet [K]anunu’nun 16. [m]addesi kapsamındaki zor kullanma yetkilerini kullandıkları,

meşru sınırlar içerisinde kaldığı anlaşılan bu yetkinin kullanılması

neticesinde şikayetçilerin hafif şekilde yaralandığı ve şüphelilerin

eylemlerinde TCK’nun 256. [m]addesinde

yer alan zor kullanma yetkisine ilişkin sınırların aşılması sonucunun

unsurlarının oluşmadığı, şikayetçilerle şüphelilerin yaralanması arasında

denklik bulunduğu, aşırı güç kullanmadığı anlaşıldığından, şüphelilerin üzerine

yüklenen suçun unsurları oluşmadığından,

Şüpheliler hakkında CMK’nun

172. maddesi gereğince KOVUŞTURMA YAPILMASINA YER OLMADIĞINA, … karar verildi.

...”

26. Başvurucuların kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı

itirazları, İstanbul Anadolu 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 9/4/2014 tarihli ve

2014/429 Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir. Anılan kararın ilgili

kısımları şöyledir:

“…

Soruşturma evresinde toplanan deliller suçun

işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturmadığı gibi itiraza konu karardaki

gerekçeler de dikkate alındığından şüpheli hakkında verilen kovuşturmaya yer

olmadığına dair karar usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla;

… itirazın REDDİNE,

... karar verildi. ...”

27. İtirazın reddine dair anılan karar, başvurucu Bilal Şorli’ye 15/5/2014, başvurucu Vedat Şorli’ye

Cumhuriyet Başsavcılığı kaleminde 16/7/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

28. Başvurucular 4/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

B. Bulgular

1. Tutanaklar

29. Başvurucular, haklarındaki adli işlemlerin yürütülmesi için Atışalanı Polis Merkezi Amirliğine teslim edilmişlerdir.

İlgili polis memurları tarafından 13/12/2013 tarihinde saat 16.40’ta düzenlenen

ve başvurucuların imzalamaktan kaçındıkları tutanağın ilgili kısımları

şöyledir:

“13. 12.2013 günü saat: 13:40 sıralarında Önleyici

Hizmetler Şube Müdürlüğü Bayrampaşa Ekipler Amirliğine bağlı 29498 kod nolu ekip olarak idaremiz Oruçreis

Mahallesi 562. Sokakta bulunan öğrencilere rahatsızlık veren şahısların

bulunduğu ve bu şahıslarla ilgili okul giriş ve çıkışlarında rutin olarak

yapmış olduğumuz kontrol esnasında okul önünde bekleyen durumundan

şüphelendiğimiz kimlik bilgilerini sonradan öğrendiğimiz … Bilal ŞORLİ ve …

Vedat ŞORLİ isimli şahısların kaba üst aramaları yapılmak istendiği sırada her

iki şahıs da üst araması yaptırmak istemeyerek biz görevlilere direnmeye

başlamış, Bilal ŞORLİ isimli şahıs elini sağ arka cebine atarak cebinden bir

şey çıkarmaya çalışmış ve şahsın arka cebi biz görevlilerce kontrol edildiğinde

bıçak olduğu görüşmüş ve bıçak tarafımızdan geçici olarak muhafaza altına

alınmış, bu esnada şahıslar bıçağımızı alamazsınız bizi arayamazsınız diyerek

biz görevlilere saldırmaya başlamışlar, Vedat ŞORLİ isimli şahıs ekipte görevli

M… Y… a arkadan gelerek yüzüne yumruk atarak yaralanmasına sebep olmuş, Bilal ŞORLİ

isimli şahıs bu sırada boynunda dolanmış vaziyette olan kırmızı yeşil sarı

renkli puşisini çıkararak ‘ben kürdistan

vatandaşıyım siz o… çocukları bizi arayamazsınız, dağdaki abilerim hepinizin

leşini serecek, sizin devletinizi s…” gibi sinkaf içerikli sözcükleri bağırarak

söylemiş ve akabinde biz görevlilere saldırmaya devam etmişler, biz

görevlilerce direnişi kıracak ölçüde orantılı olarak güç kullanılarak şahıslar

kontrol altına alınmak istenmiş, Bilal ŞORLİ isimli şahıs yere yatırılmaya

çalışılırken kaçmak için hamlede bulunmuş ve bunun sonucu şahıs yere düşerek

yüzünü ve başını yere çarpmış, Vedat ŞORLİ isimli şahıs görevli polis memuru V…

Ö… e saldırmış ve bu saldırı sonucu gözlük camının çatlamasına neden olmuş,

olay yerinin kalabalık olması ve çevredeki diğer şahısların biz görevlilere

müdahale etmeye çalışmasından dolayı şahıslar kelepçe takılamadan ekip

aracımıza bindirilerek hızla olay yerinden hareket edilmiş, Polis merkezine

seyir halindeyken ekip otomuz içerisinde şahıslar biz görevlilere yumruk ve

tekme vurmaya çalışmışlar, şahıslara kelepçe takılmak amacıyla ekip aracımız

durdurulmuş, daha önce telefonla bahse konu olayla ilgili yardım istediğimiz

29496 ekibi yanımıza intikal etmiş, 29496 ekibiyle birlikte şahıslar araçtan

indirilmiş, şahıslara kelepçe takılarak ekip aracına tekrar bindirilmiş, Atışalanı Polis Merkezi Amirliğine intikal edilmiş, ilgili

şahısların Polis Merkezinde yapılan üst aramasında başka bir suç unsuruna

rastlanmamış ve şahısların yapılan UYAP sorgusunda aranmadıkları anlaşılmış,

Bilal ŞORLİ isimli şahıstan ele geçirilen 1 adet sap kısmı kahverengi ve

siyahla karışık renkleri olan sap kısmının uzunluğu yaklaşık 10 cm ve kesici

kısmı yaklaşık 10 cm olan kesici kısmında Columbia ibaresi bulunan bıçak adı

geçen şahıslarla birlikte şahıslara yasal hakları hatırlatılarak haklarında

gerekli yasal işlemler yapılmak üzere doktor raporları alınarak Atışalanı Polis Merkezi Amirliğine teslim edilmiş olup;

İş bu tutanak tarafımızdan tanzimle altı

birlikte imza altına alınmıştır. ...”

30. Gerekli adli işlemlerin yapılması için başvurucuları teslim

alan polis memurları C.K. ve M.U. tarafından aynı gün saat 17.30’da, nöbetçi Cumhuriyet savcısı ile telefonla görüşme talimat

alma ve salıverilme tutanağı düzenlenmiş ve anılan tutanak başvurucular

tarafından da imzalanmıştır. Belirtilen tutanağın ilgili kısımları şöyledir:

“... şahıslara yasal hakları hatırlatılarak

haklarında gerekli yasal işlemler yapılmak üzere doktor raporları alınarak

merkezimize celp ettirilmiş tahkikata başlanmıştır.

Günün Nöbetçi Bakırköy Cumhuriyet Savcısı C…

Y… a konu hakkında bilinen telefondan bilgi verildiğinde; Vedat ŞORLİ ve Bilal

ŞORLİ isimli şahısların şüpheli [sıfatıyla] ifadelerinin alınarak

salıverilmesini; elde edilen bıçağın ise incelenerek adli emanete teslim

edilmesini, evrakın ikmalen gönderilmesi talimatı

vermiş olup;

Her iki şahsın aranmasının bulunmadığı fakat

yoklama kaçağı olmalarından kendilerine tebliğ tebellüğ yaptırılarak

salıverilmiştir.

İş bu savcı ile telefon görüşme talimat [alma]

ve salıverilme … tutanağı tanzimle birlikte imza altına alınmıştır. ...”

2. Başvurucuların

Beyanları

a. Şikâyet Dilekçesi

31. Başvurucular tarafından birlikte imzalanarak Bakırköy

Cumhuriyet Başsavcılığına sunulan 14/12/2013 tarihli şikâyet dilekçesinin

ilgili kısımları şöyledir:

“Biz iki kardeş aynı iş yerinde çalışmaktayız.

13.12.2013 günü saat 12-13 arası öğle yemeği için yukarıda adresini verdiğimiz

evimize gitmiştik. Yemekten sonra kardeşimiz B...’ı

okuluna bıraktık. [O]radan işimize giderken ekip

otosu yanımızda durdu. Üst araması yapacaklarını söyled[i]ler.

[Ü]stün…üzde bir şey var mı

diye sordular. Kardeşim BİLAL benim üzerimde küçük bir çakı var dedi. [B]ilal kendilerine benim ağabeyimin hediyesidir [dedi].

Kendisi de askerde olduğu için almamalarını ve bir daha üzerinde taşımayacağını

söyledi. Rica etti. O sırada kardeşimin kolundan tutup çevirdi arabaya

bindirmek istedi. Biz işe geç kalacağımızı ve bıçağın kendilerinde kalmasını

söyledim. Bize küfür ettiler. Tartakladılar ve biber gazı sıktılar biz

kendimizi tartakladıkları için ve biber gazı sıktıkları için kendimizi korumaya

çalışırken bizi alıp ekip otosuna bindirdiler. Ekip otosunda 3 polis vardı.

Sonra bizim yanımızda ellerindeki telsizle TEKSTİL KENTE GELİN ELİMİZDE İKİ

KİŞİ VAR DİYE SÖYLEYİP BAŞKA EKİP ÇAĞIRDILAR. Bu arada bizi ekip otosuna

bindirirken ellerimizi arkadan kelepçelemişlerdi. Hatta kelepçeler

bileklerimizi kesmiştir. [H]ala da izleri mevcuttur. Bizi TEKSTİL KENTE

GÖTÜRDÜKLERİNDE gözlerimiz biber gazından iyi göremediği için kaç polis

olduğunu bilmiyoruz ama çağırdıkları ekipler de geldi. [E]peyce kalabalıktılar.

Bizi arabanın kapılarını açıp içerde jopla ve tekme

tokat dövdüler. Bu arada SİZİN BURADA NE İŞİNİZ VAR DAĞA GİDİN DEDİLER. Başımız

yarıldı, yüzümüz gözümüz kanlar içinde kaldı. Vücudumuzu da darp ettiler. Sonra

bizi karakola götürdüler. Karakolda da bizi tekmelediler. [K]arakolun içinde kameralar olduğu için çok fazla dövemediler

ama çok ağır küfürler ettiler. Sonra bizi alıp hastaneye götürdüler. Bizi ayrı

ekip otosuna bindirdiler. Hastaneye gidene kadar BİLAL’İ DÖVDÜLER. BİZE

HASTANEDE ÇOK KONUŞMA HASTANENİN DÖNÜŞÜ DE VAR DEDİLER.

Hastanede verilen raporu polisler aldı. Bizde

mevcut değildir. Sonra bizi nezarette tuttular akşam saat 20.30 civarında

serbest bıraktılar.

Biz eve döndükten sonra BİLAL ŞORLİ bayıldı.

Bayılınca babam bizi alıp HASEKİ EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİNE GÖTÜRDÜ. Orada

bizim tedavimizi yaptılar. BİLAL’İN YARILAN BAŞINI DİKTİLER. Darptan dolayı

hastanece verilen raporlarımız mevcuttur.

Biz isimleriniz bilmediğimiz ancak ATIŞALANI

KARAKOLUNDA GÖREVLİ 13.12.2013 TARİHİNDE SAAT 12-13 ARASI DEVRİYE OLARAK

DOLAŞAN VE DAHA SONRA GELEN VE BİZİ TAKİP EDEN POLİSLERDEN ŞİKAYETÇİYİZ.

Karakolda da bu olayla ilgili tutanaklar

mevcuttur.

…”

b. Başvurucu Vedat Şorli’nin İfadeleri

32. Başvurucu Vedat Şorli’nin Atışalanı Polis Merkezinde 13/12/2013 tarihinde saat

19.22’de şüpheli sıfatıyla alınan ifadesi şöyledir:

“Bugün saat: 13:00 sıralarında ikametimden

çıkarak işe gidiyordum, ismini hatırlayamadığım bir ilkokulun… önünden geçerken

kardeşim Bilal Şorli’yi gördüm, polislerin de yanın[d]a olduğunu görerek yanına gittim. Kardeşimin üzerini

arıyorlardı. [A]ramalarda bir adet bıçak bulmuşlar polisler

verin dedi kardeşim de askerdeki abimin hatırasıdır diyerek vermek istemeyince

kardeşim… [ile] aralarında arbede çıktı. [O]laya

ben[im] de müdahil olmamla bizlere biber gazı sıkarak ekip otosuna koyarak

tekstil kent sitesi içerisine götürdüler ekip otosunda darp ettiler. Sonra da

polis merkezine getirdiler. Biber gazı sıktıklarından kendimde değildim. [P]olislere vurup vurmadığımı hatırlamıyorum. Beni darp

etmelerinden [dolayı] polislerden davacıyım [d]edi.”

33. Başvurucu Vedat Şorli’nin

Cumhuriyet savcısı tarafından 13/12/2013 tarihinde şikâyetçi sıfatıyla alınan

ifadesi şöyledir:

“Şikayet dilekçemi

aynen tekrar ederim. Olay [d]ilekçemde anlattığım

şekilde olmuştur. Dün hakkımızda işlem yapan bana ve … [kardeşime] vuran görsem

tanıyabileceğim Atışalanı Polis Merkezinde görevli

isimlerini bilmediğim polis memurlarından davacı ve şikayetçiyim. [A]dli

raporumun alınmasını da talep ediyorum. …”

34. Başvurucu Vedat Şorli’nin Bakırköy

12. Asliye Ceza Mahkemesince görülen E.2014/32 sayılı ceza davasının 22/5/2014

tarihli duruşmasındaki savunması şöyledir:

“Ben işe giderken okulun önünde kardeşim olan

diğer sanığı gördüm kendisi küçük kardeşim B...’ı okula bırakmıştı yanında

görevli memurlar varı o sırada kardeşimi tartaklayarak arabaya çekmeye

çalışıyorlardı yanlarına gidip 'hayırdır mevzu nedir' dedim, müştekilerden V...

beni iterek sen geç, 'kardeşini karakola götürüyoruz' dedi, her üç müşteki

ellerinde biber gazlarını sıktılar, yerde tartakladılar, tokatlayıp

tekmelediler, bize 'siz şimdi görürsünüz, [T]ekstilkente

bi gidelim' dediler, olay sonrasında çekilmiş

resimlerimiz ve bun[un]la ilgili adliye önünde bulunduğumuz sırada ki habere

ilişkin internet görüntüleri de vardır bu arada da görül[ec]eği gibi darp izleri mevcuttur, bunun sebebi de kardeşimin boynundaki

puşidir, hatta bize 'siz teröristsiniz gidin dağa, 30

yıldır çalışıyorsunuz hala bir toprak alamadınız' gibi sözler söylediler, ben

hangi ülkenin vatandaşıyım, benim aslım kürttür ancak

TC vatandaşıyım, öğlen birden akşam sekize kadar karakolda kelepçeli vaziyette

ve darp görmüş halde bekletildik, şikayetçi olduk ancak takipsizlik kararı

verildi, asıl biz mağdur olduk, bu hususta şikayetçi olduk ancak takipsizlik

verildi, Suçsuzum. Beraatimi istiyorum, onlar bize

hakaret etti biz nasıl onlara hakaret edelim, Cezalandırılmam halinde lehimdeki

hükümlerin uygulanmasını ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar

verilmesini talep ediyorum dedi. Ben adalete güvenmek istiyorum.”

c. Başvurucu Bilal Şorli’nin İfadeleri

35. Başvurucu Bilal Şorli’nin Atışalanı Polis Merkezinde 13/12/2013 tarihinde saat

19.44’te şüpheli sıfatıyla alınan ifadesi şöyledir:

“Bugün saat: 13:00 sıralarında Aksoy

ilkokulunda okuyan kardeşimi okula bıraktıktan sonra işe yaya giderken polisler

beni dur[dur]du. [Ü]st araması yapacağız dedi. [B]en de tamam arayabilirsiniz

dedim. Bana üzerinde bir şey var mı dediler. [B]en de bıçak var dedim. [B]ana

ver dediler. Ben de kendilerine zorluk çıkarmadan teslim ettim. Vermiş olduğum

bıçak askerden olan abimden hatıra idi. [P]olislere

bıçağı geri vermeleri konusunda rica ettim. Olmaz dediler. Boynumda sarı,

kırmızı ve yeşil renkte puşi bağlı idi. Bu sırada ise

polislerden biri biber gazı sıkmaya başladı. O anda da abim Vedat ŞORLİ geldi.

[İ]kimize de kelepçe takarak ekip otosuna koydular.

[S]onra da Tekstilkent

sitesi içerisine boş yere götürerek bizi dövdüler. Kafama yüzüme vurdular.

Boynumda asılı puşinin pkk

ile ilgi[s]i yoktur. [B]en de polislere benim abim

dağda lan, ben Kürdistan vatandaşıyım, siz o… çocukları beni arayamazsınız,

dağdaki ağabeylerim hepinizin leşini serecek, sizin devletinizi s… diye

bağırarak hakaretlerde ve tehditlerde bulunmadım. Polislere el kaldırmadım.

Atılı suçu kabul etmiyorum. Beni darp eden polislerden ben de davacıyım [d]edi.”

36. Başvurucu Bilal Şorli’nin

Cumhuriyet savcısı tarafından 13/12/2013 tarihinde şikâyetçi sıfatıyla alınan

ifadesi şöyledir:

“Şikayet dilekçemi

aynen tekrar ederim. Olay [d]ilekçemde anlattığım

şekilde olmuştur. Dün hakkımızda işlem yapan bana ve ağabeyime vuran görsem

tanıyabileceğim Atışalanı Polis Merkezinde görevli

isimlerini bilmediğim polis memurlarından davacı ve şikayetçiyim. [A]dli

raporumun alınmasını da talep ediyorum. …”

37. Başvurucu Bilal Şorli’nin Bakırköy

12. Asliye Ceza Mahkemesince görülen E.2014/32 sayılı ceza davasının 22/5/2014

tarihli duruşmasındaki savunması şöyledir:

“Ben kardeşimi okula bıraktım bu esnada

görevli memurlar yanıma ge…ldi üst araması yapmak

istediler, bende yapabilirsiniz dedim, üstünde bir şey var mı diye sordular,

ben de ufak bir çakı var dedim, bunu çıkarıp onlara verdim bana niye taşıyorsun

dediler, ben de ‘abim askere gitmişti, onun hatırası olarak taşıyorum’ dedim,

kendilerine teslim ettim hiçbir şekilde direnmedim, verdim, daha sonra

kendilerine 'abimin hatırası bana bıçağı geri verebilir misiniz' dedim,

kolumdan çektiler, 'gel arabaya bin dediler, abim veysel

[Vedat] bu esnada yanıma geldi, 'ne oluyor' dedi, ben de 'üzerimdeki bıçağı

verdim karakola götüreceğiz' dediler, boynumda puşi

gördükleri için üzerime geldiler, bıçak bahane idi, bizi orada darp ettiler

arkadan kelepçeleyip araca bindirdiler, bizi [T]ekstilkente

götürüp bur[a]da darp ettiler, müştekiler ve ayrıca 15/20 tane polis bizi

burada darp ettiler, karakola indirdiklerinde de gözümüze biber gazı sıktılar,

kendilerine karşı geldiğimiz süsü vermek istediler, saat 13.00 de göz altına

alındık akşam 20.00 ye kadar ordaydık, suçlamayı kabul etmiyorum, biz darp

edildik bana sorduklarını da cevapladığım halde darp edildim, cevap vermediğim

zaman da bana her türlü küfür ettiler, biz de darp raporu aldık, hastaneye

giderken dahi yolda dövüldük, benim ellerim kelepçeli halde onlara nasıl

vurabilirdim, kelepçelenmeden önce de sadece işe geç kaldı…m beni neden

alıyorsunuz şeklinde direndim ancak fiziken herhangi

bir ha[kar]ette bulunmadım, Suçsuzum. Beraatimi

istiyorum. Cezalandırılmam halinde lehimdeki hükümlerin uygulanmasını ve hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini talep ediyorum.”

3. Polis Memurlarının İfadeleri

a. Polis Memuru M.Y.nin İfadeleri

38. Polis memuru M.Y.nin Atışalanı Polis Merkezinde 13/12/2013 tarihinde saat

17.10’da şikâyetçi sıfatıyla alınan ifadesi şöyledir:

“… [B]ugün saat

13:40 sıralarında okul önünde görevli olduğumuz esnada iki şahsı ekip

arkadaşlarımla beraber incelemek istedik. Şahıslara durumu izah ettiğimizde siz

bizi arayamazsınız, siz kimsiniz diyerek bize karşı çıktı, üzerini

arattırmadılar. Akabinde Bilal ŞORLİ isimli şahsın elini arka cebine doğru

götürünce şahsa hemen müdahale ettik. Cebindeki çıkarmaya çalıştığı maddenin

bıçak olduğunu görünce şahısları ekip otosuna almak istedik. Durum üzerine

şahsa müdahale edince Vedat ŞORLİ isimli şahıs arkamdan gelerek yüzüme 2 kez

yumruk attı. Aynı zamanda da Bilal ŞORLİ isimli şahıs bu esnada kolundaki dolma

kalemle yazılmış olan PKK ibareli yazıyı ve boğazına sarılı haldeki poşeyi göster…erek benim abim dağda lan, ben Kürdistan

vatandaşıyım, siz o… çocukları beni arayamazsınız, dağdaki ağabeylerim

hepinizin leşini serecek, sizin devletinizi s… diye bağırarak hakaretlerde ve

tehditlerde bulunuyordu. Şahıslara müdahale etmeye çalıştığımız esnada da

şahıslar hala bize saldırmaya çalışıyorlardı. Bu esnada yine Bilal ŞORLİ isimli

şahıs birkaç kez tekme atmaya çalıştı. Tekmelerden bir tanesi de sol elimden

yaralanmama sebep oldu. Şahısların fevri hareketlerinden ve şüphelilerin

yakınlarının ve sempatizanlarının olay yerinde çoğunlukta olmalarından dolayı

kelepçe takmaksızın şahısları ekip otosuna bindirdik. Polis Merkezine intikal

ettiğimiz esnada Bilal ŞORLİ isimli şahıs ekip otosunu kullanan İ… E…’ın boğazına sarılmaya çalışınca aracı yol kenarında

durdurup takviye gelen ekip ile şahıslara biber gazı marifetiyle kelepçe taktık

ve Polis Merkezinize geldik. Olaydan dolayı ismi geçen şahıslardan davacı ve

şikayetçiyim. …”

39. Polis memuru M.Y.nin Cumhuriyet

savcısı tarafından 30/1/2014 tarihinde şüpheli sıfatıyla alınan ifadesi

şöyledir:

“Ben Esenler İlçe Emniyet Müdürlüğü Önleyici

Hizmet Büro Amirliğinde polis memuru olarak görev yapmaktayım. Olay günü

arkadaşlarım V… Ö… ve İ… E…’la birlikte ring görevimizi ifa ediyorduk. Okul

önlerinde bazı şahısların uyuşturucu madde sattığı ve öğrencilerden uzak

tutulması gerektiği yönünde talimatların verilmesi üzerine Esenler Fevzi Çakmak

İmam [H]atip Lisesi Aksoy İlköğretim Okulu ve Fevzi

Çakmak Ortaokulu önlerinde dolaşırken Vedat Şorli ve

Bilal Şorli’yi gördük. Durumlarından şüphe ettik.

Kimlik kontrolü yapmak istediğimizde kimliklerini vermek istemediler. Üst aramasıyaptırmak istemediler. Bize karşı direndiler.

Hakaret etmeye başladılar. [B]ize ‘biz kürdistan

vatandaşıyız, bizi arayamazsınız’ şeklinde beyanda bulundular. Biz de bize

karşı direnince kendilerini etkisiz hale getirmeye çalıştığımız sırada

vatandaşlardan birisi 155 i arayarak 2 şahsın polislere

karşı direndiğini, polislerin zor durumda olduğunu bildirmiş. Olay yeri

kalabalıklaşınca şikayetçi Bilal Şorli elini beline

doğru atınca arkadaşlarımız hemen bu şahsa müdahale edip elinden bıçağı aldı.

İkinci ekipler gelmeden biz şahsı etkisiz hale getirdik. Aldık ve polis otosuna

bindirdik. Bizi yaraladılar. Kendilerini aşırı güç kullanmadan zorla etkisiz

hale getirdik. Hatta şikayetçilerden Bilal Şorli bize

bıçakla vurmak istedi. Ona engel olduğumuz sırada Vedat Şorli

benim gözüme yumrukla vurdu. Diğer arkadaşlarımızı yaraladılar. Biz kimseyi

dövmedik. Aşırı güç kullanmadık …”

40. Polis memuru M.Y.nin Bakırköy 12.

Asliye Ceza Mahkemesince görülen E.2014/32 sayılı ceza davasının 22/5/2014

tarihli duruşmasındaki beyanı şöyledir:

“Ben [E]senler İlçe

[E]mniyet [M]üdürlüğü [Ö]nleyici [H]izmetler [B]üro [A]mir[li]ğinde

polis memuru olarak görev yapmaktayım, biz okul önü rutin önleme araması

sırasında sanıklardan kısa boylu olanı yani huzurdaki sanık Vedat'ı okul önünde

gördüm, aramak istedim, 'hayırdır beni niye arıyorsunuz' gibi aksi

davranışlarda bulundu, direk bu şekilde hareket edince biz de şüphelendik,

üstüne doğru davrandı, üstünü arayacağız d[e]dim o

da; 'kardeşimi okula getirdim' dedi, yine engelleyici hareketlerde bulund[u], biz gene aramak isteyince bu sefer arka cebine

davrandı ve bıçak çıkardı, ben bunun üzerin elini tuttum, 'bıçak taşımanın yasakolduğunu bilmiyor musun, sana işlem yapacağız' dedim,bu sırada müşteki [İ]... geldi ve diğer sanık Bilal

geldi, sanık Bilal iki kere yüzüme yumruk attı, Vedat [d]a dirsek attı, V...'a

da sanık içlerinden biri vurdu, büyük ihtimalle Vedat’tı, V...'ın gözlük çerçevesi kırıldı, ben Vedat’ın kemerinden

tuttum, ikimiz beraber düştük, her iki sanık [d]a bize sinkaflı

küfürler etti, biz zorla araca aldık, biber gazının başlığı çıktığı için

sıkamadık, ben şikayetçiyim sanıkların cezalandırılmasını istiyorum.”

b. Polis Memuru V.Ö.nün İfadeleri

41. Polis memuru V.Ö.nün

Atışalanı Polis Merkezinde 13/12/2013 tarihinde saat

17.25’te şikâyetçi sıfatıyla alınan ifadesi şöyledir:

“… 13/12/2013 günü saat 13:40 sıralarında okul

önünde görevli olduğumuz esnada iki şahsı ekip arkadaşlarımızla beraber

incelemek istedik. Şahıslara durumu izah ettiğimizde siz bizi arayamazsınız,

siz kimsiniz diyerek bize karşı çıktı, üzerini arattırmadılar. Akabinde Bilal

ŞORLİ isimli şahsın elini arka cebine doğru götürünce şahsa hemen müdahale

ettik. Cebindeki çıkarmaya çalıştığı maddenin bıçak olduğunu görünce şahısları

ekip otosuna almak istedik. Durum üzerine şahsa müdahale edince Vedat ŞORLİ

isimli şahıs ekip arkadaşımız olan M… Y…’a yumruk attı. Aynı zamanda da Bilal

ŞORLİ isimli şahıs bu esnada kolundaki dolma kalemle yazılmış olan PKK ibareli

yazıyı ve boğazına sarılı haldeki poşeyi göster…erek

benim abim dağda lan, ben Kürdistan vatandaşıyım, siz o… çocukları beni

arayamazsınız, dağdaki ağabeylerim hepinizin leşini serecek, sizin devletinizi

s… diye bağırarak hakaretlerde ve tehditlerde bulunuyordu. Şahıslara müdahale

etmeye çalıştığımız esnada da şahıslar hala bize saldırmaya çalışıyorlardı. O heng[a]me

içerisinde Vedat ŞORLİ isimli şahıs yüzüme dirseği ile vurdu, yaralanmama ve

gözlüğümün kırılmasına sebep oldu. Şahısların fevri hareketlerinden ve

şüphelilerin yakınlarının ve sempatizanlarının olay yerinde çoğunlukta

olmalarından dolayı kelepçe takmaksızın şahısları ekip otosuna bindirdik. Polis

Merkezine intikal ettiğimiz esnada Bilal ŞORLİ isimli şahıs ekip otosun[u]

kullanan İ… E…’ın boğazına sarılmaya çalışınca aracı

yol kenarında durdurup takviye gelen ekip ile şahıslara biber gazı marifetiyle

kelepçe taktık ve Polis Merkezinize geldik. Olaydan dolayı ismi geçen

şahıslardan davacı ve şikayetçiyim. …”

42. Polis memuru V.Ö.nün

Cumhuriyet savcısı tarafından 30/1/2014 tarihinde şüpheli sıfatıyla alınan

ifadesi şöyledir:

“Ben Esenler İlçe Emniyet Müdürlüğü Önleyici

Hizmet Büro Amirliğinde polis memuru olarak görev yapmaktayım. Olay günü

arkadaşlarım İ… E… ve M… Y…’la birlikte ring görevimizi ifa ediyorduk. Okul

önlerinde bazı şahısların uyuşturucu madde sattığı ve öğrencilerden uzak

tutulması gerektiği yönünde talimatların verilmesi üzerine Esenler Fevzi Çakmak

İmam [H]atip Lisesi, Aksoy İlköğretim Okulu ve Fevzi

Çakmak Ortaokulu önlerinde dolaşırken Vedat Şorli ve

Bilal Şorli’yi gördük. Durumlarından şüphe ettik.

Kimlik kontrolü yapmak istediğimizde kimliklerini vermek istemediler. Üst aramasıyaptırmak istemediler. Bize karşı direndiler.

Hakaret etmeye başladılar. [B]ize ‘biz kürdistan

vatandaşıyız, bizi arayamazsınız’ şeklinde beyanda bulundular. Biz de bize

karşı direnince kendilerini etkisiz hale getirmeye çalıştığımız sırada

vatandaşlardan birisi 155 i arayarak 2 şahsın

polislere karşı direndiğini, polislerin zor durumda olduğunu bildirmiş. Olay

yeri kalabalıklaşınca şikayetçi Bilal Şorli elini

beline doğru atınca arkadaşlarımız hemen bu şahsa müdahale edip elinden bıçağı

aldı. İkinci ekipler gelmeden biz şahsı etkisiz hale getirdik. Aldık ve polis

otosuna bindirdik. Şikayetçilerden Vedat Şorli

arkadaşımız polis memuru M… Y…’ın gözüne yumrukla

vurdu. Onu yaraladı. Her iki şikayetçi görevimizi engelledi. Bize saldırdılar.

Direndiler. Kendilerine aşırı güç kullanmadık. Hatta şikayetçilerden Bilal Şor[l]i elini beline attı. Bize bıçak çekti. Kendisini

tuttuğumuz sırada diğer şikayetçi Vedat Şor[l]i

arkadaşım polis memuru M…’in gözüne yumrukla vurdu. Bu şekilde aramızda

mücadele oldu. Bizi yaraladılar. Kendilerini etkisiz hale getirip Atışalanı Polis Merkezi Amirliğine tutanakla görevli memura

mukavemet ve hakaret suçlarından işlem yapılmak üzere teslim ettik … Ben keyfi

olarak kimseyi memuriyet nüfuzumu kötüye kullanarak kasten yaralamadım.

Suçlamayı kabul etmiyorum …”

c. Polis Memuru İ.E.nin İfadeleri

43. Polis memuru İ.E.nin Atışalanı Polis Merkezinde 13/12/2013 tarihinde saat

17.35’te şikâyetçi sıfatıyla alınan ifadesi şöyledir:

“… 13/12/2013 günü saat 13:40 sıralarında okul

önünde görevli olduğumuz esnada iki şahsı ekip arkadaşlarımızla beraber

incelemek istedik. Şahıslara durumu izah ettiğimizde siz bizi arayamazsınız,

siz kimsiniz diyerek bize karşı çıktı, üzerini arattırmadılar. Akabinde Bilal

ŞORLİ isimli şahsın elini arka cebine doğru götürünce şahsa hemen müdahale

ettik. Cebindeki çıkarmaya çalıştığı maddenin bıçak olduğunu görünce şahısları

ekip otosuna almak istedik. Durum üzerine şahsa müdahale edince Vedat ŞORLİ

isimli şahıs ekip arkadaşımız olan M… Y…’a yumruk attı. Aynı zamanda da Bilal

ŞORLİ isimli şahıs bu esnada kolundaki dolma kalemle yazılmış olan PKK ibareli

yazıyı ve boğazına sarılı haldeki poşeyi göster…erek

benim abim dağda lan, ben Kürdistan vatandaşıyım, siz o… çocukları beni

arayamazsınız, dağdaki ağabeylerim hepinizin leşini serecek, sizin devletinizi

s… diye bağırarak hakaretlerde ve tehditlerde bulunuyordu. Şahıslara müdahale

etmeye çalıştığımız esnada da şahıslar hala bize saldırmaya çalışıyorlardı. O heng[a]me

içerisinde Vedat ŞORLİ isimli şahıs ekip arkadaşım V…’ın

yüzüne vurdu. Şahısların fevri hareketlerinden ve şüphelilerin yakınlarının ve

sempatizanlarının olay yerinde çoğunlukta olmalarından dolayı kelepçe

takmaksızın şahısları ekip otosuna bindirdik. Polis Merkezine intikal ettiğimiz

esnada Bilal ŞORLİ isimli şahıs ekip otosun[u] kullandığım esnada arka tarafta

oturan Bilal ŞORLİ isimli şahıs boğazıma sarılınca aracı hemen kenara

yanaştırdım. Akabinde de takviye gelen ekip ile şahıslara biber gazı marifetiyle

kelepçe taktık ve Polis Merkezinize geldik. Olaydan dolayı ismi geçen

şahıslardan davacı ve şikayetçiyim. …”

44. Polis memuru İ.E.nin Cumhuriyet

savcısı tarafından 30/1/2014 tarihinde şüpheli sıfatıyla alınan ifadesi

şöyledir:

“Ben Esenler İlçe Emniyet Müdürlüğü Önleyici

Hizmet Büro Amirliğinde polis memuru olarak görev yapmaktayım. Olay günü

arkadaşlarım V… Ö… ve M… Y…’la birlikte ring görevimizi ifa ediyorduk. Okul

önlerinde bazı şahısların uyuşturucu madde sattığı ve öğrencilerden uzak tutulması

gerektiği yönünde talimatların verilmesi üzerine Esenler Fevzi Çakmak İmam [H]atip Lisesi, Aksoy İlköğretim Okulu ve Fevzi Çakmak

Ortaokulu önlerinde dolaşırken Vedat Şorli ve Bilal Şorli’yi gördük. Durumlarından şüphe ettik. Kimlik kontrolü

yapmak istediğimizde kimliklerini vermek istemediler. Üst aramasıyaptırmak

istemediler. Bize karşı direndiler. Hakaret etmeye başladılar. [B]ize ‘biz kürdistan vatandaşıyız, bizi arayamazsınız’ şeklinde

beyanda bulundular. Biz de bize karşı direnince kendilerini etkisiz hale

getirmeye çalıştığımız sırada vatandaşlardan birisi 155 i

arayarak 2 şahsın polislere karşı direndiğini, polislerin zor durumda olduğunu

bildirmiş. Olay yeri kalabalıklaşınca şikayetçi Bilal Şorli

elini beline doğru atınca arkadaşlarımız hemen bu şahsa müdahale edip elinden

bıçağı aldı. İkinci ekipler gelmeden biz şahsı etkisiz hale getirdik. Aldık ve

polis otosuna bindirdik. Şikayetçilerden V… Ş… arkadaşımız polis memuru M… Y…’ın gözüne yumrukla vurdu. Onu yaraladı ve şahıslar hakkında

görevli memura mukavemet ve hakaret etmek suçundan [işlem yapılmak üzere]

Esenler Atışalanı Polis Merkezi Amirliğine teslim

ettik. Kendilerine yönelik kötü muamelede bulunmadık. Aşırı güç kullanmadık. Bu

şahısların direnmesi nedeniyle itişme kakışma olmuştur …”

45. Polis memuru İ.E.nin Bakırköy 12.

Asliye Ceza Mahkemesince görülen E.2014/32 sayılı ceza davasının 22/5/2014

tarihli duruşmasındaki beyanı şöyledir:

“Ben [E]senler İlçe

[E]mniyet [M]üdürlüğü [Ö]nleyici [H]izmetler [B]üro [A]mirliğinde polis memuru

olarak görev yapmaktayım, Okul önlerinde önlem amaçlı yaptığımız rutin önleme

aramaları sırasında iki şahsın görevli memura zorluk çıkardığını gördüm,

yanlarına gittim, sanıklardan Bilal arka cebine doğru bir har[e]ket yapmaya

başlayınca biber gazı sıkmak istedim, gazımız bittiği için sıkamadım, diğer iki

görevli arkadaş elindeki bıçağı aldılar, ekip aracına götürmek isterken bizi

darp etmeye çalıştılar, görevli memur M... Y... a,

sanık Vedat yumruk attı, bu esnada bize hitaben küfür etmeye başladılar ancak

kimin ne söylediğini tam hatırlamıyorum, şahısları araca aldık, aracın içinde

de yine aynı şekilde saldırgan har[e]ketleri devam etti bize vurmaya çalışıp

hakaret ettiler, yolda giderken sanıklardan biri arkadan boğazıma sarıldı ancak

hangisi olduğunu göremedim, bu arada yardımcı ekip geldi bizde araç içinde

sanıkları kelepçeleyip karakola götürdük, davaya katılmak istemiyorum.”

4. Tanık Beyanı

46. Başvurucuların babası olan M.S.Ş.nin

Bakırköy 12. Asliye Ceza Mahkemesince görülen E.2014/32 sayılı ceza davasının

22/5/2014 tarihli duruşmasında tanık sıfatıyla alınan beyanı şöyledir:

“[B]en olay sırasında kahvede oturuyordum,

çocuklarımın polis tarafından dövüldüğühaberi gelince

eve gidip arabayı aldım ve karakola gittim, baktığımda çocuklar yoktu, daha

sonra polisekipleri geldi, çocuklarımı elleri arkadankelepçeli vaziyette araçtan çıkardılar ve yüzlerine

biber gazı sıktılar, çocukların zaten gözleri kapalı idi, sanırım daha önce de

biber gazı sıkmışlar, polislere karşı da herhangi bir saldırgan hareketi

görmedim, neden biber gazı sıktıklarını anlayamadım, ben de dayanamayarak

müdahale etmek istedim, ‘Allahaşkına çocuklarıma

vurmayın’ dedim beni de hırpalayarak karakolun önüne attılar bir süre sonra

yeniden gidip çocukları görmek için ricada bulundum, onlar da tamam bak

dediler, ben de bulundukları odaya gittiğimde çocuklar arkadan kelepçeli iki

büklüm vaziyette iken polisler tarafından yine dövülüyorlardı, beni[m]

baktığımı gören polisler ‘hadi çık dışarı’ diyerek beni kovaladılar, akşam saat

20:00-21:00 arasında da çocukları bıraktılar, evde oğlum Bilal baygınlık

geçirdi onu hastaneye götürdüm, doktorlara ‘çocuğumun halini görüyorsunuz Allah

aşkına durumu ne ise ne görüyorsunuz [görüyorsanız] ona göre rapor verin’

dedim, çocuğun kafası da yarılmıştı, daha sonra polisler hakkında şikayette

bulunduk, adliyenin önünde çocuklarımın resimleri çekilerek haber yapıldı, asıl

biz mağdur olduk, polisler hakkında takipsizlik kararı verildi, polis ifadesinde

çocuklarımdan birisinin dağda olduğuna dair ifadede bulundu, bir çocuğum

kayboldu aynı gün devlet birimlerine haber vererek kaybolduğunubildirdim.”

5. Adli Muayene Raporları

a. Başvurucu Bilal Şorli Hakkında Düzenlenen Adli Muayene Raporları

47. Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesinde başvurucu Bilal Şorli hakkında 13/12/2013 tarihinde saat 14.54’te

düzenlenen adli muayene raporunun ilgili kısımları şöyledir:

“… Hasta darp şikayeti

ile getirildi. Hastanın genel durumu iyi. Bilinci açık. Oryante-koopere.

Hastanın sol göz periorbital [bölgesinde] ekimoz, sol kaşta hematom, her

iki yanakta şişlik, sağ omuzda hassasiyet. Diğer sistem muayeneleri doğal.

Durumu bildirir geçici hekim raporudur.”

48. Kendi müracaatı üzerine Haseki Eğitim ve Araştırma

Hastanesinde başvurucu Bilal Şorli hakkında

13/12/2013 tarihinde saat 22.00 sıralarında düzenlenen muayene raporunun ilgili

kısımları şöyledir:

“Darp ifadesi ile gelen hasta. SS doğal

Toraks ön sol … yüzeyel abrazyon

var.

Sağ omuzda hassasiyet var.

Kafa frontal bölgede

hassasiyet var.

Bilateral el bölge[sin]de … yüzeyel

abrazyon.

… Solda mandibula

üzerinde ödem mevcut.

…”

49. Adli Tıp Kurumu Bakırköy Şubesince başvurucu Bilal Şorli hakkında düzenlenen 14/12/2013 tarihli ve 20455

sayılı raporun ilgili kısımları şöyledir:

“Bilal Şorli adına

düzenlenmiş Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin 13/12/2013 tarih, bila sayılı raporunun incelenmesinde;

Darp şikayetiyle gelen hastada santral SS

doğal, toraks ön sol tarafta yüzeyel

abrazyon, sağ omuzda hassasiyet kafa frontal bölgede hassasiyet, bilateral

el bileğinde yüzeyel abrazyon

olduğu, nöroşirurji notunda: bilinç açık, oryante, koopere, pupiller izokorik olduğu, acil nöroşirurjik

girişim gerektirecek patoloji saptanmadığı, kbb

notunda: solda mandibula önünde cilt ödemi mevcut

olduğu, kriptasyon alınmadığı, bilateral

otoskopik muayenenin buşon nedeniyle

değerlendirilemediği, nazal pramitin orta hatta

olduğu, palpasyonla kriptasyon

alınmadığı, hastaya önerilerde bulunduğu, 2 gün sonra kontrole çağrıldığı,

Kişinin 14/12/2013 tarihinde şubemizde yapılan

muayenesinde; sol periyal bölgede hassasiyet ve

şişlik, sol göz çevresinde mor renkli ekimoz, sol zygomatik bölgede 0,5 cm lik

üzeri kurutlu ekimoz, sol zygomatik bölgede şişlik, sol gözde subkonjoktival

kanama, sağ omuzda 5x5 cm lik ekimoz,

her iki el bileklerinde kelepçeye bağlı ekimozlar

olduğu,

Kafa kemiklerinde kırık, kafa içi travmatik değişim, iç organ ve büyük damar yaralanması

tarif edilmediğine göre,

SONUÇ

Darp sonucu meydana geldiğini ifade ettiği yaralanmasının;

1- Kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum

OLMADIĞI,

2- Kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi

müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte OLDUĞU,

3- Kişinin vücudunda kemik kırığı tarif

edilmediğini kanaatini bildirir rapordur.”

50. Adli Tıp Kurumu Bakırköy Şubesince başvurucu Bilal Şorli hakkında düzenlenen 23/12/2013 tarihli ve 2013/20626

– 20630 sayılı raporun ilgili kısımları şöyledir:

“Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin

13.12.2013 tarih ve 2406273 protokol sayılı raporunda; darp ifadesiyle

getirildiği, sol göz periorbital ekimoz,

sol kaşta hematom, her iki yanakta şişlik, sağ omuzda

hassasiyet, diğer sistem muayeneleri doğal bulunduğu kayıtlı olduğuna,

Şahsa ve olaya ait varsa mevcudun dışında

tıbbi evrakın teminen gönderilmesi halinde yeniden

değerlendirileceğine,

Kafatası kemiklerinde kırık, kafa içi travmatik değişim, büyük damar, iç organ yaralanması tarif

edilmediğine göre;

SONUÇ

Mevcut tıbbî evrakta tarif edilen bulgulara

göre yaralanmasının;

1- Kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum

OLMADIĞI,

2- Kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi

müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte OLDUĞU,

3- Kişinin vücudunda kemik kırığı tarif

edilmediğini kanaatini bildirir rapordur.”

b. Başvurucu Vedat Şorli Hakkında Düzenlenen Adli Muayene Raporları

51. Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesinde başvurucu Vedat Şorli hakkında 13/12/2013 tarihinde saat 14.53’te

düzenlenen adli muayene raporunun ilgili kısımları şöyledir:

“Darp şikayeti ile

getirilen hastanın genel durumu iyi. Bilinç açık. Oryante

koopere. … torakal orta

hatta yüzeyel sıyrık, şişlik, her iki yanakta

kızarıklık ve şişlik. Diğer sistem muayeneleri doğal.

Durumu bildirir geçici hekim raporudur.”

52. Kendi müracaatı üzerine Haseki Eğitim ve Araştırma

Hastanesinde başvurucu Vedat Şorli hakkında

13/12/2013 tarihinde saat 22.00 sıralarında düzenlenen muayene raporunun ilgili

kısımları şöyledir:

“Baş ağrısı tarifliyor.

Sağ temporal bölgede

1x1 cm’lik ödem …

1 cm’lik sıyrık sol

dizde ağrı tarifliyor.

Sağ göğüste hareketle ağrı tarifliyor.

Sağ ve sol el sırtında ekimozlar.

…

Baş ağrısı tarifliyor.

Sağ temporal bölgede 1x1 cm’lik

sıyrık mevcut. Sol dizde ağrı tarifliyor. Sağ göğüste

hareketle ağrı tarifliyor. Sağ el ve sol el sırtında ekimozlar mevcut.

…”

53. Adli Tıp Kurumu Bakırköy Şubesince başvurucu Vedat Şorli hakkında düzenlenen 14/12/2013 tarihli ve 20455

sayılı raporun ilgili kısımları şöyledir:

“Vedat Şorli adına

düzenlenmiş Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin 13/12/2013 tarih, bila sayılı raporunun incelenmesinde;

Darp şikayetiyle geldiği, muayenesinde baş

ağrısı tariflediği, sağ temporal

bölgede 1x1 cmlik ödem, 1 cm lik

sıyrık olduğu, sol dizde ağrı, sağ göğüste hareketli ağrı tariflediği,

sağ ve sol el sırtında ekimozlar olduğu, nöroşirurji

notunda: bilinci açık, oryante, koopere,

pupiller izkorik, acil nöroşirurjik girişim gerektirecek patoloji saptanmadığı

kayıtlıdır.

Kişinin 14/12/2013 tarihinde şubemizde yapılan

muayenesinde; sağ göğüs bölgesinde ağrı tariflediği,

genel durumu iyi, şuur açık, koopere, sağ pariyetal bölgede 1x1 cm lik

şişlik ve ödem, sol frontal bölgede 1,5x0,3 cm lik üzeri kurutlu ekimoz, alın orta hatta 0,4 cm lik

açık renkli ekimoz, sağ göz kapağı üst kısmında 0,5 cmlik ekimoz, sağ gözden ekimoz, her ki el sırtında kelepçe iziyle uyumlu ekimozlar izlendi.

Kafa kemiklerinde kırık, kafa içi travmatik değişim, iç organ ve büyük damar yaralanması

tarif edilmediğine göre,

SONUÇ

Darp sonucu olduğu ifade edilen yumuşak doku

yaralanmalarının

1- Kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum

OLMADIĞI,

2- Kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi

müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte OLDUĞU,

3- Kişinin vücudunda kemik kırığı tarif

edilmediğini kanaatini bildirir rapordur.”

54. Adli Tıp Kurumu Bakırköy Şubesince başvurucu Vedat Şorli hakkında düzenlenen 23/12/2013 tarihli ve 2013/20626

– 20630 sayılı raporun ilgili kısımları şöyledir:

“Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin

13.12.2013 tarih ve 2406273 protokol sayılı raporunda; darp ifadesiyle

getirildiği, torakal orta hatta yüzeyel

sıyrık, şişlik, her iki yanakta kızarıklık ve şişlik mevcut olduğu, diğer

sistem muayeneleri doğal bulunduğu kayıtlı olduğuna,

Şahsa ve olaya ait varsa mevcudun dışında

tıbbi evrakın teminen gönderilmesi halinde yeniden

değerlendirileceğine,

Kafatası kemiklerinde kırık, kafa içi travmatik değişim, büyük damar, iç organ yaralanması tarif

edilmediğine göre;

SONUÇ

Mevcut tıbbî evrakta tarif edilen bulgulara

göre yaralanmasının;

1- Kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum

OLMADIĞI,

2- Kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi

müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte OLDUĞU,

3- Kişinin vücudunda kemik kırığı tarif

edilmediğini kanaatini bildirir rapordur.”

c. Polis Memuru V.Ö.

Hakkında Düzenlenen Adli Muayene Raporları

55. Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesinde polis memuru V.Ö.

hakkında 13/12/2013 tarihinde saat 14.50’de düzenlenen adli muayene raporunun

ilgili kısımları şöyledir:

“Darp ifadesiyle gelen hasta. Şuuru açık, koopere oryante. Sağ occipital bölgede hassasiyet mevcut (lezyon yok). Batın

rahat. … sesleri doğal. Sol alt torakal bölgede

hassasiyet mevcut. Diğer sistem muayeneleri doğal. Durumu bildirir geçici hekim

raporudur. Kati raporun adli tabi[p]likçe verilmesi uygundur.”

56. Aynı Hastane tarafından adı geçen hakkında ayrıca iki günlük

istirahat raporu düzenlenmiştir.

57. Adli Tıp Kurumu Bakırköy Şubesince Polis Memuru V.Ö.

hakkında düzenlenen 23/12/2013 tarihli ve 2013/20626 – 20630 sayılı raporun

ilgili kısımları şöyledir:

“Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin

13.12.2013 tarih ve 2406257 protokol sayılı raporunda; darp ifadesiyle

getirildiği, sağ occipital bölgede hassasiyet (lezyon

yok), sol alt torakal bölgede hassasiyet mevcut

olduğu, diğer sistem muayeneleri doğal bulunduğu kayıtlı olduğuna,

Şahsa ve olaya ait varsa mevcudun dışında

tıbbi evrakın teminen gönderilmesi halinde yeniden

değerlendirileceğine,

Kafatası kemiklerinde kırık, kafa içi travmatik değişim, büyük damar, iç organ yaralanması tarif

edilmediğine göre;

SONUÇ

Mevcut tıbbî evrakta tarif edilen bulgulara

göre yaralanmasının;

1- Kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum

OLMADIĞI,

2- Kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi

müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte OLDUĞU,

3- Kişinin vücudunda kemik kırığı tarif

edilmediğini kanaatini bildirir rapordur.”

d. Polis Memuru M.Y.

Hakkında Düzenlenen Adli Muayene Raporları

58. Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesinde polis memuru M.Y.

hakkında 13/12/2013 tarihinde saat 14.50’de düzenlenen adli muayene raporunun

ilgili kısımları şöyledir:

“Darp ifadesiyle gelen hasta. Şuuru açık koopere oryante. … sağ el 4.

parmakta hassasiyet. Sol el sırtında dermabrazyon mevcut.

Sağ zigomatik bölgede, ekimoz,

hiperemi mevcut. Batın rahat. Solunum sesleri bilateral eşit, doğal. Sağ cruriste

2 cm çapında ekimoz mevcut. Ortopedi konsültasyonu

uygundur. Durumu bildirir geçici hekim raporudur. Kati raporun adli tabi[p]likçe verilmesi uygundur.

…

Ortopedi

Darp ifadesiyle başvuran hasta.

R – Cruris … da

[yaklaşık] 2 cm kızarıklık/ekimoz mevcut.

R – El II-III MC distalinde

şişlik/ağrı.

L-El dorsalinde abrazyon mevcut.

X-Ray Oss[e]oz patoloji izlenmedi.”

59. Aynı Hastane tarafından adı geçen hakkında ayrıca dört

günlük istirahat raporu düzenlenmiştir.

60. Adli Tıp Kurumu Bakırköy Şubesince Polis Memuru M.Y.

hakkında düzenlenen 23/12/2013 tarihli ve 2013/20626 – 20630 sayılı raporun

ilgili kısımları şöyledir:

“Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin

13.12.2013 tarih ve 2406250 protokol sayılı raporunda; darp ifadesiyle

getirildiği, sağ el 4. Parmakta hassasiyet, sol el sırtında demabrazyon,

sağ zigomotik bölgede ekimoz,

hiperemi, batın rahat, solunum sesleri bilateral eşit ve doğal, sağ cururiste

2 cm çapında ekimoz mevcut olduğu, Ortopedi Notunda;

X-Ray’da osseoz patoloji

saptanmadığı kayıtlı olduğuna,

Şahsa ve olaya ait varsa mevcudun dışında

tıbbi evrakın teminen gönderilmesi halinde yeniden

değerlendirileceğine,

Kafatası kemiklerinde kırık, kafa içi travmatik değişim, büyük damar, iç organ yaralanması tarif

edilmediğine göre;

SONUÇ

Mevcut tıbbî evrakta tarif edilen bulgulara

göre yaralanmasının;

1- Kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum

OLMADIĞI,

2- Kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi

müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte OLDUĞU,

3- Kişinin vücudunda kemik kırığı tarif

edilmediğini kanaatini bildirir rapordur.”

e. Polis Memuru İ.E.

Hakkında Düzenlenen Adli Muayene Raporları

61. Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Polis Memuru İ.E.

hakkında 13/12/2013 tarihinde saat 14.50’de düzenlenen adli muayene raporunun

ilgili kısımları şöyledir:

“Darp ifadesiyle gelen hasta. Şuuru açık. Koopere oryante. … Sağ el …da dermabrazyon mevcut. Sol zigomatik

bölgede hassasiyet mevcut. Batın rahat. Solunum sesleri doğal. Diğer sistem

muayeneleri doğal. Durumu bildirir geçici hekim raporudur. Kati raporun adli tabi[p]likçe verilmesi uygundur.

Ortopedi konsültasyonu uygundur.

…

Ortopedi

Darp ifadesiyle gelen hasta.

R – El dorsali II

parmak ve IV MC distalinde abrazyonlar

mevcut.

X-Ray Oss[e]oz patoloji izlenmedi.

Durumu bildirir geçici hekim raporudur.”

62. Aynı Hastane tarafından adı geçen hakkında ayrıca dört

günlük istirahat raporu düzenlenmiştir.

63. Adli Tıp Kurumu Bakırköy Şubesince Polis Memuru İ.E.

hakkında düzenlenen 23/12/2013 tarihli ve 2013/20626 – 20630 sayılı raporun

ilgili kısımları şöyledir:

“Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin

13.12.2013 tarih ve 2406267 protokol sayılı raporunda; darp ifadesiyle

getirildiği, sağ el sırtında demabrazyon, sol zigomotik bölgede hassasiyet, batın rahat, solunum sesleri

doğal olduğu, Ortopedi Notunda; sağ el dorsal 2.

parmak ve 4. parmakta dermabrazyonlar mevcut olduğu,

X-Ray’da osseoz patoloji

saptanmadığı kayıtlı olduğuna,

Şahsa ve olaya ait varsa mevcudun dışında

tıbbi evrakın teminen gönderilmesi halinde yeniden

değerlendirileceğine,

Kafatası kemiklerinde kırık, kafa içi travmatik değişim, büyük damar, iç organ yaralanması tarif

edilmediğine göre;

SONUÇ

Mevcut tıbbî evrakta tarif edilen bulgulara

göre yaralanmasının;

1- Kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum

OLMADIĞI,

2- Kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi

müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte OLDUĞU,

3- Kişinin vücudunda kemik kırığı tarif

edilmediğini kanaatini bildirir rapordur.”

C. İlgili Hukuk

1. Ulusal Hukuk

64. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Kasten yaralama” kenar başlıklı 86.

maddesi şöyledir:

“(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya

sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan

üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) (Ek fıkra: 31/3/2005 – 5328/4 md.) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin

basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde,

mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para

cezasına hükmolunur.

(3) Kasten yaralama suçunun;

...

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz

kötüye kullanılmak suretiyle,

...

İşlenmesi halinde, şikâyet aranmaksızın,

verilecek ceza yarı oranında artırılır.”

65. 5237 sayılı Kanun’un “Hakaret”

kenar başlıklı 125. maddesi şöyledir:

“(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını

rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek

suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki

yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında

hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi

gerekir.

...

(3) Hakaret suçunun;

a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,

...

İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir

yıldan az olamaz.

(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza

altıda biri oranında artırılır.

...”

66. 5237 sayılı Kanun’un “Zor

kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması” kenar başlıklı 256.

maddesi şöyledir:

“(1) Zor kullanma yetkisine sahip kamu

görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği

ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin

hükümler uygulanır.”

67. 5237 sayılı Kanun’un “Görevi

yaptırmamak için direnme” kenar başlıklı 265. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını

engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar

hapis cezası ile cezalandırılır.”

68. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet

Kanunu’nun “Durdurma ve kimlik sorma”

kenar başlıklı 4/A maddesi şöyledir:

“Polis, kişileri ve araçları;

a) Bir suç veya kabahatin işlenmesini önlemek,

b) Suç işlendikten sonra kaçan faillerin

yakalanmasını sağlamak, işlenen suç veya kabahatlerin faillerinin kimliklerini

tespit etmek,

c) Hakkında yakalama emri ya da zorla getirme

kararı verilmiş olan kişileri tespit etmek,

ç) Kişilerin hayatı, vücut bütünlüğü veya malvarlığı bakımından ya da

topluma yönelik mevcut veya muhtemel bir tehlikeyi önlemek,

amacıyla durdurabilir.

Durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için

polisin tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan

makul bir sebebin bulunması gerekir. Süreklilik arz edecek, fiilî durum ve

keyfilik oluşturacak şekilde durdurma işlemi yapılamaz.

Polis, durdurduğu kişiye durdurma sebebini

bildirir ve durdurma sebebine ilişkin sorular sorabilir; kimliğini veya

bulundurulması gerekli diğer belgelerin ibraz edilmesini isteyebilir.

Durdurma süresi, durdurma sebebine esas teşkil

eden işlemin gerçekleştirilmesi için zorunlu olan süreden fazla olamaz.

Durdurma sebebinin ortadan kalkması halinde

kişilerin ve araçların ayrılmalarına izin verilir.

Polis, durdurduğu kişi üzerinde veya aracında

silah veya tehlike oluşturan diğer bir eşyanın bulunduğu hususunda yeterli

şüphenin varlığı halinde, kendisine veya başkalarına zarar verilmesini önlemek

amacına yönelik gerekli tedbirleri alabilir. Bu amaçla kişinin üzerindeki

elbisenin çıkarılması veya aracın, dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen

bölümlerinin açılması istenemez. (Ek cümleler: 27/3/2015-6638/1 md.) Ancak, el ile dıştan kontrol hariç, kişinin üstü ve

eşyası ile aracının dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin

aranması; İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenecek esaslar dâhilinde mülki

amirin görevlendireceği kolluk amirinin yazılı, acele hâllerde sonradan yazıyla

teyit edilmek üzere sözlü emriyle yapılabilir. Kolluk amirinin kararı yirmi

dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Bu fıkra kapsamında yapılan

araç aramalarına ilişkin olarak kişiye, arama gerekçesini de içeren bir belge

verilir.

Bu Kanun ve diğer kanunların verdiği

görevlerin yerine getirilmesi sırasında, polis tarafından gerekli işlemler için

durdurulan kişiler ve araçlarla ilgili hükümler saklıdır.

Polis, görevini yerine getirirken, kendisinin

polis olduğunu belirleyen belgeyi gösterdikten sonra, kişilere kimliğini

sorabilir. Bu kişilere kimliğini ispatlamaları hususunda gerekli kolaylık

gösterilir.

Belgesinin bulunmaması, açıklamada bulunmaktan

kaçınması veya gerçeğe aykırı beyanda bulunması dolayısıyla ya da sair surette

kimliği belirlenemeyen kişi tutularak durumdan derhal Cumhuriyet savcısı

haberdar edilir. Bu kişi, kimliği açık bir şekilde anlaşılıncaya kadar

gözaltına alınır ve gerekirse tutuklanır. Gözaltına ve tutuklamaya karar verme

yetkisi ve usûlü bakımından 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu hükümleri uygulanır.

Kimliğinin tespiti amacıyla tutulan kişiye,

kimliği tespit edildikten sonra ve talepte bulunması halinde, bu amaçla

tutulduğuna ve tutulma süresine dair bir belge verilir. Kişinin kimliğinin

belirlenmesi durumunda, bu nedenle gözaltına alınma veya tutuklanma haline

derhal son verilir.

Nüfusa kayıtlı olmadığı için kimliği tespit

edilemeyen kişilerin nüfusa kayıtlarının temini için gerekli işlemler

yapıldıktan sonra, 5 inci maddeye göre fotoğraf ve parmak izi tespit edilerek

kayda alınır.

Kimliği tespit edilemeyen kişinin yabancı

olduğunun anlaşılması halinde, 5682 sayılı Pasaport Kanunu ve 5683 sayılı

Yabancıların Türkiye’de İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun hükümlerine göre

işlem yapılır.”

69. 2559 sayılı Kanun’un “Zor

ve silah kullanma” kenar başlıklı 16. maddesi şöyledir:

“Polis, görevini yaparken direnişle

karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor

kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin

mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde

kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları

gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere

karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı

veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı

ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis

köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını, (1)

ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye

devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.

Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar

yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında

direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı

zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak

müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve

gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir

saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237

sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin

hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur.

...”

70. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından kabul edilen

(11/12/2010 tarihli ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’na

15/2/2014 tarihli ve 6524 sayılı Kanun’un 39. maddesi ile eklenen geçici 4.

maddenin (6) numaralı fıkrası gereğince yürürlükten kaldırılmış olan ancak

başvuruya konu soruşturmanın yürütüldüğü periyotta yürürlükte olan) 18/10/2011

tarihli ve (8) No.lu Genelge’nin ilgili kısımları şöyledir:

“…

2- İnsan hakları ihlali, işkence ve kötü

muamele iddialarına ilişkin olarak yapılan soruşturmaların, kolluk kuvvetlerine

bırakılmayarak bizzat Cumhuriyet başsavcısı ya da görevlendireceği bir

Cumhuriyet savcısı tarafından etkili ve yeterli bir şekilde yürütülmesi,

…”

71. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 20/2/2015

tarihli ve 158 sayılı Genelge’sinin ilgili kısımları

şöyledir:

“…

2- İnsan hakları ihlali, işkence ve kötü

muamele iddialarına ilişkin olarak yapılan soruşturmaların, kolluk kuvvetlerine

bırakılmayarak bizzat Cumhuriyet başsavcısı ya da görevlendireceği bir

Cumhuriyet savcısı tarafından etkili ve yeterli bir şekilde yürütülmesi,

…”

2. Uluslararası Hukuk

72. Kolluk Görevlileri Tarafından Zor ve Ateşli Silah

Kullanılması Hakkında Temel İlkeler’in (Birleşmiş

Milletler Suçun Önlenmesi ve Suçluların Islahı Sekizinci Kongresi, Havana,

27/8/1990 - 7/9/1990, BM, A/CONF.144/28/Rev.1, 1990,

s. 112-115) ilgili bölümleri şöyledir:

“Genel Hükümler

1. Hükümetler ve kanunen yetkili kuruluşlar,

kanun adamlarının kişilere karşı zor ve silah kullanmaları hakkında yasalar

çıkarıp düzenlemeler yaparlar ve bunları yerine getirirler. Hükümetler ve

kanunen yetkili kuruluşlar bu tür kurallar koyup düzenlemeler yaparlarken, zor

ve silah kullanma ile bağlantılı olan ahlaki sorunları her zaman göz önünde

tutarlar.

…

4. Kanun adamları görevlerini yaparlarken,

zora ve silaha başvurmadan önce mümkün olduğu kadar şiddet içermeyen araçları

kullanırlar. Sadece başka araçların etkisiz kalması veya hedeflenen sonucun

gerçekleşme ümidinin bulunmaması halinde zor veya silah kullanabilirler.

5. Kanun adamlarının, zor veya silah

kullanmaları kaçınılmaz hale geldiği zaman:

a) Suçun ciddiliğiyle ve gerçekleştirilmek

istenen meşru amaçla orantılı bir ölçüde zor kullanılır;

b) Meydana gelecek zarar ve hasarı en aza

indirilir ve insan yaşamına saygı duyulur ve korunur;

c) Yaralanan ve zarara maruz kalan kişilere

mümkün olan en kısa sürede tıbbi yardım ve destek verilmesini sağlanır;

d) Yaralanan veya zarara maruz kalan kişinin

akrabaları veya yakın arkadaşlarına mümkün olan en kısa sürede haber verilmesi

sağlanır.

6. Kanun adamları tarafından zor veya silah

kullanılması sonucunda bir yaralama ve ölüm meydana gelmesi halinde, aşağıda

22. prensibe göre olay hemen üst makamlara bildirilir.

…”

73. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği,

İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı, Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların

Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi İçin El Kılavuzu’nun

(İstanbul Protokolü) birinci ekinin 2. maddesi şöyledir:

“Devletler, işkence ve kötü muamele

şikayetleri ve bildirimlerinin, anında ve etkili bir biçimde soruşturulmasını

sağlamakla yükümlüdürler. Açık bir şikayetin olmadığı

durumlarda bile işkence ve kötü muamele yapıldığına ilişkin belirtiler varsa,

soruşturma yapılmalıdır. Soruşturmayı yürütenler, bu tür olayların faili

olduğundan şüphelenilen kişiler ve onların hizmet ettiği kurum ve kuruluşlardan

bağımsız, soruşturma yürütebilecek vasıfta, tarafsız kişiler olmalıdır. Bu

kişilerin tarafsız tıp uzmanlarına veya konuyla ilgili diğer uzmanlara erişim

veya bu tür uzmanları çağırma yetkileri olmalıdır. Soruşturmalar yürütülürken,

en yüksek profesyonel standartlara uygun yöntemler kullanılmalı ve soruşturma

sonuçları kamuya açıklanmalıdır.”

74. İstanbul Protokolü’nün birinci ekinin 6. maddesi şöyledir:

“6a) İşkence ve kötü

muamele soruşturmalarında çalışan tıp uzmanları her zaman en yüksek etik

standartlara uygun biçimde davranmalı ve tıbbi araştırma ve muayeneden önce

kişinin bilgilendirilmiş onamını almalıdır. Muayene, tıp biliminin kabul

edilmiş standartlarına uygun biçimde yürütülmelidir.Muayene,

tıp uzmanın denetimi altında, devlet görevlileri ve güvenlik güçleri

mensuplarının mevcut olmadığı bir ortamda, kişinin mahremiyetine saygı

göstererek yapılmalıdır.

6b) Tıp uzmanı muayenenin hemen sonrasında

doğru bir yazılı rapor hazırlamalıdır. Bu raporda en azından aşağıdaki bilgiler

yer almalıdır:

(i) Görüşme Koşulları: Görüşme yapılan kişinin

adı, muayene sırasıda mevcut olanların adları, bu

kişilerin muayene yapılan kişiyle olan ilişkileri, görüşmenin kesin tarihi,

saati, görüşme yapılan yerin adresi (uygun olduğu durumlarda görüşme yapılan

odanın yeri), görüşme yapılan yerin tanımı (örneğinklinik,

cezaevi, ev vb.); görüşme yapıldığı sıradaki koşullar (muayene için geldiğinde

veya muayene sırasında kişinin tabii olduğu kısıtlamalar, görüşme sırasında

odada güvenlik güçlerinin mevcut olup olmadığı, tutukluya eşlik edenlerin hal

ve tavrı, muayeneyi yapan kişiye yönelik tehditkar ifadeler vs.) ve diğer

geçerli unsurlar;

(ii) Öykü: Gerçekleştiği iddia edilen işkence

ve kötü muamele yöntemleri, işkence ve kötü muamelenin ne zaman gerçekleştiği,

bütün fiziksel ve psikolojik semptomlar ve şikayetler de dahil olmak üzere

kişinin görüşme sırasında anlattığı öykünün detaylı bir raporu;

(iii) Fiziksel ve Psikolojik Muayene: Uygun

tanı koyucu testler ve mümkün olduğu durumlarda bütün yaralanmaların renkli

fotoğrafları da dahil olmak üzere klinik muayene sonucunda elde edilen bütün

fiziksel ve psikolojik bulguların kaydı.

(iv) Değerlendirme: Fiziksel ve psikolojik

bulgular ile işkence ve kötü muamele arasındaki muhtemel ilişkinin

değerlendirilmesi. Gerekli tıbbi ve psikolojik tedavi ve/veya yapılması gereken

başka tıbbi testler ve muayeneler için görüş ve tavsiyeler;

(v) Yazar: Raporda muayeneyi yapan kişilerin

adları açıkça belirtilmeli ve rapor hazırlayanlar tarafından imzalanmalı;

6c) Hazırlanan rapor gizli tutulmalı ve rapor

muayene edilen kişiye veya kişinin yasal temsilcisi olarak atadığı kimseye

teslim edilmelidir. Muayene edilen kişi veya temsilcisinin muayene süreci

hakkındaki görüşleri de sorulmalı ve raporda bu kişilerin görüşlerine de yer

verilmelidir. Uygun olduğu durumlarda, işkence veya kötü muamele iddialarını

soruşturmakla yetkili olanlara da yazılı rapor verilmelidir. Bu raporun yetkili

kişilere güvenli bir biçimde ulaştırılmasını güvenceye almak, Devlet'in

sorumluluğudur. Muayene edilen kişinin rızası veya bu tür bir talepte bulunma

yetkisi bulunan mahkemenin yetki vermesi istisna olmak üzere, rapor başka

kimseye verilmemelidir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

75. Mahkemenin 13/7/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

76. Başvurucular 13/12/2013 tarihinde saat 13.00 sıralarında

Esenler ilçesi Oruçreis Mahallesi'nde küçük

kardeşlerini okula bırakıp işe gidecekleri sırada bir kolluk ekip aracı

tarafından durdurulduklarını, gözaltına alınarak darbedildiklerini,

Tekstilkent denilen bölgeye getirildiklerinde tüm

kapıları açılmış olan araçtan indirilmeden onlarca polis tarafından darp, cebir

ve kötü muameleye maruz bırakıldıklarını, polis merkezi önünde araçtan

inecekleri esnada gözlerine biber gazı sıkıldığını, gözaltındayken darp, cebir

ve kötü muamele eylemlerinin devam ettiğini, serbest bırakıldıktan sonra Bilal Şorli’nin evde baygınlık geçirmesi üzerine her iki

başvurucunun aynı gün saat 22.00 sıralarında Haseki Eğitim ve Araştırma

Hastanesine götürüldüklerini, bu çerçevede gözaltına alındıkları sırada ve

sonrasında kolluk görevlilerinin darp, cebir, hakaret ve kötü muamelelerine

maruz kaldıklarını, dosya kapsamındaki raporların uygulanan muamelelerle ilgili

ayrıntılar içerdiğini, sistematik ve uzun süreli olarak işkence ve kötü

muameleye uğradıklarını kanıtladığını, saat 13.00 sıralarında gözaltına alınmış

olmalarına rağmen yaklaşık dört/beş saatlik uzun bir zamanda karakola intikal

ettirildiklerini, belirtilen zaman diliminin polislerce açıklanamadığını, bu

sürenin gözaltı işleminin seyrine aykırı olduğunu, doktor raporlarında polis

memurlarının el ve parmaklarında ağrı ve ekimoz tarif

edilmesine rağmen kendileri hakkında böyle bir tespit olmadığını, belirtilen

hususların karakola götürülmeden önce darbedildiklerini

kanıtladığını, bu nedenlerle işkence, eziyet ve insan haysiyeti ile bağdaşmayan

muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

77. Diğer yandan başvurucular, Cumhuriyet savcılığı tarafından

ifadelerinin alınmasını müteakip Adli Tıp Kurumunun ilgili ihtisas dairesine

sevk edilmediklerini, sadece eski raporlarla yetinildiğini, hastaneye sevk

edilerek tedavilerinin yapılmasının sağlanmadığını, soruşturma makamının

şüphelilerin savunmaları ile yetindiğini, başvurucular hakkında düzenlenen

raporlardaki bulguların ve polis memurlarının ellerinin arka yüzünde ve el

parmaklarında ağrı ve ekimozların nasıl meydana

geldiği konusunda ayrıntılı ve incelikli bir soruşturma yürütülmediğini,

başvurucuların gözaltına alınması ile karakola teslim edilmeleri arasında geçen

sürede aracın seyir istikametinin tespitine yönelik GPS kayıtlarının ve polis

memurlarının telefon sinyal bilgilerinin istenmesi ve benzeri yolların

denenmediğini, destek ekibin tespit edilerek tanık veya şüpheli olarak

ifadelerine başvurulmadığını, olayın meydana geldiği yer ve karakoldaki

güvenlik kamerası görüntülerinin istenmediğini, teşhis yaptırılmadığını,

iddialarla ilgili olarak etkili bir soruşturma yürütülmediğini, bu nedenlerle

işkence, eziyet ve insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının usul

boyutunun ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

78. Başvurucular yeniden yargılama ve toplam 100.000 TL manevi

tazminat talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

79. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmayan başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Anayasa’nın 17.

Maddesinin Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel ilkeler

80. Başvuru konusu olay başvurucuların maruz kaldığı muamele

nedeniyle insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği

iddiası ile ilgilidir.

81. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkına sahip olduğu, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır.

Anılan maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır.

Üçüncü fıkrasında da kimseye “işkence” ve “eziyet” yapılamayacağı, kimsenin

“insan haysiyetiyle bağdaşmayan” ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm

altına alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri,

B. No: 2013/5504, 28/5/2014, § 80).

82. Devletin, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 81).

83. Anayasa’nın 17. maddesi ayrıca devlete, söz konusu kişilerin

işkence ve eziyete ya da insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza veya muameleye

-bu muameleler üçüncü kişiler tarafından yapılmış olsa dahi- maruz

bırakılmalarını engelleyecek tedbirler alma ödevini yüklemektedir. Dolayısıyla

yetkililerin bildikleri ya da bilmeleri gerektiği bir kötü muamele tehlikesinin

gerçekleşmesini engellemek için makul tedbirleri almamaları durumunda devletin,

17. maddenin üçüncü fıkrası anlamında sorumluluğu ortaya çıkabilir. (Cezmi Demir ve diğerleri, § 82).

84. Öte yandan bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış

olması gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup her olayda asgari eşiğin

aşılıp aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarak

değerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal

etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem

taşımaktadır (Tahir Canan, B. No:

2012/669, 18/9/2013, § 23). Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara muamelenin

amacı ve kastı ile ardındaki saik de eklenebilir. Ayrıca kötü muamelenin,

heyecanın ve duyguların yükseldiği bağlamda meydana gelip gelmediğinin tespiti

de dikkate alınması gereken diğer faktörlerdir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 83)

85. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) tarafından

kötü muamele, kişi üzerindeki etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı

kavramlarla ifade edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında geçen ifadeler arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu

görülmektedir. Bir muamelenin “işkence” olarak nitelendirilip

nitelendirilmeyeceğini belirleyebilmek için anılan fıkrada geçen “eziyet” ve

“insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele kavramları ile işkence arasındaki

ayrıma bakmak gerekmektedir. Bu ayrımın Anayasa tarafından, özellikle çok ağır

ve zalimane acılara neden olan kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel duruma

işaret etmek ve bir derecelendirme yapmak amacıyla getirildiği ve anılan

ifadelerin 5237 sayılı Kanun’da düzenleme altına alınmış olan “işkence”,

“eziyet” ve “hakaret” suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam

taşıdığı anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 84).

86. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi ve

manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin “işkence”

olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan,

§ 22). Muamelelerin ağırlığının yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık

Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler

Sözleşmesi’nin 1. maddesinde “işkence” teriminin özellikle bilgi almak,

cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayırımcı bir nedenle kasten ağır

acı veya ıstırap vermeyi kapsadığı belirtilerek “kasıt” unsuruna da yer

verilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 85).

87. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 10/12/1984

tarihinde kabul edilen ve 26/6/1987 tarihinde yürürlüğe giren Türkiye’nin de

10/8/1988 tarihinde taraf olduğu İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya

Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme’nin 1. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Bu Sözleşme bakımından ‘işkence’, bir

kimseye, kendisinden bir ikrar veya üçüncü kişiyle ilgili bilgi elde etmek,

kendisinin veya üçüncü kişinin işlediği veya işlediğinden şüphelenilen bir fiil

nedeniyle cezalandırmak, kendisine veya üçüncü kişiye gözdağı vermek veya

zorlamak amacıyla veya ayrımcılığa dayanan her hangi bir gerekçeyle, bir kamu

görevlisi veya resmi sıfatla hareket eden bir kişi tarafından veya bu kişilerin

teşviki veya rızası veya muvafakatiyle üçüncü kişi tarafından, kasten işlenen

ve işlendiği kimseye fiziksel veya ruhsal olarak ağır acı veya ıstırap veren

her hangi bir fiildir. Kanuni yaptırımlardan kaynaklanan veya yaptırımın

doğasında bulunan veya bu yaptırımlarla rastlaşan acı veya ıstırap, işkence

sayılmaz.”

88. Yine anılan Sözleşme’nin 15. maddesinde “Her bir Taraf Devlet, işkence sonucu alındığı ortaya

çıkan bir ifadenin, işkence yapmaktan sanık bir kimsenin aleyhine bu beyanın

alındığına dair bir delil olarak kullanılması hariç, hiç bir yargılamada delil

olarak ileri sürülememesini sağlar.” hükmüne; 16. maddesinde ise “1. Her bir Taraf Devlet kendi egemenliği altındaki

bir ülkede, birinci maddede tanımlanan işkenceye varmayan diğer zalimane, insanlıkdışı veya aşağılayıcı muamele veya ceza fiillerinin

bir kamu görevlisi ve resmi sıfatla hareket eden bir diğer kimse tarafından

veya bu kimsenin teşviki veya rızası veya muvafakati ile işlenmesini önlemeyi

taahhüt eder. Sözleşmenin özellikle 10, 11, 12 ve 13. maddelerinde yer alan

yükümlülükler, işkence sözcüğü yerine diğer zalimane, insanlıkdışı

veya aşağılayıcı bir muamele veya ceza terimleri koyularak uygulanır.”

hükmüne yer verilmiştir.

89. “İşkence” seviyesine varmayan fakat yine de önceden

tasarlanmış, uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya

veya yoğun maddi veya manevi ıstıraba sebep olan insanlık dışı muameleler

“eziyet” olarak tanımlanabilir (Tahir Canan,

§ 22). Bu hâllerde meydana gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz

bir unsur olarak bulunan acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak “eziyet”te, ıstırap verme kastının belli bir amaç

doğrultusunda yapılması aranmaz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) fiziksel

saldırı, darp, psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma, kişiyi kötü

muamele göreceği bir yere sınır dışı ya da iade etme, devletin gözetimi altında

kişinin kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm cezasının infazının

uzunca bir süre beklenilmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı, çocuk istismarı

gibi muameleleri “insanlık dışı muameleler” olarak nitelendirmiştir (Ilaşcu ve diğerleri/Moldova ve Rusya [BD], B.

No: 48787/99, 8/7/2004, §§ 432-438; Soering/Birleşik Krallık, B. No: 14038/88, 7/7/1989, § 91; Jabari/Türkiye,

B. No: 40035/98, 11/7/2000, §§ 41, 42; Giusto/İtalya, B. No: 38972/06, 15/5/2007). Bu nitelikteki

muameleler Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında “eziyet” olarak

nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 88).

90. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde

kendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya

mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye

sürükleyen aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise “insan

haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir Canan, § 22). Burada “eziyet”ten faklı olarak kişi üzerinde uygulanan muamele,

fiziksel ya da ruhsal acıdan öte küçük düşürücü veya alçaltıcı bir etki

oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 89).

91. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisini oluşturduğunu

belirleyebilmek için her somut olay kendi özel koşulları içinde

değerlendirilmelidir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcı

ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da bazı

durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki bir kötü

muamele için yeterli olabilmektedir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya da alçaltma

kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacın

belirlenememesi, kötü muamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. Bir

muamele hem insanlık dışı/eziyet hem de aşağılayıcı/insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele niteliğinde olabilir. Her türlü işkence, aynı zamanda

insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele oluştururken insan haysiyetiyle

bağdaşmayan her aşağılayıcı muamele insanlık dışı/eziyet niteliğinde

olmayabilir. Tutulma koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı davranışlar,

devlet görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler, engelli

kimselerin karşılaştığı kimi olumsuz durumlar, kişiye normal olmayan bazı

şeyleri yedirme içirme gibi aşağılayıcı muameleler “insan haysiyetiyle

bağdaşmayan” muamele olarak ortaya çıkabilir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 90).

92. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla yasaklanmış bir

eylem tehdidinde bulunmak da yeterince yakın ve gerçek olması koşuluyla bu

maddenin ihlali sonucunu doğurma riskini taşıyabilir. Dolayısıyla bir kimseyi

işkence ile tehdit etmek, en azından “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele

oluşturabilir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 91).

93. Özgürlüğünden mahrum bırakılan bir kişiye yönelik, kendi

eylem ve tavırları mutlaka kuvvet kullanılmasını gerektirmedikçe zora

başvurulması, insan onurunun zedelenmesi ve ilke olarak Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen yasağın ihlal edilmesi sonucunu

doğurabilir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 92).

94. AİHM’in birçok kararlarında da

ifade edildiği gibi işkence yasağı, demokratik toplumun temel değerleri ile

ilgili bir düzenlemedir. AİHS’in normatif

maddelerinin çoğunluğunun aksine 3. madde istisna öngörmemekte ve 15. maddenin

(2) numaralı fıkrasına göre ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike durumunda

bile askıya alınamamaktadır. AİHM, terörizm ve örgütlü suçlarla mücadele gibi

en zor koşullarda bile Sözleşme’nin işkence ve insanlık dışı ya da onur kırıcı

muamele ya da cezaları -mağdurun davranışı ne olursa olsun- kesin ifadelerle

yasakladığını teyit etmiştir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 93; Labita/İtalya, § 119; Chahal/Birleşik Krallık, B. No: 22414/93, 15/11/1996, § 79).

95. AİHM kararlarında, bir kişinin sağlıklı hâldeyken gözaltına

alındığı ancak salıverildiği zaman vücudunda yaralanma tespit edildiği

durumlarda, söz konusu yaralanmanın nasıl oluştuğu hususunda makul bir açıklama

getirme ve mağdurun bu yöndeki iddialarını şüphede bırakacak kanıtları sunma

yükümlülüğünün devlete ait olduğu, özellikle ilgili iddiaların doktor raporları

ile doğrulandığı hâllerde Sözleşme’nin 3. maddesi anlamında açık sorunların

ortaya çıkacağı ifade edilmiştir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 94).

96. Kötü muamele konusundaki iddialar, uygun delillerle

desteklenmelidir. İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için, her

türlü şüpheden uzak, makul kanıtların varlığı gerekir. Bu nitelikteki bir

kanıt, yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilemeyen

birtakım karinelerden de oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlar toplanırken

tarafların takındıkları tutumlar dikkate alınmalıdır. Ancak bu uygun koşulların

tespiti hâlinde bir kötü muamelenin varlığından bahsedilebilir (Cuma Doygun, B. No: 2013/394, 6/3/2014, §

28).

97. Bireysel başvurulara ilişkin şikâyetlerin incelenmesinde

Anayasa Mahkemesinin sahip olduğu rol ikincil nitelikte olup bazı durumların

ortaya koyduğu şartlar nedeniyle ilk derece mahkemesi rolünü üstlenmesinin

kaçınılmaz olduğu hâllerde çok dikkatli davranması gerekmektedir. Anayasa’nın

17. maddesi bağlamında yapılan şikâyetlerin incelenmesinde böyle bir durumla

karşılaşma riski bulunmaktadır. Anılan maddede güvence altına alınan yaşam

hakkı ve kötü muamele yasağı ihlali ile ilgili iddialarda bulunulduğu zaman

Anayasa Mahkemesi, bu konu hakkında tam bir inceleme yapmalıdır. Ancak görülmekte

olan bir davadaki delilleri değerlendirmek kural olarak derece mahkemelerinin

işi olduğundan Anayasa Mahkemesinin görevi, bu mahkemelerin maddi olaylara

ilişkin yaptıkları değerlendirmenin yerine kendi değerlendirmesini koymak

değildir. Kötü muamele iddiaları ile ilgili olarak derece mahkemelerinde dava

görüldüğü zaman ceza hukuku sorumluluğunun Anayasa ve uluslararası hukuk

sorumluluğundan ayrı tutulması gerekir. Anayasa Mahkemesinin yetkisi,

Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden AİHS ve buna ek

Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamında bulunanlarla sınırlıdır.

Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin cezai sorumluluk bağlamında suça ya da

masumiyete ilişkin bir bulguya ulaşma görevi bulunmamaktadır. Diğer taraftan

derece mahkemelerinin bulgularının Anayasa Mahkemesini bağlamamasına rağmen

normal şartlar altında bu mahkemelerin maddi olaylara ilişkin yaptığı

tespitlerden ayrılmak için de kuvvetli nedenlerin var olması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 96).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

98. Başvurucular 13/12/2013 tarihinde saat 13.00 sıralarında

Esenler ilçesi Oruçreis mahallesinde küçük

kardeşlerini okula bırakıp işe gidecekleri sırada bir kolluk ekip aracı

tarafından durdurulduklarını, gözaltına alınarak darp edildiklerini, Tekstilkent denilen bölgeye getirildiklerinde tüm kapıları

açılmış olan araçtan indirilmeden onlarca polis tarafından darp, cebir ve kötü

muameleye maruz bırakıldıklarını, polis merkezi önünde araçtan inecekleri

esnada gözlerine biber gazı sıkıldığını, gözaltındayken darp, cebir ve kötü

muamele eylemlerinin devam ettiğini, serbest bırakıldıktan sonra Bilal Şorli’nin evde baygınlık geçirmesi üzerine her iki

başvurucunun aynı gün saat 22.00 sıralarında Haseki Eğitim ve Araştırma

Hastanesine götürüldüklerini, bu çerçevede gözaltına alındıkları sırada ve

sonrasında kolluk görevlilerinin darp, cebir, hakaret ve kötü muamelelerine

maruz kaldıklarını, dosya kapsamındaki raporların uygulanan muamelelerle ilgili

ayrıntılar içerdiğini, sistematik ve uzun süreli olarak işkence ve kötü

muameleye uğradıklarını kanıtladığını, saat 13.00 sıralarında gözaltına alınmış

olmalarına rağmen yaklaşık dört/beş saatlik uzun bir zamanda karakola intikal

ettirildiklerini, belirtilen zaman diliminin polislerce açıklanamadığını, bu

sürenin gözaltı işleminin seyrine aykırı olduğunu, doktor raporlarında polis

memurlarının el ve parmaklarında ağrı ve ekimoz tarif

edilmesine rağmen kendileri hakkında böyle bir tespit olmadığını, belirtilen

hususların karakola götürülmeden önce darp edildiklerini kanıtladığını, bu

nedenlerle işkence, eziyet ve insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının

maddi boyutunun ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

99. Bakanlık görüşünde başvurucuların 13/12/2013 tarihinde saat

13.40 sıralarında ilgili kolluk ekibi tarafından okul giriş ve çıkışlarında

rutin kontrol yapılırken durumlarından şüphelenilmesi üzerine üst araması

yapılmak istendiği, direnmeleri üzerine başvurucuların gözaltına alındıkları,

13/12/2013 tarihinde saat 17.30’da düzenlenen tutanağa göre başvurucuların üst

aramasına direndikleri, Bilal Şorli’nin elini arka

cebine götürmesi sonrasında üzerinde bıçak olduğunun görüldüğü ve bıçağın

muhafaza altına alındığı, başvurucuların görevli polis memurlarına saldırmaları

ve hakaret etmeleri üzerine kontrol altına alınmaları için güç kullanılmasının

gerektiği, kelepçe takılmadan ekip aracına bindirildikleri ve saldırılara devam

etmeleri üzerine kelepçe takılmak üzere aracın durdurulduğu ve takviye gelen

ekiple birlikte başvuruculara kelepçe takıldığı, gerekli doktor raporları

alındıktan ve Nöbetçi Cumhuriyet savcısının talimatı ile birlikte ifadeleri

alındıktan sonra başvurucuların salıverildikleri, gözaltında kaldıkları sürede

ekip aracında ve karakolda polis memurları tarafından darp ve kötü muamele

gördükleri gerekçesiyle ilgililer hakkında suç duyurusunda bulundukları,

soruşturma kapsamında, Adli Tıp Kurumunca başvurucular hakkında düzenlenen

14/12/2013 tarihli ve 20456-20455 sayılı raporlarda ilgililerin muayene

edildiği Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi raporlarının incelendiği,

başvurucular hakkında, kişilerin yaşamını tehlikeye sokan bir durumun

bulunmadığı, bulguların kişi üzerindeki etkisinin basit tıbbi müdahale ile

giderilebilecek ölçüde hafif olduğunun anlaşıldığının belirtildiği, başvurucuların

şikâyet ettiği polis memurları ve başvurucular hakkında alınan 23/12/2013

tarihli ve 2013/20626-20630 sayılı Adli Tıp Kurumu raporunda hem polis

memurları hem de başvurucuların yaralanmalarının kişilerin yaşamını tehlikeye

sokan nitelikte bulunmadığı ve kişi üzerindeki etkisinin basit tıbbi müdahale

ile giderilebilecek ölçüde hafif olduğunun belirtildiği, bu bilgi ve belgeler

ışığında, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından polis memuru olan şüpheliler

hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, kararın

gerekçesinde; şüphelilerin 2559 sayılı Kanun’un 16. maddesi gereğince zor

kullanma yetkilerini kullandıklarının, meşru sınırlar içerisinde kaldığı

anlaşılan bu yetkinin kullanılması neticesinde şikâyetçilerin hafif şekilde

yaralandığının, şüphelilerin eylemlerinde 5237 sayılı Kanun’un 256. maddesinde

yer alan zor kullanma yetkisinde sınırın aşılması sonucunun unsurlarının

oluşmadığının, şikâyetçiler ile şüphelilerin yaralanmalarında denklik

bulunduğunun ve aşırı güç kullanılmadığının belirtildiği, başvurucuların

iddialarının aksine 13/12/2013 tarihinde saat 17.30’da düzenlenen tutanağa ve

ifade tutanaklarına göre olay saatinin 13.40 olduğu, başvurucuların genel adli

muayene raporlarının alındığı saatin 14.50 ve 14.54 olduğu, başvurucuların

haklarında şikâyette bulundukları polis memurlarınca olaya ilişkin olarak

16.40’ta tutanak düzenlendiği, polis memurlarının ifadelerinin aynı gün

sırasıyla saat 16.55, 17.10, 17.25’te alındığı, başvurucuların ifadelerinin ise

aynı gün saat 19.07 ve 19.25’te alındığı, başvurucuların iddialarının

değerlendirilmesinde bu hususların gözönünde

bulundurulması gerektiği bildirilmiştir.

100. Anılan Bakanlık görüşüne karşı başvurucular önceki

beyanlarını tekrar ettiklerini bildirmişlerdir.

101. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının

kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış olması

gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup her olayda asgari eşiğin aşılıp

aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu

bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti,

yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem taşımaktadır (Tahir Canan, § 23). Değerlendirmeye

alınacak bu unsurlara muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki saik de eklenebilir.

Ayrıca kötü muamelenin, heyecanın ve duyguların yükseldiği bağlamda meydana

gelip gelmediğinin tespiti de dikkate alınması gereken diğer faktörlerdir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 83).

102. Somut başvuruda başvurucular hakkında düzenlenen adli muayene

raporlarındaki bulgular dikkate alındığında (bkz. §§ 42-49), başvuruculara

uygulanan muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fırkası kapsamında

değerlendirilemeyecek derecede hafif olmadığı açıktır. Bu çerçevede somut

başvurunun, anılan fıkradaki yasağın şartları çerçevesinde incelenmesi gerekir.

103. Anayasa'nın 17. maddesi ve AİHS'in

3. maddesi -belirli bir yasal muamele kapsamında- bir yakalamayı

gerçekleştirmek için güç kullanımını yasaklamamaktadır. Ancak sınırları belli

bazı durumlarda, sadece kaçınılmaz ve asla aşırı olmaması koşuluyla güvenlik

güçleri tarafından fiziksel güce başvurulmasının kötü muamele olmadığı kabul

edilmektedir (Ali Rıza Özer ve diğerleri,

§§ 81, 82). Ayrıca bu tür fiiller kural olarak kişinin kendi davranışından veya

tutumundan dolayı fiziksel güce başvurmak kesinlikle zorunlu hâle gelmedikçe

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasındaki yasağı ihlal eder (Cezmi Demir ve diğerleri, § 92).

104. Bu çerçevede zor kullanma sırasında işkence, eziyet veya

insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddiaları

incelenirken, ilgili olayda zor kullanma gerektiren bir durum olup olmadığının

ve böyle bir durum varsa kullanılan gücün ölçülü olup olmadığının denetlenmesi

gerekir.

105. Kolluk görevi ifa eden kişilere direnilmesi, zor kullanma

gerektiren durumlardan bir tanesidir.

106. Direnme fiili, direnen kişinin tutumuna göre aktif veya

pasif şekilde ortaya çıkabilir. Aktif direnme kolluk görevlisine karşı fiziki

bir saldırı, cebir veya tehdit eylemleri sonucu görevin ifasının

engellenmesini, pasif direnme ise herhangi bir fiziki saldırı, cebir veya

tehdit içermeyen, kolluk görevlisinin talimatlarına uymama şeklinde gerçekleşen

eylemsizlik hâlini ifade etmektedir. Bu bağlamda direnmenin niteliğine göre

görevin ifası için gerekli olan gücün mahiyeti değişkenlik arz etmektedir.

Diğer taraftan zor kullanılmasının meşru kabul edilebilmesi için direnmenin

sona ermemiş olması, güç kullanımının görevin ifası için zorunlu olması ve

ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olması gerekmektedir.

107. Görevlerini ifa ederken direnişle karşılaşan kolluk

görevlileri, bu direnişi kırmak amacıyla ve direnişi kıracak ölçüde zor

kullanmaya yetkili oldukları gibi fiilî bir saldırı karşısında meşru savunma

hakkına da sahiptirler. Bununla birlikte zor kullanma, yalnızca zorunlu

hâllerde başvurulabilecek bir yol olup kullanılan güç, ölçülü ve kademeli

olmalıdır.

108. Başvurucuların ve kolluk görevlilerinin beyanları ve

başvurucular tarafından da imzalanarak içeriği teyit edilen 13/12/2013 (17.30)

tarihli tutanakta yer alan bilgiler karşılaştırıldığında, başvurucuların, okul

önünde bulundukları sırada durumlarından şüphelenilerek kolluk görevlileri

tarafından durduruldukları, başvurucularla görevliler arasında kimlik

gösterilmesi ve üst araması yapılması konusunda bir anlaşmazlık çıktığı,

başvurucuların bu konuda kolluk görevlileri ile işbirliğinden kaçındıkları,

olay sırasında başvurucu Bilal Şorli’nin üzerinde

bıçak bulunduğu, başvurucuların zor kullanılarak ekip aracına bindirildikleri

ve Polis Merkezine götürüldükleri konusunda tereddüt bulunmadığı

anlaşılmaktadır.

109. Gözaltına alma işlemi öncesinde başvurucular hakkında

düzenlenen adli muayene raporlarındaki bulgulardan, görevlilerce başvuruculara

belirli bir düzeyde cebir uygulandığı anlaşılabilmektedir. Raporlarda tarif

edilen yaralanmaların niteliği, yakalamanın icrası sırasında bir boğuşma olayı

meydana geldiğini ve belirtilen yaralanmaların da bunun doğal sonucu olduğunu

ortaya koymaktadır (bkz. §§ 47, 51). Dahası anılan raporlardaki bulgularla,

olayların gelişim seyri arasında bir uyumsuzluk da saptanmamıştır.

110. Başvurucular, olay günü saat 13.00 sıralarında gözaltına

alınmış olmalarına rağmen yaklaşık dört/beş saatlik uzun bir zamanda karakola

intikal ettirildiklerini, belirtilen zaman diliminin polislerce

açıklanamadığını, bu sürenin gözaltı işleminin seyrine aykırı olduğunu ileri

sürmektedirler. Başvurucular 14/12/2013 tarihli şikâyet dilekçelerinde olay

günü saat 12.00-13.00 arasında öğle yemeği için eve geldiklerini belirtmişlerdir

(bkz. § 31). Kolluk görevlilerince alınan ifadelerinde de olay günü saat 13.00

sıralarında evden çıktıklarını belirtmektedirler (bkz. §§ 32, 35). Kolluk

görevlilerinin ifadelerine ve tutanaklara göre ise olayın meydana geldiği zaman

dilimi 13.40 sıralarıdır. Başvurucular hakkında düzenlenen ilk adli muayene

raporlarının saatleri 14.53 ve 14.54’tür. Başvurucularla birlikte adli

muayeneye getirilen ilgili kolluk görevlilerinin muayene saatleri ise daha

öncedir (bkz. §§ 55, 58, 61). Bu çerçevede başvurucuların başvuru formunda

bildirdikleri yakalama işleminin yapıldığı zaman diliminin ve Polis Merkezine

götürülmeden önce dört/beş saat bekletildikleri iddiasının gerçekçi olmadığı

açıktır.

111. Diğer yandan serbest bırakıldıktan sonra başvurucular hakkında

düzenlenen diğer raporlar incelendiğinde, gözaltı sürecinde görevlilerce

başvuruculara yönelik olarak işkence veya kötü muamelede bulunulduğu şüphesini

oluşturan dikkat çekici herhangi bir bulguya rastlanmamıştır (bkz. §§ 48, 52).

112. Başvuruculara uygulanan cebir düzeyinin ölçülü olup

olmadığının, başvuruya konu olayın özel şartları, olayın meydana geldiği yer ve

zamanın hassasiyeti, olayın psikolojik iklimi, görevlilerce algılanan

tehlikenin oluşturduğu risk ve belirsizlik düzeyi gibi faktörler dikkate

alınarak değerlendirilmesi gerekir.

113. Özellikle büyük şehirlerde, ilk ve ortaöğretim

seviyesindeki öğrencilerin okullara giriş çıkışlarında güvenliğin sağlanması

önemli bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelmektedir. Kolluk görevlilerinin

belirtilen bölgelerde daha hassas davranması, öğrencilerin güvenliklerinin

sağlanması ve olası istismarların önüne geçilmesi bakımından kaçınılmazdır.

Nitekim başvuruya konu olayda, ilgili kolluk görevlilerinin başvurucuları

durdurmalarında bu hassasiyetin belirleyici olduğu anlaşılmaktadır.

114. Durdurma sonrasında gelişen ve nihai olarak yakalama işlemi

ile sonuçlanan olayda ve kolluk görevlilerince sergilenen tavrın

katılaşmasında, başvurucularca sergilenen direngen tutumun yanısıra,

başvurucuların -bir tehlike algısı oluşturabilecek şekilde- yanlarında bıçak

bulundurmalarının ve bu bıçağı görevlilere teslim etmemelerinin etkili olduğu

görülmektedir.

115. Bu çerçevede başvurucuların durduruldukları yerin hassas

niteliği ve kalabalık oluşu ile üzerinde bıçak bulunan başvurucu Bilal Şorli'nin bu bıçağı görevlilere teslim etmek istememesi

dikkate alındığında, başvuru dosyasındaki adli muayene raporlarının,

başvuruculara durumun gerektirdiği ölçünün ötesinde güç kullanıldığının

kabulünü gerektirecek bulgular içermediği anlaşılmaktadır. Bir başka ifadeyle,

başvurucuların etkisiz hâle getirilmesi amacının ötesinde, Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında değerlendirilebilecek bir müdahalede

bulunulduğunu ortaya koyan somut bulgular tespit edilememiştir. Bu nedenle

başvuruculara uygulanan güç kullanımının meşru sınırlar içinde kaldığı sonucuna

ulaşılmıştır.

116. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyeti ile

bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edilmediği sonucuna

varılmıştır.

b. Anayasa’nın 17.

Maddesinin Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel ilkeler

117. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen hak kapsamında

devletin, pozitif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan tüm bireylerin

maddi ve manevi varlığını koruma hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer

bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere

karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet, bireyin maddi ve manevi

varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 51).

118. Devletin, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında sahip olduğu bu pozitif yükümlülüğün bir de usul boyutu

bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her türlü

fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve

gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma

yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu

saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve

kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda, bunların

sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır

(Cezmi Demir ve diğerleri, §

110).

119. Buna göre bireyin, bir devlet görevlisi tarafından hukuka

aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye

tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde

Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç

ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle

birlikte yorumlandığında etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını

gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu olanaklı olmazsa bu madde,

sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet

görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan

kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan § 25; Cezmi Demir ve diğerleri, § 111).

120. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma

türünün, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin

yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak

tespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana

gelen ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. maddesi

gereğince devletin, ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai

soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda yürütülen

idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, bu

hak ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli

değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§ 55).

121. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı kişinin maddi ve

manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını

ve sorumluların ölüm ya da yaralama olayına ilişkin hesap vermelerini

sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür. Diğer taraftan burada yer verilen değerlendirmeler hiçbir

şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin, başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç

nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı ya da tüm yargılamaları

mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği

anlamına gelmemektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§

56).

122. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.

Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek için soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların

tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla, kötü

muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde, hızlı ve

derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları

ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı ve soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını

temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdırlar. Bu

kapsamda yetkililer diğer deliller yanında görgü tanıklarının ifadeleri ile kriminalistik bilirkişi incelemeleri dâhil söz konusu

olayla ilgili kanıtları toplamak için alabilecekleri bütün makul tedbirleri

almalıdırlar (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 114).

123. Bu tür olaylarla ilgili cezai soruşturmaların etkililiğini

sağlayan hususlardan biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesap

verilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimine

açık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda, mağdurların meşru menfaatlerini

korumak için bu sürece etkili bir şekilde katılmaları sağlanmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 115).

124. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tek başına

soruşturma yapılmamış olması yahut da yeterli soruşturma yapılmamış olması da

kötü muamele teşkil edebilmektedir. Dolayısıyla şartlar ne olursa olsun

yetkililer resmî şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidirler. Şikâyet

yapılmadığında bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren belirtiler

olduğunda soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda soruşturmanın derhal

başlaması, bağımsız biçimde kamu denetimine tabi olarak özenli ve süratli

yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (Tahir Canan, § 25; Cezmi Demir ve diğerleri, § 116).

125. Devlet memurları tarafından yapılan işkence ve kötü muamele

hakkında yürütülen soruşturmanın “etkili” olabilmesi için soruşturmadan sorumlu

ve tetkikleri yapan kişilerin olaylara karışan kişilerden bağımsız olması

gerekir. Soruşturmanın bağımsızlığı sadece hiyerarşik ya da kurumsal

bağlantının olmamasını değil ama aynı zamanda somut bir bağımsızlığı da

gerektirir. Dolayısıyla etkili bir soruşturmadan söz edebilmek için, öncelikle

bağımsız yürütülebilir niteliğe sahip olması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 117).

126. Soruşturmayı sağlayacak bir başvuru yolunun sadece hukuken

mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolun uygulamada fiilen de etkili olması ve

başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü ele alma yetkisine sahip bulunması

gereklidir. Başvuru yolunun bir hak ihlali iddiasını önleyebilme, devam

etmekteyse sonlandırabilme veya sona ermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilme

ve bunun için uygun bir tazminat sunabilmesi hâlinde ancak etkililiğinden söz

etmek mümkün olabilir. Yine vuku bulmuş bir hak ihlali iddiası söz konusu

olduğunda, tazminat ödenmesinin yanı sıra sorumluların ortaya çıkarılması

bakımından da yeterli usulü güvencelerin sağlanması gerekir (Tahir Canan, § 26; Cezmi Demir ve diğerleri, § 118).

127. İşkence, eziyet ve kötü muameleye ilişkin şikâyetler

hakkında yapılan soruşturma söz konusu olduğunda yetkililerin hızlı davranması

önemlidir. Bununla birlikte belirli bir durumda bir soruşturmanın ilerlemesini

engelleyen sebepler ya da zorlukların olabileceği de kabul edilmelidir. Ancak

kötü muameleye yönelik soruşturmalarda hukuk devletine bağlılığın sağlanması,

hukuka aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik gösterildiği görünümü verilmesinin

engellenmesi, herhangi bir hile ya da kanunsuz eyleme izin verilmemesi ve

kamuoyunun güveninin sürdürülmesi için soruşturmanın yetkililer tarafından

makul bir sürat ve özenle yürütülmesi gerekir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 119).

128. Mahkemelerin özellikle işkence, eziyet ve kötü muamele

niteliğindeki bir olayın zamanaşımına uğramaması için ellerinden gelen tüm

gayreti sarf etmeleri ve tüm araçlara başvurmaları gerekir. Kötü muamele

iddialarını konu olan bir ceza davasının yetkililer tarafından mümkün olan en

kısa zamanda bir sonuca bağlanması, eşitlik ilkesi bağlamında kamunun güveninin

korunmasına ve kanun dışı eylemlere karışanlara karşı hoşgörülü bir tutum

sergilendiği izlenimi oluşmasının önlenmesine hizmet eder (Cezmi Demir ve diğerleri, § 120).

129. AİHM, bir devlet görevlisinin işkence, eziyet veya kötü

muameleyle suçlandığı durumlarda “etkili başvuru”nun

amaçları çerçevesinde cezai işlemlerin ve hüküm verme sürecinin zamanaşımına

uğramamasının, affın veya genel affın mümkün kılınmamasının büyük önem

taşıdığına işaret etmiştir. Ayrıca AİHM, soruşturması veya davası süren

görevlinin görevinin askıya alınmasının ve hüküm alırsa meslekten men

edilmesinin önemine dikkat çekmiştir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 121).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

130. Başvurucular, Cumhuriyet savcılığı tarafından ifadelerinin

alınmasını müteakip, Adli Tıp Kurumunun ilgili ihtisas dairesine sevk

edilmediklerini, sadece eski raporlarla yetinildiğini, hastaneye sevk edilerek

tedavilerinin yapılmasının sağlanmadığını, soruşturma makamının şüphelilerin

savunmaları ile yetindiğini, başvurucular hakkında düzenlenen raporlardaki bulguların

ve polis memurlarının ellerinin arka yüzünde ve el parmaklarında ağrı ve ekimozların nasıl meydana geldiği konusunda ayrıntılı ve

incelikli bir soruşturma yürütülmediğini, başvurucuların gözaltına alınması ile

karakola teslim edilmeleri arasında geçen sürede aracın seyir istikametinin

tespitine yönelik GPS kayıtlarının ve polis memurlarının telefon sinyal

bilgilerinin istenmesi ve benzeri yolların denenmediğini, destek ekibin tespit

edilerek tanık veya şüpheli olarak ifadelerine başvurulmadığını, olayın meydana

geldiği yer ve karakoldaki güvenlik kamerası görüntülerinin istenmediğini,

teşhis yaptırılmadığını, iddialarla ilgili olarak etkili bir soruşturma

yürütülmediğini, bu nedenlerle işkence, eziyet ve insan haysiyeti ile

bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

131. Bakanlık görüşünde, başvurucuların kendilerine cebir

uygulandığı ve işkence yapıldığından bahisle görevli polis memurları hakkında

Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyette bulundukları, başvurucuların şikâyeti

üzerine Savcılık tarafından görevli polis memurları hakkında basit yaralama

suçundan soruşturma başlatıldığı, soruşturma kapsamında, olaya ilişkin

tutanakların incelendiği, müştekiler ve şüphelilerin ifadeleri ile

başvurucuların ve görevli polis memurlarının yaralanmasına ilişkin olarak Adli

Tıp Kurumu raporlarının alındığı, bu incelemeler sonucunda kovuşturmaya yer

olmadığına dair karar verildiği, dosya kapsamında, başvurucuların iddialarına

ilişkin olarak yüzleştirme yapılıp yapılmadığı veya kamera kayıtlarının

incelenip incelenmediğine ilişkin herhangi bir bilgi veya belgeye

rastlanılmadığı, başvurucuların iddialarının değerlendirilmesinde bu hususların

gözönünde bulundurulması gerektiği bildirilmiştir.

132. Anılan Bakanlık görüşüne karşı başvurucular önceki

beyanlarını tekrar ettiklerini bildirmişlerdir.

133. Başvurucular 13/12/2013 tarihinde kolluk görevlilerince

gözaltına alındıktan sonra saat 20.00 sıralarında salıverilmelerini müteakip

aynı gün saat 22.00 sıralarında Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesine darp

şikâyeti ile müracaat ederek adli muayenelerinin yapılmasını sağlamışlardır.

Başvurucular ertesi gün (14/12/2013) Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe

ile müracaat ederek kendilerine karşı zor kullanan görevliler hakkında şikâyetçi

olduklarını bildirmişlerdir.

134. Sundukları tıbbi raporlardaki bulgular çerçevesinde

başvurucuların, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlaline ilişkin

belli delillerle savunulabilir iddiaları olduğunun ve bunun karşısında

devletin, sorumlu kimselerin tespit edilmesine ve cezalandırılmasına olanak

sağlayabilecek kapsamlı ve etkili bir soruşturma yürütme zorunluluğu doğduğunun

kabulü gerekir.

135. İnsan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele iddialarına ilişkin

soruşturmaların etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturma

makamlarınca, şikâyet öğrenilir öğrenilmez veya yeterince açıklığa kavuşmayan

bir şikâyet, açıklığa kavuşturulur kavuşturulmaz soruşturma başlatılması

gerekmektedir. Şikâyetin olmadığı, ancak insan haysiyeti ile bağdaşmayan bir

muamelenin mevcudiyetine ilişkin ciddi delil veya emareler bulunduğunun farkına

varıldığı bir durumda ise Savcılığın resen harekete geçme yükümlülüğü devam

etmektedir.

136. Başvurucuların dilekçe ile müracaatları üzerine aynı gün

Cumhuriyet savcısı tarafından derhal soruşturma başlatılmış, başvurucuların

ifadelerinin alınmasını müteakip diğer soruşturma işlemlerine girişilmiştir.

137. Soruşturma kapsamında aynı gün başvurucular, Adli Tıp

Uzmanına sevk edilerek önceki raporları da dikkate alınarak adli muayeneleri

yaptırılmıştır. Bu tarihten üç gün sonra (17/12/2013) Atışalanı

Polis Merkezi Amirliğinden başvurucular hakkında yapılan işlemlere ilişkin

belgelerin gönderilmesi ve olayda görevli polis memurlarının Cumhuriyet

Başsavcılığına müracaatlarının sağlanması istenmiştir. Bu şekilde başvurucular

hakkında direnme eylemleri nedeniyle düzenlenen soruşturma evrakı, görevliler

hakkında yürütülen soruşturma kapsamında dikkate alınmak üzere soruşturma

dosyasına dahil edilmiştir. Belirtilen belgeler arasında olaya ilişkin

tutanaklar, başvurucuların adli muayene raporları, polis memurlarının şikâyetçi

sıfatıyla başvurucuların ise şüpheli sıfatıyla alınan ifadeleri ve başvurucular

hakkında yapılan diğer işlemlere ilişkin belgelerin yer aldığı tespit

edilmiştir. Nihayet Cumhuriyet savcısı tarafından 30/1/2014 tarihinde, şüpheli

polis memurlarının ifadeleri alınmış ve 31/1/2014 tarihinde kovuşturmaya yer

olmadığına karar verilmiştir.

138. İnsan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele iddialarının etkili

soruşturulması bakımından önem arz eden bir diğer nokta, soruşturmada görev

alan kişilerin bağımsız ve tarafsız hareket edebileceklerine olan inancın

korunmasıdır. AİHM’e göre de bir soruşturma ancak

soruşturmayı yapmakla görevli kişiler, olaylara karışanlardan bağımsız olduğu

takdirde “etkili” olarak nitelenebilir. Bu durum yalnızca anılan kişi

kategorileri arasında hiçbir hiyerarşik ve kurumsal bağın olmamasını

gerektirmekle kalmaz; aynı zamanda pratik bağımsızlığı da gerektirir (Kamer Demir ve diğerleri/Türkiye, B. No:

41335/98, 19/10/2006, § 44).

139. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun başvuruya konu

soruşturmanın devam etmekte olduğu zaman diliminde yürürlükte olan 18/10/2011

tarihli ve (8) numaralı mülga Genelge’sinde (bkz. §

42) ve Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün hâlihazırda yürürlükte

bulunan 20/2/2015 tarihli ve 158 numaralı Genelge’sinde,

insan hakları ihlalleri ile işkence ve kötü muamele iddialarına ilişkin

soruşturmaların bizzat Cumhuriyet başsavcısı ya da görevlendireceği bir

Cumhuriyet savcısı tarafından etkili ve yeterli bir şekilde yürütülmesine

ilişkin gereklilik ifade edilmiştir. Ayrıca İstanbul Protokolü’nün birinci

ekinin 2. maddesinde de soruşturmayı yürütenlerin, bu tür olayların faili

olduğundan şüphelenilen kişiler ve onların hizmet ettiği kurum ve kuruluşlardan

bağımsız soruşturma yürütebilecek vasıfta, tarafsız kişiler olması gerektiği

düzenlenmiştir.

140. Başvurucuların kötü muamele iddialarına ilişkin soruşturma

bizzat Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülmüş, olayın aydınlatılması bakımından

asgari düzeyde gerekli bilgi, belge ve deliller toplanmış ve başvurucuların

şikâyetinden kırk sekiz gün sonra kovuşturmaya yer olmadığına karar

verilmiştir. Bu çerçevede soruşturmanın makul özen ve süratle yürütüldüğünün

kabulü gerekir.

141. Anayasa’nın 17. maddesi gereğince yürütülecek

soruşturmalarda soruşturma makamlarının, anılan madde kapsamında

değerlendirilebilecek bir muameleye maruz kaldığını ileri süren kişilerin

soruşturma kapsamında olayın gelişimine ve delillerin elde edilmesine ilişkin

her türlü iddialarını ve taleplerini karşılama zorunluluğu bulunmamaktadır.

Yürütülecek soruşturma işlemlerinin esas belirleyicisi olan soruşturma

makamları her somut olayı kendi özel koşullarına göre değerlendirerek tercih

edeceği en makul yöntemle sonuca ulaşacaktır (Yavuz

Durmuş ve diğerleri, B. No: 2013/6574, 16/12/2015, § 62).

142. Başvurucular, soruşturma kapsamında bir kısım delillerin

toplanmadığını ileri sürmekte iseler de yukarıdaki tespitler çerçevesinde ve

olayın gelişim seyrine ilişkin tereddütsüz olarak ortaya konulabilen unsurlar

dikkate alındığında, başvurucuların kötü muamele iddialarının kovuşturulmaması

sonucunun güvenilirliği bakımından somut başvurunun özel koşulları çerçevesinde

soruşturmadaki eksikliklerin esaslı nitelikte olduğunun ve bu eksikliklerin,

devletin insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağına ilişkin usul

yükümlülüğünün ihlali sonucunu doğurduğunun kabulü mümkün değildir.

143. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele

yasağının usul boyutunun ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına

alınan insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine

ilişkin iddiaların KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun

İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına

alınan insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutunun İHLAL

EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

13/7/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan y.

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Nuri

NECİPOĞLU

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör

:

Recep ÜNAL

Başvurucular

:

1. Vedat

ŞORLİ

2. Bilal

ŞORLİ

Vekili

:

Av. İnan

AKMEŞE

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/10459, 13 Temmuz 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Birinci Bölüm
  4. Karar
  5. I. Başvurunun Konusu
  6. II. Başvuru Süreci
  7. III. Olay Ve Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. Bulgular
  10. Karakolunda Görevli 13.12.2013 Tarihinde Saat 12-13 Arası Devriye Olarak
  11. Sonuç
  12. Sonuç
  13. Sonuç
  14. Sonuç
  15. Sonuç
  16. Sonuç
  17. Sonuç
  18. C. İlgili Hukuk
  19. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  20. A. Başvurucunun İddiaları
  21. B. Değerlendirme
  22. A. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına
  23. B. 1. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence
  24. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  25. Necipoğlu
  26. Gökcan
  27. Şorli
  28. Şorli
  29. Akmeşe
  30. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/10459
Tarih
13 Temmuz 2016

İlgili Kararlar

  • Bilal Çiçek Başvurusu (B. No: 2014/29)
  • Aydın Öner Başvurusu (B. No: 2014/13415)
  • Levent Karaca Başvurusu (B. No: 2013/9131)
  • Metro Turizm Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/2481)
  • Cemal Halis Başvurusu (B. No: 2014/118)
  • Mehmet Yıldız Başvurusu (B. No: 2014/1296)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.