İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Vefa Serdar Başvurusu (B. No: 2014/4217)

1. Başvuru, hükümlü olarak bulunulan ceza infaz kurumunda yapılan

Başvuru No2014/4217Tarih8 Haziran 2016Okuma86 dk · 17.151 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Vefa Serdar Başvurusu

Karar tarihi
8 Haziran 2016
Başvuru Numarası
2014/4217
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

17.151 kelime·86 dk okuma·24 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, hükümlü olarak bulunulan ceza infaz kurumunda yapılan

operasyonda güvenlik güçlerince atılan gaz bombasının isabet etmesi sonucunda

sağ kolun dirseğinden kesilmesi üzerine açılan tam yargı davasının reddedilmesi

ve yaralanma sonrasında tıbbi yardımın geç yapılması nedenleriyle yaşam hakkı,

işkence ve kötü muamele yasağı, makul sürede yargılanma hakkı ve ayrımcılık

yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. 2014/4217 sayılı dosyadaki bireysel başvuru 26/3/2014 tarihinde

Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona

sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 21/7/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 17/10/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü 19/11/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

11/12/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 19/12/2014 tarihinde ibraz etmiştir.

7. 2016/9073 sayılı bireysel başvuru 3/5/2016 tarihinde Bakırköy

10. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. 3/6/2016 tarihinde, 2016/9073

numaralı bireysel başvuru dosyasının kişi yönünden hukuki irtibat nedeniyle

2014/4217 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, 2016/9073

numaralı bireysel başvuru dosyasının kapatılmasına ve incelemenin 2014/4217

numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve ekleri ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin

(AİHM) 7309/04 sayılı kararında ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle

şöyledir:

9. 1969 doğumlu olan başvurucu, başvuru konusu olayın meydana

geldiği tarihte Çanakkale E Tipi Ceza İnfaz Kurumunda (Cezaevi) hükümlü olarak

bulunmaktadır.

10. 2000 yılında F tipi ceza infaz kurumlarının hizmete açılması

üzerine ülkemizde Çanakkale E Tipi Ceza İnfaz Kurumu da dâhil olmak üzere

birçok ceza infaz kurumunda “ölüm orucu” olarak adlandırılan açlık grevi ve

isyanlar başlamıştır.

11. Türkiye genelinde eylem yapılan ceza infaz kurumlarına

müdahale etmek üzere Adalet ve İçişleri Bakanlıkları tarafından hazırlanan

14/12/2000 tarihli plan doğrultusunda terör örgütlerinin baskısıyla açlık grevi

yapan kişilerin kurtarılmaları, tedavilerinin sağlanması, infaz kurumlarının

silahsızlandırılması amacıyla 19/12/2000'de saat 05.00 sıralarında Çanakkale E

Tipi Ceza İnfaz Kurumunda operasyon yapılmıştır.

12. Operasyon sırasında hükümlüler isyan başlatarak Cezaevini

ateşe vermişler, birhükümlü kendini yakarak intihar etmiş, ayrıca güvenlik

güçleriyle çıkan çatışmalarda üç hükümlü ile bir jandarma er vefat etmiş, birçok

kişi de yaralanmıştır.

13. Olaylar sırasında güvenlik güçleri tarafından atılan gaz

bombasının başvurucunun sağ koluna isabet etmesi üzerine dirseğinin üzerinden

kolu kesilmiştir.

1. Cezaevinde Yapılan

Operasyonun Detayları

14. 23/10/2000 tarihli dilekçeyle Cezaevinde hükümlü 69 kişi,

aynı tarihte açlık grevine başlayacaklarını bildirmişlerdir. Dilekçede, F tipi

cezaevlerinin faaliyete geçmesine karşı dokuz maddeden oluşan isteklerini

belirtmişlerdir.

15. Hükümlülerin Bakanlığa hitaben yazdıkları 2/12/2000 tarihli

dilekçenin içeriği şöyledir:

“…Çanakkale Cezaevinde bulunan bir grup ...

çizgi savaşçısı tutsakları olarak hücre tipi cezaevleri politikasını protesto

etmek, devletin F tiplerini meşrulaştırma çabalarına geçit vermemek, ölüm

orucundaki tutsakların eylemini desteklemek için 3 Aralık 2000’den itibaren

süresiz açlık grevine başlıyoruz, hücreler ölümdür, hücrelere girmeyeceğiz. F

tipi cezaevleriyle dayatılan siyasi ve insani kimliğimize dönük saldırılara

karşı sonuna kadar direneceğiz. Konuşan, hakkını arayan herkese dönük bir

tehdit olan hücre politikasını içeride ve dışarıda birleşik etkin ve örgütlü

direnişlerle boşa çıkaracağız.”

16. Çanakkale E Tipi Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünün 14/5/2007

tarihli yazısında 2000 yılında Cezaevinde yapılan arama tutanakları

gönderilmiştir. Tutanaklarda hükümlü ve tutukluların arama yapılmak üzere

havalandırma bahçelerine çıkmaları istendiğinde

“Kesinlikle geçmeyiz, daha önceden böyle bir şey yoktu, aramanızı yapacaksanız

biz buradayken yapın.” şeklinde cevap verdikleri, ortamın

gerginleşmemesi için hükümlü ve tutuklular koğuş havalandırma bahçelerine

alınmadan arama yapıldığı, detaylı aramaya terör suçundan hükümlü ve

tutukluların karşı çıktığı belirtilmiştir.

17. Çanakkale Cezaevinde açlık grevinin başlaması üzerine açlık

grevi yapan hükümlülerin kurtarılmaları, tedavi ettirilmeleri,

Cezaevininsilahsızlandırılması ve hükümlülerin F tipi cezaevlerine sevk

edilmeleri amacıyla açlık grevi yapanlara müdahale edilmesi

kararlaştırılmıştır. İçişleri Bakanlığı ve Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığının

talebi üzerine İl Jandarma Komutanlığı tarafından müdahale yapılması

planlanmıştır. İçişleri Bakanlığı tarafından 14/12/2000 tarihinde müdahale emri

verilmiştir.

18. 17/12/2000 tarihli yazıyla Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığı;

bazı tutukluların “ölüm orucunu” fiilen başlattıkları, her türlü tıbbi yardımı

reddettikleri ve sağlık durumlarının endişe verici olduğu yönünde Çanakkale

Valiliği ile Jandarma Komutanlığını bilgilendirmiştir. Bu konuda verilen emirle

ilgili 18/12/2000 tarihli ve 20.30 saatli tutanak tanzim edilmiştir. İçişleri,

Adalet ve Sağlık Bakanlıkları arasında imzalanan protokolle, açlık grevine

katılanların sağlık durumlarının kötüye gitmesi durumunda, uzman bir hekimin

kararı üzerine gerektiği takdirde jandarmanın da yardımına başvurularak acil

müdahalede bulunma imkânı sağlamıştır. Cumhuriyet Başsavcılığı, müdahale emrine

göre isyancıların koğuşlarının kontrol altına alınmasına ve açlık grevi

yapanların tıbbi bakımlarının sağlanmasına yönelik operasyonun Bakanlık

tarafından belirlenen tarihte yürütülmesi gerektiğini belirtmiştir.

19. Çanakkale Cezaevinde 19/12/2000 tarihinde saat 05.00

sıralarında operasyon başlatılmıştır. Jandarma görevlilerince açlık grevine

katılmayan D Blok D-7, D-8 koğuşlarındaki 85 tutuklu ve hükümlünün E Blok E-1,

E-2 ve E-3 koğuşlarına; C Blok sağ ve sol müşahede koğuşlarında bulunan 45

tutuklu ve hükümlünün A Blok idare binası avukat görüş yerlerine; B Blok tecrit

ve revir bölümünde bulunan 38 tutuklu ve hükümlünün A Blok idare binası nöbetçi

müdür odasına nakledilerek güvenlikleri sağlanmıştır. Jandarma görevlileri üst

kattaki ana koridoru kontrol altına almış ve Z-3 ve S-7 noktalarında bulunan

aşağıdaki ana koridora geçişleri engellemişlerdir. Ancak S-1 ve S-6 kapılarının

arkasında barikatlar kuran tutuklulara tahsis edilen D Blok'ta dirençle

karşılaşmışlar, D-5 ve D-6 koğuşlarında operasyon başlatılmıştır.

20. Jandarma görevlileri, saat 07.00 civarında S-6 kapısının

arkasında toplanan tutukluları fark etmiş; grup tarafından marşlar söylendiği

sırada hükümlü F.K. kendini yakmıştır.

21. Jandarma görevlilerinin F.K.ye yardım etmeye çalıştıkları

esnada isyancılar, barikattan silahla ateş ederek ve el yapımı bomba atarak

jandarma görevlilerine karşılık vermişlerdir. Ayrıca isyancılar “Yaklaşmayın, tek tek hepimizi böyle yakıp önünüze

atacağız, bizi bu şekilde teslim alırsınız.” diye bağırmışlardır.

Aynı anda Z-3 noktasında görevlendirilen jandarma görevlilerine S-1 kapısından

üç ya da dört el ateş edilmiştir. Güvenlik güçleri tarafından D Blok kontrol

altına alınmıştır.

22. Saat 13.00 sıralarında olası bir silahlı saldırıyı önlemek,

isyancı olmayanları tahliye etmek ve isyancıları yakalamak amacıyla kadınlara

ayrılan B Blok'un dış duvarlarında iş makineleri tarafından delik açılması için

bir komando timi yerleştirilmiştir.

23. Saat 13.50 civarında bu birliğin konuşlandırıldığı sırada

Jandarma Er M.M., B Blok koğuşlarından birinin penceresinden açılan ateş sonucu

yaralanmıştır. M.M., ambulansta hayatını kaybetmiştir.

24. Operasyon sırasında isyancı hükümlüler saat 07.00’de B Blok

kadın koğuşundan iki el, C Blok C-1 koğuşunda saat 07.30’da üç el, saat

08.40’da C-1 koğuşunda çatı ekibine tabancaylaiki el ateş etmişler, ara

maltadan D-3 koğuşu maltasına saat 08.50’de üç adet el yapımı boru bomba atmışlar,

çekildikleri koğuşları yakmışlardır.

25. Güvenlik güçlerinin delik açtıkları duvarlardan isyancılar

LPG tüplerinden yaptıkları alev makineleriyle saldırmışlardır.

26. D Bloktaki koğuşların tahliye edilmesinin ardından saat 17.00’de

operasyona ara verilmiştir.

27. 20/12/2000 tarihinde saat 06.30’da operasyona devam

edilmiştir. Operasyon, C Blok'ta yeniden başlatıldığında isyancılar geri

çekilerek jandarma görevlilerinin üzerine ateş açmışlar ve boru tipi bombalar

atmışlardır. Güvenlik güçleri, C-1 ile C-4 koğuşlarını kuşattıklarında

isyancılar bütün yerleri alev makinesi olarak kullandıkları gaz ocaklarıyla

ateşe vermişlerdir. C Blok, güvenlik görevlileri tarafından kontrol altına

alınmıştır. Bundan sonra E Blok S-7 kapısında bulunan kolluk kuvvetleri S-6

kapısını hâkimiyeti altına alarak S-5 kapısına doğru yönelmiştir.

28. Ardından S-7 noktasına yerleştirilen jandarma görevlileri B

Blok'u kuşatmışlardır. Jandarma görevlileri, yemekhanenin girişinde, dört gaz

ocağı ve el yapımı patlatıcı yardımıyla sıkıştırılmış iki şişe oksijen

bulmuşlardır. Bombayı aktif hâle getiremeden bu kattan ayrılan isyancılar,

patlamayı gerçekleştirmek için gaz ocakları ile şişenin üzerine ateş

etmişlerdir.

29. Güvenlik güçleri, teslim ol çağrılarını yineleyerek tutuklu

ve hükümlülerin direnişini kırmak amacıyla göz yaşartıcı bombalar atmış;

20/12/2000 tarihinde saat 17.30’da operasyona yeniden ara vermiştir.

30. Tüm bu süre boyunca jandarma görevlileri, 137 gaz bombası ve

M-16 saldırı tüfeklerinin üzerine monte edilen bomba atar yardımıyla atılan göz

yaşartıcı bombalar kullanmışlardır. Hükümlüler de tabancalar, el yapımı

bombalar ve alev makineleri kullanmışlardır.

31. 21/12/2000 tarihinde saat 07.00 civarında operasyona kaldığı

yerden devam edilmiş, A Blok kuşatılmıştır.

32. Müdahale timleri, B Blok'un zemininde delik açmış;

deliklerin arasından alt katta bulunan ana koridor, yemekhane, koğuşlar ve spor

salonuna doğru göz yaşartıcı bombalar atmışlardır.

33. İtfaiyeciler içeriye tazyikli su sıktıkları sırada söz

konusu yerlerin havalandırılmasını ve isyancıların tahliyelerini sağlamak

amacıyla iş makineleri, aynı anda söz konusu bloğun dış duvarlarını

erişilebilir yerlere kadar yıkmaya başlamıştır.

34. Başvurucu, diğer hükümlülerle birlikte D-3 koğuşuna müdahale

yapıldıktan sonra spor salonuna intikal etmiştir.

35. Başvurucu, tutuklu S.S.nin bu olay sırasında yaşamını

yitirdiğini ve arkadaşlarını battaniyeler yardımıyla korumaya çalıştığı sırada

sağ koluna gaz fişeğinin isabet ettiğini ifade etmiştir. Başvurucu, bilincini

kaybetmeden önce vücut ısısının aşırı derecede yükselmesindenbayılmış,

uyandığında arkadaşlarının olay yerinden ayrıldıklarını fark etmiş ve kendisi

de çıkışa doğru koridoru izleyerek olay yerinden ayrılmıştır.

36. Saat 10.30 sıralarında, dışarıda konuşlandırılan jandarma

görevlileri ateş seslerini duymuşlar ve bazı isyancıların arkadaşlarının

binadan ayrılmasına engel olmaya çalıştığını fark etmişlerdir.

37. Daha sonra yaralı olduğu anlaşılan başvurucunun da

aralarında yer aldığı on sekiz tutukludan oluşan bir grup dışarı çıkmıştır.

38. Operasyon, saat 12.15'te olay yerinin tamamen tahliye

edilmesiyle son bulmuştur.

39. Cezaevinin bahçesinde toplanan başvurucunun da aralarında

bulunduğu dört yaralı, yoğun bakım ünitesine; on üç yaralı ise hastanelerin

cezaevi ünitelerine alınmıştır. Bunlar arasında bulunan F.S., ameliyathanede

hayatını kaybetmiştir.

40. Operasyonda güvenlik güçlerinden birisi vefat etmiş, bir

asker yanağından yaralanmıştır.

41. 22/12/2000 tarihinde Cumhuriyet Savcılığı tarafından olay

yerinde keşif yapılmıştır. Yapılan keşifte Cezaevinde olaydan sonra alt ana

maltaya ait tüm elektrik tertibatının yakılarak ve kırılarak tahrip edildiği,

koridorların ve koğuşların yer yer karanlık ve loş olduğu; fenerler yardımıyla,

bubi tuzakları ihtimalinin bulunması nedeniyle eşyaların konumu ve yerleri

değiştirilmeden bulundukları hâl üzere yapılan tespitte Z-3 kapısı ile S-1

kapısı arasında bulunan tüm camların kırık olduğu, çerçevelerin yandığı, çok

sayıda çelik ranza ve çelik dolabın yerlere saçıldığı, büyük bir kısmının

tahrip edilmiş ve kullanılamaz hâlde olduğu, yer yer yandığı, S-1 kapısı ile

S-2 kapısı arasında, S-1 kapısının arkasına hükümlüler tarafından çelik dolap,

ranza, masalardan oluşmuş barikatın kurulduğu, bu şekilde yakıldığı, bu arada

elektrik panosunun yandığı, B-5 kapısının yanında duvarın 1x1,5 m ebadında

yıkıldığı, bu arada bulunan dolap içinde el yapımı gaz maskesinin bulunduğu,

S-1 ve S-2 kapıları arasında çok sayıda çelik dolap, ranza ve buzdolabının

bulunduğu, bunlardan faydalanılarak barikatların oluşturulduğu, eşyaların

yanmış, tahrip edilmiş, kullanılamaz hâlde olduğu, tavanda gaz bombası atmak

için bir adet deliğin bulunduğu, kantin camlarının kırık olduğu, yerlerde pet

şişeden yapılmış çok sayıda gaz maskesinin bulunduğu, kot pantolondan yapılmış

eldivenlerin bulunduğu, S-1, S-3 kapıları arasında camların kırık olduğu ve

tavanlarda yangın izlerinin bulunduğu, S-3, S-4 şebeke kapıları arasında çok

sayıda barikat için kullanılan dolap, ranza, yatak ve battaniye gibi

malzemelerin bulunduğu, bu malzemelerin yanmış ve kullanılamaz hâlde olduğu,

elektrik tesisatı ve panonun tamamıyla yandığı, S-4, S-5 kapıları arasında

camların kırık olduğu, yanmış ranza bulunduğu, S-5, S-6 kapıları arasında

yanmış elektrik panosu, el yapımı pet şişe gaz maskeleri, ranza demirlerinden

yapılmış şiş, pala gibi saldırı aletleri ve yanık yatakların bulunduğu, S-6

kapısının S-5 kapısı tarafında kalan kısmında çelik elbise dolaplarıyla

yapılmış barikattan kalan malzemelerin bulunduğu ve yerlerde yangın

kalıntılarının bulunduğu, zeminin ıslak olduğu, ana malta bölümünde boydan boya

dört sıra hâlinde bulunan yalıtkanlı kalorifer borularının büyük bir kısmının

yandığı, D-6 koğuşuna girildiğinde sayılamayacak kadar çok örgütsel kitap, dergi,

broşür, bez pankartlar, ecza malzemeleri, ilaçlar, enjektörler ve diğer

malzemelerin yerlere saçılmış olduğu, yemekhanede tüm eşyaların yerlerde

olduğu, eşyalar arasında kara kutu fotoğraf makinesi, el yapımı boru tipi

bomba, çok miktarda serum, maket silahlar, battaniyeden yapılma kütüklüklerin

olduğu, D-5 koğuşunun yemekhanesinde girişte barikat olduğu, içerdeki tüm

eşyaların yanık olduğu, camların kırıldığı, yerlerde bol miktarda çivi, boru,

bomba yapım malzemelerinin olduğu, D-1 koğuşunun kısmen tahrip edilmiş olduğu,

elektronik eşyaların tümünün kırıldığı, örgütsel dokümanlar ve kitapların

olduğu, D-3 koğuşunun üst maltadan kapısının sökülmüş olduğu, yatakhane

kısmında eşyaların dağınık vaziyette olduğu, teneke kutulardan yapılmış el

yapımı boş bombalar, örgütsel dokümanlar, kırılmış elektronik eşyalar, örgütsel

bayraklar olduğu, yatakhanenin üst katında küçük bölmenin arşiv olarak

kullanıldığı, bomba yapımında kullanılan tozlar, boş kola kutuları, kibrit

parçalarından yapılmış patlayıcı tozlar olduğu, yemekhane bölümünde her yerin

yandığı, yerlerde örgütsel dokümanlar bulunduğu, C-2 koğuşunun yemekhanesinde

parçalanmış, ezilmiş dolaplar, örgüte ait pankartlar, dokümanlar bulunduğu,

yatakhane kısmında örgütsel doküman, kitaplar, ilaçlar olduğu, C-1 koğuşu

yemekhanesinin tamamen yandığı, havalandırmada serumlar ve hortumların olduğu,

2mermi çekirdeği bulunduğu, C-4 koğuşunda eşyaların dağınık ve yerlerde olduğu,

örgütsel flama ve kitapların bulunduğu, yemekhanede el yapımı maskeler, örgüt

flama ve bayrakları ve Cezaevi planının olduğu, B Blok'ta bulunan spor

salonunda yerlerde alt kata gaz bombası atılmak için açılmış yedi delik olduğu,

ayrıca çok miktarda örgütsel doküman bulunduğu, B-2 koğuşu yatakhanesinde

eşyaların dağıtılmış olduğu, örgütsel gazeteler, ciltlenmiş örgüt kitapları,

tuvalette gizli evrakın yakıldığının tespit edildiği, B-1 koğuşu ara maltada

çok sayıda kesici alet ve şiş olduğu, yerlerde çok sayıda gaz maskesi olduğu

belirtilmiştir.

42. Aramalar sonucunda bir adet tüfek ve bir adet el yapımı

tabanca, beş tabanca, bir adet top ve iki tabanca dipçiği, iki şarjör, farklı

çaplarda 219 fişek kovanı, otuz dokuz mermi, sekiz fişek, bir adet sapan,

ikialev makinesi ve sekiz adet el yapımı bomba atar, çeşitli patlayıcı

maddeler, pek çok kesici ve kırıcı alet, otuz bir adet el yapımı bıçak, bir

adet pala, altı sopa, otuz birmolotof kokteyli, dört gaz ocağı ve sıkıştırılmış

iki şişe oksijen, bir litre mazot, demir tozu, civa, birçok el yapımı gaz

maskesi, on üç demir boru bulunmuştur.

43. 26/12/2000 tarihli ikinci keşif tutanağına göre keşfe B-1

koğuşundan başlandığı, birinci bölümde yapılan aramada bir adet 7.65 mm çaplı

tabancaya ait şarjör, bir adet 7.65 mm çaplı dolu fişek, üç plastik enjektöre

monte edilmiş G-3 çekirdeği, bir adet 7.65 mm boş kovan, bir adet 7.65 deforme

olmuş çekirdek, bir adet kâğıt yapıştırılmış G-3 çekirdiği, iki adet 7.65 mm

boş kovan, bir adet sapan, çok sayıda el yapımı şiş, delici ve kesici alet, çok

sayıda lama demirinden yapılmış demir alet ve boru, dört ağaç sopa, bir adet

eğe, on üçadet el yapımı gaz maskesi, bir adet kırık cep telefonu parçası, bir

adet makas, bir adet küçük çekiç, bir adet kırık demir testere, bir adet pil

bataryası, on bir adet serum şişelerine hazırlanmış molotof kokteyli, dört

şırınga, sekiz adet 20 cm uzunluğunda boru bomba olduğu tahmin edilen alet, bir

adet tartı aleti, çok sayıda tıbbi ilaç ve malzeme, çeşitli pankartlar,

kitaplar, bir adet oyuncak lazer, yine iki adet plastik enjektöre monte edilmiş

G-3 mermisi çekirdeği, bir adet el yapımı pil içine yerleştirilmiş G-3

çekirdeği, bir adet arkası kâğıt yapıştırılmış G-3 çekirdeği, iki ağaç sopa,

bir adet plastik şişede solüsyon, üç makas, Panasonic cep telefonu parçaları,

üç adet 7.65 mm çapında boş kovan, yirmi dört adet el yapımı gaz maskesi, on iki

adet el yapımı şiş, kama vb. demir parçaları, on beş adet el yapımı kama ve

demir parçası, iki adet 30 cm çelik silindir, 1 m 8’lik demir, bir adet levye,

beş adet 70 cm uzunluğunda lama demiri, iki adet 7.65 mm boş kovan, bir adet el

yapımı tabanca, iki adet 6.35 mm çapında boş kovan, bir adet 7.65 Belçika

BB35883 seri No.lu tabanca, bir adet 7.65 mm 5334 seri No.lu kırık tabanca, bir

adet tabanca mekanizması ve yay, üç adet 7.65 mm tabancaya ait şarjör, bir adet

tabanca namlusu, bir adet kabzası kırık tabanca tipik tertibatı, bir adet

içinde patlayıcı olduğu tahmin edilen ilaç kutusu, dört kuş sapanı, iki alev

makinesi, on üç adet molotof kokteyli, yirmi beş adet el yapımı gaz maskesi,

bir adet el yapımı kırık tüfek, yedi demir boru, on bir adet el yapımı demir

şiş ve kılıf, beş adet el yapımı kama ve kılıç, bir adet şarj makinesi, B-1

koğuşunun ikinci bölümünde iki adet 9 mm dolu fişek, bir adet 9 mm boş kovan,

bir adet 7.65 mm dolu fişek, örgüt flamaları, bir adet kot tabanca kırık

kabzası, bir adet astra marka tabanca kırık kabzası, bir adet 9 mm dolu fişek,

bir adet 9 mm patlamamış fişek, beş adet 9.65 mm boş kovan, dört adet 9.65 mm

boş kovan, bir adet 6.35 dolu fişek, bir adet 6.35 çapında 981657 seri numaralı

tabanca, yedi molotof kokteyli, on üç adet el yapımı kama, şiş ve delici alet,

altı adet muhtelif ebatta demir boru, sekiz adet el yapımı gaz maskesi, bir

adet tabanca kabzası, bir adet bilgisayar adaptörü, üç cep telefonu adaptörü,

bir adet içinde patlayıcı olduğu tahmin edilen cam şişe, bir adet balyöz, bir

adet masat, iki adet matkap ucu, sekiz adet el yapımı gaz maskesi, dokuz demir

testeresi, bir litre likit vazalin, tuvalet kısmında bir adet Nokia marka

kartsız, kırık cep telefonu, iki adet 7.65 mm boş kovan, bir adet yanmış

dizüstü bilgisayar bulunduğu belirtilmiştir.

44. Alınan el svaplarında başvurucuda atış artığına

rastlanmamıştır.

45. Çanakkale Sulh Ceza Mahkemesinin 2001/2 Değişik İş sayılı

dosyasında meydana gelen zararın tespiti için 3/1/2001 tarihinde keşif

yapılmış, bilirkişi raporlarına göre Cezaevinde toplam 124.020.000.000 TL (Eski

Türk Lirası) maddi hasar meydana geldiği belirtilmiştir.

46. Cezaevi Müdürlüğünün 17/1/2001 tarihli yazısı ile Cezaevinde

yapımı tamamlanmamış bir tünel bulunduğu bildirilmiştir.

47. Çanakkale İl Jandarma Komutanlığının 28/9/2004 tarihli

yazısında 19/12/2000 ile 21/12/2000 tarihleri arasında Çanakkale E Tipi Kapalı

Ceza İnfaz Kurumunda yapılan “Hayata Dönüş Operasyonu“nda jandarma personelinin

üzerinde görev silahı olan 7.62 mm G3 piyade tüfeği, 9 mm MP-5 makineli

tabanca, 9 mm tabancayla bir kısım personelde göz yaşartıcı bomba mevcut

olduğu, operasyon süresince telsiz ve telefon konuşmalarının kaydedilmediği

belirtilmiştir.

48. Çanakkale İl Jandarma Komutanlığının 28/6/2005 tarihli

yazısında, operasyon esnasında Çanakkale E Tipi Kapalı Cezaevi, A, B, C, D ve E

Blokları iç kısımlarında operasyon birliklerince ateşli silah kullanılmadığı,

operasyon sonunda il Cumhuriyet Başsavcısı ve Cezaevi Cumhuriyet savcısı

nezaretinde tüm Cezaevi ve iç kısımlarında ince ve detaylı aramalar yapıldığı,

elde edilen suç eşyalarının Cumhuriyet savcısı tarafından tespit edilerek

emanete alındığı, bu konuda güvenlik kuvvetlerinde hiçbir evrak ve madde

bulunmadığı belirtilmiştir.

2. Başvurucunun Muayene

Süreci

49. Başvurucu 21/12/2000 tarihinde saat 12.15 itibarıyla

operasyon sona erdikten sonra ambulansla Çanakkale Devlet Hastanesine

götürülmüştür. Başvurucuya osteo-fasiyal

alanda akut kompartman sendromu (basınç birikmesi sonucu kan

akışının kesilmesi) teşhisi konmuş ve cerrahi yolla yaraya yansıyan basıncı

azaltma yönünde acilen tedavi uygulanmıştır. Çanakkale Devlet Hastanesinin

21/12/2000 tarihli raporunda şunlar belirtilmiştir: "Sağ ön kolda çok sayıda açık kırık + yabancı nesne +

kompartman sendromu, dekompresyon (basınç düşürülmesı) + fasyotomi (kasları

bölme)" gerçekleştirilmiştir. Gelişmiş her türlü tedavi için

Çapa Üniversite Hastanesi Plastik Cerrahi Servisinde ilgilinin bakımının

üstlenilmesi gerekmektedir. Sevk ambulans ile yapılmalıdır.

50. Müdahalenin ardından başvurucu, kardiyovasküler (kalp damar) muayeneye tabi tutulmuş, daha

sonra da Ortopedi Servisine kabul edilmiştir. Saat 13.40 sıralarında düzenlenen

geçici sağlık raporunda, patlamamış olan göz yaşartıcı gaz fişeğinin

başvurucunun sağ dirseğinden çıkarıldığı ve başvurucunun hayati tehlikesinin

bulunduğu belirtilmiştir.

51. AİHM’in dosyasına ibraz edilen ancak başvuru dosyasına

sunulmayan tutanağa göre başvurucunun kolundan çıkarılan fişeğin Cumhuriyet

savcısına teslim edildiği anlaşılmaktadır. Bu tutanakta saat 11.00 sıralarında

Çanakkale Devlet Hastanesine ambulansla götürülen başvurucunun da aralarında

olduğu üç kişi üzerinde cerrahi müdahale yapıldığı belirtilmiştir.

52. Çanakkale Devlet Hastanesi yoğun bakım ünitesi hasta izleme

formuna göre başvurucu 21/12/2000 tarihinde saat 12.15’te ameliyata alınmıştır.

Çanakkale Devlet Hastanesi tarafından 23/12/2000 tarihinde başvurucunun Çapa

Tıp Fakültesi plastik cerrahi servisine sevk edilmesine karar verilmiştir.

53. Cezaevi Müdürlüğü 23/12/2000 tarihinde, başvurucuyu Çapa Tıp

Fakültesi Hastanesine sevk etmeye çalışmış ise de bu Hastanede tutuklulara

tahsis edilen bölüm bulunmadığından bu işlem gerçekleştirilememiştir.

54. 23/12/2000 tarihinde saat 18.50 sıralarında başvurucu

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi plastik cerrahi servisine sevk edilmiştir.

55. 5/1/2001 tarihinde, başvurucunun dirseğinin üzerinden sağ

kolu kesilmiştir ve başvurucu 26/1/2001 tarihine kadar bu Hastanede kalmıştır.

56. 26/1/2001 tarihinde başvurucu, Sağmalcılar Devlet

Hastanesi’nin genel cerrahi servisine gönderilmiştir. Başvurucu, söz konusu

serviste 13/2/2001 tarihine kadar kalmıştır.

57. Edirne Devlet Hastanesinin 29/11/2001 tarihli raporunda,

başvurucunun maruz kaldığı ateşli silah yaralanması nedeniyle humerus (kol kemiği) dirsek üstü (R) ampütasyon (organ kesme)

uygulandığı, hayati tehlike geçirdiği, uzuv kaybı olduğu, hastaya myoelektrikli

kol protezinin uygun olduğu bildirilmiştir.

58. Bursa Devlet Hastanesinin 12/11/2006 tarihli heyet raporuna

göre başvurucuda %57 oranında iş gücü kaybı bulunmaktadır.

3. Güvenlik Güçleri ve

Hükümlüler Hakkında Yapılan Soruşturmalar

59. Başvurucunun da aralarında bulunduğu 154 hükümlü hakkında

Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığının 20/4/2001 tarihli ve 2000/3468 Hazırlık

sayılı iddianamesi ve 10/1/2002 tarihli ek iddianamesiyle faili gayrimuayyen

olacak şekilde adam öldürme, cezaevinde silahlı isyan, intihara azmettirme,

izinsiz patlayıcı madde imal etme ve kullanma suçlarından kamu davası

açılmıştır.

60. Açılan bu dava Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesinin E.2001/158

sırasına kaydedilmiştir.

61. Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığının 25/12/2003 tarihli ve

2001/1234 Hazırlık sayılı iddianamesiyle operasyona katılan 563 güvenlik

görevlisi hakkında görevin ifası sırasında faili gayrimuayyen olacak şekilde

öldürme ve yaralama suçlarından kamu davası açılmıştır. Başvurucunun

yaralanmasıyla ilgili olarak 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza

Kanunu’nun 456., 457. ve 463. maddelerine göre sanıkların cezalandırılmaları

talep edilmiştir. Bu dava, Mahkemenin 2003/378 sayılı esasına kaydedilmiş;

26/5/2004 tarihli kararı ile aynı Mahkemenin 2003/378 sırasına kayden,

görülmekte olan operasyona katılan güvenlik görevlileri hakkında açılan kamu

davası ile birleştirilmiştir. Dosyalar Mahkemenin 26/5/2004 tarihli kararı ile

2003/378 esasında kayıtlı dosyası üzerinde birleştirilmiştir.

62. Çanakkale E Tipi Cezaevi Müdürlüğü 28/6/2002 tarihli

yazısıyla başvurucu hakkında verdiği bilgide başvurucunun 26/3/1998 tarihinde

Cezaevine geldiği, terör hükümlülerinin barındığı C-2 koğuşuna verildiği,

burada diğer terörden hükümlü ve tutuklularla birlikte malta işgali, sayım

vermeme, personeli rehin alma ve açlık grevi gibi eylemlere katıldığı,

10/11/1999 tarihinde D-3 koğuşuna alındığı, operasyona kadar orada kaldığı,

23/10/2000 tarihli açlık grevi direnişi dilekçesinde imzasının bulunduğu,

teröristler tarafından açılan tünelde çalıştırıldığı, 24/10/1998 tarihli

tutanağa göre dokuz infaz ve koruma memurunun rehin alınması olayına karıştığı

bildirilmiştir.

63. Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesinin 16/9/2008 tarihli ve

E.2003/378, K.2008/268 sayılı kararı ile hakkında dava açılan kamu görevlisi

sanıkların delil yetersizliği nedeniyle beraatlerine, isyancı sanıklar hakkında

açılan kamu davalarının ise zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmiştir.

Kararın gerekçesinin ilgili bölümleri şöyledir:

“...

765 Sayılı TCK.nun 463. maddesinde, öldürme ve

yaralama fiillerinin 2 veya daha çok kimse tarafından birlikte işlenmiş olup da

asli failinin kim olduğu belli olmazsa bunlardan her birisi hakkında, fiil için

tayin edilmiş olan cezanın 1/3’ten yarıya kadar indirilerek hükmolunacağı,

verilecek cezanın ölüm cezasını gerektiren fiillerde 20, müebbet ağır hapis

cezasını gerektiren hallerde 16 seneden aşağı olamayacağı, bu hükmün fiili

doğrudan doğruya beraber işlemiş olanlar hakkında uygulanamayacağı

öngörülmüştür.

Asıl olan suçu işleyen kişi ve kişilerin

cezalandırılmasıdır. Bu tespit edilemediğinde yasa koyucu 463. maddede 2 veya

daha çok kişinin belli bir suçun işlenmesine katılmış olması ve fakat asli

failin hangisi olduğunun belli olmaması halinde, suça katılanların hepsinin

tamamlanmış suç için öngörülen ceza ile sorumlu tutulmasını ya da tümünün

aklanmasını uygun bulmamış, suçun icrasına katılanların cezalandırılmalarını

ancak verilecek cezanın maddede gösterilen şekilde belirlenmesini istemiştir.

İddianamede belirtilen güvenlik kuvvetleri

mensubu sanıkların tümü fiilen operasyona katılmamıştır. Bir kısmı çevre

güvenliğini almış, bir kısmı iddianamede belirtildiği gibi bir kısım kişi ve

araçların güvenliğini sağlamıştır. Yani bütün askerler silahlarını kullanıp

ateş etmemiştir. Tüm askerlerin öldürme ve yaralama fiillerinden sorumlu

tutulmaları için suç kastıyla hareket edip suça katılmaları yani tutuklu veya

hükümlülerin bulunduğu koğuşlara ateş ettiklerinin belli olması ancak hangi

askerin silahıyla ölüm ve yaralanma neticesinin meydana geldiğinin belli

olmaması gerekir. Tüm asker sanıkların silahlarıyla ateş ettiği ispat

edilememiştir… Göz yaşartıcı bomba atan tüfeği kimin kullandığı belli değildir…

...”

64. Kararın başvurucu ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz

edilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 12/12/2012 tarihli ve

E.2009/10141, K.2012/9364 sayılı ilamıyla karar bozulmuştur. Bozma ilamının

ilgili bölümleri şu şekildedir:

“…

B) Dosya kapsamına göre, cezaların infazındaki

temel ilkeyi gerçekleştirmek için infaza ilişkin kuralların uygulanmasında

hükümlülerin ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefi

inanç, millî veya sosyal köken ve siyasî veya diğer fikir yahut düşünceleri ile

ekonomik güçleri ve diğer toplumsal konumları yönünden ayırım yapılmaksızın ve

hiçbir kimseye ayrıcalık tanınmaksızın uygulanması bakımından ve cezaların

infazıyla özellikle suç işlenmesini önlemek, bu maksatla hükümlünün yeniden suç

işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak,

hükümlünün yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek; üretken, kanunlara, nizamlara

ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu

kolaylaştırmak ve cezaevlerinde yok olmaya başlayan Devlet otoritesini yeniden

tesis etmek amacıyla, gerekli yasal düzenlemelerin hayata geçirilerek, ülke

çapında ihtiyaca uygun yeni cezaevlerinin yapılmaya başlandığı, bu çalışmalara

karşı ülke genelinde özellikle terör suçundan hükümlü ve tutuklular tarafından

direniş gösterildiği, hükümlü sanıkların da cezaevleri reformuna yönelik bu

politikaları etkisiz kılmak maksadıyla, öncelikle cezaevi idaresini zaafa

uğratarak koğuşlarda mutat olarak yapılması gereken kontrolleri engelledikleri,

cezaevi içinde kendilerine ait egemenlik alanları oluşturdukları, içerisinde

teknik ve sağlık ekipman barındıran lojistik birimleri ele geçirdikleri, olası

müdahalelere karşı cezaevini adeta bir cephanelik haline getirip, su

borularından yapılmış bombalar, mutfak tüplerini kablolarla irtibatlandırarak

patlayıcı haline getirilmiş tuzaklar, plastik enjektörlerin uç kısmına mermi

çekirdeği konularak içine barut doldurmak suretiyle tek atımlık silah haline

getirilmiş mekanizmalar, alev makineleri, molotof kokteylleri, gaz maskeleri,

tahta üzerine demir boru monte edilerek üretilmiş tüfek biçimindeki düzenekler,

demir çubuklardan yapılmış, uçlarında yorgan iğnesi, kalem ucu, çivi bulunan

oklar, bu okları fırlatmayı sağlayan tertibatlar, bunlara benzer saldırı ve

savunma amaçlı malzemeler imal ettikleri; bunların yanında idareyi yönetim ve

hakimiyet zaafına uğratmaları sonucu, olay yeri tespit tutanaklarında

belirtildiği üzere yedi adet tabanca, çok sayıda delici ve kesici alet, cep

telefonları ve bilgisayarları cezaevine soktukları, başta Adalet Bakanlığı

olmak üzere ilgili mercilere gönderdikleri dilekçelerde açlık grevlerine

başladıklarını belirtip, F tipi olarak adlandırılan cezaevlerinin yapımının

durdurulması, mevcutların kapatılması, Terörle Mücadele Kanunu ile Devlet

Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılması, Adalet, İçişleri ve Sağlık

Bakanlıklarının ortaklaşa çalışmasıyla, ceza infaz kurumlarıyla tutukevlerinde

yönetim, dış koruma ve sağlık hizmetlerine işlerlik kazandırılması amacına

yönelik imzalanan Üçlü Protokolün iptal edilmesi, bazı meslek kuruluşlarınca

belirlenen temsilciler tarafından cezaevlerinin denetlenmesi gibi taleplerde

bulundukları, muhtemel operasyonlara karşı kendilerini yakacaklarına ilişkin

uyarılar yapmak suretiyle isyan sürecini başlattıkları, eylemlerine katılmayan

mahkumlara fiziki ve psikolojik baskı uyguladıkları, zamanla açlık grevlerinin

ölüm orucuna dönüştüğü, bu nedenle gönderilen tıbbi yardımların geri

çevrildiği, bu ahvalde; insan sağlığını tehdit eden bir süreye ulaşan ölüm oruçlarının

sona erdirilmesi, cezaevinde hakimiyetin yeniden kurulması, cezaların infazının

amacına uygun ortamlarda yerine getirilmesinin sağlanması amacıyla, 2992 sayılı

Adalet Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin

Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’un 2/a maddesi uyarınca ceza ve ıslah

kurumlarında gözetim ve denetim yapmak, aynı Kanunun 11/b maddesi uyarınca da

hükümlülerin beslenmesi konusunda gerekli özeni göstermekle görevli

AdaletBakanlığıveİçişleri Bakanlıklarının koordineli olarak yaptıkları

istişareler sonunda, İçişleri Bakanlığının emriyle 19.12.2000 günü saat 05.00

sıralarında Çanakkale Cezaevindeki ayaklanmayı bastırmaya yönelik bir operasyon

başlatıldığı, operasyona 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri

Kanunun 7/1-a 10 ve 11. maddelerine göre ceza infaz kurumları ve tutukevlerinin

dış korumasını yapmakla görevli, diğer güvenlik kuvvetleriyle işbirliği yapma

yetkisini haiz, kendisine verilen görevlerin ifası sırasında hizmet özelliğine

uygun ve görevin gereği olarak Kanunlarda öngörülen silah kullanma yetkisine

sahip ve 3152 sayılı İçişleri Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri hakkındaki

Kanunun 29/b maddesine göre İçişleri Bakanlığına bağlı Jandarma Genel

Komutanlığının personeli olan Çanakkale il ve ilçe jandarma komutanlıklarında

görevli askeri personel ile Halkalı Komando Bölük Komutanlığı personeli ve

Balıkesir Mürettep Bölük Komutanlığında görevli personelden oluşan güvenlik

gücü mensubu sanıkların katıldığı, operasyonun başlangıcında cezaevi içinde

bulunan ve terör suçuyla ilgisi olmayan tutuklu ve hükümlülerin can

güvenliklerinin temini bakımından idari birim binalarına nakledildikleri,

operasyonun öncelikli amacının ölüm orucuna katılanların muayene ve

tedavileriyle, cezaevinde arama yapılmasına yönelik olduğu, direnişte

bulunulmadığı takdirde hiç kimseye bir zarar gelmeyeceği belirtilerek, hükümlü

sanıklara teslim olmaları yönünde defalarca uyarılarda bulunulduğu, yapılan bu

uyarılara aldırış etmeyen hükümlü sanıkların, slogan atarak barikatlar kurmaya

başladıkları, bu sırada maktul F.K.nin kimliği tespit edilmeyen bazı hükümlü

sanıkların da teşvikiyle kendini yakarak öldürdüğü, ardından hükümlü

sanıkların, cezaevi içinde bulunan bir kısım güvenlik gücü mensubunun sanıklara

doğru el yapımı boru tipi bombalar atarak, tabancalarla ateş ettikleri, bu

durum karşısında uygulanan operasyon planına göre; bir kısım güvenlik gücü

mensubunun sanıkların, dışarı çıkması muhtemel hükümlü sanıkların güvenliğini

sağlamak ve koğuşlara ait dış duvarların yıkılması için getirilen iş

makinalarını korumak amacıyla cezaevi dışında tertiplendikleri, akabinde kim

oldukları tespit edilemeyen bir kısım hükümlü sanıklar tarafından açılan ateş

sonucu bu tertiplenme içinde yer alan er M.M.nin aldığı iki isabetle hayatını

kaybettiği, bunun üzerine güvenlik gücü mensubu sanıklardan bir kısmının da

üzerlerine ateş edilen yeri hedef alarak karşılık verdikleri, operasyonun

ilerleyen safhalarında cezaevi içine giren bir kısım güvenlik gücü mensubu

sanıkların, hükümlü sanıklar tarafından düzenlenen bombalı tuzaklarla

karşılaştıkları, kaydedilen ilerleme sonucu cezaevinin tuvalet, banyo ve

yemekhane bölümlerinde sıkıştırılan hükümlü sanıkların, göz yaşartıcı etki

yapan tüfek ve gaz bombaları kullanılarak dışarıya çıkartılmaya çalışıldığı, bu

sırada güvenlik gücü mensubu sanıkların üzerine hükümlü sanıklar tarafından

tekrar ateş açıldığı, atılan göz yaşartıcı bombaların muhtemel bir zehirlenmeye

yol açmaması ve hükümlü sanıkların bir an önce tahliye edilmesi maksadıyla

cezaeviduvarlarıyıkılarak,itfaiye araçlarından tazyikli su sıkılmaya

başlandığı, dışarı çıkmak isteyen bazı hükümlü sanıkların arkadaşlarınca

engellenmeye çalışıldığı, nihayet üçüncü günün sonunda duvarların topluca

yıkılmasıyla tüm hükümlü sanıkların etkisiz hale getirilebildiği, üç gün

boyunca süren operasyonun bu şekilde sona erdiği, operasyon sırasında hükümlü

sanıklar tarafından vurulan ve sağ meme altından isabet eden mermi nedeniyle

akciğer yaralanmasından ölen jandarma eri M.M.den başka, güvenlik gücü

mensuplarına saldıran hükümlüler arasında yer alan maktul S.S.nin göğsüne künt

bir cisim çarpması sonucu meydana gelen göğüs kemiği ve ikinci kaburga

kırığıyla birlikte aort yaralanması ve kalp hasarı nedeniyle gelişen dolaşım

durması sonucu; maktul İ.B.nin sol baş bölgesinden, muhtemelen göz yaşartıcı

gaz bombalarının parçalarının çarpmasından kaynaklanan kafatası ve kaide kemiği

kırığı, beyin ve beyincik hasarı ile beyin kanaması sonucu; maktul F.S.nin ise

sol batın bölgesi ve sol koldan aldığı ateşli silah isabetleriyle ince bağırsak

yaralanması sonucu öldükleri, aynı grupta yer alan hükümlülerden otuz üçünün de

adli raporlarda belirtildiği şekilde yaralandıkları, neticeten direnişe katılan

yüz elli dört hükümlüden, sadece maktul İ.nin ateşli silah isabeti ile öldüğü, diğer

iki hükümlünün ölümünün ise, hükümlülerin dışarıya çıkarılmasını sağlamak için

atılan göz yaşartıcı bomba parçalarının isabetiyle gerçekleştiği, ellerinde

atış artığı bulunan on dört hükümlü sanığa karşı, cezaevinde sadece yedi adet

tabancanın bulunduğu, maktul M.M.nin vücudundan çıkartılan bir adet mermi

çekirdeğinin bu tabancalardan birisiyle atıldığının tespit edilmesine karşılık

bu tabancanın hangi hükümlü sanık tarafından kullanıldığının belirlenemediği,

maktuller S.S., İ.B. ve F.S.nin ölümüne neden olan eylemlerinise operasyona

katılan tüm güvenlik gücü mensubu sanıklar tarafından fikir ve eylem birliği

içerisinde gerçekleştirdikleri olayda;

a) Fikir ve eylem birliği içinde birlikte

hareket eden ve bu nedenle de gerçekleşen sonuçtan 765 sayılı TCK.nun 64.

maddesi uyarınca birlikte sorumlu oldukları kabul edilen güvenlik gücü mensubu

sanıkların, 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu'nun 7, 10

ve 11. maddelerinde tanınan yetkiler çerçevesinde ve Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesinin 2. maddesinde belirtilen ölçüler içerisinde “bir isyanın yasaya

uygun olarak bastırılması ve cezaevindeki diğer hükümlülerin yasadışı şiddete

karşı korunmasının sağlanması” amacına yönelik olarak mutlak zorunlu olanı

aşmayacak biçimde güç kullandıkları sırada gerek kendilerinin gerekse diğer

hükümlerin yaşama haklarını tehdit eder biçimde silah kullanılması ve bu sırada

bir güvenlik gücü mensubunun silahla öldürülmesi üzerine olay tarihinde

yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK.nun 49. maddesindeki sınırları dahilinde

güvenlik gücü mensuplarıyla diğer hükümlülerin yaşama haklarına yönelik

saldırıyı etkisiz halegetirmekiçinsaldırıylaorantılıbiçimdegüç kullandıklarının

anlaşılmış olması karşısında; güvenlik gücü mensubu sanıklar tarafından

birlikte işlendiğinden kuşku bulunmayan ve isyana katılan bazı hükümlülerin

ölümü, bazılarının ise yaralanmasıyla sonuçlanan eylemde hukuka uygunluk

nedenlerinden biri olan meşru müdafaanın koşullarının oluşmuş bulunması

nedeniyle 5271 sayılı CMK.nun 223/2-d madde, fıkra ve bendi uyarınca verilmesi

gereken beraat hükmünün, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek, aynı

Kanunun 223/2-e madde, fıkra ve bendi uyarınca, “yüklenen suçun sanıklar

tarafından işlendiğinin sabit olmaması” gerekçesine dayalı olarak verilmesi,

…”

65. Çanakkale 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/12/2014 tarihli ve

E.2013/42, K.2014/359 sayılı kararı ile Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda kamu

görevlisi sanıkların meşru müdafaa koşullarının oluştuğu gerekçesiyle

beraatlerine karar verilmiştir.

66. Bu karar başvurucu tarafından temyiz edilmiş, dosya Yargıtay

1. Ceza Dairesinin 2016/1784 sayılı esasında kayıtlı olarak beklemektedir.

4. Başvurucunun İşkence

ve Kötü Muamele İddialarıyla İlgili Yapılan Soruşturma

67. Bu iddialarla ilgili olarak başvuru dosyasına herhangi bir

bilgi ve belge sunulmamıştır. Ancak, AİHM’in dosyasındaki bilgiler aşağıdaki

gibidir:

68. Başvurucu, Cezaevinde yapılan operasyonun sona erdiği ve

hastaneye sevk edildiği dört beş saatlik sürede kendisine tıbbi yardım

sağlanmayarak kötü muameleye maruz bırakıldığını belirterek şikâyette

bulunmuştur.

69. Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığının 25/12/2003 tarihli

kararıyla kötü muamele iddialarına ilişkin olarak kovuşturmaya yer olmadığına

karar verilmiştir.

70. Bu karara başvurucu tarafından itiraz edildiğine yönelik

herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

5. Başvurucu Tarafından

Çanakkale İdare Mahkemesinde Açılan Tam Yargı Davası

71. Başvurucu, Çanakkale E Tipi Cezaevinde sağ kolunun

kesilmesine neden olan müdahaleden dolayı uğradığı zararın tazmini için

İçişleri ve Adalet Bakanlıkları aleyhine 15/4/2002 tarihinde Bursa İdare

Mahkemesine 100.000 TL maddi, 50.000 TL manevi olmak üzere toplam 150.000

TL’lik tam yargı davası açmıştır.

72. Bursa 1. İdare Mahkemesi 21/5/2003 tarihli ve E.2002/757,

K.2003/1001 sayılı kararıyla, hükümlü olan başvurucunun vasisi yerine bizzat

kendisinin dava açtığı gerekçesiyle davanın ehliyet yönünden reddine karar

vermiştir.

73. Kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay Onuncu Dairesinin

7/3/2006 tarihli ve E.2004/6296, K.2006/1772 sayılı ilamı ile başvurucu dava

devam ederken 24/3/2003 tarihinde şartla tahliye edildiğinden kısıtlılık

hâlinin kendiliğinden ortadan kalktığı, aynı avukata 19/11/2003 tarihinde

vekâletname verdiği, avukat vasıtasıyla temyiz isteminde bulunan davacının

davaya devam etme iradesini ortaya koyduğu, bu nedenle davanın ehliyet yönünden

reddedilmesinin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle karar bozulmuştur.

74. Bozmadan sonra dava Bursa 1. İdare Mahkemesinin E.2006/1852

sırasına kaydedilmiştir.

75. Bursa 1. İdare Mahkemesi tarafından bilirkişi raporu

alınmıştır. Bilirkişi raporunda davacının 137.466,46 TL maddi zararının

bulunduğu bildirilmiştir.

76. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 12/7/2007 tarihli ve

303 sayılı kararıyla Çanakkale ilinde idare mahkemesi kurularak 6/9/2007

tarihinde faaliyete geçtiğinden dava dosyası Çanakkale İdare Mahkemesine

gönderilmiştir.

77. Dava, Çanakkale İdare Mahkemesinin 2007/190 sayılı esasına

kaydedilmiştir.

78. Çanakkale İdare Mahkemesinin 9/7/2008 tarihli ve E.2007/190,

K.2008/363 sayılı kararıyla davacı, %50 oranında kusurlu görülerek davanın

kısmen kabulü ile 57.409, 67 TL maddi, 5.000 TL manevi tazminatın başvurucuya

ödenmesine karar verilmiştir.

79. Kararın başvurucu ve davalılar tarafından temyiz edilmesi

üzerine Danıştay Onuncu Dairesinin 28/11/2011 tarihli ve E.2008/10917,

K.2011/5169 sayılı kararıyla hüküm, reddedilen kısım yönünden onanmış; kabul

edilen kısım yönünden ise davanın reddine karar verilmesi gerektiği yönünde

bozulmuştur. Kararın gerekçesinin ilgili bölümleri şöyledir:

“…

Dava dosyasının incelenmesinden; ... örgütünün

sair efradı olmak suçundan Ankara 1 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin

3.10.1995 tarih ve E:1994/18, K:1995/72 sayılı kararıyla 12 yıl 6 ay ağır hapis

cezasına mahkum edilen, olaylar sırasında sol terör örgütü mensuplarının

bulunduğu D-3 koğuşunda hükümlü olarak bulunan davacının yapılan operasyon

sonucunda yaralanması ve sağ kol dirsek altının ampute edilmesi üzerine davacı

tarafından açılan davada; Çanakkale cezaevinde bulunan ve terör örgütü mensubu

olan hükümlü ve tutuklular tarafından 1999 yılının Şubat, Eylül, Ekim

aylarında, 2000 yılının Temmuz, Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık aylarında

cezaevlerindeki koşulların olumsuz olduğu, kullanıma açılacak F tipi

cezaevlerinin tecrit sistemini getireceği ve ülke gündeminde gerçekleşen

çeşitli olaylar ileri sürülerek, malta işgali, sayım vermeme, zemin araması

yaptırmama, koğuşların ana malta kapılarını kapattırmama, açlık grevi ve ölüm

orucu gibi eylemler yapıldığı, davacının da açlık grevi ve sayım vermeme

eylemlerine zaman zaman katıldığı, söz konusu eylemler nedeniyle koğuşlara

girilememesi ve arama yapılamaması üzerine 19.12.2000 tarihinde saat 05:00

sıralarında güvenlik güçlerince, daha önce belirlenen noktalardan cezaevine

girildiği, D-7 ve D-8 koğuşlarında bulunan 85 adli hükümlü ve tutuklunun E blok

E-1, E-2, E-3 koğuşlara, C blokta bulunan 44 adli hükümlü ve tutuklunun A blok

idare binasına nakledilerek muhafaza altına alındığı, operasyonun ölüm orucuna

katılanların muayene ve tedavileri ile cezaevinde arama yapılmasına yönelik

olduğu, teslim olmaları yönünde gerekli anonsların yapıldığı, terör

koğuşlarında yer alan hükümlü ve tutukluların çağrılara olumlu cevap vermemesi

üzerine D-5 ve D-6 koğuşlarına yönelik operasyona başlandığı, operasyonun

devamı sırasında şebeke kapılarında barikat kurarak slogan atmaya başladıkları,

bu esnada bir bayan hükümlünün bir başka hükümlü tarafından ateşe verildiği,

güvenlik güçlerince ateşi söndürmek amacıyla barikatı aşmak için ilerlendiği

sırasında güvenlik güçlerine ateş açıldığı, 2 adet boru tipi bomba

kullanıldığı, D-5 ve D-6 koğuşları ile D blok doğu tarafında bulunan D-1, D-2,

D-3, D-4 koğuşlarına gün boyu operasyonun sürmesi sonucunda D bloğun tamamen

hükümlü ve tutuklulardan arındırıldığı, toplu olarak hareket eden mahkumların C

blok ve B blok bayanlar bölümüne geçtikleri, B blok kadınlar bölümüne yönelen

güvenlik güçlerine boru tipi bomba atılarak, koğuşların ateşe verildiği ve

13:50 sıralarında teröristlerce açılan ateş sonucu bir güvenlik görevlisinin

hayatını kaybettiği, LPG tüplerinden yaptıkları alev makineleri ile güvenlik

güçlerine alev tuttukları, teslim olmaları yönünde belli aralıklarla anons

edildiği, saat 17:00 itibariyle operasyona ara verildiği, ertesi gün 20.12.2000

günü erken saatlerinde teslim olmaları yönündeki anons sonrası C bloğun doğu ve

batı bloklarında mahkumların koğuşlardan çekilmeden önce güvenlik güçleri

üzerine çok sayıda mermi attıkları, el yapımı boru bomba kullandıkları ve LPG

tüplerinden yaptıkları alev cihazları ile alev tuttukları, yemekhane ve

koğuşları ateşe verdikleri, ikinci günün sonunda erkek ve kadın mahkumların B

blok alt kattaki yemekhane, koğuş ve banyo bölümüne sıkıştırıldığı, güvenlik

güçlerince direnişe karşı göz yaşartıcı bomba, el ve tüfek bombaları kullanıldığı,

gün sonunda alt kat ana maltadaki tüm barikatlar kaldırılarak güvenliğin

sağlandığı, ertesi gün 21.12.2000 tarihinde A blok idare binası tarafından

teslim olmaları yönünde yapılan ikazlara olumlu cevap verilmemesi üzerine B

blok üst kat taban betonları delinerek alt kat yemekhane, koğuş ve ara maltaya

göz yaşartıcı gaz uygulamasına başlandığı anda cezaevi dış B blok doğu

cephesine yanaştırılan iş makineleri ile B bloğu idare binasına bağlayan üst ve

alt koridorların duvarları ile B blok tuvalet ve merdiven boşluğu dış duvarları

kırılarak teröristlerin gazdan boğulmadan dışarı çıkmalarını teminen itfaiye

araçlarıyla su sıkılmasının sağlandığı, olaylarda davacının da aralarında

bulunduğu 18 kişinin yaralandığı, 4 mahkumun hayatını kaybettiği, bir kısım

güvenlik görevlisinin de yaralandığı anlaşılmaktadır.

Olaydan sonra koğuşlarda yapılan

aramalarda,çok sayıda şiş, kılıç, pala, delici ve kesici aletler ve bıçaklar

bulunduğu, değişik çap ve markalarda 7 adet tabanca ve 15 adet dolu fişeğin ele

geçirildiği belirtilmiştir.

Dava dosyası içeriğinden, cezaevi görevlileri

hakkında operasyon esnasında meydana gelen ölüm ve yaralanma eylemlerine

iştirak ve görevi ihmal suçlamasıyla ilgili olarak Çanakkale Cumhuriyet

Başsavcılığınca E.2003/2482 sayılı dava (soruşturma) dosyasında takipsizlik

kararı verildiği, bazı hükümlü ve tutuklular hakkında 6136 sayılı Kanun’a

muhalefet iddiasıyla ilgili olarak açılan davada, davanın ortadan

kaldırılmasına; ruhsatsız patlayıcı imal etmek, bulundurmak suçlarından açılan

kamu davasında ise delil yetersizliği nedeniyle sanıkların beraatlerine karar

verildiği anlaşılmaktadır.

Buna göre, cezaevinde asayiş ve disiplinin

sağlanması amacıyla zorunlu hale gelen müdahaleyi idarenin hizmetin işleyişinde

kusurlu davrandığının bir göstergesi olarak kabul etmeye olanak

bulunmamaktadır.

Cezaevinde çıkan olaylarda davacının güvenlik

güçlerine direniş gösterip, silahlı çatışmaya giren tutuklularla birlikte

hareket ettiği, üç gün boyunca süren operasyon sırasında ikazlara rağmen teslim

olmadığı, meydana gelen çatışmada da yaralandığı anlaşılmış olup, yaralanan

davacının eyleminden ve kişisel kusurundan kaynaklanan yaralanma olayında

kişinin olaya katılımı, olayla zarar arasındaki illiyet bağını kesmektedir.

Bu itibarla, zararın, idarenin ağır hizmet

kusurundan doğduğu gerekçesiyle, davalı idarelerce %50 oranında tazmini yolunda

verilen temyize konu mahkeme kararında hukuki isabet görülmemektedir.

Davacının temyiz istemi;

İdare Mahkemesince, davacının da olay

nedeniyle %50 oranında kusurlu olduğundan bahisle bilirkişi incelemesi sonucu

hazırlanan rapor esas alınarak karar verilmiş ise de, dosya ve eklerinin

incelenmesinden, davacının kaldığı D-3 koğuşunu temsilen operasyon öncesinde

giriş kapılarının kapatılmamasına yönelik olarak davacı ile birlikte hareket

eden bazı hükümlüler hakkında çok sayıda tutanak düzenlendiği, operasyonlar

sırasında ise mahkumların teslim olmalarına yönelik yapılan ikazlar üzerine

bazı hükümlü ve tutukluların teslim olmalarına rağmen davacının üç gün boyunca

güvenlik güçlerine direndiği, operasyon sırasında davacının kaldığı D-3

koğuşunun jandarma görevlilerinin müdahalesi ile boşaltılmasına rağmen

davacının teslim olmayıp, B bloğa geçerek direnişe devam etmesi ve mahkumlara

müdahale ederek görevin ifası sırasında asli faili belli olmayacak şekilde ölüm

ve yaralanmalarına neden oldukları iddiasıyla jandarma güvenlik görevlileri

hakkında açılan davada sanıkların mahkûmiyetlerine yeter kesin ve inandırıcı

delil elde edilemediği gerekçesiyle sanıkların ayrı ayrı beraatlerine karar

verilmiş olması nedenleriyle davalı idarelere kusur izafe edilmesine olanak

bulunmamaktadır.

Bu itibarla, İdare Mahkemesince olay nedeniyle

davalı idarelerin kusurlarının bulunmadığı gerekçesiyle tazminat isteminin

reddi gerekirken, davacı ve davalı idarelerin %50 oranında kusurlu bulunarak

tazminat isteminin kısmen reddine karar verilmesinde sonucu itibarıyla hukuki

isabetsizlik görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı Yasanın 49.

maddesine uygun bulunmayan davacının temyiz isteminin reddine, Çanakkale İdare

Mahkemesinin 9.7.2008 tarih ve E:2007/190, K:2008/363 sayılı kararının davanın

reddine ilişkin kısmının yukarıda yer verilen gerekçe ile ONANMASINA, davalı

idarelerin temyiz istemlerinin kabulü ile anılan Mahkeme kararının, maddi ve

manevi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmının BOZULMASINA, bozulan kısım

hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen İdare Mahkemesine

gönderilmesine… (karar verilmiştir)”

80. Başvurucu, kısmen onama kararına karşı karar düzeltme

talebinde bulunmuş, Danıştay Onuncu Dairesinin 10/12/2013 tarihli ve

E.2012/5012, K.2013/8857 sayılı kararıyla bu talep reddedilmiştir. Ret kararı

başvurucuya 26/2/2014 tarihinde tebliğ edildiğinden 26/3/2014 tarihinde yapılan

2014/4217 sayılı bireysel başvuruda süre aşımının bulunmadığı anlaşılmıştır.

81. Bozma kararından sonra Çanakkale İdare Mahkemesinin

E.2014/311 sayılı dosyasında yargılamaya devam edilmiştir. Çanakkale İdare

Mahkemesi bozma ilamına uyarak 14/3/2014 tarihli ve E.2014/311, K.2014/230

sayılı kararıyla davanın reddine karar vermiştir.

82. Bu karar, davacı ve davalı taraflarca yapılan temyiz üzerine

Danıştay Onuncu Dairesinin 29/2/2016 tarihli ve E.2014/3961, K.2016/1088 sayılı

ilamı ile onanmıştır.

83. Danıştayonama kararı 5/4/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ

edildiğinden 3/5/2016 tarihinde yapılan ve birleştirilmesine karar verilen

2016/9073 sayılı bireysel başvuruda da süre aşımının bulunmadığı anlaşılmıştır.

6. Başvurucunun AİHM'e

Yaptığı Müracaat (B. No: 7309/04)

84. Başvurucu 17/1/2004 tarihinde AİHM’e başvurmuştur.

Başvurucu, Cezaevinde başlatılan operasyon sırasında ve sonrasında orantısız

güç kullanılarak yaşam hakkı, işkence ve kötü muamele yasağının, ayrımcılık

yasağı ve hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

85. AİHM, 10/7/2007 tarihinde yaşam hakkı ve işkence ile kötü

muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin olanlar dışındaki iddiaların kabul

edilemez olduğuna, yaşam hakkı ile işkence ve kötü muamele yasağının ihlal

edildiğine ilişkin iddiaların ise Hükûmete bildirilmesine karar vermiştir.

86. AİHM, 27/1/2015 tarihli kararıyla başvuruyu

sonuçlandırmıştır. İnceleme sonucunda yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal

edilmeyip usul boyutunun ihlal edildiğine; işkence ve kötü muamele yasağının

ihlal edildiği iddialarının ise kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. İhlal

nedeniyle başvurucuya 8.000 avro manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.

Karar 1/6/2005 tarihinde kesinleşmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

“…

33. Belirtilmeyen bir tarihte, muhtemelen 25

Aralık 2003 tarihinde, Çanakkale Cumhuriyet savcısı, başvuran ve şikâyetçi

diğer tutukluların tahliyeleri ve sevkleri sırasında maruz kaldıklarını iddia

ettikleri kötü muamele iddiaları hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar

vermiştir (bk. benzer yargılamalar konusunda Leyla Alp ve diğerleri/Türkiye

davası, No. 29675/02, §§ 30 ila 32, 10 Aralık 2013).

Soruşturma dosyasındaki unsurları inceledikten

sonra, savcı, birçok tutuklunun silahlı direnişte bulunmaları sebebiyle yaralandığını

tespit etmiştir. Savcı, isyancıların teslim olmalarının ardından, cezaevinin

önünde bulunan avluda herkesin ve hatta basının gözü önünde arama ve sevk

işlemlerinin gerçekleştirildiğini kaydetmiştir. Savcı, aynı zamanda, yaralı

tutukluların hastanelere doğru tahliye edildiklerini ve diğer tutukluların,

hekimin bu hususta herhangi bir engelin bulunmadığını saptamasının ardından

başka cezaevlerine sevk edildiklerini tespit etmiştir.

Başvuranın bu karara itiraz ettiğini belirten

herhangi bir unsur bulunmamaktadır.

…

II. SÖZLEŞME’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ

İDDİASI HAKKINDA

…

B. Esas Hakkında

1. Maddi Yönü Hakkında

…

b. Mahkemenin Değerlendirmesi

93. Mahkeme, öncelikle, somut olayda ileri

sürülen isyan karşıtı operasyonun, daha önce Leyla Alp ve diğerleri/Türkiye

(yukarıda anılan karar, §§ 8 ve 10) davasında incelenen operasyon olduğunu ve

yerel düzeyde hâlihazırda derdest olan ceza yargılamasının, bu dava (yukarıda

anılan, Leyla Alp ve diğerleri, §§ 52 ve 53) hakkında karar verildiği sırada

hangi aşamada ise yine aynı aşamada olduğunu kaydetmektedir (yukarıda 49.

paragraf). Ayrıca yine bu operasyon sırasında ateşli silah ile yaralanan Meral

Kıdır’ın durumunun (yukarıda 77. paragraf in limine) başvuranın durumundan ayrı

tutulmasına imkân veren herhangi bir unsur bulunmamaktadır (yukarıda anılan,

Leyla Alp ve diğerleri, § 64; 3. madde açısından incelenen, benzer bir durum

için, bk. Sambor/Polonya, No. 15579/05, §§ 36 ila 39, 1 Şubat 2011).

94. Leyla Alp ve diğerleri kararında, Mahkeme,

bu durumda yürütülen soruşturmaların, olayları çevreleyen gerçek koşulları

aydınlatmaya olanak sağladığına dair ikna olduğunu belirtmiştir (yukarıda

anılan karar, §§ 68 ila 84; yukarıda anılan, Saçılık ve diğerleri kararıyla

mukayese ediniz, §§9, 107 ve 108). Mahkeme, özellikle şunları ifade etmiştir:

Elinde bulunan unsurlar ışığında ve yukarıda

belirtilenleri dikkate alarak, Mahkeme, kendisini ulusal mahkemelerin vardığı

tespitlerden ve sonuçlardan uzaklaşmaya itecek nitelikte ikna edici herhangi

bir bilginin sunulmadığı kanaatindedir. Mahkeme, ayrıca, operasyonun

yürütüldüğü sırada kullanılan gücün, izlenen amaçla, yani “isyanı bastırma”

ve/veya “herkesi şiddete karşı koruma” amacıyla orantısız olmadığının tespit

edildiği kanısındadır.”

95. Başvuranın iddialarının (yukarıda 91.

paragraf) Meral Kıdır ile ilgili davanın mevcut davadaki durumdan ayrı

tutulmasına imkân vermemesi nedeniyle, Mahkeme, Leyla Alp ve diğerleri/Türkiye

kararında kabul edilen gerekçelerle, Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönünden

ihlal edilmediği sonucuna varmaktadır.

2. Usul Yönü Hakkında

…

b. Mahkemenin Değerlendirmesi

100. Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinin

getirdiği yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün, yalnızca güç kullanımının

bireyin ölümüne yol açması durumunda değil (yukarıda anılan, McCann ve

diğerleri § 161, ve Kaya/Türkiye, 19 Şubat 1998, § 105, Derleme 1998-I), aynı

zamanda, somut olayda olduğu gibi, kullanılan gücün mağdurun hayatını tehlikeye

atması durumunda da (bk. diğer kararlar arasında, yukarıda anılan, İsmail

Altun, § 80) etkin biçimde soruşturma yürütülmesini kapsadığını ve

gerektirdiğini hatırlatmaktadır.

Soruşturma, etkin olmalı, bu anlamda güç

kullanımının dava koşullarında haklı gösterilip gösterilmediğinin

belirlenmesine ve sorumluların tespit edilerek cezalandırılmalarına imkân

sağlamalıdır (bk. örnek olarak, Oğur/Türkiye [BD], No. 21594/93, § 88, AĠHM

1999-III). Sonuç yükümlülüğü değil, araç yükümlülüğü söz konusu olsa da,

mercilerin, söz konusu olaylara ilişkin delilleri elde etmek amacıyla ellerinde

bulunan makul tedbirleri almaları gerektiği bir gerçektir.

Dava koşullarını ya da sorumlulukları tespit

etme imkânını azaltan, soruşturmadaki her türlü eksiklik, soruşturmanın gereken

etkinlik kuralına uymadığı yönünde bir sonuca varılmasına neden olabilecektir

(bk. diğer birçok karar arasında, Natchova ve diğerleri/Bulgaristan [BD], No.

43577/98 ve 43579/98, § 113, AĠHM 2005-VII, yukarıda anılan, İsmail Altun,

§ 80, ve yukarıda anılan, Leyla Alp ve diğerleri, § 97).

101. Makul bir çabukluk ve özen gerekliliği,

bu bağlamda zımnidir. Soruşturmanın özel bir durumda ilerlemesine mani olan

engel ya da güçlüklerin söz konusu olabileceğini kabul etmek gerekmektedir;

ancak ölümcül ve/veya potansiyel olarak ölümcül nitelikte güç kullanımı

hakkında soruşturma yapılması söz konusu olduğunda, mercilerin ivedilikle cevap

vermesinin, yasallık ilkesine riayet edilerek toplumun güveninin korunması ve

yasa dışı eylemlere ilişkin olarak her türlü suça iştirak edildiği ya da

tolerans gösterildiği izleniminin oluşturulmaması amacıyla genel olarak

gereklilik arz ettiği kabul edilebilmektedir (diğer kararlar arasında,

McKerr/Birleşik Krallık, No. 28883/95, § 114, AİHM 2001-III, ve yukarıda anılan

kararlar, İsmail Altun, § 81, Perişan ve diğerleri, § 103, ve Leyla Alp ve

diğerleri, § 98).

102. Daha önce Leyla Alp ve diğerleri

(yukarıda anılan, §§ 100 ve 101) davasında tespit edildiği ve önceden de

doğrulandığı üzere, ihtilaf konusu operasyonun ardından hazırlık soruşturmasını

yürütmekle görevli merciler ve güvenlik gücü mensupları hakkında açılan dava

sırasında davanın esasına bakan hâkimler tarafından somut olayda yapılan

girişimler, davaya ilişkin olay ve olguların tespiti hususunda tartışma konusu

yapılmamaktadır.

Ancak yukarıda belirtilen çabukluk ve özen

gerekliliği (yukarıda 101. paragraf) dikkate alındığında ve özellikle suça

karışan kişi sayısının fazlalığı ve davanın karmaşıklığı nedeniyle bu davanın

yürütülmesinde karşılaşılan zorluklar (yukarıda anılan, Leyla Alp ve diğerleri,

§ 102) gerektiği gibi göz önünde bulundurulduğunda, hâlihazırda, olayların

ardından 13 yıl sekiz aydan fazla bir süre geçtikten sonra, davanın ilk derece

mahkemesinde halen derdest olduğunu (yukarıda 49. paragraf) gözlemlemek ve

suçlanan kişilerin muhtemel sorumluluklarının belirlenmesini sağlayacak

nitelikte somut ve güvenilir en ufak bir ilerleme kaydedilmediğini (bk. benzer

bir durum için, yukarıda anılan, Ceyhan Demir ve diğerleri, §§ 10 ve 111, ve

Perişan ve diğerleri, § 103) tespit etmek yeterlidir.

103. Bu tespit, Mahkeme’yi, başvuranın söz

konusu davanın zamanaşımına uğrayabileceği yönündeki iddiasını ayrıca

incelemekle yükümlü tutmamaktadır (yukarıda 96. paragraf)

104. İdari yargıda açılan tazminat davasının

yaklaşık on üç yıldan beri devam ettiğinin (yukarıda 62. paragraf) ve ceza

davası gibi (yukarıda 102. paragraf), başvuranın yaralanması nedeniyle davalı

taraflar hakkında dile getirilen iddiaları doğrulamaya ya da reddetmeye imkân

vermediğinin belirtilmesi gerekse bile, söz konusu tespit, Mahkeme’yi söz

konusu tazminat davasını incelemekle de yükümlü tutmamaktadır. Danıştay’ın, son

olarak, açıklama yapmaksızın ve ivedilikle (mutatis mutandis, yukarıda anılan,

Makbule Akbaba ve diğerleri, § 41), başvuranın kendi isteğiyle ayaklanmaya

katıldığı (yukarıda 59. ve 60. paragraflar) kanaatine varması sebebiyle,

gelecek yargılama süreçleri boyunca bazı şeylerin değişebileceği

beklenemeyecektir.

105. Sonuç olarak, Mahkeme, hâlihazırda, somut

olayda yürütülen soruşturmaların Sözleşme’nin 2. maddesinin gerektirdiği

çabukluk ve özen gerekliliklerini yerine getirmediğini saptamaktadır;

nihayetinde, Mahkeme, Hükümet’in ilk itirazının ikinci kısmını (yukarıda 89. ve

90. paragraflar – bk. mutatis mutandis, yukarıda anılan Makbule Akbaba ve

diğerleri, §§ 42 ve 43) reddetmekte ve bu hükmün usul yönünden ihlal edildiği

sonucuna varmaktadır.

III. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ

İDDİASI HAKKINDA

A.İç hukuk yollarının tüketilmesi hakkında

106. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmesi

kuralına ve mevcut başvurunun vaktinden önce sunulmasına ilişkin daha önceki

iddialarına atıfta bulunmaktadır (yukarıda 85. ve 86. paragraflar).

107. Başvuran, kendi iddialarını

yinelemektedir (yukarıda 87. paragraf).

108. Acil tıbbi bakımın sağlanmaması

bağlamında ileri sürülen şikâyete ilişkin olarak, Mahkeme, 25 Aralık 2003

tarihinde, Çanakkale Cumhuriyet savcısının bu iddia hakkında kovuşturmaya yer

olmadığına karar verdiğini ve başvuranın bu karara itiraz ettiğini belirten

herhangi bir unsur bulunmadığını saptamaktadır (yukarıda 33. paragraf).

Dolayısıyla, başvuran tarafından aynı anda açılan tam yargı davasının söz

konusu olan şikayeti kapsaması (yukarıda 50. ve 51. paragraflar) nedeniyle, bu

şikâyet, cezai yargı yollarının tüketilmediği gerekçesiyle (yukarıda anılan Şat

kararıyla mukayese ediniz, § 88; ayrıca bk. Epözdemir/Türkiye (kabul

edilebilirlik hakkında karar), No. 57039/00, 31 Ocak 2002, ve Kanlıbaş/Türkiye

(kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 32444/96, 28 Nisan 2005) bu bağlamda

reddedilemeyecektir.

109. Nitekim bu çözüm yolunun, devletlere,

özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilerin hayatını ve sağlığını koruma

hususunda getirilen yükümlülüğe ilişkin içtihatla uyumlu olması sebebiyle,

somut olaydakine benzer durumlarda, idarenin sorumluluğuna ilişkin davanın muhtemelen

etkin olarak değerlendirilmesi gerekmektedir (yukarıda anılan, Iribarren

Pinillos, § 40). Söz konusu içtihada göre, tutuklu bir kimse, hayattayken

devlet memurlarına atfedilebilir tıbbi nitelikli fiil ya da ihmallerden dolayı

mağdur olduğu kanısına vardığında, bu durumda, idari yargı yoluna başvurulması

Türkiye’de yeterli ve uygun bir hukuk yolu teşkil etmektedir (Gülay

Çetin/Türkiye, No. 44084/10, §§ 83 ila 87, 5 Mart 2013, diğer atıflarla

birlikte; genel ilke için, bk. Calvelli ve Ciglio/İtalya ([BD], No. 32967/96, §

51, AİHM 2002-I).

Yukarıda belirtilen idari dava bu şikâyeti de

kapsadığından, tutukluluk koşulları bağlamındaki şikâyetle ilgili olarak aynı

durum geçerlidir.

110. Daha önce belirttiği aynı gerekçeye

uyarak (yukarıda 88. ila 90. paragraflar), Mahkeme, dolayısıyla, Hükümet’in

itirazının birinci kısmını reddetmekte ve aşağıda açıklanacak olan gerekçelerle

de başvurunun vaktinden önce sunulduğu yönündeki ikinci kısım hakkında karar

verilmesine gerek olmadığı kanaatine varmaktadır.

B. Esas Hakkında

1. Maddi Yönü Hakkında

…

ii. Operasyonun ardından tıbbi yardımın

sağlanmadığı yönündeki iddia

116. Uygun tıbbi bakımların sağlanmaması,

kural olarak, Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı bir muamele teşkil

edebilmektedir (yukarıda anılan, İlhan/Türkiye, § 87, Kudła/Polonya [BD],

No. 30210/96, § 94, AĠHM 2000-XI, Kalashnikov/Rusya, No. 47095/99, § 95,

AİHM 2002-VI, ve Gennadiy Naoumenko/Ukrayna, No. 42023/98, §112, 10 Şubat

2004). Bu hususta, Mahkeme, her şeyden önce, hastanın ilgili tıbbi gözetim altında

tutulmasını ve hastanın özel durumuna ilişkin öngörülen tıbbi bakımın yeterli

olmasını gerektirmektedir (yukarıda anılan, Liartis, § 49 ve Khatayev/Rusya,

No. 56994/09, § 84, 11 Ekim 2011).

117. Bu “yeterlilik” unsurunun belirlenmesinin

açıkça zor olmasına rağmen, Mahkeme, mercilerin, her şeyden önce, bir

tutuklunun sağlık sorunlarını tedavi etmek veya bu sorunların kötüye gitmesini

önlemek amacıyla derhal uygun bir teşhis konularak, uygun bir tedavi

stratejisinin belirlenmesini ve tutuklunun klinik tablosu gerektirdiği

takdirde, hastanın düzenli ve sistematik olarak tıbbi gözetim altında

tutulmasını sağlamakla yükümlü oldukları kanaatine varmaktadır (bk. diğer

kararlar arasında, Sarban/Moldova, No. 3456/05, § 79, 4 Ekim 2005 ve burada

yapılan atıflar; yukarıda anılan, Mkhitaryan, § 73).

118. Sağlanan tedavinin etkinliği, böylelikle,

cezaevi yetkililerince yetkili hekimler tarafından öngörülen tıbbi bakımın

tutukluya sağlanmasını gerektirmektedir (Soysal/Türkiye, No. 50091/99, § 50, 3

Mayıs 2007, ve Gorodnitchev/Rusya, No. 52058/99, § 91, 24 Mayıs 2007). Bu

tedavinin uygulanma çabukluğu ve sıklığı, tıbbi tedavinin Sözleşme’nin 3.

maddesinin gereklilikleriyle uyumlu olup olmadığını belirlemek amacıyla dikkate

alınması gereken diğer iki unsurdur. Zira bu iki unsur, Mahkeme tarafından

mutlak anlamda değil, ancak her defasında tutuklunun özel sağlık durumu göz

önünde bulundurularak değerlendirilmektedir (Iorgov/Bulgaristan, No. 40653/98,

§ 85, 11 Mart 2004, Rohde/Danimarka, No. 69332/01, § 106, 21 Temmuz 2005,

Serifis/Yunanistan, No. 27695/03, § 35, 2 Kasım 2006, Sediri/Fransa (kabul

edilebilirlik hakkında karar), No. 4310/05, 10 Nisan 2007, ve yukarıda anılan,

Liartis, ibidem).

119. Genel olarak, tutuklunun sağlık durumunun

kötüleşmesi, tek başına, Sözleşme’nin 3. maddesine riayet edilmesi hususunda

belirleyici rol oynamamaktadır, zira Mahkeme, yine sağlık durumunun

bozulmasının, sağlanan tıbbi bakımlardaki eksikliklere atfedilebilir olup

olmadığını (Kotsaftis/Yunanistan, No. 39780/06, § 53, 12 Haziran 2008) ve bu

durumda hangi düzeydeki tıbbi tedavinin gerekli olduğunu her defasında

incelemekle görevlidir (yukarıda anılan, Mkhitaryan, § 74).

120. Davaya ilişkin olay ve olgular hakkında,

Mahkeme, 21 Aralık 2000 tarihinde, isyan karşıtı operasyonun, saat 11.30 ile

söz konusu yerin tam anlamıyla boşaltıldığı saat olan 12.15 arasında kademeli

olarak sona erdiğini tespit etmektedir (yukarıda 15. paragraf). Saat 14.00

sularında düzenlenen operasyon tutanağına göre, başvuranın da aralarında

bulunduğu yirmiden fazla tutuklu, saat 12.15’ten itibaren Çanakkale Devlet

Hastanesi Acil Servisi’ne sevk edilmiştir (yukarıda 15. paragraf, in fine).

Başvuranın kolundan çıkarılan fişeğin savcılığa gönderilmesine ilişkin tutanağa

göre, başvuran “saat 11 civarında” hastaneye götürülmüştür (yukarıda 20.

paragraf, in fine). Ancak başvuran, herhangi bir tıbbi bakım sağlanmaksızın

dört ya da beş saat boyunca cezaevinin bahçesinde yalnız bırakıldığını iddia

etmektedir (yukarıda 69. ve 111. paragraflar).

Bu hususta, Çanakkale Devlet Hastanesi

tarafından düzenlenen sağlık raporunun imzalandığı tarih - “21 Aralık 2000” -

ile saatin -“13.40”- , Meral Kıdır davasında kabul edilen tarih ve saat olduğu

(yukarıda anılan, Leyla Alp ve diğerleri, § 18) kabul edilerek, söz konusu

raporla yetinmek gerekmektedir. Bu bilginin aksini ispatlayabilecek nitelikte

başka unsurlar bulunmadığından, Mahkeme, dolayısıyla, başvuranın ileri sürdüğü

gibi saat 16.00 veya 17.00 sularında değil, saat 13.40’tan önce, bu hastane

hekimleri tarafından muayene edildiğinin, ardından ameliyat edildiğinin tespit

edilebileceği kanısındadır. Bu durum, dikkate değer bir gecikme teşkil

edemeyecektir.

Bu tür durumlarda, bazı toplu isyanların

kaçınılmaz olduğunu göz önünde bulundurarak Mahkeme, bununla birlikte, somut

olayda yürütülen kurtarma operasyonuna ilişkin olarak Sözleşme’nin 3. maddesi

bakımından herhangi bir ciddi sorunun ortaya çıkmadığı kanaatine varmaktadır

(yukarıda anılan, Finogenov ve diğerleri ile mukayese ediniz, § 266).

121. Çanakkale Devlet Hastanesi’nde sağlanan

tıbbi bakımların yeterliliği ve kapsamına ilişkin olarak, Mahkeme, başvuranın

ileri sürdüğünün (yukarıda 111. paragraf) aksine, söz konusu tıbbi bakımların

pansumanın ötesine geçtiğini kaydetmektedir. Bu durumda, hekimler, başvuranın

hayatının tehlikeye girmesine sebep olan, osteo-fasiyal alanda kompartman

sendromunu önlemek ve fişeği çıkarmak amacıyla hem önemli hem de zor bir

cerrahi müdahale gerçekleştirmişlerdir (yukarıda 19. in limine ve 20.

paragraflar).

122. Daha sonraki olayla ilgili olarak, Mahkeme,

yukarıda belirtilen hekimlerin tavsiyesine rağmen, belirlenen ilk hastanenin

tutuklular için yeterli imkânlara sahip olmadığı gerekçesiyle (bk. benzer bir

durum için, Chadli Sediri/Fransa [kabul edilebilirlik hakkında karar], No.

44310/05, 10 Nisan 2007), başvuranın ameliyat sonrası Üniversite Hastanesi’nin

Plastik Cerrahi Servisi’nde sevk edilmesi ancak 23 Aralık tarihinde, yaklaşık

otuz saatlik bir gecikmeyle gerçekleştirilmiştir (yukarıda 21. paragraf -

yukarıda anılan İlhan/Türkiye kararıyla kıyaslayınız, §§ 24 ve 87; yukarıda

anılan Mkhitaryan/Rusya, § 79 ve yukarıda anılan, Liartis, § 58).

Başvuranın klinik tablosu, her ne kadar gerçek

ve yakın bir doku çürümesi riskinin olduğunu gösterse de, daha sonra art arda

sağlanan tıbbi bakımlardaki her türlü gecikme, şüphesiz, söz konusu riskin

artmasında rol oynayabilmiştir. Ancak bu süreç boyunca, başvuranın sürekli

olarak tıbbi gözetim altında tutulduğunun ve Cerrahpaşa Hastanesi’nde uygulanan

tedavi çerçevesinde, başvuranın, hekimlerin amputasyona karar vermeden önce 5

Ocak 2001 tarihine kadar beklemeye karar vermelerini eleştirmediğinin (yukarıda

111. paragraf) altını çizmek gerekmektedir. Dolayısıyla, söz konusu hekimlerin

bakış açısına göre, somut olayda ileri sürülen gecikmeli sevkin, tedavi

stratejilerinin belirlenmesi için belirleyici bir etken olmadığı sonucuna

varmak gerekmektedir; ayrıca bu gecikme Sözleşme’nin 3. maddesi bakımından

dikkate değer olarak nitelendirilemeyecektir (bk. aynı anlamda, yukarıda anılan

kararlar, Erol Arıkan ve diğerleri, § 101, Şat, § 87, İsmail Altun, § 90).

123. Üstelik Mahkeme, başvuranın şikâyette

bulunmaması sebebiyle, Çapa’da bu tarihten itibaren, ardından da Sağmalcılar

Devlet Hastanesi’nde bir sonraki 13 Şubat tarihine kadar sunulan ameliyat

sonrası bakımların uygunluğunu ve kapsamını değerlendirmek zorunda değildir

(yukarıda 22. paragraf).

124. Dolayısıyla, dosyada, başvurana sağlanan

tıbbi bakımların yeterliliğini ve kapsamının, sağlık personelinin yetkilerinin

ve bu konuda müdahale etmeye yetkili hastane kuruluşlarının şikâyet konusu

yapılmasına imkân veren herhangi bir unsur bulunmamaktadır.

Ayrıca somut olayda yetkililerin başvurana ex

gratia myoelektrik protez temin ettiklerini (yukarıda 25. ve 26. paragraflar –

Vladimir Vassilyev/Rusya kararıyla kıyaslayınız, No. 28370/05, §§ 68 ve 69, 10

Ocak 2012), ve bu durumun, ilgilinin bu konudaki eleştirilerine rağmen

(yukarıda 111. paragraf in fine), Sözleşme’nin 3. maddesinin konuya ilişkin

olarak tavsiye ettiği tedbirler ile uyumlu bir girişim olduğunu

(Zarzycki/Polonya, No. 15351/03, §§ 21 ila 24, 12 Mart 2013) hatırlatmak

gerekmektedir.

125. Yukarıda belirtilen değerlendirmeleri

dikkate alarak, Mahkeme, şikâyet konusu muamelenin, Sözleşme’nin 3. maddesi

kapsamına girmesi için gereken asgari ağırlık eşiğine ulaşmadığı kanısındadır.

Bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. ve

4. fıkraları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve reddedilmesi gerektiği

sonucuna varılmaktadır.

…

2.Usul yönü hakkında

132. Sözleşme’nin 3. maddesinin esas yönünden

ihlaline ilişkin savunulabilir şikâyetlerin bulunmadığı yönünde varılan iki

tespit göz önünde bulundurulduğunda (yukarıda 125 ve 131. paragraflar), bu

hükmün usul yönüne ilişkin şikâyet incelenebilecek nitelikte değildir (bk,

diğer birçok karar arasında, Ştefan Povestca/Moldova Cumhuriyeti (kabul

edilebilirlik hakkında karar), No. 54791/10, §§ 39 ve 40, 18 Mart 2014, Dilan

Azgın/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 33062/03, § 60, 17

Mayıs 2011, diğer atıflarla birlikte; yine bk. mutatis mutandis, yukarıda

anılan, Leyla Alp ve diğerleri, § 104).

Dolayısıyla, daha önce belirtildiği üzere

(yukarıda 110. paragraf), Hükümet’in başvurunun zamanından önce yapılmasına

ilişkin itirazının ikinci kısmı hakkında karar verilmesi gerekmemektedir, zira

bu şikâyet de açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. ve

4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.

…”

B. İlgili Hukuk

1. Ulusal Mevzuat

87. 29/3/1984 tarihli ve 2992 sayılı Adalet Bakanlığının Teşkilat

ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü

Hakkında Kanun’un olay tarihinde yürürlükte olan 2. ve 11. maddeleri şöyledir:

“Görev

Madde 2 - Adalet Bakanlığının görevleri

şunlardır:

a) Kanunlarda kurulması öngörülen mahkemeleri

açmak ve teşkilatlandırmak, ceza infaz ve ıslah kurumları, icra ve iflas

daireleri gibi her derece ve türdeki adalet kurumlarını planlamak, kurmak ve

idari görevleri yönünden gözetim ve denetimini yapmak ve geliştirmek,

…

Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Genel

Müdürlüğü

Madde 11- Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri

Genel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:

…

b) Hükümlü ve tutukluların giydirilmesi,

beslenmesi, yatırılması ve eğitilmesi işleriyle “Cezaevleri ve Mahkeme

Binaları, İnşaası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkumlara Ödettirilecek

Yiyecek Beddelleri Hakkında Kanun”da gösterilen her türlü işlemleri yapmak,

…”

88. 13/12/2014 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Hapis

cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili hükümleri şöyledir:

“(1) Hapis cezalarının infaz rejimi, aşağıda

gösterilen temel ilkelere dayalı olarak düzenlenir:

a) Hükümlüler ceza infaz kurumlarında güvenli

bir biçimde ve kaçmalarını önleyecek tedbirler alınarak düzen, güvenlik ve

disiplin çerçevesinde tutulurlar.

…

f) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam

hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu

tedbirin alınması zorunludur.

…”

89. 765 sayılı mülga Kanun’un 49., 456., 457. ve 463. maddeleri

şöyledir:

“Madde 49 - …

2 - Gerek kendisinin gerek başkasının nefsine

veya ırzına vukubulan haksız bir taarruzu filhal def'i zaruretinin bais olduğu

mecburiyetle,

… işlenilen fiilerden dolayı faile ceza

verilemez.

…

Madde 456 - (Değişik: 6123 - 9.7.1953) Her kim

katil kasdiyle olmaksızın bir kimseye cismen eza verir veya sıhhatini ihlâle

aklî melekelerinde teşevvüş husulüne sebep olursaaltı aydan bir seneye kadar

hapsolunur.

…

Fiil, katî veya muhtemel surette iyileşmesi

kabil olmayacak derecede akıl veya beden hastalıklarından birini yahut havastan

veya el yahut ayaklardan birinin veya söylemek kudretinin yahut çocuk yapmak

kabiliyetinin zıyaını mucip olmuş veya âzadan birinin tatilini yahut çehrenin

daimî değişikliğini veya gebe bir kadına karşı ika olunup da çocuğun düşmesini

intaç eylemiş ise ceza beş seneden on seneye kadar ağır hapistir.

Madde 457 - (Değişik: 6123 - 9.7.1953) 456 ncı

maddede yazılı fiillere 449 uncu maddenin birinci ve üçüncü bentlerinde yazılı

hal inzimam eder yahut fiil gizli veya aşikâr bir silah ile veya aşındırıcı

ecza ile işlenmiş olursa asıl ceza üçte birden yarıya kadar artırılır.

Madde 463 - (Değişik: 2787 - 21.1.1983) 448,

449, 450, 456, 457 nci maddelerde beyan olunan fiilleri iki veya daha çok kimse

birlikte yapmış olup da failin kim olduğu belli olmazsa bunlardan her birisi

hakkında, fiil için tayin edilmiş olan ceza üçte birden yarıya kadar

indirilerek hükmolunur. Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasını gerektiren

fiillerde yirmi seneden, müebbet ağır hapis cezasını gerektiren fiillerde

onaltı seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası tayin olunur. Şu kadar ki,

bu hüküm fiili doğrudan doğruya beraber işlemiş olanlar hakkında uygulanmaz.”

90. 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve

Yetkileri Kanunu’nun 3., 7., 11. ve 25. maddeleri şöyledir:

“Tanım:

Madde 3 – Türkiye Cumhuriyeti Jandarması

emniyet ve asayiş ile kamu düzeninin korunmasını sağlayan ve diğer kanun ve

nizamların verdiği görevleri yerine getiren silahlı, askeri bir güvenlik ve

kolluk kuvvetidir.

Jandarmanın genel olarak görevleri:

Madde 7 – Jandarmanın sorumluluk alanlarında

genel olarak görevleri şunlardır.

a) Mülki görevleri;

Emniyet ve asayiş ile kamu düzenini sağlamak,

korumak ve kollamak, kaçakçılığı men, takip ve tahkik etmek, suç işlenmesini

önlemek için gerekli tedbirleri almak ve uygulamak, ceza infaz kurumları ve

tutukevlerinin dış korunmalarını yapmak.

b) Adli görevleri;

İşlenmiş suçlarla ilgili olarak kanunlarda belirtilen

işlemleri yapmak ve bunlara ilişkin adli hizmetleri yerine getirmek.

…

d) Diğer görevleri;

Yukarıda belirtilen görevler dışında kalan ve

diğer kanun ve nizam hükümlerinin icrası ile bunlara dayalı emir ve kararlarla

Jandarmaya verilen görevleri yapmak.

Silah Kullanma Yetkisi

Madde 11 – Jandarma, kendisine verilen

görevlerin ifası sırasında hizmet özelliğine uygun ve görevin gereği olarak

kanunlarda öngörülen silah kullanma yetkisine sahiptir.

Yürürlükten kaldırılan ve uygulanmayacak olan

hükümler:

Madde 25 –

...

2)1559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet

Kanununun,

3)3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun,

4) Disiplin hükümleri saklı kalmak kaydıyla

5442 sayılı İl İdaresi Kanununun,

Ve diğer kanunların,

Bu Kanuna aykırı hükümleri Jandarma Teşkilatı

için uygulanmaz."

91. 17/12/1983 tarihli ve 18254 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri Yönetmeliği’nin 24., 38., 39.,

40., 41. ve 42. maddeleri şöyledir:

“Genel Yetki

Madde 24 - Jandarma, emniyet ve asayişi

sağlama ve kamu düzenini koruma amacıyla Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri

Kanunu ile Polis Vazife ve Selahiyet Kanununda belirtilen gerekli her türlü

güvenlik tedbirlerini almaya yetkilidir.

Zor Kullanma Yetkisi

Madde 38 - Jandarma kanun ve nizamlara uygun

olarak kişileri yakalama veya toplulukları dağıtma sırasında karşılaştığı

direnmeleri, kırmak, saldırıya yeltenen veya saldırıda bulunanları etkisiz

duruma getirmek için zor kullanabilir.

Zor kullanmanın niteliği ve derecesi

karşılaşılan direnme veya saldırıya göre değişmek üzere; yeterli biçimde ve

nitelikte bedeni kuvvet, maddi güç ve şartları gerçekleştiğinde her çeşit silah

kullanmayı kapsar.

…

Toplu kuvvet olarak müdahale edilen

durumlarda; zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gerecin seçimi

öncelikle, kuvvetin başındaki komutana aittir. Bu konuda mülki amirin yetkileri

saklıdır.

Silah Kullanma Yetkisi ve Bu Yetkinin

Kullanılacağı Durumlar

Madde 39 - Jandarma, aşağıda yazılı hallerde

silah kullanmaya yetkilidir:

a. Nefsini müdafaa etmek için,

b. Başkasının ırz ve canına vuku bulan ve

başka suretle men'i mümkün olmayan bir saldırıyı savmak için;

…

g. Jandarmanın görevini yapmasına yalnız veya

toplu olarak fiili mukavemette bulunulmuş veya fiili saldırı ile karşı

gelinmişse,

h. Devlet nüfuz ve icraatına silahlı olarak

karşı gelinmişse,

…

k. Ceza infaz kurumları ile tutukevlerinde, iç

yönetimce bastırılmayan isyan, kargaşa, direnme ve kavga çıkması durumunda;

cezaevi müdürü ile gardiyanların başvurusu üzerine kuruma girilmesi halinde,(a)

ve (b) bentlerinde gösterilen silah kullanma yetkileri çerçevesinde,

Silah Kullanmanın Kapsamı ve Uyulması Gereken

Esaslar

Madde 40 - Silah kullanmak deyiminden, mutlaka

ateş etmek anlaşılmaz. Ateş etmek, silah kullanmada en son çaredir. Buna bağlı

olarak:

a. Bu yönetmeliğin uygulanmasında silah

deyimi; ateşli silahları, kesici ve dürtücü silahları, önleyici, etkisiz duruma

getirici ve savunmaya ilişkin aletleri cop, sis ve gaz bombalarını; gaz, boyalı

ve boyasız basınçlı su püskürten, personel ve malzeme taşıyabilir zırhlı ve

zırhsız araçları, helikopter ve uçakları kapsar.

b. Silah kullanma yetkisine sahip bulunan amir

ve görevliler, kanun ve nizamların belirlediği yetkilerini zamanında kullanmaz

ya da silahlarından yeterince yararlanmazsa, davranış ve tutumunun niteliğine

göre cezalandırılır.

"Din ve vicdana göre lazım sayılan

hareketler" ile "şahsi tehlike korkusu" yüzünden silah

kullanmaktan kaçınmış olmak cezayı kaldırmaz ve hafifletmez.

c. Silah kullanmada, olayın ve durumun

özellikleri gözönünde bulundurularak; savunmaya ilişkin aletlerle önleyici ve

etkisiz duruma getirici aletleri kullanılmasına öncelik verilir. Daha sonra,

kesici ve dürtücü silahlarla, ateşli silahların hedefe yöneltilmesi safhasına

geçilir. Etkili olunmadığında, dipçik ve kabzalar kullanılır. Buna rağmen amaç

sağlanamamışsa, kesici ve dürtücü silahlarla, ateşli silahlar kullanılır.

Ateşli silahların kullanılmasında sırasıyla; önce havaya ihtar atışı yapılır,

sonra ayağa doğru ateş edilir. Buna rağmen silah kullanmaya yol açan olay ve

durum bastırılamamışsa hedef gözetilmeden ateş edilir.

Bu sıranın her olayda aynen izlenmesi zorunlu

değildir. Olayın özelliğine göre, sıra atlanabileceği gibi, şartları varsa

doğrudan doğruya hedefe de ateş edilebilir.

Bu gibi durumlarda, neden bu şekilde hareket

edildiği olay tutanağında açıkça ve özellikle belirtilir.

d. Ateşli Silahlarla Ateş edilmesi;

(1) Öncelikle bu konuda emir verilmiş olmasına

bağlıdır.

(2) Ateş emri verilmemiş olsa bile 39 uncu

maddede sayılan, durum ve özelliklerin ortaya çıkması nedeniyle, silahın

kullanma zamanını, ölçü ve tarzını, her alandaki özel şartları gözönünde

tutarak; her görevli kendisi değerlendirir ve saptar.

Diğer silahların kullanılması, emirle ve

emirde belirtildiği şekilde olur.

Yetkilerin Kullanılması

Madde 41 - Zor ve silah kullanma yetkileri

dışında:

Polis Vazife ve Selahiyet Kanununda öngörülen

ve yönetmeliğin bu bölümünde ayrıntıları gösterilen görevlerin yapılması ve

yetkilerin kullanılması; İl Jandarma alay, ilçe jandarma bölük, bucak jandarma

takım ve jandarma karakol komutanlarına aittir.

Jandarma iç güvenlik birliklerinin diğer makam

ve memurları; geçerli bir yetki devri olmadıkça ya da yetkili amirlik

makamlarının emri olarak verilmedikçe, bu konudaki görevleri yapamaz ve

yetkileri kullanamazlar. Ancak bu konulara ilişkin bir ihlalle

karşılaştıklarında durumu bir tutanakla belgeler ve silsile yoluyla ilgili

makama gönderirler.

Suçların kovuşturulması yönünden Ceza

Muhakemeleri Usulü Kanununun öngördüğü yetkiler gözönünde tutulur.

Genel Görevler

Madde 42 - Jandarma; emniyet ve asayişi

sağlamak, kamu düzenini korumakla yükümlü olup, bu görevlerini iki şekilde

yürütür.

a. Kanunlara, tüzüklere, yönetmeliklere, hükümet

emirlerine ya da tebliğlere ve genel olarak kamu düzenine uygun olmayan

eylemleri, işlenmesinden önce kanun ve nizamlar çerçevesinde önlemek.

b. İşlenmiş olan bir suç hakkında Ceza

Muhakemeleri Usulü Kanunu ile diğer kanunlarda yazılı görevleri yapmak,

Jandarmanın görevlerini yerine getirirken önde

gelen amacı; insana taşınır ve taşınmaz eşyaya en az zarar verilerek, bozulan

kanun ve nizam ortamını yeniden kurmaktır.

Jandarma görevin yürütülüşünde kanuni

kısıtlamalara ve insani düşüncelere bağlıdır. Faaliyetlerine muhatap olanlara,

düşman gibi görülmemesi için gerekli özeni gösterir.

...”

2. Uluslararası Belgeler

92. 13/1/1993 tarihli Kimyasal Silahların Geliştirilmesi,

Üretimi, Stoklanması ve Kullanımının Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili

Sözleşme’ye (KSS) göre göz yaşartıcı gaz kimyasal silah sayılmamakta ve bu tür

gazların -iç ayaklanmaların kontrolü de dâhil olmak üzere- asayişin sağlanması

amacıyla kullanılmasına izin verilmektedir (Madde II § 7, 9 (d)). KSS,

Türkiye'de 11/6/1997 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

93. Kolluk Görevlileri Tarafından Zor ve Ateşli Silah

Kullanılması Hakkında Temel İlkeler’in (Birleşmiş Milletler [BM] Suçun

Önlenmesi ve Suçluların Islahı Sekizinci Kongresi, Havana, 27/8/1990 -

7/9/1990, BM, A/CONF.144/28/Rev.1, 1990, s. 112-115) ilgili bölümleri şöyledir:

“…

3. Öldürücü nitelikte olmayan etkisizleştirici

silahların geliştirilmesi ve dağıtılması hususu, olaylarla ilgisi bulunmayan

kişilerin zarar görme riskini en aza indirebilmek amacıyla dikkatli bir şekilde

değerlendirilmelidir ve bu tür silahların kullanımı titizlikle kontrol

edilmelidir.

...

5. Güç ve ateşli silahların, kanuna uygun

olarak kullanımı kaçınılmaz hale geldiğinde, kolluk görevlileri:

(a) Bu tür araçların kullanımına sınırlı olarak

başvurur ve suçun ağırlığı ve gerçekleştirilmesi hedeflenen meşru amaç ile

orantılı biçimde tasarrufta bulunur;

(b) Zarar ve yaralanmaları en aza

indireceklerdir ve insan yaşamına saygı gösterir ve onu korur;

(c) Yaralananlara veya müdahalelerden etkilenenlere,

mümkün olan en kısa sürede yardım ulaştırılmasını ve tıbbi yardım sağlanmasını

temin eder;

(d) Yaralananların veya müdahalelerden

etkilenenlerin akrabaları veya yakın arkadaşlarının, mümkün olan en kısa sürede

durumdan haberdar edilmelerini sağlar;

…

9. Kolluk görevlileri; ölüm veya ağır

yaralanmaya sebebiyet verecek yakın bir tehlikeye karsı kendilerini veya

başkalarını savunma, yaşamı ciddi şekilde tehdit eden özellikle ağır nitelikli

bir suçun islenmesini önleme, bu tür bir tehlike yaratan ve emirlere karsı

gelen bir kimseyi yakalama veya bu tür bir kimsenin kaçmasını önleme amaçları

dışında ve söz konusu amaçları gerçekleştirmede daha hafif yöntemler yetersiz

kalmadığı sürece başkalarına karsı ateşli silah kullanamaz. Her halükarda,

ateşli silahlara, ancak yaşamı koruma açısından büsbütün kaçınılmaz olduğu

hallerde başvurulmalıdır.

...

14. Kolluk görevlileri, ateşli silahları,

sadece daha az tehlikeli araçların kullanılmasının mümkün olmadığı hallerde ve

sadece gereken asgari ölçüde kullanabilirler. Kolluk görevlileri, ateşli

silahları, 9. ilke kapsamında belirtilen durumlar dışında kullanamaz.”

94. Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza

veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi (CPT), kanunların uygulanmasında bu tür

gazların kullanımına ilişkin endişelerini ifade etmiştir. CPT’nin görüşü

şöyledir:

“(…) Biber gazı, potansiyel olarak tehlikeli

bir maddedir ve kapalı alanlarda kullanılmamalıdır. Açık havada kullanılması

halinde bile, CPT’nin ciddi çekinceleri bulunmaktadır; istisnai olarak

kullanılması gerektiğinde, bölgede belirli güvenlik tedbirlerinin alınması

gerekmektedir. Örneğin, biber gazına maruz kalan kişiler derhal bir doktora

ulaştırılmalı ve bu kişilere panzehir sağlanmalıdır. Biber gazı, halihazırda

kontrol altına alınmış bir tutukluya karsı asla kullanılmamalıdır.” (CPT/Inf

[2009] 25).

95. CPT, Avrupa Konseyinin bazı üye devletlerine yaptığı

ziyaretlerle ilgili raporlarında aşağıdaki tavsiyelerde bulunmuştur:

“... (A) Biber gazı kullanımının kontrolüne

ilişkin olarak düzenlenecek açık bir yönerge, en azından şu hususları

içermelidir:

-biber gazının kapalı alanlarda kullanılmaması

gerektiğinin açıkça belirtildiği, biber gazının hangi durumlarda

kullanılabileceğine dair açık talimatlar;

-biber gazına maruz kalan tutukluların derhal

doktora ulaştırılmalarına ve kendilerine rahatlatıcı tedbirlerin sunulmasına

dair hakları;

-biber gazı kullanma yetkisi verilmiş

personelin nitelikleri, eğitimleri ve yeteneklerine ilişkin bilgiler;

-biber gazının kullanımına ilişkin yeterli bir

raporlama ve denetim mekanizması …” (CPT/Inf [2009] 8).

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

96. Mahkemenin 8/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

97. Başvurucu, Çanakkale E Tipi Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü

olarak bulunduğu sırada Cezaevinde yapılan ölüm orucu eylemlerini sonlandırmak

için gerçekleştirilen operasyonda kolluk kuvvetleri tarafından atılan gaz

bombasının sağ koluna isabet etmesi nedeniyle yaralandığını, yaralandıktan

sonra dört beş saat boyunca kendisine hiçbir tıbbi müdahalede bulunulmadığını,

gecikmeli olarak yapılan müdahalede dirseğinin üstünden kolunun kesildiğini,

terör hükümlüsü olması nedeniyle ayrımcılığa maruz kaldığını, operasyon

nedeniyle uğradığı zarar için açtığı tam yargı davasının kısmen kabulüne karar

verildiğini; ancak, bu kararın Danıştay tarafından davanın tamamen reddine

karar verilmesi yönünde bozulduğunu, devletin gözetim ve koruması altındaki bir

infaz kurumunda gerçekleştirilen operasyona kendisinin sebebiyet vermediğini,

devletin cezaevlerinde güvenliği sağlama görevinin olduğunu, Cezaevindeki

hizmet kusurunun nedeninin idare olduğunu, operasyon sırasında orantısız güç

kullanıldığını, İdare Mahkemesinde açtığı davanın on iki yıldan fazla bir

süreden beri devam ettiğini belirterek Anayasa’nın 10., 17. ve 36. maddelerinde

güvence altına alınan yaşam hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı, adil

yargılanma hakkı ve ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin

tespiti ve tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

98. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder(Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bir olayda yaşam hakkına ilişkin ilkelerin

uygulanabilmesi için gerekli şartlardan biri doğal olmayan bir ölümün

gerçekleşmesi olmakla birlikte bazı durumlarda ölüm gerçekleşmese dahi olayın

yaşam hakkı çerçevesinde incelenebilmesi mümkündür. AİHM de ölümle

sonuçlanmayan yaralanma olaylarını kişiye karşı kullanılan gücün derecesi, türü

ve güç kullanımının ardında yatan niyet ve amacı diğer faktörlerle birlikte

dikkate alarak yaşam hakkı kapsamında inceleyebilmektedir(Mehmet Karadağ, B. No: 2013/2030,

26/6/2014, § 20) Somut olayda Ceza İnfaz Kurumunda çıkan isyanı bastırmak için

güvenlik güçlerinin attığı potansiyel olarak ölüm neticesini doğurmaya

elverişli göz yaşartıcı bombanın başvurucunun uzuv kaybı olacak ve hayati

tehlike geçirecek şekilde yaralanması sonucunda dirsek üstünden kolunun kesilmesine

sebep olduğundan başvuru, Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence

altına alınan yaşam hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.

99. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle Anayasa’nın

36. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de makul sürede yargılanma

hakkına ilişkin iddiaların yaşam hakkı ile işkence ve kötü muamele yasağının

usul yükümlülüğü kapsamında kalması nedeniyle adil yargılanma hakkı yönünden

ayrıca inceleme yapılmamıştır.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

100. Bakanlık görüşünde kabul edilebilirliğe ilişkin olarak

başvuru konusu olayın 2000 yılında meydana gelmesi nedeniyle zaman bakımından

yetki hususuna dikkat çekmiştir.

101. Başvurucu, Bakanlığın bu konudaki görüşüne karşı zaman

bakımından yetki konusunda yargılama sonunda verilen kararın kesinleşme

tarihinin dikkate alınması gerektiğini ileri sürmüştür.

a. Yaşam Hakkının Maddi

Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

102. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesinin (8)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları

inceler."

103. Bu hüküm gereğince Anayasa Mahkemesi 23/9/2012 tarihinden

sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler. Dolayısıyla Mahkemenin zaman bakımından yetkisi bu

tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel

başvurularla sınırlı olduğundan (G.S.,

B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14) başvuru konusuna ilişkin olayın gerçekleşme

tarihinin bir önemi bulunmamaktadır.

104. Somut olayda başvuru konusu iddialarla ilgili Çanakkale

İdare Mahkemesinin kısmi ret kararının Danıştay Onuncu Dairesinin 10/13/2013

tarihli karar düzeltme talebinin reddi kararıyla kesinleşmesi nedeniyle

başvurunun Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamında kaldığı

değerlendirilmiştir.

105. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddialarda başvurucunun uğradığı zararın telafisi için

birden fazla yol bulunmakta ise de bunlardan en etkin olanı ceza soruşturması

ve/veya kovuşturması olduğundan bu yol tüketilmeksizin yapılan başvurunun kabul

edilebilir olup olmadığının da değerlendirilmesi gerekmektedir.

106. Başvurucunun yaralanmasıyla sonuçlanan olayla ilgili olarak

kolluk görevlileri hakkında Çanakkale 1. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2013/42

esasında kasten yaralama suçundan açılan kamu davasına ilişkin olarak

18/12/2014 tarihinde verilen beraat kararı temyiz incelemesi için hâlen

Yargıtay 1. Ceza Dairesinde bulunmaktadır (bkz. § 66).

107. Başvurucu Çanakkale 1. İdare Mahkemesinin 9/7/2008 tarihli

ve E.2007/190, K.2008/363 sayılı kararına karşı yaşam hakkı ile işkence ve kötü

muamele yasağının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuştur.

108. Yaşam hakkının ihlaline ilişkin olaylarda Anayasa'nın 17.

maddesi gereğince devletin, ölümcül saldırı durumunda sorumluların tespitine ve

cezalandırılmasına imkân verebilecek nitelikte ceza soruşturması yürütme

yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda yürütülen idari ve hukuki

soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, yaşam hakkı

ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 55). Esasen yaşam hakkı kapsamında kalan başvurularda,

yetkililerin olaya ilişkin ceza soruşturması yapılmaksızın sadece tazminat

ödenmesiyle sınırlı kalınması hak ihlaline yol açabilecektir (Mehmet Orhan ve diğerleri, B. No:

2012/1258, 19/11/2014, § 36)

109. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

110. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

111. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe

Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

112. Kural olarak bir işlem ya da kararın bireysel başvuruya

konu olabilmesi için bu hususta öngörülen tüm kanun yollarının tüketilmesi

gerekir. 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer

verilen kanun yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel başvurunun temel hak

ihlallerini önlemek için son ve olağanüstü bir çare olmasının doğal sonucudur.

Diğer bir ifadeyle temel hak ihlallerini öncelikle idari makamların ve derece

mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunu

zorunlu kılmaktadır (Necati Gündüz ve Recep

Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 20, 21).

113. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuru

yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı

sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili

başvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca başvuru yollarını

tüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup bu kurala

riayetin denetlenmesinde münferit başvurunun koşullarının dikkate alınması

esastır. Bu anlamda yalnızca hukuk sisteminde birtakım başvuru yollarının

varlığının değil aynı zamanda bunların uygulama şartları ile başvurucunun

kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Bu

nedenle başvurucunun, kendisinden başvuru yollarının tüketilmesi noktasında

beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin başvurunun özellikleri

dikkate alınarak incelenmesi gerekir (Işıl

Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 42).

114. Başvuruya konu olayla ilgili olarak gerek başvurucunun şikâyeti

gerekse resen yürütülen soruşturmalar sonucunda açılmış ve neticelenmiş olan

davalar yanında derdest olan dava, yürütülen ve kesinleşmemiş kovuşturmalar

bulunmakta ise de başvuru konusu olayda devletin yaşam hakkı kapsamındaki

yükümlülüklerinin Anayasa Mahkemesince bu aşamada incelenmesi ve bu

yükümlülüklere uygun davranılıp davranılmadığının belirlenmesi ikincil koruma

mekanizması ile çelişmeyecektir (Rahil Dink

ve diğerleri, B. No: 2012/848 , 17/7/2014, § 76) Bir ihlal iddiasına

ilişkin olarak başvurulabilecek birden fazla etkili başvuru yolunun bulunması

durumunda, kural olarak başvurucunun aynı amacı taşıyan başvuru yollarının

tamamını tüketmesi beklenemez (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Kozacıoğlu/Türkiye, B. No: 2334/03,

19/2/2009, § 40).

115. Diğer taraftan etkili bir başvurudan söz edebilmek için

başvuru yolunun sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolun

uygulamada fiilen de etkili olması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü

ele alma yetkisine sahip bulunması gerekir.Ancak bir hak ihlali iddiasını

önleyebilme, devam etmekteyse sonlandırabilme veya sona ermiş bir hak ihlalini

karara bağlayabilme ve bunun için uygun bir giderim sunabilmesi hâlinde başvuru

yolunun etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir. Yine vuku bulmuş bir hak

ihlali iddiası söz konusu olduğunda tazminat ödenmesinin yanısıra sorumluların

ortaya çıkarılması bakımından da usule ilişkin yeterli güvencelerin sağlanması

gerekir (Sedat Selim Ay, B. No:

2013/2355, 7/11/2013, § 28).

116. Bir soruşturmanın açılmayacağını, soruşturmada ilerleme

olmadığını, etkili bir ceza soruşturması yapılmadığını ve ileride de etkili bir

soruşturmanın yürütüleceği konusunda gerçekçi bir şans olmadığının farkına

vardıkları veya varmaları gerektiği andan itibaren başvurucuların yaptığı

bireysel başvurular kabul edilebilmelidir. Yaşam hakkı ile ilgili böyle bir

durumda başvurucular gerekli özeni göstermeli, inisiyatifi ele alabilmeli ve

şikâyetlerini çok uzun süre geçirmeden Anayasa Mahkemesine sunabilmelidirler.

Soruşturmanın çok uzun sürmesi ve soruşturma süreci tamamlanmadan başvuru

yapılması konusunda başvuruculara karşı çok katı bir tutum takınılmamalıdır (Rahil Dink ve diğerleri, 77).

117. Kamu görevlisi olan sanıklar hakkında kasten öldürme ve

yaralama suçlarından Çanakkale 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 16/9/2008

tarihli delil yetersizliği nedeniyle verilen beraat kararının temyiz edilmesi

üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 12/12/2012 tarihli ilamıyla eylemlerin bir

isyanın bastırılması sırasında meşru savunma kapsamında gerçekleştirildiği, bu

nedenle 5271 sayılı Kanun’un 223. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendi

uyarınca beraat kararı verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmuştur (bkz. § 64).

118. Bozmaya uyarak yargılamaya devam eden İlk Derece Mahkemesi

tarafından 18/12/2014 tarihinde bozma ilamı doğrultusunda meşru müdafa

hükümlerine göre sanıkların beraatlerine karar verilmiştir. Verilen bu karar

temyiz incelemesi için hâlen Yargıtayda bulunmaktadır. Olay tarihi olan

18/12/2000’den beri on beş yıldan fazla bir süre devam eden yargılamanın

bitirilememiş olması, beraat kararının Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda

verilmiş olması dikkate alındığında başvurucuya karşı işlenen suç yönünden bu

aşamadan sonra ceza kovuşturmasının telafi edici bir etkinliğinin bulunduğunun

söylenme imkânı bulunmamaktadır.

119. Başvurucu yönünden neredeyse hiçbir başarı imkânı kalmayan

ceza kovuşturmasının kesinleşmesinin beklenmesi, başvuru için gerekli şeklî

birtakım eksikliklerin tamamlanmasından öte bir değer taşımayacaktır. Zira hukuk

sistemindeki alternatif bütün giderim yollarını kullanan başvurucunun

kendisinden kaynaklanmayan bazı nedenlerle başvurularının bir kısmının

neticelenmemesinin kendi aleyhine sonuç doğuracak şekilde yorumlanması,

bireysel başvurunun amacıyla örtüşmediği gibi birbirinden bağımsız olarak

öngörülen başvuru yollarının kendi içinde etkinliğinin ortadan kaldırılması

sonucunu doğuracaktır. Esasında başvurucu, Anayasa’nın 17. maddesi bakımından

tek başına etkin ve yeterli bir hukuk yolu teşkil eden ceza yargılaması yolunu

gerektiği gibi kullanmış; kamu makamlarına ihlalin giderilmesi fırsatını

tanımıştır.

120. Açıklanan nedenlerle yaşam hakkının ihlal edildiği

iddialarına konu fiillerde en etkin giderim yolu olan ceza yargılamasının

etkisiz bir yol olduğu açığa çıktıktan sonra bu yolun tüketilmesinin beklenmesi

gerekli olmadığından başvurunun incelenmesine karar verilmiştir.

121. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan yaşam

hakkının maddi boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Yaşam Hakkının Usuli Boyutunun İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

122. Başvurucu, idare mahkemesinde açmış olduğu tam yargı

davasının on iki yıldan fazla süredir devam ettiğini, bu nedenle makul sürede

yargılanma hakkı bağlamında yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

123. Devletin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığı koruma

hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüklerin bir de usule ilişkin yönü

bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, bir kişinin maddi ve

manevi varlığının zarar görmesine sebep olan olaylar ile doğal olmayan her ölüm

olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını

sağlayabilecek etkili bir resmî soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir

soruşturmanın temel amacı, kişilerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi

varlıklarını koruyan hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve

kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda, bunların

sorumlulukları altında meydana gelen ölümler ile bireylerin maddi ve manevi

varlığına verilen zararlar için hesap vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

124. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı ile maddi

ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında devletin yerine getirmek zorunda

olduğu pozitif yükümlülüklerin usule ilişkin boyutu, yaşanan ölüm olayının veya

bireylerin maddi ve manevi varlığının zarar görmesine sebep olan vakaların tüm

yönlerinin ortaya konmasına ve sorumlu kişilerin belirlenmesine imkân tanıyan

bağımsız bir soruşturma yürütülmesini gerektirmektedir (Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841,

23/1/2014, § 94).

125. Bununla birlikte ölüm olayını aydınlatmak üzerine yürütülen

ceza soruşturmaları ile mağdurların kendi inisiyatifleri ile hukuk veya idare

mahkemesinde açtıkları dava yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli

olmayıp bu yolun uygulamada fiilen de etkili olması ve başvurulan makamın,

ihlal iddiasının özünü ele alma yetkisine sahip bulunması gereklidir. Ancak bir

hak ihlali iddiasını önleyebilme, devam etmekteyse sonlandırabilme veya sona

ermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilme ve bunun için uygun bir giderim sunabilmesi

hâlinde başvuru yolunun etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir Canan, § 26; Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, §

39).

126. Yürütülecek soruşturmalarda makul bir hızda

gerçekleştirilme ve özen gösterilme zorunluluğu da zımnen mevcuttur. Elbette ki

bazı özel durumlarda soruşturmanın veya kovuşturmanın ilerlemesine engel olan

unsurlar ya da güçlükler bulunabilir. Ancak bir soruşturmada ve devamında

yapılan kovuşturmada yetkililerin hızlı hareket etmeleri, yaşanan olayların

daha sağlıklı bir şekilde aydınlatılabilmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüne

olan bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya

da kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi açısından kritik bir

öneme sahiptir (Deniz Yazıcı, B.

No: 2013/6359, 10/12/2014,§ 96; Filiz Aka,

§ 29).

127. Yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığı koruma hakkı

kapsamında yürütülecek olan ceza soruşturmalarının yanı sıra hukuki sorumluluğu

ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarının da

makul derecede ivedilik ve özen şartını yerine getirmesi gerekmektedir. Derece

mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda, Anayasa'nın

17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıp

yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafından

değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda

gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya

çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli

rolün zarar görmesine engel olacaktır (Cemil

Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 110; Filiz Aka, § 33).

128. Yaşam hakkına ilişkin açılan tam yargı davalarında makul

sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı idareye başvuru tarihidir. Somut

olayda başvurucu 19/12/2001 tarihinde zararının giderilmesi için idareye

yaptığı başvurunun reddedilmesi üzerine 15/4/2002 tarihinde Bursa 1. İdare

Mahkemesine dava açmış, Mahkeme tarafından davanın ehliyet yönünden reddine

dair 21/5/2003 tarihli karar Danıştay Onuncu Dairesinin 7/3/2006 tarihli

ilamıyla bozulmuş; bozmadan sonra Çanakkale İdare Mahkemesinin 9/7/2008 tarihli

kararıyla davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, bu kararın da temyiz edilmesi

üzerine Danıştay Onuncu Dairesinin 28/11/2011 tarihli kararıyla hüküm

reddedilen kısım yönünden onanmış, kabul edilen kısım yönünden ise bozulmuştur.

Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda İlk Derece Mahkemesinin 14/3/2014

tarihli kararıyla davanın reddine karar verilmiş, bireysel başvuru yapıldıktan

sonra bu karar Danıştayın aynı Dairesi tarafından 29/2/2016 tarihinde

onanmıştır (bkz. §§ 72-83).

129. Anayasa Mahkemesinin kararını verdiği tarih itibarıyla 14

yıldan fazla süren yargılama, makul sürede bitirilememiştir. Aynı konuda daha

önce AİHM’e müracaatta bulunan başvurucuya etkili soruşturma yükümlülüğü

kapsamında makul sürede yargılamanın bitirilmediği gerekçesiyle 27/1/2015

tarihinde 8.000 avro ödenmesine karar verilmiştir (bkz. §§ 85-87).

130. Öncelikle AİHM tarafından verilen ihlal ve tazmin kararının

Anayasa Mahkemesini bağlayıcı nitelikte olup olmadığı, başvurucunun mağdur

sıfatını ortadan kaldırıp kaldırmadığı değerlendirilerek kabul edilebilirlik

hakkında karar verilmesi gerekmektedir.

131. Bireysel başvurunun uygulamaya başlandığı 23/9/2012’ten

sonra kesinleşen idari ya da yargısal kararlar nedeniyle Anayasa’da güvence

altına alınan temel hak ve hürriyetlerinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

(AİHS/Sözleşme) ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi

birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla bireyler tarafından

Anayasa Mahkemesine başvurulabilir. Anılan tarihten önce ise kamu gücü

tarafından yapıldığı ileri sürülen ihlal iddialarıyla ilgili şartları taşıması

hâlinde AİHM’e başvurulabilmekteydi. Bu tarihten sonra Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuru yolunu tüketmeden artık AİHM’e başvurulması mümkün değildir (Hasan Uzun/Türkiye [k.k.], B. No:

10755/13, 3/1/2013). Zira gerek Anayasa Mahkemesine gerekse AİHM’e yapılan

bireysel başvurular koruma sistemi bakımından ikincil niteliktedir.

132. AİHS’in 46. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca

AİHM’in kesinleşmiş ihlal kararları taraf devletler açısından bağlayıcıdır.

AİHM ihlal kararının taraf devlet açısından bağlayıcı olması, Anayasa Mahkemesi

tarafından ihlal niteliğinde olmayan kararlar yönünden yeniden değerlendirme

yapılması ve ihlal kararlarındaki miktardan daha fazla tazminat verilmesi

imkanını ortadan kaldırdığı anlamına gelmemektedir. Ancak AİHM tarafından

verilen ihlal ve tazmin kararı sonucunda diğer şartların gerçekleşmesi

durumunda başvurucunun mağdur sıfatının ortadan kalkması mümkündür. Ancak bu

durum ne AİHM’in Türk Anayasa Mahkemesinin yerine ne de Türk Anayasa

Mahkemesinin AİHM’in yerine geçerek onun adına karar verebileceği anlamına

gelmektedir.

133. Anayasa Mahkemesi açısından idari makamlar ve derece

mahkemeleri tarafından başvurucular lehine bir tedbir ya da kararın alınması

suretiyle ihlalin tespit edilmesi ve verilen karar ile bu ihlalin uygun ve

yeterli biçimde giderilmesi hâlinde ilgili tarafın artık mağdur olduğu ileri

sürülemeyecektir. Bu iki koşul yerine getirildiği takdirde bireysel başvuru

mekanizmasının ikincil niteliği dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin inceleme

yapmasına gerek kalmayacaktır. (Sadık Koçak

ve diğerleri, § 83; Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 61, 74).

134. Aynı şekilde AİHM de ulusal yetkililerce ihlalin tespit

edilmesi ve verilen karar ile bu ihlalin uygun ve yeterli biçimde giderilmesi

hâlinde başvurucunun, Sözleşme'nin 34. maddesi anlamında bundan böyle mağdur

olduğunu ileri süremeyeceğini belirtmektedir (Fatma

Yüksel/Türkiye, B. No: 51902/08, 9/4/2013, § 44). AİHM, bunun

yanısıra cezanın hafifletilmesi veya ulusal makamlarca başvurucu lehine bir

tedbir ya da kararın alınması doğrultusunda ihlalin alenen kabul edilmesi veya

en azından yeterli ve uygun ölçüde giderilmesi neticesinde mağdur sıfatının

kaybedileceğini kabul etmektedir (Scordino/İtalya,

[BD], B. No: 36813/97, 29/3/2006, §§ 178 ve devamı).

135. Başvuru konusu olayda Çanakkale E Tipi Ceza İnfaz Kurumunda

ölüm oruçlarını sonlandırmak için güvenlik kuvvetleri tarafından yapılan

müdahale sırasında 21/12/2000 tarihinde başvurucu, sağ kolu dirsek üstünden

kesilecek, gaz bombasının isabet etmesi nedeniyle hayati tehlike geçirecek ve

uzuv zaafı oluşturacak şekilde yaralanmıştır. Başvurucunun AİHM’e 17/1/2004

tarihinde yaptığı başvuru sonucunda 27/1/2015 tarihli kararla yaşam hakkının

usul yükümlülüğünün ihlal edildiği gerekçesiyle başvurucuya 8.000 avro manevi

tazminat verilmesine karar verilmiştir. Yargılamanın uzun sürmesi dolayısıyla

başvurucu lehine verilen 8.000 avro tazminat miktarının, dava dosyalarının

mahiyeti, davada müşteki ve sanık olan kişilerin sayısı dikkate alındığında

uygun ve yeterli miktarda giderim oluşturduğu anlaşılmaktadır.

136. Açıklanan nedenlerle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal

edildiği iddiası yönünden başvurucunun mağdur sıfatının kalktığı

anlaşıldığından başvurunun kişi bakımından

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

c. İşkence ve Kötü

Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

137. Başvurucu 21/12/2000 tarihinde yaralandıktan sonra dört beş

saat boyunca kendisine hiçbir tıbbi yardım sağlanmadığını, gecikmeli olarak

yapılan tıbbi müdahaleden dolayı kolunun kesildiğini, bu şekilde işkence ve

kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

138. Bakanlık görüşünde, AİHM ve Anayasa Mahkemesinin ilke

kararlarına atıfta bulunularak güvenlik kuvvetlerinin gerekli uyarılarına bazı

hükümlü ve tutukluların silahlı olarak karşılık verdiği, bunun sonucunda bir

askerin hayatını kaybettiği, operasyonun üç günde tamamlandığı, hükümlülerden

de dört kişinin vefat ettiği, kendini yakan hükümlü F.K.nin kurtarılması için

güvenlik güçleri tarafından yoğun çaba harcandığı, itfaiye tarafından su

sıkıldığı, gaz bombası kullanıldığı, iş makineleriyle duvar yıkıldığı

belirtilerek Anayasa Mahkemesi tarafından daha önceden verilen ilke

kararlarının dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir.

139. Başvurucu yaralandıktan sonra tıbbi yardımın dört beş

saatlik gecikmeden sonra sağlandığı konusunda Anayasa Mahkemesine herhangi bir

belge ibraz etmemiştir. Ancak başvurucunun AİHM’e yaptığı başvuru sonucunda

verilen 27/1/2015 tarihli ve 7309/04 sayılı kararında Çanakkale Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından 25/12/2003 tarihinde bu iddia hakkında kovuşturmaya yer

olmadığına karar verildiği, başvurucunun bu karara itiraz ettiğini gösteren

herhangi bir bilgi bulunmadığı belirtilmiştir (bkz. § 87).

140. Başvurucu aynı konuda aynı maddi vakıaların anlatıldığı dava

dilekçesiyle Çanakkale İdare Mahkemesine tam yargı davası açtığından (bkz. §§

72-83) bu konudaki şikâyeti üzerine yapılan ceza soruşturmasındaki başvuru

yollarını tüketmemesine rağmen dava hakkında kabul edilemezlik kararı

verilmemiştir. Zira başvurucunun kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak

Cumhuriyet Savcılığı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına, İdare Mahkemesi

tarafından da davanın reddine dair verilen bu kararlar farklı zamanlarda

neticelenmekle birlikte -aşamaların aynı olay kapsamında kamu görevlilerinin ve

devletin sorumluluğuna yönelik olduğu gözetildiğinde- soruşturmanın bir bütün

olarak değerlendirilmesinde Çanakkale İdare Mahkemesinin kararının kesinleşme

tarihi dikkate alınmıştır (Süleyman Deveci,

B. No: 2013/3017, 16/12/2015, § 69).

141. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin

birinci fıkrasıyla insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da

kimseye “işkence” ve “eziyet” yapılamayacağı, kimsenin “insan haysiyetiyle

bağdaşmayan” ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 80).

142. Devletin, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 81).

143. Anayasa’nın 17. maddesi cezaevinde tutulan bir hükümlü veya

tutuklunun içinde bulunduğu şartların insan onuruna yakışır bir şekilde

olmasını da koruma altına almaktadır. İnfazın yöntemi ve infaz sürecindeki

davranışların mahkûmları, özgürlükten mahrum kalmanın doğal sonucu olan

kaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla sıkıntılı veya eziyetli bir duruma

sokmaması gerekir. Cezaevinde tutulmanın pratik gerekleri çerçevesinde

mahkûmların sağlık ve esenlikleri gibi hususların yeterli bir şekilde güvence

altına alınması ve makhûmlara gerekli tıbbi yardımın sağlanması da insan

onuruna yakışır koşulların sağlanması için gereklidir (Turan Günana, B. No: 2013/3550,

19/11/2014, § 39). Bu çerçevede hasta bir kişinin uygun olmayan fiziki ve tıbbi

koşullarda tutulması da Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı bir

muamele olarak kabul edilebilir (Murat

Karabulut, B. No: 2013/2754,

18/2/2016, § 65).

144. Somut başvuruda Cezaevinde yapılan operasyon sona erince

21/12/2000 tarihinde saat 14.00’te tutanak tanzim edilmiştir. Bu tutanağa göre

saat 11.30 civarında M.K. ve S.İ. dışarı çıkmışlardır. Bu kişilerden hemen

sonra başvurucunun da aralarında bulunduğu on sekiz kişi binadan çıkmıştır.

Olay yeri saat 12.15’te tamamen tahliye edilerek operasyon sona ermiştir.

Çanakkale Devlet Hastanesinin Yoğun Bakım Ünitesi hasta izleme formuna göre ise

başvurucu 21/12/2000 tarihinde saat 12.15’te ameliyata alınmıştır. Ayrıca

AİHM’in dosyasında bulunan ancak bireysel başvuru dosyasına ibraz edilmeyen

tutanağa göre başvurucunun kolundaki fişek saat 11.00 civarında çıkarılarak

Cumhuriyet Savcılığına gönderilmiştir.

145. Başvurucunun tıbbi müdahalenin, operasyonun sona ermesinden

dört beş saat sonra yapıldığı iddialarının doğru olduğu varsayılırsa saat

16.00-17.00 civarında kendisine tıbbi müdahale yapıldığının kabul edilmesi

gerekmektedir. Ancak dosyada bulunan ve birbirini teyit eden Çanakkale Devlet

Hastanesinin yoğun bakım hasta izleme formu, başvurucunun kolundaki fişeğin

saat 11.00’de çıkarıldığına dair tutanak ve operasyondan sonra saat 14.00’te

tanzim edilen tutanaklardaki birbirini doğrulayan bilgilere göre başvurucuya,

en geç ameliyata alındığı saat 12.15’te tıbbi yardımda bulunulmuştur. Bu süreye

başvurucunun ambulansla Hastaneye geliş süresi de eklendiğinde tıbbi müdahalede

olağan dışı bir gecikme yaşandığına dair bir bilgi bulunmamaktadır.Ayrıca

başvurucu tarafından bu iddiasını kanıtlayabilecek nitelikte bir kanıt sunulmamıştır.

146. Öte yandan Çanakkale Devlet Hastanesinin 21/12/2000 tarihli

raporuna göre başvurucunun sağ kolunda bulunan açık kırık ve yabancı nesnenin

yol açtığı kompartman sendromuna, fasyotomi

ve dekomprasyon yoluyla cerrahi

olarak müdahale edilerek yabancı cismin çıkarıldığı, daha sonra başvurucunun

Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi Plastik Cerrahi Servisine sevk edildiği

anlaşılmaktadır.

147. İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Hastanesinde

hükümlülere tahsisli yer bulunmadığından, 23/12/2000 tarihinde yaklaşık otuz

saatlik gecikmeyle saat 18.50 sıralarında başvurucu Cerrahpaşa Tıp Fakültesi

Hastanesi Plastik Cerrahi Servisine sevk edilmiştir. Başvurucu bu Hastanede iki

hafta kaldıktan sonra 5/1/2001 tarihinde amputasyona

karar verilmiştir.

148. Başvurucunun Plastik Cerrahi Servisine sevk edilmesindeki

gecikmenin tek başına başvurucuya ampütasyon

uygulanmasına yol açtığını gösterecek bir tıbbi tespit ya da

başvurucu tarafından bu yönde alınmış herhangi bir bilirkişi raporu ya da uzman

mütalaası bulunmamaktadır. Başvurucu İstanbul’daki hastaneye sevk edilinceye

kadar ilk tıbbi müdahalenin yapıldığı Çanakkale Devlet Hastanesinde tutulmuş,

sevki de ambulansla gerçekleştirilmiştir. Başvurucunun sürekli hekim

gözetiminde tutulmuş olması, ayrıca Cerrahpaşa Tıp Fakültesine sevk edildiği

tarihten iki hafta sonra kolunun kesilmesine karar verilmiş olması

gözetildiğinde ihmal nedeniyle ampütasyon

uygulandığı, dolayısıyla kötü muamelede bulunulduğunun söylenebilmesi mümkün

görünmemektedir.

149. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

d. Ayrımcılık Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

150. Başvurucu; terör hükümlüsü olması nedeniyle kötü muameleye

maruz kaldığını, kamu görevlileriyle aynı olanaklara sahip olmadan silahların

eşitliği ilkesine aykırı olarak yargılandığını ileri sürmüştür.

151. Anayasa'nın 10. maddesi şöyledir:

"Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi

düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım

gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

...

Devlet organları ve idare makamları bütün

işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek

zorundadırlar."

152. Başvurucunun, Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik

ilkesinin ihlal edildiğine yönelik iddialarının soyut olarak değerlendirilmesi

mümkün olmayıp iddiaların Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel

hak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 33).

153. Ayrımcılık yasağının ihlal edilip edilmediğinin

tartışılabilmesi için kural olarak kişinin hangi temel hak ve özgürlüğü

konusunda, ayrıca hangi temele dayalı olarak ayrımcılığa maruz kaldığının

tespiti gerekir. Ayrımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi için başvurucunun,

kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile kendisine

yapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ifade etmesi yeterli

olmayıp ayrıca bu farklılığın meşru bir temeli olmaksızın ırk, renk, cinsiyet,

din, dil vb. bir ayrımcılık temeline dayandığını makul delillerle ortaya

koyması gerekir (Adnan Oktar [2],

B. No: 2013/514, 2/10/2013, § 46).

154. Somut olayda başvurucunun, kendisine hangi temele dayalı

olarak ayrımcılık yapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadığı gibi

belirtilen iddiasını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da

sunmadığı anlaşılmış olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

155. Açıklanan nedenlerle başvurucu ihlal iddialarını

kanıtlayacak herhangi bir delil ileri sürmediğinden başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

156. Başvurucu; yapılan operasyon sırasında kolluk kuvvetleri

tarafından orantısız güç kullanılarak atılan gaz bombasının sağ koluna isabet

etmesi nedeniyle yaralandığını, gerçekleştirilen müdahalede kolunun dirsek

üstünden kesildiğini, açtığı tam yargı davasının reddedildiğini, Cezaevinde

operasyon yapılmasına neden olan hizmet kusurunun idareye ait olmasına rağmen

davanın reddedildiğini belirterek yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

157. Bakanlık, başvurucunun bu iddiasına ilişkin görüş

bildirmemiştir.

a. İlkeler

158. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesinin

birinci ve dördüncü fıkraları şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Meşru müdafaa hali, yakalama ve tutuklama

kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının

önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstü

hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah

kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen öldürme

fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır.”

159. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı, birbiriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez haklardan

olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır.

Devletin, negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin

yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,bunun yanısıra, pozitif

bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek

kamusal makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin

eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır

(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§§ 50, 51).

160. Kamu görevlilerinin güç kullanması sonucu gerçekleştiği

iddia edilen ölüm olaylarının da devletin sahip olduğu “hiçbir bireyin yaşamına

son vermeme” negatif yükümlülüğü kapsamında incelenmesi gerekmektedir. Bu

yükümlülük hem kasıtlı bir biçimde öldürmeyi hem de kasıt olmaksızın ölümle

sonuçlanan güç kullanımını içermektedir. Güç kullanımı, bedenî kuvvet

kullanılması, diğer maddi güç araçlarının kullanılması veya silah kullanılması

şeklinde gerçekleşebilecektir (Cemil

Danışman, § 44)

161. Anayasa'nın 17. maddesinin son fıkrasına göre kamu

görevlilerince güç kullanılmasının bir anlamda en ağır düzeyini ifade eden

silah kullanılmasına “meşru müdafaa” ile “bir ayaklanma veya isyanın

bastırılması” gibi kuralda sayılan durumlarda cevaz verilebilecektir. Ancak söz

konusu durumlardaöldürücü kuvvete başvurulmasının yaşam hakkının ihlalini

doğurmaması için güç kullanmayı gerekli kılacak “zorunlu bir durum”un varlığı

aranacaktır (Cemil Danışman, §

45).

162. Kişilere karşı silah kullanılmasına olanak sağlayan Anayasa’nın

17. maddesinin koşulları gerçekleştiğinde kolluk güçlerinin bedeni kuvvet ve

maddi güç kullanmasına öncelikle izin vereceğinin kuşkusuz olduğu, kamu

düzenini sağlamakla yükümlü olan polisin (kolluk kuvvetlerinin) suç niteliğinde

olan eylemleri başka türlü engelleme olanağı kalmadığında son çare olarak zora

başvurabilmesine yönelik düzenlemelerin Anayasa’ya aykırılık oluşturmayacağı,

diğer yandan kolluk güçlerinin kendilerine karşı kullanılacak güç ile

orantılılığı aranmaksızın ve kademeli olarak etkisiz kılma yöntemleri

belirtilmeksizin “ateşli silah” kullanmalarına imkân veren yasal düzenlemelerin

Anayasa’ya aykırı olacağı belirtilmiştir (AYM, E.1996/68,K.1999/1, 6/1/1999).

163. Anayasa’nın “Temel hak

ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

164. Bütün temel hak ve özgürlükler için geçerli sınırlama

koşullarını düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi

gereği kişilerin temel haklarından mahrum bırakılmaları hâlinde elde edilmek

istenen kamu yararı ile temel hakkından mahrum bırakılan bireyin hakları

arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §

37).

165. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”, “gereklilik” ve

“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,

“gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını

yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,

“orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç

arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).

166. Anayasa’daki düzenlemeye benzer şekilde AİHS’in 2.

maddesine göre bir ölüm, a) bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunmasının

sağlanması, b) bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanmasını gerçekleştirme

veya usulüne uygun olarak tutulu bulunan bir kişinin kaçmasını önleme, c) bir

ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması durumlarında “mutlak

zorunlu olanı aşmayacak bir güç kullanımı” sonucunda meydana gelmişse yaşam

hakkının ihlalinin gerçekleştiğinden söz edilemez.

167. Anayasa’da yaşam hakkına güç kullanmak suretiyle yapılacak

müdahalelere ilişkin Anayasa Mahkemesinin bu konuda daha önce vermiş olduğu

kararlar birlikte değerlendirildiğinde kolluk güçlerinin ancak Anayasa’da

belirtilen amaçlara ulaşmak adına başka bir çarenin kalmadığı “zorunlu

durumlarda” silah kullanabilmelerine izin verdiği söylenebilecektir. Ayrıca

silah kullanarak ulaşılmak istenen amaç ile karşı karşıya kalınan güce nispeten

“ölçülü” olma şartı bulunmaktadır (Cemil

Danışman, § 50).

168. Göz yaşartıcı gaz silahlarının uygun olmayan bir şekilde

ateşlenmesi sonucunda gaz fişeklerinin ciddi yaralanmalara ya da ölüme yol açma

riski bulunması nedeniyle ateşli silah kullanımına ilişkin olarak Anayasa

Mahkemesinin kabul ettiği ilkelerin uygun düştüğü ölçüde bu silahların

kullanımının da değerlendirme kriteri olarak kullanılması gerekmektedir (Turan Uytun ve Kevzer Uytun, B. No:

2013/9461, 15/12/2015, § 59).

169. Bu kapsamda yürüttükleri operasyonlarda gaz bombası

kullanımı konusunda kolluk güçlerini yetkilendiren ve kullanım yöntemini

yeterli ve etkili bir şekilde düzenleyen mevzuatın bu silahların keyfî ve aşırı

kullanımına engel olacak ve kişiyi istenmeyen kazalara karşı koruyacak

güvenceleri içermesi gerekmektedir (Turan

Uytun ve Kevzer Uytun, § 60).

170. Göz yaşartıcı silahların kullanımı açısından yukarıdaki

ilke dikkate alındığında bu silahların doğrudan ve dik bir açıyla müdahalede

bulunulan kişilere tutularak ateşlenmemesi, bunun yerine silahın menzili

dikkate alınarak havaya doğru uygun bir açıyla hedeflenen noktaya ulaşabilecek

bir atışın yapılması gerekmekte olup böylelikle ciddi ve ölümcül yaralanmaların

yaşanmasına engel olunabilecektir (Turan

Uytun ve Kevzer Uytun, § 61).

171. AİHM de ölüm ya da yaralanmanın güvenlik güçlerinin silah

kullanımı sonucu gerçekleştiğinin tartışmasız olduğu olaylarda, bu konudaki

ispat yükünün Taraf Devlete ait olduğunu kabul etmekte ve “mutlak zorunlu olanı

aşmayacak bir güç kullanımı” gerçekleştiğinin kanıtlanamaması hâlinde yaşam

hakkının usul ve esas yönünün ihlal edildiğine karar vermektedir (Bektaş ve Özalp/Türkiye, B. No: 10036/03,

20/4/2010, § 57, Ataykaya/Türkiye,

B. No: 50275/08, 22/7/2014, §§ 45-59).

b. İlkelerin Uygulanması

172. 19/12/2000 tarihinde güvenlik güçlerince Çanakkale E Tipi

Ceza İnfaz Kurumuna müdahalede bulunulmuştur. Operasyon sırasında güvenlik

güçleri tarafından atılan gaz bombasının başvurucunun koluna isabet etmesi

nedeniyle sağ kolu kesilmiştir. Başvurucunun yaralanmasına sebep olan gaz

bombasının kolluk kuvvetleri tarafından atıldığı konusunda dosyada bir ihtilaf

bulunmamaktadır.

173. O hâlde bu aşamada çözümlenmesi gereken konu, yapılan

müdahalenin Anayasa’nın 17. maddesinin dördüncü fıkrasındaki “meşru müdafaa” ve

“bir ayaklanma veya isyanın bastırılması” kapsamına girip girmediğidir.

174. 19/12/2000 tarihinde Türkiye’de birçok cezaevinde F tipi

cezaevlerininaçılmasına tepki olarak eylemler ve ölüm orucu olarak adlandırılan

açlık grevleri başlatılmıştır. Bu eylemlere çoğunlukla terör suçlarından

hükümlü ve tutuklular ön ayak olmuş, Çanakkale Cezaevinin de aralarında

bulunduğu yirmi cezaevinde güvenlik kuvvetleri,devletin kontrolünü yeniden

sağlamak, tutukluların ayaklanmasına ve hükümlüler için artık hayati tehlike

oluşturan ölüm oruçlarına son vermek amacıyla müdahalede bulunmuştur.

175. Anayasa’nın 17. maddesinin dördüncü fıkrası bağlamında

meşru müdafaa ve bir ayaklanma veya isyanın bastırılması amacıyla kesinlikle

gerekli olması hâlinde kolluk kuvvetleri tarafından müdahale yapılması

mümkündür. Buradaki kesinlikle gereklilik ifadesinin Anayasa’nın 13. maddesinde

yer alan genel sınırlama sebeplerinden olan "demokratik toplumda

gereklilik" ifadesine göre daha katı ve zorlayıcı bir gereklilik

ölçütüdür. Kullanılan güç özellikle Anayasa’nın 17. maddesinin dördüncü fıkrasında

belirtilen amaçlarla orantılı olmalıdır (Benzer yönde karar için bkz. McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık, B.

No: 18984/91, 27/9/1995, §§ 148-150)

176. AİHM kararlarında, bir kişinin sağlıklı hâldeyken gözaltına

alındığı ancak salıverildiği zaman vücudunda yaralanma tespit edildiği

durumlarda söz konusu yaralanmanın nasıl oluştuğu hususunda makul bir açıklama

getirme ve mağdurun bu yöndeki iddialarını şüphede bırakacak kanıtları sunma

yükümlülüğünün devlete ait olduğu, özellikle ilgili iddiaların doktor raporları

ile doğrulandığı hâllerde Sözleşme’nin 3. maddesi anlamında açık sorunların

ortaya çıkacağı ifade edilmiştir (Hamdiye

Aslan, B. No: 2013/2015, 4/11/2015, § 91). Aynı ilke devlet

görevlilerinin denetimi altında bulundukları sırada güvenlik güçlerinin müdahaleleri

sonucu örneğin askerî operasyon sırasında yaralanan kişiler söz konusu

olduğunda da geçerlidir (Songül İnce ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 25595/08, 34252/10, 26/5/2015, § 73).

177. Bireysel başvurulara ilişkin şikâyetlerin incelenmesinde

Anayasa Mahkemesinin sahip olduğu rol ikincil niteliktedir. Bir davadaki

delilleri değerlendirmek kural olarak derece mahkemelerinin işi olduğundan

Anayasa Mahkemesinin görevi, bu mahkemelerin maddi olaylara ilişkin yaptıkları

değerlendirmenin yerine kendi değerlendirmesini koymak değildir. Yaşam hakkına

ilişkin iddialarla ilgili olarak derece mahkemelerinde dava görüldüğü zaman,

ceza hukuku sorumluluğunun Anayasa ve uluslararası hukuk sorumluluğundan ayrı

tutulması gerekir. Anayasa Mahkemesinin yetkisi, Anayasa’da güvence altına

alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Sözleşme ve buna ek Türkiye’nin taraf

olduğu protokoller kapsamında bulunanlarla sınırlıdır. Dolayısıyla Anayasa

Mahkemesinin cezai sorumluluk bağlamında suça ya da masumiyete ilişkin bir

bulguya ulaşma görevi bulunmamaktadır. Diğer taraftan derece mahkemelerinin

bulgularının Anayasa Mahkemesini bağlamamasına rağmen normal şartlar altında bu

mahkemelerin maddi olaylara ilişkin yaptığı tespitlerden ayrılmak için de

kuvvetli nedenlerin var olması gerekir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 96).

178. 2000 yılında ülkemizdeki cezaevlerinde meydana gelen isyan

ve açlık grevlerine karşı İçişleri ve Adalet Bakanlıklarının koordinesinde

yirmi cezaevinde eş zamanlı olarak müdahale gerçekleştirilmiştir. Yargıtay 1.

Ceza Dairesinin 12/12/2012 tarihli bozma ilamında da açıklandığı üzere (bkz. §

65), hükümlüler arasında hiçbir gruba ayrıcalık tanınmaksızın cezaların infazı,

özellikle cezaevlerinde hükümlülerin yeniden suç işlemelerini engelleyici

etkenleri güçlendirmek ve cezaevlerinde kaybolan devlet otoritesini yeniden

tesis etmek amacıyla F tipi cezaevlerinin faaliyete geçmesini önlemeye yönelik

olarak gerçekleştirilen eylemler sırasında, özellikle terör suçlarından hükümlü

olanların cezaevi idaresini zaafa uğratarak koğuşlarda mutat olarak yapılması

gereken arama ve kontrolleri engelledikleri, sayım vermedikleri, cezaevi içinde

kendilerine ait egemenlik alanları oluşturdukları, olası müdahalelere karşı

cezaevinde el yapımı patlayıcı, tabanca, gaz maskeleri, kesici ve delici aletler,

alev makineleri, molotof kokteylleri imal ettikleri, resmî kurumlara

gönderdikleri dilekçelerde açlık grevlerine başladıklarını belirtip F tipi

cezaevlerinin yapımının durdurulması, mevcutların kapatılması, 12/4/1991

tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ile devlet güvenlik

mahkemelerinin kaldırılması, muhtemel operasyonlara karşı kendilerini

yakacaklarına ilişkin uyarılar yapmak suretiyle isyan sürecini başlattıkları,

zamanla açlık grevlerinin ölüm orucuna dönüştüğü, bu nedenle gönderilen tıbbi

yardımların geri çevrildiği, bu eylemlere rızası dışında katılarak hayati

tehlikeye maruz kalan bazı hükümlülerin ölüm oruçlarının sona erdirilmesi,

cezaevinde hâkimiyetin yeniden kurulması, cezaların infazının amacına uygun

ortamlarda yerine getirilmesinin sağlanması amacıyla 19/12/2000 tarihinde saat

05.00 sıralarında Çanakkale Cezaevindeki ayaklanmayı bastırmaya yönelik bir

operasyon başlatılmıştır. Operasyonun hükümlülerin yaşam hakkının korunması

amacıyla Anayasa’nın 17. maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen meşru

müdafaa ve bir isyan ya da ayaklanmanın bastırılması amaçlarına yönelik olarak

birden fazla meşru amaç için gerçekleştirildiği anlaşılmıştır.

179. Operasyonda D-5 ve D-6 koğuşlarına müdahalenin başladığında

isyancıların söyledikleri marşlar eşliğinde hükümlü F.K.nin kendini yakarak

intihar ettiği, kolluk kuvvetlerinin yanan hükümlüyü kurtarma girişimine

isyancıların bomba atarak karşılık verdikleri, yanan hükümlü F.K.nin

kurtarılması için jandarma tarafından sarf edilen çabanın da operasyonun meşru

müdafaa amacıyla yapıldığı konusundaki iradeyi ortaya koyması bakımından önemli

olduğu zira kişilerin sadece üçüncü kişilerin değil kendi eylemlerinden

kaynaklanabilecek risklere karşı korunmasının da devletin görevi kapsamında

kaldığı (bkz. § 159), ölüm orucu eylemine katılan tüm hükümlüler açısından

–rızalarıyla gerçekleştirilse dahi- gerçekleşeceği muhakkak olan ağır ve yakın

bir tehlikenin ortaya çıktığı tespit edilmiştir.

180. Kolluk kuvvetleri tarafından Cezaevinde yapılan operasyonun

birden fazla meşru amaç taşımakta ancak bunun Anayasa’nın 17. maddesinin

dördüncü fıkrasının uygulanma şartları açısından yeterli olmayıp bunun yanısıra

müdahalenin mutlak surette zorunlu olması da gerekmektedir.

181. Yakalanmak istenen bir kişinin güvenlik güçlerinin veya

üçüncü şahısların yaşam ve vücut bütünlüğüne yönelik bir tehdit oluşturduğu

biliniyor ve öncesinde bu yönde bir şiddet eylemi gerekleştirdiğinden

şüpheleniliyorsa bu kişinin etkisiz hâle getirilebilmesi için silah

kullanımının gerekli olmadığı ve bunun dışında başka yöntemlere başvurabilecek

durumda oldukları söylenemez (Cemil

Danışman, § 79).

182. Kolluk kuvvetleri müdahaleden önce ve müdahale sırasında

sık sık isyancı hükümlüleri teslim olmaları konusunda uyarmışlar, müdahaleden

önce isyana katılmayan hükümlülerin tahliyelerini sağlamışlardır (bkz. § 19).

F.K. kendini yakarak intihar ettikten sonra saat 13.00 sıralarında olası yeni

saldırıları önlemek amacıyla B Blok önüne birlikyerleştirilmiştir. Bu sırada

Jandarma Er M.M., B Blok koğuşlarından açılan ateş sonucunda yaralanmış;

hastaneye götürülürken ambulansta vefat etmiştir. İsyancılar, isyanı ve

hükümlülerin yaşamını tehdit eden açlık grevini sonlandırmak için müdahalede

bulunan güvenlik güçlerine karşı öldürme de dâhil olmak üzere tüm haksız

saldırı yöntemlerini kullanmışlardır. Bu nedenle gerek ölüm orucu eylemi yapan

hükümlülerin gerek güvenlik kuvvetlerinin yaşam hakkının korunması gerekse

isyanın bastırılması için müdahale yapılması zorunlu hâle gemiştir.

183. Anayasa Mahkemesinin başvuru konusu olaydaki gibi süregelen

silahlı çatışmalarda olayın sıcaklığı içinde tepki veren güvenlik güçlerinin

yerine geçerek silah kullanımının zorunluluğu ve ölçülülüğü konusunda olaydan

kopuk olarak tek başına kendi değerlendirmelerini esas alması mümkün olamaz.

Aksi yöndeki bir kabul, kamu gücünü kullanan güvenlik güçlerinin veya üçüncü

şahısların belki de hayatlarına mal olabilecek bir yük altına girmelerine yol

açacaktır (Cemil Danışman, § 88).

184. Müdahalenin gerektirdiği zorunlu şartlar doğmasına rağmen

kolluk kuvvetleri tarafından ateşli silahlar gibi doğrudan öldürücü nitelikte

olmayan, kişilerin vücut bütünlüklerine daha az zarar verecek nitelikte gaz

bombası kullanılmıştır. Üstelik gaz bombasının etkisinin azaltılması amacıyla

Cezaevi duvarları delinerek havalandırma sağlanmaya çalışılmış, itfaiye

araçlarıyla su sıkılarak tehlikeye karşı müdahale yöntemleri konusunda

yeterince dikkatli davranılarak ölçülü bir müdahalede bulunulmasına özen

gösterildiği sonucuna varılmıştır. Zira isyancılar jandarmanın üzerine

tabancalarla ateş açmış, boru tipi bombalar atmış, LPG tüplerinden yaptıkları

alev silahlarını kullanarak koğuşları ateşe vermiş, el yapımı bomba ve

patlayıcı kullanmışlardır. İsyancıların kullandıkları bu kadar nitelikli

saldırı aracı karşısında (bkz. §§ 41, 42) bunlardan daha fazla tahrip edici

nitelikte olmayan vasıtalar kullanılarak isyan bastırılmaya çalışıldığından

müdahalenin gerçekleştirilmek istenen amaçla uyumlu, saldırıda kullanılan

araçları önlemekle orantılı olduğu sonucuna varılmıştır. Öte yandan müdahaleden

hemen sonra yaralıların tamamı hastanelere sevk edilerek gerekli ve yeterli

tıbbi yardım sağlanmıştır.

185. Danıştay Onuncu Dairesinin bozma ilamında da açıklandığı

üzere (bkz. § 79) operasyonlar sırasında ise mahkûmların teslim olmalarına

yönelik yapılan ikazlar üzerine bazı hükümlü ve tutukluların teslim olmalarına

rağmen başvurucunun üç gün boyunca güvenlik güçlerine direnmesi, bulunduğu D-3

koğuşunun jandarma görevlilerinin müdahalesi ile boşaltılmasına rağmen başvurucunun

teslim olmayıp B Blok'a geçerek direnişe devam etmesi ve mahkûmlara müdahale

etmesi dikkate alındığında başvurucunun yaralanmasında bizzat kendi eyleminin

etken olduğu da değerlendirilmesi gereken bir başka husustur.

186. Somut olayda Derece Mahkemeleri ve AİHM tarafından yaşam

hakkının maddi boyutunun ihlal edilmediğine ilişkin olarak ulaşılan kanaat,

bunlara paralel şekilde Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan tespitler ışığında

Derece Mahkemeleri tarafından varılan sonuçtan uzaklaşmayı gerektiren bir neden

bulunmadığından yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edilmediği sonucuna

ulaşılmıştır.

187. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının usul

boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın kişi

bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. İşkence ve kötü

muamele yasağı ile ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Yaşam hakkının maddi

boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına

alınan yaşam hakkının maddi boyutunun İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

8/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Recep

KÖMÜRCÜ

Alparslan

ALTAN

Muammer

TOPAL

Raportör

:

Hüseyin

MECEK

Başvurucu

:

Vefa SERDAR

Vekili

:

Av. Hacer

ÇEKİÇ GÜNDÜZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/4217, 8 Haziran 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. II. Sözleşme’nin 2. Maddesinin İhlal Edildiği
  8. İddiası Hakkında
  9. B. Esas Hakkında
  10. III. Sözleşme’nin 3. Maddesinin İhlal Edildiği
  11. İddiası Hakkında
  12. B. Esas Hakkında
  13. B. İlgili Hukuk
  14. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  15. A. Başvurucunun İddiaları
  16. B. Değerlendirme
  17. A. 1. Yaşam hakkının usul
  18. B. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına
  19. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  20. Yıldırım
  21. Özgüldür
  22. Kömürcü
  23. Altan
  24. Topal
  25. Mecek
  26. Çekiç Gündüz
  27. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/4217
Tarih
8 Haziran 2016

İlgili Kararlar

  • Asil Öztürk İnşaat Emlak Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi Başvurusu (B. No: 2014/1831)
  • Sadettin Tekin Başvurusu (B. No: 2014/3348)
  • Orhan Afacan Başvurusu (B. No: 2014/2266)
  • Mehmet Temizel Başvurusu (B. No: 2014/3044)
  • Hikmet Günkan Başvurusu (B. No: 2014/3839)
  • Ahmet Kaya Başvurusu (B. No: 2014/2183)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.