İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Veli Küçük Başvurusu (B. No: 2013/6099)

1. Başvurucu, tutukluluğunun yasal

Başvuru No2013/6099Tarih16 Temmuz 2014Okuma22 dk · 4.424 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Veli Küçük Başvurusu

Karar tarihi
16 Temmuz 2014
Başvuru Numarası
2013/6099
R.G. Tarih-Sayı
22/10/2014-29153
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.424 kelime·22 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, tutukluluğunun yasal

dayanağının olmadığını ve makul olmayan bir süredir tutuklu olduğunu ileri

sürerek Anayasa’nın 19. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 2/8/2013 tarihinde

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca,

30/9/2013 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm, 12/12/2013 tarihinde yapılan

toplantıda kabul edilebilirlik ve esas hakkındaki incelemenin birlikte

yapılmasına karar vermiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular

18/12/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı,

görüşünü 17/2/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa

Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 17/2/2013 tarihinde bildirilmiştir.

Başvurucu, Adalet Bakanlığının görüşüne karşı beyanlarını yasal süresi içinde

Anayasa Mahkemesine sunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade

edildiği şekliyle olaylar söyledir:

8. Başvurucu, İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet

Savcılığınca yürütülen 2007/1536 sayılı soruşturma dosyası kapsamında 22/1/2008

tarihinde gözaltına alınmış ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/1/2008

tarih ve 2008/18 sayılı kararıyla tutuklanmıştır.

9. Başvurucu hakkında 5237 sayılı Türk

Ceza Kanunu’nun 312. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları, 313. maddesinin

(1) ve (4) numaralı fıkraları, 314. maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkraları,

82. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)-(g) bentleri, 38. maddesinin (1)

numaralı fıkrası, 174. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları, 170.

maddesinin (1) numaralı fıkrası, 151. maddesinin (1) numaralı fıkrası, 53.

maddesi, 59. maddesinin (9) numaralı fıkrası, 63. maddesi, 327. maddesinin (1)

numaralı fıkrası, 326. maddesinin (1) numaralı fıkrası, 135. maddesinin (2)

numaralı fıkrası, 43. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 315. maddesi, 288.

maddesi, 334. maddesinin (1) numaralı fıkrası, 319. maddesinin (1) numaralı

fıkrası, 336. maddesi, 216. maddesinin (1) numaralı fıkrası, 3713 sayılı Kanun’un

5. maddesi gereğince İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası

açılmıştır.

10. 3713 sayılı Kanun’un 10. maddesinin

beşinci fıkrasına göre hakkında isnat edilen suçlar bakımından 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu’nda öngörülen azami tutukluluk süresinin iki kat uygulaması

gerektiği yönündeki hükmün Anayasa Mahkemesinin 4/7/2013 tarih ve E.2012/100,

K.2013/84 sayılı kararıyla iptal edilmesi üzerine başvurucu, tutukluluk haline

son verilmesi istemiyle 5/7/2013 tarihinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine

başvurmuştur.

11. Başvurucunun talebi, İstanbul 13.

Ağır Ceza Mahkemesinin 12/7/2013 tarih ve 2013/435 Değişik İş sayılı kararı ile

reddedilmiştir.

12. Başvurucu, İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesinin 12/7/2013 tarihli kararına itiraz etmiş, itirazı İstanbul 14. Ağır

Ceza Mahkemesi 19/7/2013 tarih ve 2013/493 Değişik İş sayılı kararıyla

reddetmiştir.

13. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin

5/8/2013 tarihli kararı ile başvurucunun isnat olunan suçlardan hapis ve adli

para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

14. UYAP üzerinden edinilen bilgiye

göre başvurucu, İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesince 11/3/2014 tarihinde tahliye

edilmiştir.

15. Başvurucu hakkındaki dava temyiz

aşamasında derdesttir.

B. İlgili

Hukuk

16. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü

fıkrası şöyledir:

“Kanun, kanun hükmünde kararname

veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal

kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte

yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe

gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmi

Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.”

17. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Mahkemece iptaline karar verilen

kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü veya

bunların belirli madde veya hükümleri, iptal kararının Resmî Gazetede

yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Mahkeme gerekli gördüğü hâllerde,

Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe

gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabilir.”

18. 3713 sayılı Kanun’un 10. maddesinin

beşinci fıkrası şöyledir:

“Türk Ceza

Kanununun

305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeleri

hariç olmak üzere, İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci

Bölümünde tanımlanan suçlarda, Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen tutuklama

süresi iki kat olarak uygulanır.”

19. 5237 sayılı Kanun’un 314.

maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:

“Suç işlemek amacıyla örgüt kurma

suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.”

20. 5237 sayılı Kanun’un 220. maddenin

(5) numaralı fıkrası şöyledir:

“Örgüt yöneticileri, örgütün

faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak

cezalandırılır.”

21. 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesi

şöyledir:

“(1)

Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin

bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir.

İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması

halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli

veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut

olgular varsa.

b) Şüpheli

veya sanığın davranışları;

1.

Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık,

mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında

kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a)

26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda

yer alan;

…

9. Suç

işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde

220),

10.

Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308),

11.

Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311,

312, 313, 314, 315),

…”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

22. Mahkemenin 16/7/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 2/8/2013 tarih ve 2013/6099 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

23. Başvurucu, 3713 sayılı Kanun’un 10.

maddesinin beşinci fıkrasına göre hakkında isnat edilen suçlar bakımından 5271

sayılı Kanun’da öngörülen azami tutukluluk süresinin iki kat uygulanması

gerektiği yönündeki hükmün Anayasa Mahkemesince 4/7/2013 tarihinde iptal

edilmesine rağmen bu kararın kendisi hakkında uygulanmadığını, iptal kararı

tarihi itibarıyla 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

öngörülen azami beş yıllık tutukluluk süresini doldurmasına rağmen tahliye

edilmediğini, iptal kararı sonrasında tutukluluk halinin yasal dayanağının

kalmadığını ve makul olmayan bir süredir tutuklu olduğunu ileri sürerek

Anayasa’nın 19. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

24. Başvurucunun iddialarının açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı, ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de

bulunmadığı görüldüğünden başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Anayasa’nın 19. Maddesinin Üçüncü

Fıkrasının İhlal Edildiği İddiası

25. Başvurucu, Anayasa Mahkemesinin

4/7/2013 tarihli iptal kararıyla birlikte tutukluluğunun kanuni dayanağının

kalmadığını ileri sürmüştür.

26. Adalet

Bakanlığı görüşünde, 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı

fıkrasına ağır cezalık suçlar için azami tutukluk süresinin iki yıl olduğunu,

bu sürenin zorunlu hallerde üç yıl daha uzatılabileceğini, uzatma süreleri

dâhil toplam tutukluluk süresinin azami beş yıl olabileceğini, başvurucunun

5237 sayılı Kanun’un 314. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 174. maddesi ve 3713

sayılı Kanun’un 5. maddesinin (2) numaralı fıkrasında tanımlanan suçları

işlediği iddiasıyla yargılanarak hakkında mahkûmiyet kararı verildiğini,

Anayasa Mahkemesinin 4/7/2013 tarihli kararı ile 3713 sayılı Kanun’un 10.

maddesinin beşinci fıkrasını iptal ettiğini, bahsi geçen kararın 2/8/2013

tarihli Resmi Gazetede yayınlandığını, gerekli yasal düzenlemenin yapılabilmesi

için Anayasa’nın 153. maddesi uyarınca iptal hükmünün yürürlüğe girmesinin bir

yıl ertelendiğini, başvurucunun İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/8/2013

tarihli mahkumiyet kararına kadar beş yıl altı ay on dört gündür tutuklu

olduğunu ve bu sürenin 10 yılı geçmediğini belirtmiştir.

27. Başvurucu, Adalet Bakanlığının görüşüne karşı beyanlarını

yasal süresi içinde Anayasa Mahkemesine sunmamıştır.

28. Başvurucunun, kanuni tutukluluk

süresinin aşıldığına ilişkin bu şikâyetinin Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

29. Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu

hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya

bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla tutuklanabilir. Hakim

kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca

bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.”

30. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci

fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke

olarak ortaya konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları

kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği

durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik

hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen

durumlardan herhangi birinin varlığı halinde söz konusu olabilir (B. No:

2012/1137, 2/7/2013, § 42).

31. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı

13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca

Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 19. maddesindeki

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumların şekil ve

şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak

ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine dair kural ile uyumludur (B.

No: 2012/1303, 21/11/2013, § 30).

32. Kişi hürriyeti ve güvenliğine

ilişkin sınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usule uygunluğunu sağlama

yükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve derece mahkemelerine aittir.

Anayasa’nın 19. maddesinin amacı bireyi keyfi bir şekilde özgürlüğünden

alıkoymaya karşı korumak olup, maddede öngörülen istisnai hâllerde kişi

özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların maddenin amacına uygun olması ve keyfi

uygulamaya yol açmaması gerekir. Bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinde yer alan

hürriyetten yoksun bırakmanın şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi kuralı

gereğince, başvurucunun tutukluluk durumunun “kanuni”

dayanağının bulunup bulunmadığının, kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izin

verdiği hâllerde ise, hukuk devleti ilkesi gereği, keyfiliği önlemek için,

uygulanmasında yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olup

olmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir.

33. Tutuklamaya ilişkin hükümler 5271

sayılı Kanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre

kişi ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren

olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir. Maddede

tutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir (B. No: 2012/1137,

2/7/2013, § 45).

34. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu

hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği, ancak uzatma süresinin toplam

üç yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplam

tutukluluk süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır.

35. Yargılandığı davada başvurucuya

isnat edilen fiiller, 12/4/1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle Mücadele

Kanunu’nun 10. maddesinin beşinci fıkrası kapsamında olup, aynı fıkrada, bu

fiiller bakımından 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

öngörülen tutuklama sürelerinin iki katı olarak uygulanacağı hükme

bağlanmıştır. Dolayısıyla, başvurucuya isnat olunan fiiller bakımından

uygulanacak toplam tutukluluk süresinin uzatma süreleri dâhil azami on yıl

olabileceği anlaşılmaktadır.

36. 3713 sayılı Kanun’un 10. maddesinin

beşinci fıkrası, Anayasa Mahkemesinin 4/7/2013 tarih ve E.2012/100, K.2013/84

sayılı kararı ile,

“Ceza hukukunun, toplumun kültür ve

uygarlık düzeyi, sosyal ve ekonomik yaşantısıyla ilgili bulunması nedeniyle suç

ve suçlulukla mücadele amacıyla ceza ve ceza muhakemesi alanında sistem

tercihinde bulunulması devletin ceza siyaseti ile ilgilidir. Bu bağlamda hukuk

devletinde, ceza hukukuna ilişkin düzenlemeler bakımından kanun koyucu

Anayasa'nın temel ilkelerine ve ceza hukukunun ana kurallarına bağlı kalmak

koşuluyla, toplumda belli eylemlerin suç sayılıp sayılmaması, suç sayıldıkları

takdirde hangi çeşit ve ölçülerdeki ceza yaptırımlarıyla karşılanmaları

gerektiği, hangi hal ve hareketlerin ağırlaştırıcı ya da hafifletici öğe olarak

kabul edileceği gibi konularda takdir yetkisine sahip olduğu gibi ceza

yargılamasına ilişkin kurallar belirleme ve bu çerçevede mahkemelerin kuruluşu,

görev ve yetkileri, işleyişi, yargılama usulleri ve yapısı hakkında da Anayasa

kurallarına bağlı olmak koşuluyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisine

sahiptir.

Ceza

yargılamasına ilişkin kuralları ve bu kapsamda suç türlerine göre tutukluluk

sürelerini belirlemek kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında bulunmakla

birlikte, gerek ulusal mevzuatta ve uygulamada gerekse de Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, ilk derece mahkemelerince

sanığın suçlu bulunarak mahkûm edilmesinden sonraki sürecin tutukluluk olarak

değerlendirilmediği de nazara alındığında, dava konusu kuralda düzenlenen azami

tutukluluk süresinin demokratik bir hukuk devletinde kabul edilemeyecek kadar

uzun olduğu, bu yönüyle kuralda tutuklamanın adeta bir ceza olarak

uygulanabilmesine imkân tanınarak, tutuklama tedbiriyle ulaşılmak istenen

hukuki yarar ile kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı arasındaki makul dengenin

kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı aleyhine bozulmasına neden olunduğu…”

gerekçesiyle iptal etmiştir.

37. İptal kararının yürürlüğe gireceği

gün sorununu da inceleyen Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 153. maddesi ile 6216

sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası hükümlerine göre, söz

konusu iptal kararının derhal uygulanmasını “kamu

düzenini ihlal edici nitelikte” görerek iptal hükmünün, kararın

Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak bir yıl

sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.

38. Somut olayda başvurucu Anayasa

Mahkemesinin anılan kararı üzerine tutukluluk haline son verilmesi istemiyle

5/7/2013 tarihinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine başvurmuştur.

Başvurucunun talebi İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/7/2013 tarih ve

2013/435 Değişik İş sayılı kararı ile “3713

sayılı Kanun’un 10. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “Türk Ceza Kanununun

305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeleri

hariç olmak üzere, İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci

Bölümünde tanımlanan suçlarda, Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen tutuklama

süresi iki kat olarak uygulanır.” hükmünün Anayasa Mahkemesinin 4/7/2013

tarihli ve E.2012/100, K.2013/84 sayılı kararıyla iptal edildiği, ancak

Anayasa’nın 153. maddesi uyarınca söz konusu iptal kararının Resmi Gazetede

yayınlanması veya Resmi Gazetede yayınlanarak iptal gerekçesinde belirlenen

sürenin dolmasıyla yürürlüğe gireceği, bu bakımdan 3713 sayılı Kanun’un 10.

maddesinin beşinci fıkrasının halen yürürlükte olduğu, tutuklu sanığın

durumunun bu hükme göre değerlendirilmesi gerektiği, tutuklu sanık hakkında

tutmayı gerektirir somut delillerin mevcut olduğu, tutuklu sanığın üzerine

atılı suçları işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi içtihatlarında da tutuklama için makul şüphenin yeterli görüldüğü,

atılı suçu işlediği yönünde kuvvetli suç şüphesi bulunan sanık hakkında daha

hafif koruma tedbiri olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının yetersiz kalacağı”

gerekçesiyle reddedilmiştir.

39. Başvurucu, İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesinin 12/7/2013 tarihli kararına itiraz etmiş, itiraz İstanbul 14. Ağır

Ceza Mahkemesinin 19/7/2013 tarih ve 2013/493 Değişik İş sayılı kararıyla “tutukluluk hallerinin devamına ilişkin kararların ve

gerekçelerinin ortaya konulduğu Mahkemenin 27/7/2012 tarihli oturumunda

sanıklar için belirtilen tutukluluk gerekçelerinin usul ve yasaya uygun olduğu

ve herhangi bir isabetsizlik görülmediği” gerekçesiyle reddedilmiştir.

40. Anayasa

Mahkemesinin birçok içtihadında, tutukluluk süresinin hesabında ilk derece

mahkemesi önünde yargılama aşamasında geçen sürelerin dikkate alınması

gerektiği, yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm

edilen bir kişinin hukuki durumunun “bir suç

isnadına bağlı olarak tutuklu” olma

kapsamından çıktığı ve tutma nedeninin ilk derece mahkemesince verilen hükme

bağlı olarak tutma haline dönüştüğü, bu bakımdan temyiz aşamasında geçen

sürelerin tutukluluk süresinin değerlendirmesinde göz önünde bulundurulamayacağı

belirtilmiştir (B. No: 2013/338, 2/7/2013, § 41).

41. Somut olayda

başvurucu, 22/1/2008 tarihinde gözaltına

alınması ile ilk derece mahkemesinin 5/8/2013 tarihli kararı üzerine hapis

cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi arasında beş yıl altı ayı aşan

bir süre boyunca “bir suç isnadına bağlı

olarak” tutulmuştur. Her ne kadar 3713 sayılı Kanun’un

10. maddesinin beşinci fıkrası Anayasa Mahkemesi tarafından 4/7/2013 tarihinde

iptal edilmişse de, iptal kararının derhal

uygulanmasının kamu düzenini ihlal edeceği değerlendirilerek iptal hükmünün,

kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak

bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Başvurucunun Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduğu 2/8/2013 tarihi itibarıyla söz konusu iptal

hükmü yürürlüğe girmemiştir. Bu haliyle

başvurucunun tutuklu kaldığı süre 3713 sayılı Kanun’un 10. maddesinin

beşinci fıkrasında öngörülen on yıllık azami

süreyi aşmamıştır.

42. Açıklanan nedenlerle, tutukluluğun

Kanun’da belirlenen azami süreyi aştığı yönündeki

şikâyetler ile ilgili olarak,

Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasındaki “kanunilik şartı”nın

ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

b. Anayasa’nın 19. Maddesinin Yedinci

Fıkrasının İhlal Edildiği İddiası Yönünden

43.

Başvurucu, uzun

bir süredir tutuklu olduğunu ileri sürmüştür.

44. Adalet Bakanlığı, tutukluluk süresinin

hesaplanmasında başlangıç noktasının başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına

alındığı tarih olduğunu, kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesi

kararıyla da olsa bir mahkeme kararıyla mahkûmiyetine karar verildiği tarihte

tutukluluğun sona ereceğini, bu tarihten itibaren tutmanın nedeninin “bir suç şüphesi üzerine tutma” olmaktan

çıkıp “mahkemelerce verilmiş hürriyeti

kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi”

haline dönüşeceğini, başvurucunun gözaltına alınması ile derece mahkemesince

karar verilmesi arasında yaklaşık beş yıl altı ay tutuklu kaldığını, suç

işlediği şüphesiyle bir kişinin hürriyetinden mahrum bırakılabilmesi için

ilgilin atılı suçu işlediği yönünde makul şüphe ya da inandırıcı nedenlerin

bulunmasının gerekli olduğunu, bu koşulun kişinin tutukluluğunun devam

ettirildiği her aşamada varlığını sürdürmesi gerektiğini ve makul şüphenin

ortadan kalktığı anda ilgilinin serbest bırakılması gerektiğini belirtmiştir.

45. Adalet Bakanlığı ayrıca, belirli bir sürenin ötesine geçen

bir tutukluluk süresinin makul olup olmadığını değerlendirirken, somut olayın

kendine özgü koşullarının dikkate alınarak öncelikle makul şüphenin varlığını

sürdürüp sürdürmediğinin, derece mahkemelerinin kararlarında gösterilen

tutuklama nedenlerinin, yargılamayı yapan mahkemenin yargılamayı süratle sona

erdirmesi açısından gerekli dikkati gösterip göstermediğinin, ulusal yargı organlarının

adli kontrole başvurma konusunu tartışıp tartışmadığının, davanın

karmaşıklığının, suçlamaların niteliği ve yargılama süresince yargılamayı

uzatma ya da makul sürede sona erdirme açısından başvurucunun tutum ve

davranışlarının dikkate alınması gerektiğini, AİHM’in

özellikle organize suçlulukla mücadelede tutuklu yargılanan bazı başvurucuların

dört yıl üç güne kadar uzayan tutukluluk sürelerini makul kabul ettiğini,

Almanya’ya karşı yapılan ve yaklaşık beş yıl altı ay süren bir tutukluluk

süresine ilişkin başvuruda olayın istisnai koşullarını, karmaşıklığını ve

başvurucunun soruşturulmasına neden olan eylemlerin ağırlığını dikkate alarak,

söz konusu süreyi makul bulduğunu belirtmiştir.

46.

Adalet

Bakanlığı son olarak, başvurucunun, Ergenekon Terör Örgütünün yöneticisi

konumunda olduğu iddia edilerek örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen tüm

suçlardan 5237 sayılı Kanun’un 314. maddesinin (3) numaralı fıkrasının

yollaması ile aynı Kanun’un 220. maddesinin (5) numaralı fıkrası gereğince

sorumlu olduğu iddiasıyla yargılandığını, başvurucunun yargılandığı davanın

kapsamlı ve karmaşık olduğunu, başvurucuyla beraber toplam 275 sanığın

yargılandığını, dava dosyası kapsamında 3500 ek klasör delil bulunduğunu, 22

davanın aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle birleştirildiğini, derece

mahkemesince haftanın dört günü duruşma yapıldığını, yetkili

mahkemenin tutuklamanın devamına karar verirken belirli bir süre suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve evrak

kapsamına göre adli kontrol tedbirinin de yetersiz kalacağı, yüklenen suçun CMK

100/3-a maddesinde sayılan suçlardan olması gerekçelerine

dayandığını, ancak 2/7/2012 tarih ve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin

Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın

Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un

yürürlüğe girmesinin ardından, yargılamayı yapan İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesince 27/7/2012 tarihli 210. celsede başvurucunun tahliye talebinin

yargılama dosyasının kapsamındaki diğer sanıklardan ayrı olarak

değerlendirildiğini belirtmiştir.

47.

Başvurucu,

Adalet Bakanlığının görüşüne karşı beyanlarını yasal süresi içinde Anayasa

Mahkemesine sunmamıştır.

48. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci

fıkrası şöyledir:

“Tutuklanan

kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma

sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma

ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine

getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”

49. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci

fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin, yargılamanın

makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest

bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır.

50. Tutukluluk süresinin makul olup

olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün

değildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu sürenin makul olup

olmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir.

Anayasa’nın 38. maddesinde “Suçluluğu hükmen

sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” şeklinde ifadesini

bulan masumiyet karinesi, yargılama süresince kişinin hürriyetinin esas,

tutukluluğun ise istisna olmasını gerektirmektedir. Tutukluluğun devamı ancak

masumiyet karinesine rağmen Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından daha ağır basan gerçek bir kamu yararının

mevcut olması durumunda haklı bulunabilir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 61).

51. Bir davada tutukluluğun belli bir

süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece mahkemelerinin görevidir. Bu

amaçla, yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tüm olayların derece

mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest bırakılma taleplerine ilişkin

kararlarda bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir (B. No: 2012/1137,

2/7/2013, § 62).

52. Tutuklama tedbirine kişilerin

suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanı sıra bu kişilerin

kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla

başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar

tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra,

uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devam ettiğinin

gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili”

ve “yeterli” görüldüğü

takdirde, yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir.

Davanın karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı

gibi faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesinde

dikkate alınır. Tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul

olup olmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, §

63).

53. Dolayısıyla Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesinde

esas olarak, serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine

bakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz başvurularında

sunulan belgeler çerçevesinde kararların yeterince gerekçelendirilmiş olup

olmadığı göz önüne alınmalıdır. Öte yandan hukuka uygun olarak tutuklanan bir

kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti ve tutuklama nedenlerinden biri

veya birkaçının varlığı devam ettiği sürece ilke olarak belli bir süreye kadar

tutukluluk halinin makul kabul edilmesi gerekir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, §§

63-64).

54. Diğer taraftan özgürlük hakkı, adli

makamlarla güvenlik görevlilerinin özellikle organize suçlarla etkili bir

şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek biçimde

yorumlanmamalıdır. Nitekim AİHM, Sözleşme’nin 5. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (c) bendinin, AİHS’e Taraf Devletlerin

güvenlik görevlilerinin bilhassa organize olanlar olmak üzere suçlulukla etkili

olarak mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye sebep olabilecek biçimde

uygulanmaması gerektiğini vurgulamaktadır (Dinç

ve Çakır/Türkiye, B. No: 66066/09, 9/7/2013, § 46).

55. Bir kişinin gerekçeden tamamen yoksun bir yargı kararıyla tutuklanması ve tutukluluğun uzatılması

kabul edilemez. Bununla beraber tutukluluğu meşru kılan gerekçeler

gösterilerek bir zanlı ya da

sanığın tutuklanmasının keyfi olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak aşırı

derecede kısa gerekçelerle ve hiçbir yasal hüküm gösterilmeden tutuklama kararı vermek ya da tutukluluğu devam ettirmek bu

çerçevede değerlendirilmemelidir (B. No: 2014/85, 3/1/2014, § 46).

56. İtiraz veya temyiz merciinin,

itiraz veya temyiz incelemesine konu mahkeme kararına ve bu karardaki

gerekçelere katıldığı durumlarda, buna ilişkin kararını ayrıntılı olarak

gerekçelendirmemesi, kural olarak, gerekçeli karar hakkına aykırılık teşkil

etmez (B. No: 2014/85, 3/1/2014, § 46).

57.

Bakanlık görüşüne göre,

derece mahkemesi, başvurucunun tutukluluk halinin devamına karar verirken

belirli bir süre “suçun vasıf

ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve evrak kapsamına göre adli kontrol

tedbirinin de yetersiz kalacağı, yüklenen suçun CMK100/3-a maddesinde sayılan

suçlardan olması” şeklindeki gerekçelere dayanmıştır.

58.

Somut

olayda, 6352 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinin ardından

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince 27/7/2012 tarihli 210. celsede başvurucunun

tutukluluk durumunu değerlendirerek;

“a- Sanık hakkında 26.1.2008 tarihli tutuklama sebeplerinin

henüz ortadan kalkmamış olması,

b- Tanık beyanlarının mahkemece alınmasının henüz

tamamlanmamış olması, soruşturma ve kovuşturma aşamasında bazı sanıklar

tarafından tanıklar ve itirafçı sanıklara yönelik beyanlarını değiştirmeleri

konusunda menfaat, baskı ve tehdit uyguladıkları yönünde soruşturma ve

bulguların bulunması nedeniyle de delilleri karartma şüphesinin devam ettiği,

c- Mahkememizce yargılaması yapılan, örgüt yöneticisi ve

örgüt üyesi oldukları iddia edilen bir kısım sanıkların haklarında henüz

tahkikat başlamadan, bir kısmının da soruşturma ve kovuşturma aşamasında yurt

dışına kaçarak firari durumunda olması ve firar etmeye teşebbüs iddiasıyla

soruşturma açılmış olması nedeniyle, aynı örgüt kapsamında yargılanan ve

hakkında ağır cezai yaptırımlar istenen sanığın da kaçma şüphesinin bulunduğu,

d- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. maddesinde tutuklu

yargılama için azami bir süre şartı getirilmediği, Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi uygulamasının da buna uygun olduğu, makul sürenin her bir dava,

özellikle bu dava gibi karmaşık kabul edilebilecek davalar için özel olarak

belirlenmesi gerektiği, görülmekte olan davanın kendine özgü yapısı, nitelik ve

nicelik olarak ulaştığı devasa boyut, birleşen dava ve sanık sayısı, sanığa

atılı suçun CMK 100. maddesinde düzenlenen ve katalog suçlar kapsamında kabul

edilen Devletin güvenliğine karşı suçlar ve Anayasal düzene ve bu düzenin

işleyişine karşı suçlar ile ayrıca Terörle Mücadele Kanunu kapsamında olduğu,

bu suçlar için kanunda öngörülen tutukluluk süresinin üst sınırının 10 yıl

olması, atılı suçların kanunda düzenlenen ceza miktarının alt ve üst sınırları,

sanığın tutuklulukta geçirdiği süre ve benzer yargılamalardaki uygulamalar da

göz önüne alındığında, tutuklu kalınan bu sürenin makul olduğu,

e- Dosyadaki toplam sanık sayısı, davanın başlangıcındaki

tutuklu sanık sayısı ile halen tutuklu olan sanık sayısı dikkate alındığında,

mahkememizin şimdiye kadarki uygulamalarında, tutuksuz yargılamanın asıl olup,

tutukluluğun istisna olarak uygulandığının görüldüğü,

f- Sanık hakkında tutuklama gerekçelerinin çok ayrıntılı,

somut olarak ve delillerin tartışılması suretiyle belirtilmesi halinde ihsas-ı

rey itirazlarının söz konusu olabileceği, bu nedenle suç şüphesinin tespitinde

bu durumun göz önünde bulundurulduğu,

g- Dosyamızda mevcut çok sayıda yazı ve belgeyle ilgili

inceleme raporları, uzman incelemesi raporları, ihbar mektupları, genelkurmay

başkanlığınca gönderilen yazı ve belgeler, telefon kayıtları, sanık hakkında

daha hafif koruma tedbiri olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının yetersiz

kalacağı anlaşıldığından…”

tahliye talebinin reddi ile tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.

59.

Adalet Bakanlığı, bu

tarihten sonraki değerlendirmelerde derece mahkemesinin 27/7/2012 tarihli

kararına atıfla başvurucunun tutukluluk durumunun değerlendirildiğini

belirtilmiştir.

60. Makul sürenin hesaplanmasında

sürenin başlangıcı, başvurucunun daha önce yakalanıp gözaltına alındığı

durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir.

Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı tarihtir. Ancak

kişinin, tutuklu olarak yargılanmakta olduğu davada mahkumiyetine karar

verilmiş ise mahkûmiyet tarihi itibarıyla da tutukluluk hali sona erer (B. No:

2012/237, 2/7/2013, §§ 66- 67). Somut olayda

başvurucunun tutukluluk süresi, 22/1/2008

tarihinde gözaltına alınması ile ilk derece mahkemesinin 5/8/2013 tarihli

kararı üzerine hapis cezası ile cezalandırılması arasında yaklaşık beş yıl altı

aydır.

61. Tutuklamanın devamına karar

verilirken, davanın genel durumu yanında, tahliyesini talep eden kişinin

durumunun da dikkate alınması bir zorunluluktur. Başvurucunun tahliye talebini

inceleyen mahkeme, ret gerekçesinde başvurucunun kaçacağına ya da delilleri

karartacağına dair inandırıcı somut olgular ortaya koyamamıştır.

62. Mahkemenin, 6352 sayılı Kanun

kapsamında tutukluluk halinin yeniden değerlendirilmesi talebi üzerine verdiği

27/7/2012 tarihli kararında yer alan, dava kapsamında yargılanan sanıklardan

birkaçının kaçması ya da kaçmaya teşebbüs etmesi, yine bazı sanıkların

delilleri karartma girişiminde bulunması şeklindeki gerekçeleri, diğer

sanıkların da bunları yapabileceğine dair karine olarak değerlendirilemez. Aksi

takdirde masumiyet karinesi ve bununla bağlantılı olarak kişi hürriyetine

ilişkin ilkelerin zedelenebileceği açıktır. Bu nedenle, aynı davada yargılanan

bazı sanıkların durumlarından hareketle genelleme yapılarak diğerlerinin de aynı

davranışta bulunabileceğini varsaymak, tutukluluk gerekçelerinin

somutlaştırılmasını engellediği gibi, özgürlüğün esas, tutukluluğun istisna

olduğu yönündeki anlayışla da bağdaşmaz. Bu çerçevede tutukluluğun devamına

ilişkin kararlarda ileri sürülen gerekçelerin “ilgili”

ve “yeterli” olduğu söylenemez

(B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 117).

63. Özellikle 5271 sayılı Kanun’un 109.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında tutuklama yerine öngörülen adli kontrol

hükümlerinin 6352 sayılı Kanunla yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği

5/7/2012 tarihinden itibaren başvurucu lehine de uygulanma imkanı

ortaya çıkmıştır. Buna rağmen, anılan kararlarda hedeflenen meşru amaçla

yapılan müdahale arasında gözetilmesi gereken denge açısından, mevcut adli

kontrol tedbirlerinin yeterince dikkate alınmadığı görülmektedir. Bu durumda,

tutukluluğun devamına karar verilirken yargılamanın tutuklu sürdürülmesinden

beklenen kamu yararı ile başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

arasında ölçülü bir denge kurulmadığı ve bu nedenle tutuklu kaldığı sürenin

makul olmadığı sonucuna varılmıştır.

64. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun

tutukluluk süresinin uzun olduğu yönündeki şikâyeti ile ilgili olarak

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesi

Yönünden

65. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas

inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine

karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit

edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

66. Başvuruda, Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

67. Başvurucu, herhangi bir tazminat

talebinde bulunmamıştır.

68. Başvurucu tarafından yapılan ve

dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

69. Kararın bir örneğinin ilgili

mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurucunun iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Başvurucunun,

1. “Kanun’da belirtilen azami tutukluluk süresinin aşıldığı”na ilişkin iddiası yönünden

Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2. “Tutukluluk süresinin makul olmadığı”na ilişkin iddiası yönünden

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE

D. Kararın bir örneğinin Mahkemesine gönderilmesine,

16/7/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler : Zehra Ayla PERKTAŞ Burhan ÜSTÜN Nuri NECİPOĞLU Zühtü ARSLAN Raportör : Serhat ALTINKÖK Başvurucu : Veli KÜÇÜK Vekili : Av. Zeynep KÜÇÜK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/6099, 16 Temmuz 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. Ödenmesine
  16. Kaleli
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/6099
Tarih
16 Temmuz 2014

İlgili Kararlar

  • Mesude Yaşar Başvurusu (B. No: 2013/2738)
  • Fatma Kalkan Başvurusu (B. No: 2013/9785)
  • Aziz Yıldırım Başvurusu (B. No: 2014/1957)
  • Münis Düşenkalkar Başvurusu (B. No: 2013/1244)
  • Meryem Alkurt Başvurusu (B. No: 2013/9786)
  • Emrullah Neşeli Başvurusu (B. No: 2013/7658)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.