İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yavuz Arslan Başvurusu (B. No: 2014/16433)

1. Başvuru; gözaltında fiziksel ve psikolojik baskıya maruz

Başvuru No2014/16433Tarih9 Kasım 2017Okuma23 dk · 4.500 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Yavuz Arslan Başvurusu

Karar tarihi
9 Kasım 2017
Başvuru Numarası
2014/16433
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.500 kelime·23 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; gözaltında fiziksel ve psikolojik baskıya maruz

kalınması nedeniyle işkence ve kötü muamele yasağının, haksız olarak tutuklama

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, gözaltında müdafi olmaksızın

alınan ifadelere dayalı ve gerekçesiz olarak mahkûmiyet kararı verilmesi

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 24/9/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, olayların geçtiği 2003-2004 yıllarında

"Beklenen Nizam" dergisinin sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürüdür.

10. Başvurucu 11/3/2003 tarihinde, Fatih ilçesindeki sokaklara

ve Fatih Camisi'nin bahçe duvarına İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi (İBDA/C)

örgütüyle ilgili yazılar yazdığı gerekçesiyle İstanbul'da gözaltına alınmıştır.

11. Başvurucunun ilk ifadesi 13/3/2003 tarihinde İstanbul

Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde müdafi olmaksızın

alınmıştır. Başvurucu ifadesinde, cezaevinde bulunan ve İBDA/C örgütü lideri

olan S.İ.E.nin bütün görüş ve düşüncelerine

katıldığını beyan etmiştir. İfadede ayrıca başvurucunun örgüt adına katıldığı

eylemler veisnat edilen olayla ilgili ayrıntılı

anlatımlar bulunmaktadır. İfade tutanağında, başvurucunun bir avukatın hukuki yardımından

yararlanmak istemediği ve isnat edilen suçla ilgili bizzat ifade vermek

istediğine ilişkin bir beyanı bulunmamaktadır. Başvurucu, ifade tutanağını

imzalamaktan imtina etmiştir.

12. Başvurucu gözaltı sonrasında 15/3/2003 tarihinde İstanbul

Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısına müdafi yardımı almaksızın

verdiği ifadesinde, polis tarafından hazırlanan ifade tutanağını kendisine

okutulmadığı için imzalamadığını, ifadenin kendisine ait olduğunu ancak

duvarlara yazı yazarken yakalanmadığını, bu suçlamayı kabul etmediğini beyan

etmiştir.

13. Başvurucu 15/3/2003 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik

Mahkemesi Hâkimi tarafından yapılan sorgulama sonrasında 2003/28 Sorgu sayılı

kararla İBDA/C örgütünün sair efradı olma suçundan tutuklanmıştır. Başvurucu, müdafii huzurunda yapılan sorgusunda Fatih'te duvarlara "Yaşasın Kumandan Mirzabeyoğlu"

şeklinde slogan yazdığını ancak mitinglere katılmadığını beyan etmiştir.

Başvurucu müdafii, şüphelinin (başvurucunun) gözaltı

ifadelerinin zor kullanılarak alındığını ve hukuken yok hükmünde olduğunu

belirtmiştir.

14. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet

Başsavcılığının 25/3/2003 tarihli iddianamesi ile terör örgütünün sair efradı

olmak suçundan başvurucu hakkında kamu davası açılmıştır. İddianamede; başvurucunun

İBDA/C örgütü lehine Fatih ilçesininin sokaklarına ve

Fatih Camisi'nin bahçe duvarına yazılar yazdığı, İBDA/C örgütünün legal yayını

olan Beklenen Nizam dergisinin yazı işleri müdürlüğünü yaptığı belirtilmiştir.

15. Başvurucu, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2003/109

sayısına kayden yürütülen yargılamada 12/8/2003

tahliye edilmiştir.

16. Bu arada başvurucu 7/1/2004 tarihinde, İBDA/C örgütüne

yardım etmek suçundan aranan F.D.nin yakalanması

kapsamında onun yanında bulunduğu sırada İBDA/C örgütüyle bağlantılı

olabileceği gerekçesiyle İstanbul’da polis tarafından gözaltına alınmıştır.

Başvurucunun üzerinde ve eşyaları ile iş yerinde yapılan aramalar sonucunda

toplatılma kararı olan dergiler ve birtakım örgütsel doküman bulunmuştur.

Başvurucunun çantasında ayrıca bomba yapımıyla ilgili bilgiler içeren bir

bilgisayar çıktısı da ele geçirilmiştir.

17. Başvurucu, kolluktaki ifadesinde susma hakkını kullanmış;

gözaltı sonrasında 15/3/2003 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi

Cumhuriyet savcısına müdafii huzurunda verdiği

ifadesinde ise suçlamaları kabul etmediğini beyan etmiştir.

18. Başvurucu 11/1/2004 tarihinde İstanbul 2 No.lu Devlet

Güvenlik Mahkemesi Yedek Hâkimliği tarafından müdafi huzurunda yapılan

sorgulama sonrasında 2004/13 Sorgu sayılı kararla İBDA/C örgütüne yardım etme

suçundan tutuklanmıştır. Başvurucu sorgulamada yasa dışı örgütlerle bir

bağlantısı olmadığını beyan etmiştir.

19. İstanbul Başsavcılığının 14/1/2004 tarihli iddianamesi ile

terör örgütüne yardım etme suçundan başvurucu hakkında kamu davası açılmıştır.

Açılan dava, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2004/27 sayısına

kaydedilmiştir.

20. Başvurucu, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince yürütülen

yargılamanın ilk celsesinde müdafii huzurunda yaptığı

savunmada bomba yapımıyla ilgili malzemelerin nitelikleri, miktarları ve

nereden bulunabileceğine ilişkin bilgiler içeren bilgisayar çıktısına

İnternet'ten ulaştığını ancak bunları hiçbir yerde yayımlamadığını

belirtmiştir.

21. Başvurucu 8/4/2004 tarihinde tahliye edilmiştir. Daha sonra

-3/12/2004 tarihinde- başvurucu hakkındaki dava, İstanbul 9. Ağır Ceza

Mahkemesinin E.2003/109 sayılı dosyasıyla (bkz. §§ 14, 15) birleştirilmiştir.

22. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK mülga 250. madde ile

görevli) 15/9/2006 tarihli kararı ile başvurucunun terör örgütüne yardım ve

yataklık etme suçundan 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar

verilmiştir.

23. Cumhuriyet savcısı ve başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay

9. Ceza Dairesinin 16/2/2010 tarihli sayılı kararı ile hüküm, eylemin terör

örgütüne üye olma suçunu oluşturduğundan bahisle bozulmuştur.

24. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda

12/6/2012 tarihli karar ile başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl

3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Mahkûmiyet hükmünün

gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sanık dizi 53 te bulunan yakalama

tutanağının içeriğine göre sprey boya ile yasa dışı İBDA-C silahlı terör

örgütünün propagandasını yapar yazılama yaptığı sırada yakalanmış, ... 8 ve 91 nolu yerlere "şeriat için silahlı mücadele

İBDA-C" yine Ferizpaşa Cad[desi] üzerindeki Fatih Camii duvarına "ya şeriat ya

ölüm, yaşasın Mirzabeyoğlu" yazılarını yazdığı

anlaşılmıştır. Sanığın evinde yapılan aramada örgütün yöneticisi konumunda olan

S. M.ye ait yapılan ve yine yasa dışı İBDA- C terör örgütüne ait ve örgütçe

kullanılan bayrak, iş yerinde yapılan aramada ise yine İBDA-C terör örgütü ile

ilgili çeşitli yazıların bulunduğu klasör ele geçirilmiştir. Birleşen [dosyada]

da sanık yakalandığında el çantası içinde bombalamalara esas teşkil eden

malzemelerin usulleri, kullanılacak malzemeler ve temin yerlerine ilişkin 7

sayfa bilgisayar çıktısı, bir adet İBDA- C nedir başlıklı dergi, yine Yavuz Arslan

imzalı Arapça "Pis" anlamına gelen Ahbes

başlıklı yazı altında Atatürk'ün karikatürüze edilmiş

portresi ele geçirilmiş ve ekspertiz raporu ile bu yazılardaki el yazılarının

sanığa ait olduğu belirlenmiştir.

...

...Yargıtay bozma ilamında belirtildiği üzere

sanıkların silahlı çete niteliğindeki İBDA-C örgütünün amacı doğrultusunda

yazılama yaptıkları, yasa dışı gösterilere katıldıkları, ev ve iş yerlerinde

yapılan aramalarda örgütsel dökümanların ele

geçirildiği, sanıklar A. T., Yavuz Arslan'ın kolluk, savcılık ifadeleri, zapt

etme ve yakalama tutanağı ve tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, eylem ve

faaliyetlerinin süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluğu nazara alındığında,

sanıkların eylemlerin silahlı İBDA-C terör örgütüne üye olmak suçunu

oluşturduğundan ... mahkumiyetlerine karar verilmiştir."

25. Anılan karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 3/7/2014 tarihli

kararı ile onanmıştır.

26. Başvurucu 25/8/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

27. Başvurucunun mahkûmiyetine konu suç 26/9/2004 tarihli ve

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin ikinci fıkrasında

düzenlenmiştir.

28. Olay tarihinde yürürlükte olan 4/4/1929 tarihli ve 1412

sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 135. maddesi şöyledir:

“Zabıta amir ve memurları ile Cumhuriyet

Savcısı tarafından ifade almada ve hâkim tarafından sorguya çekilmede aşağıdaki

hususlara uyulur:

1. İfade verenin veya sorguya çekilenin kimliği tesbit

edilir. İfade veren veya sorguya çekilen kimliğe ilişkin soruları doğru olarak

cevaplandırmak zorundadır.

2. Kendisine isnat edilen

suç anlatılır.

3. Müdafi tayin hakkının

bulunduğu, müdafi tayin edebilecek durumda değilse baro tarafından tayin

edilecek bir müdafi talep edebileceği ve onun hukuki yardımından

yararlanabileceği, isterse müdafiin soruşturmayı

geciktirmemek kaydı ile ve vekaletname aranmaksızın ifade veya sorguda hazır

bulunacağı bildirilir; yakınlarından istediğine yakalandığını duyurabileceği

söylenir.

4. İsnad edilen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğu

söylenir.

5. Şüpheden kurtulması için somut delillerinin toplanmasını talep

edebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe sebeplerini ortadan

kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek imkânı verilir.

6. İfade verenin veya

sorguya çekilenin şahsi halleri hakkında bilgi alınır.

7. İfade veya sorgu bir

tutanakla tesbit edilir. Bu tutanakta;

a) İfade verme veya sorguya çekme işleminin yapıldığı yer ve tarih,

b) İfade verme veya sorguya çekme sırasında hazır bulunan kişilerin

isim ve sıfatları ile ifade veren veya sorguya çekilen kişinin açık kimliği,

c) İfade vermenin veya sorgunun yapılmasında yukarıdaki işlemlerin

yerine getirilip getirilmediği, bu işlemler yerine getirilmemiş ise sebepleri,

d) Tutanak içeriğinin ifade veren veya sorguya çekilen ile hazır olan

müdafi tarafından okunduğu ve imzalarının alındığı,

e) İmzadan imtina halinde bunun nedenleri yer alır.”

29. 1412 sayılı mülga Kanun’un 135/A maddesi şöyledir:

“İfade

verenin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici

nitelikte kötü davranma, işkence, zorla ilaç verme, yorma, aldatma, bedensel

cebir ve şiddette bulunma, bazı araçlar uygulama gibi iradeyi bozan bedeni veya

ruhi müdahaleler yapılamaz.

Kanuna aykırı bir menfaat vaat edilemez.

Yukarıdaki

fıkralarda belirtilen yasak yöntemlerle elde edilen ifadeler rıza olsa dahi

delil olarak değerlendirilemez.”

30. 1412 sayılı mülga Kanun’un 136. maddesi şöyledir:

“Yakalanan kişi veya sanık, soruşturmanın her

hal ve derecesinde bir veya birden fazla müdafiin

yardımından faydalanabilir. Kanuni temsilcisi varsa o da yakalanana veya sanığa

bir müdafi seçebilir.

Zabıta amir ve memurları tarafından yapılacak

sorgulama işlemlerinde, ancak bir müdafi hazır bulunabilir. Cumhuriyet

Savcılığı işlemlerinde bu sayı üçü geçemez.

Zabıtaca yapılan soruşturma da dahil olmak

üzere, soruşturmanın her safhasında müdafiin,

yakalanan kişi veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında

olma ve hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz.”

31. 1412 sayılı mülga Kanun’un 138. maddesi şöyledir:

“Yakalanan kişi veya sanık müdafi seçebilecek

durumda olmadığını beyan ederse talebi halinde baro tarafından kendisine bir

müdafi tayin edilir. Yakalanan kişi veya sanık onsekiz

yaşını bitirmemiş yahut sağır veya dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede

malul olur ve bir müdafi’de bulunmazsa talebi

aranmaksızın kendisine müdafi tayin edilir.”

32. 1412 sayılı mülga Kanun’un 144. maddesi şöyledir:

“Yakalanan veya tutuklu bulunan kişi

vekaletname aranmaksızın müdafi ile her zaman ve konuşulanları başkalarının

duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafi ile yazışmaları

denetime tabi tutulamaz.”

33. Başvurucunun gözaltında bulunduğu sırada yürürlükte olan

18/11/1992 tarihli ve 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Bu Kanunun 4, 5, 6, 7, 9, 12, 14, 15, 18, 19,

20 ve 22 nci madde hükümleri Devlet Güvenlik

Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmaz. Bunlar hakkında 1412

sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun bu değişiklikten önce yürürlükte olan

eski hükümleri değiştirilmeden önceki halleriyle uygulanır.”

34. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

148. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:

“Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan

ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından

doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.”

B. Uluslararası Hukuk

1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

35. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrası ve (3) numaralı fıkrasının (c) bendi şöyledir:

''1. Herkes davasının, …

cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek

olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve

kamuya açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir...

…

3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari

haklara sahiptir:

…

c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir

müdafiin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak

için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için

gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak

yararlanabilmek;''

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

36. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre Sözleşme'nin 6.

maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi kapsamında, suç isnadı altında bulunan

kişi savunma hakkının kullanılmasında üç ayrı hakka sahiptir. Bunlar kendisini

bizzat savunma, seçtiği bir müdafi yardımından yararlanma, bir müdafi tayin

etme olanağından yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görülürse

resen atanacak bir müdafi yardımından yararlanma haklarıdır. Dolayısıyla suç

isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması talep edilemez (Pakelli/Federal Almanya, B. No: 8398/78,

25/4/1983, § 31). Bir suçla itham edilen herkesin avukat yardımından etkili bir

şekilde yararlanma hakkı, mutlak bir hak olmamakla beraber adil yargılanma

ilkesinin temel özelliklerinden birini oluşturmaktadır (Salduz/Türkiye [BD], B. No: 36391/02, 27/11/2008, § 51).

37. Kendini suçlamama hakkı, kamu makamlarının

şüphelinin/sanığın arzusu hilafına baskı ve zorlama metotları ile elde edilen

delillere başvurmadan iddialarını ispat etmelerini öngörmektedir (Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/7/2006,

§ 100; Salduz/Türkiye, § 54). AİHM, soruşturma

evresindeki ikrarın kötü muamele veya işkence altında verildiği belirtilerek

hâkim önünde reddedilmesi hâlinde bu konu irdelenmeden esasa geçilerek ikrarın

dayanak olarak kullanılmasını bir eksiklik olarak değerlendirmiştir (Hulki Güneş/Türkiye, B. No: 28490/95,

19/6/2003, § 91). Bu kapsamda ikrarın hiç kimseyle görüşülmesine izin

verilmeyen ve uzun süren bir gözaltı sırasında yapılmış olması gibi hususlar da

gözönünde bulundurulmalıdır (Barbera, Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, §

87).

38. İlke olarak şüpheliye, gözaltına alındığı ya da tutuklandığı

andan itibaren avukat yardımından yararlanma imkânı sağlanmalıdır

(Dayanan/Türkiye, B. No: 7377/03, 13/10/2009, § 31). Diğer taraftan AİHM,

kolluk tarafından ifade alınma aşamasını da kapsayan müdafi yardımından

yararlanma hakkının geçerli bir nedene dayanılarak kısıtlanabileceğini, bu

durumda somut olay açısından yargılamanın bütününe bakılarak söz konusu

kısıtlamanın adil yargılanmaya engel olup olmadığının değerlendirilmesi

gerektiğini ifade etmiştir (John Murray/Birleşik

Krallık [BD], B. No: 18731/91, 8/2/1996, § 63; Magee/Birleşik

Krallık,B. No: 28135/95, 6/6/2000, § 41).

39. Bu bağlamda AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesinin ne lafzı ne de

ruhunun başvuranın iradi olarak açık ya da örtülü biçimde adil yargılanma

hakkından vazgeçmesini engellemediğini belirtmektedir (Aksin ve diğerleri/Türkiye, B. No:

4447/05, 1/10/2013, § 48). Adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan müdafi

yardımından yararlanmadan vazgeçmenin geçerli ve etkin olabilmesi için her

türlü şüpheden uzak bir açıklıkta olması, ayrıca sonuçlarının ağırlığının

gerektirdiği asgari garantileri içermesi gerekir (Salduz/Türkiye, § 59).

40. AİHM, bazı durumlarda kişinin talebi olmasa da ücretsiz

olarak resen avukat tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Kişinin

olanağının olmaması yanında ayrıca suçlama nedeniyle alabileceği özgürlükten

mahrum bırakılmayı gerektiren bir ceza ve davanın karmaşıklığı, avukat

yardımının sağlanmasını gerektiren bir hukuki menfaati ortaya çıkarmaktadır (Tunç/Türkiye, B. No: 32432/96, 27/3/2007,

§§ 55, 56).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

41. Mahkemenin 9/11/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Müdafi Yardımından

Yararlanma Hakkıyla Bağlantılı Olarak Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlığın Görüşü

42. Başvurucu; genel olarak yargılamanın hakkaniyete uygun

yürütülmediğini, gözaltında avukata erişim imkânından yararlandırılmadığı

sırada baskı altında imzalanan ancak içeriği kabul edilmeyen ifadelere

dayanılarak mahkûmiyetine karar verildiğini ileri sürmüştür.

43. Bakanlık görüş yazısında; Anayasa Mahkemesi ve AİHM

kararlarına atıfla yargılama sırasında delillerin kabul edilebilirliği ve

değerlendirilmesinin bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi

tutulamayacağı, Anayasa'da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece

derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hataların bireysel başvuru

incelemesinde ele alınamacağı, ancak işkence ve kötü

muamele sonucu elde edilen ikrarların delil olarak kullanılamayacağını, somut

olayda ise başvurucunun kolluk ifadesinin yanı sıra diğer delillere de

dayanıldığı belirtilmiştir.

2. Değerlendirme

44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının adil yargılanma

hakkının güvencelerinden olan müdafi yardımından faydalanma hakkıyla bağlantılı

olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

45. Anayasa’nın 36. maddesinin(1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

46. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedenin de bulunmadığı anlaşılan adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

47. Ceza yargılamasında savunma haklarının güvence altına

alınması, demokratik toplumun temel ilkelerindendir (Erol Aydeğer, B. No: 2013/4784,

7/3/2014, § 32). Savunma, ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesini

sağlamaktadır. İddiaya karşı savunma tanınmadığı sürece silahların eşitliği ve

çelişmeli yargılama ilkelerine uygun muhakeme yapılması ve maddi gerçeğe

ulaşılması da mümkün değildir (Yusuf Karakuş

ve diğerleri, B. No: 2014/12002, 8/12/2016, § 69).

48. Savunma hakkının sağladığı “güvenceler” esasen adil

yargılanma hakkı içinde yer almaktadır. Savunma hakkı, hukuk devleti ilkesinin

gereklerinden ve adil yargılanma hakkının önemli güvencelerinden biri olması

nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde açıkça ifade edilmiştir. Anılan hükümde,

herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle savunma hakkına sahip

olduğu belirtilmiştir. Savunma hakkı tanınmadan kişilerin cezalandırılması,

Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan masumiyet karinesine de uygun

değildir. Bu nedenle savunma hakkının sağlanmadığı bir yargılamanın adil olduğundan

söz edilemez (Yusuf Karakuş ve diğerleri,

§ 70).

49. Şüpheli ve sanığa salt savunma hakkının tanınması yeterli

değildir. Şüpheli ve sanığın savunma için Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen

“meşru vasıta ve yollar"dan yararlandırılması da gerekir. Şüpheli ve

sanık için Anayasa'nın 36. maddesinde sözü edilen meşru vasıta ve yollardan en

önemlisi müdafi yardımından yararlanmaktır. Diğer bir ifadeyle müdafi

yardımından yararlanma hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen “meşru

vasıta ve yollar" kavramının

kapsamındadır. Bu itibarla müdafi yardımından yararlanmanın adil yargılanma

hakkının kapsam ve içeriğine dâhil ve bu hakkın doğal sonucu olduğu ortaya

çıkmaktadır. Dolayısıyla suç isnadı altındaki kişi, adil yargılanma hakkı

kapsamında kendisini bizzat

savunma veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanma hakkına sahiptir (Yusuf Karakuş ve diğerleri, § 72).

50. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil

yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, taraf olduğumuz

uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının

madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. NitekimSözleşme'nin6. maddesinin

(3) numaralı fıkrasının (c) bendinde; bir suç ile itham edilen herkesin

kendisini bizzat savunma veya

seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanma, eğer avukat tutmak için gerekli

maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli

görüldüğünde resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak

yararlanabilme hakkı düzenlenmiştir (Yusuf

Karakuş ve diğerleri, § 73).

51. Anılan hakkın ilke olarak şüphelinin kolluk tarafından ilk

kez sorgulanmasından itibaren sağlanması gerekir. Şüpheliye kolluk tarafından

ilk kez sorgulanmasından itibaren avukata erişim hakkı sağlanması, kendisini

suçlamama ve susma hakları yanında genel olarak da adil yargılanma hakkının

etkili bir koruma işlevine sahip olması bakımından gereklidir. Çünkü bu aşamada

elde edilen deliller, yargılama sırasında söz konusu suçun hangi çerçevede ele

alınacağını belirlemektedir. Özellikle delillerin toplanması ve kullanılması

aşamasında cezai yargılamaya ilişkin mevzuat giderek daha karmaşık hâle

geldiğinden şüpheliler, ceza yargılamasının bu evresinde kendilerini savunmasız

bir durumda bulabilir. Belirtilen savunmasızlık hâli, ancak bir müdafinin

hukuki yardımı ile gereği gibi telafi edilebilir (Aligül Alkaya ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1138, 27/10/2015, §§

118, 135; Sami Özbil,

B. No: 2012/543, 15/10/2014, § 64).

52. Sanık, olay hakkında doğrudan doğruya bilgiye sahiptir.

Dolayısıyla sanığın beyanlarının olayın aydınlatılması bakımından son derece

önemli bir delil niteliğinde olduğu açıktır. Bu bakımdan suç isnadı altındaki

kişinin müdafi hazır bulunmadığı hâlde kendini suçlayıcı beyanlarda bulunup

bulunmadığı, bu itirafların aleyhinde kullanılıp kullanılmadığı,susmasından

mahkemece olumsuz sonuçlar çıkarılıp çıkarılmadığı ve kendisine herhangi bir

baskı uygulanıp uygulanmadığı her somut olayda değerlendirilmelidir. Bir ceza

davasında kendi aleyhine tanıklık etmeme ve delil vermeye zorlanmama hakkı, suç

isnadını zorla veya baskıyla sanığın isteğine aykırı olarak elde edilen

delillere başvurmadan kanıtlamaya çalışmayı gerektirir. Avukata erişimi

sağlanmayan sanığın kolluktaki ikrarının mahkûmiyet kararında kullanılması

durumunda savunma hakkına telafi edilmez biçimde zarar verilmiş olacaktır.

Soruşturma evresinde elde edilen ikrarın kötü muamele ve işkence altında

verildiği belirtilerek reddedilmesi durumunda mahkemece bu husus

irdelenmeksizin ikrarın dayanak olarak kullanılması önemli bir özen eksiklikliğidir (Yusuf

Karakuş ve diğerleri, § 79).

53. Müdafi yardımından yararlanma hakkı mutlak değildir. Bu

hakkın istisnai hâllerde sınırlandırılması mümkündür. Zorunlu sebeplerin ortaya

çıkması hâlinde bu hak kısıtlanabilir. Avukat erişiminin sağlanmamasına

istisnai olarak zorunlu sebeplerin gerekçe gösterilmesi durumunda bile böylesi

bir kısıtlama şüphelinin/sanığın adil yargılanma bağlamında güvence altına

alınan haklarına zarar vermemelidir (Aligül Alkaya ve diğerleri, §§ 118, 137). Müdafi yardımından

yararlanma hakkı bakımından önemli olan, yargılamaya bir bütün olarak

bakıldığında şüphelinin/sanığın müdafi yardımından etkili bir biçimde

yararlanmış olmasıdır. Ancak avukata erişim yönünden getirilen kısıtlama

yargılamanın sonraki aşamalarında telafi edilmiş ise savunma hakkı ihlal

edilmiş sayılmaz(Yusuf Karakuş ve diğerleri,

§ 78).

54. Bireysel başvuru incelemelerinde ölçü norm Anayasa'dır, bu

durumda kanuna uygunluk denetimi yapılmamaktadır. Bu nedenle kanuna dayalı

olarak avukata erişimin kısıtlanması yönündeki uygulamanın Anayasa'ya uygun

olduğu anlamına gelmez. Müdafi yardımından yararlanma hakkının Anayasa'nın 36.

maddesini ihlal edip etmediğinin değerlendirilmesinde yargılamanın bütünlüğü

içinde somut davanın kendine özgü koşulları dikkate alınmalıdır. Anayasa

Mahkemesi de daha önce şüphelilerin devlet güvenlik mahkemelerinin görev

alanına giren suçlar yönünden müdafi yardımından faydalandırılmamasının

mevzuattan kaynaklanan bir uygulama olduğunu tespit etmiş (Aligül Alkaya ve diğerleri, § 144, Sami Özbil, § 71; Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 48)

ancak müdafi yararlanma hakkının sonradan telafi edilmediği gerekçesiyle ihlal

kararları vermiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri, §§ 127-145, Sami Özbil, §§

56-76; Aynur Avyüzen,

B. No: 2014/784, 27/10/2016, §§ 37-58; Veli

Özdemir, B. No: 2014/785, 27/10/2016, §§ 39-62).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

55. Somut olayda başvurucunun gözaltında tutulduğu sırada devlet

güvenlik mahkemelerinin görev alanına giren suçlar yönünden kural olarak müdafi

yardımından yararlanması ancak belli bir aşamadan sonra mümkün olmaktadır. 3842

sayılı Kanun’un eklenen 31. maddesiyle gözaltında bulundurmaya ve müdafi

yardımından yararlanmaya ilişkin yeni düzenlemelerin devlet güvenlik

mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmayacağı, bunlar hakkında

değişiklik yapılmadan önceki 1412 sayılı mülga Kanun hükümlerinin uygulanacağı

hükme bağlanmıştır. Başvurucunun gözaltında tutulduğu tarihlerde anılan

mevzuat, gözaltı süresinde avukata erişim imkânını tanımamaktadır. Başvurucunun

belirtilen şartlarda 11/3/2003 ile 15/3/2003 tarihleri arasında gözaltında

tutulduğu görülmektedir.

56. Başvurucuya isnat edilen suçlar kapsamındaki eylemlere

ilişkin değerlendirmede, başvurucunun gözaltında müdafi olmaksızın elde edilen

beyanlarının da delil olarak kabul edildiği görülmektedir. Ancak başvurucu

yargılamanın ileriki aşamalarında müdafi yardımından yararlandırılmış ve

gözaltı sırasında alınan beyanlarının büyük bir kısmını doğrulamıştır (bkz. §

13). Başvurucunun diğer deliller yanında müdafi olmaksızın alınan ve daha sonra

büyük bir kısmı doğrulanan ifadeleri doğrultusunda anılan eylemleri

gerçekleştirmek suretiyle isnat edilen suçtan mahkûmiyetine karar verildiği,

gözaltında iken alınan bu ifadelerin mahkûmiyet için belirleyici biçimde kanıt

olarak kullanılmadığı, sonraki aşamalarda sağlanan müdafi yardımı ve yargılama

usulünün diğer güvencelerinin soruşturmanın başında başvurucunun savunma

hakkına verilen zararı telafi ettiği anlaşılmaktadır.

57. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki müdafi yardımından yararlanma

hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma Hakkı

Kapsamındaki Diğer İhlal İddiaları

1. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

58. Başvurucu; Mahkeme kararında hangi delillere neden itibar

edildiğinin ve savunmaya neden itibar edilmediğinin açıklanmadığını, kararın

gerekçeli olmadığını ileri sürmüştür.

59. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından

açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine "adil

yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf

olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama

hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme'nin 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

kapsamına gerekçeli karar hakkının da dâhil olduğu AİHM'in

birçok kararında vurgulanmıştır. Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde

düzenlenen adil yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkı güvencesini de

kapsadığının kabul edilmesi gerekir (Abdullah

Topçu, B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75).

60. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli

olarak yazılır.” denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma

yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa

kuralı da gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulmalıdır (Abdullah Topçu,

§ 76).

61. Gerekçeli karar hakkı, yargılamada ileri sürülen tüm

iddialara ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bu

nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre

değişebilir (Mehmet Yavuz, B. No:

2013/2995, 20/2/2014, § 51). Somut olayda yapılan açık yargılama sonunda

tarafların davanın sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmalarının

tartışılarak verilen kararda, hükme ulaşılması için yeterli gerekçe bulunduğu

anlaşılmaktadır (bkz. § 14).

62. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Mahkemelerin Statüsüne

İlişkin İhlal İddiaları

63. Başvurucu; devlet güvenlik mahkemelerinin uygulamalarının

adil yargılanma hakkı kapsamındaki birçok güvenceyi ortadan kaldırdığını,

devlet güvenlik mahkemelerinin sonradan

sadece adının değiştirildiğini, bu mahkemelerin uygulamalarının özel yetkili

mahkemelerce devam ettirildiğini, anılan mahkemelerin adil yargılama

yapmadıklarını, bu sebeplerle Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

64. Başvurucunun başvuru konusu olaylara ilişkin iddialarını

açıklama, dayanılan Anayasa hükmünün ihlal edildiğine dair hukuki iddialarını

kanıtlama, bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle

ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeleri ve delilleri sunma yükümlülüğü

bulunmaktadır (S.S.A., B. No:

2013/2355, 7/11/2013, § 38; Veli Özdemir,

B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).

65. Belirtilen koşullar yerine getirilmediği takdirde Anayasa

Mahkemesince başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul

edilemez olduğuna karar verilebilir.

66. Başvurucu, ihlal iddialarını temellendirmemiş; anılan

mahkemelerin hangi somut özelliğinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiği

konusunda bir açıklamada bulunmamıştır. Bu nedenle ihlal iddiası ve bu iddianın

temelindeki olguların ispatına ilişkin yeterli açıklamalarda bulunmayan

başvurucunun iddiasını temellendirmediği sonucuna ulaşılmıştır.

67. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. İşkence ve Kötü

Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

68. Başvurucu, ifadelerinin kollukta fiziksel ve psikolojik

baskıyla alındığını ve böylelikle işkence ve kötü muamele yasağının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

69. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir(İsmail Buğra İşlek,

B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

70. Bireyin, bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı

olarak ve Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi

tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde Anayasa'nın

17. maddesi −"Devletin temel amaç

ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle

birlikte yorumlandığında− etkili bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir.

Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya

elverişli olmalıdır (Tahir Canan,

§ 25).

71. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma

türünün, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin

yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak

tespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana

gelen ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. maddesi

gereğince devletin, ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai

soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, §

55)

72. Başvurucunun şikâyetleri açısından maddi olayın ortaya

çıkarılması, olayda sorumluluğu bulunanların tespiti ve cezalandırılması

şeklinde makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek

nitelikte olan yolun etkili bir ceza soruşturması yürütülmesi yolu olduğu

anlaşılmaktadır (Zeki Güngör, B.

No: 2013/8491, 31/3/2016, § 40). Ancak başvuru konusu olaya yönelik resen ya da

başvurucuların ihbarı üzerine başlatılmış bir ceza soruşturması bulunmadığı

tespit edilmiştir.

73. Devletin etkili soruşturma yükümü kapsamında, işkence veya

kötü muamele olduğunu gösteren yeterli kesin belirtiler mevcut olduğunda

müdahale üçüncü kişilerden dahi gelmiş olsa şikâyet ya da ihbar yapılmadığında

bile resen soruşturma açılmasının sağlanması gerektiği açıktır (Tahir Canan, § 25). Bununla birlikte

devletin resen soruşturma yükümünü yerine getirmemesi, bireysel başvuru yolunun

ikincil niteliği gereği başvurucunun sahip olduğu, iddialarını idari ve

yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletme yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır(Zeki Güngör, § 42).

74. Başvurucunun kolluk görevlileri tarafından gözaltında

fiziksel ve psikolojik baskı yapıldığı iddiası karşısında maddi olayın

aydınlatılması ve olası cezai sorumluluğun belirlenmesi konusunda etkili yolun

ceza soruşturması olduğu ancak dosyadan başvurucunun ceza soruşturması

başlatılması amacıyla adli makamlara bir başvuruda bulunmadığı tespit

edilmiştir. Başvurucu da anılan tespitin aksine bir delil sunmamıştır. Buna

göre Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamına giren eylemlere maruz

kalındığı iddialarını ileri süren başvurucunun adli makamları hareket geçirmek

için bir başvurusunun da olmadığı dikkate alındığında başvuruya konu olayın −bireysel

başvuru yolunun ikincil niteliği gereği− Anayasa Mahkemesi tarafından

incelenmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmiştir.

75. Somut olayda başvurucunun iddialarına kamu makamlarının

resen hareket etmesi için yeterli bir haberdar olmayı ortaya koymadığı, hukuk

sisteminde mevcut yargısal yolları tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu

anlaşılmaktadır.

76. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

77. Başvurucu, haksız olarak tutuklandığını iddia etmiştir.

78. Anayasa Mahkemesi, benzer iddiaların ileri sürüldüğü

başvurulara ilişkin olarak birçok kararında “zaman bakımından yetkisi”yle ilgili ilkeleri belirlemiştir. Buna göre

23/9/2012 tarihinden önce verilen bir kararla sona eren tutukluluk durumuna

ilişkin başvuruların zaman bakımından yetkisi dışında kaldığı kabul edilmiştir

(Osman Büyüksu,

B. No: 2013/5512, 3/4/2014, §§ 20-24; Ali

Öksüz, B. No: 2013/6065, 3/4/2014, §§ 20-23; Cevdet Genç, B. No: 2012/142, 9/1/2014, §§

24-29). Somut olayda başvurucunun bir suç isnadına bağlı tutukluluk durumunun

12/8/2003 ve 8/4/2004 tarihlerinde tahliye olmasıyla son bulduğu anlaşılmıştır.

79. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki diğer ihlal iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. İşkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddiaların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianınzaman bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı

olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yapılan yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

9/11/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Akif

YILDIRIM

Başvurucu : Yavuz ARSLAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/16433, 9 Kasım 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Müdafi Yardımından
  11. B. No: 2014/784, 27/10/2016, §§ 37-58; Veli
  12. B. Adil Yargılanma Hakkı
  13. C. İşkence ve Kötü
  14. D. Kişi Hürriyeti ve
  15. B. No: 2013/5512, 3/4/2014, §§ 20-24; Ali
  16. A. 1. Müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak
  17. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  18. C. Yapılan yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  19. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  20. Gökcan
  21. Hakyemez
  22. Yıldırım
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/16433
Tarih
9 Kasım 2017

İlgili Kararlar

  • M.l. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/7469)
  • Cevdet Bayır Başvurusu (B. No: 2014/11710)
  • Recep Seymen Başvurusu (B. No: 2014/4723)
  • Nadir Kahya Başvurusu (B. No: 2014/16754)
  • Abdulvahap Can ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/3793)
  • Emine Hanım Turhan ve Fatma Yılmaz Başvurusu (B. No: 2017/6161)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.