İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yüksel Bazarkaya Başvurusu (B. No: 2013/6615)

1. Başvuru, kentsel sit alanı ilan edilerek koruma amaçlı imar

Başvuru No2013/6615Tarih20 Nisan 2016Okuma34 dk · 6.752 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Yüksel Bazarkaya Başvurusu

Karar tarihi
20 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/6615
R.G. Tarih ve Sayı
21/6/2016-29749
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.752 kelime·34 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kentsel sit alanı ilan edilerek koruma amaçlı imar

planı yapılmasına karar verilen alanda inşa edilen yapının kaldırılmasına karar

verilmesi ve uzun süre koruma amaçlı imar planı yapılmaması sebepleriyle

mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 21/8/2013 tarihinde Gökçeada Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 28/2/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 26/06/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 14/7/2015 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP)

bilişim sistemi aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar

özetle şöyledir:

7. Kültür Bakanlığı Bursa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma

Kurulunun (Bursa Koruma Kurulu) 15/8/1991 tarihli ve 1932 sayılı kararı ile

Çanakkale ili Gökçeada ilçesinde ilçe merkezi ve eski köy yerleşim alanlarının

kentsel sit alanı ve bu alanlar dışında kalan tüm alanların doğal sit alanı

olarak tescil edilmesine karar verilmiştir.

8. Kültür Bakanlığı Edirne Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma

Kurulunun (Edirne Koruma Kurulu) 11/11/1994 tarihli ve 2135 sayılı kararı ile

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 19/10/1994 tarihli ve 374

sayılı kararı ile tavsiye edilen ve 1/25000'lik Gökçeada ilçe haritasında

işaretlenen ve dereceleri belirtilen alanların doğal ve arkeolojik sit alanları

olarak kabulüne, bu alanlara yönelik 1/5000 ölçekli koruma amaçlı imar planının

yapılmasına karar verilmiştir.

9. Kültür Bakanlığı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek

Kurulunun (Yüksek Kurul) 19/4/1996 tarihli ve 419 sayılı "İlke

Kararı" kapsamında kentsel sit alanları, koruma ve kullanma koşulları

yönünden bazı ilkeler benimsenmiş, kentsel sit alanında koruma amaçlı imar

planı elde edilinceye kadar izlenecek kuralları tanımlayan "geçiş dönemi

yapılaşma koşullarının" temel ilkelerine yer verilmiştir. Buna göre;

i. İmar planında

öngörülen yoğunluk ve kentsel donanım kararları belli olmadığından korunması

gerekli taşınmaz kültür varlığı parseline ilave yeni yapı yapılamayacağına,

ii. Koruma amaçlı imar planına yasal süresi içinde başlanmamış

ya da ilgili koruma kurulunca geçerli ve yeterli bulunmayan nedenlerle

tamamlanmamış kentsel sit alanlarında; yasal sürecin tamamlanmasını takiben,

koruma amaçlı imar planı yapılarak ilgili koruma kurulunca uygun bulunana kadar

korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı parselindeki uygulamalar ve diğer

parsellerdeki inşai ve fiziki uygulamaların koruma

kurulunun izni doğrultusunda yapılabileceği,

iii. Geçiş dönemi yapılaşma koşulları ilgili koruma kurulunca

belirlenerek karara bağlanmış ancak koruma amaçlı imar planı henüz elde

edilememiş kentsel sit alanlarındaki her türlü inşai

ve fiziki uygulama (yeni yapı ve onarım dahil) için geçiş dönemi yapılaşma

koşulları doğrultusunda hazırlanmış projenin koruma kurulunca onaylanması,

iv. Geçiş dönemi yapılaşma koşulları ve koruma amaçlı imar planı

kararları bulunmayan kentsel sit alanlarında her ne olursa olsun yeni yapı veya

imar uygulaması yapılamayacağı ilkeleri belirlenmiştir.

10. Kültür Bakanlığı Çanakkale Kültür ve Tabiat Varlıklarını

Koruma Kurulu (Çanakkale Koruma Kurulu) 4/5/2002 tarihli ve 1001 sayılı kararı

ile Çanakkale ili Gökçeada ilçesinde kentsel sit alanı olarak tespit edilmiş

yerleşim alanlarında belirlenen geçiş dönemi yapılaşma koşullarının, Yüksek

Kurulun 19/4/1996 tarihli ve 419 sayılı ilke kararı doğrultusunda uygun

olduğuna ve belediye tarafından koruma amaçlı imar planının bir an önce

hazırlanmasına karar verilmiştir.

11. Çanakkale ili Gökçeada ilçesi Bademli köyü için geçiş dönemi

yapılaşma koşullarında "a) Kadastal çalışmaların

ve tespit-tescil çalışmalarının tamamlanmasına kadar tüm yapıların tescilli

olarak işlem göreceği b) Koruma amaçlı imar planı yapılıncaya kadar boş

parsellerde yapılanmaya gidilemeyeceği c) Tescilli yapı ve yapı kalıntılarınınrestorasyon isteklerinde, mevcut yapı ve

kalıntının 1/50 ölçekli rölöve-restitüsyon-

restorasyon projeleri hazırlanarak ve kurulda değerlendirilerek olumlu karar

alınmadıkça parsele herhangi bir müdahalede bulunulmayacağı"

belirtilmiştir.

12. Çanakkale Koruma Kurulunun 24/5/2002 tarihli ve 1016 sayılı

kararı ile Çanakkale ili Gökçeada ilçesinde Edirne Koruma Kurulunun 11/11/1994

tarihli ve 2135 sayılı kararıyla belirlenen kentsel sit alanlarının tescilinin

devamına karar verilmiştir.

13. Çanakkale Koruma Kurulunun 23/12/2004 tarihli ve 482 sayılı

kararı ile Çanakkale ili Gökçeada ilçesinde 1/25000 ölçekli sit haritasının

Bademli köyünü de kapsayan 1/10000 ölçekli kadastral

haritaya yapılan aplikasyonunun uygun olduğuna karar verilmiştir.

14. Başvurucunun kendi beyanına göre Çanakkale ili Gökçeada

ilçesi Bademli köyü 111 ada 3 parsel sayılı taşınmaz üzerinde 2003 yılının

Kasım ayında yapı inşa etmek amacıyla hafriyat çalışmalarına başlanmıştır.

15. İnşaat devam ederken başvurucu ve nüfus kayıtlarından

başvurucunun eşi olduğu anlaşılan H.İ. Bazarkaya'nın

talep dilekçesi üzerine Gökçeada Belediye Başkanlığının (Belediye) 8/1/2004

tarihli yazısıyla 111 ada 3 parsel sayılı taşınmaz üzerine kitaplık/kütüphane

yapılmak istendiği belirtilerek yapılan inşaata ait mimari proje de eklenmek

suretiyle Çanakkale Koruma Kurulu Müdürlüğüne başvurulmuştur.

16. Çanakkale Koruma Kurulunca yerinde yaptırılan inceleme

sonunda düzenlenen 30/1/2004 tarihli raporda, talep konusu taşınmazın Bademli

köyü kentsel sit alanı içinde kaldığı, taşınmaz üzerinde herhangi bir yapı

kalıntısı bulunmadığı ve bu sebeple Çanakkale Koruma Kurulunca onaylanan

yapılaşma koşullarına aykırı olduğu belirtilmiştir.

17. Çanakkale Koruma Kurulunca taşınmazın çap ve tapu kayıtlarının

gönderilmesinin istenmesi üzerine Belediye Fen İşleri Müdürlüğünün 29/9/2004

tarihli yazısıyla Bademli köyünde kadastro çalışmalarının devam ettiği,

mülkiyete ilişkin belgenin bu sebeple temin edilemediği belirtilmiş, Belediye

ile başvurucu arasında kütüphanenin/kitaplığın kullanımına ilişkin olarak

düzenlendiği belirtilen 20/3/2004 tarihli sözleşme sunulmuştur. Bununla

birlikte Belediye Fen İşleri Müdürlüğünün 6/6/2005 tarihli yazısıyla, kadastro

çalışmalarının devam ettiği tekrarlanarak talep konusu taşınmazın (arazi)

15/9/1999 tarihinde D.Ç. tarafından nüfus kayıtlarına göre başvurucunun eşi

olduğu anlaşılan H.İ. Bazarkaya'ya satıldığına

ilişkin "Zilyetliğin Devrine İlişkin

Satış Senedi" başlıklı belge sunulmuştur.

18. Çanakkale Koruma Kurulunun 8/7/2005 tarihli ve 1225 sayılı

kararıyla taşınmazda izinsiz olarak bina yapanlar hakkında yasal kovuşturma

açılmasına, talepte bulunulan taşınmaz üzerinde daha önce herhangi bir yapı

kalıntısının bulunmadığı anlaşıldığından ve geçiş dönemi yapılaşma koşullarına

göre koruma amaçlı imar planı yapılıncaya kadar boş parsellerde yapılaşmaya

izin verilmediğinden sunulan yapılaşma projesinin uygun olmadığına, yapılan

aykırı uygulamaların kaldırılmasına karar verilmiştir.

19. Başvurucu, mülkiyet hakkının idari bir karar ile

sınırlandırılmasının Anayasa'ya aykırı olduğunu, koruma amaçlı imar planı

hazırlanması yönündeki yükümlülüğün yaklaşık on yıldır yerine getirilmediğini,

dava konusu işlemin dayanağı olan raporun idarenin kendi personeli tarafından

hazırlandığını, yapılan tespitlerin gerçeği yansıtmadığını belirterek 8/7/2005

tarihli kararın iptali istemiyle Kültür ve Turizm Bakanlığı aleyhine 4/10/2005

tarihinde Bursa 1. İdare Mahkemesinde iptal davası açmıştır.

20. Bursa 1. İdare Mahkemesinin 11/9/2007 tarihli ve E.2006/254,

K.2007/1643 sayılı kararıyla Çanakkale ilinde idare mahkemesinin kurulduğu ve

faaliyete geçtiği belirtilerek davanın yetki yönünden reddine, dosyanın yetkili

Çanakkale İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

21. Çanakkale İdare Mahkemesinin 2007/202 esasına kaydedilen

dava dosyası kapsamında keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmış 1/11/2008

tarihinde yapılan keşif sonrasında düzenlenen bilirkişi raporunda;

"Gökçeada Belediyesi Fen İşleri'nin,

Çanakkale Kurulu'nun 24.5.2002 tarih ve 1016 sayılı kararıyla korunması gereken

kültür ve tabiat varlıklarının sınırlarını belirleyen 1/25.000 ölçekli haritayı

esas alarak gerçekleştirdiği 1/10.000 ve 1/5.000 ölçekli haritalarda dava

konusu olan 3 numaralı parselin kentsel sit alanı içerisinde göründüğü,

Davacının yapı inşa etmiş olduğu 3 numaralı

parselde daha önce bir dam olduğu iddiasını desteklemek için dava dosyasına

temin etmiş olduğu iki adet fotoğrafın çekildiği noktanın yerinin ve resimlerde

görünen yıkıntının 3 numaralı parselde bulunup bulunmadığının tam olarak

anlaşılmasının mümkün olmadığı,

...

Çanakkale Kurulunun belirlediği Geçiş Dönemi

Yapılaşma Koşulları davacının sit alanı içerisinde olan parselini de

kapsamaktadır. ... Davacı zilyetliğini devralmış olduğu ve satış sözleşmesinde

"tarla" olarak adlandırılan parselde bulunduğunu iddia ettiği yapı

kalıntısını iyi bir şekilde belgelememiş, rölövesini

yaptırmamış, 09.06.2006 tarihli kendi ifadesine göre Kurul uzmanlarının

07.01.2004 tarihinde ilgili parseli incelemesinden önce, 2003 yılı içerisinde

inşaata başlamıştır. Kurul'un değerlendirmesi gereken projelerden sadece mimari

proje inşaat devam ederken veya tamamlanmışken 08.01.2004 tarihinde Gökçeada

Belediyesi Fen İşleri'nin düzenlediği bir başvuru ile Çanakkale Kurulu'na

gönderilmiştir. ... Bilirkişi heyetimiz, ... Çanakkale Koruma Kurulu'nun

davacının başvurusu ile ilgili aldığı 08.07.2005 tarih ve 1225 sayılı

kararının, 2863 sayılı Yasa hükümleri, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma

Yüksek Kurulu İlke Kararları ve kendi belirlediği Gökçeada Kentsel Sit

Alanlarında Geçiş Dönemi Yapılaşma Koşulları ile çelişkili olmadığını tespit

etmiştir. Dava konusu olan taşınmaz, kentsel sit alanı içerisinde "izinsiz"olarak inşa edilmiştir.

... Koruma Amaçlı İmar Planı'nın olmaması,... izinsiz olarak yapı yapmasının özrü olamaz.

Nitekim, Davacı'nın ... damın kalıntılarını fotoğraf

ve rölöve yoluyla tespit ederek ve Geçiş Dönemi

Yapılaşma Koşulları'na uygun bir restorasyon projesi

hazırlatarak yapısını yasa ve yönetmeliklere uygun bir şekilde gerçekleştirebilirdi.

....

Bu parselde daha önce var olduğu iddia edilen

bir "dam"a ait kalıntılar artık mevcut

olmadığından bu damın taban alanının boyutlarını tespit etmek ve yeni inşa edilmiş

yapının bu boyutları aşıp aşmadığı hakkında bir hüküm vermek mümkün değildir.

Davacının bu kalıntılara ait olduğunu iddia ettiği iki adet fotoğraf,

çekildikleri taraf olan güney cephesi tarafından yerinde incelenmiş, ama

fotoğrafın çekildiği nokta tam olarak tayin edilememiştir. Fotoğrafın çekildiği

noktanın önemi, güney tarafındaki 2 numaralı parselde davacının kullandığı

restore edilmiş tek katlı taş bir evin olması ve bu fotoğrafların arkada aynı

şekilde deniz manzarası olmak üzere bu evin restore edilmemiş halini gösteriyor

olmaları ihtimalidir. Her ne kadar bu fotoğrafların gerçekten 3 numaralı

parselde bulunan eski bir dama ait kalıntıları gösteriyor olma ihtimali varsa

dahi, bu kesin olarak söylenemez.

...''

tespitlerine yer verilmiştir.

22. Bu arada Çanakkale ili Gökçeada ilçesi Bedemli

köyü 111 ada 3 parsel sayılı taşınmaz için kadastro edinme sebebine dayalı

olarak 11/1/2008 tarihinde nüfus kayıtlarına göre başvurucunun eşi olduğu

anlaşılan H.İ. Bazarkaya adına tapu senedi

düzenlenmiştir.

23. Mahkemenin 31/12/2008 tarihli ve E.2007/202, K.2008/933

sayılı kararıyla dava konusu taşınmazı da kapsayan alanın Bursa Koruma

Kurulunun 15/8/1991 tarihli kararıyla kentsel sit alanı ilan edildiği söz

konusu sit alanına ilişkin koruma amaçlı imar planının henüz onaylanmadığı öte

yandan bu durumun davacıya sit alanında Çanakkale Koruma Kurulundan izin

almadan ve geçiş dönemi yapılaşma koşullarına aykırı olarak yapı yapma hakkı

tanımadığı, davacı tarafça bilirkişi raporuna karşı beyanlarında tanık dinlenmesi

için ikinci bir keşif yapılması talep edilmiş ise de itirazların hükme esas

alınan bilirkişi raporunu zedeleyecek nitelikte bulunmadığı; ayrıca idari

yargılama usulünde keşif sırasında veya yargılamanın herhangi bir aşamasında

tanık dinlenmesinin söz konusu olmadığı belirtilerek Çanakkale Koruma Kurulunun

8/7/2005 tarihli kararında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın

reddine karar verilmiştir.

24. Temyiz üzerine Danıştay Ondördüncü

Dairesinin 17/4/2012 tarihli ve E.2011/1995, K.2012/2756 sayılı ilamıyla İlk

Derece Mahkemesinin kararı onanmıştır.

25. Karar düzeltme istemi aynı Dairenin 11/6/2013 tarihli ve

E.2012/5686, K.2013/4666 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

26. Karar başvurucuya 23/7/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

27. Başvurucu 21/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

28. 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat

Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 3. maddesinin (a) fıkrasının (8) numaralı bendi

şöyledir:

"Koruma amaçlı imar plânı; bu Kanun

uyarınca belirlenen sit alanlarında, alanın etkileşim-geçiş sahasını da göz

önünde bulundurarak, kültür ve tabiat varlıklarının sürdürülebilirlik ilkesi

doğrultusunda korunması amacıyla arkeolojik, tarihi, doğal, mimarî, demografik,

kültürel, sosyo-ekonomik, mülkiyet ve yapılaşma

verilerini içeren alan araştırmasına dayalı olarak; hali hazır haritalar

üzerine, koruma alanı içinde yaşayan hane halkları ve faaliyet gösteren iş

yerlerinin sosyal ve ekonomik yapılarını iyileştiren, istihdam ve katma değer

yaratan stratejileri, koruma esasları ve kullanma şartları ile yapılaşma

sınırlamalarını, sağlıklaştırma, yenileme alan ve

projelerini, uygulama etap ve programlarını, açık alan sistemini, yaya dolaşımı

ve taşıt ulaşımını, alt yapı tesislerinin tasarım esasları, yoğunluklar ve

parsel tasarımlarını, yerel sahiplilik, uygulamanın finansmanı ilkeleri

uyarınca katılımcı alan yönetimi modellerini de içerecek şekilde hazırlanan,

hedefler, araçlar, stratejiler ile plânlama kararları, tutumları, plân notları

ve açıklama raporu ile bir bütün olan nazım ve uygulama imar plânlarının

gerektirdiği ölçekteki plânlardır."

29. 2863 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının ilgili

bölümü şöyledir:

"Yedinci maddeye göre tescil edilen

korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının korunma alanlarının tesbiti ve bu alanlar içinde inşaat ve tesisat yapılıp yapıllamayacağı konusunda karar alma yetkisi Koruma

Kurullarına aittir."

30. Aynı Kanun'un 9. maddesi şöyledir:

"Koruma Yüksek Kurulunun ilke kararları

çerçevesinde koruma bölge kurullarınca alınan kararlara aykırı olarak,

korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ile

sit alanlarında inşaî ve fizikî müdahalede

bulunulamaz, bunlar yeniden kullanıma açılamaz veya kullanımları

değiştirilemez. Esaslı onarım, inşaat, tesisat, sondaj, kısmen veya tamamen

yıkma, yakma, kazı veya benzeri işler inşaî ve fizikî

müdahale sayılır."

31. Aynı Kanun'un 16. maddesi şöyledir:

"Korunması gerekli taşınmaz kültür ve

tabiat varlıkları ile bunların korunma alanlarında ruhsatsız olarak inşaat

yapmak yasaktır. Buralarda ruhsatsız olarak yapılacak inşaatlar ile, koruma

amaçlı imar planlarında, plana; sitlerde, sit şartlarına aykırı olarak inşa

edilen yapılar hakkında imar mevzuatına göre işlem yapılır."

32. Aynı Kanun'un 8/8/2011 tarihli ve 648 sayılı Çevre ve

Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname

ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair

Kanun Hükmünde Kararname ile yapılan değişiklikten önceki 17. maddesinin ilgili

bölümleri şöyledir:

''Koruma amaçlı imar plânı yapılıncaya kadar,

koruma bölge kurulu tarafından üç ay içinde geçiş dönemi koruma esasları ve

kullanma şartları belirlenir. Belediyeler, valilikler ve ilgili kurumlar söz

konusu alanda ilgili meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve plândan

etkilenen hemşerilerin katılımı ile toplantılar düzenleyerek koruma amaçlı imar

plânını hazırlatıp, incelenmek ve sonuçlandırılmak üzere koruma bölge kuruluna

vermek zorundadır. İki yıl içinde koruma amaçlı imar plânı yapılmadığı

takdirde, geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarının uygulanması,

koruma amaçlı imar plânı yapılıncaya kadar durdurulur.

Bu iki

yıllık süre içinde zorunlu nedenlerle plân yapılamadığı takdirde koruma bölge

kurulunca bu süre bir yıl daha uzatılabilir.

Koruma

bölge kurulunda görüşülen ve uygun görülen koruma plânları onaylanmak üzere

ilgili idarelere gönderilir.

İlgili

idareler, koruma amaçlı imar plânını en geç iki ay içinde görüşür ve varsa

değişmesini istediği hususları koruma bölge kuruluna bildirir. Koruma bölge

kurulunda bu hususlar da değerlendirilir ve kurul tarafından uygun görülen

haliyle plânlar ilgili idarelere onaylanmak üzere gönderilir. Altmış gün

içerisinde onaylanmayan plânlar kesinleşerek yürürlüğe girer. Koruma amaçlı

imar plânının yürürlüğe girmesiyle geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma

şartları ayrıca karar almaya gerek kalmadan ortadan kalkar.''

33. Aynı Kanun'un 57. maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:

"Koruma bölge kurulları, Koruma Yüksek

Kurulunun ilke kararları çerçevesinde olmak kaydıyla aşağıdaki işleri yapmakla

görevli ve yetkilidir.

...

c) Sit

alanlarının tescilinden itibaren üç ay içinde geçiş dönemi yapı şartlarını

belirlemek,

d)

Koruma amaçlı imar planları ile bunların her türlü değişikliklerini inceleyip

karar almak

...

(Ek fıkra: 14/7/2004 -

5226/11 md.) Taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları,

bunların koruma alanları ve sit alanlarında, 3194 sayılı İmar

Kanununun 21 inci maddesi kapsamına giren ruhsata tâbi olmayan tadilat

ve tamiratlar; özgün biçim ve malzemeye uygun olarak, bünyesinde koruma,

uygulama ve denetim büroları kurulmuş idarelerin izin ve denetimi ile yapılır.

Bunların dışında her türlü inşaî ve fizikî müdahale

koruma bölge kurulunun izni ile yapılır."

34. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun 1. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare

mahkemeleri ve vergi mahkemelerinde yazılı yargılama usulü uygulanır ve

inceleme evrak üzerinde yapılır.”

35. 2577 sayılı Kanun'un 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Yargı

Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması

ve Basın yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi

Hakkında Kanun ile yapılan değişiklikten önceki 31. maddesinin ilgili bölümü

şöyledir:

"Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet,

üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri,

feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti,

yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların

mahkemenin sukünunu ve inzibatını bozacak

hareketlerine karşı yapılacak işlemlerde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu

hükümleri uygunlanır."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

36. Mahkemenin 20/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

37. Başvurucu; bulunduğu çevrenin mimari yapısına uygun olarak

inşa edilen yapının2863 sayılı Kanun'un amacına aykırı olacak şekilde

kaldırılmasına karar verildiğini, koruma amaçlı imar planının aradan on sene

geçmesine rağmen yapılmadığını ve yapılaşmaya izin verilmediğini, süre yönünden

uygulanma olanağı kalmayan geçici dönem yapılaşma koşulları uygulanmak

suretiyle yıkım kararı verildiğini, taşınmaz üzerinde eski yapı ve kalıntısı

bulunduğunu ispat yönünden tanık dinletme isteminin reddedildiğini belirterek

mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; idarenin

yıkıma ilişkin kararının iptaline karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

38. Başvurucu, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal

ettiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

39. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP)

bilişim sistemi aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerin incelenmesinde

kaldırılmasına karar verilen yapının üzerinde bulunduğu Çanakkale ili Gökçeada

ilçesi Bademli köyü 111 ada 3 parsel sayılı taşınmazın (arazi) 15/9/1999

tarihinde "Zilyetliğin Devrine İlişkin

Satış Senedi" başlıklı belge kapsamında üçüncü bir kişi

tarafından nüfus kayıtlarına göre başvurucunun eşi olduğu anlaşılan H.İ. Bazarkaya'ya satılarak zilyetliğinin devredildiği, taşınmaz

üzerine kitaplık/kütüphane yapılması talebine ilişkin olarak Belediyeye verilen

8/1/2004 havale tarihli dilekçede hem başvurucunun hem H.İ. Bazarkaya'nın

imzalarının bulunduğu 2004 ve 2005 yıllarında Belediye ile Çanakkale Koruma

Kurulu arasında yapılan yazışmalarda kadastro çalışmalarının devam etmesi

sebebiyle taşınmazın tapu kaydının sunulamadığının bildirildiği, 11/1/2008

tarihli tapu senedinde taşınmazın tarla vasfı ile kadastro edinme sebebine

dayalı olarak H.İ. Bazarkaya adına tescil edildiği

anlaşılmıştır. Bu durumda yapının bulunduğu taşınmazın (arazi) başvurucuya ait

olduğuna ilişkin bir bilgi ve belge sunulmamış olmakla birlikte arazi üzerinde

bulunan ve kaldırılmasına karar verilen yapının başvurucu tarafından

yaptırıldığı değerlendirilmiştir. Buna göre başvurucunun arazi üzerinde bulunan

yapının kaldırılmasına ilişkin şikâyeti ile koruma amaçlı imar planının uzun

süre yapılmadığına ve yapılaşmaya izin verilmediğine ilişkin şikâyetleri

mülkiyet hakkı kapsamında ayrı ayrı incelenmiş; tanık dinletme isteminin

reddine ilişkin şikâyeti ise adil yargılanma hakkı kapsamında silahların

eşitliği ilkesi yönünden ayrıca değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

40. Başvurucu, kaldırılmasına karar verilen yapının üzerinde

bulunduğu arazide daha önce eski yapı temel kalıntıları olduğunu bilen tanıklar

bulunmasına rağmen İlk Derece Mahkemesince tanık dinletme talebinin

reddedildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

41. Yargılama makamları yargılamanın taraflarınca ileri sürülen

iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Bununla

birlikte belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve

gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi

esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada geçerli olan delil sunma

ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanma hakkına uygun olup olmadığını

denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp Mahkemenin görevi

başvuru konusu yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığının

değerlendirilmesidir (Muhittin Kaya ve

Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret

Ltd. Şti., B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27). Dolayısıyla Anayasa

Mahkemesi mevcut başvuruda adil yargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerden

başvurucunun şikâyetiyle bağlantılı görülen silahların eşitliği ilkesinin

gereklerinin yerine getirilip getirilmediğini, bir bütün olarak yargılamanın

hakkaniyete uygun yürütülüp yürütülmediğini inceleyecektir.

42. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhil

olmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi adil yargılanma hakkının

unsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında

kabul edilmektedir (Uğur Büke, B. No: 2013/4177, 22/1/2015, § 29). Silahların

eşitliği ilkesi davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı

koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir

duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde

dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelir. Ceza davalarının yanı sıra

medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin hukuk davaları ve

idari davalarda da bu ilkeye uyulması gerekir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134,

16/5/2013, § 32). Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı bir çok kararında ilgili hükmü Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi

içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhil edilen silahların eşitliği ilkesine Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında

yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

43. Anayasa’daki hakların etkili bir biçimde korunması için

davaya bakan mahkemelerin Anayasa’nın 36. maddesine göre “tarafların dayanaklarını, iddialarını ve

delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi” vardır (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No:

2013/7800, 18/6/2014, § 30).

44. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın

yürütülebilmesi için “silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkeleri

ışığında, taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve

inceletme noktasında uygun imkânların tanınması gerekir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt

Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. § 27).

45. Öte yandan derece mahkemeleri nezdindeki yargılamalarda

izlenilen delil kuralları ve bunların yorumlanması kural olarak belirtilen

hususların değerlendirilmesi açısından daha elverişli konumda olan söz konusu

mahkemelere aittir. Bununla birlikte delillerin incelenme ve değerlendirilme

yönteminin açık bir hakkaniyetsizlik veya keyfîlik

ihtiva etmesi veya bu değerlendirmelerin “silahların eşitliği” ve “çelişmeli

yargılama” ilkeleri gözetilerek yapılmaması durumunda, adil yargılanma hakkının

gereklerine uygun bir delil değerlendirilmesinden söz edilemez (Hatice Şule Gölcüklü, B. No: 2013/1838,

11/12/2014, § 22).

46. AİHM delillerin kabul edilebilirliği ve ispat güçleriyle

ilgili şikâyetleri, somut davada kullanılan delillerin “silahların eşitliği” ve

“çelişmeli yargılama” ilkeleri gözetilerek tartışılıp tartışılmadığını ya da

söz konusu delillerin yargılamanın bütününe olan etkisi çerçevesinde

değerlendirmektedir (Tamminen/Finlandiya, B. No:

40847/98, 15/6/2004, §§ 40, 41; Barberà, Messegué ve Jabardo/İspanya, B.

No: 10590/83, 6/12/1988, §§ 68, 81-89). AİHM birçok kararında Sözleşme’nin 6.

maddesinin adil yargılanma hakkını güvence altına almakla beraber öncelikli

olarak ulusal hukuk bağlamında düzenlenmesi gereken bir konu olan delillerin

kabul edilebilirliğine ilişkin bir kural ortaya koymadığını belirtmektedir (Schenk/İsviçre, B. No: 10862/84, 12/7/1988, §§ 45,46; Desde/Türkiye, B. No: 23909/03, 1/2/2011, § 124).

47. Somut olayda başvurucu tarafından Çanakkale Koruma Kurulunun

arazi üzerindeki yapının kaldırılmasına ilişkin 8/7/2005 tarihli kararının

iptali istemiyle Çanakkale İdare Mahkemesinde dava açılmıştır. Başvurucu dava

dilekçesinde arazi üzerinde yeni yapı yapılmadan önce eski yapı kalıntılarının

bulunduğunu, 2003 yılının Kasım ayı içerisinde hafriyat çalışmalarına

başlandığını, birkaç günlük çalışmadan sonra ana yapı inşaatına geçildiğini

belirtmiş, delil olarak iptali istenen karar, işlem dosyası, keşif, bilirkişi

incelemesi, tanık beyanları ve fotoğraflara dayanmıştır. İlk Derece

Mahkemesince taşınmaz başında keşif yapılmasına ve dava konusu yapının bulunduğu

arazide dava konusu yapı yapılmadan önce eski yapı kalıntısı bulunup

bulunmadığını gösterecek herhangi bir bulgu olup olmadığı ile diğer hususlarda

bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiştir. Her ne kadar başvurucu vekili

bilirkişi raporuna beyanlarını sunduğu dilekçesi ile dinletilmek istenen

tanıkların keşif sırasında mahallinde hazır bulundurulduğu ve dinlenmeleri

talep edilmesine rağmen bu davada tanık dinlenmeyeceğinden bahisle talebin

reddedildiğini belirtmiş ise de dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde

1/11/2008 tarihinde tarafların katılımıyla keşif yapıldığı, tarafların keşifte

bir itirazları bulunmadığını belirtmek suretiyle düzenlenen keşif tutanağını

imzaladıkları anlaşılmıştır.

48. Keşif yapılmasından sonra bilirkişilerce düzenlenen raporda,

dava konusu yapının bulunduğu arazinin kentsel sit alanı içerisinde bulunduğu,

yapı inşa edilen arazide daha önce dam olduğu iddiasını desteklemek için

sunulan iki adet fotoğrafın çekildiği taraf olan güney cephesi yönünden

incelendiği ancak fotoğrafların çekildiği noktanın tam olarak tayin edilemediği,

fotoğrafın çekildiği noktanın önemli olduğu zira dava konusu yapının bulunduğu

taşınmazın güney kısmına bitişik iki numaralı parselde davacının kullandığı

restore edilmiş durumda tek katlı bir taş evin bulunduğu ve sunulan

fotoğrafların arkada aynı şekilde deniz manzarası olmak üzere bu evin restore

edilmemiş hâlini gösteriyor olmaları ihtimali bulunduğu, dolayısıyla

fotoğrafların dava konusu yapının bulunduğu üç numaralı parsele ait olduğunun

kesin olarak söylenemeyeceği, başvurucunun zilyetliğin devri ve satış

sözleşmesinde "tarla" olarak adlandırılan parselde bulunduğunu iddia

ettiği yapı kalıntısını iyi bir şekilde belgelemediği, rölövesini

yaptırmadığı, kendi ifadesine göre Çanakkale Koruma Kurulca görevlendirilen

uzmanların 7/1/2004 tarihinde taşınmazı incelemesinden önce 2003 yılı

içerisinde inşaata başladığı, Çanakkale Koruma Kurulunun değerlendirmesi

gereken projelerden sadece mimari projenin inşaat devam ederken ve

tamamlanmamışken 8/1/2004 tarihinde Belediyenin düzenlediği bir başvuruyla Çanakkale

Koruma Kuruluna sunulduğu, dava konusu taşınmazın kentsel sit alanı içerisinde

izinsiz olarak inşa edildiği tespitlerine yer verilmiştir. İlk Derece

Mahkemesinin 31/12/2008 tarihli kararında, bilirkişi raporunda belirlenen

hususlar özetlenerek başvurucu tarafından tanık dinlenmesi için ikinci bir

keşif yapılması talep edilmiş ise de bilirkişi raporunun hükme esas

alınabilecek nitelikte olduğu ve itirazların bilirkişi raporunun sıhhatini

etkileyecek mahiyette bulunmadığı ayrıca idari yargılama usulünde keşif

sırasında ya da yargılamanın herhangi bir aşamasında tanık dinlenilmesi

usulünün olmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.

49. Başvuruya konu yargılamaya ilişkin olarak dava konusu yapının

bulunduğu taşınmazın başında keşif yapılmış, başvurucunun arazi üzerinde eski

yapı kalıntıları bulunduğu iddiasını ilişkin olarak sunduğu fotoğraflar yerinde

yapılan inceleme sonunda düzenlenen bilirkişi raporunda detaylı olarak

irdelenerek güvenilir olmadıkları değerlendirilmiş yine bilirkişi raporunda

arazi üzerinde eski yapı kalıntıları olduğunu iddia eden başvurucunun bu durumu

iyi bir şekilde belgelendirme ve ispat imkanlarına sahip olmasına rağmen bu

hususta gerekli dikkat ve özeni göstermediği, eski yapı kalıntısına ait Koruma

Kurulunca onaylı rölöve projesinin bulunmadığı,

Belediyeye ve Çanakkale Koruma Kuruluna başvurulmadan önce izinsiz olarak

inşaata başlandığı vurgulanmıştır. Bu kapsamda İlk Derece Mahkemesince dosya

kapsamındaki bilgi ve belgeler ile bilirkişi raporuna itibar edilmek suretiyle

ulaşılan kanaat doğrultusunda davanın reddedildiği anlaşılmaktadır. Öte yandan

başvurucuya dosyadaki bilgi ve belgelere ulaşma, beyan ve itirazlarını sunma

imkanlarının tanındığı, başvurucunun davaya aktif olarak katılımının

sağlandığı, usule ilişkin imkânlardan faydalandırıldığı, davanın niteliği

itibarıyla tanık delilinin tek başına belirleyici nitelikte bulunmadığı

anlaşılmış olup yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde adil

yargılanma hakkına ilişkin açık ve görünür bir ihlal olmadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

50. Açıklanan nedenlerle adil yargılanma hakkına yönelik bir

ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

i. Taşınmazın (Arazi) Bulunduğu Alanda Uzun

Süre Koruma Amaçlı İmar Planının Yapılmaması Yönünden

51. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli

ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında

Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa'da güvence altına

alınmış temel hak ve özgürlüklerden Sözleşme ve buna ek Türkiye'nin taraf

olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal

edildiğini düşünen medeni haklara sahip gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerine,

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru açısından dava ehliyeti tanınmıştır. 6216

sayılı Kanun'un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise bireysel başvurunun

ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel

ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabileceği

düzenlenmiştir.

52. 6216 sayılı Kanun'un 46. maddesinde kimlerin bireysel

başvuru yapabileceği sayılmış olup anılan maddenin (1) numaralı fıkrasına göre

bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesi için üç temel

ön koşulun birlikte bulunması gerekmektedir. Bu ön koşullar; başvuruya konu

edilen ve ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü eylem veya işleminden ya da

ihmalinden dolayı başvurucunun "güncel bir hakkının ihlal edilmesi",

bu ihlalden kişinin "kişisel olarak" ve"doğrudan"

etkilenmiş olması ve bunların sonucunda başvurucunun kendisinin

"mağdur" olduğunu ileri sürmesidir (Onur

Doğanay, B. No: 2013/1977, 9/1/2014, § 42).

53. AİHM, Sözleşme'nin 34. maddesinde yer alan

"mağdur" kelimesi ile ihtilaf konusu eylem ya da ihmalden doğrudan

etkilenen kişinin kastedildiğini belirtmiştir (Brumarescu/Romanya [BD], B. No: 28342/95,

28/10/1999, § 50). Dolayısıyla Sözleşme bireylerin, doğrudan etkilenmedikleri

hâlde ulusal hukukun sırf Sözleşme’ye aykırı

olabilecek herhangi bir hükmünü başvuru konusu yapmasına izin vermemektedir (Burden/Birleşik Krallık [BD], B. No: 13378/05,

29/4/2008, § 33).

54. Ayrıca bireysel başvuruda “mağdur” kavramı, davada menfaat

veya dava ehliyeti gibi kurallardan bağımsız bir şekilde yorumlanmaktadır (Gorraiz Lizarraga ve

diğerleri/İspanya, B. No: 62543/00, 10/11/2004, § 35).

55. Başvuru konusu olayda kaldırılmasına karar verilen

kitaplık/kütüphanenin üzerinde bulunduğu taşınmazın (arazi) 15/9/1999 tarihinde "Zilyetliğin Devrine İlişkin Satış Senedi"

başlıklı belge kapsamında üçüncü bir kişi tarafından H.İ. Bazarkaya'ya satılarak zilyetliğinin devredildiği 11/1/2008

tarihli tapu senedinde ise taşınmazın (arazi) tarla vasfı ile kadastro edinme

sebebine dayalı olarak H.İ. Bazarkaya adına tescil

edildiği anlaşılmıştır. Taşınmazın (arazinin) mülkiyetinin başvurucuya ait

olduğuna dair bir bilgi ve belge sunulmamıştır. Koruma amaçlı imar planının

uzun süre yapılmaması suretiyle taşınmazdan yararlanılması ve tasarruf etme

imkânlarının belirsiz bir hâl alması, şartların gerçekleşmesi hâlinde taşınmaz

maliki yönünden mülkiyet hakkına müdahale teşkil edebilecektir. Bu durumda,

taşınmazın maliki olduğuna dair bilgi ve belge bulunmayan başvurucunun koruma

amaçlı imar planının uzun süre yapılmamasına ilişkin şikâyetin doğrudan mağduru

olmadığı, özü itibariyle mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına müdahale

edildiğine ilişkin şikâyet yönünden bireysel başvuru yapma hakkı bulunmadığı

değerlendirilmiştir.

56. Açıklanan nedenlerle başvurucunun mağdur sıfatı taşımadığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin kişi yönünden

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

ii. Arazi Üzerindeki Yapının Kaldırılmasına

Karar Verilmesi Yönünden

57. Başvurucunun arazi üzerinde bulunan yapının kaldırılmasına

karar verilmesi sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin

başvurusunun açıkça dayanaktan yoksun olmaması ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmaması nedeniyle başvurunun bu

kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı ve Türü

58. Bireysel başvuru yoluyla mülkiyet hakkının ihlali iddiasının

ileri sürülebilmesi için mülkiyetin konusu "sahip olunan bir mülk"e ihlal sonucunu doğuracak bir müdahalenin

bulunması gerekmektedir. Mülkiyet hakkı kapsamında sahip olunan şey

"mevcut bir şey" olabileceği gibi "malvarlığına ilişkin

değerler" de olabilir (Selçuk Emiroğlu,

B. No: 2013/5660, 20/3/2014, §§ 26-28).

59. Anayasa'nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı,

kapsam itibarıyla 22/11/2001tarihli, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda yer

alan mülkiyet kavramı ile sınırlı olmamakla birlikte taşınmaz mülkiyetinin

Anayasa'nın 35. maddesindeki güvence kapsamına girdiğinde kuşku yoktur (Ayşe Öztürk, B. No: 2013/6670, 10/6/2015,

§ 80).

60. Anayasa’nın 35. maddesi ve Sözleşme'yeEk

(1) No.lu Protokol’ün 1. maddesi benzer düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer

vermiştir. Her iki düzenleme de üç kural ihtiva etmektedir. Sözleşme'nin ilk

cümlesi herkese mülkünden barışçıl yararlanma hakkı verirken Anayasa daha geniş

manada mülkiyet hakkını tanımaktadır. Düzenlemelerin ikinci cümleleri ise

kişilerin hangi koşullarda mülkünden yoksun bırakılabileceğini ya da kişilere

ait mülkiyetin hangi koşullarla sınırlandırılabileceğini hüküm altına

almaktadır.

61. Her iki düzenlemenin üçüncü cümleleri ise mülkiyetin

kullanımının kontrolü ya da düzenlenmesine ilişkindir. Anayasa’nın 35.

maddesinin son fıkrası mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı

olamayacağı şeklinde hakkın kullanımına ilişkin genel bir ilkeye yer verirken Sözleşme'ye Ek (1) No. lu

Protokolün 1. maddesinin ikinci fıkrası devletlere mülkiyeti kamu yararına

düzenleme ile vergiler ve diğer katkılarla cezaların tahsili konusunda gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusundaki haklarını saklı tutarak taraf

devletlerin genel yarara uygun olarak “mülkiyetin kullanımını kontrol”

yetkisine sahip olduklarını kabul etmektedir. Bununla beraber Anayasa’nın

birçok maddesi ilgili olduğu hususta devlete mülkiyetin kullanımının kontrolü

ya da mülkiyeti düzenleme yetkisi vermektedir.

62. AİHM’e göre ikinci ve üçüncü

kurallar, mülkiyetten barışçıl yararlanma ilkesi şeklinde ifade edilen birinci

kuralın özel görünüm şekilleridir ve bu nedenle genel nitelikli birinci kuralın

ışığı altında anlaşılmaları gerekmektedir (James

ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 8793/79, 21/2/1986, § 37).

63. Anayasa’da ve Sözleşme’de yer alan

ve yukarıda yer verilen üçüncü kurallar devlete mülkiyetin kullanımı veya

mülkiyetten yararlanma hakkını kontrol etme ve bu konuda düzenleme yetkisi

vermektedir. Mülkiyeti sınırlamaya göre daha geniş takdir yetkisi veren

düzenleme yetkisinin kullanımında da yasallık, meşruluk ve ölçülülük

ilkelerinin gereklerinin karşılanması kural olarak aranmaktadır (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:

2013/1301, 30/12/2014, § 48). Buna göre mülkiyet hakkının düzenlenmesi yetkisi

de kamu yararı amacıyla ve kanunla kullanılmalıdır. Bunun yanında ölçülülük

ilkesi gereği mülkiyetten yoksun bırakmada aranan tazminat ödeme yükümlülüğü,

davanın koşullarına göre düzenleme yetkisinin kullanıldığı her durumda

gerekmeyebilir (Depalle/Fransa

[BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010, § 91).

64. Başvuru konusu olayda kaldırılmasına karar verilen yapının

üzerinde bulunduğu taşınmazın 11/1/2008 tarihli tapu senedi kapsamında nüfus

kayıtlarına göre başvurucunun eşi olduğu anlaşılan H.İ. Bazarkaya

adına tapuda kayıtlı olduğu anlaşılmakla birlikte taşınmaz üzerine

kitaplık/kütüphane olarak kullanılmak amacıyla yapı inşa edilmesine izin

verilmesi talebiyle Belediyeye verilen dilekçede başvurucu ve H.İ. Bazarkaya'nın birlikte imzalarının bulunduğu, bu bakımdan

yapının H.İ. Bazarkaya'nın bilgisi dahilinde yapıldığıdeğerlendirilmiştir. Öte yandan başvurucu

tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı aleyhine İdare Mahkemesinde açılan dava

dosyasına yansıyan bilgi, belge ve resmi kurumlar

arasındaki yazışmalar ile bu davadaki yargılama süreci dikkate alındığında

yapının başvurucu tarafından yaptırıldığı hususunun nizalı

olduğu da söylenemez. Bu bakımdan arazi üzerindeki yapının tapu kaydına göre

arazi maliki olduğu anlaşılan H.İ. Bazarkaya'nın

bilgisi dahilinde başvurucu tarafından yaptırıldığı dikkate alındığında yapı

üzerinde başvurucunun mülkiyet hakkının bulunduğu kabul edilmiştir.

65. Bu bakımdan başvurucunun üzerinde mülkiyet hakkı bulunduğu

anlaşılan binanın kaldırılmasına karar verilmesi mülkiyetin kullanımını

kontrol/düzenleme suretiyle mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmektedir.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmaması

66. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin Anayasa'nın 13. ve 35.

maddelerine uygunluğunun denetlenmesi gerekmekte olup bu itibarla müdahalenin

hakkın özünedokunmama, Anayasa'nın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplerle ve kanunla sınırlandırma ve ölçülülük ilkesi

kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.

i. Kanunilik

67. Demokratik toplumun temel ilkelerinden biri olan hukukun

üstünlüğü, Sözleşme’nin tamamının ayrılmaz bir parçası olduğundan Sözleşme'ye Ek (1) No.luProtokol’ün

1. maddesi her şeyden önce ve özellikle mülkiyete saygı gösterilmesinden

yararlanma hakkına idari makamlar tarafından yapılan müdahalenin yasal olmasını

gerektirmektedir (Sarıca ve Dilaver/Türkiye,

B. No: 11765/05, 27/5/2010, § 42).

68. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkına getirilecek

sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altına

alınmıştır. Sözleşme'ye Ek (1) No.lu Protokol'ün 1.

maddesi mülkiyetten yoksun bırakmanın kamu yararıyla, yasada öngörülen

koşullarla ve uluslararası sözleşmelere uygun olarak yapılabileceğini

öngörmektedir. AİHM yasada öngörülen koşulları bir diğer ifadeyle hukukiliği

geniş yorumlayarak istikrar kazanmış yargı kararlarına dayanan içtihat yoluyla

geliştirilmiş ilkelerin de hukukilik şartını karşılayabildiğini kabul ederken (Malonei/İngiltere, B. No: 8691/79, 2/8/1984, § 66-68)

Anayasa tüm sınırlandırmaların mutlak manada kanunla yapılacağını öngörerek Sözleşme'den daha geniş bir koruma sağlamaktadır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No:

2013/817, 19/12/2013, § 31).

69. Hak ve özgürlüklerin ve bunlara yapılacak müdahalelerin ve

sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî

müdahaleyi engelleyen ve hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin

en önemli unsurlarından biridir. Bununla beraber kanunla düzenleme zorunluluğu

hakka yapılacak müdahalenin uygulanmasının kanun çerçevesini aşmayacak şekilde

tüzük, yönetmelik, tebliğ ve genelge gibi yürütme organının çıkardığı ikincil

düzenlemelerle yapılmasına mani değildir (Tahsin Erdoğan, B. No: 2012/1246,

6/2/2014, § 60).

70. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin ön

koşullarındandır. Bu bakımdan, kanunun metni, bireylerin, gerektiğinde hukuki

yardım almak suretiyle, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın

veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine

imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır. Dolayısıyla uygulanması

öncesinde kanunun, muhtemel etki ve sonuçlarının yeterli derecede öngörülebilir

olması gereklidir (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013).

71. “Belirlilik” ilkesi yalnızca yasal belirliliği değil daha

geniş anlamda hukuki belirliliği ifade etmektedir. Erişilebilir, bilinebilir ve

öngörülebilir gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla yasalar,

mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki

belirlilik sağlanabilir. Aslolan muhtemel

muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar

doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır (AYM,

E.2009/9, K.2011/103, 16/6/2011).

72. Somut olayda başvurucu tarafından yaptırıldığı anlaşılan

yapının 1991 yılında alınan karar ile tescil edilen kentsel sit alanında

kaldığı, yapının izinsiz olarak yapıldığı, geçici dönem yapılaşma koşullarına

göre koruma amaçlı imar planı yapılıncaya kadar boş parsellerde yapılaşmaya

izin verilemeyeceği, sunulan yapılaşma projesinin uygun olmadığı gerekçeleriyle

Çanakkale Koruma Kurulunun 8/7/2005 tarihli kararı ile kaldırılmasına karar

verilmiştir. 2863 sayılı Kanun'un 8. maddesinde koruma alanlarının tespiti ve

bu alanlar içinde inşaat ve tesisat yapılıp yapılamayacağı konusunda karar alma

yetkisinin koruma kurullarına ait olduğu belirtilmiş; aynı Kanun'un 9.

maddesinde ise Koruma Yüksek Kurulunca belirlenen ilke kararları çerçevesinde

koruma kurullarınca alınacak kararlara aykırı olarak sit alanlarında inşai ve fiziki müdahalede bulunulamayacağı düzenlenmiştir.

Aynı Kanun'un 17. maddesinde koruma amaçlı imar planı yapılıncaya kadar geçiş

dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarının koruma kurullarınca belirleneceği

belirtilerek Kanun'un 57. maddesinde koruma kurullarının Koruma Yüksek

Kurulunun ilke kararları çerçevesinde görevli ve yetkili olduğu işler

sayılmıştır. Başvurucu tarafından yaptırılan taşınmaz, Yüksek Kurulun 19/4/1996

tarihli İlke Kararları doğrultusunda Çanakkale Koruma Kurulunca belirlenen

4/5/2002 tarihli geçiş dönemi yapılaşma koşulları kapsamında değerlendirilerek

kaldırılmasına karar verilmiştir.

73. 2863 sayılı Kanun'un ilgili maddeleri ve bu kapsamda

belirlenen Yüksek Kurul İlke Kararları ile Koruma Kurul kararlarının

erişilebilir, bilinebilir nitelikte olduğu, muhataplarının mevcut koşullarda

belirli bir işlemin sonuçlarını öngörmelerini mümkün kılacak nitelikte hukuki

belirlilik taşıdığı ve müdahalenin hukuki dayanağının yeterli açıklıkta

bulunduğu anlaşılmıştır. Bu kapsamda başvuruya konu müdahale kanunilik unsurunu

taşımaktadır.

ii. Meşru Amaç

74. Kamu yararı kavramı, genel bir ifadeyle özel veya bireysel

çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Bütün

kamusal işlemler nihai olarak kamu yararını gerçekleştirmek hedefine yönelmek

durumundadır (AYM, E.2010/30, K.2012/7, 19/1/2012).

75. Kamu yararı doğası gereği geniş bir kavramdır. Özellikle

kişileri bedelini ödeyerek mülkiyetlerinden yoksun bırakmayı düzenleyen yasalar

gibi sosyal ve ekonomik politikaların uygulanmasını belirleyen düzenlemeler

konusunda yasama organının geniş bir takdir yetkisi olması doğaldır. Kural

olarak kamu makamları ekonomik veya toplumsal bir politikayı hayata geçirmek

amacıyla mülkiyet hakkına müdahale etmişlerse burada meşru bir kamu yararı

amacının bulunduğunu varsaymak gerekir. Kamu yararı konusunda bir uyuşmazlığın

çıkması hâlinde ise uzmanlaşmış ilk derece ve temyiz yargılaması yapan

mahkemelerin uyuşmazlığı çözmek konusunda daha iyi konumda oldukları açıktır.

Bu nedenle müdahalenin kamu yararına uygun olmadığını ispat yükümlülüğü bunu

iddia edene aittir. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesinde açıkça

temelden yoksun veya keyfi olduğu anlaşılmadıkça yetkili kamu organlarının kamu

yararı tespiti konusundaki takdirine müdahalesi söz konusu olamaz (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, §§ 35, 36).

76. Başvurucu tarafından inşa ettirilen taşınmazın bulunduğu

bölge 2863 sayılı Kanun kapsamında Bursa Koruma Kurulunca 1991 yılında kentsel

sit alanı olarak ilan edilmiş, 2002 yılında Çanakkale Koruma Kurulunca kentsel

sit alanının tescilinin devamına karar vermiştir. Yapılan bu düzenlemelere

bağlı olarak Yüksek Kurulun 19/4/1996 tarihli İlke Kararları doğrultusunda

4/5/2002 tarihli geçiş dönemi yapılaşma koşulları belirlenmiş ve koruma amaçlı

imar planı yapılıncaya kadar boş parsellerde yapılanmaya gidilemeyeceği,

tescilli yapı ve yapı kalıntılarınınrestorasyon

isteklerinde, mevcut yapı ve kalıntının 1/50 ölçekli rölöve-restitüsyon-restorasyon

projeleri hazırlanarak ve kurulda değerlendirilerek olumlu karar alınmadıkça

parsele herhangi bir müdahalede bulunulamayacağı kurala bağlanmıştır.

77. Yüksek Kurulun 19/4/1996 tarihli İlke Kararı'nda

"kentsel sit alanı", "kentsel ve yöresel nitelikleri, mimari ve

sanat tarihi açısından gösterdikleri fiziksel özellikleri ve bu özellikleri ile

oluşan çevrenin dönemin sosyo ekonomik, sosyo kültürel yapılanmasını, yaşam biçimini yansıtarak bir

arada bulunduran ve bu açılardan doku bütünlüğü gösteren alanlar" olarak

tanımlanmıştır. Aynı İlke Kararı'nda geçiş dönemi yapılaşma koşullarının her

kentsel sit alanında uygulanması gereken temel ilkelerinden bahsedilmiş ve imar

planında öngörülen yoğunluk ve kentsel donanım kararları belli olmadığından

korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı parseline ilave yeni yapı

yapılamayacağı belirtilmiştir.

78. Koruma amaçlı imar planı yapılıncaya kadar boş parsellerde

yapılaşmaya gidilemeyeceğine dair düzenlemenin arkeolojik, tarihi, doğal,

mimari, kültürel, sosyo-ekonomik vb. özellikleri ile

doku bütünlüğü arz etmesi sebebiyle korunarak yaşatılmasında kamu yararı

bulunan alanlarda imar yoğunluluğunun artırılmamasını

sağlamaya yönelik bulunduğu değerlendirilmiştir. Nitekim koruma amaçlı imar

planları 2863 sayılı Kanun uyarınca belirlenen sit alanlarında, alanın

etkileşim-geçiş sahasını da göz önünde bulundurarak, kültür ve tabiat

varlıklarının sürdürülebilirlik ilkesi doğrultusunda korunması amacıyla

hazırlanmaktadır. Bu bakımdan başvuruya konu müdahalenin meşru amaç taşımadığı

söylenemez.

iii. Ölçülülük

79. Anayasa'nın 35.

maddesine göre mülkiyet hakkı ancak kanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararı

amacıyla sınırlandırılabilir. Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük

ilkesi gereği kişilerin mülklerinden mahrum bırakılmaları hâlinde elde edilmek

istenen kamu yararı ile mülkünden mahrum bırakılan bireyin hakları arasında

adil bir denge kurulması gerekmektedir (Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, § 37).

80. Ölçülülük ilkesi "elverişlilik",

"gereklilik" ve "orantılılık" olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. "Elverişlilik", öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen

amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını; "gereklilik", ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif

bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını; "orantılılık" ise

bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir

dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).

81. Temel hak ve özgürlüklere yönelik herhangi bir sınırlamanın,

demokratik toplum düzeni için gerekli nitelikte başka bir ifadeyle güdülen kamu

yararı amacını gerçekleştirmekle birlikte temel haklara en az müdahaleye olanak

veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının incelenmesi gerekir

(AYM, E.2007/4, K.2007/81, 18/10/2007).

82. Anayasa'nın 35. maddesine uygun olarak bir kimsenin mülkiyet

hakkına devlet tarafından müdahale edilmişse veya mal varlığı üzerindeki hakları

kullanılamaz hâle getirilmişse bu kişinin hakkının korunması gerekir. Öte

yandan mülkiyetin kullanımını düzenleyen kanun ve uygulamaların elde edilmek

istenen kamu yararıyla bireysel menfaatler arasında adil bir denge kurması yani

ölçülü olması gerekmekle birlikte mülkiyetin kullanımını düzenleyen bu

uygulamalar sebebiyle bireyin kişisel hakları ile toplumun genel menfaati

arasında dengeyi sağlamak için her zaman tazminat ödenmesi zorunlu görülemez (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:

2013/1301, 30/12/2014, § 65).

83. Başvurucu 1991 yılında kentsel sit alanı olarak ilan edilen

alan içerisinde kalan ve 2008 tarihli tapu senedine göre H.İ. Bazarkaya adına tescil edildiği anlaşılan 111 ada 3 parsel

sayılı taşınmaz üzerine kendi beyanına göre 2003 yılının Kasım ayı içinde yapı

yapmak üzere hafriyat çalışmalarına başlamış ve yapının inşaatı devam ederken

yapının kitaplık/kütüphane olarak kullanılması talebini içeren dilekçe ile

birlikte izin verilmesi için Belediyeye başvurmuştur. Belediye tarafından talep

8/1/2004 tarihinde Çanakkale Koruma Kuruluna gönderilmiş, Çanakkale Koruma

Kurulu Müdürlüğünce yerinde yapılan incelemede kentsel sit alanı içerisinde

kalan taşınmaz üzerinde herhangi bir eski yapı kalıntısı bulunmadığı ve hazırlanan

projenin geçiş dönemi yapılaşma koşullarına aykırı olduğu belirtilerek rapor

düzenlenmiştir. Belediye ile Çanakkale Koruma Kurulu arasında onaylı çap örneği

ve tapu belgelerinin sunulmasına ilişkin yazışmalar sonunda Çanakkale Koruma

Kurulunca 8/7/2005 tarihinde yapının kaldırılmasına karar verilmiştir. Yine,

yapının inşaatın tamamlanmasına yakın bir zamanda 28/5/2004 tarihinde Belediye

tarafından mühürlendiği başvurucunun dava dilekçesindeki beyanından

anlaşılmaktadır.

84. Başvurucu kentsel sit alanı içerisinde kalan arazi üzerine

inşa ettiği yapı dolayısıyla inşaata başlamadan önce Belediye ve Çanakkale

Koruma Kurulundan izin aldığına dair bilgi ve belge sunmadığı gibi başvurucunun

bu yönde bir iddiası da bulunmamaktadır. Öte yandan H.İ. Bazarkaya

adına tapu kaydı bulunan taşınmaz üzerinde başvurucunun beyanına göre 2003

yılının Kasım ayında inşaata başlandığı, 2004 yılının Ocak

ayında izin alınması için Belediyeye başvurulduğu, inşaatın 2004 yılının Mayıs

ayında Belediye tarafından mühürlendiği ve Çanakkale Koruma Kurulunca 2005

yılının Temmuz ayında yapının kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Bu

durumda, izinsiz olarak yapıldığı anlaşılan yapının müdahale olmaksızın uzun

süre kullanılması şeklindeki bir fiili durumun ve bu kapsamda bir meşru

beklentinin de oluşmadığı değerlendirilmiştir.

85. Bireysel başvuruya konu yapı kentsel sit alanı içinde H.İ. Bazarkaya adına düzenlenmiş tapu kaydı bulunan arazi

üzerine başvurucu tarafından izinsiz olarak inşa edilmiştir. Arazi üzerinde

eski yapı kalıntıları olduğunu iddia eden ve bu hususu belgelendirme ve ispat

imkânına sahip olan başvurucu yapılan yargılama sürecinde bu iddiasını da

ispatlayamamış ve yapının üzerinde bulunduğu arazinin yapı yapılmadan önce boş

parsel olduğu Mahkemece değerlendirilmiştir. Bu durumda başvurucunun

yapılaşmaya uygun olmayan alanda izinsiz olarak inşa ettiği yapının

kaldırılmasının mülkiyet hakkına orantısız bir müdahale olmadığı, ulaşılmak

istenen kamu yararı ile kıyaslandığında başvurucuya aşırı bir yük getirmediği,

dolayısıyla “adil dengeyi” bozmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

86. Belirtilen nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 35.

maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Adil yargılanma hakkının ihlaline ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Taşınmazın (arazi) bulunduğu alanda uzun süre koruma amaçlı

imar planının yapılmaması sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kişi yönünden yetkisizlik

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Arazi üzerindeki yapının kaldırılmasına karar verilmesi

sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

20/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Fatma

KARAMAN ODABAŞI

Başvurucu

:

Yüksel

BAZARKAYA

Vekili : Av. İbrahim Sabahaddin EDREMİTLİ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/6615, 20 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  12. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  13. Gökcan
  14. Karaman Odabaşı
  15. Bazarkaya
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/6615
Tarih
20 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • R.k. Başvurusu (B. No: 2013/6950)
  • Hıdır Öztürk ve Dilif Öztürk Başvurusu (B. No: 2013/7832)
  • Fahri Gösteriş Başvurusu (B. No: 2013/1297)
  • Metin Güneşli Başvurusu (B. No: 2013/7367)
  • Gökhan Yılmaz Başvurusu (B. No: 2013/2130)
  • Hatice Kara Başvurusu (B. No: 2013/3180)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.