İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm
Birinci BölümBaşvuru No: 2013/6576Tarih: 18 Kasım 2015

Zeki Bingöl Başvurusu (B. No: 2013/6576)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

ZEKİ BİNGÖL BAŞVURUSU (2)

(Başvuru Numarası: 2013/6576)

Karar Tarihi: 18/11/2015

R. G. Tarih ve Sayı: 30/12/2015-29578

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, hukuka aykırı

olarak karakolda alıkonulma, polisler tarafından darp edilme ve bu konuda

yapılan şikâyet üzerine etkili bir soruşturma yürütülmemesi nedenleriyle

Anayasa'nın 10., 13., 17. ve 19. maddelerinin ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 19/8/2013

tarihinde İstanbul 13. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe

ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun

Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci

Komisyonunca 19/1/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

5/6/2015 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Bakanlığın 12/8/2015

tarihli görüş yazısı 20/8/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş; başvurucu,

Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 3/9/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine

sunmuştur.

III. OLAY

VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri,

Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler, başvuruya

konu soruşturma evrakı ile polis merkezi kamera kayıtları doğrultusunda tespit

edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, emekli askerî

personel olup tehdit aldığı gerekçesiyle hakkında yakın koruma tedbiri kararı

bulunmaktadır.

8. Başvurucunun evinin

kapısına bir çağrı pusulası yapıştırılarak en kısa sürede Şehremini Polis

Merkezine başvurması gerektiği bildirilmiştir. Çağrı pusulasının ne zaman

yapıştırıldığına ilişkin tarih bilgisi bulunmamaktadır.

9. 22/12/2012 tarihinde avukatı

ile görüşmek üzere evden çıkan başvurucu, bindiği taksinin şoförü ile tartışma

yaşamış; taksi şoförü, aracı Şehremini Polis Merkezinin önüne götürmüş,

başvurucu hakkında kendisine hakaret ve tehditte bulunduğu iddiasıyla şikâyetçi

olmuştur.

10. Taksi şoförünün

kendisini Şehremini Polis Merkezine getirmiş olmasının evine bırakılan çağrı

kâğıdı ile ilgisi olduğunu düşünen başvurucu araçtan inerek karakola girmiştir.

11. Kamera kayıtlarından

tespit edildiği üzere başvurucu, ifade odasına girmiş; bu sırada ifade alma

işlemi yapan polis memuru başvurucuya dışarı çıkmasını işaret etmiş,

başvurucunun dışarı çıkmamakta ısrar etmesi üzerine polis memuru, başvurucuyu

kolundan çekerek dışarı çıkarmak istemiştir. Dengesini kaybederek sendeleyen

başvurucu, önünde bulunan sandalyeyi polis memuruna doğru itmiş; bunun üzerine

polis memuru, başvurucuya yumruk atmıştır. Başvurucunun da polis memuruna

yumruk atması üzerine gelen diğer polis memurları başvurucuya müdahale etmiş,

bir kişi başvurucunun ensesinden tutup yere yatırırken diğer polis memuru

başvurucuya yumruk atmış, polis memurları yerde yatan başvurucuya vurmaya devam

etmiş, beş polis memuru kendisini tutmakta iken kendisine yumruk atılan polis

memuru başvurucuya üç kez tekme atmıştır. Başvurucu odadan çıkarılmış, elleri

kelepçelenerek nezarethane önünde bulunan bekleme odasına götürülmüştür.

Başvurucu, bekleme odasında elleri kelepçeli vaziyette bir süre beklemiş; bu

sırada polis memurlarıyla sözlü olarak tartışmaya devam etmiş, bekleme odasında

bulunan dolaplara tekme atmış, daha sonra yüzünü dolaplara dönerek bilinçli bir

şekilde kafasını dolaba vurması üzerine baygınlık geçirmiştir.

12. Bir süre sonra

başvurucunun avukatı karakola gelmiştir. Cumhuriyet Savcısı ile telefonla

yapılan görüşmede başvurucunun gözaltına alınması talimatı alınmış, bu

doğrultuda başvurucunun üst araması yapılmış ve adli muayene raporu alınması

için başvurucu, hastaneye sevk edilmiştir.

13. Başvurucu muayene olmayı

reddetmiş ancak darp edildiğini beyan ederek doktordan tutanak tutmasını

istemiştir.

14. Muayeneden sonra tekrar

Polis Merkezine getirilen başvurucunun, askerî personel olduğu ve hakkında özel

koruma kararı bulunduğunun belirlenmesi üzerine Cumhuriyet savcısına tekrar

bilgi verilmiş; savcının, ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılması talimatı

vermesi üzerine gözaltı işleminden vazgeçilmiştir.

15. Başvurucu, ifadesi

alındıktan sonra adli muayene raporu alınması için hastaneye sevk edilmiş,

muayene gerçekleştikten sonra salıverilmiştir.

16. Başvurucu, polis

memurlarının şiddetine maruz kaldığı iddiasıyla ilgili polis memurları hakkında

şikâyetçi olmuş; polis memurları ise başvurucunun basit yaralama, hakaret,

görevi yaptırmamak için direnme ve kamu malına zarar verme suçlarını işlediği

iddiasıyla işlem başlatmışlardır.

1.

Başvurucuya İsnat Edilen Suçlar Kapsamında Yapılan İşlemler

a. Hakaret,

Tehdit, Trafik Güvenliğini Tehlikeye Atma Suçlarına İlişkin İşlemler

17. Başvurucuyu karakola

getiren taksi şoförü N.Ö. özetle; 22/12/20012 günü saat 15.30 sıralarında el

kaldırması üzerine yoldan başvurucuyu aldığını, başvurucunun Şirinevler’e

gitmek istediğini söylediğini, seyir hâlindeyken kendisine nereli olduğunu

sorması üzerine İstanbullu olduğunu söylediğini, şahsın “Ben de Sinopluyum.”

dediğini, “Olabilir.” diye cevap

verince başvurucunun “Ne demek lan olabilir?”

diyerek omzuna yumruk attığını, kendisinin “Sakin

ol, istemiyorsan başka araca

bin.” dediğini, bunun üzerine başvurucunun kendisine küfrederek

direksiyona müdahale ettiğini, aracı karakola çekerek durumu polislere anlattığını

beyan etmiştir.

18. Taksi şoförünün

başvurucu hakkında yaptığı şikâyet sonucunda başvurucu hakkında hakaret,

tehdit, trafik güvenliğini tehlikeye atma suçları kapsamında soruşturma

başlatılmış; isnat edilen suça ilişkin taksi şoförünün soyut iddiası dışında

kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gerekçesiyle İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığının 5/2/2013 tarihli ve S. No: 2013/16257, K.2013/7286 sayılı

kararıyla kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiştir.

b. Basit

Yaralama, Hakaret, Görevi Yaptırmamak İçin Direnme ve Kamu Malına Zarar Verme

Suçlarına İlişkin İşlemler

19. Polis memurları,

başvurucunun bir polis memurunu yaraladığını, kendisine müdahale etmek isteyen

polis memurlarına direndiğini, Polis Merkezindeki eşyalara zarar verdiğini,

kendilerine hakaret ettiğini belirterek başvurucu hakkında şikâyetçi

olmuşlardır.

20. Başvurucunun yumruk

attığı polis memuru A.B. hakkında Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesinden

saat16.01’de alınan raporda “üst dudak sol

iç kısımda 1 cm’lik abrazyon”

tespit edildiği belirtilmiştir.

21. Olay yeri inceleme

ekiplerince, Polis Merkezinde bulunan birtakım eşyaların zarar gördüğüne

ilişkin tutanak düzenlenmiştir.

22. Başvurucu hakkında,

Polis Merkezinde meydana gelen olaylar nedeniyle basit yaralama, hakaret, görevi

yaptırmamak için direnme ve kamu malına zarar verme suçlarından 2013/27290

sayılı soruşturma başlatılmış; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/4417

sayılı iddianamesiyle başvurucunun anılan suçlardan cezalandırılması istemi ile

dava açılmıştır.

23. Yargılama, İstanbul 31.

Asliye Ceza Mahkemesinin E.2013/120 sayılı dava dosyasında devam etmektedir.

2.

Başvurucunun Kötü Muamele İddiaları Kapsamında Yapılan İşlemler

a.

Başvurucunun Kötü Muamele İddiaları

24. Başvurucu, 31/12/2012

tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği dilekçede:

i. 22/12/2012 tarihinde

bindiği taksinin Karakolun önünde durması neticesinde Karakola girdiğinde

derdest edildiğini, ellerinin arkadan kelepçelendiğini ve kelepçelerin

gereğinden fazla sıkıldığını, polis memurları tarafından darp edildiğini, yere

yatırıldığını; tekmeyle suratına, başına vücudunun diğer yerlerine vurulduğunu,

suratını betona bastırılarak saçlarının yolunduğunu ve kendisine küfür

edildiğini,

ii. Polis memurlarınca

yapılan işlemin yakalama ve gözaltı niteliğinde olmasına karşın buna yönelik

bir savcı kararı olmadığını ve uygun prosedürün uygulanmadığını, illegal üst

araması yapıldığını belirterek polis memurları hakkında şikâyette bulunmuştur.

b.

Başvurucu Hakkında Alınan Sağlık Raporları

25. Başvurucu, gözaltı giriş

işlemleri için adli muayene raporu almak üzere Haseki Eğitim ve Araştırma

Hastanesine götürülmüş; başvurucunun muayene olmak istemediği ancak darp

edildiğini belirttiği anlaşılmış, saat 17.07’de düzenlenen 22/12/2012 tarihli

raporda "alın orta kısımda 4 cm çapında

hiperemi, göğüs sağ kısımda hassasiyet"

tespit edildiği belirtilmiştir.

26. Başvurucu, ifade işlemi

sonrasında tekrar Hastaneye götürülmüş; aynı gün saat 23.13'te düzenlenen genel

adli muayene raporunda "üst dudak orta

kısımda sıyrık, göğüs sağ kısımda ağrı ve hassasiyet, alın orta kısımda 3-4 cm

çapında ekimoz, sıyrık, burunda ekimoz

ve şişlik, sağ el bilek dış kısımlarda sıyrık, her iki el bilek çevresinde

kelepçe izine uyar ekimoz ve kızarıklık, sağ uyluk

dış orta kısımda 3-4 cm alanda hiperemi ve sıyrık"

tespit edildiği belirtilmiştir.

27. Soruşturma aşamasında

başvurucuya ait geçici sağlık raporları Adli Tıp Kurumu Başkanlığına

gönderilerek kesin rapor düzenlenmesi istenmiş, 21/2/2013 tarihinde düzenlenen

kesin raporda, başvurucu hakkında Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi

tarafından düzenlenen sağlık raporları değerlendirilerek başvurucunun yumuşak

doku lezyonlarına neden olan yaralanmasının kişinin yaşamını tehlikeye sokan

bir durum olmadığı, kişi üzerindeki etkisinin basit tıbbi müdahale ile

giderilebilecek ölçüde olduğu ve kişide kemik kırığı tarif edilmediği sonucuna

varılmıştır.

c.

Başvurucunun Kötü Muamele İddialarına Yönelik Yapılan İşlemler

i. Adli İşlemler

28. Başvurucunun şikâyeti ve

sağlık raporları doğrultusunda, polis memurları A.B., A.K., F.G. ve K.K.

hakkında görevi kötüye kullanma isnadı ile soruşturma başlatılmıştır.

29. Soruşturma aşamasında;

başvurucunun şikâyet dilekçesi, tarafların Polis Merkezinde alınan ifadeleri,

başvurucuya ait sağlık raporları, şüpheli polis memurlarının Savcılıkça alınan

ifadeleri ve Polis Merkezi kamera kayıtları değerlendirilmiştir.

30. Başvurucu Polis

Merkezinde alınan ifadesinde özetle; taksi şoförünün sanki polislerle anlaşmış

gibi kendisini Karakola götürdüğünü, araçtan iner inmez kendisini yaka paça

içeri aldıklarını, bu sırada avukatıyla telefonla konuşmakta olduğunu,

kendisini yere yatırdıklarını, darp ettiklerini, kelepçe taktıklarını, kafasına

tekme attıklarını, küfür ettiklerini, sesini duyurabilmek için yerde yattığı

sırada hareket ettirebildiği bacağıyla dolaplara tekme attığını, bir polisin

talimat vererek kendisine vurmalarını söylediğini, tutanak tutmadan üstünü

aradıklarını, daha sonra rapor almak için Hastaneye götürdüklerini; doktora,

darp edildiğini ancak savcının izni olmadan muayene edemeyeceğini söylediğini,

doktora yazılı bir dilekçe vererek savcıya faks çekmesini istediğini ve muayene

olmadan Karakola geri döndüğünü belirtmiş; sorulan soru üzerine ifade odasına

hiç girmediğini, zaten Karakola girer girmez kelepçelendiğini ve şikâyetçi

olduğunu belirtmiş; ifadesini alan memurun, sözlerini ifadeye tam olarak

geçmediği, polis memurlarını haklı çıkarma çabası içinde olduğu ve itirazlarını

dikkate almadığı şeklinde ifade tutanağına şerh düşmüştür.

31. Polis memuru A.B.; Polis

Merkezinde alınan ifadesinde ve soruşturma aşamasında özetle; Şehremini Polis

Merkezinde polis memuru olarak görev yaptığını, olay tarihinde başka bir müştekinin

ifadesini alırken şahsın telefonla konuşarak ifade odasına girdiğini, “Beni çağırmışlar.” dediğini, kendisini

çağırmadıklarını, o esnada başka bir şahsın ifadesini aldığını ve ifade alma

işi bittiğinde kendisi ile ilgileneceğini belirterek şahsı dışarı çıkması

hususunda ikaz ettiğini, şahsın kendisine hitaben “Çıkmıyorum lan s… gidin.“ diyerek odada bulunan koltuğu

kendisine doğru savurduğunu, ayağa kalkıp müdahale etmek istediğinde şahsın,

kendisine yumruk attığını, darbenin etkisiyle sersemlediğini, arkadaşlarının

şahsa müdahale ettiğini, bir süre şuurunu kaybetmesi nedeniyle Hastaneye

gönderildiğini, tedavisi yapıldıktan sonra saat 18.00 sıralarında Polis

Merkezine döndüğünü, olayın nasıl olduğunu görmek için diğer polislerle

birlikte kamera kayıtlarına bakarken başının döndüğünü ve koltuğa yığıldığını,

kendine geldiğinde İstanbul Çapa Tıp Fakültesi Acil Tıp Polikliniğinde

bulunduğunu anladığını, saat 22.00’ye kadar gözetim altında tutulduğunu ve bir

günlük iş göremezlik raporu verilerek taburcu edildiğini beyan etmiştir.

32. Polis memuru K.K; Polis

Merkezinde alınan ifadesinde ve soruşturma aşamasında özetle; saat 16.00

sıralarında nezarethane önündeki gürültü üzerine ne olduğuna bakmak için

gittiğini, başvurucunun odadaki eşyalara zarar vermekte olduğunu gördüğünü,

kendilerine yönelik hakarette ve mukavemette bulunduğunu, daha sonra diğer

polis memurlarıyla birlikte kendisini etkisiz hale getirerek gerekli yasal

işlemleri yaptıklarını, polis memuru A.B. fenalaşarak ikinci kez Hastaneye

kaldırıldığında yanında refakatçi olarak gittiğini saat 22:00 gibi taburcu

edildikten sonra polis merkezine geri geldiklerini suç teşkil eden bir eylemde

bulunmadıklarını ifade etmiştir.

33. Polis memuru F.G.; polis

merkezinde alınan ifadesinde ve soruşturma aşamasında özetle; saat 16:00

sıralarında nezarethane önündeki gürültü üzerine ne olduğuna bakmak için

gittiğini, başvurucunun odadaki eşyalara zarar vermekte olduğunu gördüğünü,

şahsın kendilerine hakarette ve mukavemette bulunduğunu, alkollü olduğunun

anlaşıldığını, kendilerine karşı sürekli tahrik edici söylemlerde bulunduğunu

ve kendilerini tehdit ettiğini ancak şahsa herhangi bir karşılık

vermediklerini, Cumhuriyet savcısının yapılan görüşme neticesinde şahsı

gözaltına almaları talimatı verdiğini, şahsın bu sırada kafasını dolaplara

vurduğunu ve sendeleyip düştüğünü, bunun üzerine ambulans çağrıldığını, sağlık

görevlilerinin hastaneye sevk edilmesine gerek olmadığını ve şahsın alkollü

olduğunu söylediklerini, gözaltı işlemleri için hastaneden darp-cebir raporu alınması

için başvurucuyu hastaneye sevk ettiklerini ancak şahsın muayeneyi kabul

etmediğini, gözaltı işlemleri devam ederken Polis Merkezine gelen askerî

personelin şahıs hakkında özel koruma tedbiri bulunduğunu belirttiklerini ve

kendilerinin de durumu Cumhuriyet savcısına intikal ettirdiklerini, bunun

üzerine gözaltı işleminden vazgeçilerek şahsın ifadesi alındıktan sonra serbest

bırakılması talimatı aldıklarını, başvurucunun saldırgan tutumu nedeniyle

ifadesinin ancak 18:.00 sıralarında alınmaya başlanabildiğini ve 22.10 gibi

ifade işleminin sona erdiğini, bunun üzerine şahsın Polis Merkezinden çıkış

işlemleri için hastaneye sevk edildiğini ve saat 23.05’te salıverildiğini

belirtmiştir.

34. Polis memuru A.K.; Polis

Merkezinde alınan ifadesinde ve soruşturma aşamasında özetle; gürültü üzerine

olay yerine gittiğini, başvurucunun hakaret ve mukavemette bulunduğunu

gördüğünü, bekleme odasını boşaltarak başvurucuyu buraya aldıklarını, yanında

polis memuru F.G.nin kaldığını ve kendisinin işine

geri döndüğünü, saat 17.00 de Karakoldan ayrıldığını, bir saat kadar sonra

karakol amirinin kendisini çağırdığını ve F.G ile birlikte tahkikatı

yürütmelerini istediğini, Cumhuriyet savcısının talimatlarına göre hareket

ettiklerini, başvurucunun ifade alınırken tahrik edici eylemlerine devam

ettiğini ancak kendisine herhangi bir kötü muamelede bulunmadıkları beyan

etmiştir.

35. Polis Merkezinde olayla

ilgili bilgisine başvurulan polis memuru İ.G. özetle olay günü saat 15.45

sıralarında Polis Merkezi önünde koruma nöbetini ifa ettiği sırada Polis

Merkezi araç girişinin önüne ticari bir aracın park ettiğini, sürücünün araçtan

inerek Karakola doğru yürüdüğünü, kendisinin sürücüye ne olduğunu sorduğunu,

sürücünün de kendisine aracında sarhoş bir müşterinin olduğunu ve kendisine hakaret

ettiğini, aracın direksiyonuna müdahale ettiğini ve şahsın araçtan inmediğini

belirttiğini, bunun üzerine kendisinin de aracın yanına gittiğini ve sağ ön

koltukta oturan başvurucuya hitaben “Taksiciyle

neden tartıştın? Senden şikâyetçi, ifadenizi almamız gerekiyor.”

dediğini bunun üzerine şahsın araçtan inerek Karakola girdiğini, kendisinin

nöbetine devam ettiğini ancak bir süre sonra Karakoldan gürültü ve bağırma

sesleri geldiğini, nöbeti bittikten sonra içeriği girdiğini, şahıs hakkında

gözaltı işlemi yapılacağı için üst araması yapılması gerektiğini

belirttiklerini ve şahsın itiraz ettiğini ancak daha sonra avukatı ile

konuşarak kendisini ikna ettiklerini, şahıs hastaneye sevk edildikten sonra

çevre koruma nöbetini devraldığını ve olaya ilişkin başka bilgisi olmadığını

belirtmiştir.

36. İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığının 10/5/2013 tarihli ve S. No: 2013/13636, K.2013/27039 sayılı

kararı ile şüpheli polis memurları hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar

verilmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:

"Olay günü şüpheli polis memuru A.B’nin

başka bir müştekinin ifadesini aldığı sırada müşteki (başvurucu) Zeki Bingöl’ün

ifade odasına girdiği…şüpheli A.B’nin müştekiye

dışarı çıkmasını söylediği, bunun üzerine müştekinin şüpheli A.B’ye hitaben -gitmiyorum lan s… gidin- diyerek odada

bulunan koltuğu şüpheli polis memurunun üzerine savurduğu, şüpheli A.B.’nin ayağa kalkarak müştekiye müdahale etmek istediği anda

müştekinin şüpheli A.B’ye yumruk attığı ve ifade alma

odasına zarar verdiği, bunun üzerine diğer şüpheli polis memurlarının duruma

müdahale ettikleri ancak müştekinin şüpheli polis memurlarına direnmeye başladığı,şüpheli polis memurlarına hitaben … şeklinde

beyanlarda ve mukavemette bulunduğu, daha sonra müştekinin sakinleştirildiği ve

ifade alma işlemine başlandığı, ... müştekinin

yaralanmasının şüpheli polis memurlarına direnmesine bağlı olarak gerçekleşmiş

olabileceği, şüpheli polis memurlarının müştekinin direnmesi ile orantılı

olarak Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanununun 13 ve ek 6. maddeleri kapsamında

zor kullanma yetkilerini kullandıkları ve müştekiyi etkisiz hale getirerek

hakkında yasal işlem yaptıkları, şüpheli polis memurlarının yapmış oldukları

işlemlerde herhangi bir usulsüzlük ve kusurlarının bulunmadığı, ... olay

kapsamında müsnet görevi kötüye kullanma veya ihmal

suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı... "

37. Başvurucu anılan karara

itiraz etmiş, itirazı Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 20/6/2013 tarihli ve

2013/1417 Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir.

38. İtirazın reddine ilişkin

karar başvurucuya, 19/7/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

39. Başvurucu 19/8/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

ii. İdari Soruşturma

40. Başvurucunun, Polis

Merkezinde kötü muameleye maruz kaldığı, ayrıca 4/12/2004 tarihli ve 5271

sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu ile Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma

Yönetmeliği’ne uygun hareket edilmediği iddialarını içerir bir dilekçeyi

çeşitli kurumlara göndermesi üzerine İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından

idari soruşturma başlatılmıştır.

41. Anılan soruşturma

kapsamında başvurucunun avukatı Gülser Teke 6/2/2013

tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğüne çağrılarak tanık sıfatıyla bilgisine

başvurulmuştur.

42. Gülser

Teke İstanbul Emniyet Müdürlüğünde olayla ilgili alınan beyanında özetle;

başvurucunun olay günü Şirinevler’e kendisi ile buluşmaya gelmekte olduğunu,

başvurucunun kendisine “Taksideyim,

geliyorum.” şeklinde mesaj gönderdiğini, birkaç dakika sonra arayıp

nerede olduğunu sorduğunu; başvurucunun, takside olduğunu ve taksicinin

kendisini Şirinevler’e götürmediğini, sorun çıkardığını söylediğini, bu arada

telefonun kapandığını, birkaç dakika sonra tekrar aradığında taksicinin

kendisini Şehremini Polis Merkezi Amirliğine getirdiğini, gözaltı işlemi

yapıldığını söylediğini, bu arada kendisinin bağırma ve küfür sesleri

duyduğunu, birisinin “Telefonu kapat.”

diye bağırdığını duyduğunu, bir taksiye binerek derhâl Karakola gittiğini,

vardığında başvurucunun nezarethanenin önünde ayakta olduğunu ve alnının

kanadığını, görüntüsünden darp edildiğinin anlaşıldığını, elinde kelepçe olup

olmadığını hatırlamadığını, başvurucunun yere düşerek baygınlık geçirdiğini, bu

olaydan sonra 112 Acilden sağlık görevlileri geldiğini, bu sırada Polis Merkezi

Amiri A.K.nin kendisini çağırdığını, odasına

gittiğinde başvurucudan yumruk yediğini söyleyen bir polisi çağırdığını ve bu

polisin, başvurucunun telefonla konuşarak ifade odasına girdiğini, kendisini

dışarı çıkarmaya çalışınca da başvurucunun kendisine yumruk attığını

söylediğini, başvurucuyu Hastaneye götürdüklerini, başvurucunun muayene olmayı

reddettiğini, tekrar Polis Merkezine getirdiklerini, polis memurlarının

başvurucuya hitaben “Dövdüğün adam bayıldı,

komaya girdi.” dediklerini, bir polis memurunun gelerek “Gözaltı işlemi yapacağız, ceplerini boşaltın.”

dediğini, kendisinin de savcılık kararını sorduğunu ancak gösterilmediğini,

daha sonra ifade alma işlemine geçildiğini ve eşyaları teslim ederek üst

araması tutanağı tutmak istediklerini ancak daha sonra tutulan tutanağın

usulsüz olduğunu, ifade alındıktan sonra gidebileceklerini söylediklerini,

kendisinin doktor raporu almadan gitmeyeceğini söylediğini, tekrar Hastaneye

götürüldüklerini, rapor aldıktan sonra saat 23.00 civarında Polis Merkezinden

ayrıldıklarını belirtmiştir.

43. Soruşturmanın, Ceza

Muhakemeleri Kanunu ve Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’ne

uygun hareket edilmediği iddialarına yönelik kısmı, yapılan işlemler nöbetçi

Cumhuriyet savcısının talimatı doğrultusunda ve düzenlemelere uygun

yapıldığından işlemden kaldırılmıştır.

44. Başvurucunun darp ve

cebir iddialarına yönelik olarak devam edilen soruşturma kapsamında ise ilgili

polis memurları hakkında “Brüt aylığın ¼

oranında kesilmesi” cezası verilmiştir.

45. Başvurucunun Fatih

Kaymakamlığı İnsan Hakları Komisyonuna yaptığı başvuru kapsamında yapılan

inceleme sonucunda ise “tahrik altında da

olsa görev sınırının aşıldığı” sonuç ve kanaatine varılmıştır.

B. İlgili

Hukuk

46. 4/7/1934 tarihli ve 2559

sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun 13. maddesi şöyledir:

“Polis,

A) Suçüstü hâlinde veya gecikmesinde sakınca bulunan diğer

hâllerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair haklarında kuvvetli

iz, eser, emare veya delil bulunan şüphelileri,

…

E) Polisin kanunlara uygun olarak aldığı tedbirlere karşı

gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenleri,

…

eylemin veya durumun niteliğine göre; koruma altına

alır, uzaklaştırır ya da yakalar ve gerekli kanuni işlemleri yapar…

Yakalanan kişilerin kaçması veya saldırıda bulunmasının

önlenmesi bakımından kişinin sağlığına zarar vermeyecek şekilde her türlü

tedbir alınabilir.

Yakalanan kişilere, yakalama sebebi herhalde yazılı ve bunun

mümkün olmaması hâlinde sözlü olarak derhal; toplu suçlarda ise en geç bu kişiler

hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir.

…

… Yakalama sebebi ortadan kalkanlar derhal serbest

bırakılır.”

47. 2559 sayılı Kanun’un ek

6. maddesi şöyledir:

“…

Edinilen bilgi veya alınan ihbar veya şikâyet üzerine veya

kendiliğinden bir suçla karşılaşan polis, olay yerinde kişilerin ve toplumun

sağlığına, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına zarar gelmemesi ve suçun

delillerinin kaybolmaması ya da bozulmaması için derhal gerekli tedbirleri

alır.

Bir suç işlendiği veya işlenmekte olduğu bilgisini edinen

polis, olay yerinin korunması, delillerin tespiti, kaybolmaması ya da

bozulmaması için acele tedbirleri aldıktan sonra el koyduğu olayları, yakalanan

kişiler ile uygulanan tedbirleri derhal Cumhuriyet savcısına bildirir ve

Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işin aydınlatılması için gerekli

soruşturma işlemlerini yapar.

…

Olay yerinde görevine ait işlemlere başlayan polis, bunların

yapılmasına engel olan veya yetkisi içinde aldığı tedbirlere aykırı davranan

kişileri, işlemler sonuçlanıncaya kadar ve gerektiğinde zor kullanarak bundan

men eder.

...”

48. 26/9/2004 tarihli ve

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesi şöyledir:

“(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında,

görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine

veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan

kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında,

görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin

mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir

menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır.”

IV.

İNCELEME VE GEREKÇE

49. Mahkemenin 18/11/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 19/8/2013 tarihli ve 2013/6576

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

50. Başvurucu;

i. Kanunlarda belirtilen

güvencelere aykırı olarak yakalandığını ve gözaltına alındığını, tutanak

tutulmadan üst araması yapıldığını, polis tarafından yakalamayı ve gözaltına

almayı gerektirecek durumun ne olduğunun belirtilmediğini,

ii. İfadesinin usulüne uygun

alınmadığını, avukatı ile uygun ortamda görüşmesinin sağlanmadığını,

iii. Polis tarafından darp

edildiğini ve bu konuda yaptığı şikâyetin sonuçsuz kaldığını, etkin bir

soruşturma yürütülmediğini belirterek Anayasa’nın 10., 13., 17. ve 19.

maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

51. Anayasa Mahkemesi,

olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp

olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Başvurucunun, bir kısım koruma tedbirlerinin usule ilişkin güvencelere

aykırı olarak uygulandığı iddiaları Anayasa’nın 19. maddesinde koruma altına

alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında, ifadesinin usulüne uygun

alınmadığını ve avukatı ile uygun ortamda görüşmesinin sağlanmadığına yönelik

iddiaları Anayasa’nın 36. maddesinde koruma altına alınan adil yargılanma hakkı

kapsamında, polis tarafından darp edildiği ve etkili bir soruşturma

yürütülmediğine ilişkin ihlal iddiaları ise Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında koruma altına alınan işkence ve kötü muamele yasağı kapsamında

değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkı

52. Başvurucu, 5271 sayılı

Kanun’da belirtilen koşullara aykırı olarak yakalama ve gözaltı işlemlerinin

yapıldığını, yakalamayı ve gözaltına almayı gerektirecek durumun ne olduğunun

belirtilmediğini, tutanak tutulmadan üst araması yapıldığını belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

53. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı

şöyledir:

"

Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması

şarttır."

54. 30/3/2011 tarihli ve

6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında

Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı"

kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"

İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda

öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru

yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir. "

55. Anılan Anayasa ve Kanun

hükümlerine göre bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve

özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin

ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve

yargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal

edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu

makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

56. Bu nedenle Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun Anayasa

Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve

yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi

ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava

ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, § 17).

57. Tüketilmesi gereken

başvuru yollarının ulaşılabilir olmaları yanında, telafi kabiliyetini haiz ve

tüketildiklerinde başvurucunun şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanımaları

gerekir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli

olmayıp uygulamada da etkili olduklarının gösterilmesi ya da en azından etkili

olmadıklarının kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan

Aras, B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 29).

58. 5271 sayılı Kanun’un

koruma tedbirleri nedeniyle tazminat konusunu düzenleyen 141. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Tazminat

istemi

Madde 141 - (1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

a)

Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya

tutukluluğunun

…

g)

Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine,

yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan,

…

i)

Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen,

j)

Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan

ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya

zamanında geri verilmeyen,

Kişiler,

maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.”

59. Yargıtay 12. Ceza

Dairesinin 15/5/2012 tarihli ve E.2011/20114, K.2012/12183 sayılı kararının

ilgili kısmı şöyledir:

"5271

sayılı CMK'nın; ‘Tazminat istemi’ başlıklı 141.

maddesi incelendiğinde, bir kısım tazminat nedenleri konusunda karar verilmesi

için, davanın esasıyla ilgili bir kararın verilmesi zorunluluğunun bulunmadığı

dolayısıyla bu nedenlere dayalı istemlerde, davanın sonuçlanmasına gerek

bulunmadığı yasal düzenlemeden açıkça anlaşılmaktadır. Örneğin, gözaltı süresi

yasada açıkça belirtilmiş olup, yasadaki bu süre içinde hakim önüne çıkarılıp,

çıkarılmadığının saptanmasının davanın esasıyla herhangi bir ilgisi bulunmadığı

gibi bu konudaki talep konusunda karar verilmesi için davanın esası hakkında

karar verilmesine de gerek bulunmamaktadır Yine aynı şekilde, kanunî hakları

hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine

getirilmeden tutuklanan, Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede

yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan, yakalama veya tutuklama nedenleri ve

haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı

bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan, yakalanmaları veya tutuklanmaları

yakınlarına bildirilmeyen, yada hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde

gerçekleştirilen, kişilerin tazminat istemleri konusunda, asıl davada hüküm

verilmesini veya verilen hükmün kesinleşmesini beklemeye gerek bulunmamaktadır.

Zira bu talepler, asıl davanın sonucunu etkileyici veya asıl davanın sonucuna

bağlı talepler değildir."

60. Başvurucuya uygulanan

koruma tedbirlerinin niteliğine göre asıl davada hüküm verilmesine gerek

bulunmayan hâllerde yargılamanın sonucu beklenmeksizin, asıl davada hüküm

verilmesini gerektiren hallerde ise verilecek hükmün kesinleşmesinin ardından

5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi hükümlerine göre tazminat talep edilmesi

mümkündür. Bu kapsamda talep edilecek tazminatın, devam eden koruma

tedbirlerinin sonlandırılmasına etkisi bulunmamakla birlikte, kanuna aykırı

olarak uygulanmış ancak sona ermiş bulunan koruma tedbirleri yönünden uygun bir

giderim olduğu söylenebilir.

61. 5271 sayılı Kanun'un

141. maddesinde belirtilen dava yolunun, başvurucunun durumuna uygun telafi

kabiliyetini haiz etkili bir hukuk yolu olduğu, başvurucunun da bu yolun ihlal

iddialarına ilişkin etkili bir yol olmadığına yönelik bir iddiasının

bulunmadığı değerlendirildiğinde anılan yol tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesinin ikincillik

ilkesi gereği mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.

62. Açıklanan gerekçelerle

başvurunun bu kısmının başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Adil Yargılanma Hakkının İhlali İddiası

63. Başvurucu, kendisine

isnat edilen “basit yaralama, hakaret, görevi yaptırmamak için direnme ve kamu

malına zarar verme” suçlarına ilişkin Polis Merkezinde alınan ifadesinin

usulüne uygun alınmadığını ve Polis Merkezinde avukatıyla gerekli koşullarda

görüşmesinin sağlanmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmektedir.

64. Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunabilmek için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem

veya eylem için öngörülen idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının

tüketilmiş olması gerekir (bkz. §§ 51-55).

65. Başvurucunun, Polis

Merkezinde ifadesinin usulüne uygun alınmadığı ve avukatıyla görüştürülmediği

iddiaları, başvurucuya isnat edilen suça ilişkin asıl yargılama sırasında ileri

sürülebilecek ve söz konusu ifadenin hükme esas alınıp alınmaması konusunda

Mahkemece yapılacak bir değerlendirmeye konu olabilecektir.

66. Bahse konu asıl

yargılamanın İstanbul 31. Asliye Ceza Mahkemesi önünde devam ettiği

anlaşılmakta; başvurucunun, anılan iddiaları mahkeme önünde ileri sürdüğüne ve

bu konu hakkında mahkemece bir değerlendirme yapılıp yapılmadığına ilişkin bir

veri de sunmadığı anlaşılmaktadır.

67. Açıklanan gerekçelerle

başvurunun bu kısmının başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

c. İşkence ve Kötü Muamele Yasağı

68. Başvurunun incelenmesi

neticesinde başvurucunun işkence ve kötü muamele yasağına ilişkin iddialarının

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

69. Anayasa’nın 17.

maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

"Herkes, … maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan

haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

70. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 3. maddesi şöyledir:

“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza

veya muamelelere tabi tutulamaz.”

71. Başvurucu, polis

tarafından darp edildiğini ve bu konuda yaptığı şikâyete ilişkin etkin bir

soruşturma yürütülmediğini belirterek Anayasa’nın 17. maddesinde koruma altına

alınan işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

72. Bakanlık görüşünde kötü

muamele yasağının yakalamayı gerçekleştirmek için güç kullanılmasını tamamen

yasaklamadığı ancak güç kullanımının gerekli ve orantılı olması gerektiği,

somut olayda başvurucunun Polis Merkezindeki saldırgan tutumu nedeniyle

kendisine müdahale eden polis memurlarına direndiğinin anlaşıldığı, yaşanan

arbede sonunda hastaneye sevk edilen başvurucuda basit nitelikli yaralanmalar

tespit edildiği ve Savcılık tarafından derhâl soruşturma başlatıldığı

belirtilmiştir.

73. Başvurucu Bakanlığı

görüşüne karşı beyanında, başvuru dilekçesindeki iddialarını tekrar etmiştir.

74. İşkence ve kötü muamele

yasağına ilişkin şikâyetlerin incelenmesinin, devletin negatif ve pozitif

yükümlülükleri dikkate alınarak maddi ve usule ilişkin boyutlar bakımından ayrı

ayrı ele alınması gerekmektedir. Devletin negatif yükümlülüğü, bireyleri

işkence ya da insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye ya da cezaya tabi

tutmama sorumluluğunu içerirken pozitif yükümlülük hem bireyleri bu tür

muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili bir soruşturma

yoluyla sorumluların tespiti ve cezalandırılmasını (soruşturma yükümlülüğü)

içermektedir. İşkence ve kötü muamele yasağının maddi boyutu, negatif

yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta, pozitif yükümlülüğün iki

unsurundan biri olan soruşturma yükümü ise usul boyutunu oluşturmaktadır.

a. Anayasa’nın 17. Maddesinin Maddi Boyutunun İhlal Edildiği

İddiası

75. Herkesin, maddi ve

manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması

amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da kimseye “işkence”

ve “eziyet” yapılamayacağı,

kimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan”

ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 80).

76. Devletin, bireyin maddi

ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü,

öncelikle kamu otoritelerinin bu hakka müdahale etmemelerini yani anılan

maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal

zarar görmelerine neden olmamalarını gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve

ruh bütünlüğüne saygı gösterme yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 81).

77. Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrası ve Sözleşme’nin 3. maddesi sınırlama öngörmemekte ve

işkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muamele ve cezaların yasaklanmasının

mutlak mahiyetini belirtmektedir. Kötü muamele yasağının mutlak mahiyeti

Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında belirtilen savaş veya ulusun varlığını

tehdit eden başka bir genel tehlike hâlinde dahi istisna öngörmemiştir. Aynı

şekilde Sözleşme’nin 15. maddesi kapsamında da benzer bir düzenleme ile kötü

muamele yasağına ilişkin herhangi bir istisna öngörülmemiştir (Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No:

2013/3924, 6/1/2015, § 74; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Selmouni/Fransa [BD], B. No 25803/94, 28/7/1999, §

95; Assenov ve diğerleri/Bulgaristan, B. No: 24760/94, 28/10/1998, § 93).

78. Öte yandan bir

muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi

için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış olması gerekmektedir. Bu asgari eşik

göreceli olup her olayda asgari eşiğin aşılıp aşılmadığı somut olayın

özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin

süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık

durumu gibi faktörler önem taşımaktadır (Tahir

Canan, § 23). Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara muamelenin amacı

ve kastı ile ardındaki saik de eklenebilir (Benzer yöndeki AİHM kararları için

bkz. Aksoy/Türkiye, B. No:

21987/93, 18/12/1996, § 64; Eğmez/Kıbrıs,

B. No: 30873/96, 21/12/2000, § 78; Krastanov/Bulgaristan, B. No: 50222/99, 30/9/2004, § 53).

79. Anayasa ve Sözleşme

tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki etkisi gözetilerek derecelendirilmiş

ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa'nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında geçen ifadeler arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu

görülmektedir. Bir muamelenin "işkence"

olarak nitelendirilip nitelendirilmeyeceğini belirleyebilmek için anılan

fıkrada geçen "eziyet" ve "insan haysiyetiyle bağdaşmayan"

muamele kavramları ile işkence arasındaki ayrıma bakmak gerekmektedir. Bu

ayrımın Anayasa tarafından, özellikle çok ağır ve zalimane acılara neden olan

kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel duruma işaret etmek ve bir

derecelendirme yapmak amacıyla getirildiği ve anılan ifadelerin 5237 sayılı

Kanun'da düzenleme altına alınmış olan "işkence",

"eziyet" ve "hakaret"

suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığı

anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 84).

80. Buna göre anayasal

düzenleme bağlamında kişinin maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne en fazla

zarar veren muamelelerin "işkence" olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan, § 22). Muamelelerin

ağırlığının yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı

Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin 1. maddesinde "işkence" teriminin özellikle

bilgi almak, cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayırımcı bir nedenle

kasten ağır acı veya ıstırap vermeyi kapsadığı belirtilerek "kasıt" unsuruna da yer verilmiştir

(Cezmi Demir ve diğerleri, § 85).

81. "İşkence" seviyesine varmayan

fakat yine de önceden tasarlanmış, uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış

ve fiziki yaralanmaya veya yoğun maddi veya manevi ızdıraba

sebep olan insanlık dışı muameleler "eziyet"

olarak tanımlanabilir (Tahir

Canan, § 22). Bu hâllerde meydana gelen acı, meşru bir muamele ya da

cezada kaçınılmaz bir unsur olarak bulunan acının ötesine geçmelidir.

İşkenceden farklı olarak "eziyet"te,

ızdırap verme kastının belli bir amaç doğrultusunda

yapılması aranmaz (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. İrlanda/Birleşik Krallık, B. No: 5310/71,

18/1/1978, § 167; Eğmez/Kıbrıs, §

78). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); fiziksel saldırı, darp, psikolojik

sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma, kişiyi kötü muamele göreceği bir yere

sınır dışı ya da iade etme, devletin gözetimi altında kişinin kaybolması,

kişinin evinin yok edilmesi, ölüm cezasının infazının uzunca bir süre

beklenilmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı, çocuk istismarı gibi muameleleri "insanlık dışı muameleler" olarak

nitelendirmiştir (İrlanda/Birleşik Krallık; Ilaşcu ve diğerleri/Moldova ve Rusya [BD], B.

No: 48787/99, 8/7/2004, §§ 432-438; Soering/Birleşik Krallık, B. No: 14038/88, 7/7/1989, § 91; Jabari/Türkiye, B. No: 40035/98, 11/7/2000, §§

41, 42; Giusto/İtalya, B. No: 38972/06, 15/5/2007). Bu

nitelikteki muameleler Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında

"eziyet" olarak nitelendirilebilir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 88).

82. Mağdurları küçük

düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde kendilerinde korku, küçültülme, elem

ve aşağılanma duygusu uyandıran veya mağduru kendi iradesine ve vicdanına

aykırı bir şekilde hareket etmeye sürükleyen aşağılayıcı nitelikteki daha hafif

muamelelerin ise "insan haysiyetiyle

bağdaşmayan" muamele veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir Canan, § 22). Burada "eziyet"ten farklı olarak kişi

üzerinde uygulanan muamele, fiziksel ya da ruhsal acıdan öte küçük düşürücü

veya alçaltıcı bir etki oluşturmaktadır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 89).

83. Asgari eşiğin aşılıp

aşılmadığının değerlendirilmesi gibi kötü muamelenin derecelendirilmesi de her

somut olay için kendi özel koşulları dikkate alınarak yapılmalıdır.

84. Bir ceza veya muamelenin

“insanlık dışı” ya da “aşağılayıcı” olarak nitelendirilebilmesi

için belirli bir yasal muamele veya ceza ile bağlantılı ıstırap veya

aşağılamanın kaçınılmaz unsurlarının ötesine geçmesi gerekmektedir (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Soering/Birleşik

Krallık, § 100)

85. Anayasa'nın 17. maddesi

ve Sözleşme’nin 3. maddesi, belirli bir yasal muamele kapsamında, bir

yakalamayı gerçekleştirmek ya da meşru savunmada bulunmak amacıyla güç

kullanımını yasaklamamaktadır. Ancak sınırları belli bazı durumlarda ve sadece

kaçınılmaz ve asla aşırı olmaması koşuluyla güvenlik güçleri tarafından

fiziksel güce başvurulmasının kötü muamele olmadığı kabul edilmektedir (Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 81, 82;

benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Ivan Vasilev/Bulgaristan, B. No:

48130/99, 12/4/2007, § 63).

86. Polisin zor kullanma

yetkisi, bir görevin ifası sırasında direnişle karşılaşılması durumunda görevin

yerine getirilmesi amacıyla direnişin kırılması ve fiilî bir saldırının varlığı

hâlinde meşru savunma hükümlerinin uygulanması ile sınırlıdır. Zor kullanımı

ancak zorunlu hâllerde başvurulabilecek bir yol olduğu gibi başvurulacak güç

ölçülü ve kademeli olmalıdır.

87. Polisin zor kullanma

yetkisi bir cezalandırma aracı olmayıp zorunlu sınırın aşılması ve kişiye kendi

davranışlarının zorunlu kıldığının ötesinde güç kullanımında bulunulması

işkence ve kötü muamele yasağının ihlali sonucunu doğurabilecektir.

88. Yakalama ve etkisiz hâle

getirme gibi kişinin kontrol altına alınmaya çalışılması sırasında meydana

gelen yaralanmalarda öncelikle yaralanmaya sebebiyet vermiş olan gücün kullanım

zamanının tespit edilmesi gerekmektedir. Kişinin kontrol altına alınması

tamamlandıktan sonra uygulandığı tespit edilen kuvvet kullanımı için gözaltında

ve ceza infaz kurumunda olduğu gibi kişinin devletin kontrolü altında bulunduğu

sırada uğradığı ileri sürülen kötü muamele iddialarına ilişkin ilkeler

uygulanabilecektir. Kuvvet kullanımının, kişinin tamamen kontrol altına

girmesinden önce, bir başka ifade ile kişinin kontrol altına alınmaya

çalışılması sırasında uygulandığının tespit edilmesi hâlinde ise yapılması

gereken, kullanılan gücün orantılı olup olmadığı değerlendirilmesidir.

89. Başvuruya konu olaya

ilişkin başvurucunun polis memurları tarafından kontrol altına alınması

sırasında birtakım yaralanmaların meydana geldiği konusunda uyuşmazlık

bulunmamaktadır.

90. Bu durumda, uygulanan

kuvvetin yakalama/etkisiz hâle getirme amacıyla ve başvurucunun

saldırısı/direnişiyle orantılı olup olmadığının tespiti gerekmektedir.

91. Başvuruya konu olayda

Polis Merkezi kamera kayıtlarından tespit edildiği üzere Polis Merkezinde altı

polis memuru tarafından etkisiz hâle getirilmeye çalışılırken başvurucunun

yüzüne ve ensesine vurulduğu, yere yatırılarak beş polis memuru tarafından

tutulmakta iken başvurucuya tekme atıldığı tespit edilmiştir.

92. Başvurucunun, bekleme

odasına alındığı sırada kafasını dolaplara sert bir şekilde bilinçli olarak

vurduğunun kamera görüntülerinde sabit olduğu dikkate alındığında sağlık

raporunda tespit edilen baş bölgesindeki yaralamalardan bir kısmının bu sırada

doğmuş olabileceğinin kabulü gerekmekle birlikte sağlık raporu ve kamera

görüntüleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun zor kullanmada

sınır aşılarak darp edilmesi sonucu yaralandığının sabit olduğu, anılan

muamelenin anlık geliştiği ve belli bir amaca yönelik olmadığının anlaşıldığı,

zor kullanmada sınırın aşılması sonucu başvurucunun yaralanmasına sebebiyet

veren eylemlerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak

nitelendirilebileceği tespit edilmektedir.

93. Açıklanan nedenlerle,

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında koruma altına alınan insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi yönden ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

b. Anayasa’nın 17. Maddesinin Usul Boyutunun İhlal

Edildiği İddiası

94. Devletin, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğün usul boyutu bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal

olmayan her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının

belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî

bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı,

söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını

güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda,

bunların sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini

sağlamaktır (Cezmi Demir, § 110; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Anguelova /Bulgaristan, B. No: 38361/97, 13/6/2002,

§ 137; Jasinskis/Letonya, B. No: 45744/08, 21/12/2010, §

72).

95. Buna göre bireyin, bir

devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini

ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir

iddiasının bulunması hâlinde Anayasa’nın 17. Maddesi, “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar

başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmî

bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların

belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Şayet bu

olanaklı olmazsa bu madde, sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle

gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan

yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri

mümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25; benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Corsacov/Moldova, B. No: 18944/02, 4/4/2006, §

68).

96. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma türünün, bireyin maddi ve manevi

varlığını koruma hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım

gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak tespiti gerekmektedir. Kasten ya da

saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. maddesi

gereğince devletin, ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai

soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, yürütülen idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar

sonucunda sadece tazminat ödenmesi, bu hak ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını

ortadan kaldırmak için yeterli değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 55).

97. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve

manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını

ve sorumluların ölüm ya da yaralama olayına ilişkin hesap vermelerini

sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 56).

98. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.

Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek için soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine

yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü muamele

iddialarının gerektirdiği soruşturma; bağımsız, hızlı ve derinlikli bir şekilde

yürütülmelidir (Cezmi Demir, §

114; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz.

Assenov ve diğerleri/Bulgaristan, B. No:

24760/94, 28/10/1998, § 103; Batı ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 33097/96, 57834/00, 3/6/2004, § 136).

99. Şartlar ne olursa olsun,

yetkililer resmî şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidirler. Şikâyet

yapılmadığında bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli kesin

belirtiler olduğunda soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda

soruşturmanın derhâl başlaması; bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak

özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (Tahir Canan, § 25; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Batı ve diğerleri/Türkiye, §§ 133, 134).

100. Başvuru konusu olayda

başvurucunun sağlık raporu ve şikâyeti doğrultusunda kötü muamele iddialarına

ilişkin soruşturma başlatılmış, Karakol kamera kayıtları ve benzeri deliller

toplanmış, şüpheli polis memurlarının müştekinin direnmesi ile orantılı olarak

2559 sayılı Kanun’un 13 ve ek 6. maddeleri kapsamında zor kullanma yetkilerini

kullandıkları ve müştekiyi etkisiz hâle getirerek hakkında yasal işlem

uyguladıkları, başvurucunun yaralanmalarının polis memurlarına direnmesi ve

etkisiz hâle getirilmeye çalışılması sırasında olabileceği gerekçesiyle

kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiştir. Kovuşturmaya yer olmadığı

kararında 2559 sayılı Kanun’un 13. ve 6. maddelerine atıf yapılmış, polis

memurlarının bu düzenlemelere uygun hareket ettiği kanaatine varılmıştır.

Anılan hükümler, yakalama koşullarını ve usulünü düzenlemekte olup yakalama

sırasında zor kullanımının koşulları aynı Kanun’un 16. maddesinde

düzenlenmektedir. Anılan hükmün birinci, ikinci ve altıncı fıkraları şöyledir:

“Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu

direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve

derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak

artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde

silah kullanılabilir.

…

Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir saldırı karşısında,

zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri

çerçevesinde savunmada bulunur.”

101. Yapılan soruşturma

kapsamında, yakalama ve zor kullanmanın koşullarının oluştuğu tespit edilmişse

de zor kullanmada sınırın aşılmasına yönelik başvurucunun altı polis memuru

tarafından etkisiz hâle getirilmesi şeklinde gerçekleşen olay bazında zor

kullanmada sınırın aşılması meselesine ilişkin somut bir değerlendirme

yapılmadığı anlaşılmaktadır.

102. Zor kullanma

koşullarının oluşup oluşmadığı ve zor kullanmada sınırın aşılıp aşılmadığı

ancak somut olayın özellikleri değerlendirilerek tespit edilebilecektir. Bu

nedenle zor kullanmada sınırın aşılması isnadına yönelik yapılacak

soruşturmanın etkinliğinden söz edilebilmesi için somut olayın özelliklerinin

tüm ayrıntılarıyla değerlendirilerek zor kullanma koşullarının ve sınırlarının

somut olaya uygulanması gerekmektedir.

103. Olayın nasıl

gerçekleştiğinin kamera kayıtlarından açık şekilde tespitinin mümkün olduğu göz

önünde bulundurulduğunda başvurucunun yaralanmalarının polis memurlarına

direnmesine bağlı olarak gerçekleşmiş olabileceği şeklindeki soyut

değerlendirmenin yeterli derinlikte olmadığı söylenebilecektir.

104. Açıklanan nedenlerle

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında öngörülen, devletin etkili

soruşturma yapma yükümlülüğünün ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

105. 6216

sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şu şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

106. Başvurucu, Anayasa’nın

17. maddesinin ihlali nedeniyle soruşturmanın yenilenmesi ve 400.000 TL manevi

tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.

107. Başvuru konusu olayda

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının maddi ve usul boyutlarıyla ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yargılamanın (soruşturmanın) yenilenmesi kararı verilmesi, ayrıca

başvurucuya net 4.000 TL manevi tazminat ödenmesi gerektiği sonucuna

varılmıştır.

108. Dosyadaki belgelerden

tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. 1. Kişi hürriyeti ve

güvenliğinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasının ihlaline ilişkin şikâyetlerin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele yasağının maddi yönden İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın

17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele yasağının usul yönünden İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. İhlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama (soruşturma) yapılmak üzere

dosyanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 4.000 TL

manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

E. 198,35 TL harç ve 1.500 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderlerinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın

tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren

dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona

erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

G. Kararın

bir örneğinin

6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (3)

numaralı fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığına ve İçişleri Bakanlığına

gönderilmesine

18/11/2015 tarihinde

OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri NECİPOĞLU

Hasan Tahsin GÖKCAN

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör Yrd.

:

Gizem Ceren DEMİR KOŞAR

Başvurucu

:

Zeki BİNGÖL

Vekili

:

Av. Gülser TEKE

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/6576, 18 Kasım 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

  • Mercii: Anayasa Mahkemesi
  • Bölüm: Birinci Bölüm
  • Başvuru No: 2013/6576
  • Tarih: 18 Kasım 2015

İlgili Kararlar

  • Fatih Özgüner Başvurusu (B. No: 2013/6358)
  • N. Ö. Başvurusu (B. No: 2014/19725)
  • Nusret Yumrutaş Başvurusu (B. No: 2013/6355)
  • Halime Sare Aysal Başvurusu (B. No: 2013/1789)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/7063
  • Arif Çelebi Başvurusu (B. No: 2013/7917)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.