İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Zeki Güngör Başvurusu (B. No: 2013/8491)

1. Başvuru; kamu görevlilerince darp edilme iddiasıyla açılan

Başvuru No2013/8491Tarih31 Mart 2016Okuma18 dk · 3.536 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Zeki Güngör Başvurusu

Karar tarihi
31 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/8491
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.536 kelime·18 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; kamu görevlilerince darp edilme iddiasıyla açılan

tam yargı davasının reddedilmesi, Danıştay Savcısı görüşünün tebliğ edilmemesi

ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle işkence ve kötü

muamele yasağı ile adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 11/11/2013 İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölümün Birinci Komisyonunca 23/12/2013 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 3/2/2014 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvurunun bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 5/3/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

20/3/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 2/4/2014tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP)

aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler doğrultusunda tespit edilen ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. 21/3/2007 tarihinde saat 17:20'de darp edildiği tanısıyla

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine yatırılan başvurucu, yapılan

tedavilerinin ardından 19/4/2007 tarihinde taburcu edilmiştir.

9. Anılan Hastanenin 19/4/2007 tarihli epikriz raporunda

başvurucunun fizik muayene bulguları“bilinci konfü, pasif, nonkoopere idi. Bilinç kaybı ve amnezi değerlendirilemedi.

Bulantı, kusma mevcut. Pupiller sol>sağ anizokorik. Sağ frontal bölgede

4x6 cm. lik sefal hematom, sağ göz altında çeneye kadar yayılan şişlik ve ekimoz, sol skapula hizasında abrazyon mevcuttu. Batın ve pelvis

tam değerlendirilemedi. Acil çekilen kranial ve servikal BT’de travmatik sak ve multipl intrakranial kontüzyonlar

saptandı.” şeklinde belirtilmiş; klinik gidiş kısmında ise hastanın

acil servise gelişinde şuurunun kapalı olduğu, bilinç kaybı ve amnezi

değerlendirilemediği, birtakım tetkiklerden sonra yoğun bakıma yatırıldığı,

30/3/2007 tarihi itibarıyla genel durumu iyi olan hastanın yoğun bakımdan

servise alındığı, burada tüple ve ardından mama ile beslenmeye başlandığı,

19/4/2007 tarihinde kranial BT’sinde

bir sorun olmayan hastanın evde mamaya devam etmesi ve fizik tedavi ve

rehabilitasyon amacı ile bir fizik tedavi merkezine gitmesi önerilerek

çıkışının yapıldığı bilgilerine yer verilmiştir.

10. Başvurucu 24/8/2007-28/9/2007 tarihleri arasında ise

İstanbul Fizik Tedavi Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yatarak

tedavi görmüş; anılan Hastanenin 3/10/2007 tarihli epikriz raporunda

başvurucunun ayakta durma dengesinin olmadığı, denge koordinasyon

egzersizlerinin uygulandığı belirtilmiştir.

11. Başvurucu 21/3/2007 tarihinde İstanbul ili Zeytinburnu

ilçesi Kazlıçeşme Meydanı'nda düzenlenen nevruz

mitingine katıldığını, anılan miting dönüşünde polisler tarafından darp

edildikten sonra surların dibindeki yeşil alana yaralı bir şekilde

bırakıldığını ve darp nedeniyle kalıcı sağlık sorunlarının oluştuğunu

belirterek İçişleri Bakanlığından maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuş,

anılan talebin reddedilmesi üzerine 24/6/2008 tarihinde İstanbul 1. İdare

Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır.

12. Mahkeme 28/5/2009 tarihli ve E.2008/1917, K.2009/858 sayılı

kararıyla dava konusu olayda başvurucunun kolluk görevlileri tarafından darp

edildiğine ilişkin somut tespit, bilgi veya belge bulunmadığı gerekçesiyle

davanın reddine hükmetmiştir.

13. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Danıştay 10.

Dairesinin 4/7/2013 tarih ve E.2009/11730, K.2013/5873 sayılı kararıyla

onanmıştır. Karar, başvurucu vekiline 10/10/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

14. Karar düzeltme talebinde bulunmayan başvurucu 11/11/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

15. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usul

Kanunu'nun 1. maddesi şöyledir:

"1. Danıştay, bölge idare mahkemeleri,

idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinin görevine giren uyuşmazlıkların

çözümü, bu Kanunda gösterilen usullere tabidir.

2. Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare

mahkemeleri ve vergi mahkemelerinde yazılı yargılama usulü uygulanır ve

inceleme evrak üzerinde yapılır."

16. 2577 Sayılı Kanun'un2. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"İdari dava türleri şunlardır:

...

İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel

hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam

yargı davaları,

..."

17. 2577 Sayılı Kanun'un12. maddesi şöyledir:

"İlgililer haklarını ihlal eden bir idari

işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi

mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı

davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın

karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına

başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası

sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde

tam yargı davası açabilirler..."

18. 2577 sayılı Kanun'un 13.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş

olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya

başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl

ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak

haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen

veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden

itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu

sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir."

19. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 256.

maddesi şöyledir:

“Zor kullanma yetkisine sahip kamu

görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği

ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin

hükümler uygulanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Mahkemenin 31/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

21. Başvurucu; kolluk görevlileri tarafından darp edildiğini,

oluşan zararının tazmini amacıyla açtığı tam yargı davasının reddedildiğini,

Danıştay Savcısı görüşünün tebliğ edilmediğini ve yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılmadığını belirterek işkence ve kötü muamele yasağı ile adil

yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; maddi ve

manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun etkili başvuru hakkının ihlali

iddiasının, açtığı tam yargı davasının makul sürede sonuçlandırılmaması,

Danıştay Savcısı görüşünün tebliğ edilmemesi ve davanın reddedilmesi

gerekçelerine dayandırıldığı anlaşılmış olup anılan iddiaların Anayasa'nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasında koruma altına alınan işkence ve kötü muamele

yasağı ile Anayasa'nın 36. maddesinde koruma altına alınan adil yargılanma

hakkının ihlali iddiaları kapsamında incelenecek olması nedeniyle başvurucunun

etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden ayrı bir değerlendirme

yapılmasına gerek görülmemiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. İşkence ve Kötü

Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

23. Başvurucu, katıldığı miting sonrasında kolluk görevlilerince

darp edildiği iddiasıyla İçişleri Bakanlığı aleyhine maddi ve manevi tazminat

talebiyle açtığı tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle işkence ve kötü

muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

24. Bakanlık görüşünde işkence ve kötü muamele iddialarına

yönelik olarak yetkilimakamların, olayları ortaya

çıkarabilecek ve sorumluların belirlenip cezalandırılmasını sağlayabilecek

etkin bir soruşturma yapmakla yükümlü oldukları ancak başvurucunun olayın

sorumlusu olduğunu iddia ettiği kolluk görevlileri hakkında soruşturma

başlatılması için yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına suç ihbarında bulunduğuna

ve konuyla ilgili soruşturma yürütüldüğüne dair herhangi bir bilginin mevcut

olmadığı, bu itibarla bireysel başvuru öncesi olağan kanun yollarının tüketilip

tüketilmediği hususunun kabul edilebilirlik incelemesinde değerlendirilmesi

gerektiği belirtilmiştir.

25. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı sunduğu beyanında bireysel

başvuru dilekçesindeki iddialarını tekrarladığını belirtmiştir.

26. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

27. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin

birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da

kimseye “işkence” ve “eziyet” yapılamayacağı, kimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” ceza

veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 80).

28. Devletin, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 81).

29. Anayasa’nın 17. maddesi devlete ayrıca, kişilerin işkence ve

eziyete ya da insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza veya muameleye, bu

muameleler üçüncü kişiler tarafından yapılmış olsa bile maruz bırakılmalarını

engelleyecek tedbirler alma ödevini yükletmektedir. Anılan yükümlülük, devletin

kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini idari ve yasal mevzuat aracılığıyla

koruma hususundaki pozitif yükümlülüğünü oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 82).

30. Devletin, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğün bir de usuli

boyutu bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan

her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve

gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma

yürütmek durumundadır (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 110).

31. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

32. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2)

numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

33. Başvuru yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel başvurunun

temel hak ihlallerini önlemek için son ve olağanüstü bir çare olmasının doğal

sonucudur. Diğer bir ifadeyle temel hak ihlallerini öncelikle idari makamların

ve derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, başvuru yollarının

tüketilmesi koşulunu zorunlu kılmaktadır (Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20).

34. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi, idari ve yargısal makamların görevidir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

35. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin yetkili idari ve yargısal mercilerce düzeltilmemesi hâlinde

başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun

ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca

başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve

süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu

konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı

zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş

olması gerekir (Ayşe Zıraman

ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

36. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuru

yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı

sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili

başvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca, başvuru yollarını

tüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup bu kurala

riayetin denetlenmesinde münferit başvurunun koşullarının dikkate alınması

esastır. Bu anlamda, yalnızca hukuk sisteminde bir takım başvuru yollarının

varlığının değil, aynı zamanda bunların uygulama şartları ile başvurucunun

kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Bu

nedenle başvurucunun, kendisinden başvuru yollarının tüketilmesi noktasında

beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin başvurunun özellikleri

dikkate alınarak incelenmesi gerekir (Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 42).

37. Bireyin, bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı

olarak ve Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi

tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde Anayasa'nın

17. maddesi, 'Devletin temel amaç ve

görevleri' kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte

yorumlandığında etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu

soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya

elverişli olmalıdır (Tahir Canan,

§ 25).

38. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma

türünün, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin

yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak

tespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana

gelen ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. maddesi

gereğince devletin, ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai

soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, yürütülen

idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, bu

hak ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli

değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 55).

39. Başvuru konusu olayda başvurucu tarafından kolluk

görevlilerince darp edildiğinden bahisle uğranılan zararların tazmini amacıyla

idare mahkemesinde tam yargı davası açıldığı anlaşılmaktadır. Tazminat ödenmesi

imkanı sağlamakla birlikte kötü muamele iddialarına ilişkin

maddi olayın ortaya çıkarılması, sorumluların tespiti ve cezalandırılmasına

yönelik bir sonuç elde edilme şansı olmayan tam yargı davasının başvurucunun

şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm

sağlayabilecek nitelikte etkili birbaşvuru yolu

olmadığı anlaşılmaktadır.

40. Başvurucunun şikâyetleri açısından, maddi olayın ortaya

çıkarılması, olayda sorumluluğu bulunanların tespiti ve cezalandırılması

şeklinde makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte

olan yolun etkili bir ceza soruşturması yürütülmesi yolu olduğu anlaşılmakla

birlikte, başvuru konusu olaya yönelik resen ya da başvurucunun ihbarı üzerine

başlatılmış bir ceza soruşturması bulunmadığı tespit edilmiştir.

41. Başvuruya konu olayda başvurucunun yaralandığı ve hastanede

tedavi altına alındığı, hastane kayıtlarında ise yaralanma sebebinin darp

olarak geçtiği anlaşılmaktadır. Devletin sahip olduğu etkili soruşturma yükümü

kapsamında, işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli kesin

belirtiler mevcut olduğunda, müdahale üçüncü kişilerden dahi gelmiş olsa

şikâyet yada ihbar yapılmadığında bile resen

soruşturma açılmasının sağlanması gerektiği açıktır (Tahir Canan, § 25).

42. Bununla birlikte devletin sahip olduğu resen soruşturma

yükümünü yerine getirmemesi; bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği,

başvurucunun sahip olduğu, iddialarını idari ve yargısal mercilere usulüne

uygun olarak iletme yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır.

43. Başvurucunun kolluk görevlileri tarafından darp edildiği

iddiası karşısında,maddi

olayın aydınlatılması ve olası cezai sorumluluğun belirlenmesi konusunda etkili

yolun ceza soruşturması olduğu ancak başvurucunun ceza soruşturması

başlatılması amacıyla adli makamlara bir başvuruda bulunmadığı tespit

edilmektedir. Başvurucu da anılan tespitin aksine bir iddiada bulunmamıştır.

44. Buna göre Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası

kapsamına giren eylemlere maruz kalındığı iddialarını ileri süren başvurucu

tarafından yalnızca tazminat ödenmesi imkânı sağlayan tam yargı davası yoluna

başvurulmuş olduğu, ceza soruşturması yürütülmediği ve başvurucunun adli

makamları hareket geçirmek için bir başvurusunun da bulunmadığı dikkate

alındığında başvuruya konu olayın, bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği, Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmesinin mümkün olmadığı

değerlendirilmiştir.

45. Açıklanan nedenlerle başvurucunun işkence ve kötü muamele

yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının

başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Danıştay Savcısının

Görüşünün Tebliğ Edilmemesi Nedeniyle Çelişmeli Yargılama İlkesinin İhlal

Edildiğine ilişkin İddia

46. Başvurucu, temyiz aşamasında Danıştay Savcısının aleyhe

görüşünün kendisine tebliğ edilmeden karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

47. Bakanlık görüş yazısında, AİHM tarafından Danıştay Savcısı

görüşlerinin tebliğ edilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilen kararlar mevcut olduğu belirtilmiştir.

48. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru

dilekçesindeki iddiasını tekrarladığını belirtmiştir.

49. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

50. Danıştay Savcısı düşüncesinin önceden taraflara tebliğ

edilerek incelemelerine sunulması ve karşı görüşlerini hazırlama imkânı

verilmesi adil yargılanma hakkının bir gereğidir (Abdulselam Tunç, B. No: 2013/6986, 5/11/2014, § 59).

51. Bu kapsamda kanun koyucu yasal değişikliğe gitmiş ve

6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 61. maddesine göre Danıştay

savcılarının kendilerine havale olan dosyaları Başsavcı adına inceleyeceği ve

düşüncelerini gerekçeli ve yazılı olarak verecekleri düzenlenmiş iken bu maddede

2/7/2012 tarih ve 6352 sayılı Kanun'un 47. maddesiyle değişiklik yapılmış ve

yapılan yeni düzenleme sonrasında Danıştay savcılarına yalnızca ilk ve son

derece mahkemesi olarak Danıştay tarafından incelenen davalarda düşünce sunma

yükümlülüğü verilmiştir (Abdulselam Tunç, § 60).

52. Bunun yanında 2577 sayılı Kanun'un 16. Maddesine6/1/1982

tarihli ve 6352 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 54. maddesiyle eklenen

(6) numaralı fıkra uyarınca Danıştayda ilk derece

mahkemesi sıfatıyla görülen davalarda savcının esas hakkındaki yazılı

düşüncesinin taraflara tebliğ edileceği ve tarafların, tebliğden itibaren on

gün içinde görüşlerini yazılı olarak bildirebileceği düzenlenmiştir (Abdulselam Tunç, § 61).

53. Başvuru konusu olayda temyiz incelemesi aşamasında anılan

mevzuat değişikliğinden önce dosyaya sunulduğu anlaşılan Danıştay savcısı

düşüncesi başvurucuya tebliğ edilmemiştir.

54. Yapılan incelemede, Danıştay Savcısı görüşünün alınması

uygulamasında değişiklik getiren yukarıda anılan mevzuat değişikliğinden sonra

4/7/2013 tarihinde verilmiş olan Danıştay onama kararında, mevzuat

değişikliğinden önce dosyaya sunulmuş olan Danıştay Savcısı görüşüne

dayanılmadığı ve kararda anılan görüşe yer verilmediği tespit edilmektedir.

55. Diğer taraftan Danıştay Savcısının görüşünün içeriğinin,

başvurucunun temyiz dilekçesinde öne sürdüğü hususların 2577 sayılı Kanun'un

49. maddesinde yer alan bozma gerekçelerinden hiçbirine uymaması nedeniyle

temyiz isteminin reddedilerek davanın reddi doğrultusundaki ilk derece mahkemesi

kararının onanması gerektiği yönündeki düşünce ile sınırlı olduğu anlaşılmış

olup başvurucu da temyiz yargılaması sırasında savcı düşüncesi tebliğ edilmiş

olsaydı mahkeme önünde dile getiremediği hangi ilave tezleri ileri süreceğine

ilişkin olarak da herhangi bir açıklamada bulunmamıştır.

56. Bu durumuda, başvurucunun

yargılamanın sonucunu etkileyecek usule dair bir imkândan mahrum bırakıldığı ve

somut olayda çelişmeli yargılama hakkının ihlal edildiği sonucuna

ulaşılamayacağı anlaşılmaktadır.

57. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama

hakkına yönelik bir ihlalinolmadığının açık olduğu

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

ii. Makul Sürede Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

58. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

59. Başvurucu, maddi ve manevi tazminat talebiyle İçişleri

Bakanlığına yaptığı 17/3/2008 tarihli başvurunun reddedilmesi üzerine 24/6/2008

tarihinde İstanbul 1. İdare Mahkemesinde açtığı tam yargı davasının makul

sürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa'nın 36. maddesinde tanımlanan

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

60. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamaların makul

sürede sonuçlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış olup Anayasa Mahkemesince makul sürede yargılanma hakkının adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil olduğu değerlendirilerek bir davadaki

yargılama süresinin makul olup olmadığının tespitinde davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususların dikkate alınacağı belirtilmiştir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 34–59).

61. Anayasa'nın 36. maddesi ve Sözleşme'nin 6. maddesi uyarınca,

medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara

bağlanması gerekmektedir. Hukuk sisteminde yer alan mevzuat hükümleri gereğince

“kamu hukuku” alanına dâhil olan,

ancak sonucu itibarıyla özel nitelikteki haklar ve yükümlülükler üzerinde

belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alan davalar da Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesinin koruması kapsamına girmektedir. Bu anlamda,

belirtilen düzenlemelerde yer verilen güvenceler, başvurucunun idari eylem

nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zararın tazmin edilmesi talebiyle açtığı tam

yargı davasına dauygulanacaktır (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,

7/11/2013, § 44).

62. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığı

karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle

davanın ikame edildiği tarihtir. Ancak idari yargıda dava açılabilmesi için

öncelikle idari makamlara başvurulmasının zorunlu olduğu durumlar ile idari

davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılmasını sağlamak amacıyla

idari makamlara yapılan başvurular üzerine açılan davalar bakımından sürenin

başlangıcı idareye başvuru tarihi olup, somut başvuru açısından bu tarih

17/3/2008'dir.

63. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52). Bu kapsamda, somut

yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihi, Danıştay Onuncu Dairesinin

başvurucunun temyiz talebinin reddine ve kararın onanmasına karar verdiği

4/7/2013'tür.

64. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde, yargılama

sürecinin idareye başvuru süreci ile birlikte toplam yaklaşık beş yıl dört ay

sürdüğü, İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın yaklaşık bir yıl iki ayda

sonuçlandırıldığı, yargılama süresinin uzunluğunda büyük ölçüde temyiz

incelemesi için Danıştay 10. Dairesi önünde geçen yaklaşık üç yıl on aylık

sürenin etkili olduğuanlaşılmaktadır.

65. İdari yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede

tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve

Anayasa Mahkemesi tarafından özellikle 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul

hükümleri de gözönünde bulundurularak makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (Selahattin Akyıl, §§ 54-60).

66. Başvuruya konu dava süreci incelendiğinde, somut başvuru

açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve beş

yılı aşan söz konusu yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu

sonucuna varılmıştır.

67. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

68. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir...

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

69. Başvurucu, işkence ve kötü muamele yasağı ile adil

yargılanma hakkının ihlali nedeniyle 50.000 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

70. Başvuru konusu olayda, başvurucunun makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği sonucuna varılması nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya net 4.000 TL manevi

tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

71. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun talep ettiği maddi tazminat

ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmaması nedeniyle maddi

tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

72. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. İşkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Çelişmeli

yargılama ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 4.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

31/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör Yrd.

:

Gizem Ceren

DEMİR KOŞAR

Basvurucu

:

Zeki GÜNGÖR

Vekili

:

Av. Hüseyin

ÇALİŞCİ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/8491, 31 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  12. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  13. Demir Koşar
  14. Çalişci
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/8491
Tarih
31 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Mesut Karabudak Başvurusu (B. No: 2014/5335)
  • Ayşe Aydan Genç Başvurusu (B. No: 2013/3033)
  • Mehmet Kadife Başvurusu (B. No: 2013/4222)
  • Mehmet Deniz Başvurusu (B. No: 2013/2307)
  • Koray Erdoğan Başvurusu (B. No: 2013/1989)
  • Hacı Kılıç Başvurusu (B. No: 2013/7840)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.