İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm
İkinci BölümBaşvuru No: 2016/1264Tarih: 24 Mart 2021

Zeki Kaya Başvurusu (B. No: 2016/1264)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

ZEKİ KAYA BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2016/1264)

Karar Tarihi: 24/3/2021

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, anayasal haklar kapsamında koruma altında

bulunan bazı eylemlerinin terör örgütü üyeliği suçundan mahkûmiyetinde delil

olarak kullanılmasının başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkını, örgütlenme ve ifade özgürlülerini; yaptığı düşünce açıklamaları

nedeniyle terör örgütünün propagandasını yapma suçundan mahkûm edilmesinin

ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddialarına ilişkindir. Başvuruda ayrıca adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği ileri sürülmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 18/1/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda

bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

9. Başvurucu 1988 doğumlu olup olayların meydana geldiği

tarihte Tunceli Munzur Üniversitesinde öğrencidir.

10. Başvurucu; Türkçe adı Kürdistan İşçi Partisi olan PKK

terör örgütüne üye olduğu gerekçesiyle iki gün gözaltında tutulduktan sonra

25/5/2012 tarihinde tutuklanmıştır. Cumhuriyet savcısı 25/6/2012 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun terör örgütüne üye olma ve terör örgütünün

propagandasını yapma suçlarından cezalandırılmasını talep etmiştir. Malatya

(kapatılan) 3. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme), 30/5/2013 tarihinde, başvurucunun

terör örgütüne üye olma suçundan 7 yıl 6 ay, terör örgütünün propagandasını

yapma suçundan ise 10 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiş; aynı

zamanda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da hükmetmiştir.

11. İlk derece mahkemesi gerekçeli kararına, başvurucunun

da aralarında bulunduğu sanıklar hakkında yapılan soruşturma ve kovuşturmanın

hangi sebeplere dayandığına ilişkin arka plan açıklaması yaparak başlamıştır.

Mahkeme PKK'nın silahlı eylemlerde bulunarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu

Bölgelerinin bir kısmını da içeren ve Marksist-Leninist ideolojiye dayalı ayrı

bir devlet kurmak amacında bulunan bir terör örgütü olduğunu vurgulamıştır.

12. Mahkeme PKK'ya ilişkin bu tespiti yaptıktan sonra

örgütün yapılanmasıyla ilgili açıklamalara yer vermiştir. Bu kapsamda Mahkeme,

PKK'nın gençlik yapılanmasını ayrıntılı bir şekilde açıklamıştır. Mahkemeye

göre başvuruya konu olayların yaşandığı tarihlerde PKK'nın gençlik örgütü,

Demokratik Yurtsever Gençlik Meclisi (DYGM) olarak adlandırılmaktadır. Mahkeme,

DYGM'nin amacının ise Kürtçülüğün yaygınlaştırılması ve halkın PKK'nın

ideolojisi ve amaçları hakkında daha fazla bilinçlendirilmesi kapsamında

yapılan faaliyetlerde gençlerin daha aktif rol üstlenmesi olduğunu

belirtmiştir.

13. Mahkeme, Dersim Öğrenci Derneği (DÖDER) hakkında da

bazı tespitlere yer vermiştir. Kararda; PKK terör örgütünün ayrı bir devlet

kurmak amacının gerçekleştirilmesi noktasında önemli stratejilerinden birinin

de alternatif eğitim ve dernek örgütlerinin Öğrenci Dernekleri ve Eğitim

Destek Evleri adı altında kurulması olduğu ifade edilmiş, bahsi geçen

örgütlerin bizzat PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan'ın (A.Ö.)

talimatlarına istinaden kurulduğu belirtilmiştir. Bundan başka ilk derece

mahkemesi kararında; DÖDER'in de bu örgütlerden biri olduğu, PKK terör

örgütünün amaçları ve eylem stratejisi çerçevesinde faaliyetler yürüttüğü

tespitine yer verilmiştir.

14. Genel açıklamalardan sonra Mahkeme atılı suçların

işlenip işlenmediği hususunda her bir sanık yönünden öncelikle delil olarak

kabul edilen eylemleri tek tek sıralamış, daha sonra genel bir değerlendirmeye

yer vermiştir. Başvurucu yönünden delil olarak görülen eylemler şu şekilde

açıklanabilir:

i. Başvurucunun PKK'nın gençlik örgütü olan DYGM içinde

faaliyet yürüttüğü kabul edilmiştir.

ii. PKK içinde faaliyet gösteren A.D. ve terör örgütüne

üye olma suçundan tutuklanan E.T. ile irtibatlı olması hatta bu kişileri

örgütsel dayanışma ve KCK Sözleşmesi gereğince ceza infaz kurumunda ziyaret

etmesi delil olarak değerlendirilmiş, bu noktada bazı iletişim kayıtlarına

dayanılmıştır.

iii. PKK'nın gençlik örgütü içinde yer aldığı

gerekçesiyle terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanan ve mahkûm olan G.G.yi,

örgütsel dayanışma ve KCK Sözleşmesi gereğince ceza infaz kurumunda ziyaret

etmesi delil olarak değerlendirilmiş, bu noktada bazı iletişim kayıtlarına

dayanılmıştır.

iv. Tunceli Belediyesi tarafından açılacak bir ihaleye

DÖDER adına katılma noktasında M.K. ile görüşmeler yapması, teminat bedelinin

yatırılması noktasında M.K. ile birlikte hareket etmesi delil olarak

değerlendirilmiş, bu noktada bazı iletişim kayıtlarına dayanılmıştır.

v. 21/3/2012 tarihinde Tunceli'de düzenlenen ve terör

örgütünün toplantısına dönüşen nevruz kutlamasına terör örgütünün talimatlarına

istinaden katılması ve gösteri sırasında "Selam selam imralı'ya bin

selam" şeklinde slogan atması delil olarak kabul edilmiştir. Söz

konusu eylemin terör örgütünün propagandasını yapma suçunun da konusunu oluşturduğu

anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesi bu olaya ilişkin birçok açıklama

yapmıştır. Açıklamalar şu şekildedir:

-20/3/2012 tarihinde PKK terör örgütünün güdümünde

faaliyet gösteren bir internet sitesinde "PKK:Herkes Sokaklara

Dökülsün" başlığını taşıyan bir habere yer verilmiştir. Haberin

içeriğinin "PKK Yürütme Komitesi, hayatı boyunca barış için mücadele

etmiş Ahmet Türk’e yapılan saldırıyı şiddetle kınayarak, 'Artık her gün Newroz

ve her yer Newroz meydandır. Başta Amed olmak üzere Newroz’u kutlayan bütün

alanlarımızı bu saatten itibaren ve özellikle Newroz günü olan yarın, büyük bir

kararlılık ruhuyla sokaklara dökülmeye ve yeni Dehaqlardan hesap sormaya

çağırıyoruz' dedi." şeklinde olduğu belirtilmiştir.

-12/3/2012 tarihinde PKK terör örgütünün güdümünde

faaliyet gösteren bir internet sitesinde "YJA [PKK terör örgütünün

kadın yapılanması] Kadın Eylemlerini Selamladı" başlığıyla bir

habere yer verilmiştir. Haberin içeriğinin "Kuşkusuz direnişin

süreklilik kazanması güçlü sonuçlar yaratır. 8 Mart’tan 21 Mart’a, Newroz’dan 4

Nisan’a oradan kahramanlık haftasına uzanan mücadele köprüleri her günü daha

özgür kılacaktır." şeklinde olduğu belirtilmiştir.

-Etkinlik öncesi ve sonrasına ilişkin bazı iletişim

kayıtlarında başvurucunun söz konusu etkinlik hakkında konuşmalar yaptığı

tespit edilmiştir.

-21/3/2012 tarihinde gerçekleşen etkinliğe 2.500 kişinin

katıldığı, 500 kişilik bir grubun etkinliğe katılmadan önce başka bir alanda

toplandıkları, bu alanda "gençlik Aponun Fedaisidir", "Biji

Serok Apo", "PKK Halktır Halk Burada", "Devlet Şaşırma Bizi

Dağa Kaçırma" şeklinde sloganlar attıkları belirtilmiştir. 500 kişilik

grubun daha sonra diğer kişiler arasına karıştıkları, grubun hep birlikte

"newroz piroz be! newroz wes vo! yaşasın newroz/tertip komitesi",

"an azadi an azadi newroz piroz be/bdp il örgütü", "tecride ve

inkara karşı biji newroz sosyalizm/esp", "savaşa ve sömürüye karşı

newroz ateşiyle özgürlüğe/emek partisi dersim il örgütü" ve

"newroz piroz be newroz isyandır isyan dağlarda/partizan" ibareli

pankartlar eşliğinde yürüyüşe geçerek etkinliğin yapılacağı yere geldikleri,

etkinliğin yapılacağı alanın girişinde bulanan polis kontrol noktasından geçen

grup içindeki bazı kişilerin bariyerleri yıkarak görevli polis memurlarına

ellerinde bulunan pankartlar ile saldırdıkları, bu olay nedeniyle 1 polis

memurunun hafif şekilde yaralandığı tespitine yer verilmiştir.

-Anılan etkinlik sırasında başvurucunun "Selam

Selam İmralı’ya Bin Selam" şeklinde slogan attığı ifade edilmiştir.

Aynı zamanda başvurucunun diğer kişiler tarafından atılan sloganı alkışladığı

belirtilmiştir. Ancak başvurucunun PKK ve lideri lehine sloganlar atan 500

kişilik grup içinde yer alıp almadığı konusunda herhangi bir açıklama

yapılmadığı anlaşılmıştır. Anılan etkinliğin nasıl gerçekleştiği ve

başvurucunun eyleminin ne olduğu noktasında etkinlik videolarına ilişkin

bilirkişi raporuna kararda yer verilmiştir.

vi. Başvurucunun 26/4/2012 tarihinde, DYGM üyesi olmak

suçundan bazı kişiler hakkında verilen mahkûmiyet kararlarını protesto etmek

amacıyla yapılan yürüyüş ve basın açıklamasına katıldığı, aynı zamanda örgütsel

dayanışma gereği olarak mahkûmiyet kararlarının verildiği duruşmayı Malatya'ya

giderek takip ettiği kabul edilmiştir. Başvurucunun duruşmaları takip ettiği

hususunda birçok iletişim kaydına yer verilmiştir. Öte yandan anılan gösteriye

ilişkin de bazı açıklamalar yapılmıştır. Gösterinin 150 kişilik bir grup

tarafından gerçekleştirildiği, grubun "Keyfi gözaltı ve tutuklama

furyasına edi bese!!! DÖDER" pankartının arkasında ve "Baskılar

Bizi Yıldıramaz", "Polis Defol Üniversiteler Bizimdir",

"Direne Direne Kazanacağız", "Susma Sustukça Sıra Sana

Gelecek", "Kürdistan Faşizme Mezar Olacak", "Tcnin Piçleri

Yıldıramaz Bizleri" şeklindeki sloganlar eşliğinde protesto eylemini

gerçekleştirdikleri tespit edilmiştir. Gösteri sırasında başvurucunun isegrupla

birlikte "Puta Tapan Köpekler Öğrenciler Sizden Ne Bekler"

şeklinde slogan attığı ve pankart taşıdığı anlaşılmıştır.

vii. Başvurucunun bir gösteri sırasında güvenlik

görevlilerinin elindeki kamerayı zorla alarak zarar verdikleri gerekçesiyle

haklarında gözaltına alma işlemi uygulanan kişilerin gözaltına alınmalarını

protesto etmek amacıyla Tunceli İl Emniyet Müdürlüğü önünde düzenlenen protesto

eylemine katıldığı belirtilmiştir. Anılan eylem sırasında başvurucunun "Polis

Defol Üniversiteler Bizimdir", "Baskılar Bizi Yıldıramaz" ve

"Direne Direne Kazanacağız" şeklinde sloganlar attığı tespit

edilmiştir. Başvurucunun, gözaltı işlemive protesto eylemi hakkında konuşmalar

yaptığı bazı iletişim kayıtlarına kararda yer verilmiştir.

viii. 11/3/2012 tarihinde "gençlik konseri"

adı altında Tunceli Belediyesi hizmet binasında gerçekleşen, PKK'nın gençlik

örgütü tarafından organize edildiği kabul edilen ve terör örgütünün

propagandası hâline dönüşen bir etkinliği organize etmesi ve katılması delil

olarak değerlendirmeye alınmıştır. Etkinliğe ilişkin olarak Mahkemenin

tespitleri şöyledir:

-Etkinlik DÖDER tarafından Tunceli Belediye Konferans

Salonu'nda düzenlenmiştir.

-Etkinliğin yapıldığı konferans salonunun duvarlarına PKK

mensuplarına ait resimler ve "8, 12, 16, 21, 28 Mart'ta kadınla

özgürleştik, ta gazi’de vurulduk, ta halepçe’de katledildik, ta newrozla baş

kaldırdık, ta amed’te kurşuna dizildik ve şimdi yine bir mart ayında

serhıldanla direnişteyiz…", "halkımız bu zulümü kabul etmez",

"dersim'de halepçe'de roboski'de katlettiniz mart'la yine geliyoruz

(DÖDER)" yazılı pankartlar asılmıştır.

-Etkinlik sırasında "Biji Serok Apo",

"Şehit Namırın", "Dersim Aponun Fedaisidir" şeklinde

sloganlar atılmıştır.

-Başvurucu söz konusu etkinliğe katılmış, halay çeken

grup içinde yer almış, bunun da ötesinde etkinliğe PKK mensuplarının kırsal

alanda giydikleri leşker olarak tabir edilen kıyafeti giyerek

katılmıştır. Bu noktada Mahkeme, etkinliğe ilişkin videoları inceleyen bir

bilirkişi raporuna da kararda yer vermiştir.

-Mahkeme, etkinlik hakkında konuşmalar içeren ve

taraflardan birinin başvurucu olduğu bazı iletişim kayıtlarına da kararda yer

vermiştir.

ix. Üniversite öğrencileri tarafından 20/3/2012 tarihinde

düzenlenen ve terör örgütünün propagandasının yapıldığı bir toplantı hâline

dönüşen nevruz etkinliğine başvurucunun katılması ve PKK'nın marşı olan "Çerxa

Şoreşe"yi söylemesi delil olarak değerlendirmeye alınmıştır. Etkinliğe

ilişkin olarak Mahkemenin tespitleri şöyledir:

-Etkinlik üniversite öğrencileri tarafından organize

edilmiş, 300-350 kişinin katılımıyla Üniversite kampüsü içinde gerçekleşmiştir.

-Etkinliğe katılan kişiler "Biji Serok Apo",

"Dişe Diş Kana Kan Seninleyiz Öcalan", "Ellerinde Molotoflar

Geliyor Apocular" şeklinde sloganlar atmıştır.

-Etkinlikte PKK'nın marşı olan "Çerxa

Şoreşe" adlı Kürtçe şarkı, "Ha Gerilla" adlı şarkı ve

"Oramar" isimli şarkı eşliğinde halaylar çekilmiştir. İlk

derece mahkemesi "Oramar" adlı şarkının, PKK mensuplarının

21/10/2007 tarihinde gerçekleştirdiği ve 12 güvenlik görevlisinin hayatını

kaybetmesine sebep olan bir askerî birliğe saldırısına atfen yazıldığını ve PKK

mensupları ile sempatizanlarının kahramanlık türküsü hâline getirildiğini

ayrıca vurgulamıştır.

-Etkinlikte başvurucunun PKK mensupları ile

sempatizanlarınca örgüt sembolü olarak kullanılan zafer işareti yaptığı,

PKK'nın marşı olan "Çerxa Şoreşe"yi grupla beraber söylediği

belirtilmiştir.

-Mahkeme, etkinlik hakkında konuşmalar içeren ve taraflardan

birinin başvurucu olduğu bazı iletişim kayıtlarına da kararda yer vermiştir.

-Öte yandan etkinliğe ilişkin videoları inceleyen

bilirkişi raporunda yer alan ve başvurucunun anılan etkinlikte basın açıklaması

metnini okuduğu ve "tüm devrim ve özgürlük savşçıları için 1 dakikalık

saygı duruşunda bulunuyoruz" şeklindeki anons üzerine bir dakikalık

saygı duruşuna katıldığı yönünde olan tespite kararda ayrıca yer verilmiştir.

x. Başvurucunun 28/3/2012 tarihinde eğitim sistemini

protesto etmek amacıyla yapılan etkinliğe katılması delil olarak

değerlendirmeye alınmıştır. Söz konusu eylemin PKK'nın vermiş olduğu talimatlar

doğrultusunda yapılan "Ana Dil" kampanyası kapsamında

gerçekleştirildiği belirtilmiştir. İlk derece mahkemesi, PKK terör örgütü güdümünde

yayın yapan bir internet sitesinde yer alan eğitim sistemi hakkındaki bir örgüt

yöneticisinin açıklamasına ve Kürtçe eğitime dair bir habere kararda ayrıca yer

vermiştir. Mahkeme etkinliğe 250'ye yakın kişinin katıldığını, başvurucunun da

aralarında olduğu kişilerin "İşte Faşizm İşte Akp", "Yaşasın

Örgütlü Mücadelemiz", "Tayyip Sonun Mübarek Olsun", "Gün

Gelecek Devran Dönecek Faşist Akp Hesap Verecek" şeklinde sloganlar

attıklarını belirtmiştir.

xi. Başvurucunun PKK'nın gençlik örgütü DYGM mensuplarının

aralarında birlik duygusu oluşturmak amacıyla DÖDER tarafından gerçekleştirilen

bir etkinliğin organizesinde görev alması ve anılan etkinlikte katılımcı olması

delil olarak kabul edilmiştir.

xii. Başvurucunun bir gösteride çekim yapan güvenlik

görevlisinin elindeki kamerayı alarak zarar verdikleri gerekçesiyle bazı

kişilerin gözaltına alınmalarına karşı Tunceli Adliyesi önünde düzenlenen

protesto eylemine katıldığı belirtilmiştir. Anılan eylem sırasında etkinliğe

katılan kişilerce "Baskılar Bizi Yıldıramaz" şeklinde

sloganlar atılmış, gözaltındaki kişilerin serbest bırakılmaları sonrasında

PKK'ya ait bir marş söylenmiştir. Başvurucunun da etkinliğe katılarak grupla

birlikte "Baskılar Bizi Yıldıramaz" şeklinde slogan attığı

belirtilmiştir.

xiii. Başvurucunun Diyarbakır'da meydana gelen toplumsal

olaylarda 6/12/2009 tarihinde hayatını kaybeden A.E.nin ölüm yıl dönümünde

yapılan ve terör örgütünün toplantısı hâline dönüşen 6/12/2010 tarihli yürüyüş

ve basın açıklaması eylemine katılması, etkinlikte "Şehit Namırın"

şeklinde sloganlar atması ve terör örgütünün propagandasını yapması delil

olarak kabul edilmiştir. Etkinliğe ilişkin olarak Mahkemenin tespitleri

şöyledir:

-Mahkeme, A.E.nin ölümünün hemen sonrasında PKK terör

örgütü güdümünde yayın yapan bir internet sitesindeki iki habere öncelikle

değinmiştir. Haberlerden ilki,PKK terör örgütü lideri A.Ö.nün ceza infaz kurumu

koşullarını protesto etmek ve A.E.nin öldürülmesini kınamak amacıyla Tunceli ve

Cizre'de yapılan eylemlere ilişkindir. Diğer haberde ise PKK terör örgütü

mensupları ve sempatizanlarınca başlatılan serhildanların (başkaldırı) A.E.nin

ölümünün ardından daha da yükseltileceğinin vurgulandığı anlaşılmaktadır.

-6/12/2010 tarihinde yaklaşık 400 kişiden oluşan bir grup

üniversitedeki derslere girmeyerek bir fakülte binasının önünde toplanıp "A.E.

ölümsüzdür" ve "A.E., Unutulmayacaksın Şerzan, Demokratik

Yurtsever Gençlik" yazılı pankartlar eşliğinde bir yürüyüş eylemi

gerçekleştirmişlerdir. Yürüyüş sırasında grup "A.E. Yoldaş

Ölümsüzdür", "Faşist Devlet Üniversiteden Defol", "Dersim

Faşizme Mezar Olacak", "Şehit Namırın", "Polis

Üniversiteden Defol Üniversiteler Bizimdir", "Vur Gerilla Vur

Kürdistanı Kur", "Halkın H’si, Partizanın P’si, Gerillanın G’si

HPG" şeklinde sloganlar atmıştır.

-Etkinlik sırasında PKK'nın gençlik örgütü DYGM imzalı

bir basın açıklamasıyapılmıştır. Basın açıklamasının içeriği hakkında bir bilgi

sunulmamıştır.

-Başvurucu, etkinlikte okunan DYGM imzalı basın

açıklamasının herkese duyurulmasını sağlamak amacıyla açıklamayı okuyan kişiye

megafonu tutmuştur. Bundan başka başvurucu, etkinlikte PKK'nın ölen mensupları

için söylenen "Şehit Namırın" sloganını atmış, PKK'nın silahlı

kanadı HPG'nin marşı olan "Çerxa Şoreşe" adlı şarkıyı grupla

birlikte söylemiştir.

xiv. Başvurucunun Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) Kazan

Vadisi'nde yaptığı operasyonlar sırasında terör örgütü mensublarının

öldürülmesini ve örgüt lideri A.Ö.ye yapıldığı belirtilen tecriti protesto

etmek amacı ile 14/1/2012 tarihindedüzenlenen ve terör örgütünün bir toplantısı

hâline dönüşen basın açıklaması eylemine katılması delil olarak

değerlendirilmiştir. Etkinliğe ilişkin olarak Mahkemenin tespitleri şöyledir:

-PKK terör örgütü güdümünde yayın yapan bir internet

sitesinde yapılan iki habere kararda yer verilmiştir. Her iki haber de Barış ve

Demokrasi Partisi (BDP) yöneticilerinin operasyonlarda öldürülen PKK mensupları

hakkında yaptıkları açıklamalara ilişkindir.

-Mahkeme, etkinliğin nasıl gerçekleştiğine dair bazı

tespitlerde bulunmuştur. Daha sonra ilk derece mahkemesi başvurucunun grupla

birlikte hareket ettiğini, "Gün Gelecek Devran Dönecek Akp Halka Hesap

Verecek" ve "Faşizme Karşı Omuz Omuza" şeklinde

sloganlar attığını kabul etmiştir.

xv. Başvurucunun PKK'nın gençlik örgütü DYGM'nin

faaliyetlerinin deşifre edilmesine yönelik yapılan adli soruşturmalar

kapsamında bazı kişiler hakkında koruma tedbirlerine başvurulmasını protesto

etmek amacıyla 25/5/2011 tarihinde yapılan basın açıklamasına katılması ve

etkinlik sırasındaki eylemleri ilk derece mahkemesince dikkate alınmıştır.

Etkinliğe ilişkin olarak Mahkemenin tespitleri şöyledir:

-"Askeri ve siyasi operasyonlar durdurulsun"

ibareleri yazılı bulunan pankart arkasında toplanan grup öncelikle bir

basın açıklaması yapmış, daha sonra Tunceli İl Emniyet Müdürlüğü binasının

önüne kadar sloganlar eşliğinde yürümüştür.

-Etkinliğe katılanlar, Tunceli İl Emniyet Müdürlüğü

binasının önünde alkışlar ve sloganlar eşliğinde yaklaşık olarak 4 dakikalık

bir oturma eylemi yapmışlar ve daha sonra olaysız bir şekilde dağılmışlardır.

-Etkinlik boyunca gruptakiler "Faşizme Karşı Omuz

Omuza", "Dersim Faşizme Mezar Olacak", "Recebin Piçleri

Yıldıramaz Bizleri", "Biji Serok Apo" ve "Kürdistan

Faşizme Mezar Olacak" şeklinde sloganlar atmıştır.

-Başvurucu, etkinlik boyunca "Askeri ve siyasi

operasyonlar durdurulsun" yazılı pankartı taşıyanlardan biridir.

Bundan başka başvurcu, Tunceli İl Emniyet Müdürlüğü önünde yapılan oturma

eylemi sırasında "Baskılar Bizi Yıldıramaz" şeklinde sloganlar

atmıştır.

xvi. Başvurucunun PKK terör örgütünün propagandasını

yapma suçu şüphesiyle hakkında adli soruşturma yapılan ve bazı adli işlemler

için Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığına götürülen M.K.ya destek olmak amacı ile

adliye önünde yapılan protesto eylemine katılması delil olarak dikkate alınmıştır.

xvii. Son olarak başvurucunun ikametgâhında yapılan

aramalarda ele geçen bazı bilgi ve belgeler delil olarak değerlendirmeye

alınmıştır. Mahkeme, söz konusu belgelerin bir kısmında başvuru tarafından ceza

infaz kurumunda bulunan bir kişiye yazılmış ya da başvurucuya hitaben ceza

infaz kurumunda bulunan bir kişi tarafından yazılmış mektupların bulunduğunu

belirtmiştir. Bundan başka ilk derece mahkemesi, başvurucunun ikametgâhında ele

geçen bir harddisk içinde terör örgütünün propagandasını içeren müziklerin ve

terör örgütü mensuplarının resimlerinin bulunduğunu ifade etmiştir.

15. İlk derece mahkemesi, başvurucunun terör örgütüne üye

olma suçunu işlediğini kabul ettikten sonra terör örgütüne üye olma suçunda

delil olarak da değerlendirilen 21/3/2012 tarihli eylemin ayrıca terör

örgütünün propagandasını yapma suçunu da oluşturduğunu kabul etmiştir (söz

konusu eyleme ilişkin ayrıntılı açıklamalar için bkz. § 14-v). Anılan suça

ilişkin ilk derece mahkemesinin başvurucu hakkındaki değerlendirdirmesi şu

şekildedir:

"...21 Mart 2012 günü örgüte

müzahir sloganların atıldığı etkinliğe, Pkk/Kck terör örgütünün talimatları

gereği sanıklar [F.P.], [M.K.], Zeki Kaya ve [B.D.]nin katıldıkları, terör

örgütünün propagandasına dönüştürülen gösteri yürüyüşünde ...sanık Zeki

Kaya'nın 'Selam, selam imralıya bin selam' sloganının atıldığı sırada

görünmemesi için başını yere eğerek 'Selam, selam imralıya bin selam' sloganını

attığı ve atılan sloganı alkışladığı, ...bu suretle sanıkların terör örgütünün

propagandasını yaptıkları, sanıkların eyleminin 6459 yasa ile getirilen lehe

değişiklik kapsamında olmadığı, tespit edilen görüntülerle ilgili bilirkişi

raporu alındığı, sanıkların temin edilen fotoğrafları ile görüntü kayıtlarının

karşılaştırıldığı, buna göre rapor tanzim edildiği, ...bu haliyle eylemin örgüt

toplantısına dönüşmesi [de

dikkate alındığında] ...sanıkların eylemleri sabit olduğundan eylemlerine

uyan 3713 sayılı TMK’nın 7/2. maddesi gereğince mahkumiyetlerine karar vermek

gerektiği..."

16. Mahkûmiyete ilişkin kararı başvurucunun temyiz etmesi

üzerine karar, Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından 30/9/2015 tarihinde

onanmıştır. Dairenin atılı suçların işlendiği noktasındaki değerlendirmeleri

şöyledir:

"...Yapılan yargılama sonunda

toplanan deliller, iletişimin tespiti, teknik ve fiziki takip tutanakları,

kolluk kamera kayıtları ve tüm dosya kapsamına göre; sanıklar [F.], Zeki ve

[M.]nin PKK/KCK terör örgütünün gençlik yapılanması olan DYGM'nin faaliyetleri

doğrultusunda DÖDER (Dersim Öğrenci Derneği) isimli legal görünümlü yapılanma

içerisinde diğer sanıklara nazaran edindikleri pozisyon gereği düzenlenen

etkinlik ve eylemlere katılma, bir kısım etkinlik ve protesto gösterilerinde

toplanan müzahir kitlenin eylemlere katılmasını organize etme, sağlama ve grubu

yönlendirme, birden çok eylem ile eylem ve etkinlik hazırlığına birlikte

iştirakleri şeklindeki çeşitlilik, süreklilik ve yoğunluk gösteren eylem ve

faaliyetlerinin terör örgütü üyeliği boyutuna ulaştığı anlaşıldığından, yine

...sanıklar [F.], Zeki ve [M.] hakkında 21.03.2012 tarihinde işlenen propaganda

suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerinde gösterilen gerekçeler dikkate

alındığında ...hükümlerde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, ...temyiz

itirazlarının reddiyle beraat ve mahkumiyete dair hükümlerin onanmasına

...30.09.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi."

17. Başvurucu; karardan 22/12/2015 tarihinde haberdar

olduğunu belirtmiş, 18/1/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

18. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Metin

Birdal [GK], B. No: 2014/15440, 22/5/2019, §§ 28-39; Sırrı

Süreyya Önder [GK], B. No: 2018/38143, 3/10/2019, §§ 23-39 ve Candar

Şafak Dönmez [GK], B. No: 2015/15672, 5/11/2020, §§ 27-35.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

19. Mahkemenin 24/3/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları

20. Başvurucu; yargılamanın 3 yıl 4 ay 7 günde

sonuçlandığını, anılan sürenin makul bir süre olmadığını belirtmiş ve adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

21. Ceza yargılamasının süresi tespit edilirken sürenin

başlangıç tarihi olarak bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar

tarafından bildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama ve gözaltı

gibi birtakım tedbirlerin uygulandığı tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak

ise suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği, yargılaması devam eden

davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (B.E.,

B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 34).

22. Ceza yargılamasının süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken

yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili

makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle

sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (B.E.,

§ 29).

23. Bu kapsamda başvurucunun suç isnadından ilk olarak

etkilendiği tarih gözaltı tarihi olan 23/5/2012'dir. Başvurucu ile müdafii

süreç içinde esas hakkındaki mütaalaya karşı beyanda bulunmak üzere iki kez

süre talebinde bulunmuş, bu nedenle iki kez duruşmanın ertelenmesini

sağlamıştır. Bu kapsamda 21/3/2013 tarihli duruşma 26/4/2013 tarihine

ertelenmiştir. Yine benzer şekilde 26/4/2013 tarihli duruşma 30/5/2013 tarihine

ertelenmiştir.

24. Anılan ilkeler, duruşma aralıkları, yargılamanın kişi

sayısının çokluğu ve yargılamanın kapsamlı bir terör suçu hakkında yürütülmesi,

başvurucunun ve müdafiinin tutumu, Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında suç isnadından ilk olarak etkilenildiği

tarih ile nihai karar arasında geçen yaklaşık 3 yıl 5 aylık yargılamanın

süresinin makul olduğu sonucuna varmak gerekir.

25. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun

ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin

olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya

zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul

edilebilir (Hikmet Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

26. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkına yönelik

bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşılmıştır.

27. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Diğer İhlal

İddiaları

a. Başvurucunun

İddiaları

28. Başvurucu; ilk derece mahkemesinin Cumhuriyet savcısı

tarafından sunulan delillere itibar ettiğini ancak bu delillere karşı dosyaya

sunduğu bilgi ve belgeleri dikkate almadığını, lehine beyanda bulunan

tanıkların beyanlarına itibar etmediğini belirtmiştir. Başvurucu ayrıca

araştırılmasını istediği hususların araştırılmadığını, savunmasının dikkate

alınmadığını ifade etmiş ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

29. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında,

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla

ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak

bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz

takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda

değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

30. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları

incelendiğinde iddiaların özünün derece mahkemeleri tarafından hukuk kuralları

ile delillerin değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet olmadığına, esas

itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

31. Açıklanan gerekçelerle kanun yolu şikâyeti

niteliğinde olduğu anlaşılan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Terör

Örgütünün Propagandasını Yapma Suçundan Cezalandırılma Nedeniyle İfade

Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

32. Başvurucu; suçlamaya konu sloganı atmadığını, somut

olayda anılan eylemi gerçekleştirdiği hususunda bir delil olmadığını, şüphe

üzerine mahkûmiyetine karar verildiğini, Mahkemenin hiçbir meşru amaç

gütmeksizin ve siyasi saikle hareket ettiğini belirtmiştir. Bundan başka

başvurucu; cezalandırmaya konu sloganın şiddeti teşvik etmediğini, içinde

şiddet barındırmadığını ifade etmiş ve tüm bu nedenlerle terör örgütünün

propagandasını yapma suçundan cezalandırılmasının ifade özgürlüğü ile adil

yargılanma hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir.

33. Bakanlık görüşünde, öncelikle katılmış olduğu gösterilerde

atmış olduğu sloganlar ve gerçekleştirmiş olduğu eylemler nedeniyle

başvurucunun terör örgütü propagandasını yapma suçundan cezalandırılmasına

karar verildiği belirtilmiş ve söz konusu eylemler ayrıntılı açıklanmıştır.

Bakanlık; başvurucunun cezalandırılmasına konu ilk eylemin 21/3/2012 tarihli

gösteride gerçekleştirilen faaliyetler olduğunu belirtmiş, anılan eyleme

ilişkin olarak öncelikle atılan sloganların ve gösteriye katılan kişilerce

taşınan pankartların içeriğinden bahsetmiş, daha sonra ise gösteriye katılan

kişilerin güvenlik güçlerine saldırdığı hususuna vurgu yapmıştır. Bakanlık,

başvurucunun bu gösteride "Selam Selam İmralı'ya Bin Selam"

şeklinde slogan attığını belirterek anılan eylemin cezalandırmaya konu

edildiğini açıklamıştır. Öte yandan Bakanlık, başvurucu hakkında terör

örgütünün propagandasını yapma suçundan kovuşturmanın ertelenmesi kararı

verilmesine sebep olan 6/12/2010 tarihli eylemi de ayrıntılarıyla açıklamıştır.

34. Bakanlık söz konusu açıklamalar sonrasında şikâyetin

esasına yönelik değerlendirmeler yapmıştır. Bakanlık bu noktada öncelikle

başvurucunun PKK terör örgütünün çağrısı üzerine kanuna aykırı bir şekilde

gerçekleşen bir gösteriyi düzenlediğini ve gösteriye katıldığını, gösteri

sırasında örgütü öven ve örgütün eylemlerini meşru gösteren beyanlarda

bulunduğunu, bu nedenle ifade özgürlüğüne yönelen müdahalenin açık bir keyfîlik

içermediğini belirtmiştir. Bakanlık, daha sonra başvurucunun terör örgütünün

faaliyetleri kapsamında katılmış olduğu etkinliklerin dikkatlice incelendiğini

ve bilirkişi yardımı ile bazı tespitlerde bulunulduğunu vurgulamıştır.

Bakanlığa göre başvurucu katılmış olduğu gösterilerde terör örgütünü öven ve

yücelten sloganları halka açık alanlarda kalabalık grup ile birlikte söylemiş

ve bunun da ötesinde başvurucunun da içinde olduğu grup, güvenlik güçlerine

saldırı gerçekleştirmiştir.

35. Bakanlık; başvurucunun terör örgütünün amacını

benimsediğini, başkalarının silahlı terör örgütüne katılımını sağlamak,

sempatisini artırabilmek amacıyla terör örgütünü öven ve yücelten beyanlarda

bulunduğunu, terör örgütünün faaliyetlerine aktif bir şekilde destek

sağladığını ifade etmiştir. Son olarak Bakanlık, derece mahkemeleri tarafından

ileri sürülen gerekçelerin yeterli ve ilgili olduğunu ve hükmedilen 10 aylık

hapis cezasının da orantılı olduğunu belirtmiş ve ifade özgürlüğüne yönelik

müdahalenin bir ihlal oluşturmadığını vurgulamıştır.

2. Değerlendirme

36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucu, katıldığı bir etkinlikte atmış olduğu slogan nedeniyle terör

örgütünün propagandasını yapma suçundan 10 ay hapis cezası ile

cezalandırılmıştır. Söz konusu ilk derece mahkemesi kararı ile başvurucunun

ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale yapıldığının kabul edilmesi gerekir

(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. M.M.B., B. No: 2015/15088,

8/1/2020, § 37; Esma Seydaoğlu, B. No: 2015/15566, 8/1/2020, § 24; Zerga

Öztürk, B. No: 2015/4556, 9/1/2020, § 21). Bu çerçevede başvurucunun bu

başlık altındaki şikâyetlerinin bir bütün olarak ifade özgürlüğü kapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

37. Anayasa’nın "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti"

kenar başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes,

düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya

toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların

müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de

kapsar...

Bu hürriyetlerin kullanılması, ... kamu

düzeni[nin], ...

korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir…"

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

38. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Müdahalenin

Varlığı

39. Başvurucu, bir gösteri sırasında atmış olduğu slogan

sebebiyle terör örgütünün propagandasını yapma suçundan 10 ay hapis cezası ile

cezalandırılmıştır. Dolayısıyla söz konusu ilk derece mahkemesi kararı ile

başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale yapıldığının kabul edilmesi

gerekir.

ii. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

40. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel

hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen

sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ...

demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı

olamaz."

41. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanunlar tarafından öngörülme,

Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum

düzeninin gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi

gerekir.

(1) Kanunilik

42. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele

Kanunu'nun 7. maddesinin ikinci fıkrasının olaya uygulanan ilk cümlesinin kanunla

sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

(2) Meşru Amaç

43. Başvurucunun cezalandırılmasına ilişkin kararın terör

örgütü ve terörizmle mücadele kapsamında kamu düzeninin korunmasına yönelik

önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

(3)Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk

(a)Demokratik Toplumda İfade Özgürlüğünün Önemi

44. İfade özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere,

başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden

dolayı kınanmaması, bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli

yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına

aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Anayasa Mahkemesi ifade

özgürlüğünün demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemde olduğunu daha önce pek

çok kararında açıklamıştır (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151,

4/6/2015, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015,

§§ 42, 43; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).

(b)Müdahalenin Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine

Uygun Olması

45. İfade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin demokratik

toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir

toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir (Bekir

Coşkun, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın, §§ 70-72; AYM, E.2007/4,

K.2007/81, 18/10/2007).

46. Derece mahkemeleri, bireylerin fikirlerini ifade

özgürlüğü yoluyla ifade etme hakları ile Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci

fıkrasında belirtilen meşru amaçlar arasında adil bir denge sağlamalıdır (Bekir

Coşkun, §§ 44, 47, 48; Hakan Yiğit, B. No: 2015/3378, 5/7/2017, §§

58, 61, 66). Derece mahkemeleri söz konusu dengelemeyi yaparken ve ifade

özgürlüğüne yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılayıp

karşılamadığını değerlendirirken belirli bir takdir yetkisine sahiptir.

Şüphesiz kullanılan sözlerin bireylere, bir kamu görevlisine ya da toplumun bir

kesimine karşı şiddete teşvik mahiyetinde olması durumunda kamu otoritelerinin

ifade özgürlüğüne müdahale konusunda takdir marjları çok daha geniştir. Ancak

bu takdir payı, Anayasa Mahkemesinin denetimindedir (Sırrı Süreyya Önder, §

56; Kemal Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25/10/2017, § 57).

47. Anayasa Mahkemesinin görevi, bu denetimi yerine

getirirken derece mahkemelerinin yerini almak değil onların takdir yetkilerini

kullanarak verdikleri kararların Anayasa'nın 26. maddesi açısından uygunluğunu

denetlemektir. Anayasa Mahkemesi bunu yaparken eldeki başvurunun koşulları ile

beraber özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları da gözönüne almaktadır (Zübeyde

Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 76).

(c) Müdahalenin Zorunlu Bir Toplumsal İhtiyacı

Karşılaması

48. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal

ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması,

başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini

göstermesi gerekmektedir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun,

§ 51; Mehmet Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan, § 51).

49. Somut olayda açıkladığı düşüncelerin kişileri terör

suçlarını işlemeye teşvik ettiğinin ortaya konulması hâlinde başvurucunun ifade

özgürlüğüne yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı

kabul edilebilir. O hâlde çözümlenmesi gereken mesele, derece mahkemelerinin

başvurucunun açıkladığı düşüncelerle kişileri terör suçlarının işlenmesine

teşvik ettiğini ikna edici bir biçimde ortaya koyup koymadığı olacaktır.

(d)Müdahalenin Gerekçesi

50. Anayasa Mahkemesi, çok sayıdaki kararında ifade

özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan

kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahalelerin Anayasa'nın 26.

maddesini ihlal edeceğini ifade etmiştir. İfade özgürlüğüne yapılan bir

müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için

kamu makamları tarafından ortaya konulan gerekçelerin ilgili ve yeterli olması

gerekir (diğerleri arasından bkz. Kemal Kılıçdaroğlu, § 58; Bekir

Coşkun, § 56; Tansel Çölaşan, § 56; Zübeyde Füsun Üstel ve

diğerleri, § 120; Sırrı Süreyya Önder, § 60).

(e) Somut Olayın Değerlendirilmesi

51. Anayasa Mahkemesinin Anayasa'nın 26. maddesine

ilişkin içtihadında ortaya konan ilkeler aynı zamanda kamu düzenini sağlamak

amacıyla terörle mücadele kapsamında kamu gücünü kullanan organlar tarafından

alınan tedbirlere de uygulanacaktır. Anayasa Mahkemesi önündeki mesele, derece

mahkemelerinin başvurucunun açıkladığı düşüncelerle kişileri terör suçlarının

işlenmesine teşvik ettiğini ikna edici bir biçimde ortaya koyup koymadığının

belirlenmesidir.

52. Başvurucunun 2011 ve 2012 yıllarında gerçekleştirdiği

bir dizi eylem güvenlik güçlerince takip edilmiş, söz konusu eylemlerinin terör

örgütü üyesi olduğunu gösterdiği kanaatine ulaşan Cumhuriyet savcısı

başvurucunun cezalandırılması için bir kamu davası açmıştır. Sonuç olarak PKK

terör örgütünün hiyerarşik yapılanması içinde yer aldığını kabul eden Mahkeme,

başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan ve bir düşünce açıklaması

nedeniyle de PKK terör örgütünün propagandasını yapma suçundan

cezalandırılmasına karar vermiştir.

53. Başvurucunun terör örgütünün propagandasını yapma

suçundan cezalandırılmasına neden olan olay 21/3/2012 tarihinde Tunceli'de

düzenlenen 21 Mart Nevruz Bayramı kutlamalarındaki eylemidir. İlk derece

mahkemesi, başvurucunun etkinlik sürecindeki davranışlarından sadece "Selam

Selam İmralı'ya Bin Selam" şeklindeki sloganını dikkate alarak terör

örgütünün propagandasını yapma suçundan bir sonuca varmıştır (bkz. § 15).

Mahkeme, başvurucunun PKK terör örgütü ve lideri lehine sloganlar atan 500

kişilik grup içinde yer aldığı ya da güvenlik güçlerine saldırıda bulunan

kişiler içinde yer aldığı noktasında herhangi bir kabulde bulunmamıştır.

54. Anayasa Mahkemesi, eldeki başvurunun koşulları ile

beraber özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları da gözönüne alacaktır.

Terörizm olgusu insanlık tarihi kadar eskidir ve bugün ulusal sınırları aşarak

toplum ve devlet hayatının üzerinde sosyal ve ekonomik bakımdan büyük çapta

tahribatlara sebep olmaktadır. Herhangi bir amaca ulaşmak için propagandaya yönelik

ses getirici eylemlerle insanların öldürülmesi, insanlara korku ve dehşet

salınması olan terör bireylerin temel hak ve özgürlüklerini ve özellikle temel

bir hak olan yaşam hakkını ciddi bir şekilde tehdit etmektedir (Meki Katar [GK],

B. No: 2015/4916, 3/10/2019, § 58).

55. Terörizmin hukuksal bir tanımının yapılmasında kimi

zorluklar bulunmakla birlikte Anayasa Mahkemesinin asıl görevi bir başvuruya

konu olayın terör suçu kapsamında kalıp kalmadığını değerlendirmek

değildir (Candar Şafak Dönmez, § 60). Anayasa Mahkemesine göre eldeki

başvuruya konu PKK terör örgütünün hâlen son derece tehlikeli, güvenlik güçleri

ile çatışmalara giren bir terör örgütü olduğu konusunda herhangi bir tereddüt

bulunmamaktadır.

56. Terör örgütleri ve destekçileri, görüşlerinin toplum

içinde yayılmasını ve fikirlerinin kökleşmesini hedefler ve bu amacın

gerçekleşmesine yönelik her türlü vasıtaya başvurabilir. Terörün veya terör

örgütlerinin propagandasının da söz konusu vasıtalardan biri olduğunda kuşku

yoktur. Terör, başta ifade özgürlüğü olmak üzere demokratik toplumun tüm

değerlerine düşmandır. Bu nedenle terörizmi, terörü ve şiddeti meşrulaştıran,

öven ya da bunlara teşvik eden sözler ifade özgürlüğü kapsamında görülemez (Zübeyde

Füsun Üstel ve diğerleri, § 79; Ayşe Çelik, B. No: 2017/36722,

9/5/2019, § 43; Sırrı Süreyya Önder, § 61).

57. Anayasa Mahkemesi daha önce Zübeyde Füsun Üstel ve

diğerleri (aynı kararda bkz. §§ 115-118) kararında terör örgütünün

propagandasını yapma suçunun Türk hukukundaki görünümüne ilişkin bazı

tespitlerde bulunmuştur. İlk olarak 3713 sayılı Kanun'un 7. maddesinde yapılan

değişiklik ile terör örgütünün propagandasını yapma suçu çok sayıda ve her

türde ifadeyi kapsayacak şekilde geniş yorumlanabilecek bir fiil olmaktan

çıkarılmaya, terör örgütünün şiddet ve tehdit yöntemlerini meşru gösterme veya

övme ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik etme şeklinde tanımlanarak suça

hukuki belirlilik kazandırılmaya çalışılmıştır. İkinci olarak Yargıtay da Türk

hukukunda terör ile bağlantılı her tür düşünce açıklamasının değil yalnızca

terör örgütlerinin cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru

gösterecek, övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde

propagandasının yapılmasının suç olarak kabul edildiğini pek çok kez ifade

etmiştir (Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, §§ 54-57).

58. İçinde şiddete başvurmayı cesaretlendirici ifadeler

yer almayan, terör suçlarının işlenmesi tehlikesine yol açmayan çeşitli

grupların şiddete başvurmaksızın ulaşmayı düşündükleri toplumsal veya siyasal

hedeflere, siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlara ilişkin görüşleri gibi düşünce

açıklamaları, ideolojik ve katı olarak nitelendirilseler bile terörizmin

propagandası olarak kabul edilemez. Dolayısıyla sağ veya sol ideolojilere,

anarşist ve nihilist akımlara, toplumsal ve siyasal ortama veya sosyoekonomik

dengesizliklere, etnik sorunlara, ülke nüfusundaki farklılıklara, daha fazla

özgürlük talebine veya ülke yönetim biçiminin eleştirisine yönelik düşüncelerin

-devlet yetkilileri veya toplumun önemli bir bölümü için rahatsız edici olsa

bile- açıklanması, yayılması, aktif, sistemli ve inandırıcı bir şekilde

başkalarına aşılanması, telkin ve tavsiye edilmesi ifade özgürlüğünün koruması

altındadır (Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, § 81; Ayşe Çelik, §

44; Candar Şafak Dönmez, § 63).

59. Nitekim yukarıda verilen açıklamaları takip eden

Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği iki kararında Türkiye’nin her bölgesinde

yaşanan ve yaşanmakta olan ağır şiddet hareketlerinin faili, PKK'nın kurucusu

ve söz konusu şiddet eylemlerinin birincil elden sorumlusu olan A.Ö.yü politik

bir lider ve toplumsal sorunların demokratik yollarla çözümünde meşru bir aktör

olarak ilan eden söylemleri terör eylemlerinin failini öven ve dolayısıyla

terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerine başvurmayı teşvik

eden mesajlar olarak değerlendirmemiştir (Sırrı Süreyya Önder §§ 69-87; Meki

Katar, § 58). Bununla beraber çatışma ortamının bulunduğu bir

durumda A.Ö.nün lider olarak benimsendiğini gösteren sloganların örgütün

korkutucu gücünden faydalanmak, kişileri ve toplumu sindirmek amacıyla atıldığı

değerlendirilmiş; bu tür açıklamaların terör suçlarının işlenmesi tehlikesine

yol açtığı ve başkalarını terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren

yöntemlerine başvurmayı teşvik ettiği sonucuna ulaşılmıştır (Mehmet Mihdi

Bala, § 58; ayrıca bkz. Baver Mızrak, B. No: 2015/19280, 9/1/2020,

§§ 48-53).

60. Önemle belirtilmelidir ki terörle mücadelenin

zorlukları ile birlikte terör bağlamında yapılan açıklamaların karmaşıklığı ve

muğlaklığı söz konusu olduğunda düşünce açıklamalarının şiddete teşvik

mahiyetinde olup olmadığı yönündeki değerlendirmenin ancak açıklamanın

yapıldığı bağlama, açıklamada bulunan kişinin kimliğine, açıklamanın zamanına

ve muhtemel etkilerine, açıklamadaki diğer ifadelerin tamamına bir bütün olarak

bakılarak yapılması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır (Sırrı Süreyya

Önder, § 64; Candar Şafak Dönmez, § 68).

61. İlk derece mahkemesi gerekçeli kararında başvurucunun

A.Ö.ye selam göndermek suretiyle onu lider olarak benimseyen bir sloganı

söylediğini belirtmiş, cezalandırmaya gerekçe olarak sadece söz konusu sloganı

esas almıştır. Ancak ilk derece mahkemesi söz konusu tartışmalı ifadelerin

kullanıldıkları bağlama yahut şiddete teşvik edip etmediğine ilişkin herhangi bir

inceleme yapmamıştır. Toplantının amacının şiddet ve demokrasinin reddi gibi

düşünceleri yaymak olduğu hususunda da Mahkeme tarafından bir değerlendirmede

bulunulmadığı görülmektedir. Bu itibarla ilk derece mahkemesi kararında

başvurucunun düşünce açıklamasının hangi surette terör örgütünün şiddet ve

tehdit yöntemlerini meşru gösterdiğine veya övdüğüne ya da bu

yöntemlere başvurmayı teşvik ettiğine dair bir değerlendirmede

bulunulmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

62. Yukarıdaki bilgiler dikkate alındığında ilk derece

mahkemesinin başvurucunun mahkûmiyetinin zorunlu toplumsal bir ihtiyaca

karşılık geldiğini ilgili ve yeterli bir gerekçe ile ortaya

koyduğunun kabul edilmesi mümkün olmamıştır.

63. Başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Anayasa'nın 26. maddesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Yıldız SEFERİNOĞLU bu görüşe katılmamıştır.

C. Terör

Örgütüne Üye Olma Suçundan Cezalandırılma Nedeniyle İfade ve Örgütlenme

Özgürlükleri ile Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

64. Başvurucu; anılan suçta delil olarak değerlendirilen

eylemlerinden önemli bir kısmının, haklarında adli soruşturma yapılan,

tutuklama tedbirlerine başvurulan ya da hükümlü olarak ceza infaz kurumlarında

bulunan kişilerin ziyaret edilmesi ya da bu kişilere yönelik adli işlemlerin

protesto edilmesi olduğunu belirtmiştir. Başvurucu; söz konusu eylemlerin delil

olarak değerlendirilemeyeceğini, anılan eylemlerin, bilgisinin olmadığı haber

ve açıklamalar gerekçe gösterilerek örgütsel eylem olarak kabul edildiğini

ifade etmiştir. Bundan başka başvurucu; DÖDER'in yasal bir öğrenci derneği

olduğunu, ilk derece mahkemesince adı geçen Derneğin tüm faaliyetlerinin suç

olarak kabul edildiğini ileri sürmüştür.

65. Başvurucu ayrıca muhalif kişiliğinin

cezalandırıldığını, ziyaret ettiği ya da haklarında yapılan adli işlemleri

protesto ettiği kişilerden bazılarının arkadaşı olduğunu, bu durumun dikkate

alınmadığını belirtmiştir. Bu nedenlerle başvurucu, anayasal haklar kapsamında

koruma altına alınan eylemlerinin delil olarak değerlendirmeye alındığını ifade

etmiş; toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının, adil yargılanma

hakkının, örgütlenme özgürlüğü ile ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

66. Bakanlık görüşünde, ilk derece mahkemesinin

mahkûmiyet kararında başvurucu hakkında tüm soruşturma süresince elde edilen ve

iddianame içeriğinde de açıklanmış olan delillere dayandığı belirtilmiştir.

Bundan başka Bakanlık, başvurucunun hâlen faaliyetlerini sürdüren PKK terör

örgütünün amacını tek ve geçerli bir yöntem olarak benimsediğini ve örgütün

amacının toplum içinde yayılması için de yoğun bir çaba ve zaman harcadığını

ifade etmiştir. Söz konusu değerlendirmeler sonrasında Bakanlık; eylem ve

sözleriyle şiddete ve demokratik olmayan yöntemlere başvurulmasını teşvik eden

başvurucunun eylemlerinin demokratik yaşam için ciddi bir tehdit oluşturduğunu,

dolayısıyla başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasının

acil bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını belirtmiştir.

2. Değerlendirme

67. Katıldığı veya organize ettiği toplantılar ile bu

toplantılarda yapılan bazı düşünce açıklamalarının, bir dernek adına

faaliyetlerde bulunmasının ve ikametgâhında ele geçen bilgi ve belgelerin terör

örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararının delili olarak

kullanılması başvurucunun ifade ve örgütlenme özgürlükleri ile toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı üzerinde caydırıcı etki doğurabilir.

Dolayısıyla başvurucunun Anayasa'nın 26., 33. ve 34. maddelerinde koruma altına

alınan haklarına müdahalede bulunulduğu kabul edilmelidir (Metin Birdal,

§ 48).

68. Başvuru konusu müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde

öngörülen kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı ve Anayasa'nın 26., 33. ve 34.

maddelerinde yer alan millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması meşru amaçları

kapsamında kaldığı anlaşılmıştır (Metin Birdal, §§ 52, 53). Bu

nedenle başvuru konusu müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine

uygun olup olmadığı değerlendirilecektir.

a. Müdahalenin

Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olması

69. Temel hak ve özgürlüklerin koruması altında bulunan

bir eylemin terör örgütüne üye olma suçunun mahkûmiyetinde delil olarak

kullanılması suretiyle temel hak ve özgürlüklere yapılan bir müdahalenin

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu

bir toplumsal ihtiyacı karşılaması gerekir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan bir

müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir

(zorunlu toplumsal ihtiyaç testine ilişkin açıklamalar için bkz. Bekir

Coşkun, §§ 51, 53-55, 57; Mehmet Ali Aydın, § 68; Ferhat Üstündağ,

B. No: 2014/15428, 17/7/2018, §§ 45, 46; Tansel Çölaşan, § 51).

b. Somut Olayın

Değerlendirilmesi

70. Bir kişinin yasa dışı örgüt üyeliği suçundan

cezalandırılabilmesi için henüz bir suç işlemiş olması gerekmez. Örgüt üyeliği

başlı başına cezalandırılan bir suçtur. Bu itibarla örgüt üyesinin faaliyetinin

mutlaka örgüt tarafından gerçekleştirilen suçlara katılma şeklinde olması da

gerekmez. Terör örgütüne üye olma suçu, üye hatta örgüt henüz bir suç işlememiş

olsa dahi örgütün toplum için yarattığı tehlikeyi cezalandıran ve bu yönüyle

bir yandan da örgüt faaliyetleri kapsamında suç işlenmesini engelleme amacı

taşıyan bir suç türüdür (Metin Birdal, §§ 60, 61).

71. Bireysel başvuru yolunda Anayasa Mahkemesinin görevi

bir yargılamanın sonucu itibarıyla adil olup olmadığını değerlendirmek

değildir. Dolayısıyla başvurucu hakkında isnat edilen terör örgütünün üyesi

olma suçunun sübuta erip ermediği veya toplanan delillerin suçun sübutu için

yeterli olup olmadığı meselesi, ilkesel olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı

dışındadır (Metin Birdal, § 47; ayrıca bkz. Yılmaz Çelik [GK],

B. No: 2014/13117, 19/7/2018, § 45; krş. Ferhat Üstündağ, § 65). Bundan

başka bir ceza yargılamasında hangi delillerin hükme esas alınabileceği

meselesi de esas itibarıyla Anayasa Mahkemesinin görev alanının dışındadır (Abdulaziz

Kaya, B. No: 2015/19363, 8/1/2020, § 22).

72. Bir kişinin henüz başka bir suç işlemeden yalnızca

terör örgütüne üye olması nedeniyle cezalandırılabilmesi için yargılama

makamlarının o kişinin terör örgütüyle olan bağlarını ortaya koyması gerekir.

Henüz ceza kanunlarında tanımlanan bir suçu işlememiş olsa bile bir terör

örgütü ile örgüt üyeliği olarak kabul edilecek kuvvette bir bağın

varlığının araştırılması bireylerin sahip olduğu fikirlerin, bağlı oldukları

toplumsal grupların ve ideolojilerinin, davranışlarının anlamlarının ve

bunların altında yatan saiklerin de değerlendirilmesini gerektirebilir. Böyle

bir değerlendirmenin örgütlere üye olmak, toplantılara katılmak veya düşünce

açıklamaları yapmak gibi kişilerin anayasal haklar kapsamında koruma altında

bulunan eylemlerini de kapsadığı durumlarda başta ifade, örgütlenme, din ve

vicdan özgürlükleri ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı olmak

üzere temel haklar üzerinde ciddi bir baskı oluşturabilecek potansiyele sahip olduğu

açıktır (Metin Birdal, §§ 63, 64).

73. Kişilerin anayasal hak ve özgürlükler kapsamında

kalan faaliyetlerinin terör örgütünün üyesi olma suçundan verilen mahkûmiyet

kararlarının delili olarak kullanılmasının temel haklar üzerinde yaratacağı

caydırıcı etki nedeniyle -devletin toplumu terör örgütlerinin faaliyetlerine

karşı korumak şeklindeki pozitif yükümlülüğünün bir sonucu olarak- insanların

terörsüz bir ortamda yaşama hakkı ile bu süreçte bireylerin potansiyel olarak

etkilenebilecek temel hakları arasında adil bir denge kurulmalıdır (Metin

Birdal, § 65).

74. Ceza muhakemesinin amacı gerçeğin ortaya çıkarılması

olduğu için ispat değeri açısından deliller arasında bir hiyerarşi getirilemez,

hâkimin hükmünü dayandıracağı ve olayı temsil eden delillerin nelerden ibaret

olduğu önceden sayılarak sınırlanamaz ya da bir ceza davasındaki uyuşmazlığın

en az kaç delille ispatlanabileceği düzenlenemez. Dolayısıyla terör

örgütlerinin yapılarının ve faaliyetlerinin çeşitliliği söz konusu olunca bir

kişinin terör örgütünün üyesi olduğunun ortaya konulması için değerlendirmeye

alınabilecek deliller konusunda ortak ve sınırlı bir öngörüde bulunulması

mümkün değildir (Metin Birdal, §§ 69, 70).

75. Son olarak belirtilmelidir ki insanların terörsüz bir

ortamda yaşama hakkı ile bu süreçte bireylerin potansiyel olarak

etkilenebilecek temel hakları arasında adil bir denge sağlandığının kabul

edilebilmesi için derece mahkemelerinin kişilerin anayasal hak ve özgürlükler

kapsamında kalan faaliyetlerinin terör örgütüne üye olma suçundan verilen

mahkûmiyet kararlarında delil olarak kullanılmasının zorunlu bir ihtiyacı

karşıladığını göstermeleri gerekir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin benzer

başvurulardaki denetimi temel haklara bu şekilde yapılan müdahalenin zorunlu

bir ihtiyacı karşıladığının ilgili ve yeterli bir gerekçeyle gösterilip

gösterilemediği ile sınırlı olacaktır(Metin Birdal, § 72).

76. Başvuru konusu olayda ilk derece mahkemesi;

süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösterdiği kabul edilen eylem ve

davranışlarıyla şiddeti ve demokratik olmayan yöntemleri benimseyen

başvurucunun PKK terör örgütünün üyesi olduğu kanaatine ulaşmıştır. Anayasa

Mahkemesi başvurucu tarafından sunulan bilgi ve belgeler ile derece

mahkemelerince başvurucunun mahkûm edilmesi için benimsenen gerekçeleri

yukarıda yer verilen ilkeler uyarınca bir bütün olarak ve dikkatle

incelemiştir.

77. Terör örgütüne üye olma suçunda delil değerlendirmesi

geleneksel suçlara ilişkin delillerin değerlendirilmesine göre bir ölçüde

farklılaşmaktadır. Zira bir kez daha belirtilmelidir ki bir kişinin terör

örgütüne üye olma suçundan mahkûm edilebilmesi için mahkûmiyetine delil olarak

alınan maddi olayların tek tek ele alındıklarında kendi başlarına birer suç

teşkil etmesi veya bir suça vücut vermesi gerekmemektedir (bkz. § 68; Metin

Birdal, § 71). Bu nedenle somut olayda terör örgütünün propagandasını yapma

suçundan mahkûm edilmesine neden olan açıklamalarının -ne şekilde şiddete

teşvik ettiği, şiddet ve tehdit yöntemlerini meşru gösterdiği, tehlikeye

neden olduğu veya övdüğü noktasında ilk derece mahkemesince hiçbir

değerlendirme yapılmaması nedeniyle- başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlali

olarak kabul edilmiş olması aynı eylemlerin terör örgütüne üye olma suçunda

delil olarak kullanılmasına engel oluşturmaz. Bir kişinin terör örgütüyle olan

bağını ortaya koyan her tür eylem terör örgütüne üye olma suçu kapsamında delil

olarak kabul edilebilir.

78. Öte yandan bir kişinin terör örgütü üyeliği suçundan

cezalandırılması için örgüt faaliyeti çerçevesindeki eylemlerinin süreklilik,

çeşitlilik ve yoğunluk göstermesi gerekmektedir. O hâlde derece

mahkemelerince her biri örgüt üyeliğine ilişkin bir parçayı açıklayan ve delil

olarak kabul edilen faaliyetlerin birleştirilerek olayın bütününün anlaşılması

sağlanmalıdır (Metin Birdal, § 72). Bu açıklamalardan yola

çıkıldığında somut olayda Mahkemenin sadece terör örgütünün propagandasını

yapma suçu kapsamında görülen eylemi değerlendirmek suretiyle başvurucunun

terör örgütüne üye olma suçunu işlediği sonucuna varmadığı anlaşılmaktadır.

79. İlk derece mahkemesi başvurucunun on yedi farklı

eylemini terör örgütüne üye olma suçu yönünden delil olarak değerlendirmiştir

(bkz. §14). İlk derece mahkemesi; delil olarak değerlendirilen eylemlerde

başvurucunun DYGM içinde faaliyetlerde bulunduğunu, örgütsel dayanışma ve KCK

Sözleşmesi gereğince terör suçlarından tutuklu veya hükümlü olan kişileri ceza

infaz kurumlarında ziyaret ettiğini ve bazı kişilerin yargılamalarını takip

ettiğini, bazı kişiler hakkında yürütülen adli soruşturmaları protesto eden

birçok gösteriye katıldığını, örgütsel talimatlara istinaden kurulan bir

derneğin işlerini takip ettiğini, terör örgütünün toplantısı hâline dönüşen

birçok toplantıya katıldığını, söz konusu toplantılarda örgütün liderini öven

sloganlar attığını kabul etmiştir. Bundan başka Mahkeme; başvurucunun bahis

konusu toplantıların bazılarında örgütle bağlantılı marşlarısöylediğini, ölen

örgüt mensupları lehine saygı duruşunda bulunduğunu ve onları şehit olarak

nitelendirdiğini, bazı toplantıların organizesinde görev aldığını belirtmiş ve

söz konusu toplantıların amaçları ile başvurucunun toplantılardaki

davranışlarına odaklanmıştır. Son olarak Mahkeme, başvurucunun ikametgâhında

ele geçen bilgi ve belgelerin içeriğini dikkate almıştır.

80. Somut olayda başvurucunun bir bütün olarak

eylemlerinin şiddetin geçerli ve etkili bir yöntem olduğu görüşünün toplum

içinde yayılmasını ve terör eylemlerine neden olan fikir ve kanaatlerin

kökleşmesini sağlamak amacını taşıdığı değerlendirilmiştir. Öte yandan

başvurucunun bu amaca ulaşmak için belirli bir çaba ve zaman harcadığı da

eylemlerin yoğunluğundan anlaşılmaktadır. Bundan başka başvurucu; eylemleriyle

terör örgütüne sempatizan ve destekçi toplamaya çalışmış, kişilerin terör

örgütlerine bakış açısını değiştirmeyi amaç edinmiştir. Üstelik başvuruya konu

olayda başvurucunun üyesi olduğu PKK terör örgütü artık tehlikesiz veya

tehlikeliliği varsayımsal olan örgüt değildir.

81. Dolayısıyla somut olayın koşullarında ilk derece

mahkemesinin başvurucuyu suç oluşturmadığı ve anayasal hakların kullanımından

ibaret olduğu ileri sürülen eylemleri nedeniyle mahkûm ettiği kabul

edilmemiştir. İlk derece mahkemesi; başvurucunun terör örgütünün etkinliğine

dönüşen bazı toplantı ve gösterilere katılmak, örgüt lideri lehine slogan atmak

ve örgüte ait marşı birçok kez söylemek, ölen örgüt mensupları adına saygı

duruşunda bulunmak biçimindeki rolünün, PKK'nın gençlik örgütü olduğu kabul

edilen DYGM adlı yapılanma içinde yer almasının, örgütsel faaliyetlerde bulunan

bir derneğin işlerini takip etmesinin ve diğer davranışlarının onun PKK terör

örgütünün hiyerarşik yapılanmasına kendi isteğiyle ve bilerek dâhil olduğuna

dair bilgileri doğrular ve tamamlar nitelikte olduğunu ikna edici biçimde

ortaya koymuştur. Bu bağlamda ilk derece mahkemesi, başvurucunun şikâyete konu

eylemlerinin delil olarak kullanılmasının bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını

ilgili ve yeterli bir gerekçe ile göstermiştir (krş. Metin Birdal, § 80).

82. Sonuç olarak başvurucunun ifade ve örgütlenme

özgürlükleri ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yapılan

müdahale demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı bir müdahale olarak

değerlendirilemez.

83. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda müdahalenin

meşru olduğu açık olan başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet

Balabanoğlu, § 24).

84. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun ifade ve örgütlenme

özgürlükleri ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddiasının bir ihlal bulunmadığı açık olduğundan başvurunun

bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul

edilemezliğine karar verilmesi gerekir.

D. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

85. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal

edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”"

86. Başvurucu, ihlalin tespit edilmesini istemiş ve

yeniden yargılama talebinde bulunmuştur.

87. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da

işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506,

7/11/2019).

88. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

89. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan

kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi

tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde

usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili

mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir

takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine

ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

90. İncelenen başvuruda başvurucunun mahkûmiyetinin zorunlu

toplumsal bir ihtiyaca karşılık geldiğinin ilgili ve yeterli

bir gerekçe ile ortaya konulmadan terör örgütünün propagandasını yapma suçundan

cezalandırılması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna

ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

91. Bu durumda ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın devredildiği Tunceli 1. Ağır Ceza

Mahkemesine (E.2012/109, K.2013/87) (Devredilen dosya Malatya 3. Ağır Ceza

Mahkemesinin E.2012/178, K.2013/85 numaralı dosyadır.) gönderilmesine karar

verilmesi gerekmektedir.

92. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harçtan

oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Terör örgütünün propagandasını yapma suçundan verilen

mahkûmiyet kararı dolayısıyla ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

3. Terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet

kararı dolayısıyla ifade ve örgütlenme özgürlükleri ile toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Terör örgütünün propagandasını yapma suçundan verilen mahkûmiyet

kararı dolayısıyla ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE Yıldız SEFERİNOĞLU'nun

karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğü ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

dosyanın devredildiği Tunceli 1. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2012/109, K.2013/87)

GÖNDERİLMESİNE,

D. 239,50 TL harçtan oluşan yargılama giderinin

başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine

ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 24/3/2021 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY

Eldeki başvuruda çoğunluk başvurucunun terör örgütünün

propagandasını yapma suçundan cezalandırılması nedeniyle ifade özgürlüğünün

ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.

Çoğunluğa göre ilk derece mahkemesi kararında

başvurucunun düşünce açıklamasının hangi surette terör örgütünün şiddet ve

tehdit yöntemlerini meşru gösterdiğine veya övdüğüne ya da bu yöntemlere

başvurmayı teşvik ettiğine dair bir değerlendirmede bulunulmamış ve

başvurucunun mahkûmiyetinin zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık geldiği ilgili

ve yeterli bir gerekçe ile ortaya konulmamıştır.

Somut olay incelendiğinde başvurucunun terör örgütünün

propagandasını yapma suçundan cezalandırılmasına konu eyleminin 21/3/2012

tarihinde attığı sloganlar olduğu görülmektedir. Anılan tarihte

gerçekleştirilen bir etkinliğe katılan çok sayıda kişinin PKK terör örgütünü ve

bu örgütün kurucusu olan Abdullah Öcalan'ı öven sloganlar attıkları tespit

edilmiştir. Yine bu kişilerden bazılarının etkinlik sırasında güvenlik

görevlilerince oluşturulan bariyerleri yıkarak görevli polis memurlarına

ellerinde bulunan pankartlar ile saldırdıkları ve olayda bir polis memurunun

yaralandığı belirlenmiştir.

Başvurucunun da anılan etkinlik sırasında "Selam

Selam İmralı’ya Bin Selam" şeklinde slogan attığı ve yine diğer

kişilerce atılan sloganlara alkışla destek verdiği yargı mercilerince kabul

edilmiş ve bu eylemin -terör örgütüne üye olma suçunun delillerinden birisi

olmanın yanı sıra- başlı başına terör örgütünün propagandasını yapma suçunu

oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Terör örgütleriyle ilişkili eylemlerin temel hak ve

özgürlükler bağlamında değerlendirilmesinde her bir somut olayın özelliklerinin

yanında terörle mücadeleye bağlı zorlukların da gözönüne alınması

gerekmektedir. Zira Anayasa Mahkemesince daha önce verilen kararlarda da ifade

edildiği üzere terörizm günümüzde ulusal sınırları aşarak toplum ve devlet

hayatının üzerinde sosyal ve ekonomik bakımdan büyük çapta tahribatlara sebep

olmaktadır. Herhangi bir amaca ulaşmak için propagandaya yönelik ses getirici

eylemlerle insanların öldürülmesi, insanlara korku ve dehşet salınması olan

terör, bireylerin temel hak ve özgürlüklerini ve özellikle temel bir hak olan

yaşam hakkını ciddi bir şekilde tehdit etmektedir (Meki Katar[GK], B.

No: 2015/4916, 3/10/2019 § 59; Candar Şafak Dönmez [GK], B. No:

2015/15672, 5/11/2020, § 59).

Ayrıca terör, başta ifade özgürlüğü olmak üzere

demokratik toplumun tüm değerlerine düşmandır. Bu nedenle terörizmi, terörü ve

şiddeti meşrulaştıran, öven ya da bunlara teşvik eden sözler ifade özgürlüğü

kapsamında görülemez (Candar Şafak Dönmez, § 61).

Bu çerçevede PKK'nın hâlen son derece tehlikeli, güvenlik

güçleri ile çatışmalara giren bir terör örgütü olduğu ve başvurucunun

sloganında selam göndererek adını dolaylı şekilde andığı Abdullah Öcalan'ın da

bu örgütün kurucusu ve çok sayıda terör eyleminin sorumlusu olduğu konusunda

herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır.

Anayasa Mahkemesi M.M.B. ve Baver

Mızrak kararlarında bir takım şiddet olaylarının/ortamının bulunduğu bir

durumda Abdullah Öcalan'ın lider olarak benimsendiğini gösteren sloganların

atılmasını incelemiştir. Anılan kararlarda bu tür sloganların örgütün korkutucu

gücünden faydalanmak, kişileri ve toplumu sindirmek amacıyla atıldığı

değerlendirilmiş ve bu tür açıklamaların terör suçlarının işlenmesi tehlikesine

yol açtığı ve başkalarını terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren

yöntemlerine başvurmayı teşvik ettiği sonucuna ulaşılmıştır (M.M.B., B.

No: 2015/15088, 8/1/2020, § 58; Baver Mızrak, B. No: 2015/19280,

9/1/2020, §§ 48-53).

Terörle mücadelenin zorlukları ile birlikte terör

bağlamında yapılan açıklamaların karmaşıklığı ve muğlaklığı söz konusu

olduğunda düşünce açıklamalarının şiddete teşvik mahiyetinde olup olmadığı

yönündeki değerlendirmenin ancak açıklamanın yapıldığı bağlama, açıklamada

bulunan kişinin kimliğine, açıklamanın zamanına ve muhtemel etkilerine bir

bütün olarak bakılarak yapılması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır (Sırrı

Süreyya Önder [GK], B. No: 2018/38143, 3/10/2019 § 67).

Bu kapsamda somut olayda başvurucunun Ağır Ceza

Mahkemesinde yargılama konusu edilen eyleminin yalnızca propaganda suçuna konu

sloganlar olmadığı önemle vurgulanmalıdır. Mahkeme başvurucunun on yedi farklı

eylemini terör örgütüne üye olma suçu yönünden delil olarak değerlendirmiş ve

bunun sonucunda başvurucunun PKK terör örgütü üyesi olduğu kanaatine

ulaşmıştır. Dolayısıyla başvurucu PKK terör örgütünün hiyerarşik yapılanmasına

kendi isteğiyle ve bilerek dâhil olan bir kişi konumundadır. Anayasa Mahkemesi

de eldeki başvuruda başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan

cezalandırılmasını temel hak ve özgürlükler yönünden incelemiş ve başvurucunun

bu mahkumiyet sebebiyle ileri sürdüğü iddiaları açıkça dayanaktan yoksun

bulmuştur.

Diğer taraftan başvurucunun slogan attığı ortam belirli

ölçüde şiddetin bulunduğu bir etkinliktir. Anılan etkinliğe binlerce kişi

katılmış ve bunların içinden çok sayıda kişi PKK terör örgütü lehine slogan

atmıştır. Devamında bu kişilerden bazılarının güvenlik güçlerinin oluşturduğu

barikatlara yıktığı, güvenlik güçlerine ellerindeki pankartlarla saldırdığı ve

olayda bir polisin yaralandığı da gözardı edilmemelidir.

PKK terör örgütünün kurucusu ve lideri olan bir kişinin

örgütün sembol ismi olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Bu durumda terör örgütünü,

onun eylemleri veya örgütün kurucusunu övmek, desteklemek veya yüceltmek ile

cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlere başvurmayı teşvik etmek arasında

belirgin bir farklılığın olduğunu söylemek kolay görünmemektedir.

Bu çerçevede başvurucunun konumu, örgüt hiyerarşisi

içinde yer alan bir kişi olması, suça konu edilen sloganın içeriği ve atıldığı

ortam birlikte dikkate alındığında anılan eylemin somut olayın koşullarında

PKK'nın yarattığı şiddetin övülmesi ve terörizme destek anlamına geldiği,

kışkırtıcı ve şiddete başvurmayı cesaretlendirici nitelik arz ettiğinin kabulü

gerekir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Baver Mızrak, § 52).

Buna göre -derece mahkemelerinin farklı çıkarları

dengelerken sahip oldukları takdir payı da gözetildiğinde- Ağır Ceza

Mahkemesinin başvurucunun terör örgütü propagandası suçundan cezalandırılması

yoluna giderken hükme esas aldığı olguların ve bu çerçevede sunduğu nedenlerin

bu tür bir mahkûmiyeti haklı göstermek için ilgili ve yeterli olduğu

söylenebilir.

Sonuç olarak başvurucunun terör örgütünün propagandasını

yapma suçundan 10 ay hapis cezası ile cezalandırılması şeklindeki müdahalenin zorunlu

toplumsal bir ihtiyaca karşılık geldiği gibi orantılı da olduğu,

müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmadığı

kanaatindeyim. Bu nedenle çoğunluğun başvurucunun terör örgütünün

propagandasını yapma suçundan cezalandırılması nedeniyle ifade özgürlüğünün

ihlal edildiği yönündeki görüşüne katılmamaktayım.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

M. Emin KUZ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Basri BAĞCI

Raportör

:

Ömer MENCİK

Başvurucu

:

Zeki KAYA

Üye

Yıldız SEFERİNOĞLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/1264, 24 Mart 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

  • Mercii: Anayasa Mahkemesi
  • Bölüm: İkinci Bölüm
  • Başvuru No: 2016/1264
  • Tarih: 24 Mart 2021

İlgili Kararlar

  • Erdoğan Kardeşler Başvurusu (B. No: 2018/15777)
  • Özlem Kenan Başvurusu (B. No: 2018/25808)
  • Tuncay Öcalan ve Dilber Yener Başvurusu (B. No: 2016/14273)
  • S.a.m.m.h. Başvurusu (B. No: 2017/32619)
  • Hasan Başaran Başvurusu (B. No: 2018/15130)
  • Muzaffer Sari Başvurusu (B. No: 2018/10947)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.