İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Zeynep Kaplan Başvurusu (B. No: 2015/7311)

1. Başvuru; tutuklamanın hukuki olmaması, tutukluluğun makul

Başvuru No2015/7311Tarih22 Ocak 2019Okuma30 dk · 6.050 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Zeynep Kaplan Başvurusu

Karar tarihi
22 Ocak 2019
Başvuru Numarası
2015/7311
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.050 kelime·30 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tutuklamanın hukuki olmaması, tutukluluğun makul

süreyi aşması, tutukluğa ilişkin incelemelerin duruşmasız olarak yapılması ve

bu incelemeler sırasında alınan savcılık görüşünün bildirilmemesi nedenleriyle

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 24/4/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 49. maddesinin

ikinci fıkrası uyarınca görüş sunulmayacağını bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç

işlemek suçundan Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca (Savcılık) (CMK 250.

madde ile görevli) yürütülen bir soruşturma kapsamında 15/11/2011 tarihinde

gözaltına alınmıştır.

8. Başvurucunun Savcılık ifadesi şöyledir:

"... Ben İstanbul'da vapur kaçırma

eylemini gerçekleştirdiği için vurularak öldürülen terörist M.G.'yi tanımam, kendisiyle herhangi bir akrabalığım

bulunmamaktadır. Ben örgütün çağrıları üzerine bu terörist için15/11/2011

tarihinde Diyarbakır'da düzenlenen cenaze törenine katılmadım. Bu törende

yüzünü bezle kapatarak terörörgütü propagandası

yapmadım. Ben olay yerinin yakınından geçerek bir arkadaşımın yanına gitmek

istediğim sırada polisler beni yakaladı. Benim kaçmam gibi bir durum söz konusu

değildi. Beni yakaladıklarında yanımda başka kimse bulunmuyordu. E.D. ya da

T.K. isimli şahsı tanımıyorum. Ayrıca benim yanımda havai fişek ve çakmakta

bulunmuyordu. Beni yakaladıklarında polisler yüzümü siyah-beyaz bir puşi ile kapatarak bana ameliyat eldiveni giydirdiler. Bunu

ne için yaptıklarını bilmiyorum.

15/11/2011 tarihli çekilen olay görüntülerine

ait fotoğraf kareleri şüpheliye gösterilerek soruldu: Fotoğraf karelerinde yüzü

açık ve yüzü kapalı bulunan fotoğraflardaki kişi ben değilim.

Ayrıca ben Demokratik Yurt Sever Gençlik

yapılanmasıyla herhangi bir ilgim bulunmamaktadır. Herhangi bir şekilde yurt

dışına çıkarılıp terör örgütü Ali Çicek akademisinde

ders almadım. C.K., İ.A., Ö.Y., R.K., R.E., E.İ.ve V.A. isimli kişileri tanımam

bunların benim Demokratik Yurt Sever Gençlik içerisinde aktif faaliyet içermesi

şeklindeki beyanlarını kabul etmiyorum.

Benim Ruken Serhat

isminde bir kod adım yoktur.

H.K. benim ablam olur kendisi Van'da

üniversite öğrencisidir. Kardeşimin Demokratik Yurt Sever Gençlik yapılanması

ile bir ilgisinin olmadığını biliyorum.

Üzerime atılı suçlamaları kabul

etmiyorum."

9. Başvurucu, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç

işlemek suçundan tutuklanma talebiyle Savcılıkça Diyarbakır 5. Ağır Ceza

Mahkemesine (CMK 250. madde ile görevli) sevk edilmiştir. Başvurucu, sorgu

sırasındaki ifadesinde de suçlamaları kabul etmeyerek Savcılık beyanını tekrar

etmiştir.

10. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesince (CMK 250. madde ile

görevli) 18/11/2011 tarihinde, başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye

olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçundan tutuklama tedbiri

uygulanmıştır. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"... kuvvetli suç şüphesi sebeplerinin

bulunması, atılı suçun vasıf ve mahiyeti ve mevcut delil durumuna göre kuvvetli

suç şüphesi oluşması dikkate alınarak CMK 109. maddesinde ön görülen adli

kontrol tedbirlerinin şüpheliler hakkında yetersiz kalacağı sonucuna

varıldığından, CMK 100/2-a ve 101 maddeleri gereğince şüphelilerin

tutuklanmalarına ..."

11. Savcılık (TMK 10. madde ile görevli) yürütülen soruşturma

sonucunda hazırlanan 28/2/2012 tarihli iddianameyle başvurucunun silahlı terör

örgütünün yöneticisi olma, terör örgütünün amaçları doğrultusunda patlayıcı

madde atma, genel güvenliği kasten tehlikeye sokma, terör örgütünün

propagandasını yapma, 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet ve kamu görevlisine direnme suçlarından

cezalandırılması istemiyle dava açılmıştır.

12. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede, başvurucunun

üzerine atılı suçları işlediğine ilişkin olarak;

i. Örgüt çağrıları doğrultusunda 15/11/2011 tarihindeki yasa

dışı gösteriye yüzünü puşi ile kapatarak katılması,

güvenlik güçlerinin uyarılarına rağmen dağılmayarak yanında bulunan diğer

şüpheli T.K. ile birlikte havai fişek patlatmak suretiyle güvenlik güçlerine

direnmesi, bir kartuş havai fişeği patlattıktan sonra diğer bir kartuşu

patlatmaya hazırlanırken güvenlik güçlerinin kovalamacası sonucu yakalanması,

şüphelilerin kaçarken patlamamış havai fişek kartuşunu ellerinden bırakmaları

ve yüzünü kapatmakta kullandığı bez parçasının yakalandıktan sonra şüphelinin

üzerinde ele geçirilmesi, ayrıca kartuşlarda parmak izi kalmaması için

şüphelinin eline geçirmiş olduğu medikal eldivenle yakalanması,

ii. Savcılığın (CMK 250. madde ile görevli) 2010/1931 sayılı

soruşturmasında 7/4/2011 tarihinde ifade veren gizli tanık D.nin

fotoğraftan şüpheli Zeynep Kaplan'ı teşhis ederek onu R.S. kod adıyla

tanıdığını, ifade verdiği sırada şüphelinin Irak'ın Kandil bölgesinde bulunan Komalen Civan Ali Çiçek Akademisinde ideolojik eğitim

aldığını ve eğitimini bitirdikten sonra muhtemelen Türkiye'ye döneceğini

söylemesi,

iii. PKK/KONGRA-GEL terör örgütü gençlik yapılanması olan

Demokratik Yurtsever Gençlik (DYG) içindeki İstanbul'un Kağıthane ilçesinde

gerçekleştirilen molotof kokteyli korsan gösteri ve

araç yakma eylemlerine katıldıkları ve bu eylemi organize ettikleri tespit

edilen şahıslara yönelik olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/2432

sayılı soruşturma dosyası kapsamında 12/7/2010 tarihinde İstanbul Emniyet

Müdürlüğünce yakalanarak gözaltına alınan ve salıverilen V.A. isimli kişi

13/7/2010 tarihinde vermiş olduğu ifadesinin 4. sayfasında; Zeynep Kaplan'ın

DYG yapılanmasının 2. bölge sorumlusu H.K.nın kardeşi

olduğunu, DYG il yapılanması içinde faaliyet gösterdiğini duyduğunu söylemesi,

iv. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca (CMK 250. madde ile

görevli) 2010/2241 sayılı soruşturma kapsamında yapılan teknik takip neticesi,

PKK/KONGRA-GEL terör örgütüne katılarak kırsal alanda askerî eğitim ve bomba

eğitimi alan, silahlı faaliyet gösterdikten sonra İstanbul'a gönderilen ve

bölücü terör örgütüne kazandırılan şahısların aktarımını yaptığı yönünde

hakkında bilgiler elde edilerek 17/5/2011 tarihinde yakalanan R.K. isimli

kişinin 18/5/2011 tarihinde alınan ifadesinin 3. sayfasında; Zeynep Kaplan'ın

Yurtsever Demokratik Gençlik Meclisi (YDGM) Lise Komiteleri il sorumlusu

olduğunu söyleyerek şüpheliyi fotoğrafından teşhis etmesi,

v. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK 250. madde ile

görevli) 15/3/2011 tarihli ve 2010/1784 soruşturma sayılı dosyası kapsamında

yapılan teknik dinlemeler neticesinde, PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün gençlik

yapılanması olan DYG içinde İstanbul'un Kağıthane ilçesinde faaliyet gösterdikleri

tespit edilerek 15/3/2011 tarihinde yakalanıp gözaltına alınan H.İ.İ. isimli

kişiye 16/3/2011 tarihinde yaptırılan fotoğraf teşhisi işleminde fotoğraf

albümünün/teşhis defterinin 8. sayfasında H.İ.İ.nin

Zeynep Kaplan'ı teşhis etmesi ve şüphelinin Kağıthane DYG yapılanmasındaki

gençlerle toplantı yaparak toplantıda bölücübaşı

Abdullah Öcalan’ın görüşme notlarını ve PKK terör örgütü tarihiyle ilgili

kitaplar okuduğunu söylemesi,

vi. İstanbul Emniyet Müdürlüğünce yasa dışı PKK/KONGRA-GEL terör

örgütüne yönelik yapılan operasyon neticesinde 5/7/2010 tarihinde yakalanarak

gözaltına alınan Ö.Y. isimli kişinin 8/7/2010 tarihinde yaptığı fotoğraf

teşhisi işleminde fotoğraf albümünün/teşhis defterinin 2. sayfasında; Zeynep

Kaplan'ın Bolu İzzet Baysal Üniversitesinde DYG içinde faaliyet yürütmekteyken

İstanbul'a gönderildiğini, şüpheliyi İstanbul'daki Barış ve Demokrasi Partisi

binasında (BDP) gördüğünü, kendisi ile yapmış olduğu konuşmada şüphelinin

aktifleştiğini ve İstanbul il DYG yapılanması içinde örgütsel faaliyetler

yürüttüğünü söylediğini belirtmesi,

vii. İstanbul Emniyet Müdürlüğünce yasa dışı PKK/KONGRA-GEL

terör örgütüne yönelik olarak yapılan operasyonlarda 5/7/2010 tarihinde

yakalanarak gözaltına alınan C.K. isimli kişinin yaşı küçük olduğundan dolayı

soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısına verdiği 8/7/2010 tarihli ifadesinin

2. ve 3. sayfasında; Zeynep Kaplan'ın DYG yapılanması içinde aktif faaliyet

yürüttüğünü söylemesi,

viii. Adli makamdan alınan karar doğrultusunda İstanbul Emniyet

Müdürlüğünce yapılan teknik takip neticesi, PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün

gençlik yapılanması olan DYG içinde faaliyet gösteren örgüt mensuplarının

İstanbul'un Güngören ilçesinde PKK/KONGRA-GEL terör örgütü ve terörist başı

lehine slogan atılması, molotoflu gösteri yapılması,

park hâlinde bulunan araçlara hasar verilmesi gibi eylemlere katıldığı tespit

edilen şahısların yakalanmasına yönelik yapılan çalışmalarda 26/4/2010

tarihinde yakalanarak gözaltına alınan R.E. isimli kişinin 28/4/2010 tarihinde

alınan ifadesinde; Zeynep Kaplan'ın YDGM il sorumlularından olduğunu ve liseli

öğrencilerin PKK terör örgütüne kazandırılması için çalışmalar yürüttüğünü

söylemesi,

ix. PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün faaliyetlerinin deşifre

edilmesine yönelik olarak yapılan çalışmalar neticesinde terör örgütü adına

örgütün silahlı olarak faaliyet gösterdiği kırsal alanda bulunan örgüt

mensuplarıyla irtibatlı olarak Demokratik Kurtuluş Partisi (PRD)-Öz Savunma

Birlikleri (ÖSB) yapılanması içinde faaliyet yürüten şahıs ve bu şahıslarla

irtibatlı şahısların yakalanabilmesi için İstanbul Emniyet Müdürlüğünce yapılan

çalışmalar neticesinde 20/12/2010 tarihinde yakalanarak gözaltına alınan E.İ.

isimli kişinin 23/12/2010 tarihinde alınan ifadesinin 9. sayfasında; Zeynep

Kaplan'ın terör örgütünün gençlik yapılanmasında faaliyet yürüttüğünü ve terör

örgütü adına gerçekleştirilen eylemlere aktif olarak katıldığını söylemesi,

x. Diyarbakır'da terör örgütü PKK adına çok sayıda bombalı, molotoflu ve havai fişekli eylem gerçekleştirdiği

gerekçesiyle gözaltına alınan ve hakkında Başsavcılığın 2011/3250 soruşturma

sayılı evrakı üzerinden yürütülen soruşturma nedeniyle tutuklu bulunan Y.S.,

Cumhuriyet savcısının huzurunda 5/12/2011 tarihinde yapmış olduğu fotoğraf teşhisinde;

şüpheli Zeynep Kaplan'ı REŞE kod

adıyla tanıdığını, bu kişinin 2011 yılı içinde terör örgütü PKK'nın şehitlik

gençliğinden sorumlu kadro (terör örgütünün gençler arasında örgütlenmesini

organize eden sorumlu) olarak geldiğini, sorumlu düzeyde görev aldığını,

yapılacak eylemleri T.K. ile birlikte kararlaştırdıklarını, 15/11/2011

tarihindeki eylemde polise atılan molotof

kokteyllerini T. ve Zeynep'in temin ettiklerini söylemesi olgularına

dayanıldığı görülmüştür.

13. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK mülga 250. madde

ile görevli) E.2012/79 sayılı dosyası üzerinden görülen davada, 28/2/2012

tarihli tensip incelemesiyle birlikte başvurucunun "kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve ayrıca

sanıkların kaçacağı, delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık veya

başkaları üzerinde baskı yapma olasılıklarının bulunması, bunların yanında

sanıkların 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 100/3-a maddesinde sayılan

suçlardan birini işlediği hususunda yoğun şüphenin varlığı" gerekçesiyle

tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.

14. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi 25/4/2012, 20/6/2012,

13/9/2012, 27/11/2012, 20/12/2012, 28/2/2013, 4/4/2013, 18/4/2013, 20/6/2013,

29/8/2013, 14/11/2013 ve 12/12/2013 tarihli duruşmalarda da benzer gerekçelerle

başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

15. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesince 21/2/2014 tarihli ve

6526 sayılı Kanun'un 6/3/2014 tarihli ve 28933 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesiyle 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun mülga 250. maddesi ile

yetkili mahkemelerin kapatılması üzerine dava dosyasının Diyarbakır 3. Ağır

Ceza Mahkemesine devredilmesine karar verilmiştir.

16. Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesince 31/3/2014 tarihli

tensip incelemesiyle birlikte başvurucunun aynı gerekçelerle tutukluluk hâlinin

devamına karar verilmiştir.

17. Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi 24/6/2014, 1/7/2014,

16/9/2014, 4/12/2014, 29/1/2015 ve 19/3/2015 tarihli duruşmalarda "isnat edilen suçun vasıf ve mahiyeti,

sanıkların üzerine atılı suçla ilgili delillere göre kuvvetli suç şüphesinin

varlığını gösteren delillerin bulunması, sanığın üzerine atılı suçun 5271

Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 100/3 maddesinde sayılan katalog suçlardan

olması ve isnat edilen suçlar için öngörülen ceza miktarı nedeniyle sanığın

kaçma şüphesinin varlığının bulunması, sanık hakkında öngörülen cezaya göre,

tutuklulukta geçirdiği sürenin makul ve tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, bu

koşullar altında adli kontrol uygulamasının, tutuklamadan beklenen amaca

ulaşılmasını sağlamayacağı" gerekçesiyle başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

18. Başvurucu 19/3/2015 tarihli duruşmada verilen tutukluluk

hâlinin devamına ilişkin karara itiraz etmiş, itiraz Diyarbakır 4. Ağır Ceza

Mahkemesinin 2/4/2015 tarihli kararı ile reddedilmiştir.

19. Anılan karar 15/4/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

20. Başvurucu 24/4/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

21. Başvurucu, Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesince 21/5/2015

tarihinde yapılan duruşmada tahliye edilmiştir.

22. Devam eden yargılama sonucu Diyarbakır 3. Ağır Ceza

Mahkemesinin 7/6/2016 tarihli kararı ile başvurucunun silahlı suç örgütüne üye

olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis, izinsiz tehlikeli madde bulundurma suçundan 4

yıl 2 ay hapis ve 8. 320 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar

verilmiştir. Ayrıca başvurucuya 2911 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan açılan

davada 6352 sayılı Kanun hükümlerince ertelenmiş olan genel güvenliğin kasten

tehlikeye sokulması suçundan verilen 7 ay 15 gün hapis, terör örgütü

propagandası yapma suçundan verilen 10 ay hapis ve görevi yaptırmamak için

direnme suçundan verilen 1 yıl 6 ay hapis cezaları hakkında hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin

ilgili kısımları şöyledir:

". . . Sanık Zeynep KAPLAN'ın

terör örgütü PKK/KCK'nın gençlik yapılanması içerisinde

şehitlik gençlik sorumlusu olarak yöneticilik düzeyinde faaliyet yürüttüğü,

sanığın örgüt mensuplarınca yapılacak eylemlerde talimat verici bir konumda

bulunduğu, hangi eylemlerin talimatını verdiği somut olarak tespit edilememekle

birlikte; 15/11/2011 tarihindeki gösterideki molotoflu

saldırıları sanık T. ile birlikte planlayıp molotofları

temin ettikleri, sanığın örgüt içerisinde Ruken

Serhat ve Reşe kod adlarını kullandığı anlaşılmıştır.

Yerleşik içtihatlara göre örgüt hiyerarşisi içerisinde insiyatif

kullanarak bağımsız karar alabilme yetkinliğini gösterir delil durumu mevcut

olmamasına göresanığın örgütsel konumunun örgüt

yöneticisi olmaktan azade efektif-fonksiyonelüye

sıfatıyla değerlendirilmesi gerekmektedir.

Sanığın yukarıda anlatılan eylemleriyle

silahlı terör örgütünün üyesi olmak, terör örgütünün amaçları doğrultusunda

patlayıcı madde atmak, genel güvenliği kasten tehlikeye sokma, terör örgütünün propağandasını yapmak, 2911 sayılı yasaya muhalefet ve kamu

görevlisine direnme suçlarını işlediği anlaşılmıştır. "

23. Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 7/6/2016 tarihli

mahkûmiyet kararı Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 19/4/2017 tarihli ilamıyla

temyize tabi olan silahlı suç örgütüne üye olma ve izinsiz tehlikeli madde

bulundurma suçları yönünden onanmış, hükmün açıklanmasını geri bırakılmasına

karar verilen suçlar yönünden de itiraz Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin

29/7/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

24. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla kesin

hükümle sonuçlanmıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

25. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması

" kenar başlıklı 170. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Kişilerin hayatı, sağlığı veya

malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı

veya panik yaratabilecek tarzda;

. . .

c) Silâhla ateş eden veya patlayıcı madde

kullanan,

Kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır. "

26. 5237 sayılı Kanun'un "Tehlikeli

maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi " kenar

başlıklı 174. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Yetkili makamlardan gerekli izni almaksızın, patlayıcı,

yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol

açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddeyi imal, ithal veya ihraç

eden, ülke içinde bir yerden diğer bir yere nakleden, muhafaza eden, satan,

satın alan veya işleyen kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

Yetkili makamların izni olmaksızın, bu fıkra kapsamına giren maddelerin

imalinde, işlenmesinde veya kullanıl-masında gerekli

olan malzeme ve teçhizatı ihraç eden kişi de aynı ceza ile cezalandırılır.

. . . "

27. 5237 sayılı Kanun'un "Suç

işlemek amacıyla örgüt kurma" kenar başlıklı 220. maddesinin(1) numaralı fıkrası şöyledir:

" . . .

(6)

Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye

olmak suçundan dolayı cezalandırılır.

. . . "

28. 5237 sayılı Kanun'un "Görevi

yaptırmamak için direnme " kenar başlıklı 265. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Kamu görevlisine karşı görevini

yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç

yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

. . .

(3) Suçun, kişinin kendisini tanınmayacak bir

hâle koyması suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi

hâlinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.

(4) Suçun, silâhla ya da var olan veya var

sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak

işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında

artırılır.

. . . "

29. 5237 sayılı Kanun'un "Silahlı

örgüt" kenar başlıklı 314. maddesi şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye

olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.

(3) Suç

işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından

aynen uygulanır. . "

30. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun

"Terör suçları" kenar

başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315

ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci

fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır. "

31. 3713 sayılı Kanun'un "Cezaların

artırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasının

birinci cümlesi şöyledir:

"3 ve 4 üncü

maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin

edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak

hükmolunur. "

32. 3713 sayılı Kanun'un "Terör

örgütleri" kenar başlıklı 7. maddesinin ikinci fıkrasının

birinci cümlesi şöyledir:

"Terör örgütünün; cebir, şiddet veya

tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere

başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla

kadar hapis cezası ile cezalandırılır. . . "

33. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

nedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26. 9. 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

. . .

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

. . . "

34. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1), (2) ve (5) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir.

. . .

(5) Bu

madde ile 100 üncü madde gereğince verilen kararlara

itiraz edilebilir. "

35. 5271 sayılı Kanun'un "Tutukluluğun

incelenmesi" kenar başlıklı 108. maddesinin (1) ve (3) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla

tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet

savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100

üncü Madde hükümleri göz önünde bulundurularak karar verilir.

. . .

(3)

Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın tutukluluk hâlinin devamının

gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar

arasında ya da birinci fıkrada öngörülen süre içinde de re'sen

karar verir. "

36. 5271 sayılı Kanun’un "Tutuklulukta

geçecek süre" kenar başlıklı 102. maddesinin(2)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Ağır ceza

mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu

süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi

toplam üç yılı geçemez. ”

37. 5271 sayılı Kanun’un "İtirazın

Cumhuriyet savcısına ve karşı tarafa tebliği ile inceleme ve araştırma

yapılması" kenar başlıklı 270. maddesi şöyledir:

"1) İtirazı inceleyecek merci, yazı ile

cevap verebilmesi için itirazı, Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa

bildirebilir. Merci, inceleme ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde

bunların yapılmasını da emredebilir.

(2)

(Ek: 11/4/2013-6459/20 md. ) 101 ve 105 inci maddeler uyarınca yapılan itiraz üzerine

Cumhuriyet savcısından görüş alınması durumunda, bu görüş şüpheli, sanık veya müdafiine bildirilir. Şüpheli, sanık veya müdafii üç gün içinde görüşünü bildirebilir. "

38. 5271 sayılı Kanun'un "Karar"

kenar başlıklı 271. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Kanunda yazılı olan hâller saklı kalmak

üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, gerekli

görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi veya vekil dinlenir. "

V. İNCELEME VE GEREKÇE

39. Mahkemenin 22/1/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

40. Başvurucu; tutuklanmasını haklı gösterecek somut olay, olgu

ve bilgi olmadığı hâlde hukuka aykırı olarak tutuklandığını belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

41. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

. . .

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir.

"

42. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun tutuklamanın hukuki olmadığına

yönelik bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası

bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

a. Genel İlkeler

43. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

44. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale

olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama

tedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

45. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin

bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı

delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa

Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

46. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığın

davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya

başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli

şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca

işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

47. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların

ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda

dikkate alınacak hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi

ve uygulanacak olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).

48. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır. Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilen

hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetimine

tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşulları

dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararının

gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 123,

124).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

49. Başvurucu, yürütülen bir soruşturma kapsamında silahlı terör

örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçlamasıyla 5271

sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu

hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

50. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

51. Başvurucu hakkında başta tutuklama kararı olmak üzere

soruşturma belgelerinde yer alan tespit ve değerlendirmeler dikkate

alındığında, başvurucunun tutuklanmasına esas alınan temel olgunun PKK/KONGRA-GEL isimli silahlı terör örgütünü

konu alan bir soruşturma sürecindeki eylem ve işlemleri olduğu anlaşılmaktadır.

52. Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığınca hazırlanan iddianamede

ise başvurucu ile birlikte diğer şüphelilerin eylemleri ayrı ayrı anlatılarak

değerlendirilmiştir. Başvurucuya isnat edilen eylemlerle ilgili tutulan

tutanaklar, eylemler sırasında çekilen fotoğraflar, yakalama sırasında ele

geçirilen deliller ve başvurucu hakkındaki tanık beyanları anlatılmak suretiyle

diğer şüphelilerle birlikte başvurucunun atılı suçları işlediği iddia

edilmiştir (bkz. §§ 11, 12). PKK/KONGRA-GEL isimli

silahlı terör örgütünü konu alan soruşturmanın özellikleri, başvurucunun bu

soruşturma sürecindeki konumu ile tutuklamaya karar veren Ağır Ceza

Mahkemesinin atıf yaptığı deliller ve bunların içeriği bir bütün olarak

değerlendirildiğinde, soruşturma makamlarınca başvurucunun suç işlediğine dair

kuvvetli belirti bulunduğu sonucuna varılmasının keyfî ve temelsiz olduğu

söylenemez.

53. Başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesinin bulunması

şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının

olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede tutuklama

kararının verildiği andaki genel koşullar da dâhil olmak üzere somut olayın tüm

özelliklerinin dikkate alınması gerekir.

54. Başvurucunun tutuklanmasına ve tutukluluğunun devamına karar

verilen silahlı suç örgütüne üye olma ve izinsiz tehlikeli madde bulundurma

suçları Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar öngörülen suç tipleri

arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın

ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak,

B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran

Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç,

5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun

gereği tutuklama nedeni varsayılabilen

suçlar arasındadır.

55. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan suçlara ilişkin olarak

suçun vasıf ve mahiyetine, kanunda öngörülen yaptırımın ağırlığına (bu kapsamda

kaçma şüphesinin bulunmasına) ve adli kontrolün yetersiz kalacağına dayanıldığı

görülmektedir (bkz. § 10).

56. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Diyarbakır 5.

Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen kararın içeriği birlikte

değerlendirildiğinde başvurucu yönünden özellikle -suçun ağırlığına atfen- adli

kontrolün yetersiz kalacağına (kaçma şüphesinin bulunmasına) ilişkin tutuklama

nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu söylenebilir.

57. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

58. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64). Özellikle PKK/KONGRA-GEL

ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile bu örgütün özellikleri

dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok

daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır.

59. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin isnat edilen suç için

öngörülen yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı

sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

60. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

B. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığına İlişkin

İddia

1. Başvurucunun İddiaları

61. Başvurucu; tutukluluğun devamına karar veren Mahkemenin her

seferinde aynı matbu gerekçelerle tahliye taleplerini reddettiğini, tutukluluğun

makul süreyi aştığını, ret kararlarında somut gerekçelerin gösterilmediğini

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

62. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

". . .

Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde

yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme

hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır

bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye

bağlanabilir. "

63. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun tutukluluğun makul süreyi aştığına yönelik bu bölümdeki

iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası bağlamında, kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

64. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süre

veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda, bireysel

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye edilmiş veya ilk

derece mahkemesi kararıyla başvurucunun mahkûmiyetine karar verilmiş ise dava

sonuçlanmış olsun (Hamit Kaya, B.

No: 2012/338, 2/7/2013, §§ 45-50) ya da olmasın (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500, 29/9/2016,

§§ 33-45) 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır.

65. Bununla birlikte tüketilmesi gereken başvuru yollarının her

şeyden önce ulaşılabilir olması gerekmektedir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara

yer verilmesi tek başına yeterli değildir. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun

makul süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak bireysel başvurunun karara

bağlandığı tarih itibarıyla tazminat talebinde bulunulması için kanunda

öngörülen sürenin geçtiği durumlarda bu tazminat yolunun ulaşılabilir olmadığını

ve tüketilmesinin gerekmediğini belirtmiştir (Abdullah

Akyüz [GK], B. No: 2013/9352, 2/7/2015, §§ 45-50).

66. Somut olayda hakkındaki mahkûmiyet hükümleri 19/4/2017

tarihinde kesinleşen başvurucunun bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih

itibarıyla tazminat talebinde bulunması için 5271 sayılı Kanun'un 142.

maddesinde öngörülen dava açma süresi geçmiş bulunmaktadır (bkz. § 23). Bu

nedenle söz konusu tazminat yolunun tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiası

bakımından ulaşılabilir olmadığı ve dolayısıyla başvurucunun mağduriyetini

giderebilecek nitelikte tüketilmesi gereken bir başvuru yolunun bulunmadığı

açıktır.

67. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

68. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında bir ceza

soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin makul sürede yargılanmayı ve soruşturma

veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu

belirtilmiştir (Murat Narman, §

60; Halas Aslan, § 66).

69. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan serbest bırakılmayı isteme hakkı uyarınca,

bir ceza soruşturması veya kovuşturması kapsamında tutuklu olan kişiler ilgili

yargı mercilerinden serbest bırakılmalarına karar verilmesini talep

edebilirler. Yargı organlarınca tutukluluğun her aşamasında gerek kişinin

serbest bırakılma talebi üzerine gerekse resen yapılan incelemelerde tutulmanın

meşru nedenlerinin açıklanması Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının

bir gereğidir (Halas Aslan, §

67).

70. Anılan maddede ayrıca tutuklanan kişilerin makul sürede yargılanmayı isteme hakkına

sahip olduğu ifade edilmiştir. Hürriyeti kısıtlanarak yargılanan kişinin

yargılamanın makul sürede bitirilmesindeki menfaati, işin doğası gereği

diğerlerine göre daha fazladır. Buna göre başta savcılıklar ve mahkemeler olmak

üzere tüm kamu organları, tutuklu olarak sürdürülen soruşturma/kovuşturma

süreçlerinin -adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelere riayet edilmek

koşuluyla- süratli bir şekilde sonuçlandırılması için özenli davranmalıdırlar (Halas Aslan, §§ 68-71).

71. Öte yandan tutukluluk süresinin makul olup olmadığı

konusunun genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Bir

kişinin tutuklu kaldığı sürenin makul olup olmadığı, her davanın kendi

özelliklerine göre değerlendirilmelidir (Murat

Narman, § 61). Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı,

başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih; doğrudan

tutuklandığı durumlarda ise tutuklanma tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak

kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği

tarihtir (Murat Narman, § 66).

72. Bir ceza soruşturması veya kovuşturması kapsamında

sürdürülen tutukluluğun makul süreyi aşıp aşmadığı öncelikle tutukluluğa

ilişkin kararların gerekçeleri üzerinden tespit edilebilir. Tutukluluğa ilişkin

kararların gerekçelerinde tutuklamanın ön şartı olan kişinin suçluluğu hakkında

kuvvetli belirti bulunduğunun, tutuklama nedenlerinin ve tutuklamanın neden

ölçülü olduğunun ortaya konulması gerekmektedir (Halas Aslan, §§ 74, 75).

73. Başlangıçtaki bir tutuklama için kuvvetli suç şüphesinin

bulunduğunun tüm delilleriyle birlikte ortaya konulması her zaman mümkün olmasa

da belirli bir süre geçtikten sonraki tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda,

kuvvetli suç şüphesinin bulunduğunun somut olgularla birlikte açıklanması

gerekir (Halas Aslan, § 76).

Ayrıca belirli bir süreyi aşan tutukluluğa ilişkin devam kararlarında tutuklama

nedenlerinin soyut olarak belirtilmesi yeterli değildir (Hanefi Avcı, B. No: 2013/2814, 18/6/2014,

§ 70).

74. Son olarak tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda

tutuklamanın ölçülü olduğuna ilişkin olguların, özellikle tutuklamaya göre

temel hak ve özgürlüklere daha hafif etkide bulunan adli kontrol tedbirlerinin

neden yetersiz kaldığının ortaya konulması gerekir(Halas Aslan, § 78).

75. Tutukluluğun uzun sürdüğü veya makul süreyi aştığı

şikâyetiyle yapılan bireysel başvurularda, tutukluluğa ilişkin gerekçelerin

ilgili ve yeterli olmadığı veya tutuklu olarak sürdürülen soruşturma/kovuşturma

süreçlerinin kamu organlarının özen yükümlülüğü ile bağdaşmayan tutumları

nedeniyle tamamlanmadığı kanaatine varılırsa tutukluğun makul süreyi aştığı

sonucuna ulaşılacaktır (Halas Aslan,

§§ 82, 83).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

76. Başvurucu 15/11/2011 tarihinde gözaltına alınmış ve örgüte

üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçundan 18/11/2011 tarihinde

tutuklanmıştır. Savcılıkça yürütülen soruşturma sonucunda hazırlanan 28/2/2012

tarihli iddianameyle başvurucunun silahlı terör örgütünün yöneticisi olma,

terör örgütünün amaçları doğrultusunda patlayıcı madde atma, genel güvenliği

kasten tehlikeye sokma, terör örgütünün propagandasını yapma, 2911 sayılı

Kanun'a muhalefet ve kamu görevlisine direnme suçlarıyla cezalandırılması talep

edilmiştir. Başvurucu tutuklu olarak sürdürülen yargılama sırasında 21/5/2015

tarihli duruşmada tahliye edilmiştir. Tahliye sonrası tutuksuz olarak devam

eden yargılama sonucunda 7/6/2016 tarihinde verilen hükümle silahlı suç

örgütüne üye olma ve izinsiz tehlikeli madde bulundurma suçlarından

mahkûmiyetine karar verilmiştir. Böylece başvurucunun bir suç isnadına bağlı

olarak tutulması tahliye tarihinde sona ermiştir. Anılan mahkûmiyet hükmü

Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmiştir. Buna göre başvurucu

15/11/2011-21/5/2015 tarihleri arasında 3 yıl 6 ay 6 gün süreyle bir suç isnadına

bağlı olarak hürriyetinden yoksun bırakılmıştır.

77. Başvurucunun isnat edilen suçlar yönünden kuvvetli suç

şüphesi altında bulunduğu, ilk tutuklama kararı da dâhil olmak üzere

tutukluluğa ilişkin tüm karalarda vurgulanmıştır. Başvurucu hakkında verilen

13/9/2012 tarihli tutukluluğun devamı kararında suç şüphesine ilişkin sanık beyanları, tanık anlatımları, görüntü CD'si,

çözüm tutanağı, fotoğraflar, olay tutanakları, kriminal

raporlar ve tüm dosya kapsamı gibi somut delillere atıfta

bulunulmuştur. Anılan delillerin içeriği dikkate alındığında tutukluluğun ön

şartı olan kuvvetli suç şüphesi yönünden mahkeme kararlarının açıklayıcı ve

yeterli olduğu görülmektedir.

78. Bu belirlemeler karşısında başvuru konusu yargılama

kapsamında 15/11/2011 tarihinde gözaltına alınarak 18/11/2011 tarihinde

tutuklanan, 21/5/2015 tarihli duruşmada tahliye edilen ve 7/6/2016 tarihinde

mahkûmiyet hükmü verilen başvurucunun 19/4/2017 tarihli Yargıtay ilamıyla

silahlı suç örgütüne üye olma ve izinsiz tehlikeli madde bulundurma suçları yönündenmahkûmiyet kararlarının onanmış olduğu

anlaşılmaktadır.

79. Derece mahkemelerinin gerekçelerinde yer alan tutuklama ve

tutukluluğun devamı nedenlerine ilişkin açıklamalar incelendiğinde, öncelikle

suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve

kanun gereği "tutuklama nedeni

varsayılabilen" suçlar arasında olmasına değinildiği, ayrıca

suçun niteliğine, suça ilişkin kanunda öngörülen cezanın süresine ve tutuklama

tedbirinin ölçülü olmasına dayanıldığı görülmektedir. Kişinin mahkûmiyeti

hâlinde alacağı hapis cezanın ağırlığı, kaçma şüphesinin varlığına işaret eden

durumlardan biridir. Başvurucunun suç işleme eğilimi ve suçların niteliği de

dikkate alındığında mahkemelerce verilen tutukluluğun devamı kararlarındaki

gerekçelerin tutukluluğun devamının hukuka uygunluğunu ve tutulmanın

meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içerikte olduğu, dolayısıyla tutukluluk

hâlinin devamına ilişkin bu gerekçelerin tutukluluk süresi dikkate alındığında

ilgili ve yeterli olduğu sonucuna varılmıştır.

80. Öte yandan başvurucunun yargılandığı dava, 2011 yılı içinde

ve öncesinde gerçekleşen olaylar nedeniyle işlenen nitelikli ve çeşitli

suçlardan üç sanık hakkında devam etmiştir. Dava, temelde silahlı terör örgütü üyeliği

ve bu kapsamda gerçekleştirilen toplumsal eylemler nedeniyle işlenen suçlara

ilişkin olup yargılama sonucunda başvurucunun da aralarında olduğu bir kısım

sanıkların silahlı suç örgütüne üye olma ve

izinsiz tehlikeli madde bulundurma suçlarını ve diğer suçları

işlediği sonucuna varılmıştır. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin (TMK mülga

10. madde ile görevli) ve Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesinin ilgili dosyaları

üzerinden yürütülen yargılamada tahliye kararına kadar on sekiz kez celse

açmıştır. Mahkeme sanık savunmalarını almış, müştekileri ve ulaşılabilen

tanıkları dinlemiş, sair delillerin toplanması işlemlerini tamamlamıştır. Bu

itibarla genel olarak davanın yürütülmesinde derece mahkemelerince bir

özensizlik gösterildiği tespit edilmemiştir.

81. İsnat edilen silahlı suç örgütüne üye olma ve izinsiz

tehlikeli madde bulundurma suçları gibi ağır nitelikteki suçlara ilişkin

kuvvetli suç şüphesi altında bulunduğu kabul edilen başvurucunun tutukluluk

hâlinin devamına ilişkin olarak derece mahkemelerince açıklanan gerekçeler,

davanın karmaşık niteliği ve delillere ulaşılmasındaki güçlükler dikkate

alındığında 3 yıl 6 ay 6 günlük tutukluluk süresi yönünden ilgili ve

yeterlidir. İlgili ve yeterli gerekçelere dayanılarak başvurucunun

özgürlüğünden mahrum bırakıldığı dikkate alındığında tutukluluk süresinin makul

olduğu görülmektedir.

82. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci

fıkrasının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

C. Tutukluluk İncelemelerinde Alınan Savcılık

Görüşünün Bildirilmediğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

83. Başvurucu; 5271 sayılı Kanun'un 108/1. -3.

maddeleri kapsamında yapılan tutukluluk incelemeleri sırasında alınan Savcılık

görüşünün kendisine bildirilmediğini, dolayısıyla bu görüşleri değerlendirme

imkânından yoksun bırakıldığını, böylelikle tutukluluk incelemeleri sırasında

savunma hakkının kısıtlandığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

84. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. "

85. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin

sekizinci fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.

86. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca

hürriyeti kısıtlanan bir kimsenin kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini

ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest bırakılmasını

sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkı bulunmaktadır.

Burada belirtilen bir yargı merciine başvurma hakkı, suç isnadıyla

hürriyetinden yoksun bırakılan kimseler bakımından tahliye talebinin yanı sıra

tutuklama, tutukluluğun devamı ve tahliye talebinin reddi kararlarına karşı

yapılan itirazların incelenmesi sırasında da uygulanması gereken bir güvencedir

(Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, §§ 122, 123).

87. Bununla birlikte 5271 sayılı Kanun'un 108. maddesine göre

şüpheli veya sanığın istemi olmaksızın tutukluluğun resen incelenmesi durumunda

hürriyeti kısıtlanan kişiye tanınan yargı merciine başvurma hakkı kapsamında

bir değerlendirme yapılmadığından bu incelemeler Anayasa'nın 19. maddesinin

sekizinci fıkrası kapsamına dâhil değildir (Firas Aslan ve Hebat Aslan, B. No: 2012/1158, 21/11/2013, § 32; Faik Özgür Erol ve diğerleri, B. No:

2013/6160, 2/12/2015 § 24).

88. Başvurucunun Anayasa Mahkemesine sunduğu belgelerden

şikâyetinin resen yapılan tutukluluk incelemelerine yönelik olduğu sonucuna

varılmıştır. 5271 sayılı Kanun'un 108. maddesi uyarınca mahkemeler tarafından

resen yapılan tutukluluk incelemeleri, Anayasa'nın 19. maddesinin kapsamına

dâhil değildir.

89. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk incelemeleri

sırasında alınan savcılık görüşünden haberdar edilmediği iddiasının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Tutukluluk İncelemelerinin Duruşmasız Olarak

Yapıldığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

90. Başvurucu, hakkında yapılan tutukluluk incelemeleri

sırasında duruşma açılmadığını ve mahkeme önüne getirilmeksizin tutukluluğunun

dosya üzerinden yapılan incelemeler sonucunda verilen kararlarla devam

ettirildiğini, böylelikle savunma hakkının kısıtlandığını belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

91. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun bu başlık altındaki iddiaları Anayasa'nın 19. maddesinin

sekizinci fıkrası kapsamında değerlendirilmiştir.

92. Başvurucunun tutuklulukla ilgili incelemelerin yapıldığı

mahkeme kararlarına ilişkin şikâyetinin resen yapılan tutukluluk incelemelerine

yönelik olduğu sonucuna varılmıştır (bkz. § 88).

93. 5271 sayılı Kanun'un 108. maddesi uyarınca mahkemeler

tarafından resen yapılan tutukluluk incelemeleri, Anayasa'nın 19. maddesinin

kapsamına dâhil değildir.

94. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk

incelemelerinin duruşmasız olarak yapıldığına ilişkin iddiasının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Tutukluluk incelemelerinin duruşmasız olarak yapılması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Tutukluluk incelemeleri sırasında alınan savcılık görüşünün

bildirilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak

Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

22/1/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Raportör

:

Murat BAŞPINAR

Başvurucu

:

Zeynep KAPLAN

Vekili

:

Av. Keziban

YILMAZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/7311, 22 Ocak 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia
  9. B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran
  10. B. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığına İlişkin
  11. C. Tutukluluk İncelemelerinde Alınan Savcılık
  12. D. Tutukluluk İncelemelerinin Duruşmasız Olarak
  13. B. Tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak
  14. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  15. Yılmaz
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/7311
Tarih
22 Ocak 2019

İlgili Kararlar

  • Hüda Çevik Başvurusu (B. No: 2015/2273)
  • Ümit Kaya Başvurusu (B. No: 2016/4354)
  • Azmi Okyay ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/9747)
  • Fetullah Özbek Başvurusu (B. No: 2014/1581)
  • T.g.başvurusu (B. No: 2017/21163)
  • Hüseyin Gönek ve Şahin Toprak Başvurusu (B. No: 2015/4683)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.