KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 2 Kasım 1965
- Esas No.
- 1965/30
- Karar No.
- 1965/58
Karar Metni
1.716 kelime·9 dk okuma·3 bölüm
Karar tarihi:2/11/1965
Resmi Gazete tarih/sayı:28.2.1966/12238
İtirazda bulunan : Mutki Sulh Ceza Mahkemesi
İtirazın konusu : 5617 sayılı Hayvan Hırsızlığının Men'i hakkındaki Kanunun 13 üncü maddesinin, Anayasa'nın başlangıç kısmının 3 ve 5 inci fıkraları ile 11 ve 14 üncü maddelerine aykırı bulunduğu ileri sürülerek iptali istenmiştir.
OLAY
:
Köyün otlağından bir ineği çalmaktan sanık kişiler hakkında, Bitlis C. Savcılığınca 17/2/1962 gün ve 1962/76 esas sayılı iddianame ile büyükbaş hayvan hırsızlığından dolayı, eylemlerine uyan Türk Ceza Kanununun 64/1, 491/5, 525 inci maddeleri ve 5617 sayılı Kanun hükümleri gereğince cezalandırılmaları istenerek Mutki Sulh Ceza Mahkemesine kamu dâvası açılmıştır.
Dâvaya bakan Mutki Sulh Ceza Mahkemesi yargılama sırasında :
"l
- Demokratik hukuk devletini öngören yeni Anayasamız, başlangıç kısmında insan
hakları kavramını Anayasa'nın âdeta temel prensibi saymış ve başlangıç kiminin
da Anayasa metninin bir parçası olduğunu 156 ncı maddesinde tekrarlamıştır. Öte
yandan yeni Anayasa himaye edilecek insan haklarının sadece Anayasa metninde
yazılı olanlardan ibaret olduğunu beyan ve kayıt altına almamıştır. Aksine
olarak madde metinlerinde ve pek çoğunun da gerekçelerinde (...Bir çok medeni
memleketin Anayasalarında ...) veya (... bu hukuk devletinin zaruri bir
neticesidir) Yahutta (... zamanımızın medeni memleketlerinde ...... ittifakla
kendini gösteren temayül ...) şeklinde kayıtlar bulunduğu bir gerçektir. Ayrıca
yeni Anayasa, Milletlerarası Andlaşmaların bir kanunla tasdik edileceğini ve
dolayısı ile muhtevasının kanun mahiyetini alacağını kabul etmiştir.
Türkiye'de, (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) ni bir kanunla tasdik etmiş
olduğundan Türk İç Hukukunun bir parçası olmuştur. Böyle olduğu kabul
edilmesine bile ceza takibinde fiil ve neticenin bir arada mütalâa edilmesi ve
cezanın fiile uygun olması demokratik hukuk devletlerinde hukuk genel
prensiplerindendir. (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) nin 6 ncı ve müteakip
maddeleri de cezanın hakkaniyete uygun olmasını gerekli görmüştür. Halbuki
olaydaki suç konusu ineğin değeri âzami 200 lira olduğuna göre suç, sübuta
erdiği takdirde sanıklara Türk Ceza Kanununun 491/5 ve 6 ve son ve 5617 sayılı
kanunun 12 nci maddeleri gereğince en az altışar sene hapis ve birer yıl da
sürgün cezası hükmedilmesi lâzım gelecektir. Eğer bu sanıklar inek sahibinin
bir kolunu koparsalar veya gözünü kör etseler idi uzuv tatilinden Türk Ceza
Kanununun 456/3 üncü maddesi uyarınca cezaları 5 sene hapsi geçmeyecekti, böyle
olunca da sözü edilen 5617 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi hakkaniyete ve
cezanın fiile uygun olduğu kanaatini vermemektedir.
2 -
însan Hakları Sözleşmesinde (Haysiyet kırıcı muamele ve cezadan korunma)
hakkından bahsedilmektedir. Anayasamızın 14 üncü maddesi de aynı hükmü
koymuştur. Hal böyle iken 200 lira değerinde bir inek hırsızlığı sebebiyle üç
kişinin birden 6 yıl hapisten sonra sürgün edilmesinden daha ağır haysiyet
kırıcı pek az ceza düşünülebilir. Bu cezalar kamu yararı, genel ahlâk, kamu
düzeni, sosyal adalet millî güvenlik gibi sebeplerle verilmiş olsa dahi o zaman
da Anayasa'nın 11 inci maddesine aykırı olacağı şüphesizdir.) gerekçesiyle bu
maddenin Anayasa' ya aykırı olduğu kanısına varmış ve bir karar vermek üzere
dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesine ve dâvanın geri bırakılmasına
13/7/1965 gününde karar vermiştir.
İNCELEME
:
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15 İnci maddesi uyarınca 9/9/-1965 gününde yapılan ilk incelemede dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine karar verilmiş olmakla bu konuda düzenlenen rapor, mahkeme kararı, itiraz konusu madde ve Anayasa'nın ilgili maddeleri ve gerekçeleri okunarak gereği görüşülüp düşünüldü :
GEREKÇE
:
İptali istenilen 5617 sayılı kanunun 13 üncü maddesi evvelce; "büyükbaş hayvanları çalanlar, bu suçlara iştirak edenler veya bu suçun irtikâbına iştirak etmeksizin çalınan bu gibi hayvanları bilerek kabul edenler, saklayanlar, satın alanlar veya her ne suretle olursa olsun kabul etmek, saklamak veya satmak hususlarında tavassut eyleyenler hakkında Türk Ceza Kanununa göre tâyin edilecek cezalar 3 kat olarak hükmolunur. Bunlar hakkında ayrıca sürgün cezasıda verilir.
Büyükbaş hayvan hırsızlığı failleri hakkında Türk Ceza Kanununun 522 nci maddesi uygulanmaz.
Gerektiği takdirde bu kabil hükümlülerin, cezalarının başka bir mahal ceza evinde çektirilmesine de hükmolunabilir." hükümlerini kapsamakta iken, sürgün cezasına ilişkin kısmını, sonradan 16/7/1965 gününde yürürlüğe giren 647 sayılı Cezaların İnfazı hakkındaki Kanunun "Türk Ceza Kanunu ile hususi kanunlarda yazılı sürgün cezalarının kaldırıldığını" bildiren geçici 2 nci madde yürürlükten kaldırmıştır.
Bu
bakımdan önce itirazın, sözü geçen maddenin sürgün cezasına ilişkin kısmı
inceleme konusu yapılmıştır. Üyelerden Şemsettin Akçoğlu, Celâlettin Kuralmen
ve Muhittin Gürün 44 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
hakkındaki Kanunun 26 ncı maddesinde; dâvanın havale edildiği günde açılmış sayılacağı
açıklanmış olmasına göre, itirazın da ancak mahkemeye kayıt gününde yapılmış
sayılması lâzım geleceği, halbuki maddenin söz konusu sürgün cezasına ilişkin
kısmı, 26-7-1965 de itiraz kaydının Anayasa Mahkemesince yapılmasından önce
16/7/1-965 gününde yürürlükten kaldırılmış olduğundan itirazın yapıldığı gün;
yürürlükten kalkmış olması dolayısiyle bu kısma ilişkin itirazın konusu
bulunmadığından ötürü reddine karar verilmesi gerekeceği düşüncesini ileri
sürmüş iseler de çoğunluk, maddenin sözü geçen kısmı, mahalli mahkemenin
Anayasa Mahkemesine başvurma kararını verdiği günden sonra yürürlükten
kaldırılmış olduğundan bu kısıma ilişkin itiraz hakkında karar verilmesine yer
bulunmadığı sonucuna varılması gerektiği kanısında bulunmuştur.
İtiraz konusu maddenin iptali istenen diğer hükümlerine gelince :
Bu hükümler;
1 - Büyükbaş hayvanları çalanlar, bu suçlara iştirak edenler veya bu suçun irtikâbına iştirak etmeksizin çalınan bu gibi hayvanları bilerek kabul edenler, saklayanlar, satın alanlar veya her ne suretla olursa olsun kabul etmek, saklamak veya satmak hususlarında tavassut eyleyenler hakkında Türk Ceza Kanununa göre tâyin edilecek cezaların 3 kat olarak hükmolunmasını,
2 - Büyükbaş hayvan hırsızlığı fiilleri hakkında Türk Ceza Kanununun 522 nci maddesi hükümlerinin uygulanmamasını,
3 - Gerektiği takdirde, bu kabil hükümlülerin cezalarının başka bir mahal ceza evinde çektirilmesine de hüküm olunabilmesini öngörmektedir.
Mahallî mahkeme itirazında bu hükümlerin, Anayasa'nın metnine dâhil bulunan başlangıç kısmına ve 11 inci maddesine aykırı bulunduğunu savunmaktadır. Ayrıca, mahkeme, itirazına sözü geçen 13 üncü maddeye sürgün cezasının da konulmasının haysiyet kırıcı olduğunu ve bunun da insan Hakları Sözleşmesinde mevcut "Haysiyet kırıcı, muamele veya cezadan korunma" hakkına ve Anayasamızın 14 üncü maddesine uygun bulunmadığını ilâve etmiş ise de yukarıda açıklandığı üzere maddenin sürgün cezasına ilişkin kısmı yürürlükten kaldırılmış olduğundan bu husus inceleme konusu yapılmamıştır.
Esasının incelenmesi kararlaştırılan ve yukarıda belirtilen hükümlerin yürürlüğe onması sebepleri araştırıldığında büyükbaş hayvan hırsızlığının oldukça eski bir zamandan beri memleketin asayişine ve ekonomik durumuna kötü etkiler yaptığı görüldüğünden bu suçları önleyebilmek için özel tedbirler almak ve müeyyideler koymak zorunluğu duyulduğu ve bu sebeple 6 Nisan 1329 gününde Hayvan Hırsızlığının Men'i hakkındaki Muvakkat Kanunun çıkarıldığı, fakat zamanla bu kanununun da günün icaplarını karşılamada yetersiz kaldığının tesbit edildiği anlaşılmaktadır.
Nitekim; 5617 sayılı Kanunun gerekçelerinde; son yıllarda hayvan değerinin artmasının, bu nevi hırsızlığın daha da çoğalmasına ve hatta bir çok yerlerde hayvan hırsızlığını kendine geçim vasıtası yapan bir takım zümrelerin meydana çıkmasına sebep olduğu ve bu halin yurtta büyük bir kitle teşkil eden hayvan sahibi vatandaşları huzursuz bir duruma soktuğu belirtilmiştir. Buna karşı bir çare olarak yasama organı tarafından adı geçen kanun kabul edilmiş ve bu arada itiraz konusu hükümler de kanunun diğer hükümleri ile birlikte yürürlüğe konulmuş bulunmaktadır.
Mahallî mahkemenin, Anayasa Mahkemesine başvurma kararında, itiraz sebeplerinin dayanaklarından olarak gösterdiği Anayasa'nın 11 inci maddesinde ; "Temel hak ve hürriyetler; Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygun olarak ancak kanunla sınırlanabilir.
Kanun,
kamu yararı, genel ahlâk, kamu düzeni, sosyal adalet ve millî güvenlik gibi
sebeplerle de olsa bir hakkın ve hürriyetin Özüne dokunulamaz"
denilmektedir. Maddenin, böylece, temel hak ve hürriyetleri sınırlamada; yasama
organının yetki derecesini gösteren esasları bildirdiği görülmektedir.
Öteyandan suç işleyen kişinin cezalandırılması ve suçlunun fiilinin ağırlığı
ile orantılı bir cezaya çarptırılması lüzumu da aşikâr olduğundan bu konuda,
cezaların ve ceza tedbirlerinin ancak kanunla konulabileceği hükmü ve cezaların
kanuniliği ve şahsiliği prensibi bir hürriyet teminatı olarak Anayasa'nın 33
üncü maddesinde yer almıştır. Bu maddenin son fıkrası ile yalnız genel müsadere
cezası konulması açıkça yasaklanmıştır.
Bundan başka, Anayasa'nın temel hak ve hürriyetlere ayrılan ikinci bölümünde 14 üncü maddede (kişi dokunulmazlığı) deyimi altında, temel hakların en başında gelen (yaşama, maddi ve manevi varlığı geliştirme hakları ve kişi hürriyeti) birinci fıkra ile güven altına alınmış ve sonraki fıkrada da (kişi dokunulmazlığı ve hürriyeti) diye adlandırılan bu hakkın dahi mutlak olmadığı ve bunun da toplum hayatının zorunlu kıldığı hallerde, kanunda açıkça belirtilmek ve hâkim kararına dayanmak suretiyle, kayıtlanabileceği bildirilmiş, ancak eziyet, işkence ve insan haysiyeti ile bağdaşmayan ceza konulması yasak edilmiştir.
Böylece, Anayasamıza göre bu sınırlar içinde suçlunun işlediği suçun toplum hayatındaki etkileri gözönünde tutularak gereken cezanın konulması da yasama organının yetkisi içinde bulunmaktadır. Daha önce açıklandığı üzere, itiraz olunan hükümler, hayvan hırsızlığının memleketteki kötü etkileri dikkate alınarak, kamu yararının ve kamu düzeninin sağlanması amacı ile konulmuştur. Bir hak ve hürriyetin özüne dokunan nitelikleri de bulunmadığından bunların Anayasamızın yukarda sözü edilen esaslarına uymayan bir tonu yoktur. Bu itibarla mahkemenin bu hükümlerin Anayasa'nın 11 inci maddesine aykırı bulunduğuna ilişkin düşüncesi yerinde görülmemiştir.
Diğer
taraftan mahallî mahkeme, itiraz konusu hükümlerdeki cezaları, Türk Ceza
Kanununun 456 ncı maddesinde yazılı (Uzuv tatili) suçunun cezası ile
kıyaslayarak, söz konusu hükümlerdeki suçlarla bunlara tâyin kılınan cezalar
arasında âdil bir nisbet hakkaniyete uygunluk bulunmadığı sonucuna varmış ve
bunu da kararında bir itiraz sebebi olarak göstermiştir. Mahkemenin bu konuda
dayandığı Anayasa'nın (Başlangıç) kısmının itiraz sebebiyle ilgili fıkrasında,
"Türk Milleti ... İnsan Hak ve Hürriyetlerini, millî dayanışmayı, sosyal
adaleti, ferdin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmeyi ve teminat
altına almağı mümkün kılacak demokratik hukuk devletini bütün hukuki ve sosyal
temelleri ile kurmak için; Türkiye Cumhuriyeti Kurucu Meclisi tarafından
hazırlanan bu Anayasa'yı ...... kabul ve ilan eder ..." denilmekte ve
Anayasa'nın 2 nci maddesinde de bu ilkeler tekrar olunmaktadır.
Ancak,
suç ile ceza arasında oranın adalete uygun bulunup bulunmadığını o suçun toplum
hayatında yarattığı etkiye göre takdir etmek zorunluğu vardır. Yoksa herhangi
bir suça karşı konmuş olan bir ceza ile yapılacak bir kıyaslamanın, bu oranı
tâyinde esas olamayacağı açık bir gerçektir. Yasama organı, gerekçelerinde
açıklandığı üzere, yurtta ayrı bir kanun ile özel tedbir ve müeyyideler
konulmasını zorunlu kılacak derecede bir huzursuzluk sebebi olarak görülen
büyükbaş hayvan hırsızlığı suçlarını karşılamak üzere düşünülen tedbirler ve
müeyyideler arasında itiraz konusu hükümleri de kabul etmiştir. Buna karşı, başka
nitelikteki bir suç için umumi Ceza kanununda tâyin kılınmış bir ceza ile
kıyaslıyarak bu hükümlerde, fiil ile ceza arasında Anayasa ilkelerine
uygunsuzluk ve hakkaniyete aykırılık vardır yolunda ileri sürülen görüş de
yerinde bulunmamıştır.
Bu bakımlardan sözü edilen hükümlere karşı yapılan itirazın reddi gerekir,
Başkan Lûtfi · Akadlı Başkanvekili Rifat · Göksu Üye Cemalettin · Köseoğlu Üye Asım · Erkan Üye Şemsettin · Akçoğlu Üye İbrahim · Senil Üye A. · Şeref Hocaoğlu Üye Salim · Başol Üye Celâlettin · Kuralmen Üye Hakkı · Ketenoğlu Üye Fazıl · Uluocak Üye Sait · Koçak Üye Ahmet · Akar Üye Muhittin · Gürün Üye Lütfi · Ömerbaş
Anayasa Mahkemesi, E. 1965/30, K. 1965/58, 2 Kasım 1965 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası