İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2017/18 K.2019/66

– 30935

Esas2017/18Karar2019/66Tarih25 Temmuz 2019Okuma50 dk · 9.963 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
25 Temmuz 2019
Esas Sayısı
2017/18
Karar Sayısı
2019/66
R.G. Tarih – Sayı
1/11/2019
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

9.963 kelime·50 dk okuma·24 bölüm

– 30935

İPTAL DAVASINI AÇAN

Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Levent GÖK ve Özgür ÖZEL ile birlikte 131 milletvekili

İPTAL DAVASININ KONUSU

9/11/2016 tarihli ve 6756 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması ve Millî Savunma Üniversitesi Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesi Hakkında Kanun’un;

A. 4. maddesinin

1. (1) numaralı fıkrasının “…iflasın ertelenmesi talebinde bulunulamaz;…” ve “…mahkemelerce iflasa ilişkin araştırma yapılmaksızın derhal reddedilir.” bölümlerinin,

2. (2) numaralı fıkrasının;

a. (a) bendinin “…iflasın ertelenmesine karar verilemez.” bölümünün,

b. (b) bendinin “…tedbir kararı verilemez, verilmişse derhal kaldırılır.” bölümünün,

B. 104. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin,

C. 105. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

1. (a) bendinin “…Millî Eğitim Bakanlığınca, giriş sınavlarının yapıldığı tarihte aldıkları ortaöğretim yerleştirme puanları dikkate alınarak durumlarına uygun okullara,” bölümünün,

2. (b) bendinin “…Yükseköğretim Kurulunca, üniversite sınavının yapıldığı tarihte aldıkları yerleştirme puanları dikkate alınarak durumlarına uygun fakülte ve yüksek okullara, naklen kaydedilirler.” bölümünün,

3. (c) bendinin,

Anayasa’nın 2., 10., 36., 42., 48., 58. ve 138. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ

Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı;

1. 4. maddesi şöyledir:

“İflas erteleme

MADDE 4- (1) Olağanüstü halin ilanından itibaren ve devamı süresince, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 179 uncu maddesi uyarınca sermaye şirketleri ile kooperatifler tarafından iflasın ertelenmesi talebinde bulunulamaz; bu yönde yapılan talepler mahkemelerce iflasa ilişkin araştırma yapılmaksızın derhal reddedilir.

(2) Olağanüstü halin ilanından önceki dönemde yapılan iflasın ertelenmesi talepleriyle ilgili olarak;

a) Olağanüstü hal süresince iflasın ertelenmesine karar verilemez.

b) Olağanüstü halin ilanından sonra ve devamı süresince herhangi bir tedbir kararı verilemez, verilmişse derhal kaldırılır.

c) Olağanüstü halin ilanından önceki dönemde 2004 sayılı Kanunun 179/a maddesi uyarınca verilmiş olan tedbir kararları, mahkemece ivedilikle ele alınarak, terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti ve iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu iddiasıyla 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 133 üncü maddesi uyarınca kayyım atanan veya hakim ortakları ya da yöneticileri hakkında adli soruşturma yürütülen sermaye şirketleri ile kooperatifler lehine verildiği anlaşılan tedbir kararları derhal kaldırılır.”

2. 104. maddesi şöyledir:

“MADDE 104- (1) Harp Akademileri, askerî liseler ve astsubay hazırlama okulları kapatılmıştır. Bu komutanlıklarda görev yapmakta olan personel hakkında aşağıdaki işlemler yapılır:

a) Jandarma Genel Komutanlığı ile Sahil Güvenlik Komutanlığı personeli ve işgal ettikleri kadrolar hakkında, ilgisine göre 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanununun geçici 4 üncü maddesi ile 9/7/1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanununun geçici 7 nci maddesi hükümleri uygulanır.

b) Diğer personel, Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşundaki uygun kadrolara atanır.

(2) 24/5/1989 tarihli ve 3563 sayılı Harp Akademileri Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.

(3) Birinci fıkra uyarınca kapatılan eğitim kurumlarının hak ve yükümlülükleri başka bir işleme gerek kalmaksızın Millî Savunma Bakanlığına geçer. Bu yerlerin ihtiyaçlarını temin etmek maksadıyla imzalanmış sözleşmeler, devam eden ihtiyaçlar göz önüne alınarak Millî Savunma Bakanlığınca feshedilebilir ya da sözleşmede belirtilen işin miktarı azaltılabilir. Bu nedenlerle yükleniciye herhangi bir tazminat ödemesi yapılmaz. Feshedilen sözleşmelere ilişkin alınan teminatlar iade edilir ve yüklenici hakkında yasaklama işlemi yapılmaz. Kara, Deniz ve Hava Harp Okulları ile astsubay meslek yüksek okullarının ihtiyaçlarını içeren sözleşmeler hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanabilir.”

3. 105. maddesi şöyledir:

“MADDE 105- (1) Bu Kanunun yayımı tarihinde;

a) Askerî liseler ile astsubay hazırlama okullarında öğrenimine devam eden öğrenciler, Millî Eğitim Bakanlığınca, giriş sınavlarının yapıldığı tarihte aldıkları ortaöğretim yerleştirme puanları dikkate alınarak durumlarına uygun okullara,

b) Harp okulları, fakülte ve yüksek okullar ile astsubay meslek yüksek okullarında (Jandarma dahil) öğrenimine devam eden öğrenciler ile Yükseköğretim Kurulunca, üniversite sınavının yapıldığı tarihte aldıkları yerleştirme puanları dikkate alınarak durumlarına uygun fakülte ve yüksek okullara, naklen kaydedilirler.

c) 30 Ağustos itibarıyla mezun olacak askerî öğrencilerin subay ve astsubaylığa nasbı yapılmaz. Bunlara üniversite sınavının yapıldığı tarihte aldıkları yerleştirme puanları dikkate alınarak Yükseköğretim Kurulunca belirlenecek durumlarına uygun fakülte ve yüksek okullarca diploma verilir.

Bu madde kapsamında hakkında işlem tesis edilenlerden herhangi bir tazminat alınmaz.

Bu maddenin uygulanması ile ilgili olarak usul ve esasları belirlemeye, uygulamayı yönlendirmeye, her türlü tedbiri almaya ve ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye Yükseköğretim Kurulu görevli ve yetkilidir.

(2) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar herhangi bir sebeple Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı askerî okullardan ayrılan veya çıkarılan askerî öğrencilere ilgili mevzuatı uyarınca borç çıkarılmaz, çıkarılmış borçlar tahsil edilmez ve başlatılmış işlemler durdurulur. Bunlardan bu amaçla yapılmış olan tahsilatlar iade edilmez. Açılmış olan davalarda yargılama giderleri ve vekalet ücretlerine hükmolunmaz, hükmolunanlar tahsil edilmez.”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 9/2/2017 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Fatih ŞAHİN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Olağanüstü Hâl Yönetim Usulünün Anayasal Çerçevesi

3. Olağanüstü yönetim usulleri; iç karışıklık, ayaklanma, savaş

tehlikesinin baş göstermesi, savaş hâli, doğal afet, ağır ekonomik bunalım ve

benzeri nedenlerle devletin ve toplumun güvenliğini büyük ölçüde sarsan

durumlarla karşılaşıldığında başvurulan yönetim şekilleridir. Belirtilen

durumların devletin ve toplumun varlığı ve güvenliği bakımından büyük bir

tehlike oluşturduğu kuşkusuzdur. Olağan dönemdeki yönetim rejiminin ve hukuk

kurallarının bu tehlikelerin giderilmesinde yetersiz kalabilmesi nedeniyle

çağdaş hukuk sistemlerinde olağanüstü hâllerde özel yönetim usullerinin

uygulanmasına da imkân tanınmaktadır. Bir başka ifadeyle olağanüstü yönetim

usulleri bir zaruretten kaynaklanmakta olup demokratik anayasal düzenin

korunması ve sürdürülebilmesi için bu yönetim usullerine başvurulması

zorunluluğu ortaya çıkabilmektedir. Bu bağlamda olağanüstü yönetimlere neden

olan tehlikelerin bertaraf edilebilmesi için olaylar karşısında ivedi önlem ve

karar alabilme ihtiyacı duyan yürütmenin yetkilerinin artırılması

gerekebilmektedir.

4. Bununla birlikte demokratik ülkelerde olağanüstü yönetim usulleri hukuku dışlayan, keyfî yönetim anlamına gelmez. Olağanüstü yönetim usulleri kaynağını Anayasa’da bulmakta, anayasal kurallara göre yürürlüğe konularak yasama ve yargı organlarının denetiminde varlıklarını sürdürmektedir. Olağanüstü yönetimlerin amacı, anayasal düzeni korumak ve savunmaktır. Bu nedenle olağanüstü hâl yürütme organına önemli yetkiler vermesine, hak ve özgürlükleri de önemli ölçüde sınırlandırmasına karşın hukuki bir rejimdir.

5. 21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti

Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la yapılan değişiklik

öncesinde olağanüstü hâl sebepleri Anayasa’nın 119. ve 120. maddelerinde

düzenlenmiş ve 119. maddede “tabiî afet, tehlikeli salgın hastalıklar veya

ağır ekonomik bunalım halleri”; 120. maddede de “Anayasa ile

kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan

kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddî belirtilerin ortaya

çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddî şekilde bozulması halleri”

olağanüstü hâl ilan edilme sebepleri olarak öngörülmüştür. Anayasa’nın 119.

maddesinde düzenlenen olağanüstü hâl, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan

Bakanlar Kurulunca ilan edilebilirken 120. maddesinde düzenlenen olağanüstü

hâl, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunca Millî Güvenlik

Kurulunun da görüşü alındıktan sonra ilan edilebilmektedir.

6. Anayasa’nın mülga 121. maddesinin üçüncü fıkrasında “Olağanüstü hal süresince, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda, kanun hükmünde kararnameler çıkarabilir. Bu kararnameler, Resmî Gazetede yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur; bunların Meclisce onaylanmasına ilişkin süre ve usul, İçtüzükte belirlenir” denilmektedir. Anılan hüküm uyarınca, olağanüstü hâllerde Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, olağanüstü hâlin gerekli kıldığı konularda kanun hükmünde kararname (KHK) çıkarma yetkisine sahiptir.

7. Anayasa’nın mülga 91. maddesinin birinci fıkrasında, sıkıyönetim ve olağanüstü hâller saklı kalmak üzere Anayasa’nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevlerin KHK’larla düzenlenemeyeceği belirtilmekte iken sıkıyönetim ve olağanüstü hâllerde, söz konusu hak ve ödevler yönünden de KHK ile düzenleme yapılmasına bir engel bulunmamaktadır.

8. Anayasa’nın mülga 121. ve 122. maddelerinin üçüncü fıkralarında

da olağanüstü hâl ve sıkıyönetim hâlinin gerekli kıldığı konularda çıkarılan

KHK’ların Resmî Gazete’de yayımlandıkları gün TBMM’nin onayına sunulacağı,

bunların TBMM tarafından onaylanmasına ilişkin süre ve usulün İçtüzük’te

belirleneceği öngörülmüştür. TBMM İçtüzüğü’nün 128. maddesinin 9/10/2018

tarihli ve 1200 sayılı Karar’la değiştirilmeden önceki hâline göre “Anayasanın

121 ve 122 nci maddeleri gereğince çıkarılan ve Türkiye Büyük Millet Meclisine

sunulan kanun hükmünde kararnameler, Anayasanın ve İçtüzüğün kanun tasarı ve

tekliflerinin görüşülmesi için koyduğu kurallara göre ancak, komisyonlarda ve

Genel Kurulda diğer kanun hükmünde kararnamelerle, kanun tasarı ve

tekliflerinden önce, ivedilikle en geç otuz gün içinde görüşülür ve karara

bağlanır./ Komisyonlarda en geç yirmi gün içinde görüşmeleri tamamlanmayan

kanun hükmünde kararnameler Meclis Başkanlığınca doğrudan doğruya Genel Kurul

gündemine alınır” Söz konusu maddede, olağanüstü dönem KHK’larının da

olağan dönem KHK’ları gibi komisyonlarda ve Genel Kurulda öncelikle ve

ivedilikle görüşüleceği hükme bağlanmakla birlikte olağan dönem KHK’larından

farklı olarak öncelikle ve ivedilikle görüşülme

hususu, birtakım sürelere bağlanarak somutlaştırılmıştır.

B. Olağanüstü Hâl Düzenlemelerinin Yargısal Denetimi

9. Anayasa’nın 6771 sayılı Kanun’la değiştirilmeden önceki 148.

maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde “…olağanüstü hallerde,

sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil

ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava

açılamaz” hükmüne yer verilerek olağanüstü dönem KHK’ları Anayasa

Mahkemesinin yargısal denetiminin dışında bırakılmıştır. Anayasa Mahkemesi

2/11/2016 tarihli ve E.2016/171, K.2016/164 sayılı kararında olağanüstü hâl

KHK’larının Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenebilmesi için bu yöndeki bir

anayasal yetkinin açıkça tanınması gerektiğini ifade ederek Anayasa’nın 148.

maddesinin lafzı, Anayasa koyucunun amacı ve ilgili yasama belgeleri gözönünde

bulundurulduğunda olağanüstü hâl KHK’larının herhangi bir ad altında yargısal

denetiminin mümkün olmadığına karar vermiştir.

10. Bununla birlikte olağanüstü hâl KHK’larının TBMM tarafından onaylanarak kanunlaşması hâlinde bu kanun hükümlerinin Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde dava açılmasının önünde bir engel bulunmamaktadır. İptal davasına konu edilen 6756 sayılı Kanun, olağanüstü hâl kapsamında çıkarılan 669 sayılı KHK’nın TBMM tarafından onaylanması sonucunda yürürlüğe girmiştir. Bu itibarla dava konusu kurallar diğer kanun hükümleri gibi Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi olmakla birlikte bu denetim yapılırken söz konusu kuralların olağanüstü hâle yönelik düzenlemeler içermesi nedeniyle öncelikle inceleme yönteminin belirlenmesi gerekir.

11. Anayasa, temel hak ve özgürlüklerin korunmasına ilişkin olarak olağan ve olağanüstü dönemler için iki ayrı hukuki rejim öngörmektedir. Olağan dönemde temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması rejimi Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenmişken olağanüstü dönemde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması ya da kullanılmasının durdurulması rejimi Anayasa’nın 15. maddesinde düzenlenmiştir.

12. Anayasa’nın 13. maddesine göre “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

13. Anayasa’nın 15. maddesine göre ise “Savaş, seferberlik

veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir./ Birinci fıkrada belirlenen

durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler

dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”

14. Olağan dönemde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına

ilişkin ölçütler Anayasa’nın 13. maddesinde yer alırken savaş, seferberlik ve olağanüstü

hâllerde hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, hatta kullanılmasının

durdurulması özel olarak Anayasa’nın 15. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre

savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin

kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulması ve bunlar için Anayasa’nın diğer

maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür. Ancak

Anayasa’nın 15. maddesiyle bu hususta tanınan yetki de sınırsız değildir.

Anayasa’nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin

milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükleri ihlal etmemesi ve durumun

gerektirdiği ölçüde olması gerekmektedir. Ayrıca bu durumlarda dahi kişinin

yaşam hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulması, din, vicdan,

düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanması ve bunlardan dolayı suçlanması

yasaklanmış; suç ve cezaların geriye yürümemesi ilkesi ile masumiyet

karinesinin bu hâllerde de geçerli olduğu kabul edilmiştir.

15. Olağanüstü hâl yönetim usullerine başvurulmasındaki temel amaç, bu yönetim rejiminin uygulanmasına neden olan tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesini sağlamaktır. Devletin veya toplumun varlığının ya da kamu düzeninin ağır tehdit veya tehlikeler altında bulunması nedeniyle olağanüstü yönetim usulünün uygulandığı dönemlerde, söz konusu tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesi için temel hak ve özgürlüklerin olağan döneme kıyasla daha fazla sınırlandırılması sonucunu doğuran tedbirler alınması gerekebilir. Bu nedenle Anayasa’nın 15. maddesinin uygulanabilmesi için kuralın olağanüstü hâlin gerekli kıldığı durumla ilgisinin bulunması gerekir.

16. Olağanüstü hâl KHK’larının kanunlaşmasından sonra bu kanun hükümlerinin Anayasa’ya uygunluğunun denetlenmesinde ilgili kuralın tabi olduğu sınırlama rejimi tespit edilmelidir. Zira söz konusu düzenlemelerde olağanüstü hâlle ilgili kuralların yanında olağanüstü hâlle ilgisi olmayan kurallara da yer verilebilmesi bu tespitin yapılmasını zorunlu kılmaktadır.

17. Kanunlaştırılarak yargısal denetime açılan bir kuralın Anayasa’nın olağanüstü dönem için öngördüğü denetim rejimine tabi olabilmesi için kural, olağanüstü hâlin ilanına sebep olan tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olmalı ve olağanüstü hâl süresiyle sınırlı uygulanmalıdır. Dolayısıyla ancak bu iki niteliği taşıyan bir kuralın Anayasa’ya uygunluk denetiminde olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlanmasını ve durdurulmasını düzenleyen Anayasa’nın 15. maddesi esas alınabilir.

18. Kuralın olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olmadığı ya da olağanüstü hâlin süresini aştığı durumlarda ise söz konusu kuralın Anayasa’ya uygunluk denetiminde Anayasa’nın 15. maddesi dikkate alınamaz. Bu durumda kurala ilişkin inceleme sınırlamaya konu hakkın düzenlendiği Anayasa maddesi başta olmak üzere Anayasa’nın ilgili hükümleri ile olağan dönemde hak ve özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olan Anayasa’nın 13. maddesi bağlamında yapılmalıdır. Ancak buradaki anayasallık denetiminde varılan sonuç böyle bir düzenlemenin olağanüstü dönemde dahi yapılamayacağı şeklinde anlaşılamaz.

19. Temel hak ve özgürlüklerle ilgili olağanüstü hâl kurallarının anayasallık denetiminde Anayasa’nın 15. maddesinde üç ayrı ölçüt öngörülmüştür. Bu ölçütlerden ilki anılan maddenin ikinci fıkrasında sayılan ve çekirdek alan olarak da ifade edilen temel hak ve özgürlüklere dokunma yasağıdır. Buna göre olağanüstü dönemde de olsa savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.

20. Anayasa’nın 15. maddesinde yer alan ikinci ölçüt kuralların milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olmamasıdır. Bu yükümlülüklerin başında taraf olunan insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükler gelmektedir.

21. İnsan hakları alanında Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerin başında Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme

(MSHUS) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) gelmektedir. MSHUS’un 4. ve

AİHS’in 15. maddelerine göre milletin yaşamını tehdit eden olağanüstü bir durum

meydana geldiğinde devletler, bu sözleşmelerdeki yükümlülüklerini azaltacak

tedbirler alabilirler. Ancak MSHUS’un 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasında;

AİHS’in 15. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, AİHS’e ek 7 No.lu Protokol’ün

4., 6 No.lu Protokol’ün 3. ve 13 No.lu Protokol’ün 2. maddelerinde yükümlülük

azaltılması mümkün olmayan bazı hak ve özgürlüklere yer verilmiştir. Bunlardan

önemli bir kısmı, Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında da yer

almaktadır. Dolayısıyla bu haklar yönünden yapılacak ikinci inceleme kapsamında

Anayasa, MSHUS ve AİHS’te yer alan yükümlülük azaltılması mümkün olmayan ortak

hak ve özgürlükler yönünden ayrı bir değerlendirme yapmaya gerek

bulunmamaktadır.

22. Bununla birlikte MSHUS’un 4. maddesinin (2) numaralı fıkrası

ile AİHS’in 15. maddesinin (2) numaralı fıkrası ve AİHS’e ek 7 No.lu

Protokol’ün 4. maddesinde, Anayasa’nın 15. maddesinde yer almayan bazı hak ve

özgürlüklerin de yükümlülük azaltılmasına konu olamayacağı düzenlenmiştir. Buna

göre olağanüstü durumlarda da hiç kimse köle veya kul olarak tutulamaz,

yalnızca sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getiremediği gerekçesiyle

hapsedilemez ve kesin bir hükümle mahkûm edildiği ya da beraat ettiği bir

suçtan dolayı yeniden yargılanamaz veya cezalandırılamaz. Ayrıca bu dönemde de

herkes her yerde, hukuk önünde kişi olarak tanınma hakkına sahiptir. Son olarak

olağanüstü dönemde alınacak tedbirlerin ırk, renk, cinsiyet, dil, din, toplumsal

köken gibi sebeplerle ayrımcılık içermemesi gerekir. Bu nedenle

belirtilen hak ve özgürlükler Anayasa’nın 15. maddesinde sayılan çekirdek

haklar arasında yer almasa da anılan hak ve özgürlükleri sınırlayan tedbirler,

milletlerarası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerle bağdaşmayacağından meşru

görülemez. Dolayısıyla bu haklara ilişkin düzenlemelerde sözü edilen sözleşme

hükümlerinin gözetileceği tabiidir.

23. Anayasa’nın 15. maddesinde yer alan üçüncü ölçüt ise olağanüstü hâl döneminde temel hak ve özgürlükleri sınırlayan kuralların durumun gerektirdiği ölçüde olmasıdır. Anılan maddedeki ölçülülük olağanüstü yönetim usulünün uygulanmasına neden olan durum karşısında ölçülülüğü ifade etmektedir. Dolayasıyla Anayasa’nın 15. maddesinde belirtilen ölçülülük, Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçülülük kriterine göre temel hak ve özgürlükleri daha fazla sınırlamaya izin vermektedir.

24. Anayasa’nın 15. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi, temel

hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlandırılması veya durdurulması için

başvurulan aracın amacı gerçekleştirmeye elverişli ve bunun için gerekli

olmasını, ayrıca araçla amacın ölçülü bir oran içinde bulunmasını ifade

etmektedir. Buna göre tedbir, olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya

tehlikelerin ortadan kaldırılması amacına ulaşma bakımından elverişli ve bu

amacın gerçekleşmesi için gerekli olmalı; ayrıca tedbire konu temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlama durumun gerektirdiği oranda olmalıdır. Bir başka

deyişle alınan tedbirle temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlama durumun

gerektirdiği oranı aşarak keyfi niteliğe dönüşmemelidir.

25. Ölçülülüğün tespitinde tedbirin alındığı dönemin tüm koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Bu kapsamda olağanüstü dönemde temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlama teşkil eden tedbirin ölçülülüğüne ilişkin unsurlar değerlendirilirken olağanüstü yönetim usulünün uygulanmasına neden olan tehdit veya tehlikeler, sınırlamaya konu hak ve özgürlüğün niteliği ve tedbirin alındığı zamanın da gözönünde bulundurulması gerekir.

26. Son olarak Anayasa’nın 15. maddesinde, olağanüstü dönemlerde temel hak ve özgürlüklere yönelik olarak Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınması dışında temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabilmesine de izin verilmiştir. Ancak buradaki durdurma kavramı o hakkın tamamen kullanılamaz hâle gelmesi değil, onun kullanımının geçici olarak askıya alınması anlamına gelmektedir. Kuşkusuz temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının durdurulması niteliğindeki tedbirler de ölçülülük ilkesinin yukarıda belirtilen esaslarına uygun olmalıdır.

27. Olağanüstü yönetim usulünün uygulandığı dönemde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamayı konu edinen kurallara ilişkin olarak

Anayasa’nın 15. maddesinin uygulanması gerektiği durumlarda da bu maddeye

ilişkin inceleme yapılmadan önce sınırlamaya konu hakkın düzenlendiği Anayasa

maddesi başta olmak üzere Anayasa’nın ilgili hükümleri ve olağan dönemde hak ve

özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimini düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesi

kapsamında bir inceleme yapılmalıdır. Zira devletin veya toplumun varlığına ya

da kamu düzenine yönelik ciddi tehdit veya tehlikelerin ortaya çıktığı

olağanüstü durumlarda olağanüstü yönetim usullerine başvurulması, bu dönemde

yürürlüğe konulan ve temel hak ve özgürlükleri sınırlandıran her düzenlemenin

olağan dönemin izin verdiği ölçütlerin ötesinde olmasını gerektirmeyebilir.

Anılan şekilde inceleme yapılması Anayasa’nın 15. maddesinde yer alan

“... Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir”

hükmünün de bir gereğidir. Nitekim Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru

kapsamında bu konuya ilişkin olarak vermiş olduğu ilk karar olan Aydın

Yavuz ve diğerleri kararında da aynı inceleme yöntemi benimsenmiştir (Aydın

Yavuz ve diğerleri ([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 193-195).

28. Buna göre yapılan incelemede kuralın Anayasa’nın 15. maddesi

dışındaki maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olmadığının tespit edilmesi

durumunda ayrıca Anayasa’nın 15. maddesi yönünden bir inceleme yapılmasına

gerek kalmayacaktır. Zira Anayasa’nın 15. maddesi yönünden bir inceleme

yapılabilmesi için öncelikle kuralın Anayasa’nın olağan dönem için öngördüğü

güvencelere aykırılık taşıdığının tespit edilmesi gerekmektedir. Kuralın temel

hak ve özgürlükler için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı olduğu tespit

edildiğinde ise bu kez sınırlamanın savaş, seferberlik veya olağanüstü

hâl dönemlerinde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının

durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa’nın 15. maddesine

uygun olup olmadığı hususunda inceleme yapılacaktır.

29. Bununla birlikte Anayasa’da bazı temel hak ve özgürlüklerin

olağanüstü dönemlerde sınırlandırılmasında farklılıklar bulunmaktadır. Bu

kapsamda bazı temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin sebep ve

koşullar ilgili maddede özel olarak somutlaştırılmıştır. Bu nedenle anılan

nitelikteki temel hak ve özgürlüklere temas eden olağanüstü hâl kurallarının

anayasallık denetiminde Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin

alınıp alınmadığının tespiti bakımından ayrıca Anayasa’nın 13. maddesinde yer

alan güvenceler yönünden bir inceleme yapılması gerekli değildir. Bu gibi

düzenlemelerin anayasallık denetiminde doğrudan Anayasa’nın 15. maddesindeki

ölçütlere uygunluğunun tespit edilmesi gerekir.

C. Olağanüstü Hâl İlanına Neden Olan 15 Temmuz 2016 Tarihli Darbe Teşebbüsü ve Sonrası

30. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl 20/7/2018 tarihine kadar devam etmiştir.

31. Olağanüstü hâlin ilan edilmesi ve bu kararın TBMM tarafından onaylanmasından sonra Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasa’nın o tarihte yürürlükte bulunan 121. maddesine dayanılarak olağanüstü hâl KHK’ları çıkarılmıştır.

32. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi hakkında soruşturma başlatılmıştır.

33. Türkiye’de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve FETÖ ve/veya PDY olarak isimlendirilen yapılanmanın silahlı bir terör örgütü olduğu ve anılan darbe teşebbüsünün faili olduğu yargı kararlarıyla tespit edilmiştir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2017/956, K.2017/370, 26/9/2017; Yargıtay 16. Ceza Dairesi, E.2015/3, K.2017/3, 24/4/2017; E. 2017/1443, K. 2017/4758, 14/7/2017; E.2018/7103, K.2019/1953, 22/3/2019) (FETÖ/PDY’nin genel özelliklerine ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26).

Ç. Olağanüstü Hâl İlanına Neden Olan Olay ve Olguların Anayasal Yönden Değerlendirilmesi

34. Anayasa’nın Başlangıç kısmında milletin iradesinin mutlak üstünlüğüne vurgu yapılarak egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olduğu, egemenliği millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı ilke olarak belirtilmiştir.

35. Anayasa’nın 2. maddesinde başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanma ve insan haklarına saygılı demokratik bir hukuk devleti olma Türkiye Cumhuriyeti’nin temel nitelikleri arasında sayılmıştır.

36. Anayasa’nın Başlangıç kısmında ilkesel düzeyde ifade edilen egemenlikle ilgili hususlara 6. maddesinde hüküm olarak yer verilmiştir. Anılan maddeye göre egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir. Türk milleti, egemenliğini Anayasa’nın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa’dan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.

37. Anayasa’nın Başlangıç kısmında yer verilen ilkeler, 2.

maddesinde sayılan Cumhuriyetin nitelikleri, 6. maddesinde düzenlenen

egemenliğin aidiyeti ve kullanılma şekli ile Anayasa’nın sistematiği birlikte

dikkate alındığında egemenlik, egemenliğin kullanılış şekli, milletin

iradesi, demokrasi, hukuk devleti ve insan

hakları arasında ayrılmaz bağlar bulunduğu anlaşılmaktadır. Buna göre

tüm medeni toplumlarda olduğu gibi egemenliğin kaynağı millet olacak, egemenlik

-doğrudan veya dolaylı olarak- milletin iradesiyle yetkilendirilen organlar

eliyle kullanılacak, milletin iradesi demokratik bir düzende ortaya çıkacak,

egemenliğin yetkili organlar eliyle kullanımı hukuk devleti ilkesi başta olmak

üzere demokrasinin ilkelerine uygun ve insan haklarına saygı gösterilerek

gerçekleştirilecektir.

38. Darbe teşebbüsü, egemenliğin kaynağı olmayan ve milletin

egemenliği kullanmak üzere yetkilendirdiği organlar arasında bulunmayan bir

grubun zorla demokratik anayasal düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye

kalkışmasıdır. Darbenin gerçekleşmesi hâlinde demokratik anayasal düzen ve

milletin iradesinin üstünlüğü ortadan kalkmakta, demokratik düzende millete ait

olan egemenlik bir grup zorbanın eline geçmektedir. Bu durumda demokrasiden ve

hukuk devletinden söz etmek mümkün değildir. Doğal olarak böyle bir düzende

bireylerin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alacak bir mekanizma da

olmayacaktır. Bu yönüyle demokratik bir toplumun karşılaşabileceği en ağır

tehditlerden birinin, belki de en ağırının darbe teşebbüsleri olduğu

söylenebilir.

39. Ülkemizde, çok partili siyasi hayata geçildiği tarihten bugüne kadar birkaç kez darbe yapılmış veya buna teşebbüs edilmiştir. Bu nedenle milletimiz, darbe teşebbüsüyle millet iradesini ve egemenliğini gasbedenlerin demokratik anayasal düzene ve insan haklarına karşı nasıl büyük bir tehdit oluşturduklarının tanığıdır.

40. 15 Temmuz 2016 gecesi Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içinde örgütlenmiş bir grup anayasal düzenin ortadan kaldırılması teşebbüsünde bulunmuş, bu teşebbüs demokratik bir toplumun meşru tüm unsurlarının kararlı direnci sayesinde engellenmiştir. Başta egemenliği gasbedilmeye çalışılan milletimiz olmak üzere millet adına egemenliği kullanmaya yetkili organlar (Cumhurbaşkanı, TBMM, Bakanlar Kurulu ve yargı kurumları), demokratik toplumun vazgeçilmez unsurları olan tüm siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, basın yayın organları ve meşru demokratik otoritenin emir ve talimatlarıyla hareket eden güvenlik güçleri bu egemenlik ve demokrasi direnişini hep birlikte gerçekleştirmişlerdir.

41. Darbe teşebbüsü, iradesini ve egemenliğini milletin elinden

almaya teşebbüs edenlerin demokratik anayasal düzene ve insan haklarına yönelik

tehditlerinin büyüklüğünü somut olarak ortaya çıkarmıştır. Teşebbüs sırasında

egemenliğin kayıtsız şartsız kaynağı olan millete, egemenliği millet adına

kullanan organlara, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından olan basın yayın

kuruluşlarına ve meşru demokratik otoritenin emir ve talimatları doğrultusunda

hareket eden güvenlik güçlerine saldırılmıştır. Bu kapsamda egemenliğine ve

iradesine sahip çıkmak için sokaklara çıkıp darbeye karşı gösteri yaparak temel

haklarını kullanan silahsız bireyler -silah ve bombalarla- katledilmiş ve

yaralanmış, bu suretle başta yaşam hakları olmak üzere temel hak ve

özgürlükleri yaygın bir şekilde ihlal edilmiştir.

42. Demokratik toplum düzeninin temel kurumlarından biri ve millet iradesinin doğrudan tecelli ettiği organ olan TBMM savaş uçaklarıyla bombalanmış, devletin başı olan Cumhurbaşkanı’na suikast girişiminde bulunulmuş, Başbakan silah kullanılarak taciz edilmiş, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumuna baskın yapılarak özgür yayın akışı kesilmiş ve silah zoruyla darbe bildirisi okutulmuş, ülke genelinde yayın yapan bazı özel televizyon kanallarına baskın yapılarak yayınları durdurulmak istenilmiş, meşru otoritenin emir ve talimatları doğrultusunda hareket eden çok sayıda polis ve askerî personel doğrudan hedef alınarak ya da çatışmalar sırasında şehit edilmiş veya yaralanmıştır.

43. 15 Temmuz 2016 gecesi meydana gelen darbe teşebbüsünün demokratik

anayasal düzene karşı oluşturduğu tehdidin büyüklüğünü değerlendirmek

bakımından, engellenmiş olan bu teşebbüsün somut olarak meydana getirdiği

zararların tek başına dikkate alınması yeterli değildir. Darbe teşebbüsünün

kısa sürede engellenememiş olması ya da darbenin gerçekleşmesi hâlinde

oluşabilecek risklerin de değerlendirilmesi gerekir. Egemenliğin sahibi olan

millet ve demokratik anayasal düzenin tüm unsurları, darbe teşebbüsünü kararlı

bir direnişle kısa sürede engellememiş olsalardı ya bir grup zorbanın mutlak

egemenliğini kabul edecekler ve onun hiçbir demokratik denetime tabi olmayan

iradesine tabi olacaklar ya da direnmeye devam edeceklerdi. Birinci ihtimal bir

milletin demokratik açıdan ölümü anlamına gelecektir. İkinci ihtimal olan çatışmaların

uzaması ve yaygınlaşması, devlet otoritesinin hatta devletin tamamen ortadan

kalkması riskinin yakın, ciddi ve açık bir tehdit olarak ortaya çıkmasına neden

olacaktır. Son zamanlarda tanık olunan, yakın çevremizdeki ülkelerin durumu

devlet otoritesinin ortadan kalkması hâlinde demokratik bir düzende yaşamak bir

yana insanların en temel haklarının her gün saldırı altında olduğu bir

düzensizlik ve kargaşa ortamının acı örnekleri olarak dünya kamuoyunun

gözönünde durmaktadır. Darbe teşebbüsünün ülkemizin birçok terör örgütünün açık

hedefi olduğu günlerde gerçekleştirilmesi bu riskin ağırlığını daha da

artırmıştır.

44. Bütün bu değerlendirmeler birlikte ele alındığında darbe teşebbüsünün sadece demokratik anayasal düzen yönünden değil bununla sıkı bağı olan millî güvenlik yönünden de mevcut ve ağır bir tehdit oluşturduğu anlaşılmaktadır. Millî güvenlik, Anayasa’da ve insan haklarının korunmasına ilişkin birçok uluslararası belgede, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması sebepleri arasında sayılmıştır. Özgürlük-güvenlik dengesinin sağlanması modern demokrasilerin en önemli amaçlarından biri hâline gelmiştir. Çünkü güvenliğin olmadığı yerde demokratik düzeni sürdürmek ve özgürlükleri hayata geçirebilmek mümkün değildir.

45. Türk demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçen 15 Temmuz darbe teşebbüsünün demokratik anayasal düzene, bireylerin temel hak ve özgürlüklerine ve millî güvenliğe yönelik en ağır saldırılardan biri belki de en ağırı olduğu sonucuna varmak gerekir.

D. Kanun’un 4. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının “…iflasın

ertelenmesi talebinde bulunulamaz;…” ve “…mahkemelerce iflasa ilişkin araştırma yapılmaksızın derhal reddedilir.” Bölümleri ile (2) Numaralı Fıkrasının (a) Bendinin “…iflasın ertelenmesine karar verilemez.” ve (b) Bendinin “…tedbir kararı verilemez, verilmişse derhal kaldırılır.” Bölümlerinin İncelenmesi

46. Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasında,

olağanüstü hâlin ilanından itibaren ve devamı süresince, 9/6/1932 tarihli ve

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 179. maddesi uyarınca sermaye şirketleri

ile kooperatifler tarafından iflasın ertelenmesi talebinde bulunulamayacağı, bu

yönde yapılan taleplerin mahkemelerce iflasa ilişkin araştırma yapılmaksızın

derhâl reddedileceği belirtilmiş; (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde

olağanüstü hâlin ilanından önceki dönemde yapılan iflasın ertelenmesi

talepleriyle ilgili olarak olağanüstü hâl süresince iflasın ertelenmesine karar

verilemeyeceği, (b) bendinde de olağanüstü hâlin ilanından sonra ve devamı

süresince herhangi bir tedbir kararı verilemeyeceği, verilmişse derhâl

kaldırılacağı hüküm altına alınmıştır. Dava konusu kurallar, maddenin (1)

numaralı fıkrasının “…iflasın ertelenmesi talebinde bulunulamaz;…” ve “…mahkemelerce

iflasa ilişkin araştırma yapılmaksızın derhal reddedilir.” bölümleri ile

(2) numaralı fıkrasının (a) bendinin “…iflasın ertelenmesine karar

verilemez.” ve (b) bendinin “…tedbir kararı verilemez, verilmişse derhal

kaldırılır.” bölümleridir.

47. İflasın ertelenmesi, borca batık durumda olduğu saptanan sermaye şirketleri veya kooperatiflerin, kendileri ya da alacaklılarının önerdiği iyileştirme projesinin, mahkemenin vereceği süre içinde uygulanmasıyla, borca batık durumdan kurtulmalarına imkân sağlayan ve haklarında iflas kararı verilmesini önleyen bir kurumdur. İflasın ertelenmesi 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 377. maddesi ile 2004 sayılı Kanun’un 179., 179/a, 179/b ve 179/c maddelerinde düzenlenmiştir.

48. 6102 sayılı Kanun’un 377. maddesinde “Yönetim kurulu veya

herhangi bir alacaklı yeni nakit sermaye konulması dâhil nesnel ve gerçek

kaynakları ve önlemleri gösteren bir iyileştirme projesini mahkemeye sunarak

iflasın ertelenmesini isteyebilir. Bu hâlde İcra ve İflas Kanununun 179 ilâ

179/b maddeleri uygulanır.” hükmü yer almış; 2004 sayılı Kanun’un 179.

maddesinin birinci fıkrasında da “Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin,

aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden düzenlenen ara bilançoya göre

borca batık olduğu idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler veya şirket

ya da kooperatif tasfiye hâlinde ise tasfiye memurları veya bir alacaklı

tarafından beyan ve mahkemece tespit edilirse, önceden takibe hacet kalmaksızın

bunların iflasına karar verilir. Şu kadar ki, idare ve temsil ile vazifelendirilmiş

kimseler ya da alacaklılardan biri, şirket veya kooperatifin malî durumunun

iyileştirilmesinin mümkün olduğuna dair bir iyileştirme projesini son bir

yıldan uzun süre ile şirket merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemeye sunarak

iflasın ertelenmesini isteyebilir.” hükmüne yer verilmiştir.

49. 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanun’un 62. maddesiyle 6102

sayılı Kanun’un 377. maddesi “Yönetim kurulu veya herhangi bir alacaklı, 376

ncı maddenin üçüncü fıkrası uyarınca yapacağı iflâs talebiyle birlikte veya bu

kapsamda yapılan iflâs yargılaması sırasında 2004 sayılı Kanunun 285 inci ve

devamı maddeleri uyarınca konkordato da talep edebilir.” şeklinde

değiştirilmiş; 3. maddesiyle de 2004 sayılı Kanun’un 179. maddesi “Sermaye

şirketleri ile kooperatiflerin, aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden

düzenlenen ara bilançoya göre borca batık olduğu idare ve temsil ile

vazifelendirilmiş kimseler veya şirket ya da kooperatif tasfiye hâlinde ise

tasfiye memurları veya bir alacaklı tarafından beyan ve mahkemece tespit

edilirse, önceden takibe hacet kalmaksızın bunların iflasına karar verilir.

Türk Ticaret Kanununun 377 nci ve 634 üncü maddeleri ile 24/4/1969 tarihli ve

1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 63 üncü maddesi hükmü saklıdır.” şeklinde

değiştirilmek suretiyle iflasın ertelenmesi müessesesine maddede yer

verilmemiştir. Anılan Kanun’un 65. maddesiyle 2004 sayılı Kanun’un iflasın

ertelenmesine ilişkin hükümler içeren 179/a, 179/b ve 179/c maddeleri de

yürürlükten kaldırılmıştır. Böylece 6102 sayılı ve 2004 sayılı Kanunlarda

düzenlenen iflasın ertelenmesi uygulamasına olağan dönemde de son verilmiştir.

Diğer bir ifadeyle iflasın ertelenmesi kurumu hukuk sistemimizden tamamen

çıkarılmış bulunmaktadır.

50. Yapılan değişikliklerle iflasın ertelenmesi kurumu gerek

olağan dönemde gerekse de olağanüstü hâl süresince bir daha

uygulanamayacağından olağanüstü hâlin ilanından itibaren ve devamı süresince

sermaye şirketleri ile kooperatifler tarafından iflasın ertelenmesi talebinde

bulunulamayacağını, bu yönde yapılan taleplerin mahkemelerce derhâl

reddedileceğini, ayrıca olağanüstü hâlin ilanından önceki dönemde yapılan

iflasın ertelenmesi talepleriyle ilgili olarak da olağanüstü hâl süresince

iflasın ertelenmesine karar verilemeyeceğini ve olağanüstü hâlin ilanından

sonra ve devamı süresince herhangi bir tedbir kararının verilemeyeceğini,

verilen kararların da derhâl kaldırılacağını düzenleyen dava konusu kuralların

uygulanma imkânı kalmamıştır.

51. Açıklanan nedenlerle konusu kalmayan bölümlere ilişkin iptal talepleri hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.

E. Kanun’un 104. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının Birinci

Cümlesi ile 105. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (a) Bendinin “…Millî Eğitim Bakanlığınca, giriş sınavlarının yapıldığı tarihte aldıkları ortaöğretim yerleştirme puanları dikkate alınarak durumlarına uygun okullara,” Bölümünün İncelenmesi

1. Genel Açıklama

52. 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra askerî personel yetiştirilmesine ilişkin sistemde köklü bir değişikliğe gidilerek 669 sayılı KHK ile sistemin yeniden yapılandırılmasına yönelik düzenlemeler yapılmıştır. Adı geçen KHK ile yapılan düzenlemeler 6756 sayılı Kanun’la kabul edilerek kanunlaştırılmıştır.

53. Askerî personel yetiştirilmesine ilişkin sistemde değişiklik yapılmadan önce TSK’da görev yapan astsubay, subay ve kurmay subaylar askerî liseler, astsubay hazırlama okulları, harp okulları ve harp akademilerinden mezun olmakta ve mezun oldukları eğitim kurumuna göre TSK bünyesinde astsubay, subay veya kurmay subay olarak görev yapmakta idiler.

54. Değişiklikten önceki sistemde askerî liseler askerî eğitim ve

pozitif bilim dersleri vererek harp okuluna subay adayı öğrenci yetiştirmek

üzere kurulmuşlardır. Askerî liselerde Millî Eğitim Bakanlığına bağlı Anadolu

liselerine denk eğitim programı uygulanmış, bunun yanında askerî disiplin

çerçevesinde harp okuluna öğrenci yetiştirilmiştir. Astsubay hazırlama okulları

ise astsubay meslek yüksekokullarına, astsubay adayı öğrenci yetiştirmek üzere

kurulmuşlardır. Astsubay hazırlama okullarında branş özelliğine göre Anadolu

güzel sanatlar, Anadolu meslek veya meslek liselerinin meslek alan/dallarına

denk programlar uygulanmıştır. Yine bu okullarda da askerî disiplin içinde

branşına göre astsubay meslek yüksekokullarına öğrenci yetiştirilmiştir. Harp

akademileri, Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde lisansüstü düzeyde akademik

eğitim ve öğretim yapan, Silahlı Kuvvetlere komutanlık ve karargâh subaylığı

niteliklerine sahip kurmay subay yetiştirmek üzere kurulmuştur.

55. Dava konusu kurallarla askerî liseler, astsubay hazırlama okulları ve harp akademileri kapatılmış, askerî liseler ile astsubay hazırlama okullarında eğitimine devam eden öğrencilerin Millî Eğitim Bakanlığınca, giriş sınavlarının yapıldığı tarihte aldıkları ortaöğretim yerleştirme puanları dikkate alınarak durumlarına uygun okullara nakledilmesi öngörülmüştür.

56. Askerî personel yetiştiren eğitim kurumları Millî Savunma Üniversitesi adı altında farklı bir hukuki statüde yeniden yapılandırılarak tek bir çatı altında toplanmıştır. Millî Savunma Üniversitesi ise Millî Savunma Bakanlığı bünyesinde faaliyet göstermektedir. Üniversite; kurmay subay yetiştirmek ve lisansüstü eğitim vermek amacıyla yeni kurulan enstitülerden, Kara, Deniz ve Hava Harp Okullarından, astsubay meslek yüksekokulları ile yabancı diller ve savunma ile ilgili diğer yüksekokullardan oluşmaktadır.

57. Adı geçen Üniversite diğer yükseköğretim kurumlarında olduğu gibi rektör tarafından yönetilmektedir. Kanun’un 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasına göre rektör, Cumhurbaşkanı tarafından seçilmektedir. Ayrıca rektöre görevlerinde yardımcı olmak üzere sayısı dördü geçmemek üzere Millî Savunma Bakanı tarafından rektör yardımcıları atanmaktadır.

58. Böylece askerî eğitim sisteminde yapılan değişikliklerle yaklaşık 150 yıldır uygulanan ortaöğretim düzeyinden başlayarak personel yetiştirme sisteminden vazgeçilerek askerî personelin eğitim ve öğrenimi tamamen yükseköğretim seviyesinde yeniden yapılandırılmıştır.

2. İptal Taleplerinin Gerekçesi

59. Dava dilekçesinde özetle; hangi gerekçe altında

olursa olsun köklü geçmişi ve geleneksel eğitim anlayışına sahip olan ve

TSK’nın temelini oluşturan askerî liseler, astsubay hazırlama okulları ile harp

akademilerinin, mevcut öğrencilerin kazanılmış hakları gözetilmeden kapatılmasının;

eğitim ve öğrenim hakkını ihlal ettiği, devletin, Anayasa’nın 58. maddesiyle

kendisine verilen “gençlerin müsbet ilmin ışığında, Atatürk ilke ve

inkılapları doğrultusunda ve Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü

ortadan kaldırmayı amaç edinen görüşlere karşı yetişme ve gelişmelerini

sağlayıcı tedbirleri alma” yükümlülüğü ile bağdaşmadığı, kurallarla adı

geçen okullardan daha önce mezun olanlarla okulun kapatılması nedeniyle başka

okullara nakledilen öğrenciler arasında eşitsizlik oluşturulduğu belirtilerek

kuralların Anayasa’nın 2., 10., 42. ve 58. maddelerine aykırı olduğu ileri

sürülmüştür.

3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

60. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13., 48., ve 49. maddeleri yönünden de incelenmiştir.

61. Darbe teşebbüsünün FETÖ/PDY tarafından TSK içindeki askerî

öğrencilerden generallere kadar farklı rütbelerdeki mensupları vasıtasıyla

başlatıldığı ve olağanüstü hâl ilanının esas amacının darbe tehdidinin bertaraf

edilmesi ve bir daha tekrarlanmaması olduğu gözönünde bulundurulduğunda askerî

personel yetiştirme sisteminin yeniden yapılandırılması çerçevesinde askerî

liseler, astsubay hazırlama okulları ve harp akademilerinin kapatılmasına ve

askerî liseler ile astsubay hazırlama okullarında eğitimine devam eden

öğrencilerin durumlarına uygun okullara nakledilmesine yönelik kuralların

olağanüstü hâlin gerekli kıldığı durumla ilişkili olduğunda tereddüt

bulunmamaktadır. Dolayısıyla kurallara ilişkin

Anayasa’ya uygunluk denetiminin olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin

kullanılmasının sınırlanmasını ve durdurulmasını düzenleyen Anayasa’nın 15.

maddesi kapsamında yapılması gerekir. Ancak olağanüstü yönetim usullerine

başvurulması, bu dönemde yürürlüğe konulan temel hak ve özgürlükleri

sınırlandıran her düzenlemenin olağan dönemin izin verdiği ölçütlerin ötesinde

olmasını gerektirmeyebileceğinden Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılacak

incelemeden önce sınırlamaya konu hakkın düzenlendiği Anayasa maddesi başta

olmak üzere Anayasa’nın ilgili hükümleri ve olağan dönemde hak ve özgürlükleri

sınırlama ve güvence rejimini düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesi kapsamında bir

inceleme yapılmalıdır.

62. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.

63. Kanunların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi, hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi ve kazanılmış hakları ihlal etmemesi anılan maddede belirtilen hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözönünde tutarak kullanması gerekir.

64. Anayasa Mahkemesince kamu yararı konusunda

yapılacak inceleme, kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığının

araştırılmasıyla sınırlıdır. Anayasa'nın çeşitli hükümlerinde yer alan kamu

yararı kavramının Anayasa'da bir tanımı yapılmamıştır. Ancak Anayasa

Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği gibi kamu yararı bireysel ve özel

çıkarlardan ayrı ve bunlardan üstün olan toplumsal yarardır. Kamu yararı

düşüncesi olmaksızın, yalnız özel çıkarlar için veya yalnız belli kişilerin

yararına olarak kanun hükmü konulamaz. Böyle bir durumun açık bir biçimde ve

kesin olarak saptanması hâlinde söz konusu kanun hükmü Anayasa'nın 2. maddesine

aykırı düşer. Açıklanan istisnai hâl dışında bir kanun hükmünün ülke

gereksinimlerine uygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının

sağlanabileceği bir siyasi tercih sorunu olarak kanun koyucunun takdirinde

olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla

bağdaşmaz.

65. Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesinin

temel gereklerinden biri de hiç kuşkusuz kazanılmış haklara saygı

gösterilmesidir. Kazanılmış haklara saygı, hukuk güvenliği ilkesinin bir sonucu

olup hukukun genel ilkelerinden birini oluşturmaktadır. Kazanılmış hak, özel

hukuk ve kamu hukuku alanlarında genel olarak, bir hak sağlamaya elverişli

nesnel yasa kurallarının bireylere uygulanması ile onlar için doğan öznel hakkın

korunmasıdır. Kazanılmış bir haktan söz edilebilmesi için bu hakkın, yeni

kanundan önce yürürlükte olan kurallara göre bütün sonuçlarıyla fiilen elde

edilmiş olması gerekir. Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan,

kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel niteliğe dönüşmüş haktır.

66. Anayasa’nın 48. ve 49. maddelerinde çalışma hürriyeti ve hakkı güvence altına alınmıştır. Şüphesiz anılan maddelerle güvence altına alınan hürriyet ve hak, sadece kişilerin özel sektördeki çalışmalarını değil kamudaki çalışmalarını da kapsamaktadır. Dava konusu kurallarla bu hürriyet ve hakka ilişkin doğrudan bir düzenleme yapılmamakla birlikte kuralların bu hürriyet ve hakka ilişkin kazanılmış haklara yönelik bir müdahale taşıyıp taşımadığının incelenmesi gerekmektedir.

67. Dava konusu kurallara konu öğrencilerin memuriyet hakkını kazanılmış bir hak olarak elde etmedikleri, zira bunların henüz memuriyete atanmadıkları ve memuriyetin bunlar yönünden bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş kişisel bir hakka dönüşmediği açıktır. Bu yönüyle kuralların çalışma hürriyeti ve hakkı kapsamında kazanılmış hakları ihlal eden bir yönü bulunmamaktadır.

68. Anayasa'nın 42. maddesinin birinci fıkrasında kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağı belirtilmek suretiyle eğitim ve öğrenim hakkı herkes yönünden güvenceye bağlanmıştır. Eğitim ve öğrenim hakkı, kamu ve özel eğitim kurumlarını kapsadığı gibi eğitimin ilk, orta ve yükseköğrenim seviyelerini de kapsar. Anayasa’da yer alan eğitim ve öğrenim hakkı, kamu otoritelerine bireyin eğitim ve öğrenim almasını engellememe negatif ödevini yüklemektedir.

69. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise öğrenim hakkının kapsamının kanunla tespit edilip düzenleneceği belirtilerek bu hakkın mutlak olmadığı, hakkın kapsamını ve sınırlarını belirleme yetkisinin kanun koyucuya ait olduğu kabul edilmiştir. Bu nedenle kanun koyucunun anılan hakkı kamu yararı amacıyla sınırlandırabilmesi mümkündür. Ancak bu sınırlamanın Anayasa’da temel hak ve özgürlükler için öngörülen güvencelere aykırı olmaması gerekir.

70. Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca eğitim ve öğrenim hakkı, bu hakkın özüne dokunmaksızın yalnızca kanunla ve demokratik bir toplumda gerekli olduğu ölçüde sınırlanabilir. Ayrıca getirilen bu sınırlamalar Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

71. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik, öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını; gereklilik, ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını; orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.

72. 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesinde; yurt dışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak, caydırıcılık sağlayacak şekilde askerî gücün muhafazasını ve güçlendirilmesini sağlamak TSK’nın görevleri arasında sayılmıştır. Yurt dışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı ülke güvenliğinin sağlanmasında birinci derecede sorumlu olan TSK’nın bu görevini en iyi şekilde yerine getirmesinde bu hizmetlere uygun personelin seçiminin ve eğitiminin önemi tartışmasızdır.

73. 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe teşebbüsünden sonra

askerî personel yetiştirme sisteminde de değişikliğe gidilerek TSK’nın

astsubay, subay ve kurmay subay ihtiyacının askerî liseler, astsubay hazırlama

okulları ve harp akademilerinden karşılanması yönündeki politikadan

vazgeçilmiştir. Bu kapsamda askerî lise, astsubay hazırlama okulları ve harp

akademileri kapatılmış; askerî personel eğitim sistemi Millî Savunma

Üniversitesi adı altında yükseköğretim seviyesinde yeniden yapılandırılmıştır. Ülke güvenliğinin sağlanmasında

doğrudan sorumlu olan TSK’nın bu sorumluluğunu en iyi şekilde yerine

getirebilmesi için askerî personel eğitim sisteminin yeniden yapılandırılmasına

yönelik düzenlemeler yapılması kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında

kalmaktadır. Askerî personel eğitim sisteminde yapılan değişikliğin amaçlanan

kamu yararını gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceği ise yerindeliğe ilişkin olup

anayasallık denetiminde gözetilebilecek bir husus değildir.

74. Askerî personel eğitim sisteminde yapısal değişiklikler öngören düzenlemelerin gerekçesinde, askerî personel yetiştirme sisteminde sorunlara neden olan harp akademileri ile askerî liseler ve astsubay hazırlama okullarının kapatılarak yeni bir yapılanmaya gidilmesi ve bu kapsamda sözü edilen okullarda öğrenim gören askerî öğrencilerin de durumlarına uygun liselere nakledilmesinin öngörüldüğü ifade edilmiştir.

75. 15 Temmuz darbe teşebbüsünün FETÖ/PDY tarafından TSK

içindeki mensupları vasıtasıyla gerçekleştirildiği, yargı mercilerince tespit

edilmiştir. Örgüt hakkında yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda; örgütün en

çok önem verdiği, bu bağlamda en fazla kadrolaştığı ve egemen hâle geldiği

devlet kurumunun TSK olduğu, TSK’daki kadrolaşmanın uzun yıllar önce başladığı

ve tam bir gizlilik içinde yürütülerek askerî lise öğrencilerinden komuta

kademesine kadar TSK’nın tüm birimlerinde kadrolaşıldığı ifade edilmiştir.

Darbe girişiminden sonra yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda da zaman içinde

örgüt mensuplarının albay veya general rütbesine kadar yükseldikleri tespit

edilmiş ve bu kişiler ordudan ihraç edilmiştir.

76. Belirtilen durum karşısında adı geçen örgütle mücadelenin

etkin bir şekilde sürdürülebilmesi, darbe tehdidinin bertaraf edilebilmesi ve

tekrar etmesinin önlenmesi için yetkili makamlarca bazı tedbirlerin alınmasının

kaçınılmaz hâle geldiğinin değerlendirildiği anlaşılmaktadır. Bu tedbirlerden

biri de askerî personel yetiştirme sisteminin yeniden yapılandırılmasıdır.

Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunun ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine 21/7/2016 tarihinde karar vermesinden sonra 669 sayılı

KHK’nın 104. maddesiyle askerî liseler, astsubay hazırlama okulları ve harp

akademileri kapatılmış, 105. maddesiyle de askerî liseler ile astsubay

hazırlama okullarında eğitimine devam eden öğrencilerin Millî Eğitim

Bakanlığınca, giriş sınavlarının yapıldığı tarihte aldıkları ortaöğretim

yerleştirme puanları dikkate alınarak durumlarına uygun okullara nakledilmesi

öngörülmüştür. Anılan düzenlemeler 6756 sayılı Kanunla aynen kabul edilerek

yasalaşmıştır.

77. Askerlik hizmetinin millî güvenliğin sağlanmasındaki önemi ve ağırlığı gözetildiğinde TSK’nın personel rejimi veya askerî personelin eğitim sistemi konusunda diğer kamu kurumlarına nazaran farklı uygulamalar ve tedbirler öngörülmesi olağan karşılanabilir. Özellikle olağanüstü hâl ilanına neden olan olayın TSK içindeki bir örgüt tarafından gerçekleştirilen darbe teşebbüsü olduğu gözönünde bulundurulduğunda kuralların darbe tehdidinin bertaraf edilmesi ve bir daha tekrarlanmaması amacıyla öngörüldüğü anlaşılmaktadır.

78. Askerî lise ve astsubay hazırlama okullarının kapatılması, bu okullarda eğitimine devam eden öğrencilerin söz konusu eğitimden mahrum kalmasına sebebiyet vermiştir. Bu açıdan bakıldığında anılan okulların kapatılmasının eğitim ve öğrenim hakkına sınırlama getirdiği açıktır.

79. Yukarıda açıklandığı üzere askerî lise ve astsubay hazırlama okullarının kapatılmasının nedeni millî güvenlik, demokratik anayasal düzen ve kamu güvenliği yönünden bir tehdite yol açtığı değerlendirilen askerî personel yetiştirme sisteminin yeniden düzenlenmesi olup millî güvenliğin, demokratik anayasal düzenin ve kamu güvenliğinin sağlanması ve korunması amacıyla anılan tedbire başvurulmasının elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.

80. Kurallarla, anılan öğrencilerin her konudaki eğitim ve

öğrenime erişmelerine değil sadece askerî liseler ve astsubay hazırlama

okullarının kapatılması nedeniyle bu eğitim kurumlarındaki eğitim ve öğrenime

erişmelerine bir sınırlama getirilmiştir. Kurallarla anılan sınırlama

yapılırken eğitimine devam eden öğrencilerin Millî Eğitim Bakanlığınca, giriş

sınavlarının yapıldığı tarihte aldıkları ortaöğretim yerleştirme puanları

dikkate alınarak durumlarına uygun okullara nakledilmeleri sağlanmıştır.

Böylece millî güvenliğin, demokratik anayasal düzenin ve kamu güvenliğinin

sağlanması ve korunması yönündeki kamu yararı ile eğitim ve öğrenim hakkı

arasındaki makul dengenin gözetildiği görülmektedir. Bu yönüyle kuralların

eğitim ve öğrenim hakkına orantısız bir müdahalede bulunduğu, dolayısıyla

ölçüsüz olduğu ileri sürülemez.

81. Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarında da vurgulandığı

üzere Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesinin amacı, aynı

durumda bulunan kişilerin kanunlarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak

ve kişilere kanunlar karşısında ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını

önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı

kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanunlar,

eşitlik ilkesine uygun bir şekilde, aynı veya benzer durumda bulunanlar için

haklarda ve ödevlerde, yararlarda ve yükümlülüklerde, yetkilerde ve

sorumluluklarda, fırsatlarda ve hizmetlerde eşit davranılmasını sağlayacak

kurallar içermelidir. Ancak durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya

da topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir.

82. Askerî liseler ve astsubay hazırlama okullarından mezun olanlar ile bu okullarda öğrenimine devam etmekte iken okulların kapatılması nedeniyle başka okullara nakledilenler aynı hukuki konumda değildir. Dolayısıyla belirtilen kişiler arasında eşitlik karşılaştırması yapılmasına imkân bulunmamaktadır.

83. Kurallar Anayasa’nın olağan dönem hukuk düzeni yönünden öngördüğü güvence rejimini aşan bir düzenleme öngörmediğinden Anayasa’nın 15. maddesi yönünden ayrıca incelenmemiştir.

84. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 2., 10., 13., 42., 48. ve 49 maddelerine aykırı değildir. İptal taleplerinin reddi gerekir.

Kuralların Anayasa’nın 58. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

F. Kanun’un 105. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (b)

Bendinin “…Yükseköğretim Kurulunca, üniversite sınavının yapıldığı tarihte aldıkları yerleştirme puanları dikkate alınarak durumlarına uygun fakülte ve yüksek okullara, naklen kaydedilirler.” Bölümünün İncelenmesi

1. Genel Açıklama

85. Harp okullarının teşkilatlanması, görev ve sorumlulukları, eğitim, öğretim, araştırma, yayın, öğretim elemanları ve öğrencilerle ilgili esaslar 11/5/2000 tarihli ve 4566 sayılı Harp Okulları Kanunu’nda düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde, harp okullarının Atatürk ilkelerine bağlı ve askerî değerleri haiz muvazzaf subay yetiştiren, eğitim ve öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapan, bilimsel özerkliğe sahip yükseköğretim kurumları olduğu ifade edilmiştir.

86. Harp okulları Kara Harp Okulu, Deniz Harp Okulu ve Hava Harp Okulu adı altında, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerinin subay ihtiyacını karşılamak üzere eğitim ve öğretim faaliyetinde bulunmaktadır. 4566 sayılı Kanun’un 7. maddesine göre harp okullarında ilgili kuvvet komutanlığının ihtiyacına göre temel bilimler, mühendislik ve sosyal bilim alanlarından birinde lisans düzeyinde eğitim ve öğretim yapılmaktadır.

87. Astsubay meslek yüksekokulları da muvazzaf astsubay yetiştiren yükseköğretim kurumları olarak faaliyet göstermektedir. Astsubay meslek yüksek okullarının teşkilatlanması, görev ve sorumlulukları, eğitim ve öğretim, araştırma, yayın, öğretim elemanları ve öğrencileriyle ilgili esaslar 11/4/2002 tarihli ve 4752 sayılı Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kanunu’nda düzenlenmiştir.

88. 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra askerî personel yetiştirme sisteminde yapılan değişiklik kapsamında gerek harp okullarının gerekse de astsubay meslek yüksekokullarının yapısında birtakım değişikliklere gidilmiştir.

89. 4566 sayılı Kanun’un 3. maddesinde harp okullarının kuvvet

komutanlıkları bünyesinde eğitim ve öğretim yapan bilimsel özerkliğe sahip

kurumlar oldukları belirtilmekte iken yapılan değişiklikle bu okulların Millî

Savunma Bakanlığı teşkilatı içinde Millî Savunma Üniversitesine bağlı olarak

eğitim ve öğretim yapması öngörülmüştür. Böylece harp okulları kuvvet

komutanlıklarının hiyerarşik yapılanmasından çıkarılarak Millî Savunma

Üniversitesine bağlanmıştır. Kanun’un 11. maddesine göre harp okulu dekanı

27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu

hükümlerine göre atanmakta iken yapılan değişiklikle dekanın Millî Savunma

Bakanı tarafından atanması öngörülmüş, okul komutanı ile dekan arasındaki

astlık-üstlük ilişkisi de kaldırılmıştır. Askerî liselerin kaldırılmasıyla

birlikte harp okullarının öğrenci kaynağı da değişmiş ve bu eğitim kurumlarına

tamamen lise ve dengi okullardan öğrenci alınması öngörülmüştür.

90. Yukarıda yer verilen hükümler birlikte değerlendirildiğinde daha önce kuvvet komutanlıkları bünyesinde askerî eğitim ve öğretim faaliyetlerini yürüten harp okullarının özellikle yönetim anlamında sivilleştirilmesinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Bu kapsamda harp okulları Millî Savunma Üniversitesi bünyesinde Cumhurbaşkanı tarafından atanan rektöre bağlı olarak Millî Savunma Bakanı tarafından atanan dekan tarafından yönetilmekte, okul komutanları ise esas olarak askerî eğitim faaliyetlerinden sorumlu tutulmaktadır.

91. Astsubay meslek yüksekokullarını düzenleyen 4752 sayılı Kanun’da da benzer değişiklikler yapılmıştır. Astsubay meslek yüksekokullarının Millî Savunma Üniversitesi bünyesinde Cumhurbaşkanı tarafından atanan rektöre bağlı olarak Millî Savunma Bakanı tarafından atanan yüksekokul müdürü tarafından yönetilmesi, yüksekokul komutanının ise esas olarak askerî eğitim faaliyetlerinden sorumlu olarak görev yapması öngörülmüştür.

92. Dava konusu kuralda ise 6756 sayılı Kanun’un yayımı tarihinde harp okulları, fakülte ve yüksekokullar ile astsubay meslek yüksekokullarında (jandarma dâhil) öğrenimine devam eden öğrencilerin Yükseköğretim Kurulunca, üniversite sınavının yapıldığı tarihte aldıkları yerleştirme puanları dikkate alınarak durumlarına uygun fakülte ve yüksekokullara naklen kaydedilmesi öngörülmüştür.

93. Kural ilk olarak 31/7/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 669 sayılı KHK’nın 105. maddesinde düzenlenmiş, daha sonra 6756 sayılı Kanun’un 105. maddesiyle de aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. Kurala göre 31/7/2016 tarihinde harp okulları, fakülte ve yüksek okullar ile astsubay meslek yüksekokullarında (jandarma dâhil) öğrenimine devam eden öğrenciler Yükseköğretim Kurulunca, üniversite sınavının yapıldığı tarihte aldıkları yerleştirme puanları dikkate alınarak durumlarına uygun fakülte ve yüksek okullara naklen kaydedilecektir.

2. İptal Talebinin Gerekçesi

94. Dava dilekçesinde özetle; harp okulu ve astsubay meslek yüksekokullarında eğitimine devam eden öğrencilerin durumlarına uygun okullara naklen kaydedilmesinin bu öğrencilerin söz konusu okullarda elde ettikleri öğrencilik statülerini ve bu statüye bağlı haklarını kaybetmeleri anlamını taşıdığı, bu durumun adı geçen okullardan daha önce mezun olan öğrencilerle başka okullara nakledilen öğrenciler arasında eşitsizliğe sebebiyet verdiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

95. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13., 42., 48. ve 49. maddeleri yönünden de incelenmiştir.

96. Olağanüstü hâl ilanına neden olan darbe girişiminin TSK

içinde gizlice yapılanan bir terör örgütü tarafından yapıldığı gözönünde

bulundurulduğunda darbe tehdidinin önlenmesi ve bir daha tekrarlanmaması

amacıyla askerî personel yetiştirme sistemine yönelik olarak düzenlemeler

yapılmasının olağanüstü hâle neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf

edilmesine yönelik tedbirler kapsamında kaldığı açıktır. Yeni getirilen askerî

personel yetiştirme sisteminin uygulamasına ilişkin olarak kuralla herhangi bir

istisna tanınmayarak askerî okullarda öğrenimine devam eden öğrencilerin anılan

okullarla ilişiğinin kesilmesi de bu tedbirler kapsamındadır. Bu yönüyle

kuralın olağanüstü hâlin gerekli kıldığı durumla ilişkili olduğunda tereddüt

bulunmamaktadır. Dolayısıyla kurala ilişkin Anayasa’ya uygunluk denetiminin

olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının durdurulmasını

düzenleyen Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerekir. Ancak

olağanüstü yönetim usullerine başvurulması, bu dönemde yürürlüğe konulan temel

hak ve özgürlükleri sınırlandıran her düzenlemenin olağan dönemin izin verdiği

ölçütlerin ötesinde olmasını gerektirmeyebileceğinden Anayasa’nın 15. maddesi

kapsamında yapılacak incelemeden önce sınırlamaya konu hakkın düzenlendiği

Anayasa maddesi başta olmak üzere Anayasa’nın ilgili hükümleri ve olağan

dönemde hak ve özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimini düzenleyen

Anayasa’nın 13. maddesi kapsamında bir inceleme yapılmalıdır.

97. Anayasa’nın 48. maddesinin birinci fıkrasında herkesin dilediği alanda çalışma hürriyetine sahip olduğu; 49. maddesinde de çalışmanın herkesin hakkı ve ödevi olduğu hüküm altına alınarak çalışma hürriyeti ve hakkı güvence altına alınmıştır. Anılan maddelerle güvence altına alınan hürriyet ve hak, sadece kişilerin özel sektördeki çalışmalarını değil kamudaki çalışmalarını da kapsamaktadır.

98. Hukuk devletinin korumakla yükümlü olduğu evrensel ilkelerden biri hukuk güvenliği ilkesidir. Hukuk güvenliği ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Kanunlara güvenerek hayatını yönlendiren, hukuki iş ve işlemlere girişen bireyin bu kanunların uygulanmasına devam edileceği yolunda oluşan beklentisinin mümkün olduğunca korunması hukuki güvenlik ilkesinin gereğidir.

99. Ancak bu husus, mevcut bir hukuki durumun dokunulmazlığı anlamında değerlendirilmemelidir. Hukuki güvenliğin mevcut bir hukuki durum için dokunulmazlık şeklinde algılanması, dinamik toplum yapısının kurallarla statik, durağan hâle getirilmesi sonucunu doğurur ki bu da toplumun çağın gerisinde kalmasına neden olabilir. Bu nedenle kanun koyucu, Anayasa’da öngörülen kurallar çerçevesinde diğer alanlarda olduğu gibi kamu görevine giriş koşullarıyla ilgili olarak da kamu yararı amacıyla bazı değişiklikler yapabilir ve bu değişiklikler kişilerin beklentilerini etkileyebilir.

100. Bir beklentinin hukuken koruma görebilmesinin ön

koşullarından biri beklentinin haklı (meşru) beklenti seviyesine ulaşmasıdır.

Haklı beklenti, bireyin kendisine güvenerek hareket ettiği, lehine olan bir

kanunda öngörülemez bir değişiklik yapılması ve bu öngörülemez değişikliğin

herkes yönünden objektif olarak beklenebilecek bir beklentiyi sonuçsuz

bırakması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gündeme gelmektedir.

Ancak bir beklentinin hukuken korunabilmesi için anılan koşulların

gerçekleşmesi yeterli olmayıp bu beklentinin korunmasına engel teşkil eden bir

kamu yararının da bulunmaması gerekmektedir. Bu yönüyle anayasa yargısında kişi

yararıyla kamu yararının karşı karşıya geldiği durumlarda ancak önemli bir kamu

yararı bulunmadığında haklı beklentinin korunması kabul edilebilir. Aksi

takdirde kanun koyucunun kamu yararını gerçekleştirmek üzere değişen koşulara

göre yeni politikalar belirlemesi imkânı önemli ölçüde zedelenebilir.

101. Harp okulları, ilgili kuvvet komutanlığının ihtiyacına göre belirlenen dallarda lisans eğitim ve öğretimini görmüş muvazzaf subay yetiştirmek amacıyla kurulmuş eğitim kurumlarıdır. Astsubay meslek yüksekokulları da muvazzaf astsubay yetiştiren yükseköğretim kurumlarıdır. Harp okulları ve astsubay meslek yüksekokullarında öğrenimine devam eden öğrencilerin muvazzaf subay veya astsubay olarak atanmalarına yönelik ileriye dönük beklentilerinin bulunduğu kuşkusuzdur.

102. Kuralda; harp okulları, fakülte ve yüksekokullar ile

astsubay meslek yüksekokullarında öğrenimine devam eden öğrencilerin

Yükseköğretim Kurulunca, üniversite sınavının yapıldığı tarihte aldıkları

yerleştirme puanları dikkate alınarak durumlarına uygun fakülte ve

yüksekokullara naklen kaydedilmesi öngörülmüştür. Kuralla, çalışma hürriyeti ve

hakkına ilişkin doğrudan bir düzenleme yapılmamakla birlikte adı geçen

okullarda eğitimine devam edenlerin doğrudan muvazzaf subay ve astsubay olma

imkânları ortadan kaldırılmaktadır. Dolayısıyla harp okullarında ve astsubay

meslek yüksekokullarında öğrenimine devam eden öğrencilerin muvazzaf subay veya

astsubay olarak çalışma hürriyeti ve hakkına ilişkin beklentilerinin, korunması

gerekli haklı beklenti niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.

103. Askerlik hizmetinin millî güvenliğin sağlanmasındaki önemi

gözönünde bulundurulduğunda TSK’da istihdam edilecek personel seçiminde son

derece hassas davranılması ve diğer kurumlara nazaran farklı bir istihdam

politikası yürütülmesi olağandır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de yerleşik

içtihadında askerlik hizmetinin önemini gözeterek askerlik hizmetine veya

askerî personele ilişkin kuralların diğer kurumlara nazaran daha katı şekilde

uygulanabileceğini kabul etmektedir. Bu bağlamda TSK’nın omurgasını oluşturan

subay ve astsubay rütbeli personelin seçimi ve eğitimi gibi personel

istihdamına ilişkin düzenlemeler bakımından kanun koyucunun geniş bir takdir

yetkisi bulunmaktadır. 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra millî güvenliğin, demokratik anayasal düzenin ve kamu

güvenliğinin sağlanması ve korunmasını sağlamak amacıyla gerek

harp okulları gerekse de astsubay meslek yüksekokullarının yapısında köklü

değişiklikler yapılarak öğrenci alım sürecinden başlayarak bu kurumların yeni

bir eğitim ve personel hazırlama sistemine göre yapılandırılması yoluna

gidilmiştir.

104. Yeni askerî eğitim ve personel hazırlama sistemi

öngörülürken bu okullara devam eden öğrencilerin geleceğe ilişkin

beklentilerini etkileyebilecek bazı tedbirlerin alınması ihtiyacı ortaya

çıkabilir. Anılan öğrencilerin geleceğe ilişkin beklentilerinin, kanun koyucunun millî güvenliğin, demokratik

anayasal düzenin ve kamu güvenliğinin sağlanması ve korunmasını sağlamak

amacıyla birtakım tedbirler almasına ve anılan okullara ilişkin eğitim

sistemini yeniden yapılandırması yönünde düzenlemeler yapmasına engel teşkil

edebileceği düşünülemez. Bununla birlikte kanun koyucunun bu düzenlemeleri

yaparken kişilerin önceki kanunun yürürlükte kalacağı yönündeki güvenlerine

dayanmalarını gözardı etmemesi ve kişilerin bu güvenlerine dayalı olarak ortaya

çıkabilecek zararlarını mümkün olduğunca dengeleyebilecek güvencelere yer

vermesi gerekir.

105. 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra öngörülen yeni askerî

personel hazırlama ve eğitim sistemiyle bağlantılı olarak dava konusu kuralla

anılan okullarda öğrenimine devam eden öğrencilerin önceki düzenlemelerle

sağlanan subay ve astsubaylığa atanma imkânının devamı yönünde bir düzenlemeye

gidilmeyerek anılan öğrenciler yönünden yeni sistemde bir istisnaya yer

verilmemiştir. 6756 sayılı Kanun’un ilgili hükümleri bir bütün olarak

incelendiğinde kanun koyucunun demokratik anayasal düzene karşı yönelen

tehditlerin kaynağında önceki askerî personel yetiştirme sisteminin etkili olduğunu

değerlendirdiği anlaşılmaktadır. Bu yönüyle kanun koyucunun bu alanı yeniden

düzenlerken önceki eğitim sisteminde yetişen öğrenciler yönünden bir istisna

tanımamasında güdülen amacın da demokratik anayasal düzeni korumak olduğu açık

olup bireylerin geleceğe ilişkin bazı bireysel beklentilerinin, anılan yönde

düzenleme yapılmasıyla öngörülen kamu yararından daha üstün tutulması

beklenemez.

106. Dava konusu kuralla, anılan kamu yararı nedeniyle harp

okulları, fakülte ve yüksekokullar ile astsubay meslek yüksekokullarında

öğrenimine devam eden öğrenciler bakımından yeni sisteme ilişkin kurallarla

ilgili bir istisna tanınmamakla birlikte, Kanun’da bu durumun anılan öğrenciler

yönünden yaratabileceği zararları olabildiğince gidermeye yönelik dengeleyici güvencelerin

öngörüldüğü görülmektedir. Bu bağlamda kuralla, anılan öğrencilerin

Yükseköğretim Kurulunca, üniversite sınavının yapıldığı tarihte aldıkları

yerleştirme puanları dikkate alınarak durumlarına uygun fakülte ve

yüksekokullara nakledilmeleri ve nakil işlemi yapılırken öğrencilerin daha önce

harp okulları ile astsubay meslek yüksekokullarında aldıkları eğitimin de

gözetilmesi öngörülmüştür. Ayrıca eğitim durumlarına uygun şekilde nakil

işleminin yapılıp yapılmadığı yargı denetimine tabi kılınmıştır. Bu itibarla

dava konusu kuralın, kişilerin çalışma hürriyeti ve hakları yönünden hukuken

korunması gereken haklı beklentilerini ihlal ettiği söylenemez.

107. Öte yandan dava konusu kuralla; başladıkları öğrenimi

tamamlamalarına izin verilmemesi nedeniyle anılan öğrencilerin söz konusu

öğrenime erişemedikleri, dolayısıyla eğitim ve öğrenim haklarına bir sınırlama

getirildiği görülmektedir. Ancak askerî personelin yetiştirilmesi ve eğitimi

koşullarında sistem değişikliğine gidilmesi nedeniyle getirilen bu sınırlamanın

demokratik anayasal düzenin korunması ve askerlik hizmetinin amacına uygun bir

şekilde işlemesi amacıyla öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Zira askerî hizmetlerin

millî güvenlik, demokratik anayasal düzenin korunması ve kamu güvenliği

yönünden taşıdığı kritik önem, yeni sisteme ilişkin kurallara birtakım

istisnaların öngörülmesine imkân tanımayabilir. Bu çerçevede kuralla eğitim ve

öğrenim hakkına bir sınırlama getirilmekteyse de bu sınırlamanın, kamu yararı

amacıyla öngörüldüğü açık olup getirilen sınırlamanın demokratik anayasal

düzenin korunması ve askerî hizmetlerin hedefine uygun şekilde yürütülebilmesi

amaçları yönünden elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.

108. Kuralla öğrencilerin her konudaki eğitim ve öğrenime erişmelerine değil harp okulları ile astsubay meslek yüksekokullarındaki eğitim ve öğrenime erişmelerine sınırlama getirilmiştir. Bu düzenleme yapılırken sınırlamanın eğitim ve öğrenim hakkı yönünden orantısız bir müdahaleye neden olmaması için 106. paragrafta belirtilen güvencelerin öngörüldüğü, böylece kuralın getirilmesiyle hedeflenen kamu yararı ile eğitim ve öğrenim hakkı arasında makul dengenin gözetildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın eğitim ve öğrenim hakkı yönünden ölçüsüz bir sınırlamaya neden olduğu kabul edilemez.

109. Harp okulları ile astsubay meslek yüksekokullarından mezun olup muvazzaf subay veya astsubay olarak göreve başlayanlar ile öğrenimine devam edenler aynı hukuki konumda değildir. Dolayısıyla belirtilen kişiler arasında eşitlik karşılaştırması yapılmasına da imkân bulunmamaktadır.

110. Kural Anayasa’nın olağan dönem hukuk düzeni yönünden öngördüğü güvence rejimini aşan bir düzenleme öngörmediğinden Anayasa’nın 15. maddesi yönünden ayrıca incelenmemiştir.

111. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 10., 13., 42., 48. ve 49. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

G. Kanun’un 105. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (c) Bendinin İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi

112. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla 30 Ağustos tarihi itibarıyla harp okulu ve astsubay meslek yüksekokullarından mezun olacak öğrencilerin subay ve astsubaylığa nasbının yapılmayarak bunun yerine durumlarına uygun fakülte ve yüksek okullardan diploma verilmesinin bu öğrencilerin söz konusu okullarda elde ettikleri öğrencilik statülerini ve bu statüye bağlı olarak kazandıkları hakları kaybetmeleri anlamını taşıdığı, bu durumun adı geçen okullardan daha önce mezun olanlarla eşitsizliğe sebebiyet verdiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

113. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesine uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13., 42., 48. ve 49. maddeleri yönünden de incelenmiştir.

114. Dava konusu kuralda 30 Ağustos itibarıyla mezun olacak askerî öğrencilerin subay ve astsubaylığa nasbının yapılmayacağı, bunlara üniversite sınavının yapıldığı tarihte aldıkları yerleştirme puanları dikkate alınarak Yükseköğretim Kurulunca belirlenecek durumlarına uygun fakülte ve yüksek okullarca diploma verileceği hüküm altına alınmıştır.

115. Kuralda 30 Ağustos itibarıyla mezun olacak askerî öğrencilerden bahsedilmekle birlikte yıl belirtilmemiştir. Ancak adı geçen kural ilk olarak 20/7/2016 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında 25/7/2016 tarihli ve 669 sayılı KHK ile düzenlenmiştir. Dolayısıyla 30 Ağustos tarihiyle kastedilenin 30/8/2016 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

116. 926 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (b)

bendinde “Nasıp: İlk subaylığa, astsubaylığa ve bir rütbeden sonraki rütbeye

terfide yeni rütbenin normal bekleme süresinin başlama tarihidir.” şeklinde

tanımlanmıştır. Kanun’un 35. ve 82. maddelerine göre harp okulundan mezun olan

subay adayları ile astsubay meslek yüksekokullarından mezun olan astsubay

adayları mezun olur olmaz subay veya astsubay olarak göreve başlamamaktadır.

Anılan maddelere göre astsubay ve subayların nasbı 30 Ağustos tarihinde Millî

Savunma Bakanı tarafından yapılmaktadır. Dava konusu kuralda ise 15 Temmuz

darbe girişiminden sonra 30 Ağustos itibarıyla harp okullarında veya askerî

meslek yüksekokullarında almaları gereken eğitimleri tamamlayarak mezun olacak

seviyeye gelen askerî öğrencilerin subay ve astsubay olarak TSK’da göreve

başlamaları engellenmekte ancak bu kişilere üniversite sınavının yapıldığı

tarihte aldıkları yerleştirme puanları dikkate alınarak Yükseköğretim Kurulunca

belirlenecek durumlarına uygun fakülte ve yüksekokullarca diploma verilmesi

öngörülmektedir.

117. Kanun’un 105. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinin “…Yükseköğretim Kurulunca, üniversite sınavının yapıldığı tarihte aldıkları yerleştirme puanları dikkate alınarak durumlarına uygun fakülte ve yüksek okullara, naklen kaydedilirler.” bölümüne ilişkin gerekçeler dava konusu kural yönünden de geçerlidir.

118. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 10., 13., 42., 48. ve 49. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ

119. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların bu hâliyle uygulanmasının telafisi güç veya imkânsız zararların doğmasına sebebiyet vereceği belirtilerek kuralların yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.

9/11/2016 tarihli ve 6756 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması ve Millî Savunma Üniversitesi Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesi Hakkında Kanun’un;

A. 1. 104. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci

cümlesine,

2. 105. maddesinin (1) numaralı fıkrasının;

a. (a) bendinin “…Millî Eğitim Bakanlığınca, giriş sınavlarının yapıldığı tarihte aldıkları ortaöğretim yerleştirme puanları dikkate alınarak durumlarına uygun okullara,” bölümüne,

b. (b) bendinin “…Yükseköğretim Kurulunca, üniversite sınavının yapıldığı tarihte aldıkları yerleştirme puanları dikkate alınarak durumlarına uygun fakülte ve yüksek okullara, naklen kaydedilirler.” bölümüne,

c. (c) bendine,

yönelik iptal talepleri 25/7/2019 tarihli ve E.2017/18, K.2019/66 sayılı kararla reddedildiğinden, bu bende, cümleye ve bölümlere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,

B. 4. maddesinin

1. (1) numaralı fıkrasının “…iflasın ertelenmesi talebinde bulunulamaz;…” ve “…mahkemelerce iflasa ilişkin araştırma yapılmaksızın derhal reddedilir.”,

2. (2) numaralı fıkrasının;

a. (a) bendinin“…iflasın ertelenmesine karar verilemez.”,

b. (b) bendinin“…tedbir kararı verilemez, verilmişse derhal kaldırılır.”,

bölümleri hakkında 25/7/2019 tarihli ve E.2017/18, K.2019/66 sayılı kararla karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğinden, bu bölüm ve ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması talepleri hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,

25/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

9/11/2016 tarihli ve 6756 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması ve Millî Savunma Üniversitesi Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesi Hakkında Kanun’un;

A. 4. maddesinin

1. (1) numaralı fıkrasının “…iflasın ertelenmesi talebinde bulunulamaz;…” ve “…mahkemelerce iflasa ilişkin araştırma yapılmaksızın derhal reddedilir.”,

2. (2) numaralı fıkrasının;

a. (a) bendinin “…iflasın ertelenmesine karar verilemez.”,

b. (b) bendinin “…tedbir kararı verilemez, verilmişse derhal kaldırılır.”,

bölümlerine ilişkin iptal talepleri hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,

B. 104. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci

cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE,

C. 105. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

1. (a) bendinin “…Millî Eğitim Bakanlığınca, giriş sınavlarının yapıldığı tarihte aldıkları ortaöğretim yerleştirme puanları dikkate alınarak durumlarına uygun okullara,” bölümünün,

2. (b) bendinin “…Yükseköğretim Kurulunca, üniversite sınavının yapıldığı tarihte aldıkları yerleştirme puanları dikkate alınarak durumlarına uygun fakülte ve yüksek okullara, naklen kaydedilirler.” bölümünün,

3. (c) bendinin,

Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE,

25/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

Engin YILDIRIM

Başkanvekili

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR

Üye

Recep KÖMÜRCÜ

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye

Muammer TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

Üye

Kadir ÖZKAYA

Üye

Rıdvan GÜLEÇ

Üye

Recai AKYEL

Üye

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Üye

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Üye

Selahaddin

MENTEŞ

Anayasa Mahkemesi, E. 2017/18, K. 2019/66, 25 Temmuz 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İptal Davasını Açan
  4. İptal Davasının Konusu
  5. A. 4. maddesinin
  6. C. 105. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
  7. I. İptali İstenen Kanun Hükümleri
  8. II. İlk İnceleme
  9. III. Esasın İncelenmesi
  10. A. Olağanüstü Hâl Yönetim Usulünün Anayasal Çerçevesi
  11. B. Olağanüstü Hâl Düzenlemelerinin Yargısal Denetimi
  12. D. Kanun’un 4. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının “…iflasın
  13. E. Kanun’un 104. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının Birinci
  14. F. Kanun’un 105. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (b)
  15. IV. Yürürlüğün Durdurulması Talebi
  16. A. 1. 104. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci
  17. B. 4. maddesinin
  18. A. 4. maddesinin
  19. B. 104. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci
  20. C. 105. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
  21. Gökcan
  22. Akıncı
  23. M. Emin KUZ
  24. Hakyemez
  25. Seferinoğlu
  26. Menteş
  27. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2017/18
Karar No
2019/66
Tarih
25 Temmuz 2019

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2018/92 K.2019/67
  • AYM Norm Denetimi E.2019/42 K.2019/73
  • AYM Norm Denetimi E.2019/48 K.2019/74
  • AYM Norm Denetimi E.2018/144 K.2019/72
  • AYM Norm Denetimi E.2018/105 K.2019/71
  • AYM Norm Denetimi E.2019/79 K.2019/76

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.