İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2018/92 K.2019/67

– 30934

Esas2018/92Karar2019/67Tarih25 Temmuz 2019Okuma32 dk · 6.378 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
25 Temmuz 2019
Esas Sayısı
2018/92
Karar Sayısı
2019/67
R.G. Tarih – Sayı
31/10/2019
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.378 kelime·32 dk okuma·17 bölüm

– 30934

İPTAL DAVASINI AÇAN

Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 113 milletvekili

İPTAL DAVASININ KONUSU

1/2/2018 tarihli ve 7074 sayılı Kanun’un;

A. 9. maddesiyle 19/8/2016tarihli ve 6741 sayılı Türkiye Varlık Fonu Yönetimi Anonim Şirketinin Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (d) bendinin,

B. 10. maddesiyle 18/10/2016tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü

Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasının değiştirilen (a) bendinin,

Anayasa’nın 2., 13., 15., 19., 36. ve 121. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ

7074 sayılı Kanun’un;

A. 9. maddesiyle 6741 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (d) bendi şöyledir:

“Türkiye Varlık Fonunun kaynakları ve finansman sağlanması

MADDE 4- (1) Türkiye Varlık Fonunun kaynakları;

…

d) (Ek: 2/1/2017-KHK-684/9 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7074/9 md.) İktisadi devlet teşekküllerinden, bunların müessese, bağlı ortaklık, işletme, işletme birimleri ile varlıkları ve iştiraklerindeki kamu paylarından, sermayesinin tamamı veya yarısından fazlası Devlete ve/veya diğer kamu tüzel kişilerine ait olan ticari amaçlı kuruluşlardaki kamu paylarından, sermayesinin tamamı kamuya ait olan ticari amaçlı kuruluşların sahip olduğu hisse ve varlıklardan, Devletin diğer iştiraklerindeki kamu paylarından ve Hazineye ait paylardan Bakanlar Kurulu tarafından Türkiye Varlık Fonuna aktarılmasına veya Şirket tarafından yönetilmesine karar verilenlerden,

…

oluşur”

B. 10. maddesiyle 6749 sayılı Kanun’un 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasının değiştirilen (a) bendi şöyledir:

“Soruşturma ve kovuşturma işlemleri

MADDE 6- (1) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve toplu işlenen suçlar bakımından, olağanüstü halin devamı süresince;

a) (Değişik: 2/1/2017-KHK-684/10 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7074/10 md.) Gözaltı süresi, şüphelinin yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren yedi günü geçemez. Delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu nedeniyle Cumhuriyet savcısı, gözaltı süresinin yedi gün süreyle uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir.

…”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 17/5/2018 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Fatih ŞAHİN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Olağanüstü Hâl Yönetim Usulünün Anayasal Çerçevesi

3. Olağanüstü yönetim usulleri; iç karışıklık, ayaklanma, savaş

tehlikesinin baş göstermesi, savaş hâli, doğal afet, ağır ekonomik bunalım ve

benzeri nedenlerle devletin ve toplumun güvenliğini büyük ölçüde sarsan

durumlarla karşılaşıldığında başvurulan yönetim şekilleridir. Belirtilen

durumların devletin ve toplumun varlığı ve güvenliği bakımından büyük bir

tehlike oluşturduğu kuşkusuzdur. Olağan dönemdeki yönetim rejiminin ve hukuk

kurallarının bu tehlikelerin giderilmesinde yetersiz kalabilmesi nedeniyle

çağdaş hukuk sistemlerinde olağanüstü hâllerde özel yönetim usullerinin

uygulanmasına da imkân tanınmaktadır. Bir başka ifadeyle olağanüstü yönetim

usulleri bir zaruretten kaynaklanmakta olup demokratik anayasal düzenin

korunması ve sürdürülebilmesi için bu yönetim usullerine başvurulması

zorunluluğu ortaya çıkabilmektedir. Bu bağlamda olağanüstü yönetimlere neden

olan tehlikelerin bertaraf edilebilmesi için olaylar karşısında ivedi önlem ve

karar alabilme ihtiyacı duyan yürütmenin yetkilerinin artırılması

gerekebilmektedir.

4. Bununla birlikte demokratik ülkelerde olağanüstü yönetim usulleri hukuku dışlayan, keyfî yönetim anlamına gelmez. Olağanüstü yönetim usulleri kaynağını Anayasa’da bulmakta, anayasal kurallara göre yürürlüğe konularak yasama ve yargı organlarının denetiminde varlıklarını sürdürmektedir. Olağanüstü yönetimlerin amacı, anayasal düzeni korumak ve savunmaktır. Bu nedenle olağanüstü hâl yürütme organına önemli yetkiler vermesine, hak ve özgürlükleri de önemli ölçüde sınırlandırmasına karşın hukuki bir rejimdir.

5. 21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti

Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la

yapılan değişiklik öncesinde olağanüstü hâl sebepleri Anayasa’nın 119. ve 120.

maddelerinde düzenlenmiş ve 119. maddede “tabiî afet, tehlikeli salgın

hastalıklar veya ağır ekonomik bunalım halleri”; 120. maddede

de “Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve

hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddî

belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddî

şekilde bozulması halleri” olağanüstü hâl ilan edilme sebepleri

olarak öngörülmüştür. Anayasa’nın 119. maddesinde düzenlenen olağanüstü hâl,

Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunca ilan edilebilirken

120. maddesinde düzenlenen olağanüstü hâl, Cumhurbaşkanının başkanlığında

toplanan Bakanlar Kurulunca Millî Güvenlik Kurulunun da görüşü alındıktan sonra

ilan edilebilmektedir.

6. Anayasa’nın mülga 121. maddesinin üçüncü fıkrasında “Olağanüstü hal süresince, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda, kanun hükmünde kararnameler çıkarabilir. Bu kararnameler, Resmî Gazetede yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur; bunların Meclisce onaylanmasına ilişkin süre ve usul, İçtüzükte belirlenir” denilmektedir. Anılan hüküm uyarınca, olağanüstü hâllerde Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, olağanüstü hâlin gerekli kıldığı konularda kanun hükmünde kararname (KHK) çıkarma yetkisine sahiptir.

7. Anayasa’nın mülga 91. maddesinin birinci fıkrasında, sıkıyönetim ve olağanüstü hâller saklı kalmak üzere Anayasa’nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevlerin KHK’larla düzenlenemeyeceği belirtilmekte iken sıkıyönetim ve olağanüstü hâllerde, söz konusu hak ve ödevler yönünden de KHK ile düzenleme yapılmasına bir engel bulunmamaktadır.

8. Anayasa’nın mülga 121. ve 122. maddelerinin üçüncü fıkralarında

da olağanüstü hâl ve sıkıyönetim hâlinin gerekli kıldığı konularda çıkarılan

KHK’ların Resmî Gazete’de yayımlandıkları gün TBMM’nin onayına sunulacağı,

bunların TBMM tarafından onaylanmasına ilişkin süre ve usulün İçtüzük’te

belirleneceği öngörülmüştür. TBMM İçtüzüğü’nün 128. maddesinin 9/10/2018

tarihli ve 1200 sayılı Karar’la değiştirilmeden önceki hâline göre “Anayasanın

121 ve 122 nci maddeleri gereğince çıkarılan ve Türkiye Büyük Millet Meclisine

sunulan kanun hükmünde kararnameler, Anayasanın ve İçtüzüğün kanun tasarı ve

tekliflerinin görüşülmesi için koyduğu kurallara göre ancak, komisyonlarda ve

Genel Kurulda diğer kanun hükmünde kararnamelerle, kanun tasarı ve

tekliflerinden önce, ivedilikle en geç otuz gün içinde görüşülür ve karara

bağlanır./ Komisyonlarda en geç yirmi gün içinde görüşmeleri tamamlanmayan

kanun hükmünde kararnameler Meclis Başkanlığınca doğrudan doğruya Genel Kurul

gündemine alınır” Söz konusu maddede, olağanüstü dönem KHK’larının da

olağan dönem KHK’ları gibi komisyonlarda ve Genel Kurulda öncelikle ve

ivedilikle görüşüleceği hükme bağlanmakla birlikte olağan dönem KHK’larından

farklı olarak öncelikle ve ivedilikle görüşülme

hususu, birtakım sürelere bağlanarak somutlaştırılmıştır.

B. Olağanüstü Hâl Düzenlemelerinin Yargısal Denetimi

9. Anayasa’nın 6771 sayılı Kanun’la değiştirilmeden önceki 148.

maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde “…olağanüstü hallerde,

sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil

ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava

açılamaz” hükmüne yer verilerek olağanüstü dönem KHK’ları Anayasa Mahkemesinin

yargısal denetiminin dışında bırakılmıştır. Anayasa Mahkemesi 2/11/2016 tarihli

ve E.2016/171, K.2016/164 sayılı kararında olağanüstü hâl KHK’larının Anayasa

Mahkemesi tarafından denetlenebilmesi için bu yöndeki bir anayasal yetkinin

açıkça tanınması gerektiğini ifade ederek Anayasa’nın 148. maddesinin lafzı,

Anayasa koyucunun amacı ve ilgili yasama belgeleri gözönünde bulundurulduğunda

olağanüstü hâl KHK’larının herhangi bir ad altında yargısal denetiminin mümkün

olmadığına karar vermiştir.

10. Bununla birlikte olağanüstü hâl KHK’larının TBMM tarafından onaylanarak kanunlaşması hâlinde bu kanun hükümlerinin Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde dava açılmasının önünde bir engel bulunmamaktadır. İptal davasına konu edilen 7074 sayılı Kanun, olağanüstü hâl kapsamında çıkarılan 684 sayılı KHK’nın TBMM tarafından onaylanması sonucunda yürürlüğe girmiştir. Bu itibarla dava konusu kurallar diğer kanun hükümleri gibi Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi olmakla birlikte bu denetim yapılırken söz konusu kuralların olağanüstü hâle yönelik düzenlemeler içermesi nedeniyle öncelikle inceleme yönteminin belirlenmesi gerekir.

11. Anayasa, temel hak ve özgürlüklerin korunmasına ilişkin olarak olağan ve olağanüstü dönemler için iki ayrı hukuki rejim öngörmektedir. Olağan dönemde temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması rejimi Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenmişken olağanüstü dönemde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması ya da kullanılmasının durdurulması rejimi Anayasa’nın 15. maddesinde düzenlenmiştir.

12. Anayasa’nın 13. maddesine göre “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

13. Anayasa’nın 15. maddesine göre ise “Savaş, seferberlik

veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir./ Birinci fıkrada belirlenen

durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler

dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”

14. Olağan dönemde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına

ilişkin ölçütler Anayasa’nın 13. maddesinde yer alırken savaş, seferberlik ve olağanüstü

hâllerde hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, hatta kullanılmasının

durdurulması özel olarak Anayasa’nın 15. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre

savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin

kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulması ve bunlar için Anayasa’nın

diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür.

Ancak Anayasa’nın 15. maddesiyle bu hususta tanınan yetki de sınırsız değildir.

Anayasa’nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin

milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükleri ihlal etmemesi ve durumun

gerektirdiği ölçüde olması gerekmektedir. Ayrıca bu durumlarda dahi kişinin

yaşam hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulması, din, vicdan,

düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanması ve bunlardan dolayı suçlanması

yasaklanmış; suç ve cezaların geriye yürümemesi ilkesi ile masumiyet

karinesinin bu hâllerde de geçerli olduğu kabul edilmiştir.

15. Olağanüstü hâl yönetim usullerine başvurulmasındaki temel amaç, bu yönetim rejiminin uygulanmasına neden olan tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesini sağlamaktır. Devletin veya toplumun varlığının ya da kamu düzeninin ağır tehdit veya tehlikeler altında bulunması nedeniyle olağanüstü yönetim usulünün uygulandığı dönemlerde, söz konusu tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesi için temel hak ve özgürlüklerin olağan döneme kıyasla daha fazla sınırlandırılması sonucunu doğuran tedbirler alınması gerekebilir. Bu nedenle Anayasa’nın 15. maddesinin uygulanabilmesi için kuralın olağanüstü hâlin gerekli kıldığı durumla ilgisinin bulunması gerekir.

16. Olağanüstü hâl KHK’larının kanunlaşmasından sonra bu kanun hükümlerinin Anayasa’ya uygunluğunun denetlenmesinde ilgili kuralın tabi olduğu sınırlama rejimi tespit edilmelidir. Zira söz konusu düzenlemelerde olağanüstü hâlle ilgili kuralların yanında olağanüstü hâlle ilgisi olmayan kurallara da yer verilebilmesi bu tespitin yapılmasını zorunlu kılmaktadır.

17. Kanunlaştırılarak yargısal denetime açılan bir kuralın Anayasa’nın olağanüstü dönem için öngördüğü denetim rejimine tabi olabilmesi için kural, olağanüstü hâlin ilanına sebep olan tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olmalı ve olağanüstü hâl süresiyle sınırlı uygulanmalıdır. Dolayısıyla ancak bu iki niteliği taşıyan bir kuralın Anayasa’ya uygunluk denetiminde olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlanmasını ve durdurulmasını düzenleyen Anayasa’nın 15. maddesi esas alınabilir.

18. Kuralın olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olmadığı ya da olağanüstü hâlin süresini aştığı durumlarda ise söz konusu kuralın Anayasa’ya uygunluk denetiminde Anayasa’nın 15. maddesi dikkate alınamaz. Bu durumda kurala ilişkin inceleme sınırlamaya konu hakkın düzenlendiği Anayasa maddesi başta olmak üzere Anayasa’nın ilgili hükümleri ile olağan dönemde hak ve özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olan Anayasa’nın 13. maddesi bağlamında yapılmalıdır. Ancak buradaki anayasallık denetiminde varılan sonuç böyle bir düzenlemenin olağanüstü dönemde dahi yapılamayacağı şeklinde anlaşılamaz.

19. Temel hak ve özgürlüklerle ilgili olağanüstü hâl kurallarının anayasallık denetiminde Anayasa’nın 15. maddesinde üç ayrı ölçüt öngörülmüştür. Bu ölçütlerden ilki anılan maddenin ikinci fıkrasında sayılan ve çekirdek alan olarak da ifade edilen temel hak ve özgürlüklere dokunma yasağıdır. Buna göre olağanüstü dönemde de olsa savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.

20. Anayasa’nın 15. maddesinde yer alan ikinci ölçüt kuralların milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olmamasıdır. Bu yükümlülüklerin başında taraf olunan insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükler gelmektedir.

21. İnsan hakları alanında Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerin başında Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme

(MSHUS) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) gelmektedir. MSHUS’un 4. ve

AİHS’in 15. maddelerine göre milletin yaşamını tehdit eden olağanüstü bir durum

meydana geldiğinde devletler, bu sözleşmelerdeki yükümlülüklerini azaltacak

tedbirler alabilirler. Ancak MSHUS’un 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasında;

AİHS’in 15. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, AİHS’e ek 7 No.lu Protokol’ün

4., 6 No.lu Protokol’ün 3. ve 13 No.lu Protokol’ün 2. maddelerinde yükümlülük

azaltılması mümkün olmayan bazı hak ve özgürlüklere yer verilmiştir. Bunlardan

önemli bir kısmı, Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında da yer

almaktadır. Dolayısıyla bu haklar yönünden yapılacak ikinci inceleme kapsamında

Anayasa, MSHUS ve AİHS’te yer alan yükümlülük azaltılması mümkün olmayan ortak

hak ve özgürlükler yönünden ayrı bir değerlendirme yapmaya gerek

bulunmamaktadır.

22. Bununla birlikte MSHUS’un 4. maddesinin (2) numaralı fıkrası

ile AİHS’in 15. maddesinin (2) numaralı fıkrası ve AİHS’e ek 7 No.lu

Protokol’ün 4. maddesinde, Anayasa’nın 15. maddesinde yer almayan bazı hak ve

özgürlüklerin de yükümlülük azaltılmasına konu olamayacağı düzenlenmiştir. Buna

göre olağanüstü durumlarda da hiç kimse köle veya kul olarak tutulamaz, yalnızca

sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getiremediği gerekçesiyle

hapsedilemez ve kesin bir hükümle mahkûm edildiği ya da beraat ettiği bir

suçtan dolayı yeniden yargılanamaz veya cezalandırılamaz. Ayrıca bu dönemde de

herkes her yerde, hukuk önünde kişi olarak tanınma hakkına sahiptir. Son olarak

olağanüstü dönemde alınacak tedbirlerin ırk, renk, cinsiyet, dil, din, toplumsal

köken gibi sebeplerle ayrımcılık içermemesi gerekir. Bu nedenle

belirtilen hak ve özgürlükler Anayasa’nın 15. maddesinde sayılan çekirdek

haklar arasında yer almasa da anılan hak ve özgürlükleri sınırlayan tedbirler,

milletlerarası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerle bağdaşmayacağından meşru

görülemez. Dolayısıyla bu haklara ilişkin düzenlemelerde sözü edilen sözleşme

hükümlerinin gözetileceği tabiidir.

23. Anayasa’nın 15. maddesinde yer alan üçüncü ölçüt ise olağanüstü hâl döneminde temel hak ve özgürlükleri sınırlayan kuralların durumun gerektirdiği ölçüde olmasıdır. Anılan maddedeki ölçülülük olağanüstü yönetim usulünün uygulanmasına neden olan durum karşısında ölçülülüğü ifade etmektedir. Dolayasıyla Anayasa’nın 15. maddesinde belirtilen ölçülülük, Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçülülük kriterine göre temel hak ve özgürlükleri daha fazla sınırlamaya izin vermektedir.

24. Anayasa’nın 15. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi, temel

hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlandırılması veya durdurulması için

başvurulan aracın amacı gerçekleştirmeye elverişli ve bunun için gerekli

olmasını, ayrıca araçla amacın ölçülü bir oran içinde bulunmasını ifade

etmektedir. Buna göre tedbir, olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya

tehlikelerin ortadan kaldırılması amacına ulaşma bakımından elverişli ve bu

amacın gerçekleşmesi için gerekli olmalı; ayrıca tedbire konu temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlama durumun gerektirdiği oranda olmalıdır. Bir başka

deyişle alınan tedbirle temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlama durumun

gerektirdiği oranı aşarak keyfi niteliğe dönüşmemelidir.

25. Ölçülülüğün tespitinde tedbirin alındığı dönemin tüm koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Bu kapsamda olağanüstü dönemde temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlama teşkil eden tedbirin ölçülülüğüne ilişkin unsurlar değerlendirilirken olağanüstü yönetim usulünün uygulanmasına neden olan tehdit veya tehlikeler, sınırlamaya konu hak ve özgürlüğün niteliği ve tedbirin alındığı zamanın da gözönünde bulundurulması gerekir.

26. Son olarak Anayasa’nın 15. maddesinde, olağanüstü dönemlerde temel hak ve özgürlüklere yönelik olarak Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınması dışında temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabilmesine de izin verilmiştir. Ancak buradaki durdurma kavramı o hakkın tamamen kullanılamaz hâle gelmesi değil, onun kullanımının geçici olarak askıya alınması anlamına gelmektedir. Kuşkusuz temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının durdurulması niteliğindeki tedbirler de ölçülülük ilkesinin yukarıda belirtilen esaslarına uygun olmalıdır.

27. Olağanüstü yönetim usulünün uygulandığı dönemde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamayı konu edinen kurallara ilişkin olarak

Anayasa’nın 15. maddesinin uygulanması gerektiği durumlarda da bu maddeye

ilişkin inceleme yapılmadan önce sınırlamaya konu hakkın düzenlendiği Anayasa

maddesi başta olmak üzere Anayasa’nın ilgili hükümleri ve olağan dönemde hak ve

özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimini düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesi

kapsamında bir inceleme yapılmalıdır. Zira devletin veya toplumun varlığına ya

da kamu düzenine yönelik ciddi tehdit veya tehlikelerin ortaya çıktığı

olağanüstü durumlarda olağanüstü yönetim usullerine başvurulması, bu dönemde

yürürlüğe konulan ve temel hak ve özgürlükleri sınırlandıran her düzenlemenin

olağan dönemin izin verdiği ölçütlerin ötesinde olmasını gerektirmeyebilir.

Anılan şekilde inceleme yapılması Anayasa’nın 15. maddesinde yer alan

“... Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir”

hükmünün de bir gereğidir. Nitekim Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru

kapsamında bu konuya ilişkin olarak vermiş olduğu ilk karar olan Aydın

Yavuz ve diğerleri kararında da aynı inceleme yöntemi benimsenmiştir (Aydın

Yavuz ve diğerleri ([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 193-195).

28. Buna göre yapılan incelemede kuralın Anayasa’nın 15. maddesi

dışındaki maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olmadığının tespit edilmesi

durumunda ayrıca Anayasa’nın 15. maddesi yönünden bir inceleme yapılmasına

gerek kalmayacaktır. Zira Anayasa’nın 15. maddesi yönünden bir inceleme

yapılabilmesi için öncelikle kuralın Anayasa’nın olağan dönem için öngördüğü

güvencelere aykırılık taşıdığının tespit edilmesi gerekmektedir. Kuralın

temel hak ve özgürlükler için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı olduğu

tespit edildiğinde ise bu kez sınırlamanın savaş, seferberlik veya olağanüstü

hâl dönemlerinde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının

durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa’nın 15. maddesine

uygun olup olmadığı hususunda inceleme yapılacaktır.

29. Bununla birlikte Anayasa’da bazı temel hak ve özgürlüklerin

olağanüstü dönemlerde sınırlandırılmasında farklılıklar bulunmaktadır. Bu

kapsamda bazı temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin sebep ve

koşullar ilgili maddede özel olarak somutlaştırılmıştır. Bu nedenle anılan

nitelikteki temel hak ve özgürlüklere temas eden olağanüstü hâl kurallarının

anayasallık denetiminde Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin

alınıp alınmadığının tespiti bakımından ayrıca Anayasa’nın 13. maddesinde yer

alan güvenceler yönünden bir inceleme yapılması gerekli değildir. Bu gibi

düzenlemelerin anayasallık denetiminde doğrudan Anayasa’nın 15. maddesindeki

ölçütlere uygunluğunun tespit edilmesi gerekir.

C. Olağanüstü Hâl İlanına Neden Olan 15 Temmuz 2016 Tarihli Darbe Teşebbüsü ve Sonrası

30. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl 20/7/2018 tarihine kadar devam etmiştir.

31. Olağanüstü hâlin ilan edilmesi ve bu kararın TBMM tarafından onaylanmasından sonra Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasa’nın o tarihte yürürlükte bulunan 121. maddesine dayanılarak olağanüstü hâl KHK’ları çıkarılmıştır.

32. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi hakkında soruşturma başlatılmıştır.

33. Türkiye’de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve FETÖ ve/veya PDY olarak isimlendirilen yapılanmanın silahlı bir terör örgütü olduğu ve anılan darbe teşebbüsünün faili olduğu yargı kararlarıyla tespit edilmiştir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2017/956, K.2017/370, 26/9/2017; Yargıtay 16. Ceza Dairesi, E.2015/3, K.2017/3, 24/4/2017; E. 2017/1443, K. 2017/4758, 14/7/2017; E.2018/7103, K.2019/1953, 22/3/2019) (FETÖ/PDY’nin genel özelliklerine ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26).

Ç. Olağanüstü Hâl İlanına Neden Olan Olay ve Olguların Anayasal Yönden Değerlendirilmesi

34. Anayasa’nın Başlangıç kısmında milletin iradesinin mutlak üstünlüğüne vurgu yapılarak egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olduğu, egemenliği millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı ilke olarak belirtilmiştir.

35. Anayasa’nın 2. maddesinde başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanma ve insan haklarına saygılı demokratik bir hukuk devleti olma Türkiye Cumhuriyeti’nin temel nitelikleri arasında sayılmıştır.

36. Anayasa’nın Başlangıç kısmında ilkesel düzeyde ifade edilen egemenlikle ilgili hususlara 6. maddesinde hüküm olarak yer verilmiştir. Anılan maddeye göre egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir. Türk milleti, egemenliğini Anayasa’nın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa’dan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.

37. Anayasa’nın Başlangıç kısmında yer verilen ilkeler, 2.

maddesinde sayılan Cumhuriyetin nitelikleri, 6. maddesinde düzenlenen

egemenliğin aidiyeti ve kullanılma şekli ile Anayasa’nın sistematiği birlikte

dikkate alındığında egemenlik, egemenliğin kullanılış şekli, milletin

iradesi, demokrasi, hukuk devleti ve insan

hakları arasında ayrılmaz bağlar bulunduğu anlaşılmaktadır. Buna göre

tüm medeni toplumlarda olduğu gibi egemenliğin kaynağı millet olacak, egemenlik

-doğrudan veya dolaylı olarak- milletin iradesiyle yetkilendirilen organlar

eliyle kullanılacak, milletin iradesi demokratik bir düzende ortaya çıkacak,

egemenliğin yetkili organlar eliyle kullanımı hukuk devleti ilkesi başta olmak

üzere demokrasinin ilkelerine uygun ve insan haklarına saygı gösterilerek

gerçekleştirilecektir.

38. Darbe teşebbüsü, egemenliğin kaynağı olmayan ve milletin

egemenliği kullanmak üzere yetkilendirdiği organlar arasında bulunmayan bir

grubun zorla demokratik anayasal düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye

kalkışmasıdır. Darbenin gerçekleşmesi hâlinde demokratik anayasal düzen ve

milletin iradesinin üstünlüğü ortadan kalkmakta, demokratik düzende millete ait

olan egemenlik bir grup zorbanın eline geçmektedir. Bu durumda demokrasiden ve

hukuk devletinden söz etmek mümkün değildir. Doğal olarak böyle bir düzende

bireylerin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alacak bir mekanizma da

olmayacaktır. Bu yönüyle demokratik bir toplumun karşılaşabileceği en ağır

tehditlerden birinin, belki de en ağırının darbe teşebbüsleri olduğu

söylenebilir.

39. Ülkemizde, çok partili siyasi hayata geçildiği tarihten bugüne kadar birkaç kez darbe yapılmış veya buna teşebbüs edilmiştir. Bu nedenle milletimiz, darbe teşebbüsüyle millet iradesini ve egemenliğini gasbedenlerin demokratik anayasal düzene ve insan haklarına karşı nasıl büyük bir tehdit oluşturduklarının tanığıdır.

40. 15 Temmuz 2016 gecesi Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içinde örgütlenmiş bir grup anayasal düzenin ortadan kaldırılması teşebbüsünde bulunmuş, bu teşebbüs demokratik bir toplumun meşru tüm unsurlarının kararlı direnci sayesinde engellenmiştir. Başta egemenliği gasbedilmeye çalışılan milletimiz olmak üzere millet adına egemenliği kullanmaya yetkili organlar (Cumhurbaşkanı, TBMM, Bakanlar Kurulu ve yargı kurumları), demokratik toplumun vazgeçilmez unsurları olan tüm siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, basın yayın organları ve meşru demokratik otoritenin emir ve talimatlarıyla hareket eden güvenlik güçleri bu egemenlik ve demokrasi direnişini hep birlikte gerçekleştirmişlerdir.

41. Darbe teşebbüsü, iradesini ve egemenliğini milletin elinden

almaya teşebbüs edenlerin demokratik anayasal düzene ve insan haklarına yönelik

tehditlerinin büyüklüğünü somut olarak ortaya çıkarmıştır. Teşebbüs sırasında

egemenliğin kayıtsız şartsız kaynağı olan millete, egemenliği millet adına

kullanan organlara, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından olan basın yayın

kuruluşlarına ve meşru demokratik otoritenin emir ve talimatları doğrultusunda

hareket eden güvenlik güçlerine saldırılmıştır. Bu kapsamda egemenliğine ve

iradesine sahip çıkmak için sokaklara çıkıp darbeye karşı gösteri yaparak temel

haklarını kullanan silahsız bireyler -silah ve bombalarla- katledilmiş ve

yaralanmış, bu suretle başta yaşam hakları olmak üzere temel hak ve

özgürlükleri yaygın bir şekilde ihlal edilmiştir.

42. Demokratik toplum düzeninin temel kurumlarından biri ve millet iradesinin doğrudan tecelli ettiği organ olan TBMM savaş uçaklarıyla bombalanmış, Cumhurbaşkanı’na suikast girişiminde bulunulmuş, Başbakan silah kullanılarak taciz edilmiş, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumuna baskın yapılarak özgür yayın akışı kesilmiş ve silah zoruyla darbe bildirisi okutulmuş, ülke genelinde yayın yapan bazı özel televizyon kanallarına baskın yapılarak yayınları durdurulmak istenilmiş, meşru otoritenin emir ve talimatları doğrultusunda hareket eden çok sayıda polis ve askerî personel doğrudan hedef alınarak ya da çatışmalar sırasında şehit edilmiş veya yaralanmıştır.

43. 15 Temmuz 2016 gecesi meydana gelen darbe teşebbüsünün

demokratik anayasal düzene karşı oluşturduğu tehdidin büyüklüğünü

değerlendirmek bakımından, engellenmiş olan bu teşebbüsün somut olarak meydana

getirdiği zararların tek başına dikkate alınması yeterli değildir. Darbe

teşebbüsünün kısa sürede engellenememiş olması ya da darbenin gerçekleşmesi

hâlinde oluşabilecek risklerin de değerlendirilmesi gerekir. Egemenliğin sahibi

olan millet ve demokratik anayasal düzenin tüm unsurları, darbe teşebbüsünü kararlı

bir direnişle kısa sürede engellememiş olsalardı ya bir grup zorbanın mutlak

egemenliğini kabul edecekler ve onun hiçbir demokratik denetime tabi olmayan

iradesine tabi olacaklar ya da direnmeye devam edeceklerdi. Birinci ihtimal bir

milletin demokratik açıdan ölümü anlamına gelecektir. İkinci ihtimal olan

çatışmaların uzaması ve yaygınlaşması, devlet otoritesinin hatta devletin

tamamen ortadan kalkması riskinin yakın, ciddi ve açık bir tehdit olarak ortaya

çıkmasına neden olacaktır. Son zamanlarda tanık olunan, yakın çevremizdeki

ülkelerin durumu devlet otoritesinin ortadan kalkması hâlinde demokratik bir

düzende yaşamak bir yana insanların en temel haklarının her gün saldırı altında

olduğu bir düzensizlik ve kargaşa ortamının acı örnekleri olarak dünya

kamuoyunun gözönünde durmaktadır. Darbe teşebbüsünün ülkemizin birçok terör

örgütünün açık hedefi olduğu günlerde gerçekleştirilmesi bu riskin ağırlığını

daha da artırmıştır.

44. Bütün bu değerlendirmeler birlikte ele alındığında darbe teşebbüsünün sadece demokratik anayasal düzen yönünden değil bununla sıkı bağı olan millî güvenlik yönünden de mevcut ve ağır bir tehdit oluşturduğu anlaşılmaktadır. Millî güvenlik, Anayasa’da ve insan haklarının korunmasına ilişkin birçok uluslararası belgede, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması sebepleri arasında sayılmıştır. Özgürlük-güvenlik dengesinin sağlanması modern demokrasilerin en önemli amaçlarından biri hâline gelmiştir. Çünkü güvenliğin olmadığı yerde demokratik düzeni sürdürmek ve özgürlükleri hayata geçirebilmek mümkün değildir.

45. Türk demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçen 15 Temmuz darbe teşebbüsünün demokratik anayasal düzene, bireylerin temel hak ve özgürlüklerine ve millî güvenliğe yönelik en ağır saldırılardan biri belki de en ağırı olduğu sonucuna varmak gerekir.

D. Kanun’un 9. Maddesiyle 6741 Sayılı Kanun’un 4. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasına Eklenen (d) Bendinin İncelenmesi

46. Dava konusu kuralda yer alan “…Bakanlar Kurulu…” ibaresi 2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 157. maddesiyle “…Cumhurbaşkanı…” şeklinde değiştirilmiştir.

47. Açıklanan nedenle konusu kalmayan bende ilişkin iptal talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.

E. Kanun’un 10. Maddesiyle 6749 Sayılı Kanun’un 6.Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının Değiştirilen (a) Bendinin İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi

48. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla olağanüstü hâl

süresince uygulanması öngörülen on dört günlük gözaltı süresinin Anayasa’da güvenceye

bağlanan kişi hürriyeti ve güvenliğine ölçüsüz bir müdahale oluşturduğu,

düzenlemenin milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükleri ihlal ettiği, daha

önce Türkiye’de uygulanan uzun gözaltı sürelerinin ölçüsüz olduğuna ilişkin çok

sayıda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararının bulunduğu, olağanüstü

hâl süresince gözaltı süresinin uzatılmasının ancak Olağanüstü Hal Kanunu ile

düzenlenebileceği, 25/10/1983 tarihli ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nda

öngörülmeyen bir kısıtlamanın dava konusu kuralla düzenlenmesine imkân

bulunmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13., 15., 19., 36. ve 121.

maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

49. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyleAnayasa’nın 119. maddesi yönünden de incelenmiştir.

50. Dava konusu kuralda; devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal suçlar, millî savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar, 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve toplu işlenen suçlar bakımından, olağanüstü hâlin devamı süresince gözaltı süresinin şüphelinin yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren yedi günü geçemeyeceği belirtilmiş; delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu nedeniyle Cumhuriyet savcısının gözaltı süresinin yedi gün süreyle uzatılması yönünde yazılı olarak emir verebileceği hüküm altına alınmıştır.

51. Gözaltı, yakalanan kişi hakkındaki işlemlerin tamamlanması

amacıyla kişinin yetkili hâkim önüne çıkarılmasına veya serbest bırakılmasına

kadar kanuni süre içinde özgürlüğünün geçici olarak kısıtlanmasını öngören bir

koruma tedbiridir. Gözaltına almanın amacı, yakalanan kişi hakkında yürütülen

ceza soruşturmasının sağlıklı bir şekilde sürdürülmesini sağlamaktır. 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 91. maddesinin (2) numaralı

fıkrasına göre gözaltına alma, bu tedbirin soruşturma yönünden zorunlu olmasına

ve kişinin bir suçu işlediği şüphesini gösteren somut delillerin varlığına

bağlıdır. Gözaltına alma, hâkim kararı olmaksızın kişileri özgürlüğünden yoksun

kıldığı için gözaltı süreleri olabildiğince kısa tutulmuş; Anayasa’da ve

kanunlarda gözaltı için belli sınırlamalar öngörülmüştür.

52. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak belirtilmiş; ikinci ve

üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek kaydıyla kişilerin

hürriyetinden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır.

Anılan maddenin beşinci fıkrasında ise yakalanan veya tutuklanan kişinin

tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç

kırk sekiz saat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hâkim

önüne çıkarılacağı, bu süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın

hürriyetinden yoksun bırakılamayacağı hüküm altına alındıktan sonra bu sürelerin

olağanüstü hâl ve savaş hâllerinde uzatılabileceği belirtilmiştir.

53. Buna göre olağanüstü hâl ve savaş hâllerinde gözaltı süresine yönelik olarak Anayasa’nın yukarıda anılan hükmünde yer alan sürelerin uzatılması öngörülebilir. Ancak bu düzenlemeler de Anayasa’da olağanüstü hâl döneminde temel hak ve özgürlükler için öngörülmüş olan güvencelere aykırı olamaz.

54. Dava konusu kural; devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal

suçlar, millî savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar, 3713

sayılı Kanun kapsamına giren suçlar ve toplu işlenen suçlar bakımından olağanüstü

hâl süresince uygulanacak gözaltı süresini düzenlemektedir. Kurala göre gözaltı

süresi, şüphelinin yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi

için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren yedi günü geçemeyecektir.

Ancak delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu

nedeniyle Cumhuriyet savcısı, gözaltı süresinin yedi gün süreyle uzatılmasına

yazılı olarak emir verebilecektir. Böylece kurala göre olağanüstü hâl süresince

gözaltı süresi azami on dört gün olarak uygulanabilecektir.

55. 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra olağanüstü hâlin ilan edilmesiyle birlikte 22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı OHAL KHK’sı ile gözaltı süresi yukarıda anılan suçlar bakımından otuz gün olarak öngörülmüştür. Daha sonra 2/1/2017 tarihli ve 684 sayılı OHAL KHK’sı ile gözaltı süresi yedi güne indirilmiş ve Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle yedi güne kadar uzatılmasına imkân tanınmıştır. Böylece olağanüstü hâlin ilanından itibaren yaklaşık beş ay boyunca gözaltı süresi azami otuz gün olarak uygulanmış, 2/1/2017 tarihinden olağanüstü hâlin sona erdiği 20/7/2018 tarihine kadar ise azami on dört gün olarak belirlenmiştir. 684 sayılı OHAL KHK’sı TBMM’ce 7074 sayılı Kanun’la onaylanmıştır.

56. Kuralın gerekçesinde, terör ve örgütlü suçlarda olağanüstü hâl süresince otuz gün olarak düzenlenen azami gözaltı süresinin yedi güne indirilmesi, delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu durumunda ise bu sürenin yedi gün süreyle uzatılmasının amaçlandığı belirtilmiş; olağanüstü hâlin ilanına neden olan olayların ciddiyeti, bu olaylara ilişkin soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile şüpheli sayılarının çokluğu gibi nedenlerle başlangıçta otuz gün olarak belirlenen sürenin geçen zaman zarfında soruşturmalarda alınan mesafe ve ihtiyaç doğrultusunda yeniden belirlendiği ifade edilmiştir.

57. Gözaltı süresinin olağan döneme göre daha uzun tutulmasını öngören kuralın olağanüstü hâl dönemiyle sınırlı olarak olağanüstü durumun ilanına neden olan tehdit veya tehlikenin bertaraf edilmesiyle ilgili olduğu açıktır. Dolayısıyla olağan dönemde azami dört gün olarak belirlenen gözaltı süresiyle ilgili anayasal güvenceyi karşılamayan kurala ilişkin incelemede olağanüstü hâl döneminde temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına yönelik güvence rejimini düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesinin dikkate alınması gerekmektedir.

58. Anayasa'nın anılan maddesine göre yapılacak inceleme, azami on dört gün olarak belirlenen gözaltı süresinin maddenin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere dokunup dokunmadığı, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı bulunup bulunmadığı ve durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının tespitiyle sınırlı olacaktır.

59. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı olağanüstü hâl yönetiminin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, dokunulması yasaklanmış çekirdek haklar arasında bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu hak yönünden olağanüstü hâllerde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirlerin alınması mümkündür.

60. Ayrıca anılan hak, milletlerarası hukuktan kaynaklanan yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden özellikle MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı ve AİHS'in 15. maddesinin (2) numaralı fıkralarında ve bu Sözleşme'ye ek protokollerde dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında olmadığı gibi milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir güvence (olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden güvenceler) kapsamında da değildir.

61. Bununla birlikte kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yapılan sınırlamanın Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında durumun gerektirdiği ölçüde olduğunun söylenebilmesi için öncelikle keyfî olmaması gerekir. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı devletin bireylerin özgürlüğüne keyfî olarak müdahale etmemesini güvence altına alan temel bir haktır. Kişilerin keyfî olarak hürriyetinden yoksun bırakılmaması, hukukun üstünlüğüyle bağlı olan bütün siyasal sistemlerin merkezinde yer alan en önemli güvenceler arasındadır. Keyfî olarak hürriyetten yoksun bırakılmaya karşı usule ilişkin güvenceler de bu kapsamda değerlendirilmelidir.

62. Kuralla kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına yapılan sınırlamanın ölçülü olup olmadığı değerlendirilirken elbette ülkemizde olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren durumun özellikleri ve olağanüstü hâl ilanı sonrasında ortaya çıkan koşulların yanı sıra hâkim önüne çıkarılmaksızın hürriyetten yoksun kalınan süre de dikkate alınacaktır.

63. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de AİHS’in 15. maddesi

kapsamında yükümlülük azaltma bildiriminde bulunan ulusal makamların olağanüstü

durumun gereklilikleri ve bunu gidermek için yapılacak yükümlülük

azaltmalarının niteliği ve kapsamı konusunda geniş takdir yetkisinin

bulunduğunu, ancak alınan tedbirlerin krizin zorunluluklarının kesinlikle

gerektirdiği ölçünün ötesine geçip geçmediğine karar verme konusundaki yetkinin

AİHM’e ait olduğunu belirtmektedir. AİHM bu denetim yetkisini kullanırken

yükümlülük azaltma nedeniyle etkilenen hakların niteliğini, olağanüstü duruma

yol açan sebepleri ve olağanüstü durumun süresini gözönünde bulundurmaktadır (Aksoy/Türkiye,

B. No: 21987/93, 18/12/1996, § 68).

64. 15 Temmuz darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke

genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu

değerlendirilen yaklaşık 221.000 kişi hakkında adli işlem yapılmış; başta TSK,

emniyet ve yargı mensupları olmak üzere 170.000’den fazla kişi hakkında gözaltı

tedbiri uygulanmıştır. Bu kişilerin önemli bir bölümü mahkeme kararıyla

tutuklanmış, yapılan soruşturmalar sonucunda ülke genelinde binlerce şüpheli

hakkında çok sayıda iddianame tanzim edilmiştir. Bu süreçte bilhassa yargı

organları ve soruşturma mercileri, öngörülemez şekilde ağır bir iş yükünü

yönetmek zorunda kalmıştır. Ayrıca, darbe teşebbüsünden hemen sonra darbe

teşebbüsünde bulunduğu belirtilen FETÖ/PDY ile ilgisi nedeniyle ilk etapta

2.745 hâkim ve Cumhuriyet savcısına görevden el çektirilmiş, süreç içinde de

yaklaşık 4.000 yargı mensubu meslekten ihraç edilmiştir.

65. Anılan darbe teşebbüsü, ülkede terör saldırılarının

yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte genel olarak bölücü

terör örgütü PKK ile mücadele edilmekle birlikte DHKP/C, El Kaide ve DEAŞ gibi

diğer pek çok terör örgütünün de saldırılarına maruz kalınmış ve bu terör

örgütlerine yönelik olarak da mücadelede bulunulmuştur. Dolayısıyla darbe

teşebbüsünün savuşturulmasından sonra da teşebbüsle bağlantılı kişilerle veya

teşebbüsle doğrudan bağlantılı olmasa bile teşebbüsün arkasındaki yapılanma ile

bağlantılı olduğu değerlendirilen kişilerle ilgili yürütülen soruşturmaların

yanı sıra diğer terör örgütlerinin saldırı ve faaliyetlerine ilişkin olarak da

çok sayıda kişi hakkında soruşturma yürütülmüştür.

66. Darbe teşebbüsü gibi olağanüstü hâl ilanına neden olan

olaylara yönelik adli ve idari soruşturmalar kamu makamlarını ciddi zorluklarla

karşı karşıya bırakabilmektedir. Bu nedenle olaylar karşısında ivedi önlem ve

karar alabilme gereksinimi içinde bulunan yürütmenin yetkilerinin artırılması

gündeme gelebileceği gibi olağanüstü hâl ilanına neden olan olayların bertaraf

edilmesi ve bir daha tekrarlanmaması amacıyla olağan dönemle kıyaslanmayacak

düzenlemeler ve katı tedbirler de öngörülebilir. Darbe teşebbüsüne ilişkin

faaliyetler kapsamında ülke genelinde binlerce kişi tarafından icra edilen suç

oluşturabilecek nitelikteki çok sayıda eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı

sıra çoğunluğu önemli yerlerde kamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkında

doğrudan darbeyle ilişkili olmasa da FETÖ/PDY'ye mensubiyet nedeniyle

ivedilikle soruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkate alındığında olağan

dönemdeki soruşturmaya ilişkin tedbirlerin yetersiz kalması söz konusu

olabilir. Darbe teşebbüsünün boyutu, teşebbüsün faili olduğu belirtilen

FETÖ/PDY’nin yapısı (gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş

olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme

gibi), darbe teşebbüsü sonrasında uygulanan tedbirler kapsamında yapılan

soruşturmalar ve açılan davaların sayısı ile özellikle soruşturma işlemlerini

yürütmek ve denetlemekle görevli olan çok sayıda emniyet ve yargı mensubunun

meslekten ihraç edildiği gözetildiğinde, soruşturma işlemlerinin sağlıklı bir

şekilde yürütülebilmesi amacıyla olağanüstü hâl süresiyle sınırlı olarak

gözaltı süresinin azami on dört gün olarak uygulanmasının elverişli ve gerekli

bir tedbir olmadığı söylenemez.

67. Kuralla gözaltı süresi olağanüstü hâl süresince azami on dört

güne çıkarılmakla birlikte bu sürenin keyfî olarak uygulanmasına izin

verilmesinin söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır. Kuralda, gözaltı süresinin

yakalama anından itibaren yedi günü geçemeyeceği belirtilerek üst sınır

belirlenmiştir. Dolayısıyla kural olarak bu süre yedi günü aşamayacaktır. Ancak

somut olay kapsamında delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının

çokluğu nedeniyle bu sürenin yedi gün süreyle uzatılabilmesine imkân

tanınmıştır. Hiç kuşkusuz delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli

sayısının çokluğu şartlarının gerçekleşmediği durumlarda gözaltı süresinin

uzatılması gündeme gelemeyecektir. Gözaltı için öngörülen süreler azami süreler

olup olayın özelliğine göre soruşturma işlemlerinin daha kısa zamanda

tamamlanması durumunda gözaltı süresinin de daha kısa uygulanmak zorunda olduğu

açıktır.

68. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında, her ne

sebeple olursa olsun hürriyeti kısıtlanan kişinin kısa sürede durumu hakkında

karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest

bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına

sahip olduğu belirtilerek gözaltına itiraz, anayasal güvence altına alınmıştır.

Bu kapsamda 5271 sayılı Kanun’un 91. maddesinin (5) numaralı fıkrasında,

gözaltına alma ve gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin olarak Cumhuriyet

savcısının yazılı emrine karşı, yakalanan kişi, müdafii veya kanuni temsilcisi,

eşi ya da birinci veya ikinci derecede kan hısmına hemen serbest bırakılmayı

sağlamak için sulh ceza hâkimine başvurma hakkı tanınmıştır. Böylece gerek

gözaltı kararına gerekse de gözaltı süresinin uzatılmasına karşı etkili bir

başvuru yolu öngörülmüştür. Ayrıca 5271 sayılı Kanun’un 147. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (c) bendinde, yakalanarak gözaltına alınan şüpheliye müdafi

seçebilme hakkı getirilmiş ve şüphelinin müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir

müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde baro tarafından müdafi

görevlendirilebilmesine imkân tanınmıştır.

69. Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü fıkrasında, yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama veya tutuklama sebepleri ve haklarındaki iddiaların her hâlde yazılı ve bunun hemen mümkün olmaması hâlinde sözlü olarak derhâl, toplu suçlarda ise en geç hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirileceği belirtilerek isnat olunan suçla ilgili kişilere bilgi verme yükümlülüğü getirilmiş; altıncı fıkrasında da, kişinin yakalandığı veya tutuklandığının yakınlarına derhâl bildirileceği belirtilmiştir.

70. Anılan hükümler birlikte değerlendirildiğinde gözaltı tedbirinin hukuka uygun şekilde uygulanıp uygulanmadığı bakımından gerek Anayasa’da gerekse de 5271 sayılı Kanun’da yeterli güvencelere yer verildiği görülmektedir. Diğer bir ifadeyle olağanüstü hâl süresince gözaltı süresi bakımından Anayasa’da öngörülen azami süreleri aşar nitelikte düzenleme yapılırken bu sürelerin amacına uygun ve ölçülü şekilde uygulanmasını sağlayacak güvencelere yer verildiği, böylece olağanüstü hâle sebebiyet veren tehdit veya tehlikenin bertaraf edilmesi kapsamında alınması gereken tedbirleri aşan bir keyfiliğe izin verilmediği anlaşılmaktadır.

71. Bu itibarla devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal suçlar, millî savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar, 3713 sayılı Kanun kapsamına giren suçlar ve toplu işlenen suçlar bakımından olağanüstü hâlin devamı süresince gözaltı süresinin azami yedi gün olarak uygulanmasını ve kanunda belirtilen zorunlu şartların gerçekleşmesi hâlinde bunun azami yedi güne kadar uzatılmasını öngören kuralın, olağanüstü hâlde kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde sınırlandırdığı söylenemez.

72. Öte yandan dava dilekçesinde, olağanüstü hâl süresince gözaltı süresinin uzatılmasının ancak Olağanüstü Hal Kanunu ile düzenlenebileceği ileri sürülmekte ise de olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin Olağanüstü Hal Kanunu’nda düzenlenmesini öngören Anayasa’nın 121. maddesi, 6771 sayılı Kanun’la yürürlükten kaldırılmıştır. Bu yönüyle Anayasa’nın mülga 121. maddesi kapsamında bir denetim yapılması mümkün değildir.

73. 6771 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle Anayasa’nın 119.

maddesinde değişikliğe gidilerek olağanüstü hâl yönetimine ilişkin usul ve

esaslar yeniden düzenlenmiştir. Anayasa’nın 119. maddesinin beşinci fıkrasında,

olağanüstü hâllerde vatandaşlar için getirilecek para, mal ve çalışma

yükümlülükleri ile 15. maddedeki ilkeler doğrultusunda temel hak ve

hürriyetlerin nasıl sınırlanacağının veya geçici olarak durdurulacağının, hangi

hükümlerin uygulanacağının ve işlemlerin nasıl yürütüleceğinin kanunla

düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Dava konusu düzenlemenin de Anayasa’nın

119. maddesi kapsamında kanun ile yapıldığı açık olduğundan kuralın Anayasa’nın

119. maddesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.

74. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 19. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

Kuralın Anayasa’nın 2., 13., ve 36. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ

75. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların bu hâliyle uygulanmasının telafisi güç veya imkânsız zararların doğmasına sebebiyet vereceği belirtilerek kuralların yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.

1/2/2018 tarihli ve 7074 sayılı Kanun’un;

A. 10. maddesiyle 18/10/2016tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü

Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasının değiştirilen (a) bendine yönelik iptal talebi 25/7/2019 tarihli ve E.2018/92, K.2019/67 sayılı kararla reddedildiğinden bu bende ilişkin yürürlüğün durdurulması talebinin REDDİNE,

B. 9. maddesiyle 19/8/2016tarihli ve 6741 sayılı Türkiye Varlık Fonu Yönetimi Anonim Şirketinin Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (d) bendi hakkında 25/7/2019 tarihli ve E.2018/92, K.2019/67 sayılı kararla karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğinden, bu bende ilişkin yürürlüğün durdurulması talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,

25/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

1/2/2018 tarihli ve 7074 sayılı Kanun’un;

A. 9. maddesiyle 19/8/2016tarihli ve 6741 sayılı Türkiye Varlık Fonu Yönetimi Anonim Şirketinin Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (d) bendine ilişkin iptal talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,

B. 10. maddesiyle 18/10/2016tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü

Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasının değiştirilen (a) bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE,

25/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

Engin YILDIRIM

Başkanvekili

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR

Üye

Recep KÖMÜRCÜ

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye

Muammer TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

Üye

Kadir ÖZKAYA

Üye

Rıdvan GÜLEÇ

Üye

Recai AKYEL

Üye

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Üye

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Üye

Selahaddin

MENTEŞ

Anayasa Mahkemesi, E. 2018/92, K. 2019/67, 25 Temmuz 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İptal Davasını Açan
  4. İptal Davasının Konusu
  5. B. 10. maddesiyle 18/10/2016tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü
  6. I. İptali İstenen Kanun Hükümleri
  7. II. İlk İnceleme
  8. III. Esasın İncelenmesi
  9. A. Olağanüstü Hâl Yönetim Usulünün Anayasal Çerçevesi
  10. B. Olağanüstü Hâl Düzenlemelerinin Yargısal Denetimi
  11. IV. Yürürlüğün Durdurulması Talebi
  12. A. 10. maddesiyle 18/10/2016tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü
  13. B. 10. maddesiyle 18/10/2016tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü
  14. Gökcan
  15. Akıncı
  16. M. Emin KUZ
  17. Hakyemez
  18. Seferinoğlu
  19. Menteş
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2018/92
Karar No
2019/67
Tarih
25 Temmuz 2019

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2019/42 K.2019/73
  • AYM Norm Denetimi E.2019/48 K.2019/74
  • AYM Norm Denetimi E.2018/144 K.2019/72
  • AYM Norm Denetimi E.2018/105 K.2019/71
  • AYM Norm Denetimi E.2019/79 K.2019/76
  • AYM Norm Denetimi E.2019/53 K.2019/75

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.