İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2018/71 K.2018/118

Esas Sayısı : 2018/71

Esas2018/71Karar2018/118Tarih27 Aralık 2018Okuma22 dk · 4.420 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2018/71
Karar No
2018/118
Karar tarihi
27 Aralık 2018
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.420 kelime·22 dk okuma·14 bölüm

Esas Sayısı : 2018/71

Karar Sayısı : 2018/118

Karar Tarihi : 27/12/2018

R.G. Tarih - Sayı : 15/2/2019 – 30687

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi

İTİRAZIN KONUSU

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286. maddesinin 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle değişiklik yapılan (2) numaralı fıkrasının 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 78. maddesiyle değiştirilen (d) bendinin, Anayasa’nın 36. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.

OLAY

Asliye Ceza Mahkemesince sanık hakkında verilen beraat kararına karşı Cumhuriyet Savcısı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine verilen mahkûmiyet kararının sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ

Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 286. maddesi şöyledir:

“(1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir.

(2) Ancak;

a) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları,

b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları,

c) (Ek: 20/7/2017-7035/20 md.) Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar,

d) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) İlk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,

e) Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,

f) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları,

g) On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak (…) istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları,

h) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar,

ı) Yukarıdaki bentlerde yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları,

Temyiz edilemez.”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 17/5/2018 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Hülya ÇOŞTAN ÇETİN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kural, dayanılan Anayasa kuralı ile gerekçesi ve diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. İtirazın Gerekçesi

3. Başvuru kararında özetle; kanun yoluna başvuru hakkı

Anayasa’da açıkça düzenlenmemiş ise de bu hakkın Anayasa’nın 36. maddesinde

teminat altına alınmış olan hak arama hürriyetinin bir uzantısı olduğu, Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (Sözleşme) de kanun yoluna başvurmanın bir hak

olarak teminat altına alınmadığı, ancak sonradan kabul edilen ek 7 No.lu

Protokol’ün 2. maddesinde ilk derece mahkemesi kararlarına karşı bir üst

mahkemeye başvurulmasının bir hak olarak düzenlendiği, itiraz konusu kural

uyarınca ilk derece mahkemesince verilen beraat kararına karşı istinaf kanun

yoluna başvurulması üzerine bölge adliye mahkemesi ceza dairesince mahkûmiyet

kararı verilmesi hâlinde temyiz yolunun kapalı olmasının ilk defa verilen

mahkûmiyet kararına karşı kanun yoluna başvurulamaması sonucuna yol açtığı

belirtilerek kuralın Anayasa’nın 36. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

B. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

1. Genel Açıklama

4. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” hükmüne yer verilmiştir.

5. Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyeti,

yargılama usulüne ilişkin güvencelerle hakkaniyete uygun yargılama yapılmasını

hedefleyen ve demokratik toplumda vazgeçilmez nitelikte olan adil yargılanma

hakkını da kapsayan geniş bir içeriğe sahiptir. Bu bağlamda hak arama

hürriyetinin mahkeme tarafından verilen hükmün bir başka yargı mercii

tarafından denetlenmesini talep etme hakkını da içerip içermediğinin

değerlendirilmesi gerekmektedir. Anayasa Mahkemesinin önceki kararları

incelendiğinde, anılan hakkın Anayasa’da güvence altına alınıp alınmadığı

hususuna ilişkin olarak meselenin farklı kavramlar altında tartışıldığı ve

farklı sonuçlara ulaşıldığı görülmektedir. Bu yönüyle de içtihadın

netleştirilmesine ihtiyaç bulunmaktadır.

6. Hak arama, kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkı

ve insan onuru kavramıyla yakından ilgilidir. Bu nedenle demokratik hukuk

düzenlerinde hakların korunmasını ve hak ihlallerinin giderilmesini temin

edebilecek “hukuki yollar” öngörülmüştür. Nitekim Anayasa

Mahkemesi de kararlarında hak arama hürriyetinin hukuk devletinin başlıca

ölçütü ve demokrasinin vazgeçilmez koşullarından biri olduğunu ifade etmiştir

(AYM, E.1991/2, K.1991/30, 19/9/1991). Bu doğrultuda Anayasa’nın 40. maddesinde

hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkesin, “yetkili makama

geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahip” olduğu

belirtilmiştir. Anayasa’nın 74. maddesinde düzenlenen yasama organına dilekçe

verme hakkı ile bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakları da anayasal

güvence altına alınan hak arama yolları arasındadır.

7. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan yargı mercileri önünde hak arama hürriyeti, hakların korunmasını amaç edinen vazgeçilmez meşru yöntemlerin başında gelmektedir. Anayasa’daki temel hakların korunmasında önemli bir teminat olan yargısal hak arama yolu, hakların korunmasında en etkili ve güvenceli yoldur.

8. Hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde, adalet ve

hukuk devleti gibi temel anayasal ilkelerin de göz önünde bulundurulması

gerekir. Bu doğrultuda hak arama hürriyetinin amacının hak ihlalinin önlenerek

kişiye hakkının teslim edilmesi ve adaletin tesisi olduğu söylenebilir.

Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı, kanunun açıkça

hatalı veya keyfi uygulanmasına ilişkin istisnalar dışında, yargılama sonucunda

verilen hükmün adil olup olmadığı veya hukuki açıdan isabetli olup olmadığı

hususlarını içermemektedir. Bu itibarla adil yargılanma hakkının davanın

taraflarına sağladığı tüm usul güvencelerine uyulmuş olsa bile yargılama

sonucunda verilen hükmün hatalı olması mümkündür. Diğer bir ifadeyle adil

yargılanma hakkının güvencelerine riayet edilmiş olsa da hâkimin gerek maddi vakıaların

değerlendirilmesinde gerekse hukuk kurallarının uygulanmasında yanılgıya

düşmesi ve buna bağlı olarak hukuka aykırı hüküm vermesi söz konusu

olabilmektedir. Böyle kararlara ilgililerin veya toplumun katlanmasını

istemek adalete olan güveni sarsar ve hukuk devletini zedeler. Bu nedenle

hak arama hürriyetinden yararlanılabilmesi bakımından adil ve isabetli olmadığı

düşünülen bir hükmün başka bir yargı mercii tarafından denetlenmesi bir

gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. Anayasamız açısından bu gereklilik, özel

olarak düzenlenen hak arama hürriyetinin kapsamı ve mahiyetinden

kaynaklanmaktadır.

9. Anayasa’nın 154. ve 155. maddelerinin de mahkeme

kararlarının kural olarak denetlenmesi gerektiği düşüncesiyle düzenlendiği

anlaşılmaktadır. Anayasa’nın 154. maddesinin birinci fıkrasının ilk

cümlesinde “Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun

başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme

merciidir” kuralına yer verilmiştir. Aynı şekilde Anayasa’nın 155.

maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde de “Danıştay, idare

mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı

karar ve hükümlerin son inceleme merciidir” denilmektedir. Anayasa

koyucunun bu kurallarla Yargıtay ve Danıştayın varlığını anayasal güvence

altına aldığı ve anılan yüksek mahkemeleri kural olarak ilk derece adli ve

idari yargı mercilerince verilen karar ve hükümlerin son inceleme mercii olarak

görevlendirdiği anlaşılmaktadır. Ancak bu maddelerde adli ve idari yargı

mahkemelerince verilen hükümlerin denetlenmesi görevinin anılan yüksek

mahkemelere verilmemesi hâlinde de bu görevin başka yargı mercilerine

bırakılması gerektiğinin öngörülmesiyle Anayasa koyucunun ilk derece

mahkemesince verilen karar ve hükümlerin kural olarak bir başka yargı

mercii tarafından denetlenmesi gerekliliğini kabul ettiği sonucuna

ulaşılmaktadır.

10. Anayasa’nın 36., 154. ve 155. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa’nın mahkemelerce verilen hükmün bir başka yargı mercii tarafından denetlenmesini talep etme hakkını Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyeti kapsamında güvenceye kavuşturduğu görülmektedir.

11. Diğer taraftan yargılamanın konusu ceza mahkûmiyeti olduğunda

mahkeme kararlarının denetlenmesi ihtiyacı daha da önem kazanmaktadır. Nitekim

uluslararası sözleşmelerde de hükmün denetlenmesinin bir hak olarak

tanındığı görülmektedir. Türkiye’nin de taraf olduğu Sözleşme’ye ek 7 No.lu

Protokol’ün 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde “Mahkeme

tarafından ceza gerektiren bir suç nedeniyle mahkûm edilen herkes,

mahkûmiyetinin veya hükmolunan cezanın yüksek bir mahkeme tarafından yeniden

incelenmesini sağlama hakkına sahiptir” denilmek suretiyle ceza

mahkemesince verilen mahkûmiyet ve cezaların denetlenmesini talep hakkı

güvenceye bağlanmıştır. Yine Türkiye’nin taraf olduğu Uluslararası Medeni ve

Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 14. maddesinin (5) numaralı fıkrasında da “Bir

suçtan hüküm giyen herkes, mahkumiyet ve cezanın yasalara uygun olarak daha

yüksek bir yargı organınca yeniden incelenmesi hakkına sahip olacaktır” biçiminde

benzer bir kurala yer verilmiştir.

12. Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyeti kapsamındaki hükmün denetlenmesini talep etme hakkı, kişinin aleyhine verilen bir hükmün başka bir yargı mercii tarafından gözden geçirilmesini ve denetlenmesini isteyebilmesini teminat altına almaktadır.

13. Anayasa’nın 36. maddesi, mahkeme tarafından verilen hükmün üst mahkemece denetlenmesi üzerine aynı yönde verilen hükmün de bir kez daha denetlenmesini talep etme hakkı tanınmasını zorunlu kılmamaktadır. Ancak Anayasa’da bu şekilde bir zorunluluğun bulunmaması kanun koyucunun takdir yetkisine dayanarak üst yargı merciinin verdiği kararın daha üst bir yargı mercii tarafından denetlenmesi yönünde düzenleme yapmasına engel değildir.

14. Öte yandan Sözleşme’ye ek 7 No.lu Protokol’ün 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasında beraat kararına karşı yapılan başvuru sonrasında verilen mahkûmiyet hükümleri yönünden hükmün denetlenmesini talep etme hakkına istisna tanınabileceği belirtilmiş ise de beraat kararı sonrasında verilen mahkûmiyet kararının kişiler yönünden ciddi sonuçlarının olabileceği açıktır. Bu nedenle ilk defa verilen mahkûmiyet kararının denetimsiz kalması, hükmün denetlenmesini talep etme hakkını işlevsiz hâle getirebilecektir. Bu bakımdan anılan mahkûmiyet hükümlerinin Anayasa açısından hükmün denetlenmesini talep etme hakkının bir istisnası olarak görülmesi mümkün değildir.

15. Bununla birlikte hükmün denetlenmesini talep etme hakkının, tabiatı itibarıyla devletin kanuni düzenleme yapmasını gerektirdiği açıktır. Kişilerin ne şekilde bu haktan yararlanacakları ve bu hakkın temini bakımından nasıl bir sistemin kurulacağı hususunda kanun koyucunun geniş takdir yetkisi bulunmaktadır.

16. Hükmün denetlenmesini talep etme hakkına ilişkin kanuni

düzenlemelerde, bu denetimin sadece hukuk kurallarının doğru uygulanıp

uygulanmadığı hususuyla mı sınırlı olacağı yoksa bunun yanında maddi olguların

değerlendirilmesini de mi kapsayacağı hususu kanun koyucunun takdir

yetkisindedir. Bu bağlamda mahkeme hükmünün denetiminin maddi olguların

değerlendirilmesini de kapsaması gerektiğine dair bir anayasal zorunluluk

bulunmamaktadır. Denetimi yapacak yargı merciinin hukuk kurallarının

doğru uygulanıp uygulanmadığına yönelik bir denetim yapma yetkisi ile

donatılması, hükmün denetlenmesini talep etmehakkının sağlanmasına ilişkin

anayasal yükümlülüğün yerine getirilmesi bakımından yeterli görülebilir.

17. Bunun yanında, hükmün denetlenmesini talep etme hakkının mahiyeti dikkate alındığında bu hakkın mutlak bir hak olarak kabulü mümkün değildir. Dolayısıyla bu hak kanun koyucu tarafından bazı sınırlamalara tabi tutulabilir. Ancak bu sınırlandırmaların Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ölçütlere uygun olarak yapılması gerekir.

18. Öte yandan hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ceza hukuku alanındaki kapsam ve sınırıyla diğer alanlardaki kapsam ve sınırının aynı olmayacağının da belirtilmesi gerekir. Bu yönüyle anılan hak bireyin temel hak ve özgürlüklerine daha ağır müdahalelerin söz konusu olduğu ceza hukuku alanında daha geniş bir uygulama alanı bulurken diğer alanlarda daha esnek uygulanabilecektir.

2. Kuralın Değerlendirilmesi

19. Ceza yargılamasında Kanun, ilk derece, istinaf ve temyiz olmak üzere üç dereceli bir yargılama usulü öngörmüştür. Kanun’un 272. maddesine göre ilk derece mahkemelerinin bu maddenin (3) numaralı fıkrasında sayılan istisnaların dışında kalan hükümlerine karşı istinaf yoluna başvurulması mümkündür.

20. Kanun’un 286. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan

hükümlerinin temyiz edilebilmesi öngörülmüştür. Kanun’un 286. maddesinin (2)

numaralı fıkrasının (a) ilâ (ı) bentlerinde ise bu kuralın istisnalarına yer

verilmiş ve bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin temyiz edilemez

nitelikteki kararları belirlenmiştir. Buna göre; a) ilk derece mahkemelerinden

verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli

para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye

mahkemesi kararları, b) ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az

hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları, c) hapis

cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları

ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara

ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair

kararlar, d) ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki

yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı

adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, e)

adli para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen

hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, f) sadece eşya

veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece

mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair

kararlar, g) on yıl veya daha az hapis cezasını veya adli para cezasını

gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile

ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, h) davanın

düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk

derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen

bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, (ı) bu

sayılanlarda yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan

veya kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları

temyiz edilemez.

21. Kanun’un (2) numaralı fıkrasının itiraz konusu kuralı içeren

(d) bendine göre ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı

iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara

bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararlarına

karşı temyiz yoluna başvurulamaz. Kuralda yer alan “her türlü bölge

adliye mahkemesi kararları” ifadesi, kararın niteliği bakımından

herhangi bir ayrım yapılmadığını göstermektedir. Dolayısıyla ilk derece

mahkemesinin mahkûmiyet kararı üzerine verilen onama kararına karşı temyiz

yoluna başvurulması imkânı ortadan kaldırıldığı gibi beraat kararı üzerine

verilen onama veya mahkûmiyet kararları da temyiz yolunun kapsamı dışında

tutulmuştur.

22. Belirtildiği üzere hükmün denetlenmesini talep etme hakkı,

kişinin kendisi aleyhine verilen hükmün başka bir mahkeme tarafından denetimini

talep edebilmesini güvence altına almaktadır. Bu bakımdan ilk derece

mahkemelerinin kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını

gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin mahkûmiyet

kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine bölge adliye mahkemesinin

yapacağı istinaf incelemesiyle bu güvence sağlanmaktadır. Zira bu durumda kişi,

ilk derece mahkemesince aleyhine verilen hükmü bir üst mahkemeye denetlettirmiş

olmaktadır. Bu durumda sanığa, bu hükme karşı temyiz yoluna başvurma hakkı

tanınmaması hükmün denetimini talep etme hakkına sınırlama teşkil etmez.

23. Buna karşılık ilk derece mahkemesinin verdiği beraat kararına

karşı Cumhuriyet savcısı veya katılanlar tarafından istinaf yoluna müracaat

edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesince sanık hakkında mahkûmiyet kararı

verilmesi durumu farklıdır. Bu durumda ilk derece mahkemesince verilmiş

herhangi bir mahkûmiyet hükmü söz konusu değildir. Henüz aleyhe bir hükmün

bulunmadığı bir aşamada hükmün denetlenmesini talep hakkına ilişkin güvenceler

devreye girmez. Bu hakkın sağladığı güvenceler ancak ilk kez aleyhe hüküm kurulduğu anda

işlerlik kazanır. Dolayısıyla beraat kararının bölge adliye mahkemesince

bozularak sanık hakkında ilk kez mahkûmiyet kararı verilen durumlarda bu hükmün

başka bir mahkeme tarafından denetlenmesini talep etme hakkı doğar. Bu durumda

sanık hakkında ilk kez verilen mahkûmiyet kararına karşı temyiz yolunun kapalı

olmasının hükmün denetlenmesini talep etme hakkını sınırladığı açıktır.

24. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmiştir. Buna göre hükmün denetlenmesini talep etme hakkına sınırlama getiren kanuni düzenlemelerin hakkın özünü zedelememesi, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun olması ve ölçülü olması gerekir.

25. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama hürriyeti için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu düşünülemez. Anayasa Mahkemesi kararlarında, Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceği kabul edilmektedir (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014; AYM, E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015).

26. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilikulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; AYM, E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016).

27. Buna göre hükmün denetlenmesini talep etme hakkının sınırlanması için seçilen aracın, öngörülen amaca ulaşılabilmesi bakımından elverişli olması gerekir. Ayrıca seçilen araç bu hakkı en az zedeleyici nitelikte bulunmalıdır. Bununla birlikte hakkı daha az zedeleyen aracın tercih edilmesi gerektiğinin söylenebilmesi için söz konusu araç aynı amacı gerçekleştirmeye elverişli olmalıdır. Daha hafif sınırlama teşkil eden aracın tercih edilmesi hâlinde öngörülen amaç gerçekleşmeyecek ise daha ağır sınırlama oluşturan aracın seçimi hususundaki tercih, Anayasa’ya aykırı olmaz. Bunun dışında hangi sınırlama aracının tercih edileceği hususunda kanun koyucunun takdir yetkisi bulunmaktadır.

28. Öte yandan hükmün denetlenmesini talep etme hakkına

yönelik sınırlandırmalar orantılı olmalıdır. Orantılılık, amaç ile araç

arasında adil bir denge kurulmasını gerektirmektedir. Buna göre hükmün

denetlenmesini talep etme hakkına getirilen sınırlamayla ulaşılmak istenen

meşru amaç ve aleyhine hüküm kurulan kişinin bu hükmü denetlettirebilmesindeki

bireysel yarar arasında makul bir orantı kurulmalıdır. Hedeflenen amaca

ulaşıldığında elde edilecek kamusal yararla kıyaslandığında, sınırlama ile

kişiye yüklenen külfetin aşırı ve orantısız olmaması gerekir. Kişiye yüklenen

külfetin aşırı olup olmadığının tespitinde hükmün konusu ve kişinin hak ve

menfaatleri üzerinde oluşturduğu tesir ve sınırlamanın gerekçesini oluşturan

meşru amacın niteliği göz önünde bulundurulmalıdır.

29. İtiraz konusu kural uyarınca bölge adliye mahkemelerinin ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin hükümlerine karşı temyiz yolunun kapatılmasının amacının yargılamanın makul süre içinde tamamlanması ve usul ekonomisinin sağlanması olduğu anlaşılmaktadır.

30. Anayasa’nın 36. maddesinde güvenceye bağlanan

adil yargılanma hakkının önemli unsurlarından biri de makul sürede

yargılanma hakkıdır. Anayasa'nın 141. maddesinin son fıkrasında “Davaların

en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının

görevidir” denilmek suretiyle davaların makul bir süre içinde

bitirilmesi gerekliliği açıkça ifade edilmiştir. Bu hak gereğince devlet,

yargılamaların gereksiz yere uzamasını engelleyecek etkin çareler oluşturmak

zorundadır (AYM, E.2013/4, K.2013/35, 28/2/2013). Öte yandan Anayasa’nın

141. maddesinin son fıkrasında davaların en az giderle sonuçlandırılması

hususu da bir ilke olarak düzenlenmiştir. Usul ekonomisi olarak

da adlandırılan bu ilke, yargılama maliyetinin en düşük şekilde olmasını ve bu

sürecin mümkün olan en hızlı yöntemlerle gerçekleştirilmesini öngörmektedir.

Dolayısıyla davaların makul süre içinde ve daha az masrafla sonuçlanmasının

sağlanması amacıyla hükmün denetlenmesini talep etme hakkının

sınırlandırılmasının anayasal açıdan meşru bir amaca dayandığı görülmektedir.

31. Kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin bölge adliye mahkemesi kararına karşı temyiz yolunun kapalı tutulması suretiyle hükmün denetlenmesini talep etme hakkına getirilen sınırlamanın davaların makul süre içinde sonuçlandırılması ve usul ekonomisinin sağlanması amacına ulaşılabilmesi bakımından elverişli ve gerekli bir araç olmadığı söylenemez.

32. Ancak hükmün denetlenmesini talep etme hakkına getirilen

sınırlamanın elverişli ve gerekli olması yeterli olmayıp orantılı da olması

gerekir. Orantılılık yönünden yapılacak denetimde temyiz yolu kapatılan kararın

iki yıla kadar hapis cezasına ilişkin mahkûmiyet içerebilen hükümlerden olduğu

gözetilmelidir. Kişinin özgürlüğünün sınırlandırılması sonucunu doğuran

hükümlerin denetime tabi tutulmasının önemi açıktır. Kaldı ki bu kapsamdaki

bazı mahkûmiyet hükümleri kamu görevlisi olmak dâhil kişi bakımından belli

hakları kullanmaktan yoksun bırakılma sonucunu doğurabilecek niteliktedir.

Hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ceza yargılaması sonucu verilen bütün

hükümlere karşı bu denetimi talep etme imkânı tanınmasını zorunlu kılan bir

yönü bulunmamaktadır. Bu bakımdan hafif nitelikteki suçlara ilişkin

mahkûmiyetlerin kesin olması, hükmün denetlenmesini talep etme hakkına yönelik

orantılı bir sınırlama olarak nitelendirilebilir. Ancak hürriyeti bağlayıcı

ceza yaptırımını içeren suçların hafif nitelikte olduğu söylenemez.

33. Yargılamanın makul bir sürede sonuçlandırılması ve usul

ekonomisinin sağlanması amacıyla da olsa hapis cezasına ilişkin mahkûmiyet

hükümlerinin denetime tabi kılınmamasının sanığa aşırı bir külfet yükleyeceği

açıktır. Diğer bir ifadeyle hürriyeti bağlayıcı cezaya ilişkin mahkûmiyet

hükümlerinin denetime kapalı tutulmasıyla sanığa yüklenen külfet, yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılması ve usul ekonomisinin sağlanması amaçlarıyla

haklılaştırılamaz. Hürriyeti bağlayıcı cezaya ilişkin mahkûmiyet hükmünün

denetlettirilmesi vasıtasıyla elde edecek bireysel yarar, makul sürede

yargılanma hakkı ve usul ekonomisi ilkesine feda edilemez. Bu itibarla bölge

adliye mahkemesince ilk defa verilen ve hürriyeti bağlayıcı ceza içeren

mahkûmiyet hükümlerine karşı denetim imkânının bulunmamasının hükmün

denetlenmesini talep etme hakkına yönelik orantısız bir sınırlama getirdiği

sonucuna ulaşılmaktadır.

34. İtiraz konusu kuralda bölge adliye mahkemesinin sadece

–yukarıda belirtildiği üzere- hükmün denetlenmesini talep

etme hakkını sınırlamayan ilk derece mahkemesinin beraat kararının

onanmasına ilişkin kararlarına değil ilk derece mahkemesinin beraat kararının

bozularak ilk defa verilen mahkûmiyete ilişkin kararlarına karşı da temyiz yolu

kapatılmıştır. Bu durumda ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet hükmünün

onanmasına ilişkin kararlar ile beraat kararının bozulması üzerine ilk defa

verilen mahkûmiyete ilişkin kararlar arasında ayrım yapılmaksızın bölge adliye

mahkemesinin kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis

cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her

türlü kararına karşı temyiz yolunun kapalı olmasını öngören kuralın bütünüyle

iptali gerekir.

35. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 36. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.

Hicabi DURSUN ile Rıdvan GÜLEÇ bu görüşe katılmamışlardır.

SONUÇ / HÜKÜM

IV. HÜKÜM

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286. maddesinin 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle değişiklik yapılan (2) numaralı fıkrasının 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 78. maddesiyle değiştirilen (d) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Hicabi DURSUN ile Rıdvan GÜLEÇ’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA 27/12/2018 tarihinde karar verildi.

Başkan

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

Engin YILDIRIM

Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR

Üye

Serruh KALELİ

Üye

Recep

KÖMÜRCÜ

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye

Muammer TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

Üye

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üye

Kadir ÖZKAYA

KARŞIOY GEREKÇESİ

1- 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286. maddesinin 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle değişiklik yapılan (2) numaralı fıkrasının 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 78. maddesiyle değiştirilen (d) bendinin, Anayasa’nın 36. maddesine aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.

2- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (2) numaralı fıkrasının itiraz konusu (d) bendine göre ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararlarına karşı temyiz yoluna başvurulamaz. Kural, kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin ilk derece mahkemesi hükmüne karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine bölge adliye mahkemesince verilecek hükme kesin nitelik tanımaktadır.

3- Kararın genel açıklama kısmında da belirtildiği üzere Anayasa’nın 154. ve 155. maddelerinde ilk derece mahkemesince verilen karar ve hükümlerin kural olarak bir başka yargı mercii tarafından denetlenmesi gerekliliği kabul edilmiştir (§ 9, § 10). Bu kurallar devletin yargılama sistemine ilişkin Anayasa normlarıdır. İtiraz konusu kural da ilk derece mahkemesi hükmünü denetleyen bölge adliye mahkemesinin bu denetim neticesinde verdiği hükme kesin nitelik tanımak suretiyle bir taraftan ilk derece mahkemesi hükmünün denetimi gerekliğini diğer taraftan ise Anayasa m.141’in (4) numaralı fıkrası uyarınca yargılamanın mümkün olan süratte sonuçlandırılması gerekliliği karşılamaktadır.

4- Anayasa’da ilk derece mahkemesi hükmünün başka bir yargı

mercii tarafından denetimi üzerine verilen hükmün sanık lehine veya aleyhine

olması bakımından herhangi bir ayrım yapılmamış, hükmün bir defa denetlenmesi

yeterli kabul edilmiştir. Kararın gerekçesinde hükmün denetlenmesini talep

hakkının sağladığı güvencelerin ancak ilk kez aleyhe hüküm kurulduğu anda

işlerlik kazanacağı, dolayısıyla ilk derece mahkemesince verilen beraat

hükmünün bölge adliye mahkemesince bozularak sanık hakkında ilk kez mahkûmiyet

hükmü verildiği durumlarda, bu hükmün de başka bir mahkeme tarafından

denetlenmesini talep etme hakkının doğacağı, bu sebeple de sanık hakkında ilk

kez verilen mahkûmiyet kararına karşı temyiz yolunun kapalı olmasının hükmün

denetlenmesini talep etme hakkını sınırladığı ifade edilmiştir (§ 23). İlk

derece mahkemesince sanık aleyhine verilen hükmün mağdurun lehine olacağı

açıktır. Buradan hareketle kararın gerekçesine dayanılarak ilk derece mahkemesi

tarafından mahkûmiyet hükmü verilip de bölge adliye mahkemesince denetim

neticesinde beraata hükmedilen hallerde de bölge adliye mahkemesinin hükmüyle birlikte

ilk defa mağdur aleyhine hüküm kurulduğu, bu sebeple de mağdura hükmün

denetlenmesini talep hakkı tanınması gerektiği pekâlâ söylenebilecektir. Bunun

ise bölge adliye mahkemesince yapılacak yeniden yargılama sonucunda, ilk derece

mahkemesi hükmünün aksine hüküm kurulan hallerde temyiz yolunun açık olması

gerektiği sonucuna götüreceği açıktır.

5- İstinaf mahkemeleri de Yargıtay ve Danıştay gibi yasayla belirlenen hallerde ilk derece mahkemelerince verilen hükümlerin denetimini gerçekleştirmek üzere kurulmuştur.

6- Türkiye’nin de taraf olduğu Sözleşme’ye ek 7 No.lu

Protokol’ün 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde “Mahkeme

tarafından ceza gerektiren bir suç nedeniyle mahkûm edilen herkes,

mahkûmiyetinin veya hükmolunan cezanın yüksek bir mahkeme tarafından yeniden

incelenmesini sağlama hakkına sahiptir” denilmektedir. Bu maddenin (2)

numaralı fıkrasında ise beraat kararına karşı yapılan başvuru sonrasında

verilen mahkûmiyet hükümleri yönünden hükmün denetlenmesini talep etme hakkına

istisna tanınabileceği kurala bağlanmıştır. Dolayısıyla ek 7 No.lu Protokolde

de yukarıda da ifade ettiğimiz üzere hükmün sanık aleyhine olması bakımından

bir ayrıma yer verilmemiş, mahkûmiyet hükmü bile olsa bu hükmün denetim

neticesinde verilmiş olması yeterli kabul edilmiştir.

7- Anayasa’nın 148. maddesinin (9) numaralı fıkrasında“Yüce Divan kararlarına karşı yeniden inceleme başvurusu yapılabilir. Genel Kurulun yeniden inceleme sonucunda verdiği kararlar kesindir.”denilmektedir. Bu kuralda verilen hükmün beraat veya mahkûmiyet olması bakımından ayrım yapılmamış ve denetim üzerine verilen hükme kesin nitelik tanınmıştır.

8- Bu sebeplerle, iptal talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini düşündüğümden, iptal yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Üye

Rıdvan GÜLEÇ

Üye

Recai AKYEL

Üye

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286. maddesinin 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle değişiklik yapılan (2) numaralı fıkrasının 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 78. maddesiyle değiştirilen (d) bendinin, Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE Mahkememiz çoğunluğunca karar verilmiştir.

2. İtiraz konusu kural ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararlarına karşı temyiz yoluna başvurulamayacağını öngörmektedir. Başka bir ifadeyle bölge adliye mahkemesince yapılacak inceleme sonucunda verilecek hükme kesin hüküm niteliği tanımaktadır.

3. Anayasa’nın 36., 154. ve 155. maddelerinin birlikte yorumunun Anayasa’nın mahkemelerce verilen hükmün bir başka yargı mercii tarafından denetlenmesini talep etme hakkını Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyeti kapsamında güvenceye kavuşturduğu yönündeki çoğunluk görüşü (§ 10) isabetli olmakla birlikte bu hak, devletin yargılama düzenine ilişkin diğer Anayasa kuralları ile birlikte değerlendirilmelidir.

4. Şöyle ki Anayasa’nın 154. ve 155. maddeleri adli yargı ve

idari yargıda ilk derece mahkemesince verilen hükmün başka bir yargı mercii

tarafından denetlenmesi gerekliliğini kurala bağlamaktadır. Kararda da

belirtildiği üzere (§ 16) bu denetimin içeriği konusunda dahi Anayasa’da

herhangi bir hükme yer verilmemiş, bu hususta yapılacak düzenlemeler kanun

koyucunun takdirine bırakılmıştır. Kanun koyucu tarafından yapılacak düzenlemeler,

hem ilk derece mahkemesince verilen hükmün denetlenmesini öngören Anayasa’nın

154. ve 155. maddelerinin gereklerini hem de yargılamanın en az giderle ve

mümkün olan süratle sonuçlandırılması düzenleyen Anayasa’nın 141. maddesinin

(4) numaralı fıkrasının gereklerini karşılamalıdır.

5. Bu açıdan bakıldığında iptal edilen kural, bir taraftan Anayasa’nın 154. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi hükmünün denetimini sağladığı gibi diğer taraftan da bölge adliye mahkemesince denetim sonucunda verilen hükme kesin nitelik tanımak suretiyle Anayasa’nın 141. maddesinin (4) numaralı fıkrasının gereklerini karşılamaktadır.

6. Anayasa’da teminat altına alınan kişinin aleyhine verilen bir hükmün başka bir yargı mercii tarafından gözden geçirilmesini ve denetlenmesini talep hakkı (§ 12) değil, ilk derece mahkemesince verilen hükmün denetlenmesini talep hakkıdır. Anayasa’da denetim neticesinde verilecek hükmün davacı, davalı, sanık veya mağdur lehine ya da aleyhine olması bakımından herhangi bir ayrım gözetilmemiştir.

7. Kaldı ki Türkiye’nin de taraf olduğu Sözleşme’ye ek 7 No.lu Protokol’ün 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasında da beraat kararına karşı yapılan başvuru sonrasında verilen mahkûmiyet hükümleri yönünden hükmün denetlenmesini talep etme hakkına istisna tanınabileceği belirtilmiştir.

8. Yukarıda açıklanan gerekçeler karşısında kuralın Anayasa’nın 36. maddesine aykırı olduğu yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Üye Hicabi DURSUN Üye Rıdvan GÜLEÇ

Anayasa Mahkemesi, E. 2018/71, K. 2018/118, 27 Aralık 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtirazın Konusu
  4. Olay
  5. I. İptali İstenen Kanun Hükmü
  6. II. İlk İnceleme
  7. III. Esasın İncelenmesi
  8. A. İtirazın Gerekçesi
  9. B. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
  10. Kömürcü
  11. Akıncı
  12. M. Emin KUZ
  13. Gökcan
  14. Karşıoy Gerekçesi
  15. Hakyemez
  16. Karşıoy Gerekçesi
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2018/71
Karar No
2018/118
Tarih
27 Aralık 2018

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2018/153 K.2018/119
  • AYM Norm Denetimi E.2018/101 K.2019/3
  • AYM Norm Denetimi E.2018/103 K.2019/4
  • AYM Norm Denetimi E.2018/108 K.2019/5
  • AYM Norm Denetimi E.2019/19 K.2019/7
  • AYM Norm Denetimi E.2018/161 K.2019/13

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.