KÜNYE
T.C. İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Karar tarihi
- 8 Nisan 2021
- Esas no
- 2020/303 Esas
- Karar no
- 2021/290
- Dava
- Genel Kurul Kararı Butlanı
- Dava tarihi
- 02/08/2010
Karar Metni
2.344 kelime·12 dk okuma·3 bölüm
Mahkememizde görülmekte olan genel kurul kararının yok hükmünde olduğunun tespiti ve iptali istemine ilişkin esas ve birleşen davada yapılan açık yargılaması sonunda verilen karar İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin 2018/1908 Esas, 2020/523 Karar sayılı ilamı ile kaldırılmakla dosya yukarıda belirtilen sıraya kaydedildi ve yapılan yargılama sonunda
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
ASIL DAVA /
Davacı asil dava dilekçesinde özetle; murisi ...'nun davalı şirketin 2000 adet hissesinin 1096 adet hissesine sahip ortağı olduğu, babası olan murisin 24.08.2009 tarihinde vefat ettiğini ölümünden önce sahibi olduğu 1096 adet hissenin %55 oranına tekabül ettiğini ve bu hususun 18.12.2007 tarihli genel kurul toplantısının hazirun cetvelinde de görüldüğünü, şirketin halka açık bir şirket olmayıp aile şirketi niteliğinde bulunduğunu, murisin vefatından sonra davalılardan ..., ..., ... ve ...'nun murise ait hisselerin bir kısmını kendi üzerlerine geçirdiklerini,
bu payların iptali için ...'nun mirasçıları olan annesi ... ve kardeşi ... tarafından dava açıldığını, yolsuz hisse devirlerinden sonra 29.03.2010 tarihli genel kurul toplantısının yapıldığını, genel kurula davet edilmediğini, toplantının usulsüz olduğunu, daha sonradan toplantı tutanağının ve kararların altına şirket muhasebecisi tarafından imzalarının alındığını, TTK hükümlerine göre genel kurul kararının yok hükmünde bulunduğunu, dava konusu ettiği karardan haberdar olması üzerine bu davayı açtığını belirterek 29.03.2010 tarihli genel kurul kararının yok hükmünde olduğunun tespiti ile iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu genel kurulun ve anılan kararların davacının kendi bilgisi ve isteği doğrultusunda alınmış olduğunu, zira kararların altında bizzat kendi imzasının bulunduğunu, davacının kardeşi ve annesi tarafından bu konuda ... 11. ATM'nin ... E. sayılı dosyasında dava açıldığını, davacının dava konusu genel kurul kararında imzasının olması ve herhangi bir muhalefet şerhi olmaması nedeniyle açtığı bu davanın haksız olup reddi gerektiğini savunmuştur.
BİRLEŞEN DAVA /
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; esas davada açıklanan hususlar tekrar edilmiş ve murisleri ...'nun vefatından önce şirkette %55 oranında hisse sahibi olduğundan ölüm tarihi olan 24.08.2009 itibariyle müvekkillerinin de veraset ilamındaki hisseleri oranında şirkete ortak olduklarının kabulü gerektiğini, ancak 29.03.2010 tarihli genel kurula çağrılmadıklarını ve kendileri katılmadan genel kurulun yapıldığını belirterek 29.03.2010 tarihli genel kurulun yok hükmünde olduğunun tespiti ile iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Ayrıca davalı vekili, 29.03.2010 tarihli genel kurul toplantısında davalılar ..., ..., ... ve ...'nun ayrıca ...'nun hisselerinin arttırıldığını, muris hisselerini kendi üzerlerine aldıklarını belirterek davalı ...'nun üzerindeki 520 hisseden yolsuz olarak tescil edilen 56, davalı ...'nun üzerindeki 520 hisseden 112 hissenin, davalılar ... ve ...'nun üzerinde bulunan 180'er hisseden 164'er hissenin, davalı ...'nun üzerindeki 600 hisseden veraset ilamındaki payı dikkate alınarak 189 hissenin iptaline ve iptal edilen hisselerinin müvekkilinin veraset ilamındaki pay oranlarına göre adlarına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Mahkememizce davacıların, gerçek kişi davalılar adına kayıtlı payların iptali ile müvekkilleri adına tescili istemine ilişkin talebinin iş bu davadan tefrikine ayrı bir esasa kaydına ve pay tespitine ilişkin davanın tefrik edilen dosya üzerinden görülmesine karar verilmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıların hisselerinin genel kurulda kardeşleri ve oğlu olan ... tarafından temsil edildiğini, yapılan genel kuruldan ve alınan kararlardan haberdar olduklarını belirterek haksız davanın reddini savunmuştur.
Davalı şirketin sicil dosyası ve dayanılan tüm deliller celp edilip incelenmiş, uzman bilirkişilerden rapor alınarak dosya içine sağlanmıştır.
Tüm Dosya Kapsamı Birlikte Değerlendirildiğinde;
Esas ve birleşen dosyada dava , davalı şirketin 29.03.2010 tarihinde yapılan genel kurulu ve alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
Birleşen davada davacılar ... ve ... tarafından genel kurul kararının yok hükmünde olduğunun tespiti istemi dışında şirketteki murislerine ait bir kısım payların yolsuz olarak diğer paydaşlar üzerine geçirildiği iddiasıyla yolsuz tescil edilen payların iptali ve murisleri ...'nun veraset ilamındaki payları oranında adlarına tescilini talep ettikleri anlaşılsa da hisse iptali pay tespitine ilişkin talepleri bu davadan tefrik edilmiş, ayrı bir esasa kaydedilmiştir.
Nitekim aile şirketi niteliğinde bulunan ... A.Ş'nin diğer hissedarları tarafından aynı nedene dayalı olarak pay tespitine ilişkin davaların açıldığı, anılan davaların birleştirilmek suretiyle mahkememizin 2015/449 E. sayılı dosyasında yargılama konusu olduğu, ileri sürülen iddialar ve sunulan delillere göre birleşen davada davacıların pay tespitine ilişkin açtıkları davanın da anılan dava dosyası ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği,
genel kurul kararının iptaline ilişkin davada tüm delillerin toplandığı anlaşıldığından pay tespitine ilişkin talebin tefrik edilmesinin ve ayrı bir esasa kaydedilerek görülmesinin makul yargılama sureti ve usul ekonomisi bakımından yerinde olacağı sonucuna varılmış bu nedenle tefrik kararı verilmiştir.
Her ne kadar mahkememizce genel kurul kararının yok hükmünde olduğunun tespitine ilişkin bu davada, mahkememizin 2015/449 E. sayılı dosyasında pay tespitine ilişkin davanın sonucu HMK. 165. maddesi gereğince daha önce bekletici mesele yapılmış ise de, toplanan deliller ve gelinen aşama dikkate alındığında artık pay tespitine ilişkin davanın neticesinin beklenmesine gerek görülmemiş ve bu yöndeki karardan vazgeçilerek yargılamaya devam edilmiştir.
Esas ve birleşen davada davacılar, vefat etmiş olan ...'nun mirasçılarıdır. Nitekim dosyada mevcut bulunan veraset ilamına göre ...'nun 24.08.2009 tarihinde vefat ettiği, geriye mirasçıları esas davada davacı ... ve birleşen davanın davacıları eşi olan ...'nun ve kızı ...'in kaldığı anlaşılmaktadır.
Asıl ve birleştirilen dosyada davalı şirketin kuruluşundan itibaren tüm sicil kayıtları getirtilmiş, genel kurul toplantısının ve alınan kararların butlanını- yoklukla malul sayılmasını gerektiren durumun var olup olmadığı konusunda tanzim ettirilen her iki heyet raporunda da genel kurul kararının yok hükmünde olduğu ifade edilmiştir.
Davanın açıldığı tarih itibariyle 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu yürürlükte olup yargılama sırasında 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 Sayılı TTK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki 6103 Sayılı Kanunun 2/a maddesinde, ''Türk Ticaret Kanunu yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olayların hukuki sonuçlarına, bu olaylar hangi kanun yürürlükteyken gerçekleşmiş ise o kanun hükümleri uygulanır'' denilmiştir. Buna göre davalı şirketin 29.03.2010 tarihli genel kurulunun yok hükmünde olup olmadığı veya iptal koşullarının bulunup bulunmadığı hususu 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunundaki hükümler çerçevesinde ele alınıp neticeye varılmıştır.
Dava konusu 29.03.2010 tarihlinde yapılan genel kurulun, şirketin 2007-2008-2009 yıllarına ilişkin genel kurul toplantısı olduğu, hazirun cetveli incelendiğinde şirketin 50.000,00 TL sermayesinin 15.000,00 TL sermaye karşılığı 600 adet hisse ile ..., 13.000,00 TL sermaye karşılığı 520 adet hisse ile ..., aynı sermaye ve hisse adedi ile ... ve 4.500,00'er TL sermaye karşılığı 180'er adet hisse ile ... ve ...'nun asaleten temsil edildiği, toplam sermayenin 50.000,00 TL hisselerin 2000 adet olduğu anlaşılmaktadır.
Anılan genel kurul kararı Ticaret Sicil Gazetesinin 03.05.2010 tarihli nüshasında ilan edilmiştir. Anonim şirketlerde genel kurula çağrı yönetim kurulunca yapılır. Kural , genel kurulun çağrı ile toplanmasıdır, ancak istisnai bir durum olarak çağrısız genel kurul yapılabilmesi imkanı da mevcut olup, bu husus TTK. 370. maddesinde düzenlenmiştir.
Çağrısız genel kurul toplantısı için yönetim kurulu tarafından bir karar alınmasına gerek olmasa da tüm pay sahiplerinin toplantıda bir arada olması ve toplantı sonuna kadar aynı durumun devam etmesi gerekmektedir. Esasında davalı şirketin kayıtları ve sunulan delillere göre dava konusu 29.03.2010 tarihli genel kurul toplantısına çağrıya ilişkin 15.03.2010 tarihli yönetim kurulu kararı bulunmaktadır. Bu kararda ''şirketin Mart 2010 tarihinde TTK.
370. maddesine göre ilansız olarak genel kurulunun yapılmasına, Sanayi ve Ticaret Müdürlüğünün uygun gördüğü tarihte yapılacak genel kurul toplantısına katılmak üzere hükumet komiseri talep edilmesine oybirliği ile karar verildiği'' anlaşılmaktadır. Anılan yönetim kurulu kararında, davacıların murisi ...'nun yönetim kurulu başkanı, yönetim kurulu üyeleri olarak da ...'nun ve ...'nun imzalarının bulunduğu anlaşılmıştır.
Ancak yönetim kurulu başkanı ...'nun 24.08.2009 tarihinde vefat ettiği dolayısıyla çağrıya ilişkin 15.03.2010 tarihli yönetim kurulu kararında imzasının bulunmasının mümkün olmadığı, buna göre çağrıya ilişkin yönetim kurulu kararının da geçersiz olduğu sonucuna varılmıştır. Ancak yönetim kurulu kararı geçersiz olmakla birlikte dava konusu genel kurulun TTK. 370. maddesi kapsamında çağrısız genel kurul olduğu anlaşılmış olmakla TTK.
370. maddesindeki koşullar yönünden de değerlendirme yapılması gerektiği kabul edilmiştir.
Yukarıda izah edildiği üzere çağrısız genel kurulun geçerli olabilmesi için tüm pay sahiplerinin toplantıda asaleten veya vekaleten temsil edilmesi zorunludur.
Her ne kadar dava konusu 29.03.2010 tarihli genel kurulda şirketin sermayesinin 50.000,00 TL olup, bu sermaye karşılığı 2000 adet hissenin tamamının asaleten pay sahipleri tarafından temsil edildiği, başka bir deyişle tüm pay sahiplerinin toplantıda hazır bulunduğu belirtilmiş ise de, bu durumun gerçeği yansıtmadığı, şirketin 2007-2008-2009 yıllarına ait 29.03.2010 tarihli olağan genel kurul toplantısından bir önceki 2004-2005-2006 yıllarına ait 18.12.2007 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısı hazirun cetveli incelendiğinde bu genel kurulun yine TTK.
370. maddesi çerçevesinde yapılan çağrısız genel kurul toplantısı olduğu ve tüm pay sahiplerinin toplantıda hazır olup bu pay sahiplerinin davacıların murisleri ..., ..., ... ve ... olduğu görülmektedir. Davacıların murisi ... 18.12.2007 tarihli genel kurul toplantısının yapılmasından sonra ancak dava konusu 29.03.2010 tarihli genel kurul toplantısından önce 24.08.2009 tarihinde vefat etmiştir.
Bir önceki genel kurulda pay sahibi olarak görülen ...'nun hissesinin bir sonraki genel kurulda (dava konusu olan genel kurulda) temsil edilmediği, oysaki 18.12.2007 tarihli genel kurulda ...'nun 1096 adet hisse sahibi olduğunun yazılı bulunduğu,
ayrıca murisin vefatından sonra şirketteki hisselerinin yasa gereği mirasçılarına geçeceği buna göre ...'nun paylarının dava konusu genel kurulda ..., ... ve ... tarafından da temsil edilmesi gerektiği, başka bir deyişle ... mirasçıları olan ... ve ... ile ...'in de toplantıda pay sahibi olarak bulunması gerektiği, ancak adı geçenlerin toplantıdan haberdar olmadıkları, asıl ve birleştirilen dosya davacılarının toplantıya katılmadıkları, toplantı tutanağında imzalarının bulunmadığı yalnız asıl dosya davacısı ...'nun hazirun cetvelini sonradan imzaladığı anlaşılmıştır.
Davalı şirket hisse senedi ihraç etmeyen borsaya kapalı bir anonim şirkettir.
Anonim şirketlerde payların ne şekilde devredileceği yasada tanımlanmış olup, şirket ortaklarından vefat etmiş olan ...'nun şirketteki paylarını sadece oğlu ...'na devrettiğine ilişkin yazılı bir belgenin ibraz edilmediği, esasında mirasçı ve esas davada davacı ...'nun dahi murisi ...'nun paylarının tamamını devraldığına ilişkin bir beyanının olmayıp aksine kendisinden başka kardeşi ... ve annesi ...'nun da mirasçı olup ... intikal eden payların sahibi olduğunu iddia ettiği, davalı şirketin savunmasında da,
...'nun şirketteki payının mirasçılarına ait olduğu ancak ... ve ...'in veraseten şirketteki paylarının diğer mirasçı ... tarafından temsil edildiği ve adı geçenlere ait hisselerin ... yedinde emaneten bulunduğu ileri sürülmüş ise de, bu savunmanın mirasçılar ve birleşen davada davacılar ... ve ... tarafından kabul edilmediği gibi dava konusu genel kurul hazirun cetvelinde mirasçı ... ve ...'in vekaleten temsil edildiği yönünde bir ibarenin bulunmadığı, sadece mirasçı ...'nun hazirun cetvelinde isim ve imzasının bulunduğu anlaşılmakla davalı şirketin bu yöndeki savunmasına itibar edilmesi mümkün görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle TTK. 370. maddesi çerçevesinde yapılan çağrısız genel kurulda tüm pay sahiplerinin hazır olmadığı, bir önceki genel kurulda paydaş olarak görülen ...'nun paylarının genel kurulda temsil edilmediği anlaşılmakla asıl ve birleştirilen davada genel kurulun ve alınan tüm kararların yok hükmünde olduğu sonucuna varılmıştır.
Mahkememizce şirketteki payların tespitine ilişkin olarak bir çok paydaş tarafından açılan davanın 2015/449 E. sayılı dosyasında görüldüğü ve çağrısız genel kurulda tüm paydaşların hazır olmasının zorunlu bulunduğu ve şirketteki pay sahiplerinin kimler olduğunun belirlenmesi bakımından 2015/449 E. sayılı dosyanın bu davaya etki edeceği düşünülmüş olsa da salt ...'na ait payın dava konusu genel kurulda tüm mirasçıları tarafından temsil edilmediği,
mirasçılarından sadece ...'nun hazirun cetvelinde imzası olsa da genel kurul toplantı tutanağında imzasının olmaması karşısında artık dava konusu genel kurulun yok hükmünde olduğunun kesin olarak saptandığı, bu sebeple şirkette başka pay sahibi olup olmadığı ya da ne oranda pay sahibi olduğunun, toplanan deliller kesin olarak ortaya konulan bu husus karşısında neticeye bir etkisinin olmadığı kanaatine varılmış ve mahkememizin 2015/449 E. sayılı dosyasının neticesinin beklenmesine gerek görülmemiştir.
Asıl ve birleştirilen dosyada dava konusu genel kurul 29.03.2010 tarihinde yapılmış, asıl ve birleşen dava ise 02.08.2010 tarihinde açılmıştır.
TTK'da genel kurul kararı iptali davası için 3 aylık süre öngörülmüş ise de, genel kurul kararlarının butlanını veya yok hükmünde olduğunun tespitine ilişkin talepler yönünden herhangi bir sürenin öngörülmediği zira işlemin zaten geçersiz olduğunun iddia edildiği ve kanun koyucu tarafından da bu husus gözönüne alınarak butlan veya yokluk davası için bir sürenin mevzuatta yer almadığı anlaşılmış olmakla dosyada mevcut bulunan 09.10.2017 tarihli raporda,
genel kurul kararından itibaren uzun bir sürenin geçmesi halinde hukuk güvenliği ve şirketlerin işleyişi dikkate alınarak dava konusu genel kurulun butlanına ilişkin bu davada anılan ilkeye dayalı olarak genel kurul kararının yok hükmünde olduğunun tespiti isteminin yerinde olmadığının kabul edilmesinin mümkün bulunduğu da açıklanmış ise de, genel kurul karar tarihinden yaklaşık sadece 4 ay sonra davanın açıldığı,
genel kurul tarihinden davanın açıldığı tarih arasında çok uzun bir sürenin bulunmadığı anlaşılmakla rapordaki bu açıklamaya itibar edilmemiş, yukarıda açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen davanın kabulü yönünde hüküm kurulmuş, genel kurul kararının iptali istemli davada husumetin şirkete yöneltilmesi gerekli ve yeterli olup gerçek kişilere yönelik davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...
İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2020/303, K. 2021/290, 8 Nisan 2021 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama