KÜNYE
T.C. İstanbul 1. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
- Karar tarihi
- 19 Kasım 2025
- Esas no
- 2024/69 Esas
- Karar no
- 2025/256
- Dava
- Marka ve Eser ( Tecavüzden Kaynaklanan
- Dava tarihi
- 01/04/2024
Karar Metni
2.426 kelime·12 dk okuma·3 bölüm
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka ve eser Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
İDDİA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle. Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalılardan ...A.Ş.'ye ait ...
2021 yılı Mayıs ayında yayımına başlanan ... adlı programın adının ... tescil numarası ile marka sahibi olduğunu, marka hakkı müvekkilinde olan programa sunucusunu değiştirmek suretiyle 06 Şubat 2020 tarihinden itibaren aynı isim ve 2021 Mayıs ayına kadar aynı format ve aynı stüdyo ortamında devam edildiğini, davalının eyleminin marka hakkına tecavüz teşkil ettiğini, müvekkilinin program akışının stüdyoda nasıl olacağı, kendisinin nerede duracağı, konuklarının nerede oturacağı, sohbet şeklinin ne tarzda yapılacağını tasarladığını, bu nedenle programın formatının eser niteliğini haiz,
müvekkilinin de eser sahibi olduğunu beyanla “...” markasının marka hakkına tecavüz teşkil eden fiillerin tespiti ile fiillerin ref'ine, tecavüzün giderilmesine, program formatının eser sahipliğinden kaynaklanan hakkına yönelik tecavüz fiillerinin tespiti ile tecavüzün giderilmesine, marka tecavüzünün gerçekleştiği her bölüm için ayrı ayrı edinilen kazancın, FSEK 68 uyarınca belirlenecek lisans kullanım bedelinin 3 katının maddi tazminat, 1000 TL manevi tazminatın her bir haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
SAVUNMA. Davalı ... A.Ş. Vekili cevap dilekçesinde özetle; "..." programının müvekkili ....Ş.'nin (bundan sonra kısaca ...
A.Ş.) sahibi olduğu ...'de yayınlandığını, ancak ... tarafından "üretilen" bir yayın olmadığını, program diğer Davalı ... tarafından projelendirildiğini, ayrıntılandırıldığını, içeriğinin ve formatının oluşturulduğunu, ... ile davacı arasındaki ilişki davacının "..." programının bir dönem "maliyet karşılayıcısı" (sponsor) olması olduğunu, davacının bu programda yer almak istediğini, ancak kendisinin popülerliği ve bilinirliği olmadığından programın "iç yapım" olarak planlanmadığını, ismi, içeriği, kurgusu diğer davalı tarafından hazırlanmış olan programda, program maliyetlerini karşılaması şartıyla programda sunuculuk yaptığını,
davacının "..." programı ile başkaca bir ilişkisi bulunmadığını, sonraki süreçte yayının hem sunucusu hem de sponsoru değiştiğini, ancak programın yapımcısının her zaman diğer davalı ... olduğunu, davacının programın formatının kendisi tarafından oluşturulduğu yönündeki iddiasının herhangi bir dayanağının bulunmadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
SAVUNMA.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; ...'in oğlu ...'in ulusal kanallarda yayında olan hemen her programa müvekkili tarafından çıkartıldığını, ...'in tüm bu yayına çıkma ücretlerini ödediğini, uygulamada televizyon kanallarında yayınlanan ve dışarıdan konuk alınan adı hiç duyulmamış yazar, isimsiz şarkıcılar, doktorlar, kişisel gelişim adı altında hizmet verenler gibi kişilerin para ödeyerek programlara katıldığını, ... ile müvekkilinin çalışması devam ederken davacının yapımcı ve medya iletişim danışmanı müvekkilini arayarak ...'in annesi olma sıfatıyla tanıştığını,
bağımlılık merkezi kurumunu tanıtmak için çekim yapılmasını istediğini, kendisine müvekkili tarafından bir çalışma bütçesi sunulduğunu, ... tarafından bu bütçede yer alan rakamın ödemesinin kabul edildiğini, daha sonra davacının televizyonda program yapmak istediğini müvekkiline söylediğini ve ekranda olmak istediğini belirttiğini, müvekkili tarafından tüm giderlerini ...'in ödemesi kaydıyla ekrana çıkartılmış isimsi amatör bir sunucu olduğunu, müvekkilinin 2020 yaz sezonunda ... kanalına “...” programını isminden içeriğine kadar hazırlayarak yayınlanmak üzere teklif götürdüğünü, davacıya ekranda daha önce hiçbir program sunmadığı,
sunuculuk deneyimi olmadığı için program maliyetleri tek tek kendisine sunulduğunu, aylık olarak maliyetleri karşılayabilecekse programı müvekkilinin yardım ve desteği ile sunabileceğinin vurgulandığını, davacının maliyeti karşılamayı kabul ettiğini, tüm maliyetler her çekimde ... tarafından karşılanması şartıyla kendisinin kanalda sunuculuk yapmasına izin verildiğini, davacının kanal genel yayın müdür e programı müvekkili olmadan devam ettirmek istendiğini belirttiğini, bunun üzerine davacı ile çalışmaya son verildiğini,
davacının kötü niyetle programın marka hakkını alıp sonradan menfaat elde etmek için tescil ettirdiğini beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Bilirkişiler ..., ..., ... ve ...'ın 27.07.2025 tarihli bilirkişi raporlarında özetle. Dava konusu formatın eser niteliğine sahip olmadığı, Dava konusu program üzerinde hak sahibinin ...
A.Ş. olduğu, İnceleme konusu programın, sektörde yaygın olarak kullanılan sohbet programı formatıyla benzerlik gösterdiği; stüdyo düzeni, akış planı ve konsept unsurları bakımından özgünlük düzeyinin sınırlı olduğu, 4. Yapım sürecinde belirleyici rolün, dosya kapsamındaki veriler ve tanık ifadelerine göre ... tarafından üstlenildiği, kanalın yalnızca yayıncı konumunda bulunduğu, Davacının katkısının, kısa süreli sunuculuk ve program maliyetlerini üstlenmekten ibaret olduğu;
bu durumun sektörel olarak sponsorluk ilişkisi şeklinde değerlendirilebileceği, yapımcı veya format sahibi haklarını doğurmayacağı, Program isminin tescilinin hukuken geçerli olmakla birlikte, sektörde isim haklarının genellikle yapımcı sözleşmeleri ile belirlendiği; olayda bu yönde bir düzenleme bulunmadığı, Dijital platformdaki yayınların yapımcı kontrolünde yürüt davacının bu platformlarda içerik yönetimi veya kullanım yetkisi bulunduğuna dair bir verinin mevcut olmadığı, Televizyon sektöründe marka tescilinin genellikle yayın öncesi yapıldığı,
inceleme konusu olayda tescilin yayın sonrasında gerçekleşmesinin olağan dışı bir durum olduğu ve isim üzerinde sonradan hak kazanma amacı taşıdığı izlenimi verdiği, bu tescilin hukuken geçerli olsa da sektörel uygulamalarda yapımcı veya içerik sahibi haklarını kendiliğinden doğurmayacağı, dolayısıyla sektörel normlar ön plana alındığında sonradan yapılan marka tescilinin programın yaratıcılığı veya format sahipliği üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olamayacağı, Davacı yan ile davalı yapımcı ...'un dava konusu markayı birlikte ve ortaklaşa yarattığı,
Davalı yapımcının marka üzerinde eskiye dayalı gerçek hak sahipliği nedeniyle müştereken hak sahibi olduğu, bu kapsamda davalı yapımcının gerçek hak sahipliğine dayalı kullanımlarının davacı tarafından engellenebilmesinin mümkün olmadığı ve bu eylemlerin davacının marka hakkına tecavüz teşkil etmeyeceği, Diğer yandan davalı yapımcı ...'un marka üzerinde hak sahibi olduğu görüşlerimiz ışığında, marka hakkı sahibi ...'un rızası ile markanın... ekranlarında yayımlanmakta olan programda kullanılması hususunda davalı ...A.Ş.'ne bir husumet yöneltmenin yerinde olmadığı,
kötü niyetli marka tescili hususunda Yargıtay'ın daha önceleri markayı ortaklaşa yaratan kişilerden her birinin birbirini engellemeyecek şekilde markayı kullanabileceği ve hatta tescil ettirebileceği yönünde kararları bulunurken içtihat değişikliği ile markayı ortaklaşa yaratan ortakların diğerinden habersiz şekilde tescil ettirmesinin mümkün olmadığı ve bu durumda tescil ettirirse bunun kötü niyetli tescil olarak değerlendirilmesi gerektiği yönünde kararlar vermesi göz önünde bulundurularak kötü niyetli tescil iddialarının ancak mahkememizin takdir ve değerlendirmelerinde olacağı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE
Dava konusu uyuşmalığın; Davanın, ... no ile tescil edilmiş bulunan “...” markasının marka hakkına tecavüz teşkil eden fiillerin tespiti ile fiillerin durdurulması, tecavüzün giderilmesi, program formatının eser sahipliğinden kaynaklanan hakkına yönelik tecavüz fiillerinin tespiti, durdurulması ile tecavüzün giderilmesi ve tazminat istemlerine ilişkin olduğu tespit edildi. Tüm dosya içeriği incelendiğinde; ikame edilen davanın marka hakkına tecavüz ve eser sahipliğinden kaynaklı haklara yapılan tecavüz iddiasına yönelik açıldığı, bunun yanında 1.000'er TL üzerinden maddi ve manevi tazminat taleplerinin de var olduğu anlaşılmıştır.
Davacı vekilinin, dava dilekçesinin sonuç kısmında 1.000,00 TL maddi tazminat isteminde bulunduğu, tazminat isteminin dayanağının FSEK 68. Madde gösterildiği ancak dava dilekçesinin 5. Sayfasının 10. maddesinde marka hakkına tecavüz kapsamında da SMK 151/2-B maddesine göre de talebinin bulunduğunun anlaşıldığı,
marka hakkına tecavüze dayalı tazminat istemi ile FSEK 68. Madde kapsamında kalan maddi tazminat istemlerinin ayrı kapsamda olması ve farklı yargılama gerektirmesi sebebiyle, davacı vekiline, 1.000,00 TL üzerinden belirttiği maddi tazminat isteminin ne kadarlık kısmının SMK 151/2-B maddesi ve FSEK 68. Maddesine göre olduğunu belirtmesi ve 1.000,00 TL üzerinden açılan maddi tazminat istemlerini bu çerçevede ayrıştırarak beyan etmesi için 1 hafta kesin süre verilmesine,
kesin sürede gerekli bilginin verilmemesi halinde maddi tazminat istemli davanın HMK 119/1-ğ ve 119/2 maddesi kapsamında açılmamış sayılmasına karar verileceğinin ihtar edildiği, bunun üzerine davacı yanca gerekli açıklama yapılmış olup, açıklama muvacehesinde davacı yanın maddi tazminat isteminin 500,00 TL olan kısmının SMK 151/2-b( marka hakkına tecavüze dayalı tazminat), 500,00 TL olan kısmının ise FSEK 68.(eser sahipliğinden kaynaklı haklara yapılan tecavüze dayalı tazminat) kapsamında olduğu tetkik edilmiştir.
Bu durumda ikame edilen davaların;
-Marka hakkına yapılan tecavüzün tespiti, durdurulması, giderilmesi,
-Eser sahipliğinden kaynaklı tecavüzün tespiti, durdurulması, giderilmesi,
- SMK 151/2-b( marka hakkına tecavüze dayalı tazminat) için 500,00 TL
- FSEK 68.(eser sahipliğinden kaynaklı haklara yapılan tecavüze dayalı tazminat) dayalı tazminat için 500,00 TL
- 1.000,00 TL manevi tazminat istemlerine ilişkin olduğu anlaşılmıştır.
Mahkememizce yukarıda başlıklar halinde sıralanan davaların nihayete ermesi gayesi ile kapsamlı araştırmalar yapmış, tanıklar dinlenmiş, deliller toplanılmış, alanında uzman bilirkişilerden rapor alınarak dosyaya ibrazı sağlanmış olup, 22/07/2025 tarihli bilirkişi raporunun tüm delilleri irdeleyen, maddi hakikatin tespitine imkan sağlayan, FSEK ve SMK kapsamında mevzuatın tatbikini usul ve yasaya uygun sağlayan, bilimsel ve somut olaya uygun hazırlanan rapor olduğu değerlendirilmiş, hükme esas alınmıştır.
Dosya kapsamına yansıyan deliller ve alınan bilirkişi raporu muvacehesinde somut olay değerlendirildiğinde;
Davaya esas inceleme konusu programın, sektörde yaygın olarak kullanılan sohbet programı formatıyla benzerlik gösterdiği; stüdyo düzeni, akış planı ve konsept unsurları bakımından özgünlük düzeyinin sınırlı olduğu iş bu sebeple eser niteliğine sahip olmadığı anlaşılmıştır.
Davaya konu yapım sürecinde belirleyici rolün, dosya kapsamındaki veriler ve tanık ifadelerine göre ... tarafından üstlenildiği, diğer davalı kanalın yalnızca yayıncı konumunda bulunduğu, davacının katkısının, kısa süreli sunuculuk ve program maliyetlerini üstlenmekten ibaret olduğu; bu durumun sektörel olarak sponsorluk ilişkisi şeklinde değerlendirilebileceği, yapımcı veya format sahibi haklarını doğurmayacağı, bu durumda bahse konu programın eser mahiyeti olduğu varsayıldığında dahi davacının söz konusu program üzerinde FSEK kapsamında hak sahipliğinin bulunmadığı, dolayısı ile FSEK kapsamında tecavüzün de oluşmadığı mahkememizce değerlendirilmiştir.
Program isminin marka tescili olmasında hukuken sakınca olmamakla birlikte, bilirkişilerce de isabetle tespit edildiği üzere televizyon sektöründe marka tescilinin genellikle yayın öncesi yapıldığı, inceleme konusu olayda tescilin yayın sonrasında gerçekleşmesinin olağan dışı bir durum olduğu ve isim üzerinde sonradan hak kazanma amacı taşıdığı izlenimi verdiği,
bu tescilin hukuken geçerli olsa da sektörel uygulamalarda yapımcı veya içerik sahibi haklarını kendiliğinden doğurmayacağı, dolayısıyla sektörel normlar ön plana alındığında sonradan yapılan marka tescilinin programın yaratıcılığı veya format sahipliği üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olamayacağı, program üzerinde katkısı sponsorluk ve kısa süreli sunuculuk düzeyinde olan iş bu sebeple FSEK kapsamında hak sahipliği bulunmayan davacının sonradan program ismini marka olarak tescil ettirmesi sebebi ile FSEK kapsamında hak sahipliğine elde edemeyeceği,
davacının program ismini marka olarak sonradan tescil ettirmesinin marka üzerindeki hak sahipliği noktasındaki etkisinin aşağıda değerlendirileceği ancak FSEK kapsamında davacı yanın program üzerinde hak sahipliğinin bulunmadığı mahkememizce değerlendirilmiştir.
Davacı yan her ne kadar program ismini sonradan marka olarak tescil ettirerek marka üzerinde hak sahipliği elde etmiş ise de; bilirkişi raporunda usul ve yasaya uygun olarak tespit edildiği üzere davalı yapımcının marka üzerinde tescilden önceyi de kapsayacak şekilde eskiye dayalı gerçek hak sahipliği nedeniyle marka üzerinde müştereken hak sahibi olduğu, bu kapsamda davalı yapımcının gerçek hak sahipliğine dayalı kullanımlarının davacı tarafından engellenebilmesinin mümkün olmadığı, önceye dayalı hak sahipliği nedeniyle hak sahibi ...'un rızası ile markanın ... ekranlarında yayımlanmakta olan programda kullanılması hususunda davalı ...
A.Ş.'ne bir husumet yöneltmenin yerinde olmadığı, bir an için husumet tevcihinde isabetli olduğu varsayılsa bile yukarıda anlatılan hususlar dahilinde marka hakkına ve eser sahipliğinden kaynaklı haklara tecavüzün esasen de oluşmadığı,
kötü niyetli marka tescili hususunda Yargıtay'ın daha önceleri markayı ortaklaşa yaratan kişilerden her birinin birbirini engellemeyecek şekilde markayı kullanabileceği ve hatta tescil ettirebileceği yönünde kararları bulunurken içtihat değişikliği ile markayı ortaklaşa yaratan ortakların diğerinden habersiz şekilde tescil ettirmesinin mümkün olmadığı ve bu durumda tescil ettirirse bunun kötü niyetli tescil olarak değerlendirilmesi gerektiği, bu durumda yapılan marka tescilinin kötü niyet kapsamında da olduğu, bu durumda tecavüz olgusunun hem FSEK hem SMK Kapsamında meydana gelmediği,
binaenaleyh maddi ve manevi tazminat için koşulların oluşmadığı anlaşılmakla ikame edilen davanın yerinde olmadığı;
Davacı vekili her ne kadar marka tesciline yapılan itiraz üzerine verilen YİDK kararına delil olarak dayanmış ve bu kapsamda itirazda bulunmuş ise de, ilgili karar incelendiğinde önceye dayalı hak sahipliğinin sınırlı inceleme kapsamında verildiği, mahkememiz nezdinde gerek FSEK gerek SMK ve gerekse de sektörel değerlendirme yapılarak alınanda uzman bilirkişilerden rapor alınarak karar verildiği,
TPMK kararının bu anlamda mahkememiz için bağlayıcılığı olmadığı gibi ilgili YİDK kararında dahi mahkememiz gerekçeli kararı ile uyumlu olacak şekilde program üzerinde davacının sponsor ve sunucu, davalı ...'un ise yapımcı olarak gösterildiği anlaşılmakta olup yukarıda aktarıldığı üzere davacının katkısının, kısa süreli sunuculuk ve program maliyetlerini üstlenmekten ibaret olduğu;
bu durumun sektörel olarak sponsorluk ilişkisi şeklinde değerlendirilebileceği, yapımcı veya format sahibi haklarını doğurmayacağı, bu durumda bahse konu programın eser mahiyeti olduğu varsayıldığında dahi davacının söz konusu program üzerinde FSEK kapsamında hak sahipliğinin bulunmadığı, kaldı ki yukarıda da belirtildiği üzere dava konusu formatın eser mahiyetinde de olmadığı, dolayısı ile FSEK kapsamında tecavüzün de oluşmadığı, ilgili YİDK kararında dava konusu formata ilişkin söktörel normların gözetilmediği,
programın tescil tarihinden önce de var olduğu hususuna riayet edilmediği gibi davacının katkısının, kısa süreli sunuculuk ve program maliyetlerini üstlenmekten ibaret olup bu durumun sektörel olarak sponsorluk ilişkisi şeklinde değerlendirilebileceği, yapımcı veya format sahibi haklarını doğurmayacağı, davaya konu yapım sürecinde belirleyici rolün, dosya kapsamındaki veriler ve tanık ifadelerine göre ... tarafından üstlenildiği hususlarının önceye dayalı hak sahipliği kapsamında SMK yönünden tatbik edilmesi gerektiği kararda tartışılmadığı,
verilen kararın bu yönü ile yerinde olmadığı gibi mahkememiz için de bağlayıcılığının bulunmadığı anlaşılmakla davacı yanın bu yöndeki itirazları yerinde görülmemiştir.
Hülasa, dava konusu formatın eser olmadığı, eser olduğu varsayılsa bile davacının Fsek kapsamında hak sahipliğinin bulunmadığı, marka tecavüzü iddiası yönünden ise davalı yapımcının marka üzerinde tescilden önceyi de kapsayacak şekilde eskiye dayalı gerçek hak sahipliği nedeniyle marka üzerinde müştereken hak sahibi olduğu,
bu kapsamda davalı yapımcının eskiye dayanan gerçek hak sahipliğine dayalı kullanımlarının davacı tarafından engellenebilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmakla davalı Konca yönünden davanın esastan reddine, önceye dayalı hak sahipliği nedeniyle ...'un rızası ile markanın... ekranlarında yayımlanmakta olan programda kullanılması sebebiyle yalnızca yayıncı sıfatı olan diğer davalı ...
A.Ş.'ne bir husumet yöneltmenin yerinde olmadığı anlaşılmakla iş bu davalı yönünden ise pasif husumet yokluğu nedenlerine reddine karar verilmiş, sonuç olarak ikame edilen davanın her iki davalı yönünden de reddine dair aşağıdaki gibi hüküm tesis edilmiştir.
Katip · ¸e-imzalıdır Hakim · ¸e-imzalıdır
İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2024/69, K. 2025/256, 19 Kasım 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama