İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /İlk Derece Mahkeme Kararları
  3. /İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi

İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi E.2024/740 K.2024/841

Davacı ... tarafından, davalılar ..., ..., ..., ... aleyhine açılan ileri sürülen taleple ilgili yapılan inceleme sonucunda

Esas2024/740Karar2024/841Tarih2 Aralık 2024Okuma14 dk · 2.810 kelime

KÜNYE

T.C. İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi

Karar tarihi
2 Aralık 2024
Esas no
2024/740 Esas
Karar no
2024/841
Dava
Hakemin Reddi
Dava tarihi
25/11/2024
Karar metni, UYAP Emsal Karar Arama kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.810 kelime·14 dk okuma·1 bölüm

Davacı ... tarafından, davalılar ..., ..., ..., ... aleyhine açılan ileri sürülen taleple ilgili yapılan inceleme sonucunda

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... ve kardeşi ...'ın ... Şirketi'nin (Bundan böyle "..." olarak anılacaktır.) ortakları olduğunu, tarafların aralarında ortağı oldukları şirketi daha güçlü bir hale getirebilmek maksadıyla şirketin yönetimini, yeniden yapılandırılmasını, ibrayı ve taraflar arasına gelecekte oluşabilecek uyuşmazlıkların çözümlendirilmesi konularını düzenleyen 08.01.2021 tarihli "... Şti.

Ortakları arasında Bu Şirketin Ve Bağlı Ortaklıklarının Ve Yeniden Yapılandırılmasına, Geçmiş Yıllar Hesap Mutabakatına, Sulh Ve İbraya Dair Çerçeve Protokolü'nü" akdettiklerini, Av. ... ve ...'ın tahkim yargılamasına başkanlık etmesi için Prof. Dr. ...'i seçtiğini böylecede de tahkim yargılamasının yürütecek Hakemler Kurulunun Başkan Prof.

Dr. ..., Üye Av. ... ve Üye ... olarak oluşturulduğunu, hakemler kurulunun usul ve yasaya uygun bir biçimde seçilemediğini, tahkim yargılamasını yürütebilecek yetkinliğe, müvekkil ile ... arasındaki uyuşmazlıkların çözümlenmesinde sağlayacak tarafsızlık ve bağımsızlığa sahip olmayan şahıslardan oluştuğunu, dolayısıyla açıklanan sebepler doğrultusunda hakemler kurulunun reddini talep etme zorunluluğunun doğduğunu, protokol hükümlerinden hareketle; hakem sıfatıyla görev yapmakta olan ...’ın yalnızca taraflar arasında protokolün tatbik ve tefsirinden doğan ihtilafların çözümü ile yetkili kılındığı,

hakem Av. ...’ın ise yalnızca tarafların ortağı oldukları ...'nin yeniden yapılandırılması ve geçiş sürecinden doğan ihtilafların çözümü ile yetkili kılındığı söylenebileceğini, nitekim, taraflar arasında protokolün tatbik ve tefsirinden doğan bir uyuşmazlık olmadığı gibi halihazırda tarafların ortağı oldukları ...'nin yeniden yapılandırılması da söz konusu olmadığını, bununla birlikte, hakemler Av. ... ve ...’ın hakemliğin yasaklılığı sebebiyle tahkim yargılamasından el çekmesi gerekmekte iken usulsüz bir biçimde yargılamaya devam edildiğini,

hakemler Av. ... ve ...'ın huzurdaki uyuşmazlık taraflarının öz dayısı olup aralarında akrabalık bağı bulunduğunu , hakimin yasaklılığı, kamu düzeninden olup hakimin davaya asla bakamayacağı, talep olmasa bile çekinmek zorunda olduğu haller olduğunu, Kanun'da yer alan işbu düzenlemenin emredici olup, emredici hukuk kuralına karşı aralarında anlaşarak farklı bir düzenleme yapamayacaklarını, hakem kurulu üyeleri Av. ... ve ... tarafından bizzat kendi cümleleri ile hakem kurulunun yasaklılık sebeplerinin bilindiği ve davaya bakmakta yeterlilikleri olmadığı gibi yetkilerinin olmadığının ifade edildiğini,

bu bağlamda Kurul'un hakem sıfatından ziyade açıkça dayı gibi hareket ettiklerinin sabit olduğunu, mahkemece işbu dilekçede yer alan hususlar doğrultusunda hakem kurulunun reddine karar verilmesinin zaruri olduğunu, Hakem Av. ... ve ...'ın tahkim yargılamasını yürütmekte yasaklılık sebepleri bulunduğundan mütevellit çekilmesi gerektiği halde hukuka aykırı bir şekilde görevinlerine devam ettiğinin sübut bulduğunu, üstelik, Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği üzere hakemin yasaklılığı sebepleri kamu düzeni ile ilgili olup talebe dahi gerek duymaksızın her zaman dikkate alınması gerektiğini,

davalı Kurul tarafından verilen tedbir kararı usule olduğu kadar, yasaya ve hakkaniyete aykırı ölçüsüz bir karar olduğunu, görüleceği üzere, tahkim yargılamasında mevcut tüm usule ve hukuka aykırılıkların defaatle hakem kurulu'na bildirilmiş olmasına karşın kurul tarafından itirazlar üzerinden beş ay ( yaklaşık 157 gün) geçmiş olmasına rağmen duruşma düzenlenmeksizin, gerekçe dahi gösterilmeksizin, göz ardı edilerek ve reddedilerek tahkim yargılamasına devam olunduğunu, davalı Kurul'un hiçbir gerekçe göstermeksizin beş ay boyunca geçici hukuki koruma tedbiri hakkında hüküm kurmaması,

itirazı duruşma dahi yapmaksızın incelememesinin kabul edilebilir olmadığını, bu durumun açıkça Kurul'un temel yükümlülüklerinden biri olan iş görme borcunu dahi yerine getirmeyecek şekilde taraflı davrandığının bir kanıtı olduğunu, taleplerini duruşma dahi düzenlemeksizin reddederek, ret kararında gerekçe belirtmeyerek, işbu ret kararına karşı beyanlarını sunmak üzere yalnızca taraflarına süre vererek eşit davranma ve hukuki dinlenilme hakkına riayet etmediğini açıkça ortaya koyulduğunu, bununla birlikte;

davalı Kurul tarafından itirazların beş ay sonra incelenerek karara bağlanmasının tek bir nedeni olduğu kanaatinde olduklarını, haklı davalının kabulü ile, Av. ... yönünden tarafların öz dayısı olması ve ...'ın daha önce vekilliğini üstlenmiş olması sebebiyle hakemliğin yasaklılığı hükümleri doğrultusunda hakemliğinin reddine, ...'ın tarafların öz dayısı olması sebebiyle hakemliğin yasaklılığı hükümleri doğrultusunda hakemliğinin reddine, hakem kurulunun açıkça tarafsız olmadığını ortaya koyan ve müvekkili üzerinde haklı şüphe oluşturan 09.11.2024 tarihli ara karar doğrultusunda hakem kurulunun reddine,

HMK m. 418/5 gereğince hakem kurulunun tamamının reddedildiği gözetilerek tahkim yargılamasının sona erdirilmesine, mahkemece Hakem Kurulu'nun reddi talebimiz hakkında bir karar verilinceye dek davalı kurul tarafından hukuka aykırı tahkim yargılaması esnasında verilen kararların uygulanmaması, kurul'un işten el çektirilmesi ile tahkim yargılamasının ertelenmesine karar verilmesi yönünde ihtiyati tedbire hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Talep, esas olarak ve sonuç olarak hakemlerin reddinin gerekip gerekmediğine ilişkindir.

Söz konusu talebin değerlendirilmesi açısından mahkememizin görevli olup olmadığı ele alınmalıdır.

Öncelikle belirtmek gerekir ki bu talebin değerlendirilmesi açısından ve uyuşmazlığın niteliği gereği mahkememizin görevli olduğu anlaşılmaktadır. Zira halihazırda yürürlükte bulunan 5235 sayılı kanunda 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile bölge adliye mahkemelerinin göreve başlamasından sonra dahi tahkimde bölge adliye mahkemelerinin ilk derece mahkemesi olarak görev yapmasına son verilmiştir. Bu nedenle ise 6100 sayılı HMK m.410 hükmü gereğince (Değişik 28.2.2018 Tarih 7101/57 md.) uyarınca tahkim yargılamasında, mahkeme tarafından yapılacağı belirtilen işlerde görevli ve yetkili mahkemenin, konusuna göre tahkim yerinin asliye hukuk veya asliye ticaret mahkemesi olduğu belirtilmiştir.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, halihazırda merkezi "Kocaeli" ilinde bulunan şirketin tarafları arasında, yine söz konusu olan bu şirketin yeniden yapılındırılması, geçmiş yıllara ait mutabakat, sulh ve icra olunmasına dair protokolden kaynaklanmaktadır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin genel yaklaşımı ve esasen şirket ortakları arasında, şirket tüzel kişiliği ile ilgili uyuşmazlığın varlığı karşısında mahkememizin görevli mahkeme olduğu tespit olunmuştur.

Zaten adı geçen protokolün tarafları, konusu dikkate alındığında şirket ortakları arasındaki ilişkiden kaynaklanan ve bu nedenle şirketler hukukunu ilgilendiren bir talep bulunduğu, bu çerçevede davanın asıl itibariyle mutlak bir ticari dava niteliği gösterdiği mahkememizce takdir olunmuştur. Bu düşüncenin bir devamı olarak ise, davacının delil olarak dayanmış olduğu mahkeme karar içeriklerinden de anlaşılacağı üzere, taraf gerçek kişiler arasında ...

Asliye Ticaret Mahkemeleri'nde davanın görülmüş olduğu dahi sabittir.

Akabinde ise yine bu talep açısından mahkememizin yetkili olup olmadığı hususunun takdir olunması gerekmektedir.

Bilindiği üzere 6100 sayılı HMK m.418 hükmü ile "hakemin reddi usulü" düzenlenmiştir. Bu düzenleme uyarınca ilgili fıkrada red usulünün taraflarca kararlaştırılacağı, red dilekçesinin kimlere ne şekilde tebliğ olunacağı, red ile ilgili talebin kimlere karşı ve ne şekilde ileri sürüleceği tek tek ve ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir.

Yine HMK m.418/f.4 fıkrası gereğince; seçilen hakemin veya hakem kurulunun tümünün ya da karar çoğunluğunu ortadan kaldıracak sayıda hakemin reddi için ancak mahkemeye başvurulacağı, mahkemenin bu fıkra uyarınca vereceği kararlara karşı ise temyiz yoluna başvurulamayacağı belirtilmiştir. Bir başka deyişle verilecek karar bu noktada kesin olacaktır. "Mahkememizin bu talep açısından yetkili olup olmadığı, bu konuyu re'sen ele alıp almayacağı ise yargısal yorum gerektirmektedir."

Buna göre;

1)Adı geçen hükümde, yetkili mahkemenin neresi olduğu konusunda açıkça düzenleme yapılmamış, bu noktada 1086 sayılı HUMK sistematiğinden kanun koyucunun ayrılmış olduğu anlaşılmıştır.

Hakemin reddi talepleri açısından 6100 sayılı HMK m.410 hükmü uyarınca kanun koyucunun "tahkim yeri mahkemesinin" yetkili olacağını açık olarak belirlemiştir. Ancak kanun koyucu, bu konunun önemine yine HMK sistematiğinden ayrı şekilde bu kavramdan ne anlaşılması gerektiğini dahi HMK m.425 hükmünde düzenlemiştir.

Bu düzenlemenin içeriği yorumlanırken mutlaka MTK'daki hükümlerin ve yorum tarzının dikkate alınması gerektiği mahkememizce benimsenmiştir. Zira yetkiyi ilişkin HMK'daki bu hükümlerin aslında MTK'dan HMK'ya aktarılan hükümler olduğu genel olarak anlaşılabilmektedir.

Bu nedenle MTK'daki ilgili hükümlerin göz önünde tutulması gerekir. Her ne kadar MTK'daki hükümlerin somut olay açısından doğrudan uygulanma kabiliyeti yok ise de mahkememizin yetkili olup olmadığının değerlendirilebilmesi ve bu "yetki hükmünün" niteliğinin yorumlanması açısından MTK hükümleri önem taşımaktadır.

Bu noktada doktrindeki görüşlerinin önemi yadsınamaz.

"... tahkim yeri, hakem kararının iptal sebepleri ve iptal davasının açılacağı yer, tahkim usulüne uygulanacak hukukun belirlenmesi, tahkim anlaşmasının geçerliliği, tahkime elverişlilik ve hakem kararının tenfiz engellerinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi gibi konularda önemli hukuki sonuçlar doğurmaktadır.

....

Tarafların tahkim yerini belirlemeleri veya kim tarafından ve nasıl belirleneceği konusunda bir anlaşma yapmamış olmaları durumunda, tahkim yeri, hakem veya hakem kurulu tarafından belirlenecektir. Milletlerarası Tahkim Kanunu uyarınca taraflar tahkim yeri konusunda anlaşamamışlarsa tahkim yeri, "hakem veya hakem kurulunca olayın özelliklerine göre belirlenir" (MTK.m.9)(Prof. Dr. Ziya AKINCI, Milletler Arası Tahkim İstanbul 2021Sayfa 282-283.)

Hal böyle olunca, MTK'da kullanılan kavram ve kuralların, HMK sistematiği ile tam uyumlu olmamasının bu noktada problem çıkartabileceği mahkememizce değerlendirilmiştir. Zaten bu nedenle, konunun metodolojik olarak yorumlanması zarureti mevcuttur. Esasen her kavram ve kuralın ortaya çıktığı, geliştiği disiplin içinde veya ülkede hangi şekilde yorumlandığı önem arz eder.

Her ne kadar HMK sistematiğinde önce görevli olan mahkemenin sonra yetkili olan mahkemenin tespiti önem arz etse de genel olarak MTK hükümlerinin HMK'ya aktarılması sonucunda yetkili mahkeme, görevli mahkemeyi belirlemektedir. Böylece istisnai bir hal oluşmuştur. Bu istisnanın nedeni ise 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu'nun hazırlanmasında UNCTRAL Model Kanunu'nun esas alınması kaynaklı olduğu değerlendirilmiştir. Mahkememizin yetkili olup olmadığı değerlendirilirken genel anlamda bu düzenlemelerin varlığı göz ardı edilemez.

MTK'da yer alan hükümler genel olarak HMK "Onbirinci Kısım" başlığı adı altında yer almaktadır. Bu şartlarda tahkime ilişkin hükümlerin MTK hükümlerinin yorumlanma tarzı göz ardı edilerek yorumlanması kabul edilemez.

HMK'da düzenlenen "tahkim yerinin" herhangi bir yetki kaidesi olmadığı, tahkim yargılaması açısından birçok aşamada, birçok farklı hukuki sonuçların, farklı şekillerde doğmasına yol açabilecek bir yetki hükmü olabileceği açıklanmıştır.

Bu durumda aynı tahkim sözleşmesi ile ilgili farklı taleplerin farklı mahkemelerce ele alınması HMK'nın amaçladığı bir durum olamaz. Zira HMK hükümleri tahkim yeri taraflarca belirlenmediği taktirde sınırlayıcı, belirleyici bir yapıya sahiptir.

2-)Öte yandan HMK'daki ilgili hükümlerin lafzi açıdan içeriğinin dahi göz ardı edilmemesi gerekir.

2018 yılı itibariyle gerçekleşen kanun değişikliği dikkate alındığında kanun koyucunun amacının dikkatli yorumlanması gerekir. Söz konusu HMK m.410 ve m.425 hükmünün MTK'dan aktarılan hükümler olması nedeniyle, bu hükmün mahkemelerin yetkisini düzenleyen, HMK m.5 ile m.19 hükümleri arasında yer alan düzenlemelerden farklı yorumlanması icap eder. Zaten kanun koyucunun tahkime dair yetkiye ilişkin hükmü, HMK'daki adı geçen hükümlerin yer aldığı "Yetki" başlıklı "İkinci Ayırım"da düzenlememiş olması dahi mahkememizce varılan yorumun isabetini göstermektedir.

Kanun koyucunun, tahkim ile ilgili uyuşmazlıklara bakacak mahkemelerin yetkisine, HMK'da yer alan "Yetki" başlıklı, "İkinci Ayırım'da" düzenlemesine aslında hiçbir engel bulunmamaktadır. Oysaki kanun koyucu dahi tahkim ile ilgili hükümleri "Onbirinci Kısım" da düzenlemiş, HMK m.5 hükmünden itibaren devam eden hükümlerin yer aldığı "Birinci Bölüm'ün" "İkinci Ayırım" başlığı adı altında ise düzenlememiştir. Bu halin bilinçli bir tercih olduğu ise anlaşılabilmektedir. Zaten 1086 sayılı HUMK döneminde dahi sistematik aynıdır. O halde bu noktada, kanun koyucunun bir unutkanlığından bahsedilemez.

HMK'daki sistematik karşısında, kişiler arasındaki uyuşmazlığın devlet yargısı tarafından görülmesine dair kesin yetki veya ilk itiraz vb. yetkiye dair düzenlemelerin tahkim yolu ile görülen uyuşmazlıklara bakacak mahkemeler ile ilgili uygulanabilmesinin yasal dayanağı yoktur. Zaten kanun koyucunun, tahkim yargılamasına dair tüm hükümleri farklı bir kısımda ve tüm yönleriyle düzenlemiş olması, kanun koyucunun kişiler arasındaki bir uyuşmazlığın devlet yargısı tarafından görülmesine dair mahkemelerin yetkisini düzenleyen sistematikten ayrılma iradesini göstermektedir.

Somut olay açısından, hakemin reddine dair uyuşmazlık açısından yetkili mahkemenin neresi olduğu, mahkemelerin yetkisine yönelik düzenlemelerden ve getiriliş amacından farklı olarak yorumlanmalıdır. Bir başka deyişle HMK m.410 ve ilgili diğer tahkim yerine dair düzenlemelerde "kesin yetki" ibaresinin kullanılmaması da usuli açıdan herhangi bir önem ve anlam taşımamaktadır.

Bu şartlarda HMK m.410 ve m.425 hükmündeki yetkiye dair düzenlemenin mahkeme tarafından kendiliğinden dikkate alınması gereken bir yetki olduğunu düşünmek kanun koyucunun amacına dahi uygundur.

3-Hatta kanun koyucu HMK m.439/f.1 hükmünde "Hakem kararına karşı yalnızca iptal davası açılabilir. İptal davası, tahkim yeri Bölge Adliye Mahkemesi'nde açılır; öncelikle ve ivedilikle görülür." Söz konusu hüküm ile kanun koyucu yine "tahkim yerine" özel bir önem atfetmiş, daha önemlisi tahkim ile ilgili mahkemeye intikal edecek uyuşmazlıkların hızlı ve öncelikli bir şekilde sonuçlandırılmasını amaçlamıştır.

Zira kanun koyucu HMK'daki yetki ile ilgili hükümlerde "öncelikle ve ivedilikle" ibarelerini hiçbir maddede kullanmamıştır. Kanun koyucunun bu düzenlemesinin tahkim ile ilgili uyuşmazlıkların herhangi bir mahkemece görülmemesi, bu uyuşmazlığın sadece ve sadece belli bir mahkemece görülmesi, bu şekilde yetki itirazı vb. nedenlerle yargılamanın herhangi bir şekilde uzamasına yol açabilecek usuli imkanlarının verilmemesi yönünde iradesini ortaya koyduğu anlaşılabilmektedir.

Kaldı ki HMK m.410 hükmünün gerekçesinde de tahkimin niteliği, gerektirdiği sürat ve uzmanlık göz önünde bulundurularak görev ve yetkinin belirlendiği anlaşılabilmektedir. Kanun koyucu, bu süratin sağlanabilmesi için ise HMK m.418/f.1-b.4-son cümle uyarınca ise hakemin reddi ile ilgili verilmiş olan mahkeme kararının kesin olduğunu açıkça düzenlemiştir.

Kanun koyucunun hakemin reddi ile ilgili bir an önce karar verilmesi noktasında bir amaç ve irade ortaya koyduğu bu şekilde anlaşılabilmektedir. Mevcut düzenlemelerin bu içeriği karşısında, kesin olmayan yetki için yetki itirazının yapılması gerektiği, yetki itirazının kabulü halinde ise bu karara karşı kanun yollarının açık tutulması gerektiği noktasındaki düzenlemelerin, tahkimden doğan uyuşmazlığa bakacak mahkemeler için uygulaması dünüşülemez.

İşte bu değerlendirmelerden sonra ise artık hakemin reddi ile ilgili yetkili mahkeme noktasında, kanun koyucunun "Onbirinci Kısım" olarak ve "Tahkim" başlığı altında yapmış olduğu düzenlemeler, bu disipline ait içerik ve en önemlisi kanun koyucunun iradesi ve amacı doğrultusunda değerlendirilmelidir.

4-6100 sayılı HMK m.410 hükmü uyarınca "Tahkim yargılamasında, mahkeme tarafından yapılacağı belirtilen işlerde görevli ve yetkili mahkeme, konusuna göre tahkim yeri asliye hukuk veya asliye ticaret mahkemesidir. Tahkim yeri belirlenmemiş ise görevli mahkeme, konusuna göre asliye hukuk veya asliye ticaret mahkemesi, yetkili mahkeme ise davalının Türkiye'deki yerleşim yeri, oturduğu yer veya işyeri mahkemesidir."

Böylelikle kanun koyucu, tahkim yargılamasıyla ilgili hususlarda mahkeme tarafından yapılması gereken bir talep ortaya çıktığında konusuna göre "tahkim yeri mahkemesinin" yetkili olacağını açıkça belirtilmiştir. Bir başka deyişle, hakemin reddine ilişkin talebi değerlendirilecek olan mahkeme tahkim yeri mahkemesidir.

Bu madde veya devamında HMK m.5 ve m.19 arası hükümlere atıf yapan hüküm olmadığı gibi yetki itirazına dair açık bir düzenleme dahi yoktur. Bu hal ise açıklandığı üzere hakemin reddi noktasında mahkememizce kendiliğinden bu hususun ele alınması gerektiğini göstermektedir.

Taraflar arasındaki sözleşme içeriği dikkate alındığında konusuna göre "tahkim yeri mahkemesinin" neresi olduğu noktasında açık bir ibare yoktur.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık esas olarak hakem kurulunun reddine ilişkindir. Bu uyuşmazlıkta asıl davalı ise diğer ortak yani ...'tır. Adı geçenin yerleşim yeri adresi Kocaeli olmakla öncelikle bu yönden Kocaeli Asliye Ticaret Mahkemesi'nin yetkili olduğu ilk bakışta kabul edilmelidir.

5-Diğer yandan HMK m.425 hükmünün de bu noktada dikkate alınması gerekir.

HMK m.425 hükmüne göre "Tahkim yeri, taraflarca veya onların seçtiği bir tahkim kurumunca serbestçe kararlaştırılır. Bu konuda bir anlaşma yoksa tahkim yeri, hakem veya hakem kurulunca olayın özelliklerine göre belirlenir. Hakem veya hakem kurulu, tahkim yargılamasının gerektirdiği durumlarda önceden taraflara bildirmek kaydıyla bir başka yerde de toplanabilir; duruşma, keşif gibi benzeri işlemleri de yapabilir." şeklindedir.

Zaten ve bir an için tahkim yerinin somut olayda olduğu üzere belirlenmemesi durumunda ise tahkim yerinin olayın özelliklerine göre belirleneceğini kanun koyucu öngörmüştür. Bu noktada "belirlenir" ifadesi ile getirilen kesinlik dahi emredicidir, göz ardı edilemez.

Tarafların ortak olduğu şirketin merkez adresinin Kocaeli olması, şirket ile ilgili tüm faaliyet alanın ve genel olarak kayıtlarının yer aldığı merkezin Kocaeli olması karşısında Kocaeli Asliye Ticaret Mahkemesi'nin bu noktada dahi yetkili mahkeme olduğu benimsenmelidir.

Zaten şirkete ortak olan taraflar arasındaki herhangi bir uyuşmazlığın mahkeme önüne getirilmesi halinde, HMK m.14 hükmü uygulanacaktır. Özel hukuk tüzel kişisi olan şirkete ortak olan kişilerin birbirlerine karşı açacakları davalar için tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olacaktır. O halde bu tip uyuşmazlıklar açısından, tüzel kişinin yani şirket merkezinin tahkim yeri olduğunu kabul etmek olayın özelliğine de uygundur.

Böylelikle hakemin reddine dair talep açısından yetkili mahkemenin hangi mahkeme olduğu hususunda, gerek lafzi yorum gerek sistematik yorum ve tarihi yorum yöntemleri uygulandığında mahkememizin bu uyuşmazlığın çözümü açısından yetkili olmadığı, bu hususun mahkememizin kendiliğinden gözetilmesi gerekli bir usuli durum olduğu sonucuna varılmıştır.

Bir başka deyişle adı geçen şirket ortaklarının, şirket ile ilgili bir uyuşmazlık yönünden açacakları muhtemel davalar açısından HMK m.14 hükmü uyarınca ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin kesin yetkili olduğu bir hukuk düzeninde, taraflar arasında açık ve kesin olarak tahkim yeri belirlenmemiş ise tahkim yerinin artık Kocaeli Asliye Ticaret Mahkemesi'nin olduğunu kabul etmek de en pratik, hukuk düzeni ile en uyumlu, kanun koyucunun irade amacına uygun çözüm tarzı olacaktır.

Hal böyle olunca somut olay yönünden hakemin reddi ile ilgili talep açısından ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin kesin yetkili olduğu, bu nedenle mahkememizin bu talebin değerlendirilmesi açısından yetkili bulunmadığı takdir edilmiştir. Verilen karar, niteliği uyarınca kesin olduğundan bu konuda herhangi bir bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay kararının tespit edilebilmesi mümkün olamamıştır. Hatta konu ile ilgili doktrin görüşleri de tespit edilememiştir.

Her ne kadar davacı vekili, hakemin reddine dair talep açısından tedbir kararı verilmesini talep etmiş ise de, yetkili olmayan mahkemenin tedbir talebini değerlendirmesi "yetki gasbına" yol açabilecektir. Nitekim HMK m.390/f.1 hükmü dahi dava açılmadan önce ihtiyati tedbirin, esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilebileceğini düzenlemiştir. Bir başka deyişle davayı görmeyecek olan bir mahkemeden talep edilen ihtiyati tedbirin, usulen kabul edilmesinin mümkün olamayacağı mahkememizce değerlendirilmiştir.

Bilindiği üzere yapılan açıklamalar karşısında kesin yetki hususu HMK m.114 hükmü uyarınca dava şartı olup somut olayın özelliği yönünden HMK m.115 hükmü çerçevesinde bu usuli eksikliğin tamamlanabilmesi ise mümkün değildir.

Yapılan açıklamalar karşısında, davacının talebinin HMK m.410 hükmü gereği ve kesin yetki nedeniyle usulden ve dava şartı yokluğundan reddine, davacının tedbir talebinin dahi yetkili mahkemece değerlendirilmesine karar kesinleştiğinde dosyanın talep halinde yetkili Kocaeli Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

HÜKÜM

Yukarıda yazılı nedenlerle;

1-Davacının talebinin HMK m.410 hükmü gereği, kesin yetki nedeniyle usulden ve dava şartı yokluğundan reddine,

Davacının tedbir talebinin dahi yetkili mahkemece değerlendirilmesine

2-Karar kesinleştiğinde dosyanın talep halinde yetkili ... Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine,

3-Karar niteliği itibari ile kesin olmakla bu kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde taraflardan birinin Mahkememize başvurarak dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmelerine,

4-Başka mahkemede davaya devam edilmesi söz konusu olmadığında dava hakkında açılmamış sayılma kararı verilerek talep halinde davacının yargılama giderlerine mahkum edileceğinin taraflara ihtarına,

5-HMK 331/2 maddesi uyarınca davaya başka bir mahkemede devam olunması ihtimali karşısında yargılama giderlerine bu aşamada hükmedilmemesine,

Kararın niteliği gereği ve HMK m.418/f.4 hükmü uyarınca kesin olarak ve dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi.02/12/2024

Başkan Üye Üye Katip

İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/740, K. 2024/841, 2 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

Mercii
İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2024/740
Karar No
2024/841
Tarih
2 Aralık 2024

İlgili Kararlar

  • Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi E.2024/740 K.2024/705
  • Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi E.2024/740 K.2024/793
  • Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi E.2024/740 K.2024/650
  • Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi E.2024/741 K.2024/634
  • Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi E.2024/742 K.2024/754
  • İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi E.2024/742 K.2024/903

Tüm Arşiv

İlk Derece Mahkeme KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.