KÜNYE
T.C. İstanbul 2. Fikrî Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
- Karar tarihi
- 12 Eylül 2024
- Esas no
- 2023/90 Esas
- Karar no
- 2024/219
- Dava
- Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan, Marka Hükümsüzlüğü
- Dava tarihi
- 24/03/2023
Karar Metni
1.491 kelime·7 dk okuma·1 bölüm
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan, Marka Hükümsüzlüğü) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili, müvekkili şirketin tekstil sektöründe 40 yıldır faaliyet göstermekte olduğunu, müvekkilinin bugün Türkiye ve yurtdışında tescilli birçok markası bulunduğunu, “...” ibaresinin ticari unvan olarak Türkiye'de ilk olarak müvekkili şirket tarafından tescil ettirildiğini, ... ibaresi altında yürütülecek her türlü faaliyetin müvekkili şirketin ticari unvanı ile iltibas oluşturacağını, müvekkili şirket ile aynı ismi ve/veya markaları taşıyan bir işletmenin olmasının müvekkili şirketinin tanınmışlığına zarar verecek ve aynı zamanda markalarının da ayırt edici özelliğini ortadan kaldıracağını, müvekkili şirketin,
TPMK nezdinde tescilli tanınmış marka sahibi olduğunu, müvekkili şirketin kendisiyle özdeşleşen ve içerisinde “...” ibaresini içeren birden fazla markanın sahibi olduğunu, müvekkili tarafından tescil ettirilen ve tescil ettirilecek markaların korunması ve belirleyici özelliklerin devam ettirilebilmesi için davalının markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğini, Ticari hacmi nedeniyle büyük bir tanınmışlığa sahip olan müvekkili şirketin, söz konusu tanınmışlığını da sürekli olarak markalar için verdiği reklamlar ile koruduğunu, davalının marka başvurusu 2016 yılında,
müvekkili şirketin ilk marka başvurusundan 30 yıl sonra gerçekleştiğini, söz konusu markasının asıl ve gerçek hak sahibi müvekkili şirket olduğundan davalının markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkine karar verilmesi gerektiğini, davalının, müvekkili şirket ile benzer bir markayı tescil ettirdiğini, aynı sektörde faaliyet gösterdiğini, aynı tüketiciye hitap ettiğini, davalının, marka için birçok isim seçme hakkı varken, bu marka tescilini müvekkili şirketin markasını kullanarak yapmış olması müvekkilinin tanınmışlığından faydalanma amacı olduğu konusunda kanaat oluşturduğunu,
bu hususun davalının söz konusu ticari unvan tescilinde kötü niyetli olduğu konusuna ilişkin kanaatleri kuvvetlendirdiğini belirterek, davalının, müvekkili şirketin marka hakkında tecavüz ettiğinin tespitini, davalı adına tpmk nezdinde tescilli ... başvuru numaralı markanın hükümsüz olduğunu belirterek davanın kabulünü talep etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin moda ve tasarım alanında faaliyet yürüttüğünü, kariyerine başladığı o tarihlerde ... ile evli olması sebebiyle sektörde soyadı ile tanınmış olup ...'nın adeta bir moda/tekstil markası gibi tanındığını, o tarihlerde işlerini bir marka adında yürütmeye karar verdiğinde (2007) “...” markasını kurduğunu, müvekkilinin klasik ve modern anlamda kadın giyimi alanında bohem tarzını benimsediğini, günlük kıyafetler tasarlamakta ve bu alanda faaliyet gösterdiğini, bu faaliyetlerini hem “...” adlı internet sitesinden hem de “...” adlı Instagram adresinden yürüttüğünü,
müvekkilinin faaliyetinin tekstil sektöründe siparişe göre dış giyim eşyası imalatı üzerinde ve kadın alt giyim alanında odaklandığını, moda dünyasında bilinen isminin ... olması sebebiyle ... soyadını kullanabilmek için eski eşinden muvafakat dahi aldığını, faaliyetlerini yürüttüğü markasını tescil ettirmek ve koruma alanı oluşturmak için 06.04.2016 tarihinde Türk Patent ve Marka Kurumu’na başvurduğunu, “...” markasını tescil ettirdiğini, Türk Patent ve Marka Kurumu da ekli belgede görüleceği üzere 07.04.2016 tarihinde benzerlik araştırmasını yaptığını ve olumlu sonuç dolayısıyla “...” markasını 10.10.2016 tarihinde tescil ettirdiğini,
müvekkilinin bu tarihten itibaren tescil ettirdiği markasıyla faaliyet yürüttüğünü, müvekkilinin 30.10.2019 tarihinde de markasına ... ismini marka sahibi olarak tescil ettirdiğini, “...” markasının “...” asli unsurlu ibaresi ve müvekkilinin adı ve soyadı olan “...” tali unsurlu ibaresinden oluştuğunu, marka içeriklerinde ad ve soyad son tüketici nezdinde tali unsur olarak değerlendirildiğini, markanın asli unsuru olan “...” ibaresi markanın tarzına vurgu yaptığını, adı ve soyadı olan ...’yı kullanmak müvekkilinin en doğal hakkı olduğunu, marka içerisinde kesinlikle “...” kelimesine vurgu yapılmadığını,
ürün içeriği olarak da davacı yan ile farklı tarzlara yönelmiş bulunan müvekkiline ait marka ürünleri ile davacı yana ait markanın ürünleri arasında iltibas yaratacak hiçbir benzerlik bulunmadığını, soyadı olan “...” ibaresini kullanması dışında her iki marka arasında iltibas yaratacak bir benzerlik olduğunu gösterir hiçbir delil ya da belge bulunmadığından davanın reddini talep etmiştir.
Dosyada taraflarca bildirilen tüm deliller toplanmış TPMK kayıtları getirtilmiş, bilirkişi incelemesi yaptırılarak raporlar alınmıştır.
Mahkememizce aldırılan 08/05/2023 tarihli raporda, davacıya ait “...” markası ve türevleri ile davalıya ait ...
No'lu “...” ibareli markanın yalnızca “...” ibaresinin ortak olduğu, davalı markasındaki “...” ibaresinin ayırt edici ana unsur olmadığı, iki markanın faaliyet konuları aynı olsa da; iki markanın şekil, okunuş, yazılış ve genel görünüm itibariyle birbirinden farklı olduğu, son tüketici nezdinde karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı ve SMK 29/1 maddesi gereğince “marka hakkına tecavüz” oluşmadığı, davalı adına tescilli ...
No'lu “...” ibareli markanın davacı markaları ile şekil, okunuş, yazılış ve genel görünüş itibariyle belirgin farklılıklar içerdiği, bu yönüyle son tüketici nezdinde karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı ve SMK 25/1 maddesi gereğince hükümsüzlük şartlarının oluşmadığı yönünde görüş ve kanaatine ulaşıldığı anlaşılmıştır.
Rapora karşı itirazların değerlendirilmesi için dosya kapsamında ek rapor alınmıştır.
Mahkememizce aldırılan 03/05/2024 tarihli ek raporda, davalı markasının davacıya ait seri markalar ile son tüketici nezdinde karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı ve SMK 29/1 maddesi gereğince marka hakkına tecavüz oluşmadığı yönündeki kök rapor görüşünün değişmediği tespit olunmuştur.
Dava, davalının kullandığı “...” ibareli markanın davacının "..." ibareli markalarına tecavüzde bulunduğunun tespiti ile menine, markanın hükümsüzlüğü kararı verilmesi talebine ilişkindir.
SMK’nın iltibas ile ilgili hükmüne baktığımızda karşımıza aynı/benzer işaret ya da mal ve hizmet çıkmaktadır. Dolayısıyla, iki marka arasında oluşacak karıştırma ihtimalinde işaret, mal ve hizmet üçlüsünün birbirinin aynısı ya da benzeri olup olmadığına bakılmalıdır. Bu üçlünün aynı olması halinde zaten karıştırılma ihtimali hakkında tereddüde yer verilmemelidir. Benzer olduğu durumda ise, bu benzerliğin karıştırılma ihtimaline sebep olup olmadığına bakılmalıdır. Benzerlikte esas olan karıştırılma ihtimalidir.
Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, tüketicilerin bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde ve herhangi bir sebeple bağlantı kurma ihtimalidir. Buradaki “ihtimal” kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım veya bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir.
Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” bunların karıştırılabileceği yönünde ise iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir(Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.06.2012 tarihli ve ... E. ...K. sayılı kararı).
Başka bir deyişle karıştırılma ihtimali; görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, çağrıştırma, bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman, markanın asıl unsurları ve tamamlayıcı unsurları, telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir.
Yine tüketicilerin, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi de benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterli olmaktadır.
Karıştırılma ‘halk yönünden’ olmalıdır. Halk kavramı her somut olayda, o olayın özelliklerine göre belirlenmelidir. Somut olaydaki mal veya hizmetin çeşidine göre, ortalama seviyedeki tüketici kitlesinin halk kavramını oluşturması mümkün olduğu gibi, bazen de bilinçli tüketici kitlesinin halk kavramını oluşturması mümkün olabilir. Başka bir ifadeyle halk, Dünyada veya herhangi bir ülkede yaşayanların hepsi değil, o markanın üzerine konularak sunulduğu piyasada aynı veya benzeri mal veya hizmetleri talep eden “alelade üçüncü kişiler (müşteriler) dir”.
Somut olaya dönüldüğünde davacı adına tescilli markalardaki ana unsurun "..." ibaresi olduğu, "...", "...", "...", "..." ibarelerinin markanın tali unsurları olduğu, davalının ... tescil numaralı "..." ibareli markasının "..." kelime unsuru ve "..." ad ve soyadı unsurundan oluştuğu, kişi ad ve soyadı ile birlikte ayırt edici nitelikte bir kelime unsuruna yer verilmiş markalarda kişi adı ve soyadının tali unsur olarak değerlendirildiği, bu doğrultuda davalı markasında "..." ibaresinin ayırt edici ana unsur olduğu, "..." ibaresinin ise tali unsur olduğu, taraf markaları arasında kelime unsuru olarak yalnızca "..." ibaresinin ortak olduğu,
bu ibarenin davalı markasının ayırt edici asli unsuru olmadığı, tarafların tescilli marka kullanımlarına bakıldığında, davacı kullanımı ile davalı kullanımının şekil, okunuş, yazılış ve genel görünüm itibari ile birbirinden farklı olduğu, bu noktada markaların son tüketici nezdinde karıştırılma ihtimallerinin bulunmadığı ve SMK m. 29/1 kapsamında marka hakkına tecavüzün unsurlarının oluşmadığı, yine SMK m.25/1 kapsamında hükümsüzlük şartlarının da oluşmadığı, zira yukarıda da anlatıldığı üzere davalının "..." ibareli markasında ... ibaresinin asli unsur olmadığı,
tarafların markalarının şekil, okunuş, yazılış ve genel görünüm itibari ile son tüketici nezdinde karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, böylelikle SMK m.5 ve m.6 da belirtilen şartların da oluşmadığı, davacının ayrıca davada tanınmışlık vakıasına da dayandığı,
tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın, toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarına zarar verebileceği veya tescil için başvurusu yapılmış markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği durumda, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir marka sahibinin itirazı üzerine, farklı mal veya hizmetlerde kullanılacak olsa bile, sonraki markanın tescil başvurusu reddedileceği, bu anlamda tanınmışlık için;
yukarıda sayılan koşullara ek olarak ulusal tescil şartı, niteliksel tanınmışlık ve markanın ününden haksız yararlanma olgularının da aranacağı, bir markanın tanınmışlıktan yararlanması için yukarıda sayılan şartların gerçekleşmiş olması gerektiği, somut olay açısından ise dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler doğrultusunda şartların gerçekleşmediği anlaşılmakla davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis olunmuştur.
Katip · ¸ Hakim · ¸
İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2023/90, K. 2024/219, 12 Eylül 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama