KÜNYE
T.C. İstanbul 4.FİKRÎ Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
- Karar tarihi
- 2 Temmuz 2024
- Esas no
- 2021/121
- Karar no
- 2024/137
- Dava
- Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan
- Dava tarihi
- 13/09/2019
Karar Metni
5.691 kelime·28 dk okuma·2 bölüm
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle. Müvekkillerinin Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde kayıtlı; ... Sınıfta ... ...., ’’...’’,.... Ve ....
Sınıfta ... algim psikolojif danışmanlık merkezi, ...sınıfta .., ....ve ....sınıfta ... ....sınıfta ... tescilli markalarının, müvekkilinin ... tescilli ‘’...’’ ve ... tescilli ‘’...’’ markaları ile iktibas ve iltibas oluşturması nedeni ile hükümsüzlüğünü ve marka sicilininden terkinini, Davalının TPMK nezdinde tescilli ..., ...,..., ..., ... tescil nolu markalarının dava sonuna kadar 3.kişilere devrinin önlenmesi amacı ile marka sicili kayıtlarından ihtiyati tedbir konulmasını, Davalı adına kayıtlı ... ve ...adlı internet sitesinin içeriğiyle birlikte erişiminin engellenmesi ve yayının kaldırılmasını,
Müvekkilleri adına TPMK nezdinde tescilli ‘’...’’ ve ‘’...’’ isimli markaların ilişkin olarak seri marka tescillerinden doğan haklara tecavüzün ve haksız rekabetin tespitini, durdurulmasını, giderilmesini, tecavüz suretiyle imal edilen ürünlere ve imalatında kullanılan araçlara, kataloglara el konulmasını, el konulan ürün, araç ve katalogların imhasını,
fazlaya ilişkin talep hakları saklı kalmak üzere şimdilik HMK’nın 107.maddesi uyarınca tahkikat sonucu uğranılan zararın tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş oldukları talebi arttırma hakkı saklı kalmak kaydıyla 2.000,00-TL maddi tazminatın tespit tarihinden işleyecek ticari faiziyle birlikte hükmolunmasını, 50.000,00-TL manevi tazminatın tespit tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı taraftan tahsilini,
Tüm bu hususların yüksek tirajlı ulusal üç adet günlük gazete yolu ile ilanını,Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle.
Müvekkilinin 2015 yılında master eğitimini tamamlayarak Uzman Klinik Psikolog ünvanını aldığını, Türkiye’de ilk olan Engelli Dinlenme Evi Projesinde ( 2013) proje kapsamında görev yaptığını, birçok konuda dershaneler, özel okullar ve şirketlerde seminerler verdiğini Müvekkilinin 2013 yılında ... kurduğunu, uzun süre ...’de hizmet veren müvekkilinin 20 Ocak 2018 tarihinde ...’da hizmet vermeye başladığını, Davacıya ait markalarla müvekkili markası arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, Müvekkilinin markasal kullanımının Türk Patent Kurumunda tescilli markalarına dayandığını, Davanın tamamen haksız ve mesnetsiz olduğunu, Müvekkilinin,
..., ..., ...’’, ..., ... markalarının davacı markaları ile benzer olmaması ve markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmaması sebebiyle ve davacı markalarının zayıf markalar da olduğu dikkate alınmak suretiyle davanın reddini talep ve beyan etmiştir.
06.02.2021 tarihli Bilirkişi Heyet Raporu sonuç bölümünden özetle.
Taraf markalarının benzer olduğunu ortalama tüketiciler nezdinde ...sınıf emtiasında yer alan ’’...’’ açısından karıştırılma ihtimali bulunduğunu ve SMK md.6/1 koşullarının oluştuğunu, Davacının SMK md 6/3 gereği önceye dayalı kullanımı ispat ederek dosyaya delil sunduğunu, Yine davacının SMK md 6/4 gereği, Paris Sözleşmesi 1. Mükerrer 6.maddesi gereği tanınmışlığını Türkiye’deki kullanımları ile ispat edemediğini, Davacının SMK md 6/6 gereğince, davalı tarafın başkasın ait kişi ismini, ticaret unvanını,
sınai mülkiyet haklarını kapsaması durumunu içerecek şekilde tescil işlemini gerçekleştirdiğini Yine davalı tarafın davaya konu marka tescilinin SMK md 6/9 gereğince kötü niyetle yapıldığı hususunda dosyada delil bulunmaması sebebiyle kanaat oluşmadığını, Davalı tarafın ...sınıf emtialarında tescilli ..., ..., ... markaları hakkında ...
Sınıf emtiaları kapsamında SMK md.25 gereği hükümsüzlük koşullarının oluştuğunu, Davalı adına tescilli ... ve ... marka kullanımlarının davacının markaları için gerçek hak sahipliği açısından marka kullanım hakkına tecavüzü kapsayan SMK md.7/2-a,b ve c bentlerindeki kriterler kapsamında incelendiğinde.
SMK md.7/2-a bendinin şartlarının oluştuğunu, karıştırılma ihtimalinin oluştuğunu, markaların global değerlendirmesinde sınıfsal benzerliğin de değerlendirilmesi gerektiğini ve bu benzerliğin oluştuğunu, SMK md.7/2-c şartlarının oluştuğunun ispatlanamadığını, Davalı kullanımları incelendiğinde, davalının davacı markası sınıfları ile aynı olan marka kullanımları dolayısıyla tüketicinin yanıltılacağı bir durumun, davacıdan imaj transferinin olabileceği ve bu çerçevede davalı kullanımları nedeni ile haksız rekabet sınırlarına giren bir kullanımın olabileceğini ve haksız rekabet fiili oluşabileceğini,
SMK md.155 uyarınca davalının tescilli markasına dayanamayacağını ve manevi tazminata hükmedilip hükmedilmeyeceği hususlarında takdirin Sayın Mahkemede olduğunu’’görüş ve kanaatini bildirmiştir. 29.11.2021 tarihli Bilirkişi Heyet Ek Raporu sonuç bölümünden özetle; kök raporda yer alan görüş ve kanaati değiştirecek belge ve beyanda sunulmamış olduğundan kök rapordaki kanaatin tekraren yazıldığı görülmüştür.
Taraf markalarının benzer olduğunu, ortalama tüketiciler nezdinde 41. Sınıf emtiasında yer alan: ” Eğitim ve öğretim hizmetleri..” açısından karıştırılma ihtimali bulunduğunu ve SMK Md. 6/1 koşullarının oluştuğunu, davacının SMK md. 6/3 gereği önceye dayalı kullanımı ispat ederek dosyaya delil sunduğunu, yine davacının SMK md. 6/4 gereği Paris sözleşmesi 1. Mükerrer 6. Maddesi gereği tanınmışlığını Türkiye’deki kullanımları ile ispat edemediğini , davacının SMK md. 6/6 gereğince, davalı tarafın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, sınai mülkiyet haklarını kapsaması durumunu içerecek şekilde tescil işlemini gerçekleştirdiğini,
yine davalı tarafın davaya konu marka tescilinin SMK md. 6/9 gereğince kötü niyetle yapıldığı hususunda dosyada delil bulunmaması sebebiyle kanaat oluşmadığını. Davalı tarafın.. Sınıf emtialarında tescilli; -... ‘ ...’ - ... ‘ ...’ - ... ‘...’ markaları hakkında ... Sınıf emtiaları kapsamında SMK md. 25 gereği hükümsüzlük koşulları oluştuğu.
Davalı adına tescilli ...''...'' ve ... ... marka kullanımlarının davacının ‘...’ ve ‘...’ markaları için gerçek hak sahipliği açısından marka kullanım hakkına tecavüzü kapsayan SMK md. 7/2-a,b ve c bentlerindeki kriterler kapsamında incelendiğinde, Davacı markası ile davalı kullanımları karşılaştırıldığında ayniyet derecesinde benzer oldukları ve kullanılan sınıfın da tescilli markanın mal/hizmet sınıfı ile aynı olduğu görülmekte olup, SMK md.7/2-a bendinin şartlarının oluştuğu, Davacı markası ile davalı kullanımlarının benzer olduğu kanaatine varıldığı,
davacı markasının tescil edildiği sınıf ile davalının kullanım sınıflarının aynı olması nedeni ile “karıştırılma ihtimali” nin oluştuğu, markanın global değerlendirmesinde sınıfsal benzerliğin de değerlendirilmesi gerektiği ve bu benzerliğin oluştuğu, Davacı markası ile davalı kullanımları benzer görülmekle birlikte, dosyaya dava konusu markanın “tanınmış marka” kriterinde olduğunu ispata yarar bir delil sunulmadığı,
dava konusu markanın tanınmış marka olarak değerlendirilemediği ve SMK md. 7/2-c bendinde yer alan“Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin haklı bir sebep olmaksızın kullanılması.” şartının oluştuğunun ispatlanamadığı,
Bu kapsamda, davalı kullanımlarının davacı markasına tecavüz teşkil ettiğinin söylenebileceği kanaatine varıldığını, Davalı kullanımları incelendiğinde, davalının davacı markası sınıfları ile aynı olan marka kullanımları dolayısıyla tüketicinin yanıltılacağı bir durumun, davacıdan bir imaj transferinin olabileceği ve bu çerçevede davalı kullanımları nedeni ile haksız rekabet sınırlarına giren bir kullanımının olabileceği ve haksız rekabet fiili oluşabileceği kanaatine varıldığını,
SMK md. 155 uyarınca davalının tescilli markasına dayanamayacağı ve manevi tazminata hükmedilip hükmedilemeyeceği hususlarında takdirin Sayın Mahkeme’de olduğu kanaatine varıldığını, Kök rapordaki görüş ve değerlendirmelerimizi korumakta olduğumuz hususu takdiri Sayın Mahkemeye ait olmak üzere görüş ve kanaatine ulaşıldığı görülmüştür.
01.07.2022 tarihli Bilirkişi Heyet Raporu sonuç bölümünden özetle. SMK 6/1 ve 25/1 maddeleri gereğince davacı tarafın, davalıya ait ... tescil nolu ‘’...’’, ... tescil nolu ‘’...’’, ... tescil nolu ‘’...’’ markalarının ... Sınıf yönünden hükümsüzlüğünün talep edilebileceğini, ancak davalı taraf adına ....
Mal ve hizmet sınıfında ... tescil nolu ‘’...’’, ... tescil nolu ‘...’’, ... tescilli ‘’...’’, ... tescilli ‘’...’’ markaları yönünden ...sınıf kapsamında hükümsüzlük koşullarının oluşmadığını, Davalının ‘’...’’ markasını ‘’eğitim öğretim hizmetleri’’ kapsamına giren mal ve hizmetlerde kullanmasının SMK 29/1-a ve 7/1-2 maddeleri gereğince ‘’marka hakkına tecavüz’’ oluşturacağını, Davacının SMK 149/1 maddesinde belirtilen talepleri ileri sürebileceğini, Dava konusu ‘’...’’ markasının davalı tarafından ‘’eğitim öğretim hizmetleri’’ kapsamında kullanmasının TTK 55/1-a-4 maddesi anlamında haksız rekabet oluşturacağını,
Kötü niyetle ilgili iddiayı destekler mahiyette veri bulunmadığını’’ kanaatine ulaşıldığı görülmüştür.
16.01.2023 tarihli Bilirkişi Heyet Raporu sonuç bölümünden özetle; davalı ... ın faaliyet alanının eğitim kapsamında olmadığını, bu anlamda Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılıp çalışma izni almadığını, okul, dersane ve benzeri kurumlarda vermiş olduğu seminer, söyleşi, konferans, proje vb. etkinliklerin eğitim kapsamında değerlendirilmeyeceğinden dolayı marka tescilinde ... sınıf emtialar tescilinde hükümsüzlük koşullarının oluşabileceğini, Davacının 2014-2021 tutulması zorunlu ticari defterleri incelenmiş, defterlerin açılış-kapanış tasdiklerinin yasal süresinde yapıldığını,
defterlerin TTK hükümlerine göre usulüne uygun tutulduğunu, takdir Sayın Mahkemeye ait olmak üzere delil niteliğine haiz olduğunu,Davacının SMK 151/2-c maddesi uyarınca maddi tazminat talep ettiği ancak dosyaya emsal sözleşme sunamadığını, ...
Ticaret Odası’nın da müzekkereye cevaben rayiç bedel bildiremediği,Yargıtay Kararları doğrultusunda davacı kazancı üzerinden hesap yapılması durumunda ciro üzerinden hesap yapılmasının Sayın Mahkemece uygun görülmesi halinde yoksun kalınan kazancın.
Cironun % 1’i uygulanması halinde 13.692.951,83 x %1 = 136.929,51-TL,Cironun % 2’si uygulanması halinde 13.692.951,83 x %2 = 273.859,03-TL,Cironun % 3’ü uygulanması halinde 13.692.951,83 x %3 = 410.788,55-TL,Cironun % 4’ü uygulanması halinde 13.692.951,83 x %4 = 547.718,07-TL olabileceğini, Manevi tazminat takdirinin Sayın Mahkemeye ait olduğu, tespit ve kanaatine ulaşıldığı görülmüştür.
14.09.2023 tarihli Bilirkişi Raporu sonuç bölümünden özetle; davalının Türk Patent Ve Marka Kurumu İnteraktif sitesinden temin edilen başvuru ve detaylarını gösteren belgeler ve Marka Tescil Belgeleri incelendiğinde; ‘’...’’ marka adının Marka (...) Sınıflandırması ... kodu ile davalı adına tescil edildiğini, Davalının resmi defter ve belgeleri incelendiğinde, davalının faaliyet alanının Eğitim kapsamında olmadığını, eğitim olarak herhangi bir gelirinin bulunmadığını, Davacı ...Ltd. Şti.’ nin Eğitim alanında faaliyet gösterdiğini, davalının Eğitim geliri elde etmediği tespitleri ışığında, herhangi bir yoksun kalınan kazancın olmadığı kanaat ve sonucuna varılmıştır.Yüce Mahkemenizin Takdirlerine tespit ve kanaatine ulaşıldığı görülmüştür.
07.05.2024 tarihli Bilirkişi Raporu sonuç bölümünden özetle; davalı tarafın resmi defter ve belgeleri incelendiğinde. 2016 ve 2017 hesap dönemlerinde ... Vergi Numaralı ... ŞTİ. bünyesinde hizmet verildiğini, sonraki hesap dönemlerinde ...
Serbest Meslek mükellefi olarak hizmet verildiğini, 2016 yılı 132.324,30-TL, 2017 yılı 51.915,63-TL, 2018 yılı 57.016,53-TL, 2019 Yılı 40.911,78-TL, 2020 Yılı 25.969,61-TL, 2021 Yılı 48.593,35-TL, 2022 Yılı 42.849,21-TL, 2023 Yılı 75.550,21-TL olmak üzere toplam gelirin 461.164,85-TL olduğunu, Faturaların ‘’ ...’’ vb. açıklamalar ile düzenlendiğini, Yine resmi defter kayıtlarında.
2017 hesap döneminde 206- Haklar hesabına ( İşletmelerin patent, lisans telif imtiyaz ticari marka, unvan gibi bedel ödenerek elde edilen hukuki tasarrufların izlendiği hesaptır) ... MARKA HAKKI : ... SINIF MARKA HAKKI : ... MARKA HAKKI : 1.144,27-TL olarak kaydedildiği tespitleri yapıldığı görüş ve kanaatine ulaşıldığı görülmüştür.
KANAAT VE GEREKÇE
Uyuşmazlık davalı adına tescilli ..., ..., ..., ..., ... sayılı markaların davacı adına tescilli, ... ve ...sayılı markaları ile iltibas oluşturduğu iddiası ile marka hükümsüzlüğü ve sicilden terkini ile davacının "..." ve "..." isimli markalara ilişkin tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, durdurulması, giderilmesi, ürünlere el konulması ve imhası ile maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir.
Davacının davasına dayanak yaptığı “...” ibaresini ... nice sınıfında 23.06.2014 tarihinde tescil ettirdiği, tescil numarasının ... olduğu; “...” ibaresini ... nice sınıfında 28.10.2014 tarihinde tescil ettirdiği, tescil numarasının ... olduğu anlaşılmaktadır.
Davacı tarafça hükümsüzlüğü talep edilen ve tecavüz eylemlerine kullanımları sebep gösterilen davalı adına kayıtlı “...” ibaresini ... nice sınıfında 31.10.2018 tarihinde tescil ettirdiği, tescil numarasının ... olduğu, “...” ibaresini ...nice sınıflarında 21.05.2018 tarihinde tescil ettirdiği, tescil numarasının ... olduğu, “...’” ibaresini ...nice sınıfında 12.10.2017 tarihinde tescil ettirdiği, tescil numarasının ... olduğu, “...” ibaresini ... nice sınıflarında 12.05.2017 tarihinde tescil ettirdiği, tescil numarasının ... olduğu, “...” ibaresini ... nice sınıflarında 06.07.2018 tarihinde tescil ettirdiği, tescil numarasının ... olduğu anlaşılmıştır.
Marka Hükümsüzlüğü Yönünden Yapılan Değerlendirme
6769 sayılı SMK'nun 25.maddesinde "(1) 5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir.(2) Menfaati olanlar, Cumhuriyet savcıları veya ilgili kamu kurum ve kuruluşları markanın hükümsüzlüğünü mahkemeden isteyebilir.(3) Marka hükümsüzlük davası, dava tarihinde sicilde marka sahibi olarak kayıtlı kişilere veya hukuki haleflerine karşı açılır.
Markanın hükümsüzlüğü davalarında Kurum taraf gösterilmez.(4) Bir marka, 5 inci maddenin birinci fıkrasının (b), (c) ve (d) bentlerine aykırı olarak tescil edilmiş olup da kullanım sonucunda tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından hükümsüzlük talebinden önce ayırt edici nitelik kazanmışsa hükümsüz kılınamaz.(5) Hükümsüzlük hâlleri, markanın tescil edildiği bir kısım mal veya hizmete ilişkin bulunuyorsa, sadece o mal veya hizmet yönünden kısmi hükümsüzlüğe karar verilir.
Marka örneğini değiştirecek biçimde hükümsüzlük kararı verilemez.(6) Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez.(7) 6 ncı maddenin birinci fıkrası uyarınca açılan hükümsüzlük davalarında 19 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmü def’i olarak ileri sürülebilir.
Bu durumda kullanıma ilişkin beş yıllık sürenin belirlenmesinde dava tarihi esas alınır. Hükümsüzlüğü istenen markanın başvuru veya rüçhan tarihinde, davacının markası en az beş yıldır tescilli ise davacı ayrıca, söz konusu başvuru veya rüçhan tarihinde 19 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şartların yerine getirildiğini ispatlar."
6769 sayılı SMK'nun 6.maddesinde "(1) Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.(2) Ticari vekil veya temsilcinin, marka sahibinin izni olmaksızın ve haklı bir sebebe dayanmaksızın markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kendi adına tescili için yaptığı başvuru,
marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.(3) Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine,
marka başvurusu reddedilir.(4) Paris Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir.(5) Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı,
benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.(6) Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.
(7) Ortak markanın veya garanti markasının yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren üç yıl içinde yapılan, ortak marka veya garanti markasıyla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki hak sahibinin itirazı üzerine reddedilir.(8) Tescilli markanın yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren iki yıl içinde yapılan, bu markayla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu,
önceki marka sahibinin itirazı üzerine bu iki yıllık süre içinde markanın kullanılmış olması şartıyla reddedilir.(9) Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir." belirtilmiştir.
Gerçek Hak Sahipliğine Dayalı Hükümsüzlük Talebinin Değerlendirilmesi
Bilindiği üzere 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 6/3 hükmüne göre, “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir”.
Yine aynı kanunun 6/6 hükmüne göre; “Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir”.
Sınai Mülkiyet Kanunun 25/1 inci maddesine göre Sınai Mülkiyet Kanununun 6 ıncı maddesinde belirtilen hallerde markanın hükümsüzlüğü mahkemeden talep edilebilir. Bir marka üzerindeki öncelik hakkı, o markayı ihdas ve istismal eden ve piyasada maruf hale getiren gerçek hak sahibine aittir. Markayı tescil ettirmeden piyasada ilk kez kullanan ve maruf hale getiren kişi, gerçek hak sahipliğine dayalı olarak hükümsüzlük davası da açabilir.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu hükümleri uyarınca, markanın sahibine sağladığı haklar tescil ile oluşur ve üçüncü kişilere karşı tescilin yayını tarihinden itibaren hüküm ifade eder. Önce tescil ettiren kişi, o işaret üzerinde marka ile ilgili mal ve hizmetler için inhisar ve daha sonra başkasının marka olarak tescil ettirmesini men etme hakkını kazanır. Öncelik ilkesi şöyle ifade edilebilir: daha önce tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir işaret yada ondan ayırt edilemeyecek kadar onunla ayniyet içinde bulunan bir işaret ,aynı mal veya hizmetler yahut aynı türdeki mal ve hizmetler için bir kere daha başkası tarafından marka olarak tescil edilemez; önce yapılan tescil sonrakileri önler.
Marka tescil başvurusu ile idari nitelikte bir inceleme süreci harekete geçer ve başvuru ile marka hukuku anlamında öncelik hakkı elde edilir . Bu hak, başkasının aynı işareti aynı mal ve hizmet için marka olarak tescil ettirmesine engel olduğu gibi, başvuru sahibine, mirasla geçen, kabili devir, haciz, rehin ve lisans konusu yapılabilen tescili hedefleyen bir bekleme hukuki durumu sağlar . Bu bekleme hukuki durumundan doğan hak, marka tescil işlemlerinin takibi, gereğinde itiraz, yanlışlıkların düzeltilmesi, başvurunun geri çekilmesi haklarını kapsar, ancak başvuru sahibine işareti marka olarak kullanma ve marka olarak korumak hakkı vermez, başvurusu yapılmış marka haksız rekabet hükümlerine göre korunur .
Önceye dayalı hak sahibi olan kişi, markanın tesciline itiraz etmemiş ve yapılan tescil aleyhine hükümsüzlük davası açmamış olsa bile, tescilli marka hakkı sahibi, bu işareti önceden beri marka veya sair bir tanıtma işareti olarak kullanan kişiyi, bu tanıtma işaretini önceki kapsamı ile kullanmaktan men edemez. Diğer bir deyişle; tescilli marka sahibi daha sonra bu öncelik hakkı bulunan kişiye karşı dava açarak onu bu işareti kullanmaktan men edemez.
Başka bir deyişle önceye dayalı hak sahibi olan kişi, markanın tesciline itiraz etmemiş ve yapılan tescil aleyhine hükümsüzlük davası açmamış olsa bile, tescilli marka hakkı sahibi, bu işareti önceden beri marka veya sair bir tanıtma işareti olarak kullanan kişiyi, bu tanıtma işaretini önceki kapsamı ile kullanmaktan men edemez. Diğer bir deyişle; tescilli marka sahibi daha sonra bu öncelik hakkı bulunan kişiye karşı dava açarak onu bu işareti kullanmaktan men edemez .
Somut olaya dönüldüğünde, dosya kapsamında yapılan bilirkişi incelemeleri ve dayanak fatura içeriklerine göre davacı tarafın “...” ibaresini 2008 yılından beri eğitim öğretim hizmetlerinde marka olarak kullandığı ve bu ibare için 41. Sınıf “Eğitim ve öğretim hizmetleri.” mal ve hizmetinde gerçek hak sahibi olduğu anlaşılmıştır.
SMK 6/1 Yönünden Yapılan Değerlendirme
SMK 6/1 hükmüne göre “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir”.
Bu hüküm çerçevesinde bir ihlalin söz konusu olabilmesi için;
a.Tescilli marka ile aynı veya benzer bir işaretin kullanılması,
b.Tescilli marka ile aynı veya benzer işaretim aynı mal veya benzer mal veya hizmetlerde kullanılması,
c.Bu kullanımın karıştırılma ihtimaline neden olması gerekir.
Görüldüğü üzere burada hem markalar arası aynılık/benzerlik hem de mal ve hizmet sınıfları arasında aynılık/benzerlik karşılaştırmasının yapılması ve iltibasın yani karıştırılmanın söz konusu olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. İltibas değerlendirmesinin önce işaretlerin, sonra mal ve hizmetlerin benzerliği şeklinde bir sıralama yerine, her ikisinin bir arada ve birbirine nitelik olarak etkisi de gözetilerek birlikte yapılması gerekir.
Bilindiği üzere Karıştırılma (iltibas) terimi, ticari alandaki faaliyetlerde, şeyler arasında bir benzerliği veya karışımı ifade etmekte olup, satın alınan iki mal arasında veya kullanılan iki unvan arasında veya iş mahsullerinde birbirinden ayrılmayacak derecede benzerliğe istinat ettirilmesidir.
İltibas doğrudan iltibas ve dolaylı iltibas olarak ikiye ayrılabilir; buna göre, karışıklığı yaratan aynı veya benzeri bir işaret, bu işaretin hitap ettiği çevrede, söz konusu markanın kullanıldığı mal veya hizmetin, iltibasa maruz bırakılan mal ve hizmetle özdeşleştirilmesine yol açıyorsa doğrudan iltibas söz konusu iken, karışıklığı yaratan aynı veya benzeri bir marka, bu markanın hitap ettiği çevrede, işaretler arasındaki farklılığı anlasalar bile benzerliğe dayalı olarak mal veya hizmetler arasında yanlış bağlantılar kurmasına yol açıyorsa dolaylı iltibas söz konusu olur .
İltibas ihtimalinin tespitinde, markanın bütünü itibariyle bıraktığı etki, eski markanın sahip olduğu ayırım gücü, telaffuz, biçim ya da anlam itibariyle bıraktığı etki, markaların kullanılacağı mal/hizmet türlerinin birbirine yakın olup olmadığı , markaların benzer alıcı çevrelerine hitap edip etmedikleri hususları dikkate alınmalıdır.
Ayrıca söz konusu markanın orta yetenekteki olağan müşteri ya da malın hitap ettiği alıcıların yanılma olasılıkları, bunların herhangi bir markanın yerine diğerini satın almalarının söz konusu olup olmadığı göz önünde tutulur. Yine iki marka arasında arasında biçim ve anlam bakımından bir benzerlik bulunmasa bile, özellikle ses uyumu ve telaffuz bakımından benzerlikleri belirgin ise markalar arasında iltibas tehlikesinin varlığı söz konusu olur.
Yine bir marka birden fazla unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hakim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. Sırf sözcükler tasviri işaret mahiyetinde oldu diye bu işaretin tescilinin engellenmesi yoluna gidilmemelidir. Örneğin bir işarette iki sözcükten oluşan yazı unsuru, işaretteki şekil unsuru nazara alınmadan değerlendirilmemelidir .
İki marka arasında iltibasın varlığı tespit edilirken eğer bu markalarda şekil unsuru da yer alıyorsa görsel, biçimsel, yazılış, okunuş, tasarım, anlamsal, ses uyumu, çağrıştırma, genel intiba kıstasları itibariyle karşılaştırılma yapılmalı ve sonucuna göre iltibasın var olup olmadığı tespit olunmalıdır.
Piyasada daha önceden aynı veya benzeri mal veya hizmetler için korunan ne kadar çok marka bulunuyorsa, yeni bir işaretin marka olarak tescili de o kadar zorlaşır. Marka olarak bir işaretin tescili için, o işaretin başka bir mal veya hizmeti ifade eden marka ile bir bağlantının mevcut olduğunu halkın zihninde uyandıracak derecede çağrıştırmaması gerekir. Aslında karıştırma ihtimalinin uç noktası, çağrıştırma ihtimalidir.
Bir işaret, görsel, fonetik veya diğer bir açıdan farklı olsa bile, "bütünsel" bir açıdan kendisine yaklaşıldığında herhangi bir sebeple müşteri gözünde başka bir marka ile bağlantısı varmış intibaı yaratarak onu çağrıştırıyorsa ve bu yüzden müşterinin mal veya hizmet tercihinde etkili oluyorsa, marka olarak tescili engellenebilir veyahut hükümsüz kılınabilir.
Markaların esas itibariyle bir mal veya hizmeti diğer bir mal veya hizmetten ayırt etmek maksadıyla kullanılmaları esas ise de, bazen müşteriler, bir markayı sadece mal veya hizmet ile değil, o mal veya hizmeti sağlayan işletme ile de irtibatlandırabilirler. Müşteriler, markalı mal veya hizmeti, sırf onu arz eden işletmeye duydukları güven ve beğeni sebebiyle tercih etmiş olabilirler.
İşletmelerin birbirinden farklı olduğu bilinse dahi, kullanılan işaretlerin benzerliği müşterinin bu işletmeler arasında ekonomik veya organik bir bağ olduğunu düşünmesine yol açıyorsa sonuç yine değişmeyecek ve markalar arasında benzerlik olduğu kabul olunacaktır.
SMK 6/1 maddesinde de belirtildiği üzere bir markanın bir başka marka ile benzer olup olmadığının tespitinde "halk" tarafından karıştırılma ihtimali dikkate alınır. Halk tarafından karıştırılma ihtimalinde ölçü ise; bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, tüketici olan halk olduğunun göz önünde tutulmasıdır. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde ve herhangi bir sebeple bağlantı kurma ihtimalidir.
Buradaki "ihtimal" kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ve bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir”.
Başka bir deyişle, karıştırma ihtimali; görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, çağrıştırma, bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman, markanın asıl unsurları ve tamamlayıcı unsurları, karşılaştırılan işaretler arasındaki benzerlik, telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir. Yine halkın, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi de benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterli olmaktadır.
Benzerlik değerlendirmesinde markalar bir bütün olarak değerlendirilmektedir. Markanın bütünü itibariyle bıraktığı etki esas olduğundan, parçalara bölünerek inceleme yapılması ve özellikle markaların tek başına ayrım gücü bulunmayan tasviri işaretlerden oluşan kısımlarının aynı ve benzer olup olmadıkları üzerinde durulmasına da gerek yoktur. Çünkü markalar arasında benzerlik ve/veya iltibasın bulunup bulunmadığı hedef tüketici kitlesi dikkate alınarak tespit edilir.
Yargıtay 11. HD. 30/11/1999 5356 E., 9805 K. No.lu kararında “....markalar arasındaki benzerliğin markanın bütünü itibariyle bıraktığı etki, alıcıların satın almayı düşündükleri yerine bir başka mal alacak durumda kalmaları halinde söz konusu olabileceği, markalar farklı unsurlardan oluşsalar dahi bütünü bakımından bıraktıkları etkinin diğer bir markayı çağrıştırmaması gerektiği, markalar esas unsurlarının benzer olması halinde, markanın genelinde etkisi az olan diğer hususlardaki farklılığa rağmen iltibasa yol açabileceği..." şeklinde karar verilmiştir.
Yargıtay’a göre, birden ziyade kişiler adına tescilli ya da tescil başvurusu yapılan markaların kullanılacağı mal veya hizmetlerin benzer olup olmadıklarının tespitinde öncelikle TPE tarafından yayınlanan sınıflandırmaya ilişkin tebliğler uygulanacaktır. Bu durum marka tescil ve sınıflandırmada belirlilik ve tescilli markanın koruma sınırının saptanmasında da birlik ve istikrarın koşuludur.
Ancak sınıflandırma ürünlerin benzerliğinin tespiti noktasında bağlayıcı bir etkisi bulunmamaktadır., ürün benzerliği değerlendirmesinde halk nezdinde karıştırılma ihtimalinin bulunup bulunmadığının araştırılması gerekmektedir. Nitekim Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 11/4 hükmüne göre; “ mal veya hizmetlerin aynı sınıflarda yer almaları benzer olduklarına, farklı sınıflarda yer almaları da benzer olmadıklarına karine teşkil etmez” demektedir.
Yargıtay, mal ve hizmet sınıf ve alt gruplarında benzerlik araştırmasında şu kriterleri göz önüne almakta ve her somut olay için araştırılması gerektiğini ifade etmektedir ;
a. Piyasanın anlayışı,
b. Benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği ,
c. Benzer ihtiyaçları giderip gidermediği ,
d. Mal veya hizmetlerin birbiri yerine ikame edilebilme ve rekabet etme olanaklarının olup olmadığı,
e. Birinin diğerini tamamlama imkanı olup olmadığı ,
f. Mal veya hizmetlerin dağıtım kanallarının ortak olması, kullanım yöntemleri amaçları hedeflenen halk kesiminin aynı olup olmadığı hususları dikkate alınır.
Yine aynı sınıfın farklı alt gruplarında yer alan mal veya hizmetlerin benzerlik araştırmasında: piyasanın bu konudaki anlayışı, benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, birbirlerinin yerine ikame edilebilme ve vekalet etme olanaklarının ve birinin diğerini tamamlama imkanının bulunup bulunmadığı, dağıtım kanallarının, kullanım yöntemlerinin ve amaçlarının ortak olup olmadığı ölçütlerinin, hedeflenen halk kesimleri dikkate alınarak incelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.
Dava konusu, davalı tarafa ait markaların ... tescil nolu “...” ... Sınıf, ... tescil nolu “...”... Sınıf ... tescilli “...” .... Sınıf, ... tescilli “...” ...Sınıf, ... tescilli “...” ... Sınıf mal ve hizmetlerinde tescilli oldukları görülmektedir.
Davacının dayanağı “...” ibaresi yönünden ... Sınıf “...” mal ve hizmetinde gerçek hak sahibi olduğunun yukarıda değerlendirildiği, ayrıca davacıya ait ... tescil nolu “...” markasının .... Sınıfta ve ... tescil nolu “...” ibaresinin .... Sınıfta tescilli olduğu anlaşılmıştır. Davalı taraf adına ... Sınıfta tescilli markalar yönünden markaların kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliğinin bulunmadığı, davacı taraf adına .... Sınıfta yani “Tıbbi hizmetler.
Güzellik bakımı hizmetleri. Veterinerlik ve hayvan üretme, besicilik, nalbantlık ile ilgili hizmetler. Tarım, bahçecilik ve ormancılıkla ile ilgili hizmetler; peyzaj tasarımı hizmetleri.
İşyeri ve personel sağlığı ile ilgili danışmanlık hizmetleri.” mal ve hizmetlerinde tescilli markası bulunmadığı sabit olup; bu haliyle SMK 6/1 ve 25/1 maddeleri gereğince davacı tarafın, davalıya ait ... tescil nolu “...”, ... tescil nolu “...”, ... tescil nolu “...” markalarının taraf markalarının benzerliğin ortalama tüketiciler nezdinde ...
Sınıf emtiasında yer alan ” ...” açısından karıştırılma ihtimali bulunduğu ve... sınıflar arasında mal ve hizmetler yönünden de benzerlik bulunmadığı; bu haliyle yalnızca ... Sınıf yönünden SMK Md. 6/1 koşullarının oluştuğu, hükümsüzlüğünün talep edilebileceği; davalı taraf adına .... Mal ve hizmet sınıfında ... tescil nolu “...”, ... tescil nolu “...”, ...tescilli “...”, ... tescilli “...” markaları yönünden ....
Sınıf kapsamında hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı kanaati ile hükümsüzlük yönünden aşağıdaki şekilde hüküm tesisi yoluna gidilmiştir.
Kötü niyet Bakımından Yapılan Değerlendirme
Kötü niyetli marka tescili 556 S. KHK'da bir hükümsüzlük nedeni olarak sayılmamış olmasına rağmen, doktrinde bir kısım yazarlar tarafından bu durum da hükümsüzlük nedeni olarak savunulmuş, nihayet SMK 6/9 maddesinde kötü niyetli tescil bir tescil engeli olarak yasal mevzuattaki yerini almıştır. Yargıtay HGK, 16.07.2008 tarih ve 2008/11-501- E., 2008/507 K. Sayılı kararı ile tescilde kötü niyetliliği markanın hükümsüzlüğüne yol açacağı yönünde içtihat oluşturmuştur. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de sonradan vermiş olduğu kararlarda bu hususu dikkate almıştır.
Bir markanın kötüniyetle tescil ettirildiğinden söz edebilmek için, o markanın tescil ettirilmesinin altında başkasına ait olduğunu bildiği bir markayı haksız olarak sahiplenme, başkasına ait markanın tanınmışlığından ve itibarından haksız olarak yararlanma, başkasının markasının piyasaya girmesini engelleme, tescil ettirilen markayı gelecekte gerçek hak sahibine markadan doğan hakları kullanmakla tehdit ederek satma amacı gibi dürüstlük kuralı (MK m d. 2) ile bağdaşmayan kanıtlanabilir niyetlerin yatması gerekir.
Yine bu konuda Yargıtay HGK 2013/1831 E., 2015/1198 K sayılı 15.04.2015 tarihli emsal kararlarında, “...556 sayılı KHK'nın 35/l.maddesi uyarınca tescil başvurusu sırasında kötü niyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi, sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesi de KHK'nın amacına uygundur. Çünkü, KHK'nîn 35/1. Ve 42/l-(a) maddelerindeki düzenlemelerde, esasen MK'nun 2.maddesinin özel bir uygulamasından ibarettir.
Bu bakımdan her somut olayın özellikleri gözönüne alınarak açıkça kütü niyetle gerçekleştirildiği belirlenen marka tescilinin hükümsüzlüğüne karar verilebilmelidir.
Bu husus 556 sayılı KHK'nın 42.maddesinde başlı başına bir hükümsüzlük nedeni olarak düzenlenmemiş olsa dahi, genel hüküm ve temel prensip niteliğindeki MK'nun 2.maddesi uyarınca kötü niyetin korunması söz konusu olamayacağından dolayı aynı sonuca ulaşılması KHK'nın ruhuna da uygundur. ... marka Hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil nedeniyle sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli tescil olarak kabul edilmektedir.
Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kişinin iyi niyet iddiasında bulunamayacağına da şüphe yoktur (TMK. m. 2).
Davacı markası ile davalı kullanımları benzer görülmekle birlikte, dosyaya dava konusu markanın “tanınmış marka” kriterinde olduğunu ispata yarar bir delil sunulmadığı, dava konusu markanın tanınmış marka olarak değerlendirilemediği ve SMK md. 7/2-c bendinde yer alan “Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin haklı bir sebep olmaksızın kullanılması.” şartının oluştuğunun ispatlanamadığı,
dosya kapsamında davalının davaya konusu 44.sınıftaki markaları kötüniyetli olarak tescil ettirdiğine ilişkin herhangi bir delile rastlanmadığından ispat yükü davacıya ait olacağı gerekçesi ile kötü niyet koşullarının somut olayda gerçekleşmediği, davalı tarafın davaya konu marka tescilinin SMK md. 6/9 gereğince kötü niyetle yapıldığı iddiasına itibar edilmemiştir.
Marka hakkına tecavüz yönünden yapılan inceleme;
Marka hakkına tecavüz sayılan haller, SMK'nın 7. maddesine de atıf yapılmak suretiyle 29. Maddede düzenlenmektedir. 7. maddede “marka tescilinden doğan hakların kapsamı ve istisnaları” başlığı altında marka sahibinin yasaklayabileceği fiiller sıralanmakta, 29. maddede ise “marka hakkına tecavüz sayılan fiiller” düzenlenmektedir. Marka hakkına tecavüz sayılan fiiller incelenirken, 7. Madde ile 29. Maddenin birlikte dikkate alınması gereklidir.
Tecavüz, bir haksız fiildir. Tecavüzün varlığı için SMK'da belirtilen eylemin gerçekleşmiş olması ve somut olayda hukuka uygunluk sebeplerinden birinin mevcut bulunmaması gereklidir. Tescilli bir markanın, sahibinin izni olmaksızın kullanılması veya o markayı taşıyan mal ve hizmetlerin, tecavüzün bilinmesine rağmen pazarlanması, stoklanması, satış için teklif edilmesi, ihracı, ithali ya da tecavüzün bilinmesine rağmen malların nereden sağlandığının bildirilmesinden kaçınılması, tecavüz olarak tanımlanmıştır ( Tekinalp, Ü.: Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2012, s. 491 ).
SMK'nın 29. maddesi ise, hangi fiillerin marka hakkına tecavüz sayılacağını açıklamıştır. Buna göre; “Marka hakkına tecavüz sayılan fiille;
Madde 29- (1) Aşağıdaki fiiller marka hakkına tecavüz sayılır.
a) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7 nci maddede belirtilen biçimlerde kullanmak.
b) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek.
c) Markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak.
d) Marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek.”
Anılan madde metninde atıf yapılan SMK'nın 7. maddesi ise;
"Madde 7- (1) Bu Kanunla sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir.
(2) Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir. Marka sahibinin, izinsiz olarak yapılması hâlinde, aşağıda belirtilen fiillerin önlenmesini talep etme hakkı vardır:
a) Tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin, tescil kapsamına giren mal veya hizmetlerde kullanılması.
b) Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması.
c) Aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olmasına bakılmaksızın, tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin haklı bir sebep olmaksızın kullanılması.” şeklinde düzenleme içermektedir.
Marka hakkı, tescil şekil koşuluna bağlıdır. Markanın sahibine sağladığı haklar tescil ile meydana gelir ve üçüncü kişilere karşı tescilin yayınından itibaren hüküm ifade eder. SMK 7/(1) maddeye göre: “Bu kanunla sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir”. SMK 7/(4) maddeye göre: “Markanın sahibine sağladığı haklar, üçüncü kişilere karşı marka tescilinin yayım tarihi itibariyle hüküm ifade eder.” şeklindedir.
Tescilli bir marka, sahibine tescil kapsamındaki mal ve/veya hizmetler üzerinde kullanılması şartıyla hukuki koruma sağlamaktadır. Buna karşılık, marka eğer tescilli olduğu gibi kullanılmıyor ve tescilli olduğundan farklı bir biçimde kullanılıyor ise, bu takdirde artık tescil herhangi bir koruma sağlamayacaktır. Bu durum 2 şekilde ortaya çıkmaktadır.
Bunlardan birincisi, “markanın tescilli olduğundan farklı kullanımı”, diğeri ise "tescilin kapsadığı mal veya hizmetler bakımından aşkın kullanımdır. Tescilli bir marka, ancak tescilli olduğu haliyle kullanılması durumunda sahibine bir hukuki koruma sağlar. Eğer tescilli olduğundan farklı bir biçimde kullanılıyor ve böyle bir kullanım, bir başkasının tescilli markasına tecavüz teşkil ediyorsa, artık marka tescilinin, sahibine bir hukuki koruma sağlaması söz konusu değildir.
Bir markanın tescilli olduğundan farklı kullanılması, o markanın asli ve ayırt edici unsurlarının yer almadığı kullanımlardır. Markaya tecavüz açısından değerlendirme yapılırken, taraf markalarının öncelikle tescil tarihlerinin, daha sonrasında karıştırma ihtimali nedeniyle işaretsel ve sınıfsal benzerliğin dikkate alınması gereklidir.
Karıştırılma ihtimali, hem bir tescil engeli hem de bir tecavüz h: Markaların benzer olmaları durumunda, bu kez markaların tescilli olduğu mal veya hizmet ile markanın kullanıldığı mal veya hizmetin benzer olup olmadığı ve ortaya çıkacak duruma göre karıştırılma ihtimalinin bulunup bulunmadığı incelenmelidir.
Somut olaya dönüldüğünde, dava konusu “...” markasının davalı tarafından “eğitim öğretim hizmetleri” kapsamında kullanılıp kullanılmadığının değerlendirilmesi gerekmiştir.
Davalının “...” markasını “eğitim öğretim hizmetleri” kapsamına giren mal ve hizmetlerde kullanılması halinde “marka hakkına tecavüz” oluşturacaktır. Dosya kapsamına göre ise Davalı ... ın faaliyet alanının eğitim kapsamında olmadığı, bu anlamda ...tarafından ruhsatlandırılıp çalışma izni almadığı, okul, dersane ve benzeri kurumlarda vermiş olduğu seminer, söyleşi, konferans, proje vb. etkinliklerin eğitim kapsamında değerlendirilmeyeceğinden; davacı ... Hizmetleri Tic. Ltd.
Şti.’ nin Eğitim alanında faaliyet gösterdiği, davalının Eğitim geliri elde etmediği, davalı defter ve kayıtlarında yapılan bilirkişi incelemelerinde de faturaların ‘’...’’ vb. açıklamalar ile düzenlendiği anlaşılmıştır. Bu haliyle davalıya ait ... tescil nolu “...”, ... tescil nolu “...”, ... tescil nolu “...” markalarının taraf markalarının benzerliğin ortalama tüketiciler nezdinde ...
Sınıf emtiasında yer alan ” ...” açısından karıştırılma ihtimali bulunduğu, davalı taraf adına ... Sınıfta tescilli markalar yönünden markaların kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliğinin bulunmadığı, davacı taraf adına ...
Sınıfta tescilli markası bulunmadığı, ...sınıflar arasında mal ve hizmetler yönünden de benzerlik bulunmadığı; hükümsüzlük davası ile markaya tecavüz şartlarının ayrı ayrı tahlil edilmesi gerektiği de gözetilerek davalının ...sınıf kullanımlarının SMK 29/1-a ve 7/1-2 maddeleri gereğince tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimaline sebebiyet vermediği, “marka hakkına tecavüz” niteliğinde olmadığı anlaşılmakla, davacının tecavüz ve tazminat taleplerinin şartları oluşmadığından reddine karar vermek gerekmiştir.
Katip ... · ¸ Hakim ... · ¸
İstanbul 4.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2021/121, K. 2024/137, 2 Temmuz 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama