KÜNYE
T.C. Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2023/1026
- Karar No
- 2024/951
- Karar tarihi
- 17 Ekim 2024
- T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No
- *** Esas - ***
- Esas no
- ***
- Karar no
- ***
- Hakim
- ***
- Katip
- ***
- Davacı
- *** UETS
- Vekili
- Av.
- Davalı
- 1- ***
- Vekili
- Av.
- Davalı
- 2- ***
- Vekilleri
- Av.
Karar Metni
3.330 kelime·17 dk okuma·11 bölüm
Av. Av.
DAVA
Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : ***
KARAR TARİHİ : ***
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : ***
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle. Müvekkili şirket ile davalılar ... Otomotiv Tic. ve Hizm. A.Ş. ve yetkili acentesi ... Motorlu Vasıtlar Ticaret A.Ş. ile davaya konu Mercedes E 200 d FL AMG model, *** motor numaralı aracın satışı konusunda anlaşma sağladığını, akabinde anlaşmaya istinaden ... Otomotiv Tic. ve Hizm.
A.Ş. tarafından sipariş onay formu düzenlendiğini ve anılan form müvekkili şirkete mail yolu ile iletildiğini, davalılar tarafından hazırlanıp müvekkiline gönderilen sipariş onay formu ile de sabit olduğu üzere sözleşme tarihinde aracın değeri ilave donanımları ile birlikte toplam 3.638.316,00 TL olduğunu, ancak ortada hiçbir gerekçe yok iken davalılar tarafından müvekkiline gönderilen mail ile "Mercedes-Benz E 200 d FL AMG siparişiniz iptal olmuştur.
İptal Nedeni: Diğer" gerekçesi ile siparişin iptal edildiği ve aracın teslim edilmeyeceği bildirildiğini, müvekkili şirketin zararı söz konusu olduğunu, zira, davaya konu aracın sözleşme tarihindeki değeri ile bugünkü değeri arasında büyük bir fark bulunduğunu, şayet davalılarca sözleşme edimi gereği gibi ifa edilmiş olsa idi müvekkili şirket araca sözleşmede yazan bedel üzerinden sahip olacağını, davalıların sözleşmeyi hiçbir gerekçe göstermeden ve hiçbir haklı nedeni bulunmadan feshetmesi ise müvekkilini maddi olarak zarara uğrattığını, davaya konu aracın güncel değeri 3.638.316,00 TL'nin oldukça üzerinde olduğunu,
şayet davalılar üzerine düşen aracı teslim etme borcunu yerine getirmiş olsalardı müvekkili şirket davaya konu aracı 3.638.316,00 TL'ye satın almış olacağını, ancak davalılar edimlerini haksız olarak yerine getirmedikleri için müvekkili şirket davaya konu araca aynı bedeli ödeyerek ulaşamadığını, bu husus da müvekkilinin davalılar tarafından zarara uğratıldığını, bilindiği üzere 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 112. maddesi "Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür." hükmünü amirdir.
Kanun hükmüne göre davalılar aracı teslim etme borcunu hiç yerine getirmediklerini, ve de hiçbir haklı neden olmadan sözleşmeden döndüklerinden dolayı da kendilerinin kusurlu olduğunu, TBK m.112 gereği müvekkilin zararının davalılarca giderilmesi gerektiğini, davalılarca hazırlanan sipariş onay formu ile müvekkilinin 200.000,00 TL kapora yatırması karşılığında davaya konu aracın rezerve edileceğinin bildirildiğini, müvekkilinin üzerine düşen ilk edimi yerine getirdiğini ve kapora bedelini yatırdığını,
akabinde davalılarca müvekkili şirkete mail yolu ile kaporanın yatırıldığı teyit edildiğini ve davaya konu aracın rezerve edileceğinin bildirildiğini, tüm bunlara rağmen ortada hiçbir geçerli ve haklı bir neden olmadan davalılarca bir mail ile siparişin iptal edildiğinin müvekkili şirkete iletildiğini, davalıların bu hareketi açıkça hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, dava HMK m. 107 uyarınca belirsiz alacak davası olarak açıldığını, davaya konu aracın değeri sürekli olarak değişmekte ve sözleşmede araç için ekstra donanımlar öngörülmüş olup, bu ekstra donanımların fiyatları da sürekli olarak değiştiğini,
arabuluculuğa başvuru yapıldığını, taraflar arasında anlaşma sağlanamadığını, davanın belirsiz alacak davası olarak kabulü ile belirsiz alacak davası olarak şimdilik 10.000,00 TL maddi zararın davalılardan müştereken ve müteselsilen arabuluculuk tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte alınarak müvekkile ödenmesine,
yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı ...
Motorlu Vasıtlar Ticaret A.Ş. vekili cevap dilekçesinde husumet itirazında bulunduklarını, davacının sunduğu ödeme dekontundan ve sipariş iptaline dair belgelerden de görüleceği üzere uyuşmazlık konusunun muhatabının müvekkilinin olmadığını, davacının müvekkiline ödeme yapmadığını, müvekkili ile davacı arasında kurulmuş bir araç alım-satım sözleşmesi de bulunmadığını hatta diğer davalı ile davacı arasında da kurulmuş bir satış akdi bulunmadığını, davacının kapora olarak ödeme yaptığı kişi de kendisine bu kaporayı sipariş onay formu hükümlerine göre iade eden kişi de, siparişi iptal eden kişi de diğer davalı olduğunu,
bu nedenle müvekkiline maddi tazminat iddiası ile husumet yöneltilmesinin hiç bir hukuki dayanağı bulunmadığını, ayrıca teslim etme borcundan söz edilmesi için taraflar arasında bu yönde bir sözleşme kurulmuş olması gerektiğini, oysa böyle bir sözleşmenin olmadığını, davacının sadece kapora bedelini ödediğini araç ile ilgili bedelin tamamını ödemediğini, ancak davacı sanki tüm araç bedelini ödemiş gibi hak iddiasında bulunduğunu, kapora ödenmiş olsa ,
hatta satış akdi kurulmuş olsa ve sipariş iptal edilmemiş olsaydı dahi sipariş formunda yer alan fiyatın ... açısından bağlayıcı olmayacağı açıkça ortada iken davacının sipariş formundaki fiyat üzerinden zarar iddiasında bulunmasının mümkün olmayacağını, davacı bu hükümleri bilerek ve kabul ederek siparişini verdiğini, kaporasını ödemiş hatta olası iade durumunda iadenin hangi banka hesabına yapılmasını istediğine dair hesap bilgilerini de sipariş sırasında bildirildiğini, davanın reddini, yargılama giderleri ile karşı vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı ... Otomotiv Tic. ve Hizm. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle;
İşbu davaya konu iddia ve taleplerin, HMK. md. 200. uyarınca senetle ispat zorunluluğu kapsamında olduğunu, buna göre, her ne kadar dava dilekçesi ile tanık bildirilmişse de, senetle ispat zorunluluğu kapsamındaki davaya konu iddia ve talepler bakımından tanık dinletilmesine muvafakatlarının olmadığını, davacının dinlenen tanığının beyan ve iddialarının işbu dava bakımından değerlendirme dışı tutulmasını talep ettiklerini, taraflar arasında kurulmuş bir sözleşme bulunmadığını, tarafların tacir olmaları nedeniyle TTK. m. 23/1 hükmü yollaması uyarınca, TBK. md. 1 hükmünde bir sözleşme kurulabilmesi için icap ve kabulün bulunması gerektiğini,
dava konusu olayda, davacı tarafından verilen sipariş ile bir icap söz konusu olup, davalı müvekkili tarafından işbu icaba yönelik bir kabul beyanı bulunmadığını, hatta tam tersi olacak şekilde, davalı müvekkili tarafından icabın kabul edilemeyeceği davacıya bildirildiğini, davalı müvekkili iç işleyişinde bayi kanalında satışı yapılan bir aracın sehven internet üzerinden satışa sunulduğunun tespit edilerek ilgili siparişin kabul edilemeyeceği, ancak, iyiniyetli olarak davalı müvekkili tarafından bir başka araç teklif edildiğini (icapta bulunulmuş) davacı tarafından da işbu icap kabul görmediğini, buna göre,
davacı tarafından yapılan icap davalı müvekkili tarafından, davalı müvekkil tarafından yapılan icap ise davacı tarafından kabul görmediği için taraflar arasında sözleşme ilişkisi kurulmadığını, davacı iddialarının aksine taraflar arasında sözleşme ilişkisi kurulmadığı,
davacının buna dayanarak bir zarar iddiasında bulunamayacağını beyan ettiğini, davanın öncelikle bu nedenle reddini talep ettiklerini, yetki itirazında bulunduklarını, davacının yapmış olduğu ödemeler kendisine iade edilmiş olmasına karşın, maddi tazminat talebinin haksız olduğunu, dava konusu aracın satışıyla ilgili olarak davacı toplam 200.000-TL ödediğini, işbu tutar da davacıya iade edildiğini, bu hususla ilgili olarak davacının aksi bir iddiası da bulunmadığını, taraflar arasında henüz sözleşme ilişkisi kurulmadan önce sipariş yani icap aşamasındayken davacı talebi davalı müvekkili tarafından iptal edilmek zorunda kalındığını,
sipariş onay formunda yer alan açık maddeler uyarınca iptal edilen sipariş neticesinde davacı tarafından yapılan ödemelerin kendisine iade edildiğini, davacının herhangi bir mağduriyeti ya da zararı bulunmadığını, davalı müvekkili iç işleyişinde bayi kanalında satışı yapılan bir aracın sehven internet üzerinden satışa sunulduğunun tespit edilmesi nedeniyle iptal edilmek zorunda kalınan dava konusu siparişe yönelik olarak,
davacıya aynı özelliklerde yeni bir araç teklifinde bulunulduğunu, davacı tarafından bu teklif kabul edilmediğini, bunun yanında, işbu davanın açılmasına kadar geçen süreç içerisinde de yeni araç alımında yardımcı olunduğunu ve netice itibariyle davacı tarafından yeni bir araç alımı gerçekleştirildiğini, davacının iptal edilen siparişine konu araç E200 D FL AMG olmasına karşın, daha sonradan davalı müvekkilinden bu defada önceki siparişinden daha üst segment olan CLS 300 D FL 4MATIC model araç satın aldığını, iptal edilen siparişe konu araç ile davacının sonradan satın aldığı araç birbirlerine emsal teşkil etmemekte olup,
kesinlikle aynı segmentte bulunmadığını zira, iptal edilen siparişe konu araç bedeli 3.638.316-TL iken, davacının satın aldığı aracın bedeli 6.134.800-TL olduğunu, buna göre, davacının uğramış olduğu herhangi bir zarar söz konusu olmadığını, iptal edilmek zorunda kalınan siparişe yönelik olarak emsal bir araç satın alınmadığını, farazi bir beyan üzerinden zarar hesabı yapılmasının mümkün olmadığını, davacının farazi bir iddia ile,
o araç o zaman öyleydi şu zaman böyleydi demek suretiyle, olmayan bir zararın varlığını ortaya koymaya çalışıldığını, davacının herhangi bir zararının söz konusu olmadığını, davacı almadığı ya da alamadığı bir araç yerine başka bir aracı daha fazla bir miktara satın alarak zarara uğramadığını, davacının zarar iddiasının karşılığı / gerçekliği bulunmadığından davanın reddini talep ettiklerini, taraflar arasındaki anlaşma ve belgeler uyarınca davacının davalı müvekkilinden zarar talebinde bulunmasının mümkün olmayacağını, taraflar arasında düzenlenen hususlarla, davacı tarafından verilen siparişin herhangi bir nedenle iptal edilmesi halinde,
davacı tarafından herhangi bir zarar iddiasında bulunması hukuken mümkün olmadığını, yine sipariş onay formu ile düzenlendiği üzere, kaparo verilmesi asla sipariş edilen aracın fiyatının sabitlenmesi anlamına gelmediğini, aracın faturası düzenlenene kadar oluşabilecek her türlü fiyat değişiklikleri satış bedeline yansıtılacağını, sırf bu husus dahi, davacının herhangi bir zarara uğramadığını ortaya koyduğunu, davacı taleplerinin hukuken korunabilir olmadığı ve esasında herhangi bir zararının olmadığı sabit olduğundan davanın reddini talep ettiklerini,
mahkemenin yetkisizliği nedeniyle İstanbul mahkemelerinin yetkili olduğundan yetki yönünden reddini, davanın usulden reddini, davanın esastan reddini, yargılama giderleri ile karşı vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER
Mahkememizce taraf teşkili sağlanmış davanın taraflarına delillerini ibraz etme olanağı tanınmış uyuşmazlığın çözümü için gereken bütün deliller toplanmıştır. Davacı vekilinin 29/07/2024 tarihinde dava değeri arttırım dilekçesi sunduğu, ıslah dilekçesinden birer suret davalı taraflara usulüne uygun tebliğ edildiği görülmüştür. Davalı tarafların dava değer arttırım dilekçesine karşı itirazlarını sunduğu görülmüştür.
DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
Davacı davalılardan bir adet Mercedes marka araç satın aldığını ancak sözleşmenin haksız olarak feshedildiğini, sözleşmenin feshedilmesi sebebiyle davacının satın aldığını iddia ettiği tarih ile dava tarihi arasında aynı aracın değeri arasında fark bulunduğunu ve bu miktar uyarınca zararlarının bulunduğundan bahisle alacak talebinde bulunmuştur.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 1 ve devamı maddelerinde sözleşmenin kurulması ve hükümleri düzenlenmiş olup; sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla (rızalarını beyan etmeleriyle) kurulur (TBK 1/1).
Somut olayda uyuşmazlık davacı ile davalı arasında araç satım sözleşmesi kurulup kurulmadığı noktasında toplanmaktadır.
Taraflar arasındaki mevcut yazışmalar ve imzalı evrakların incelenmesinde, davacı firma tarafından 07/08/2023 tarihinde "sipariş onay formu" adlı bir evrak imzalanarak davalı tarafa teslim edildiği, sipariş onay formunun içerisinde bir adet Mercedes marka E serisi E 200 d FL AMG model 2023 yılı bir adet araç sipariş edildiği, davacı tarafça bu siparişle ilgili 200.000,00 TL bedelli kapora yatırdığı, Mercedes... A.Ş.
Tarafından davacıya mesaj gönderildiği mesajda "siparişin işleme alındığını, aracın rezerve edileceği" bildirildiği görülmüştür. Yine davalı Mercedes... A.Ş. Tarafından davacıya 05/08/2023 tarihli 6.134.800,00 TL bedelli fatura kesildiği, Mercedes ... A.Ş. Tarafından davacıya siparişi iptal olduğuna dair mail gönderildiği görülmüştür. Sipariş formunun şartlarının incelenmesinde hüküm ve koşullar başlıklı kısmın 7. Maddesinde "....
Bu sipariş onay formunun imzalanması ve kapora ödenmesi durumunda araç müşteriye rezerve edilecektir." , 8. Maddesinde " ....kapora bedelinin ödenmiş olması herhangi bir şekilde fiyat garantisi sağlamaz. Aracın kesin satış tarihinde fiyatlandırma tarihindeki fiyat nihai fiyat olarak kabul edilecektir.... ", yine 10. Maddesinde " .... Tarafından yapılabilecek olası siparişin iptallerinde kapora bedeli ... Otomotiv Tic. Ve Hizm.
A.Ş.'nin 11. Madde kapsamındaki hakları saklı kalmak üzere , herhangi bir komisyon ya da kesinti olmadan müşterinin ödemeye yaptığı karta veya müşterinin ibraz ettiği ve müşteriye ait olan bir ıban numarasına en geç 14 (ondört) gün içerisinde iade edilir. Bu durumunda aracın müşteriye satılmamasından ve doğacak zararlardan ... Otomotiv Tic. Ve Hizm. A.Ş.'nin sorumlu olmayacaktır...." 16. Maddesinde " ... ... Otomotiv Tic. Ve Hizm.
A.Ş.'nin araç satış sürecinin devam etmeme hakkı saklıdır....." hükümlerinin yer aldığı sipariş onay formunda kesin bir satış taahhütü olmadığı görülmüştür.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle "İrade beyanı" ile bir sözleşmenin kurulmasını amaçlayan "İcap" ve "Kabul" kavramlarının açıklanmasında yarar vardır.
Hemen belirtilmelidir ki, irade beyanı, bir ruhî hâdiseden bir başkasını haberdar etmek üzere yapılan ve bununla özel hukuk alanındaki ilişkilerde değişiklik yapılması, yeni ilişkiler yaratılması veya bu gibi ilişkilerin ortadan kaldırılmasının istendiği, hayatta edinilen tecrübelere, örf ve âdete göre hâlin icaplarından anlaşılan iradenin hareket ve faaliyeti olarak tanımlanabilir (Belbez, Hikmet: Akitlerde Sükutun Ehemmiyeti, AÜHF Dergisi, 1944, sayı:2, s. 221).
İrade beyanları açık (sarih) olabileceği gibi, örtülü (zımni) de olabilir (Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu m.1/II.fıkra).
Beyanın anlam ve konusu hiçbir yoruma ve karışıklığa meydan vermeyecek şekilde beyan vasıtalarından, yani kullanılan söz, yazı veya işaretlerden anlaşılıyorsa, bu, açık bir irade beyanıdır. Zımnî irade beyanı ise, iradenin varlığını gösteren davranışı ifade eder. Bu anlamda, açık olmayan her türlü irade beyanı, zımnî irade beyanıdır. İrade beyanının anlamının, yani sonuç iradesinin doğrudan doğruya söz veya işaretlerden çıkmaması, anlaşılmaması hâlinde, zımnî irade beyanı söz konusu olur. Başka bir deyişle, zımnî irade beyanlarında beyan sahibinin davranışı, işlem iradesini dolaylı bir şekilde ifade eder; onun davranışından, dolaylı olarak işlem iradesine sahip olduğu sonucu çıkar (Eren, Fikret: Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 11. Baskı, İstanbul 2009, s. 124).
İcap, bir akdi meydana getirmek amacı ile bir şahsın teklifini ihtiva eden ve karşı tarafa yöneltilen bir irade beyanıdır. Kabul ise, yapılan bir öneriye karşılık karşı tarafça önerene yöneltilen ve sözleşmeyi öneriye uygun olarak meydana getirme arzusunu kesin olarak ifade eden irade beyanıdır. Kanunun veya tarafların anlaşması ile, yapılacak sözleşme için bir şekil öngörülmüş olmadıkça ya da önerene kabul için bir şekle uyulmasını şart kılmış olmadıkça, kabul beyanı bir şekle bağlı değildir; sözle, yazı ile veya kanaat verici bir davranışla yapılabilir (Oğuzman, Kemal/Öz, Turgut: Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, İstanbul 2012, s. 51, 66).
Bu bağlamda, taraflar arasında öteden beri mevcut iş ilişkileri dolayısıyla, o tarihe kadarki uygulama çerçevesinde içlerinden birinin yaptığı siparişi diğer tarafın ayrıca bir kabul beyanında bulunmaksızın bir süre sonra malı göndererek cevaplandırmış bulunması, durumun bundan sonra da böyle olacağı hususunda bir güven olgusunun gerçekleşmesine yol açacağı belirtilmektedir (Kocayusufpaşaoğlu, Necip/Hatemi, Hüseyin/Serozan, Rona/Arpacı, Abdülkadir: Borçlar Hukuku, Genel Bölüm, Cilt I, İstanbul 2008, s. 206).
Öte yandan, taraflar arasındaki somut uyuşmazlığın çözümünde etkili olduğu düşünülen “güven ilkesi”, “güven kavramı” ve “güven sorumluluğu” hakkında açıklamalarda bulunulması yararlı görülmüştür.
Hukukun evrensel ve genel ilkelerinden olan “dürüstlük ilkesi” bazı alt ilkelerin doğmasına sebep olmuştur. Bu ilkelerden birisi “ahde vefa ilkesi”, bir diğeri de “güven ilkesi”dir.
Yine dürüstlük ilkesini temel alan bir akım da, irade beyanlarının yorumunda ve dolayısıyla sözleşmelerin kurulup kurulmadığını tespitte “korunmaya layık haklı güveni” esas alan “güven ilkesi”dir. Bu güven ilkesi de, “hukukî görünüşe güvenin korunması” alt ilkesini doğurmuştur.
Güven kavramı, anlam itibariyle sadece etik ve moral beklentilerin mevcut olduğu bir kavram değildir. O, aynı zamanda, toplum içerisindeki bireylerin iletişiminde çok ciddi rol oynayan ve bazı durumlarda eksik kalmış, tamamlanamamış ya da üstü kapalı olarak geçirilmiş, bazı irade beyanlarının yorumlanması ve tamamlanmasında önemli derecede etkisi olan psikolojik-sosyolojik bir kavramdır.
Bilgilendirme gereksinimi içinde, güven kavramının, ekonomik, sosyal ve kültürel anlamları da mevcuttur. Bir görüşe göre güven kavramı, toplum içerisinde, bir bireyin diğer bireylerle olan ilişkilerini tamamlayan; bu ilişkilerin yorumlanmasında kullanılan; ya da o bireyin geleceği ile ilgili olan olaylarda yol gösterici bir rol oynayan, tamamen insanın kendi iç dünyasıyla ilgili bir davranış, bir ruh hâli, bir zihniyet, bir anlayıştır.
Güven kavramının temelinde; doğruluk, dürüstlük, açık sözlülük, içtenlik, gerçeklik, haklılık gibi anlamlar yatmakta; güven kavramının anlamı da sayılan bu ilkelere dayanmaktadır. Bu anlamda güven, iki taraflıdır. Bir birey, ya karşısındakine güvenir, ya da karşısındaki o bireye güven verir. Bir kimsenin çevresine verdiği güven, aynı derecede bir karşılık ve hukukî olarak korunma gerektirmektedir.
Özel bir ilişkiye girmiş taraflardan biri, hukuka ve güven ihlâli söz konusu olduğunda da hukukun öngördüğü yaptırıma güvenerek karşı tarafa güvenmiştir. Karşı taraf omuzlarına da bu güvenden dolayı doğru ve dürüst davranmak ve sadakatli olmak yükümlülüğü yüklenmiştir. Kendisine güvenilen taraf da yapmış olduğu kendi davranışları ile bu güven olgusunu meydana getirdiği için, güvenen tarafa kendisine neden güvendiği hususunda bir itiraz hakkı söz konusu olmayacağı öğretide ileri sürülmüştür.
Gerçekten de, her iki tarafın menfaatlerini korumak ve dengelemek için ileri sürülen güven ilkesine göre, bir irade beyanını anlamak ve değerlendirmek için, beyan muhatabınca bilinen ve bilinmesi gereken bütün hâl ve şartları dürüstlük ilkesi gereğince değerlendirmek gerekecektir. Böylece, beyana ne anlam verilmesi gerektiği ortaya çıkacaktır. Bu ilkeye göre korunan karşı tarafın, beyan muhatabının haklı güvenidir. Beyan muhatabının gerekli dikkat ve özeni göstermeksizin beyanı nasıl anladığına bakılmayacaktır. Beyan muhatabı, kendisine ulaşan beyanı, dürüstlük ilkesi gereği, bildiği veya bilmesi gereken tüm unsurları dikkate alarak anlamalıdır. Yani, onun bu beyanı o şekilde anlaması dürüstlük kuralı gereğince haklı görünmelidir.
İşte bu ilke, meydana gelen adaletsizliği ve taraflar arasında gerçekleşen sorunu çözmüş olmaktadır. Zira, güven ilkesi “karşılıklı birbirini gözetme” ve “bağlılık” esaslarına dayanmaktadır.
Bu ilkeye göre, hem beyan sahibinin hem de beyan muhatabının menfaatleri dengede tutulmuş olmaktadır. Bir yandan beyan muhatabının dürüstlük kuralına göre, bildiği ve bilebileceği bütün olguları değerlendirerek beyana vermesi gereken anlama olan haklı güveni korunmakta; diğer yandan ise, beyan sahibinin yaptığı beyanının, makûl ve dürüst bir sözleşen insan tarafından anlaşılması olağan biçimde anlaşılacağına dair haklı güveni teminat altına alınmaktadır.
Güven sorumluluğunun gerçekleşebilmesi için, bir kimsede hukuken korunmaya layık bir güvenin olması, bu güvene dayanılarak bir tasarruf işleminde bulunulması, tüm bunların da bir kişiye isnat edilebilmesi gerekir.
Güven sorumluluğunun Türk pozitif hukukunda özel bir kanuni düzenlemesi bulunmamakla birlikte.
Türk hukuk öğretisinde dürüstlük kuralından hareketle bir olayda güven sorumluluğunun gerçekleşebilmesi için şu şartlar aranmaktadır: Olayda bir “güven” unsuru bulunmalı, zarar gerçekleşmeli, yaratılan hukukî görünüme güvenin pozitif olarak korunması anlamında geçerlilik sonucu bağlanmamalı, zarar ile yaratılan hukukî görünüş arasında nedensellik bağı söz konusu olmalı, başka hukukî kurumların uygulama alanına giren herhangi bir durum söz konusu olmamalı, hukukî görünüşü yaratan kimse kusurlu olmalı, kişinin haklı güveni, yani olayda iyi niyeti bulunmalıdır.
Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 30.01.2013 tarihli ve 2012/19-670 E., 2013/171 K. sayılı ve 02.12.2020 tarihli ve 2017/(19)11-917 E., 2020/985 K. sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Bilindiği üzere sözleşme; iki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun surette irade açıklamasıyla meydana gelmekte olup, bir tarafın bir şeyi teklif etmesi (icap veya öneri) ve karşı tarafın onu kabul etmesi (kabul) ile sözleşme kurulur. İcap, tek taraflı ve karşı tarafa varınca sonuç doğurabilecek ve sözleşmenin objektif-subjektif yönden bütün esaslı unsurlarını ihtiva etmesi gereken bir irade açıklamasıdır.
İcap o kadar tam ve mükemmel olmalıdır ki, karşı taraf hiç bir tereddüde düşmeksizin kabul iradesini açıklayabilsin. Ayrıca icabın, icapçının bir sözleşme yapma konusundaki iradesini “ciddi surette" yansıtması gerekir.
Başka bir deyişle, icapçı yaptığı icapla bağlanmak istediğini belli etmeli, yani son sözünü söylemiş olmalıdır. Eğer icapta böyle bir nitelik bulunmuyorsa, bu irade açıklaması icap değil, bir icaba davettir. İcaba davette, bir kimsenin, başkalarının kendisine teklifte bulunmasını sağlayıcı ve sözleşme için görüşmelerin başlamasını amaçlayan beyanda bulunması sözkonusudur. Bunun için, ya icapta bulunması gereken hususlardan bazıları eksik bırakılır ya da teklifle kesin olarak bağlı kalmama niyeti vurgulanır.
Somut olayda, Sipariş onay formununun ''Hüküm ve Koşullar'' başlıklı kısmın 7. Maddesinde ".... Bu sipariş onay formunun imzalanması ve kapora ödenmesi durumunda araç müşteriye rezerve edilecektir." , 8. Maddesinde " ....kapora bedelinin ödenmiş olması herhangi bir şekilde fiyat garantisi sağlamaz. Aracın kesin satış tarihinde fiyatlandırma tarihindeki fiyat nihai fiyat olarak kabul edilecektir.... ", yine 10. Maddesinde " ....
Tarafından yapılabilecek olası siparişin iptallerinde kapora bedeli ... Otomotiv Tic. Ve Hizm. A.Ş.'nin 11. Madde kapsamındaki hakları saklı kalmak üzere , herhangi bir komisyon ya da kesinti olmadan müşterinin ödemeye yaptığı karta veya müşterinin ibraz ettiği ve müşteriye ait olan bir ıban numarasına en geç 14 (ondört) gün içerisinde iade edilir. Bu durumunda aracın müşteriye satılmamasından ve doğacak zararlardan ... Otomotiv Tic. Ve Hizm.
A.Ş.'nin sorumlu olmayacaktır...." 16. Maddesinde " ... ... Otomotiv Tic. Ve Hizm. A.Ş.'nin araç satış sürecinin devam etmeme hakkı saklıdır....." hükümlerinin yer aldığı sipariş onay formunda kesin bir satış taahhütü olmadığı davalılar tarafından yapılan işlemin icapla bağlanmak istediğini belli etmediğinden icap niteliğinde olmadığı sadece bir icaba davet mahiyetinde olduğu ve taraflar arasında araç satım sözleşmesi kurulmadığından davanın reddine karar verilmiştir.
Katip *** · e-imzalıdır Hakim *** · e-imzalıdır
Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/1026, K. 2024/951, 17 Ekim 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama