KÜNYE
T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi
- Mercii
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/96
- Karar No
- 2025/464
- Karar tarihi
- 10 Nisan 2025
Karar Metni
1.632 kelime·8 dk okuma·15 bölüm
26. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
26. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
KARAR
BAŞKAN
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 11.10.2022
NUMARASI : ...
DAVANIN KONUSU
Trafik Kazası Nedeniyle Maddi Tazminat
KARAR TARİHİ : 10.04.2025
GEREKÇELİ KARAR
YAZILMA TARİHİ : 21.04.2025
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 06.03.2009 tarihinde, sürücü .... sevk ve idaresindeki araç ile seyir halinde iken tek taraflı trafik kazası yaptığını, olay sonucunda araçta yolcu olarak bulunan davacının yaralandığını, aracın davalı tarafından zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi ile sigortalandığını, davacının zararının giderilmediğini i belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 500,00 TL tedavi ve bakıcı giderleri ile 500,00 TL iş gücü kaybının kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, ıslah dilekçesi ile talebini 105.493,91 TL işgöremezlik tazminatı ve 2.736,00 TL geçici bakıcı gideri olarak artırmıştır.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafa 09.08.2010 tarihinde 33.718,71 TL ödeme yapıldığını ve davacının ibraname imzalayarak bütün haklarından gayri kabili rücu olmak üzere davalıyı ibra ettiğini, bu nedenle davacı tarafından tazminat talep edilemeyeceğini, ayrıca KTK'nın 111. maddesi gereğince ibranamenin imzalandığı tarihten itibaren 2 yıllık süre geçmiş olup davacının ibranamenin geçersizliği ve yetersiz ödeme yapma iddiasını da ileri süremeyeceğini, bununla birlikte kusur oranının tespiti gerektiğini, tedavi giderlerinin SGK tarafından karşılandığını ve teminat dışı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davacının davalıyı ibra ettiği tarihten itibaren 2 yıl içerisinde dava açabileceği gerekçesi ile davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verildiği, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26 Hukuk Dairesinin 2018/3535 Esas 2018/1868 Karar sayılı kararı ile, “.
Mahkemece davacı taraftan davacının 09.08.2010 ödeme tarihinden sonra gördüğü tedavilere ilişkin evraklar istenerek, davacının yaralanması nedeniyle tedavileri tamamlanarak hangi tarihte sağlığına kavuşmuş sayılacağı, gelişen bir durum bulunup bulunmadığı, tedavilerinin ne zaman sona ereceği, vücut çalışma gücü kaybının hangi tarihte kesin olarak belirlenebilir duruma geldiği,
maluliyet raporları arasındaki farklılığın nedeninin açıklanması konusunda Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan veya üniversite hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlıklarından çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan yaralanmalar dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, olay tarihinde yürürlükte olan çalışma gücü ve maluliyet oranının belirlenmesine ilişkin mevzuat hükümlerine göre ayrıntılı,
gerekçeli ve denetime uygun rapor alınarak sonucuna göre davacının maluliyetinin arttığının tespiti halinde artan maluliyet yönünden davacının tazminat talep edip edemeyeceğinin ve iş göremezlik tazminatı yönünden 2918 sayılı KTK'nın 111. Maddesi gereğince 2 yıllık hak düşürücü sürenin dolup dolmadığının belirlenmesi gerekir.
Ayrıca davacı vekili dava dilekçesinde iş göremezlik tazminatı ve bakıcı giderini de talep etmiş mahkemece alınan bilirkişi raporunda davacının 4 ay bakıcıya ihtiyacı olacağı belirtilerek bu süre için bakıcı gideri hesaplanmıştır.
Davacı tarafından davalı sigorta şirketine başvuru üzerine sigorta şirketi tarafından iş göremezlik tazminatına ilişkin ödeme yapılarak bu tazminat kalemi yönünden ibraname verildiği, bakıcı giderine ilişkin yapılan bir ödeme ve ibraname bulunduğu hususunda iddia ve belge bulunmadığına göre davacının bakıcı gideri zararı yönünden 2918 sayılı KTK'nın 111. maddesinin uygulanamayacağı gözetilmeden bakıcı gideri talebinin de reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.” gerekçesi ile ilk derece mahkemesi kararının HMK’nın 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar verildiği,
kaldırma kararı doğrultusunda Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu ve Üst Kuruldan raporlar alındığı, raporlarda sonuç olarak engellilik ve çalışma gücünün farklı kavramlar olduğunun ve davacı tarafça dosyaya sunulan engelli sağlık kurulu raporları ile kaldırma ilamından önce alınan maluliyet raporları arasında çelişki bulunmadığının belirtildiği, davacının sunmuş olduğu diğer engelli sağlık kurulu raporlarında maluliyet oranı artmış ise de bu durumun davacının kaza ile illiyet bağı bulunmayan hastalıklarının da dikkate alınmasından kaynaklandığının belirtildiği, artan duruma ilişkin bir tespitin de yapılmadığı,
bu hali ile davacının artan veya sonradan ortaya çıkan bir maluliyetinden söz edilemeyeceğinden geçici ve sürekli iş göremezlik zararı yönünden davalıyı ibra ettiği tarihten itibaren 2 yıllık hak düşürücü süre içinde dava açılmadığı ve bu nedenle bu kalemler yönünden davanın reddi gerektiği, bakıcı gideri yönünden aktüer bilirkişiden rapor alındığı gerekçesi ile davanın geçici ve kalıcı iş göremezlik tazminatı yönünden hak düşürücü süre nedeni ile reddine, 1.998,00 TL geçici bakıcı giderinin 09.08.2010 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiş, hükme karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; adli tıp kurumundan alınan raporların hatalı ve eksik olduğunu, davacının kazadan sonra maluliyetinin artarak devam ettiğini, davalı sigorta şirketi tarafından %30 daimi maluliyete göre ödeme yapıldığını, sonradan alınan raporlarda ve adli tıp kurumu raporunda da davacının maluliyetinin %48 olarak belirlendiğini, taleplerinin hakdüşürücü süre yönünden reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen gözetilerek inceleme yapılmıştır.
Dava, trafik kazasında yaralanmadan kaynaklanan yaralanma nedeniyle iş göremezlik tazminatı ve bakıcı gideri talebine ilişkindir.
Mahkemece, davacının işgöremezlik tazminatı talebi, davacının, davalı sigorta şirketinden bahse konu zarara ilişkin ödeme alması ve davalı sigorta şirketini ibra etmesinin üzerinden iki yıl geçtikten sonra dava açılmış olması nedeniyle 2918 sayılı KTK'nın 111. Maddesi gereğince hak düşürücü süre yönünden reddedilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvuru yapılmıştır.
Davalı sigorta şirketinin, dava konusu kazaya ilişkin olarak eldeki davayı açmadan önce davacı ile işgöremezlik tazminatı konusunda mutabakata vardığı, davacı ile davalı sigorta şirketi arasında ibraname düzenlendiği ve ödemenin 09.08.2010 tarihinde davacıya yapıldığı, davanın ödeme tarihinden itibaren iki yıl süre geçtikten sonra 13.10.2015 tarihinde açıldığı sabittir.
Mahkemece, davanın 2911 sayılı KTK’nın 111.
Maddesi gereğince iki yıllık hakdüşürücü sürede açılmamış olması nedeniyle davanın reddine dair verilen ilk karar, Dairemizin 2018/3535 Esas 2018/1868 Karar sayılı kararı ile kaldırılmış olup kaldırma kararında; davacı taraftan davacının 09.08.2010 ödeme tarihinden sonra gördüğü tedavilere ilişkin evraklar istenerek, davacının yaralanması nedeniyle tedavileri tamamlanarak hangi tarihte sağlığına kavuşmuş sayılacağı, gelişen bir durum bulunup bulunmadığı, tedavilerinin ne zaman sona ereceği, vücut çalışma gücü kaybının hangi tarihte kesin olarak belirlenebilir duruma geldiği,
maluliyet raporları arasındaki farklılığın nedeninin açıklanması konusunda Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan veya üniversite hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlıklarından çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan yaralanmalar dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, olay tarihinde yürürlükte olan çalışma gücü ve maluliyet oranının belirlenmesine ilişkin mevzuat hükümlerine göre ayrıntılı,
gerekçeli ve denetime uygun rapor alınarak sonucuna göre davacının maluliyetinin arttığının tespiti halinde artan maluliyet yönünden davacının tazminat talep edip edemeyeceğinin ve iş göremezlik tazminatı yönünden 2918 sayılı KTK'nın 111. Maddesi gereğince 2 yıllık hak düşürücü sürenin dolup dolmadığının belirlenmesi gerektiği belirtilmiştir.
Mahkemece, kaldırma kararı doğrultusunda, davacının ödeme sonrasına ilişkin tedavi evrakları getirilmiş, Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulundan talep edilen tedavi evrakları, raporlar ve grafiler de dosyaya kazandırılmış, Kurul tarafından tanzim edilen 05.02.2021 tarihli raporda; davacının kaza sonrası tüm tedavi evrakları ve raporları ayrıntılı ve detaylı şekilde incelendiği ve sonuç olarak, olay tarihine ait grafilerin gönderilen CD içeriklerinde bulunmadığı,
CD içeriklerinde tarihsiz ve isimsiz grafilerin bulunduğu ayrıca kaza tarihinden önce kişiye bilateral (iki taraflı) gelişimsel kalça displazisi rahatsızlığına bağlı her iki kalçasına protez ameliyatı yapılmış olduğunun anlaşıldığı, yapılan muayenesinde kazada yaralanması bulunmayan ancak protezi bulunan karşı kalça eklemine kıyasen değerlendirme yapıldığı ve yalnız bahse konu kazaya bağlı ortaya çıkan sekellerin değerlendirmeye alındığı, çelişkili görülen diğer raporlarda engellilik oranının belirlenmesinde kişinin kendisinde mevcut kaza ile illiyeti bulunmayan, diyabet gibi şikayetlerin de değerlendirildiği,
bu nedenle düzenlenmiş özürlülük raporları ile maluliyet raporunun mukayese edilemeyeceği cihetiyle, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre davacının %48 oranında daimi maluliyetinin bulunduğu belirtilmiştir. Davacı tarafın itirazı üzerine Adli Tıp Kurumu İkinci Üst Kurulundan alınan 07.10.2021 tarihli raporda da aynı görüşün tekrar edildiği görülmüştür.
Davacı tarafın bu rapora da itiraz üzerine, davacıda ödeme tarihinden sonra gelişen durum olup olmadığı yönünde Adli Tıp Kurumu İkinci Üst Kurulundan ikinci kez rapor alındığı.
07.07.2022 tarihli bu raporda da, aynı gerekçelerle aynı yönde mütalaada bulunulduğu, ayrıca Özürlülük/Engellilik kavramıyla meslekte kazanma gücü kaybı, çalışma gücü kaybı kavramlarının farklı kavramlar oldukları, farklı tüzük ve yönetmeliklerin farklı bölümlerinde değerlendirildikleri, aralarında bağlantı bulunmadığı, bu nedenle dosyada bulunan raporlar arasında bir çelişkiden bahsedilemeyeceğinin belirtildiği görülmüştür.
Mahkemece, kaldırma kararı doğrultusunda Adli Tıp Kurumu İhtisas dairesi ve üst kuruldan rapor alındığı, davacıya davalı sigorta şirketi tarafından %30 daimi maluliyet oranına göre ödeme yapıldığı, davacının bu ödeme ile davalı sigorta şirketini ibra ettiği, alınan raporlar sonucu davacının dava konusu kazadan kaynaklanan daimi maluliyetinde ödeme tarihinden sonra gelişen bir durum olmadığı,
daha sonra alınan raporlarda davacının aynı arazlar nedeniyle maluliyetinin belirlendiği ancak maluliyet oranları arasındaki farklılığın gelişen durumdan değil raporlarda uygulanan farklı yönetmelik hükümlerinden kaynaklandığının belirlendiği gözetildiğinde davalı sigorta şirketi tarafından yapılan ödeme tarihi ile dava tarihi arasında iki yıllık sürenin geçmiş olması nedeniyle davacının işgöremezlik tazminatı talebinin 2918 sayılı KTK'nın 111.
Maddesi uyarınca ödeme ve ibraname tarihinden itibaren 2 yıllık hakdüşürücü süre içerisinde açılmaması nedeniyle sürekli iş göremezlik talebi yönünden davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf sebepleri ve kamu düzenine ilişkin hususlar yönünden ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden bir hukuka aykırılık görülmediğinden istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b-1.maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi, E. 2023/96, K. 2025/464, 10 Nisan 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama