KÜNYE
T.C. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/224
- Karar No
- 2025/332
- Karar tarihi
- 22 Nisan 2025
- İncelenen kararın mahkemesi
- Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Karar tarihi
- 01/10/2021
- Davanın konusu
- Alacak (Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan
- Yazım tarihi
- 22/04/2025
Karar Metni
2.663 kelime·13 dk okuma·5 bölüm
İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ
Davacı vekili; davalı bankanın müvekkilinin banka nezdindeki hesabından periyodik hizmet komisyonu adıyla çeşitli tarihlerde olmak üzere toplam haksız olarak 15.750,00-TL periyodik hizmet komisyonu, ... kredi kartından haksız olarak ek taksit fonlama ücreti olarak toplam 11.116,25-TL, yıllık üyelik bedeli olarak 135,00-TL çektiğini; yine bir başka hesabından hesap işletim ücreti olarak 178,06-TL, limit kullanım ücreti olarak 250,00-TL çektiğini, banka ile müvekkili şirket arasında imzalanan sözleşmelerde yapılan kesinti ve tahsilatların dayanağı olabilecek bir madde bulunmadığını belirterek haksız tahsil edilen toplam 32.669,31-TL’nin arabuluculuk başvurusu tarihinden işleyecek avans faizi ile tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davalı vekili, tacir olan davacı hakkında Tüketici Hukuku’ndan kaynaklanan hakların uygulanamayacağını, aralarındaki genel kredi sözleşmesinin 8. maddesinde bankanın belirleyeceği oranlarda faiz ve her nevi komisyonları müşterinin cari hesabına borç yazabileceğinin belirtildiğini, bu madde hükmü gereğince bankanın kesinti ve tahsilat yapma hakkının bulunduğunu, kaldı ki tacir olan bankanın ticari işletmesiyle ilgili verdiği hizmet ve gördüğü işten dolayı ücret isteyebileceğini,
16/10/2006 tarihli Bakanlar Kurulu kararına göre bankaların kredi işlemlerinden uygulayacakları faiz dışındaki diğer menfaatlerin azami miktar ya da oranları bunların kısmen ya da tamamen serbest bırakılmasının TC.
Merkez Bankası tarafından yayımlanacak tebliğle düzenleneceğinin belirtildiğini, Merkez Bankası’nın da bankanın faiz dışında sağlanacak diğer menafaatlerin ve tahsil olacak masrafların nitelikleri ve sınırlarını serbestçe belirleyebileceğinin öngörüldüğünü, bunun da yapılan tahsilat ve kesintilerin yasal dayanağı olduğunu; periyodik hizmet komisyonu tahsilatının müşterilerin nakit akış ve kredi ödeme döngüsünün takibi ve risklilik derecesinin düzenli olarak analiz edilmesinin bir bedeli olduğunu, üçer aylık dönemde bakiye kredi miktarına göre belirlendiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Mahkemece, "Bilirkişi ...’in periyodik hizmet komisyonu adıyla alınan toplam 15.750,00-TL ile limit kullanım ücreti ile alınan 250,00-TL’nin iadesinin gerektiği, diğer kesintilerin iadesinin gerekmediği, bilirkişi ...’nın ise önceki rapora uygun olarak periyodik hizmet komisyonu adıyla yapılan kesintinin iadesinin gerektiğini, toplam 16.386,83-TL’lik taksit fonlama ücretinin iadesinin gerektiğini, limit kullanım ücretinin ise kısmen dahi olsa iadesinin gerekmediğini bildirdiği anlaşılmaktadır.
Mahkememiz periyodik hizmet komisyonu adıyla yapılan tahsilatın her iki bilirkişinin yukarıda ayrıntılarını belirttikleri üzere davalın bankanın kendi menfaati için bir işlem yapması sebebiyle bunun bedelini davacıdan talep edemeyeceği kanaatine varıldığından yerinde bulunmuştur.
Ek taksit fonlama ücreti konusunda ise bu husustaki kesintilerin 2018 yılında yapılmış olmasına bu adla bir kesinti yapılamayacağına ilişkin tebliğin 2020 yılında çıkmasına karşın emsal bir kısım banka tarafından bu adla bir tahsilat yapılmamış olması ayrıca bu adla yapılacak bir tahsilatın oransal olarak sözleşmede belirtilmemesi web sitesinde tek başına ifade edilmesinin sonuca bir etkisinin olmayacağı kanaatine varıldığından iadesinin gerekeceği sonucuna varılmıştır.
250,00-TL’lik limit kullanım ücretinin ise hem bilirkişi ...’nın raporunda belirtildiği gibi sonradan çıksada 2020 tarihli Merkez Bankası tebliğine uygun bulunmasına rağmen emsal banka uygulamalarında olmaması karşısında iadesinin gerekeceği kanaatine varıldığından; toplam 32.386,83-TL’nin iadesinin gerektiği kanaatine varılmış olmakla birlikte davacı tarafça talep edilen miktarın 32.669,31-TL olması ve bu miktarın tespit edilenden düşük olması karşısında taleple sınırlı olarak davanın kabulüne" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Karara karşı, davacı ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu hükmün karar kısmında rakamların birbiri ile uyuşmadığını, bu hususun yalnızca maddi hata kapsamında olduğundan kabul kararı yönünden esasa girilmeden rakam karışıklığının düzeltilmesi halinde hükmün açıklığa kavuşmuş olacağını, dava konusu hükme kısmen kabul edilen kısım yönünden herhangi bir itirazlarının bulunmadığını, kısmen reddedilen limit tahsis kullanma ücreti, yıllık kredi kartı üyelik ücreti ve hesap işletim ücretine dair 8.296,45-TL yönünden işbu istinaf kanun yoluna başvurma zaruretinin hasıl olduğunu, hükümde belirtilen periyodik hizmet komisyonu,
ek taksit fonlama ücreti de 01/09/2019 tarihli 250.00-TL limit kullanım ücreti adıyla yaptığı toplam 32.386,85-TL kesintinin kendilerine iadesine ilişkin karara katıldıklarını, limit tahsis kullanma ücreti, yıllık kredi kartı üyelik ücreti ve hesap işletim ücretine dair 8.296,45-TL iade taleplerinin reddi kararının kabulünün mümkün olmadığını, zira bankaca;
hesaplarından onayları ve talepleri olmaksızın gayri yasal şekilde kesinleşen bedellere ilişkin işlemlerin haksız ve usulsüz olarak gerçekleştirildiğini, tüm bu kesintilerin tamamının kendilerine iadesinin gerektiğini, müvekkil şirkete ait (... ... ... ...) numaralı ... kredi kartının limit tahsis kullanma ücreti,
yıllık kredi kartı üyelik ücreti ve hesap işletim işletim ücreti açıklamasıyla kesilen bedellere ilişkin olarak taraflar arasındaki sözleşmede herhangi bir madde bulunmamakla birlikte işbu kesintilerin iadesi için bankayla defalarca görüşüldüğünü ancak bir sonuç alınamadığı gibi banka tarafından kesintilere ilişkin geçerli bir neden de ileri sürülemediğini, dava sürecinde alınan bilirkişi raporlarında belirtildiği üzere dosyaya getirtilen emsal bankalar ... ve ...
Bankalarına ait CD içeriğindeki bilgilerde limit tahsis kullanma ücreti, yıllık kredi kartı üyelik ücreti ve hesap işletim işletim ücreti ya da artı taksit ücretine dair bilgiye rastlanılmadığını, söz konusu kesintinin usul ve yasaya aykırı olduğundan ne taraflar arasında imzalanan sözleşmede ne de diğer banka bilgilerinde işbu hususa ilişkin kayıt ya da belgenin mevcut olmadığını, bu nedenle ilgili talepler yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken kısmen reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu kararın kısmen reddedilen kısım yönünden kaldırılarak davanın tam kabulüne karar verilmesi gerektiğini,
sonuç olarak davalı tarafın istinaf itirazına yönelik iddia ve taleplerinin haksız ve mesnetsiz olup tümden reddi gerektiğini, Yerel Mahkeme tarafından "davanın kısmen kabulüne" ilişkin verilen kararın hukuka ve hakkaniyete uygun olmakla birlikte "davanın kısmen reddi" kararının kabulü mümkün olmadığını, davalı tarafın bu davaya itiraz ederken ve istinaf kanun yoluna başvururken dayanmış oldukları söz konusu iddia ve taleplerin haksız ve kötü niyetli olduğunu, ancak Mahkemece davanın tümden kabulüne hükmedilmesi gerekirken aksine verilen kararın hatalı olduğunu,
reddedilen kısmın usul ve yasaya aykırı olması nedeniyle kaldırılması gerektiğini beyan ederek davalılar vekilinin tüm istinaf itirazlarının reddine, Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. ve ... K. sayılı 01/10/2021 tarihli kararının; kabul kısmının aynen onanmasını, davanın kısmen reddine dair kısmının kaldırılmasına ve bu kısım açısından da davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle.
İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm kısmının açık, anlaşılır ve icra edilebilir olmaması nedeniyle usule aykırı olduğunu, davanın kısmen kabul kısmen reddedilme biçimine göre alacakların hangilerinin, ne miktar için kabul edilip hangi miktar için kısmen reddedildiğinin anlaşılamadığını, kararın birbirini teyit etmeyen rakamları da içerdiğini, davacının farklı kalemlere ilişkin talebinin toplamı 32.669,31-TL iken hüküm kısmında davanın kısmen kabul edildiği belirtildikten sonra bu miktarların açıkça ve ne miktarda olduğunun maddi hata şeklinde ortaya çıktığını,
eksik inceleme ile takdiri sebeplerde hataya düşülerek subjektif bilirkişi raporu esasa alınarak karar verildiğini, davaya cevap dilekçeleri ve Mahkemeye ibraz ettikleri bilirkişi raporuna itiraz dilekçeleri ile ekinde sundukları emsal bilirkişi raporları ve davacıdan tahsil edilen ücretleri kapsayan tarihlerdeki müvekkili bankanın internet sitesinde yayınlanan ve duyurulan tarife yönünde bilirkişi raporunun "Sonuç ve tespitler" kısmında belirttiği müvekkili banka aleyhine oluşturulan kanaat ve görüşlerine katılmamakla itiraz ettiklerini, itiraz sebeplerinin Mahkemenin dikkatine sunularak eksik ve yetersiz,
subjektif nitelik taşıyan bu rapor yerine yeni bilirkişi raporu alınmasına karar verilmesi gerektiğini, ikinci kez alınan bilirkişi raporunun sonuç ve kanaat kısmında periyodik hizmet bedeli ile ek taksit fonlama ücreti tahsilatlarının neden iadeye tabi olduğunun gerekçelerinin açıklanmadığını, bilirkişinin sadece kendi kişisel düşüncesiyle ve kanaatiyle davacının taleplerini tasnif edip "iadeye tabi olanlar" ve "olmayanlar" şeklinde ayırdığını, dava dosyasındaki ilk bilirkişi raporunun daha ayrıntılı, gerekçeli ve ikinci rapora göre müvekkili banka yönünden daha lehe görüşleri içerdiğini,
her ne kadar davacının tüm talepleri yönünden her iki raporda da katılmadıkları hususların Mahkemeye rapora itiraz dilekçeleriyle aktarıldığı halde bu çelişkili yönlerin giderilemediğini, bu nedenle ikinci alınan ve müvekkili banka yönünden daha çok aleyhe görüş ve kanaat ifade edilen hususların Mahkemece yeterince aydınlatılıp, incelenmeden hükme esas kabul edildiğini, ikinci kez rapor vermesi istenen bilirkişi tarafından hazırlanan raporun subjektif olduğu ve taraflar arasındaki karşılıklı imzalar ile geçerlilik sağlanmış ticari kredi sözleşmesi,
ekleri ve bankacılık teamüllerini dahi dikkate almayarak genel olumsuz bir kanaat ile hareket ettiğini, bu sebeplerle itiraz ettikleri bilirkişi raporunun hatalı yanları yeni ve objektif yönden inceleme yapabilecek bilirkişi ile giderilmesi gerektiğini, davacı ve tüm diğer ticari (KOBİ) müşterilerle imzalanan genel kredi sözleşmelerinde, Merkez Bankası ve BDDK'ya bildirilen ve ilgili kurumların denetiminde olan internet sayfasında davacı gibi herkese açık şekilde kredi ilişkisine bağlı ücret ve masrafların nasıl belirlendiğinin,
ne tür kredi ilişkisi kurulduğunda hangi masrafın tahsili edileceğinin ayrıntılı olarak açıklandığını ve herkese karşı duyurulup ilan edildiğini, ilgili duyuru metninin cevap dilekçesinin ekinde Mahkemeye ibraz edildiğini, "periyodik hizmet bedeli" olarak adlandırılan ücretlerin müvekkili banka internet sayfası duyurusu sınırları dahilinde olmak kaydıyla tahsilinin "haklı ve geçerli olduğunun,
bu ücretlerin tahsil edilen kredi müşterilerine iadesinin yani tazmininin gerekmediği" yönündeki görüş ve kanaatleri olduğu halde ve bu hususta yeniden bilirkişi incelemesi yapılması taleplerinin Mahkemece reddedildiğini ve subjektif nitelikli raporla hüküm tesis edildiğini, davacının müvekkili banka ile kurduğu cari ve ticari kredi ilişkisi süresince tüm bankacılık ilişkisinin her aşamasının açık ve net kurulduğunu, her işlemin miktarından, sebebinden, sonuçlarından haberdar olduklarını, davacının her krediye ihtiyacı doğdukça yaptığı müracaatlardan ve işlemlerinden ötürü, gerek şubelerindeki müşteri temsilcilerinden,
gerek telefon iletişimlerinden ve gerekse özel internet bankacılığından ve genel internet sayfasında duyurulan bilgelendirmelerden faydalanarak her işlemin sonuçlarına yönelik bilgisi, ilgisi ve kabulünün mevcut olduğunu, dava dilekçesinde belirttiği olumlu veya olumsuz sonuçlardan bilgi sahibi yapıldığını veya olduğunu, bu sebeple müvekkili bankanın, ne Bankacılık Kanunu'na, ne Türk Ticaret Kanunu'na, ne Borçlar Kanunu'na ve ne de diğer bankacılık faaliyetlerinin düzenleme ve denetleme yetkisi olan kamusal kurum ve kuruluşlarının yetki ve talimatlarına aykırı davranmadığını,
bilirkişinin de tespiti gibi ister faiz miktarındaki TCMB'nin tanıdığı faiz hadleri dahilinde kredi kullandırmasında, ister her kullanılan ticari kredideki dosya masrafı-kredi tahsis ücreti gibi masraf tahsilatlarında ister ticari mevduat veya vadesiz hesaplarındaki işlem masraflarında, isterse davacının diğer belirli olmayan taleplerinde usulsüzlük veya haksızlık, hukuka aykırılık bulunmadığını, öncelikle Mahkemece haklı sebeplerle itiraz ettikleri yeniden bilirkişi incelemesi yapılması taleplerinin kabul görmeyerek itiraz ettikleri bilirkişi raporununun hükme esas alınmasının eksik inceleme ve değerlendirmeye neden olduğunu,
müvekkilin yasal ve sözleşmesel dayanağı olan ücret, masraf ve komisyon tahsilatlarının davacıya tazmin edilmesine yönelik kararının, ticari kredi ilişkisinde müvekkili bankanın aleyhine mağduriyet oluşturduğunu beyan ederek 01.10.2021 tarihli "hüküm kısmının" açık ve tartışmaya mahal vermeyecek şekilde yazılmış olması, ayrıca usul ve yasa ile dosya kapsamına, hakkaniyete aykırı şekilde gerekçelerle verilmiş olan davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin kararın belirtilen nedenlerle ve re'sen gözetilecek hususlar altında bozularak kaldırılmasına,
davanın tüm talepler yönünden esastan ve usulden reddine, istinaf incelemesi sonuçlanıncaya kadar icranın geri bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:
Dava, taraflar arasındaki genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan haksız olduğu iddia edilen kesintilerin iadesi istemine ilişkindir.
Mahkemece yazılı gerekçeyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında yargılamanın açıklığı ilkesi kabul edilmiştir. Gerek mülga 1086 sayılı HUMK’un 382 ve devamı maddelerinde gerekse yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 294 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına duyulan güven sarsılmış olacaktır.
Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olmaması gerektiği gibi gerekçe ile hüküm fıkrası arasında da çelişki bulunmaması yasal bir zorunluluk olup HMK'nın 298/2. maddesinde gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı düzenlenmiştir. Kararların bu hususlara aykırı oluşturulması mahkeme kararlarına duyulan güveni sarsacağı gibi verilen kararların hukuki denetiminin yapılmasını da olanaksız kılmaktadır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 04/10/2016 tarihli, 2016/998 Esas ve 2016/7750 Karar sayılı ilamı)
Hukuk Genel Kurulu’nun 24/02/2010 tarihli ... Esas ve ... Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; “…Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çekişmesiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak;
kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir…” Kararın gerekçesiyle hüküm sonucu çelişkili ise tarafları adalete uygun karar verildiği ve yargılamanın adil yapıldığına ikna edebilecek, mantıksal tutarlılık taşıyan kanuna uygun verilip yazılmış, yasa yolu denetimine elverişli bir hüküm bulunduğundan söz edilemez.
Kararın gerekçesiyle hüküm fıkrası arasında çelişki yaratılması, Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı, adil yargılanma hakkı prensibine ve kararların gerekçeli olması gerektiğine dair Anayasa ve yasa hükümlerine aykırılık teşkil eder. (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2017 tarih, 2016/4164 Esas ve 2017/118 Karar, 19.11.2020 tarih, 2020/142 Esas ve 2020/3038 Karar sayılı ilamları)
Öte yandan. 10/04/1992 gün 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hakimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olmasını öngörmektedir. Kısa kararda hükmedilen bir yükümlülüğün gerekçeli kararda hüküm altına alınmamış olmasının, hükmün gerekçe kısmında kabul edildiği bildirilen bir yükümlülüğün, hüküm fıkrasında karar altına alınmayışının çelişki teşkil etmediğini söylemek mümkün değildir.
Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İBK'nın bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Öyle ki İBK ile bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde başka bir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir.
6100 sayılı HMK'nınn 294-297 maddelerinde yer alan düzenlemeler yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği kamu düzeni ile ilgilidir. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 15/10/2020 tarihli, 2020/117 esas, 2020/5781 karar sayılı ilamı)
İlk Derece Mahkemesince verilen kararın gerekçesinde "...toplam 32.386,83-TL’nin iadesinin gerektiği kanaatine varılmış olmakla birlikte davacı tarafça talep edilen miktarın 32.669,31-TL olması ve bu miktarın tespit edilenden düşük olması karşısında taleple sınırlı olarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur... " şeklinde açıklanarak 32.386,83-TL alacağa hükmolunduğu ve talep edilen toplam alacağın ise 32.669,31-TL olduğu belirtilmiş olmasına rağmen kararın hüküm kısmında "Davalı bankanın periyodik hizmet komisyonu,
ek taksit fonlama ücreti de 01/09/2019 tarihli 250.00,0.-TL limit kullanım ücreti adıyla yaptığı toplam 32.386,85.-TL kesintinin talep konusu edilen 32.669,31.-TL'sinin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalı bankadan alınarak davacıya verilmesine," şeklinde hüküm oluşturulmak suretiyle gerekçeli karar ile hüküm arasında çelişki yaratıldığı gibi davacı tarafça talep edilen toplam alacak miktarına hükmolunduğu belirtilmek ve bu suretle reddedilen alacak olmaması gerekirken davanın kısmen kabulüne karar verilmek suretiyle de infazda tereddüte de sebep olunduğu,
yine ilk derece mahkemesince kabul edilen kısmın gerekçeli kararda belirtildiği gibi 32.386,83-TL olduğu düşünülse bile toplam talep miktarının 32.669,31-TL olduğu nazara alındığında reddedilen miktarın 282,48-TL olması gerekirken reddedilen miktarın 8.296,45-TL olduğuna ilişkin tespit hatalı olduğu gibi 6100 sayılı HMK'nın 26. maddesi hükmünün ihlali niteliğinde olup talep de aşıldığından karar usul ve yasaya uygun değildir.
Kabule göre de; davada hükme esas alınan bilirkişi raporu ile dosya kapsamına alınan ilk bilirkişi raporu arasında varılan sonuçlar arasında çelişki oluştuğu, gerekçeli kararda kabul edilen bir kısım alacak yönünden her iki raporda da aynı sonuçlara varıldığı belirtildiği, ancak bilirkişi raporlarında farklı sonuçlara varılan bir kısım alacaklar yönünden de son alınan bilirkişi raporuna göre karar tesis edildiğinin belirtildiği, bilirkişi raporları çeliştiği halde çelişki giderilmeksizin çelişkili raporlara dayanılarak karar verilmiş olması, ayrıca reddedilen alacak kalemleri yönünden de herhangi bir gerekçeye yer verilmemesi isabetli olmamıştır.
İlk Derece Mahkemesince yapılacak iş; denetime ve hüküm vermeye elverişli ayrıntılı, önceki raporlardaki tespitler ayrı ayrı değerlendirilerek raporlar arasındaki çelişkiyi gideren yeni bir bilirkişiden rapor almak, ondan sonra iddia ve savunma doğrultusunda toplanmış ve toplanacak deliller hep birlikte değerlendirilerek, hasıl olacak sonuca göre infazı kabil bir karar vermekten ibarettir.
Sonuç olarak, davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince sair istinaf sebepleri incelenmeksizin kaldırılmasına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine geri gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
...
Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/224, K. 2025/332, 22 Nisan 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama