KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 28 Kasım 2024
- Dosya no
- 2023/1535 Esas
- Karar no
- 2024/1898 Karar
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Numarası
- 2018/1133 Esas - 2023/328 Karar
- Tarih
- 13/04/2023
- Dava
- Şirket müdürünün azli ve kayyım atama
Karar Metni
10.005 kelime·50 dk okuma·4 bölüm
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle.
Davacı vekili mahkememize verdiği dilekçe ile; müvekkilinin davalılardan ...'ın eşi olup aralarında müvekkili tarafından ikame edilen Küçükçekmece 4.Aile Mahkemesinin 2018/848 esas sayılı dosyası ile devam eden katılma alacağı davacı mevcut bulunduğunu, müvekkilinin davalı şirketin %5 bulunduğunu, davalı ...'ın %95 hissedarı aynı zamanda şirketin müdürü olduğunu, davalı şirketin dayanıklı tüketim malları alım satımı ile iştigal eden aylık cirosu milyonları bulan bir şirket olduğunu,
müvekkili ile davalı ... arasında boşanma ve mal paşlaşım davası olduğundan ve katılma alacağı davasında hükmedilecek meblağın tahsil kabiliyetini yok etmek için gerek şahsi gerek davalı şirketin gayrimenkullerini elinden çıkarmaya çalıştığını, müvekkili tarafından ikame edilen katılma alacağı davasında talep etmelerine rağmen mahkemece kayyum atanması talebinin ticaret mahkemesine yapılması gerektiğinden bahisle iş bu taleplerinin reddolunduğunu, iş bu sebeple bu davayı ikame ettiklerini, davalı ...'ın şirketin içini boşaltmak için çok sayıda işlem yaptığını,
davalının Dayanıklı Tüketim malları şirketin şube elektriği kestirilerek kasıtlı olarak kaçak elektrik ihbarı yaptığını ve mal kaçırmak gayesile şirketin şubesini fiilen kapattığını, ayrıca şirketin çok değirli gayrimenkullerini ve şirkete ait aracı sattığını, davalının müvekkilinden mal kaçırmak için fiktif borçlar yaratarak şirketin içini boşaltmaya devam ettiğini, ayrıca davalının şahsı üzerinde olan çok sayıda gayrimenkulü muvazalı olarak devrettiğini, davalı ...'ın başka bir şirkette birlikte ortak olduğu ...
Şirket Hissesini çok komik bir bedelle muvazalı olarak sattığını, ayrıca davalının ...'da bulunan 2 adet dairesini ... ve eşi ...ye muvazalı olarak devrettiğini, ayrıca evlilik birliği içinde edinilmiş başka bir taşınmazıda muvazalı olarak ablasına devrettiğini, mahkemece şirkete kayyum atanmaması halinde müvekilinin alacağını tahsil etmesinin imkansız hale geleceğini, bu nedenlerle davalı ...'ın münferiden imza yetkilisi olduğu ...
Sanayi ve Ticaret Ltd Şti'deki müdürlük görevinin azline ve şirkete yönetim kayyımı atanmasını talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle.
Davacının dava dilekçesindeki tüm iddialarının dayanaktan yoksun ve mesnetsiz olduğunu, müvekkilinin kendisinin %95 hissesine neredeyse tamamına sahip olduğu bir şirketin sadece davacıya ait %5 lik payı için mevcudunun azaltılmasının mantıklı olmadığını, aksine davacının başında bulunduğu şubede yetkisiz olarak spotçulara satışlar yaparak şirketi büyük zarara uğrattığını, şirketin bu hususta 1.300.000 TL nin üzerinde zararı bulunduğunu, davacının bütün malları şirketin zararına olacak şekilde satıp şirket yetkilisi müvekkilinin kendi mağazasının sokağına girmesi durumunda dahi çığlıklarla polis çağırdığını,
fiilen müvekkilinin şirket üzerindeki tüm denetim ve yönetim hakkını yok ettiğini, davacı tarafından yapılan hiçbir tahsilatın şirket kasasına girmediğini, satışlar şirket zararına olacak şekilde devam ederken davacının aynı zamanda başında bulunduğu mağazanın hiçbir masrafını karşılamadığını, elektiriği kaçak olarak kullandığını, şirkete kira faizleri ve kaçak elektrik cezası sebebiyle ayrıca zarara uğrattığını, şirketin davacının yoğun çabaları ile ve doların ani yükselişi sebebiyle beyaz eşya satışlarının düştüğünü piyasanın sıkıştığı dönemde mali sıkıntı içerisine girdiğini,
müvekkilinin her basiretli tacir gibi şirketin gayrimenkulünü satarak nakde çevirdiğini, nakitin ise şirketin kasasına girdiğini, davacının iddiasının aksine müvekkilinin 3.000.000 TL kredi çekerek şirketin borçlarını arttırmış değildir, bahsi edilen ipoteğin tarihi eski bir tarih oyup yürüyen ticari sebebiyle banka prodsedürü gereği ipotek miktarı arttırımı yapıldığını ekstra bir kredi ödemesi alınmadığını, şirketlerin alım satım, şube açılış kapanış yapabildiğini, kredi çekip sahibi bulunduğu gayrimenkule ipotek koydurabileceğini, hatta zarar edebileceği ve konkordato ilan edebileceği , iflas edebileceğini,
bütün bunların şirket ortakların kötüniyeti ve kasti hareketleri ile olmadıkça kayyum ataması sebebi sayılamayacağını, iş bu davada kötüniyetli olarak şirkete zarara uğratan davacı iken var gücü ile piyasa şartları hemde davacının verdiği zararla mücadele eden müvekkilinin kendisi olduğunu, şirkete kayyum atanması için şirket müdürünün şirketi kasıtlı olarak zarara uğrattığının şirket defterleri ile ispatı zorunlu olduğunu, müvekkilinin geçmişte inşaat işiyle uğraştığını, başka başka mağazalar açıp kapattığını, bütün hayatını ticaretle sürdürmüş bir tacir olduğunu, bu nedenle gayrimenkuller alıp sattığını ve ipotek verdiğini,
davacının muvazaalı olarak devredildiği iddia edilen gayrimenkullerin yaklaşık son iki senede hepsinin de boşanma davasının davacı tarafından ikamesinden önce satıldığını, ve bu satışların tamamının gerçek satışlar olup ödemelerinin alınıp aile birliği içerisinde kullanıldığını, müvekkilinin bu satışlardan aldığı ödemelerin belgelerle sabit olduğunu, bütün alım satımların gerçek değer üzerinden bedeli havale yoluyla alınmış gerçek satışlar olduğunu beyan ederek davanın reddine karar verilerek yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasını talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesi 13/04/2023 tarih ve 2018/1133 Esas - 2023/328 Karar sayılı kararında. "Dava, şirket müdürünün haklı nedenle azli ve şirkete kayyım atanması istemine ilişkindir. Uyuşmazlık, davalı ...' ın davalı şirket müdürlük görevinden azli için haklı nedenlerin bulunup bulunmadığı ve şirkete Kayyım atanması şartlarının bulunup bulunmadığına ilişkindir..
TTK md. 626 uyarınca Müdürler ve yönetimle görevli kişiler, görevlerini tüm özeni göstererek yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini, dürüstlük kuralı çerçevesinde, gözetmekle yükümlüdürler. Aynı kanunun 630/3 maddesinde yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul olunacağı düzenlenmiştir.
Davalı şirket müdürünün özen ve bağlılık yükümlülüğünü ihlal edip etmediği hususlarında tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde bilirkişi incelemesi yapılmıştır.
07.02.2019 tarihli bilirkişi raporunda, şirketin karlılığının sürekli ve ciddi olarak düştüğü, şirkete ait gayrimenkullerin bir kısmının son dönemde tanıdık kişilere satıldığı ve satış bedellerinin nereye aktarıldığının tespit edilemediği, şirket gayrimenkulleri üzerine şirketin büyüme hısıyla orantılı olmayan ipotekler tesis edildiği ve krediler kullanıldığı, şirket gelirlerinin ve harcamalarının denetime elverişli bir şekilde tutulmadığı açıklanmıştır.
28.12.2020 tarihli bilirkişi raporunda, davalı müdürün şirketi zarara sokan basiretsiz bir davranışına rastlanmadığı, şirket gelirlerindeki düşüşün dönemsel olduğu ve şirket müdürünün azli için yeterli neden bulunmadığı ancak şirket gayrimenkullerinin değerinin altında kiraya verildiklerinin tespiti halinde şirketin zarara uğratılmış olacağı ve bunun da azil için haklı neden olabileceği açıklamalarına yer verilmiştir.
Gayrimenkul değerleme uzmanı kira bedelleri konusunda hazırlamış olduğu kök ve ek raporunda belirlenen kira bedelleri ile alınan kira bedelleri arasında ciddi farklılıklar bulunduğu tespit edilmiştir. ... caddesi No ...
Sultangazi adresinde yer alan yerin 4.000,00 TL ye kiraya verildiği, olması gereken kira bedelinin ise 10.000,00 TL olduğu, aynı yer no ... de bulunan yerin 450,00 TL ye kira verildiği, belirlenen kira bedelinin ise 5.000,00 TL olduğu, aynı yer no ... için ödenen kira bedelinin 550,00 TL olduğu, belirlenen kira bedelinin ise 6.000,00 TL olduğu, tespit edilmiştir.
Davalı taraf bu yerlerin evvelden beri kiraya verildiği bu nedenle kira miktarlarının düşük olduğunu savunmuş ise de mevcut kira miktarı ile olması gereken kira miktarı arasındaki ciddi farklar nedeni ile bu savunmaya itibar edilmemiştir.
06.02.2023 tarihli bilirkişi raporunda, dava konusu şirketin şubelerinde ciro azalması olduğu, bu sebeple şirket yönetiminin şubelerin kapatılmasına karar vermiş olmasının hayatın olağan akışına uygun kabul edilebileceği, dava konusu şirketin gayrimenkullerinin kredi kullanımı ve vadeli mal alımı için ipotek verilmesinin ticari hayatın içinde olağan işlemler olduğu, ipotek alacaklılarının üst limit alacağı olarak yüksek miktarda ipotek talep ettiği, muhatap banka ve ...
A.Ş. nin taraflardan birinin lehine hareket ettiğine dair delil olmadığından ipotek bedellerinin artırılmasının mutad olduğunun kabul edilebileceği, ... firmasına verilen ipoteğin şirketin lehine bir işlem karşılığı olmadığı davalının kendi lehine bir işlem yaptığının kabul edilebileceği, ... mevkiinde ... parseldeki arsanın seçkin inşaat 1.500.000.00 TL satılmış iş bu satış ile ilgili olarak banka kayıtlarına 800.000.00 TL tutarındaki miktarın girişinin yapıldığı,
geri kalan kısmının ticari defter ve kayıtlarda tespiti yapılamamıştır… ... adına alınmış bulunan ... inşaattaki 2 dairenin 02.07.2018 Tarihinde birinin ..., diğer dairenin ise ...ye 246.445.00 TL devir edildiği iş bu miktarın davalının kayıtlarında tespit edilemediği,
…’nın ...tan kullanmış bulunduğu 600.000.00 TL kredi nedeni ile ... ada ... parsel taşınmaz ile ilgili olarak ipotek tesis edilmiş, bahse konu taşınmaz ipotekli olarak düşük bedelli olarak 400.000.00 TL ...’ye satılmış bahse konu satışın günün ekonomik koşulları altında ipotekli bir taşınmazın alımının ticari teamüllere uygun düşmeyeceği bu durumun pek sık rastlanan işlemler olmadığı, görüşüne yer verilmiştir.
Gaziosmanpaşa 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin henüz kesinleşmemiş 2018/390 Esas, 2021/331 Karar sayılı dosyasından şirket adına kayıtlı ... ada ... parsel sayılı taşınmazın devir ve satış işleminin muvazaalı olduğu gerekçesi ile taşınmazın satış işleminin iptali ile davalı şirket adına kaydına hükmedilmiştir.
Tüm bu açıklamalar ve yapılan bilirkişi incelemesi ile, davalı şirket müdürünün ...’nın ...tan kullanmış bulunduğu 600.000.00 TL kredi nedeni ile ... ada ... parsel taşınmaz ile ilgili olarak şirketin herhangi bir menfaati bulunmadığı halde kendi şahsi menfaati için ipotek tesis etmesi ve ipotekli olarak düşük bedelle satılması, yapılan satışın ticari teamüllere uygun düşmemesi,
Gaziosmanpaşa 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin henüz kesinleşmemiş 2018/390 Esas sayılı dosyası, şirkete ait gayrimenkullerin değerinin çok altında kiraya verilerek şirketin zarara uğratılması ile TTK 630/3. maddesi gereğince, şirket müdürünün özen ve bağlılık yükümü ile kanundan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal ettiği anlaşılmakla, azil şartlarının gerçekleştiği kabul edilerek davanın kabulüne ve şirket ile taraf menfaatlerinin korunması için davalı şirkete yeni müdür seçilinceye kadar kayyım atanmasına karar verilmiştir."gerekçesi ile,
'' Davacının davasının KABULÜNE, İstanbul Ticaret Sicil Md ' de ... sicil numarası ile kayıtlı ...
Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi nin şirket müdürü olan davalı ...' ın TTK 630/2 md gereğince AZLİNE, Şirketin organsız kalmaması için yetkili organlar tarafından şirket müdürü seçilene kadar SMMM ...''ın davalı şirkete yönetim kayyımı olarak olarak görevlendirilmesine, yeni şirket müdürü seçildiğinde kayyım görevinin sona ermesine, Kayyım için emek ve mesaisine karşılık olarak aylık 15.000,00 TL ücret takdirine, kayyım ücretinin davalı şirket tarafından karşılanmasına, Davacı tarafça kayyımın iki aylık ücreti olan 30.000,00 TL nin mahkememiz dosyasına depo edilmesine,
kayyım ücreti depo edildiğinde kararın bir suretinin İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğüne yazı yazılmasına, Kayyımın yönetim görevini yaparken, ortakların hak ve menfaati ile şirketin menfaatlerini gözetmesine ve görevde bulunduğu süre boyunca 2 ayda bir mahkememize rapor sunmasına,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı ve davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İlk Derece Mahkemesi 08/07/2024 (Ara Karar Tarihi) tarih ve 2018/1133 Esas sayılı ara kararında. "İhtiyati tedbirin değiştirilmesine ilişkin talebin HMK Md. 396 uyarınca kabulü ile; - Kayyım ...' ın İstanbul Ticaret Sicil Md ' de ... sicil numarası ile kayıtlı ... Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi' nde yönetim kayyımı görevinin kaldırılmasına, - Davalı ...
Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi' ne ...'ın hüküm kesinleşinceye kadar denetim kayyımı olarak atanmasına, şirketin günlük işleri dışında, borçlanması, bu sınırı aşan nitelikte kredi çekilmesi ve borçlandırılması, şirket faaliyeti kapsamındaki malların satışı dışındaki malvarlığının satılması işlemlerinin denetim kayyımının onayına tabi tutulmasına, - Karardan bir suretin tescil ve ilan için İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğüne yazı yazılmasına,
- Kayyımın görevi hüküm kesinleşinceye kadar kaldırılmış olduğundan davalı ...'ın hüküm kesinleşinceye kadar müdürlük görevini yapmasında iş bu dosyaya konu uyuşmazlıktan kaynaklı her hangi bir engel bulunmadığından ayrıca tespiti konusunda karar verilmesine ilişkin talebin reddine,"karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflarınca işbu davanın, davalı şirket yetkilisi diğer davalı ...'ın şirkete ait gayrimenkullerin değerinin altında kiraya verilmesi, şirket hesabından dava dışı şirketlere ve şahıslara ticari ilişki ile ilintili olmayan ödemeler gönderilmesi, şirket ortağının imzasının taklit edilerek genel kurulda kararlar alınması ve şube kapanışlarının gerçekleştirilmesi gibi şirket aleyhine hareket ettiği ileri sürülerek davalı şirket nezdindeki müdürlük görevinden azline ve şirkete kayyım atanması talebiyle ikame edildiğini;
yapılan yargılama neticesinde şirket müdürünün özen ve bağlılık yükümü ile kanundan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal ettiği anlaşılmakla, azil şartlarının gerçekleştiği kabul edilerek davanın kabulüne karar verildiğini;
tüm bu nedenlerle istinaf kanun yoluna başvuru zorunluluğunun hasıl olduğunu, Şirket adına kayıtlı menkul ve gayrimenkuller üzerine tedbir konulmadığından davalının şirket aleyhine hareket imkanının arttırıldığını, Yargılama boyunca sundukları beyanlarında defaatle belirttiklerini, davalı ..., davalı şirket aleyhine ve müvekkili aleyhine olacak şekilde ve ticari hayat ile hiçbir surette bağdaşmayacak şekilde girişimlerde bulunduğunu; davalı şirket nezdindeki müdürlük görevi nedeniyle, diğer şirket ortağı olan müvekkilini tamamen "saf dışı" bırakarak şirket menfaatlerine ters düşen eylemlerde bulunduğunu;
yerel mahkeme tarafından davalının şirketteki müdürlük görevinden azline karar verildiğini; öyle ki, şirkete ait menkul ve gayrimenkuller üzerine tedbir konulması gerekmekte olup bu şekilde davalı ...'ın şirket aleyhine hareket etme kabiliyetinin kısıtlanmış olacağını; davalı ...'ın diğer ortak olan müvekkilinin imzasını taklit ederek şube kapanışları gerçekleştirdiği, genel kurul toplantıları yaptığı, dava dışı 3.kişi lehine davalı şirket adına kayıtlı taşınmaz üzerine ipotek tesis ettiği ve şirket adına kayıtlı gayrimenkulleri değerlerinden oldukça düşük bedellere kiraya verdiğinin sabit olduğunu;
imza taklit etmek suretiyle gerçek dışı belge düzenleme yoluna dahi başvurmuş olan davalının neler yapabileceğinin kestirilemez nitelikte olduğunu; bu halde müvekkilinin, ortağı olduğu şirketin daha fazla zarara uğramaması için ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerektiğini, Şirket genel kurullarının dahi davalı ... tarafından, müvekkilin imzasını taklit etmek suretiyle tek başına yapılması nedeniyle yargılamanın başından itibaren geçerli olmak üzere tedbiren şirkete kayyım atanması gerektiğini, Şirket yönetimindeki usulsüzlüklerin genel kurul tarafından giderilme ihtimali bulunduğu mahkeme tarafından belirtilmişse de,
davalı ...'ın müvekkilini genel kurullardan haberdar etmeyerek, genel kurulları müvekkilinden habersiz ve müvekkili de toplantıdaymış gibi müvekkilinin imzasını taklit ederek gerçekleştirmekte ve kararlar almakta olduğunu; dolayısıyla davalı şirket nezdinde sağlıklı ve usule uygun bir genel kurul süreci yürütülemediğinden mahkeme gerekçesinin mesnetsiz kalmakta olduğunu;
bu itibarla, yerel mahkeme tarafından yargılamanın başından itibaren davalı şirkete kayyım atanması yönündeki taleplerinin reddedilmesi nedeniyle de istinaf kanun yoluna başvurma zorunluluğunun hasıl olduğunu, İleri sürere, yukarıda arz ve izah edilen nedenler ve mahkemece re'sen araştırılacak hususlar doğrultusunda, istinaf başvurularının kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılarak "Davacının davasının KABULÜNE, İstanbul Ticaret Sicil Md ' de ... sicil numarası ile kayıtlı ...
Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi nin şirket müdürü olan davalı ...' ın TTK 630/2 md gereğince ..., Şirketin organsız kalmaması için yetkili organlar tarafından şirket müdürü seçilene kadar SMMM ...''ın davalı şirkete yönetim kayyımı olarak olarak görevlendirilmesine, yeni şirket müdürü seçildiğinde kayyım görevinin sona ermesine, yargılamanın başından itibaren geçerli olmak üzere davalı şirkete tedbiren kayyım atanmasına, davalı şirket adına kayıtlı menkul ve gayrimenkul üzerine ihtiyati tedbir konulmasıne ve bu hususta ilgili yerlere müzekkere yazılmasına" şeklinde yeniden hüküm tesis edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafça dava dilekçesinde özetle; davacı tarafın %5, diğer davalı müvekkil ...'ın ise hem %95 oranında davalı ... San. ve Tic. Ltd.
Şti. 'nin hissedarı oldukları, davalı müvekkilin şirket müdürü olduğu, davalı şirketin aylık cirosu ve gelirinin milyonları bulduğu, davalı müvekkil ... ile davacı arasında boşanma ve mal paylaşım davası olduğu ve davacı tarafa katılma alacağı davasında hükmedilecek meblağın tahsil kabiliyetini yok etmek için davalı müvekkil tarafından gerek şahsi olarak gerekse ... San. Tic. Ltd.
Şti. 'nin gayrimenkullerini elinden çıkartmaya çalıştığı iddiasına dayanılarak davalı müvekkilin, davalı şirket müdürlüğü görevinin kaldırılarak davalı şirkete yönetici kayyım atanmasının talep edildiğini; davacı tarafın mesnetsiz ve senaryodan ibaret iddialarına karşın taraflarınca cevap mahiyetinde beyanda bulunulduğunu ve davacının iddialarının asılsız olduğu deliller ile ispatlanmış olmasına karşın, ilk derece mahkemesince davalıların cevap ve beyan dilekçeleri dikkate alınmaksızın huzurdaki davanın kabulüne karar verildiğini;
bu yönüyle ilk derece mahkemesi tarafından tesis edilen karar her yönüyle eksik ve varsayıma dayalı olup, hukuki temelden yoksun olduğunu, Öncelikle davalı müvekkil ...'ın gerek şahsi gerekse ... San. Tic. Ltd.
Şti. 'nin gayrimenkullerini elinden çıkartmaya çalıştığı, şirketi kasıtlı olarak borçlandırdığı ve zarara uğrattığı iddiası kötü niyetli olup, kabulünün mümkün olduğunu; aşağıda sırası ile gerek davalı müvekkilin şahsi gerekse davalı şirket adına yapmış olduğu tasarruflar sırası ile irdelenmiş olup, davalı müvekkilinin davacının iddiasının aksine her daim davalı şirketi büyütmek ve devamlılığını sürdürmek adına insanüstü bir çaba sarf ettiğinin daha net anlaşılacağını, Davalı müvekkili ..., ...
Sanayi Ticaret Ltd.
Şti. 'ndeki şahsi hissesini, ticari kazanç elde edilememesi sebebiyle 21.04.2017 tarihinde davalı ...'ye devrettiğini, söz konusu devirden davalı müvekkiline 04.12.2017 tarihli 30.352-TL ödeme (Açıklama; şirket ortağı borç ödeme), 02.05.2017 tarihli 45.000-TL ödeme (Açıklama; şirket devir ödemesi), 19.06.2017 tarihli 11.277-TL ödeme (Açıklama; şirket devri ödemesi), 04.07.2017 tarihli 50.000-TL ödeme (Açıklama: şirket hisse devri borç ödeme), 20.11.2017 tarihli 14.378-TL ödeme (Açıklama; şirket ortağı borç ödeme), 04.07.2017 tarihli 85.000-TL ödeme (Açıklama; talimat para çekme) şeklinde farklı tarihlerde ödemeler gerçekleştirildiğini;
davalı müvekkilin de hissesini satmasından yaklaşık 1 ay sonra 18.05.2017 tarihinde, hisse satışından elde ettiği meblağ ile davalı müvekkili ile davacı tarafın ortaklaşa hissedar oldukları davalı ... San. Tic. Ltd. Şti. 'ne Buz beyazı renkli ... Marka ... Kombi ... Trend Model araç satın aldığını.
(Ek-1). dolayısıyla davalı müvekkilin şahsi kazancını dahi, davalı şirketi büyütmek ve malvarlığını arttırmak amacıyla kullandığını, Söz konusu tasarrufun yapıldığı tarihte davalı müvekkili ile davacı arasında ikame edilen bir boşanma davası bulunmadığı gibi, davalı müvekkilin davacının boşanma davası açmayı planladığı hususunda en ufak bir bilgisinin mevcut olmadığını; davacı tarafça davalı müvekkiline karşı 04.10.2018 tarihinde T.C.
Küçükçekmece 4. Aile Mahkemesi'nin 2018/848 Esas sayılı dosyası kapsamında boşanma davası ikame edildiğini; bu minvalde boşanma davası açılmadan 1,5 yıl öncesinden davalı müvekkilin mal kaçırma çabası içerisine girmiş olduğu ve davacının boşanma davası açacağını tahmin ederek davacıdan mal kaçırma kastıyla hareket ettiği, bu yol ile de davacının katılma alacağını eksiltmeye çalıştığı iddiası akla ve mantığa aykırı olduğunu, mahkemece de görüleceği üzere; boşanma davasının arifesinde bir hisse devrinin söz konusu olmadığı, boşanma davası açılmadan 1,5 yıl önce müvekkil tarafından hisselerinin satıldığı,
boşanma davasının davalı müvekkil tarafından değil davacı tarafça açıldığı sabit olup, davalı tarafın davacıdan mal kaçırmaya çalıştığı ve davacının katılma alacağını eksiltmeye çalıştığı iddiasının mantıksız olacağını, Davalı müvekkilinin kazancının tamamını davacı ile ortak olan davalı ... Sanayi ve Ticaret Ltd.
Şti 'ni büyütmeye ve davacı ile ortak yaşamındaki konforu arttırmaya harcadığını; davalı müvekkilinin ... bankasından kullandığı 24 ay vadeli kredi ile 08.09.2016 tarihinde davacı ile ortak hissedar bulunduğu şirketi üzerine ... plakalı ... marka 245 G tipi araç satın aldığını, yine aracın 24 aylık kredi borcu bittikten sonra araç satılmadığını veya üzerinde farklıca bir tasarrufta bulunulmadığını; davalının mal kaçırma yada davacının katılma alacağını azaltma gibi bir kastı olmuş olsa idi, davacı ile ortak olduğu şirketi adına böyle bir tasarrufta bulunmayacağının ortada olduğunu;
davalı şirketin zararına hareket ediyor olması durumunda bu yönlü bir tasarrufta bulunmayacağını, Yine davalı müvekkili tarafından 01.01.2017 tarihinde davacı tarafın kullanımına sunulmak üzere dizayn edilecek Konsept Mağaza için "... No: ... Sultangazi 34265 / İstanbul" adresindeki 1000 m2 lik iş yerinin kira kontratı yapıldığını, nitekim söz konusu iş yerinin tadilatı ve hazırlığının 04.10.2017 tarihinde tamamlandığını, büyük bir açılış organizasyonu ile ...
Şubesi'nin kullanımı ve yönetimi fiili olarak davacı tarafa bırakıldığını; bu hususta davacı tarafça mağazanın yönetiminde bulunduğu sırada imzalamış olduğu evraklar ve irsaliye faturaları da beyanlarını desteklemekte olduğunu, Boşanma davasının davacı tarafça açıldığını, davalı müvekkilinin davacı ile ortak olduğu davalı ... Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti'ni büyütme çabası içerisine girdiği, hatta davacının idaresine bıraktığı ... Mağaza için 20.03.2017 tarihinde ...
Bankası'ndan davalının şahsi kefaleti ile 1.300.000,00-TL tutarlı kredi dahi kullandığı hususları birlikte değerlendirildiğinde, davacının davasının kötü niyetli ve tutarsız olduğunun görüleceğini; bir an için davalı müvekkili ...'ın katılma alacağını eksiltmek için davalı şirketin mal varlığını azaltmaya ya da davalı şirketin mal varlığını davacıdan kaçırmaya yönelik bir amaç ile hareket ediyor olsa idi, davalı şirketi büyütmek için bu denli hamleleri yapmayacağını, Ayrıca davalı tarafça 2016 yılında İstanbul ili Sultangazi İlçesi ...
Mahallesi ... Mevkii'nde bulunan ... Ada ... Parseldeki 120 m2 büyüklüğündeki arsa nitelikli taşınmaz 1.400.000,00-TL bedelle alınarak yine davalı müvekkilinin davacı ile ortak olduğu davalı ... Sanayi ve Ticaret Ltd.
Şti üzerine tescil ettirildiğini; davalı tarafın yapmış olduğu bu tasarrufun dahi davalı müvekkilin davacı tarafın katılma alacağını azaltma gibi bir gaye ile hareket etmediğini ispat etmeye yetmekte olduğunu, Davalı tarafın şahsı üzerine kayıtlı İstanbul ili Başakşehir İlçesi ... Köyü ... Mevkiinde bulunan ... Ada ... Parseldeki Mesken nitelikli ... Blok ... Kattaki ...
Numaralı Bağımsız bölüm niteliğindeki taşınmazın, davalı müvekkilin davacı ile birlikte hissedar oldukları ... Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. 'ni büyütme amacıyla 900.000,00-TL tutarına kadar kullanılabilecek teminata istinaden ... Bankası'na ipotek olarak verildiğini; davalı tarafça şahsı üzerine tescilli taşınmazı dahi, davacı ile ortak olduğu ... Sanayi ve Ticaret Ltd.
Şti. 'ni büyütmek için kullanmış olmasına rağmen, davacının görülen dava ile davalı müvekkilin davalı şirketi zarara uğrattığını ve bu yol ile davalı şirkete kayyım atanmasını talep ettiğini; dolayısıyla davacının beyanlarının ne denli tutarsız olduğu ortada olup, davalı tarafın davacıdan mal kaçırma, davacının katılma alacağını azaltma veya davalı şirketi zarara uğratma şeklinde bir kastının olup olmadığı hususunun takdirini sayın mahkemeye bıraktıklarını, Davalı tarafla uzun zamandır ticari ilişki içerisinde olan davalı şirketin diğer ortağının dava dışı ... isimli kişi üzerine kayıtlı İstanbul ili Sultangazi İlçesi ...
Mahallesinde bulunan ... Ada ... Parseldeki Arsa nitelikli taşınmaz 12.10.2017 tarihinde davalı müvekkilin davacı ile ortak olduğu ... Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. 'ni büyütmesi amacıyla 500.000,00-TL tutarına kadar kullanılabilecek teminata istinaden davalının şahsı kefilliğine güvenerek ...
Bankasına ipotek olarak verildiğini, Davalı müvekkilinin sadece kendi uhdesindeki taşınmaz ve gayrimenkulleri değil, ticari ilişki içerisinde olduğu, arkadaş ve dostlarından da destek alarak salt davacı ile ortak olduğu ... Sanayi ve Ticaret Ltd.
Şti. 'ni büyütme çabası içerisine girdiğini; davalı müvekkilin davalı şirketi zarara uğratması gibi bir gayesi olsa idi, bu denli insanüstü bir çaba sergileyerek müdürlüğünü yaptığı davalı şirketi büyütmeye çalışmayacağını, bu yönde bir tasarrufta bulunmayacağının kuşku götürmez bir gerçek olduğunu, Davalı tarafın davacının boşanma davası açtığı 22.10.2018 tarihinden sonra dahi, davacı ile hissedar olduğu ... Sanayi ve Ticaret Ltd.
Şti. 'ni büyütmek ve daha da işlevsel hale getirmek amacıyla "İstanbul İli Sultangazi İlçesi ... Mahallesi ... Ada ... Parseldeki Arsa Nitelikli taşınmazı" 09.11.2018 tarihinde 3.000.000,00 TL tutarına kadar kullanılabilecek teminata istinaden ...
Bankasına ipotek olarak verdiğini, Mahkemece de görüleceği üzere, davacı tarafça boşanma davası açıldıktan sonra dahi, davalı müvekkili ortak şirketin menfaatini gözettiğini, üzerine düşen yönetici vasfının bilinç ve sorumluluğu ile hareket etmiş ve davalı şirketin ticari işlerini iyileştirme çabasından vazgeçmediğini; bu sebeple, ilk derece mahkemesince şirkete kayyım atanması yönünde davanın kabulüne karar verilmesi her yönüyle usule ve yasaya aykırı olduğunu, Yine davalı tarafın girişimi ve çabası üzerine davacı ile ortak hissedar olduğu ...
Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. 'ne ... Bankası'ndan 15.11.2022 tarihinde ...
Firmasında yaşanılan limit sıkıntısını çözmek adına şahsi kefaletiyle 700.000,00-TL DBS (Doğrudan Borçlanma Sistemi) ile kredi açtırdığını, Dolayısıyla davalı müvekkilinin boşanma davası sonrası dahi herhangi bir art niyet içerisine girmemiş olup, iyi niyeti ile çalışmasını sürdürdüğünü; davalı müvekkili salt şirketin limitini arttırmak adına işlemler yaptığını, varını yoğunu şirketi büyütmek için kullandığını; ayrıca davalı ...'ın, davacı ile ortak hissedar olduğu ...
Sanayi ve Ticaret Ltd.
Şti.'ne adına kullanmış olduğu 1.250.000,00 TL tutarlı krediye de şahsi olarak kefil olduğunu; takdiri yüksek mahkemeye ait olmak üzere, yöneticisi olduğu şirketi zarara uğratma kastı olan veya bu yönde tasarrufta bulunan birinin 1.250.000,00 TL bedelli krediye kefil olmayacağı, aksi yönde tutum alacağını; dolayısıyla davalı müvekkili, ticari yaşamının hiçbir döneminde davalı şirketin zararına herhangi bir iş ve işleme girmediği gibi, olağanüstü bir çaba sarf ederek davalı şirketin menfaatine uygun olacak şekilde hareket ettiğini, Davalı müvekkilinin kendisi adına kayıtlı bulunan "...
Mah. ... Ada ... Parsel (87.00 m2)" deki taşınmaz, "... Mah. ... Ada ... Parsel (179.00 m2)" deki taşınmaz ile "... Mah. ... Ada ... Parsel (124.00 m2)" deki taşınmazların 15.12.2017 tarihinde tevhit işlemini yaparak elde ettiği taşınmazı davacı ile ortak hissedar olduğu ... Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd.
Şti. 'nin üzerine tescil ettirdiğini; davalı müvekkilinin davalı şirketi zarara uğratmak bir yana şahsı üzerine kayıtlı taşınmazları bile davacı ile ortak hissedar olduğu şirketin üzerine tescil ettirerek, davalı şirketin menfaatini koruduğunu ve şirket çıkarlarını gözeterek hareket ettiğini;
dolayısıyla davacı tarafın iddialarının dayanaksız ve kötü niyetli olduğunun açıkça ortada olduğunu, Yukarıda yer alan davalı müvekkilin tasarruflarından ve işlemlerinden görüldüğü üzere, davalı müvekkili davacının iddia ettiğinin aksine hiçbir zaman (Davacının boşanma davası açmasından önce ve sonra) davalı şirketin zararına herhangi bir tasarrufta bulunmadığını; davalı müvekkili davacıya rağmen üzerine almış olduğu şirket yetkilisi görevini layığı ile yerine getirdiğini ve getirmeyi de sürdürmekte olduğunu ancak davacı tarafın tabiri caizse ya tutarsa mantığı ile birden çok haksız ve kötü niyetli dava ikame ederek,
davalı taraftan intikam almak ve davalı şirketi zarara uğratmak amacıyla hareket etmekte olduğunu, Davacı tarafça istenilen sonuca da ilk derece mahkemesinin usule ve yasaya aykırı kararı ile kısmen ulaşılmış olup, davalının yıllardır üstün çaba ile belirli bir seviyeye getirdiği şirkete kayyım atanması yapıldığını; hali hazırda davalı şirketin tüm ticari bağlantıları, piyasa ile olan ilişkileri, mal tedariği ve üretici firma ile kurulan samimi ilişki, davalı ...'ın şahsi itibarı, sosyal ortamdaki itibarı, mağaza müşterileri nezdindeki güvenilirliği;
şirketi hiçbir şekilde tanımayan, şirketin yönetimine ve idaresine ilişkin en ufak bir bilgisi bulunmayan kayyıma bırakılmıştır. gelinen aşamada davalı şirketin yönetiminde ve ticari geleceğinde zafiyet doğacağı şüphesiz olup, şirketin telafisi mümkün olmayan zararlara uğrayacağını,Öte yandan ilk derece mahkemesince aldırılan 07.02.2019 tarihli bilirkişi kök raporunun, 28.12.2020 tarihli bilirkişi ek raporu ve 06.02.2023 tarihli bilirkişi ek 2 raporu ile davacı tarafın iddialarının haksız ve dayanaksız olduğu teknik inceleme ile kesin ve net olarak ortaya çıkmış iken,
ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar vermesinin yargılamanın ne denli tek düzüne yapıldığını net bir şekilde göstermekte olduğunu, Dosyaya ibraz edilen 07.02.2019 tarihli Bilirkişi raporunda hatalı ve eksik tespitlerde bulunulmuş, akabinde davalı müvekkilin itirazları doğrultusunda ilk derece mahkemesince 28.12.2020 tarihli bilirkişi ek raporu aldırıldığını;
bilirkişi ek raporunun sonuç kısmının B bölümünde, "Her ne kadar kök raporda "şirketin sürekli olarak ve ciddi oranda karlılığının düştüğü, son dönemlerde şirketin varlıklarının (gayrimenkullerinin) bir kısmının tanıdıklara satıldığı ve satış bedellerinin nereye aktarıldığının tespit edilemediği, şirketin gayrimenkulleri üzerine şirketin büyümesiyle orantılı olmayan ipotekler tesis edildiği ve krediler kullanıldığı, şirketin gelirlerin ve harcamalarının denetime elverişli bir şekilde kayıtlarının tutulmadığı, ...
Bu durumda davalı şirketin müdürünün, müdürlükten azledilmesi şartlarının gerçekleştiği" sonucuna varılmış ise de heyete yeni atanan mali müşavirin tespitleri dikkate alındığında bu görüşten rücu edilmesi zorunluluğunun doğduğunun, C bölümünde ise, "Mali inceleme bölümünde, şirket müdürünün basiretsiz davrandığına, bu basiretsizlik sonucu şirketin zarara uğradığına ilişkin bir tespite yer verilmediğinden,
şirket müdürünün azli için haklı nedenlerin oluşmadığının kabulünün gerektiği," şeklinde tespitlere yer verildiğini ve davalı müvekkilin davalı şirketin müdürlüğü görevinden azledilmesi için haklı bir sebebin olmadığı bilimsel ve teknik veriler ile net olarak tespit edildiğini, Yine 28.12.2020 tarihli Bilirkişi Ek Raporu sonrası tarafların beyan ve itirazları sonrası mahkemece "Bilirkişi heyetinden alınan ek raporda fiktif işlemler ve şirketin satılan taşınmazların bedellerinin şirket hesaplarına kaydedilip edilmediğine,
ipotek verilmesinde gereklilik bulunup bulunmadığına ilişkin bir değerlendirme bulunmadığından bilirkişi heyetinden bu yönden ve kapatılan şubenin ... Aş.
Den celp edilen belgelerde gözetilerek kar elde edip etmediği hususlarında ek rapor alınmasına" şeklinde ara karar kurulduğunu ve söz konusu ara kadar sonrası mahkemece 06.02.2023 tarihli bilirkişi ek 2 raporu aldırıldığını, Söz konusu 06.02.2023 tarihli bilirkişi ek 2 raporu'nun sonuç kısmında, "Dava konusu şirketin şubelerinde ciro azalması olduğu, bu sebeple şirket yönetiminin şubelerin kapatılmasına karar vermiş olmasının hayatın olağan akışına uygun kabul edilebileceği, Dava konusu şirketin gayrimenkullerinin kredi kullanımı ve vadeli mal alımı için ipotek verilmesinin ticari hayatın içinde olağan işlemler olduğu,
ipotek alacaklılarının üst limit alacağı olarak yüksek miktarda ipotek talep ettiği, muhatap banka ve ...
A.Ş. nin taraflardan birinin lehine hareket ettiğine dair delil olmadığından ipotek bedellerinin artırılmasının mutad olduğunun kabul edilebileceği, ... firmasına verilen ipoteğin şirketin lehine bir işlem karşılığı olmadığı davalının kendi lehine bir işlem yaptığının kabul edilebileceği, davalının şirketi finanse ettiği miktar içinde rapor içinde izah edildiği şekilde gayrimenkul bedellerinin dahil olduğunun kabul edilebileceği" şeklinde kanaat bildirilmiş olup, söz konusu rapor ile davalı müvekkil tarafından yapılan tasarrufların ne denli hayatın olağan akışına uygun olduğunun ortaya konulduğunu, Söz konusu bilirkişi ek 2 raporunda,
davalı müvekkili tarafından davalı şirketin gayrimenkulleri üzerine kredi kullanılması veya ipotek verilmesi hususunun sadece şirketin iş ve işlem hacmini yükseltmek ve şirketin büyümesini sağlamak amacıyla yapıldığı açıkça vurgulandığını; yine dava konusu şirketin gayrimenkulleri üzerinde, bankalar nezdinde ve bayiliğini yaptığı şirket nezdinde ipotekler tesis edildiği, bu ipoteklerin ticari hayat içinde en çok kullanılan kredi ve vadeli satışların teminatını oluşturan ipotekler olduğu, ürün fiyatlarının artması, alımların çoğalması,
spot kredilerin kullanılmasının kolaylaşması açısından bu çeşit ipotek teminatlarının alındığı ve bu uygulamaların mutad olduğunun kabul edilebileceği, ipoteklerin paraya çevrilmesi yoluna başvurulmadığı, kök raporda belirtildiği üzere davalı müvekkilin şirket borçlarının karşılanması ve şirket işlemlerinin yürütülmesi için şirkete şahsi olarak yüksek miktarda borç verdiği de sabit olduğunu, bu yönüyle davalı tarafın iş ve işlemlerinin ticari hayatın gerekliliği olduğunu ve hayatın olağan şartlarına uygun olduğunun şüphesiz olduğunu,
Ayrıca işbu dilekçenin ilk 6 sayfasında davalı müvekkilin davalı şirketi büyütmek ve sağlıklı şekilde yönetmek adına kendisi adına kayıtlı şahsi taşınmazlarını hatta şahsını da çekilen kredi ve ipoteklerde kefil olarak gösterdiği hususu göz önünde bulundurulduğunda, davalı müvekkilin şirketi en iyi şekilde yönettiği hususu rahatlıkla görüleceğini, Her ne kadar 06.02.2023 tarihli bilirkişi ek 2 raporunda ...
Firmasına ipotek verilmesi hususuna değinilmiş ve söz konusu işlemin şirket lehine olmadığı ifade edilmiş ise de, söz konusu ipoteğin hiçbir şekilde kullanılmamış, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluna gidilmemiş ve o ipoteğe ilişkin şirketin zararına sebebiyet verecek herhangi bir işlem yapılmamış olduğunu; bu hususun şirket kayıtları ile de ortada olduğunu, Dolayısıyla görülen dava yönünden davacı tarafın iddiasını ispatlamaya yeterli, somut ve hukuka uygun bir delil dosya kapsamında yer almadığı,
bilirkişi kök ve ek raporları ile davalının beyanlarının doğruluğunun teyit edildiği sabit olmakla, ilk derece mahkemesince davalı şirkete kayyım atanmasına karar verilmesinin her yönüyle şirketin menfaatlerini zedeleyeceği ve şirketin büyümesini sekteye uğratacağını, Davalı şirketin 32 yıldır Sultangazi İlçesi ... Mahallesinde, mahalle içerisinde bir ...
Mağazası olduğunu, şirkete kayyım atandığı takdirde şirketin bulunduğu konumda itibar kaybedeceğinin ortada olduğunu, bu şirketin ve mağazanın kurucusu davalı ...'ın işin başında ve şirketin yönetiminde olmaması halinde, şirketin ve mağazanın batacağını, Ayrıca ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında, davalı müvekkilin davalı şirketi kasten zarara uğrattığı ve davalının şirket adına kayıtlı taşınmazları düşük bedelle kiraya verdiği şeklinde bir değerlendirmeye yapılmış ve kayyım atama kararının gerekçesi olarak bu hususun ileri sürüldüğünü;
söz konusu değerlendirmeninde eksik ve hatalı olduğunu, davalı tarafın hiçbir dönem davalı şirketin zararına olabilecek herhangi bir iş ve işleme girişmemiş bu yönde bir tasarrufta bulunmadığını; davalı tarafça davalı şirket adına kayıtlı taşınmazların kira gelirlerine istinaden her ay düzenli fatura kesildiğini ve söz konusu faturaya istinaden çıkan vergiler ödendiğini;
ayrıca davalı şirket adına kayıtlı taşınmazlardaki kiracılar ile eskiye dayanan kiracılık ilişkisi mevcut olup, kiracılardan kiracılık ilişkisinin kurulduğu döneme göre gayet yüksek kiralar alınmış ve hali hazırda da alınmakta olduğunu, hatta davalı şirket tarafından satın alınan gayrimenkullerin bir kısmında daha önceden kiracılık ilişkisi kapsamında oturan kiracılarda mevcut olup, gayrimenkulün satın alınmasından sonra da aynı kira sözleşmesi ile kiracılık ilişkisinin sürdürüldüğünü;
gelinen aşamada ülkemizde yaşanan ekonomik düzensizlikten ötürü kira bedelleri çok yükselmiş olsa da, mevcut kiracılardan günümüzdeki kira bedellerinin talep edilmesi ve son dönemde artan kira bedelleri ile aynı kiranın alınması hali hazırda zaten mümkün olmadığını, dolayısıyla şirketin taşınmazlarının düşük bedelle kiraya verildiği şeklindeki değerlendirmenin, hukuki bir yorum olmayıp soyut bir iddia olduğunu; bu hususta daha önce beyan dilekçesinin de davalı tarafça sunulmuş olup, davalı şirketin kiracıları ile yapılan kira sözleşmeleri de dosyaya sunulduğunu;
dolayısıyla bu aşamada da önceki beyan dilekçelerinde yer alan beyanlarını aynen tekrar ettiklerini, Yine aşağıda yer alan emsal içtihatta değinildiği üzere, bir şirkete kayyım atanması için gerekli şartların hiçbirinin huzurdaki davada mevcut olmadığı, davacının talebinin yasal dayanağının bulunmadığı ortada olup, huzurdaki davanın reddine karar verilmesi gerekmekte iken, kabulüne karar verilmesinin usule ve yasaya aykırı olduğunu (T.C.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 2019/374 Esas, 2019/353 Karar ve 06.03.2019 tarihli kararı), Davacı ...'ın açmış olduğu boşanma ve mal paylaşımı davalarından dolayı davalı ...'ın tüm mal varlıklarına mahkemelerce tedbir konulmuş olduğu, söz konusu tedbir şerhlerinden dolayı davalı şirketin ...'e ipotek arttırımı yapamadığı ortada olup, bu sebeple de mal alım limitleri tıkanmış durumda olduğunu;
dolayısıyla davalı şirketin yaşamış olduğu ticari sıkıntı ve sorunlar yine davalı müvekkil ...'ın kendi şahsi kefaleti, gayreti ve itibarıyla çözülmeye çalışılmakta olduğunu, bu hususun da sayın yüksek mahkemenizce göz önünde bulundurulmasını talep ettiklerini, Davacı tarafça davalı aleyhine açılan her davada, henüz kesinleşmemiş ve derdest olan taraflar arasındaki davalar örnek gösterilmekte olup, bu yol ile mahkemeler nezdinde davalı müvekkil itibarsızlaştırılmaya çalışılmakta olduğunu;
yargılamada da benzer durum yaşanmış olmakla, henüz kesinleşmemiş yargılamalara istinaden peşinen davalının haksız olduğuna kanaat getirilmesi hukuki yorumdan ve objektif değerlendirmeden uzak, sübjektif bir değerlendirme olacağının aşikar olduğunu;
ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararının 3. Sayfasında görüleceği üzere ilk derece mahkemesince taraflar arasında sürmekte olan henüz kesinleşmemiş ve bozulması muhtemel tüm yargılamalar gerekçe olarak gösterilmiş ve bu yol ile davalının peşinen haksız olduğu sonucuna varıldığını, Ayrıca gerekçeli kararın 3. Sayfasının 5. Paragrafında, her ne kadar kayyım atama kararına gerekçe olarak ...'ye 400.000 TL düşük bedel ile satıldığı iddia edilmiş ise de, taşınmazın satış tarihindeki değerinin 380.000 TL olacağı mahkeme nezdinde bilirkişi raporu ile tespit edildiğini, bu yönüyle de gerekçeli kararın hatalı olduğunu,
yine gerekçeli kararın 3. Sayfasının 5. Paragrafında, ... mevkisinde ... parseldeki arsanın davalı ...ın şahsına ait olmasına karşın davalı şirket uhdesinde bulunan bir taşınmaz gibi değerlendirilerek gerekçeye konu edilmesi kabul edilebilir bir durum olmadığını, bu yönüyle ilk derece mahkemesi tarafsızlığını yitirdiğini, Oysa ki; ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında gerekçe olarak gösterilen söz konusu davaların henüz kesinleşmediğini, bozulmasının muhtemel olduğunu, dolayısıyla da davalı şirkete kayyım atanmasına gerekçe oluşturamayacağı basit bir araştırma ile net olarak anlaşılacak iken;
ilk derece mahkemesince bu yönde bir araştırma ve inceleme yapılmayarak, sübjektif ve tam anlamı ile davacı lehine değerlendirmede bulunulmuş olduğunu ve davalının %95 hissedarı olduğu ve yıllarca başarı ile yönetimini sürdürdüğü, davalının müteveffa abisi ... ile 32 yıl önce kurdukları aile şirketinin müdürlüğünden azline karar verildiğini, yine ilk derece mahkemesince davalı tarafın şahsına ait taşınmazların dava konusu yapılmış ve davalı şirkete kayyım atanması kararının gerekçesi olarak sunulduğunu, bu sebeple;
ilk derece mahkemesinin söz konusu kararının, hak ve nesafet kuralına ve hakkaniyet ilkesine açıkça aykırı olduğunu, İleri sürerek, yukarıda ve ilk derece mahkeme dosyasında arz ve izah edilen ve dairemizce davalılar lehine resen göz önüne alanacak nedenlerle. T.C.
İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/1133 Esas, 2023/328 Karar ve 13.04.2023 Tarihli Kararı; eksik inceleme ile tanzim edildiğini, hukuki dayanaktan ve hakkaniyet ilkesinden yoksun olup, usule, esasa, emsal içtihatlara ve hakkaniyet ilkesine aykırı olmakla, işbu kararın istinaf incelemesi yoluyla KALDIRILMASINA, dairemizce yeniden yargılama yapılarak davacının huzurda ikame etmiş olduğu haksız, mesnetsiz ve kötü niyetli davasının ve taleplerinin reddine karar verilmesine,
davalıların işbu dava kapsamında kendilerini vekille temsil ettirmiş olması sebebiyle Yargılama Giderleri ile Avukatlık Vekalet Ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekilinin 08/07/2024 tarihli ara karara yönelik istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin yönetici kayyumu denetime çevirmesini sağlayacak şartlar meydana gelmemesine rağmen mahkeme yönetici kayyumu denetime çevirmesi açıkça hukuk kurallarına aykırı olduğu gibi şirketin ve ortakların menfaatlerini halele uğratacak hale geldiğini, Davalı ... şirketi kötü yönettiği yargılama sürecince bilirkişi raporları ile sabit olmasına rağmen ilk derece mahkemesinin kayyum atanmasına karar vermediğini, nihai karar ile müdürün azli ve kayyum atanmasına karar verdiğini;
mahkemenin nihai kararında şirket müdürünün azli gerekçelerinin, şirketin karlılığının sürekli ve ciddi şekilde düşmesi, şirkete ait taşınmazların tanıdık kişilere satıldığı, satış bedellerinin nereye aktarıldığının tespit edilemediği, taşınmazların üzerine şirketin büyüme hızıyla orantılı olmayan ipotekler tesis edildiği, krediler kullanıldığı,
şirket gelirlerinin ve harcamalarının denetime elverişli bir şekilde tutulmadığının tespit edildiğin şirket taşınmazlarından elde edilen kira bedelleri arasında ciddi farklılıklar olduğu tespit edildiği gibi mevcut kira bedelleri ile olması gereken kira bedelleri arasında ciddi farklılıklar olduğunun tespit edildiği, şirkete ait taşınmazlarla ilgili olarak şirketin herhangi bir menfaati bulunmadığı halde kendi şahsi menfaati için ipotek tesis ettiği, ipotekli olarak düşük bedellerle satıldığı, yapılan satışın ticari teamüllere uygun düşmediği hususlarının gösterildiği,
Hükme esas alınan 07/02/2019 tarihli bilirkişi raporunda yapılan tespitlerden bir kaçının; "a)Davacının talebinin davalı şirket müdürünün haklı nedenle görevinden azledilmesi ve davalı şirkete kayyum atanması istemine ilişkin olduğu, b)Şirketin sürekli olarak ve ciddi oranda karlılığının düştüğü, son dönemlerde şirketin varlıklarının (gayrimenkullerinin) bir kısmının tanıdıklara satıldığı ve satış bedellerinin nereye aktarıldığının tespit edilemediği, şirketin gayrimenkulleri üzerine şirketin büyümesiyle orantılı olmayan ipotekler tesis edildiği ve krediler kullanıldığı,
şirketin gelirlerinin ve harcamalarının denetime elverişli bir şekilde kayıtlarının tutulmadığı, c)Bu durumda davalı şirket müdürünün, müdürlükten azledilmesi şartlarının gerçekleştiği sonuç ve kanaatine varmış bulunmaktadır." şeklinde olduğunu, 28.12.2020 tarihli bilirkişi raporunda yapılan tespitlerden bir kaçının.
"Şirketin 2 yıl sonunda cirosunda %56,7 oranında büyük bir düşme olduğunun tespit edildiği, Şirketin net kar oranının 2017 yılı cirosuna göre %3,9 2018 yılı cirosuna göre %1,07 ve 2019 yılı cirosuna göre %1,43 olarak gerçekleştiği yani şirket bilançolarında karlılığında giderek azaldığı bu durumun pazarlama ve satış politikaları ile sevk ve idarenin yeterli şekilde organize edilememesinden kaynaklandığı kanaatine varıldığı, Şirketin asıl karlılığını etkileyen unsurların başında stok devir hızının çok büyük boyutlarda olması buna karşılık cirolarının düşme eğiliminde olması,
şirketin pazarlama satış sevk ve idaresinin yeterince yönetilemediğinden kaynaklandığı kanaatine varıldığı," şeklinde olduğunu, Görüldüğü üzere tüm raporlar aynı sonuca ulaşmış olup, son gelen raporla da davalı ...'ın şirket gayrimenkullerinin kiraları açısından da şirketi zarara uğrattığı, gerçek kira bedellerinin şirket banka hesabına yatırılmadığı (bazı gayrimenkuller için hiç yatırılmadığı) sabit olduğunu; müvekkilinin şirketin hem ortağı hem de ...'ın %95'lik hissesi üzerinde %50 katılma alacağı payı olduğundan müvekkilinin daha fazla mağdur olmasını engellemek için işbu dava açıldığını ve mahkemece davanın kabul edildiğini;
ardından mahkemenin dosyadan el çektikten sonra ve dosya istinaftayken nihai kararına zıt bir şekilde tedbir kararı vererek nihai kararını değiştirecek şekilde karar vermesi kabul edilemez nitelikte olduğunu, Şirket müdürünün özen ve bağlılık yükümü ile kanundan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal ettiğinden bahisle azline karar verildiğini, yerine şirket müdürü seçilene kadar yönetici kayyum olarak ...'ın atanmasına karar verildiğini.
Yönetici kayyum şirketinin kötü yöneten ...'ı usulsüz ve kanunsuz olmasına rağmen tekrar ısrarla müdür olarak seçilmesine çok uğraştığını ve bu uğurda tam 4 (dört) kez genel kurul yaptığını, her defasında ...'ı müdür olması için uğraştığını ancak her defasında alınan genel kurul kararı doğal olarak İstanbul Ticaret Sicil Memurluğu tarafından reddedildiğini ve tescil edil(e)mediğini;
...'ı genel kurul yoluyla müdür olarak atayamayan yönetici kayyum ... kendi görevliyle alakasız şirketin ipotek veremediği ve kredi kullanamadığı gibi sebeplerle mahkemeden ...'ın tekrar müdür olarak seçilmesi için çalışma yaptığını ve bu şekilde bir rapor sunduğunu; şirketi basiretli bir tacir gibi yönetmek kayyumun görevi olduğu halde kayyum şirketin zor durumda kaldığından bahisle şirketi yönetmekten vazgeçip ...'a teslim etmek ve denetici kayyum olarak görevine devam etmek istediğini; şirketin iyi yada kötü yönetilmesinden bu sürede yönetici kayyumun sorumlu olduğunu;
şirketin yaşadığı olumsuzlukları düzeltecek olan ve şirketi iyi bir şekilde yönetecek olan kişinin yönetici kayyum olduğunu; yönetici kayyumun nedense ...'ın şirketi kötü yönettiği ve bu nedenle azledildiği ve mevcut durumda müdürlük/yöneticilik görevine getirilemeyeceğini ısrarla kabullenememekte olduğunu;
bu konuda yönetici kayyumun açıkça görevini kötüye kullanmış olup, kendisine taraflarınca ihtarname gönderildiğini, (Ek: Kayyum ...'a gönderilen ihtarnameler), hatta ihtarnamede şirket evraklarının da taraflarınca paylaşılmasının talep edildiğini ancak kayyumun ihtarnameye cevap verme gereği dahi duymadığını, Mahkeme'nin kararındaki değişikliğe gerekçe gösterdiği kayyum ...'ın raporunun gerçekleri yansıtmadığını; kayyumun özetle şirketin kredi kullanamadığı ve dolayısıyla mal alamadığından bahisle şirketin zarara uğradığını ileri sürdüğünü; oysa ki şirketin kredi kullanmasına zaten gerek olmadığını;
şirket kayıtlar incelendiğinde görüldüğü üzere malın dolu olduğunu; şirketin yapması gereken daha fazla mal almak için kredi çekmek değil, bu malları satarak nakite çevirmek olduğunu; ayrıca şirketin ödenmiş sermayesinin 17.495.250,27 TL olduğunu; şirketin kredi kullanacağına bu sermayeyi kullanması gerektiğini; şirketin öz kaynaklarının 38.693.541,99 TL loduğunu; elindeki ticari mal stoklarının da 14.055.000,00 TL olduğunu; böyle iken şirketin dbs, artı para, kmh gibi yöntemlerle kredi kullanıp mal almasının anlamının olmadığını; şirketin elindeki stokları satıp eritmesi gerektiğini;
kayyum raporuna karşın şirkete kayyum atandığı için şirketin zor duruma düşmediğini; aksine şirketin satışları ve karının arttığını; bu hususun rapor ekinde sunulan mizandan dahi belli olduğunu; şirkete kayyum atanması ile birlikte 2022 yılındaki brüt satış karının 1.143.272,58 TL'den 2023 yılında 2.820.290,78 TL'ye 2024 yılı ocak şubat mart ayı brüt karının da 935.100,70 TL'ye yükseldiğini; mahkemenin bu hususta bilirkişi raporu alınmasına karar vermesi halinde tüm bu açıklananların detaylıca açığa kavuşmuş olacağını ve mahkemenin ek kararının hukuka aykırı olduğunun anlaşılacağını;
söz konusu hususlar hakkında daha detaylı açıklamalarda bulunmak gerekirse; ... şirketi 31 yıllık bir şirket olduğunu; ... A.Ş'ye en son verilen ipoteğin 2017 yılında ... mağaza açılışı ile ilgili olduğunu; yine 2018 yılında 3 adet ... bayiliği için ipotekler verildiğini ancak davalının söz konusu ... bayilerini apar topar sahte imzalarla kapatıp içindeki tüm ürünleri de şuanki dükkana veya başka depolara aldığını; dolayısıyla ...
A.Ş'ye 3 dükkan için verilmiş olan ancak şuan tek bir dükkan kaldığı için verilen ipoteklerin yeterli olduğunu, Kayyım atanan tüm firmalar için bankaların özellikle ..., ..., ..., ... gibi Kredi kullanımlarını kapattıklarını; bunun sebebinin ise şirketin faiz borcu ve kredi borcu yüküne girmeden şirketin öz sermaye ile işletilebilmesi olduğunu; diğer yandan bankaların kayyım atanan şirketin kredi hesapları hariç tüm diğer hesaplarını , kredi kartı pos satışlarını, şirket kredi kartlarını ve diğer ürünleri kullanmasında sakınca görmediklerini;
bu durumda şirket, hesaplarında bulunan tüm paraları çekebileceğini, yatırabileceğini, eft ve havale yapabileceğini; raporda belirtildiği üzere ...Bankası, ... Bankası, ..., ... Bankası, ...
Banka larının sadece ..., ..., ... (bu ifadeler şirketin bankalardan çeşitli krediler kullanması anlamına gelmekte olduğunu) Kredi hesaplarına erişimin engellendiğini; diğer banka hesaplarına ve banka kullanımlarında sorun olmadığının açıkça belli olduğunu; raporda belirtildiği gibi ... paralara erişim engeli asla konulamayacağını; bu hususta raporda yine yanlış bir bilgilendirme mevcut olduğunu;
daporda belirtildiği üzere şirket satışlarının çoğunun kredi kartı pos cihazlarıyla yapıldığı için satış rakamlarının 1 gün sonra hesaba geçip kullanılabileceğini, Yine söz konusu raporun 2. sayfasında belirtildiği üzere 2023 yılı için şirketin kasa, banka ve hemen nakde dönüşebilecek varlıkları 11.194.860,06 TL olduğu halde bankalardan ısrarla ..., ..., ..., ...
KREDİLERİ KULLANAMADIKLARI için zor durumda kalındığının belirtildiğini; kayyım atandıktan sonra 2023 yılında 21.774.564,23 TL net satış yapıldığını. 2024 yılı ocak-şubat-mart dahil yani 3 ayda 5.971.425.20 TL net satış yapıldığını.
2023 yılı 2.820.290,78 TL ve 2024 ocak-şubat-mart dahil 935.100,70 TL kar elde ettiğini; dolayısıyla aslında görüldüğü üzere kayyum atandıktan sonra şirketin kar elde etmeye başladığını ve bankalardan herhangi bir kredi kullanmadığını; mizanda da görüldüğü üzere bankalara herhangi bir kredi borcunun olmadığnıı; tüm bu açıklamalar ışığında davalının şirketi kötü yönettiği ancak yönetici kayyumdan sonra şirketin düzelmeye başladığının görülmekte olduğunu ancak mahkemenin ek kararıyla kayyumun denetici kayyum olması yeterli olmayacak ve şirket tekrar eski haline döneceğini;
denetici kayyum yönetici kayyum gibi olmayıp karar alamamakta, şirketi yönetememekte olduğunu; bunun da şirketi tekrardan kötü etkileyecek bir durum olduğunu, Mahkemenin, davalı tarafın yaptığı ihtiyati tedbir kararının değiştirilmesi talebini HMK 396 vd. maddeleri uyarınca kabul ettiğini ve ihtiyati tedbir kararıyla yönetici kayyumun görevini denetici kayyuma çevirdiğini; bu konuda daha evvel verilmiş bir ihtiyati tedbir kararı olmduğunu; mahkemenin, verdiği ihtiyati tedbir kararında sanki ...'ın azlini daha evvel ihtiyati tedbir kararı ile vermiş gibi yazdığını, ancak ...'ın müdürlük görevinden azlini esasa dair nihai kararla verdiğini;
nihai kararla verilen bir karar ihtiyati tedbir yoluyla kaldırılamayacağını; ayrıca Mahkemenin verdiği nihai kararın henüz kesinleşmemiş olup, istinaf incelemesinde olduğunu. Mahkemenin istinafta olan şirket müdürünün azli ile ilgili nihai kararı bu şekilde ihtiyati tedbir kararı ile ve üstelik ilk nihai kararını ortadan kaldıracak şekilde değiştirmesi açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu.
Mahkemenin bu şekilde verdiği nihai kararı kaldırdığı gibi şirketi de yönetimsiz bıraktığını.
İşbu ihtiyati tedbir kararı ile ...'ın yeniden müdür olarak atanmadığını; ...'ın yeniden müdür olarak atanabilmesi için bu konuda açıkça verilmiş bir karar olması gerektiğini, yorum yoluyla azledilmiş bir müdürün tekrar müdür olarak atanamayacağını; ayrıca Mahkemenin müdürlükten azlettiği bir kişiyi -dosyası istinafta iken- tekrar müdür olarak atayamayacağını, bu şekilde kendi kendine çelişen bir karar veremeyeceğini; bu durumun hukuk mantığına aykırı olacağını; dolayısıyla mevcut durumda davalı ...'ın yorum yoluyla tekrar yönetici müdür olarak atanmış olduğunun kabulüne imkan bulunmamakta olduğunu;
kabul anlamına gelmemek üzere ...'ın tekrar yönetici müdür haline geldiğinin kabulünün de yine ilk derece mahkemesinin verdiği nihai karara aykırı bir karar olacağını; bu nedenle ilk derece mahkemesinin tedbir kararının kaldırılması gerektiğini, Mevcut kayyum ...'ın ilk derece mahkemesine sunduğu kayyım raporu incelendiğinde davalı ...'ın şirketi iyi yönetebileceğine dair yani ...'ın özen ve bağlılık yükümlülüğüne uygun hareket edeceğine dair iyileştirmeye ilişkin herhangi bir açıklamanın olmadığı, sadece şirkete kayyum atanmasından kaynaklı şirketin zor anlar yaşadığından bahsedildiğinin görülmekte olduğunu;
kabul anlamına gelmemekle birlikte bir an için şirketin zor duruma düştüğü düşünülse dahi bunu düzeltecek olanın yönetici kayyum olduğunu.
(Şirketin zor durumda olmadığı aksine yönetici kayyumundan sonra karlılığının arttığını yukarıda belirtmiştik) eğer kayyum bunu düzeltemiyorsa yapılacak iş şirketinin, azledilen müdüre tekrar teslim etmek olmayıp yönetici kayyumu değiştirmek olduğunu; aksi takdirde neden müdürün azledildiğini; şirketi yönetemeyen ve sürekli azledilen müdürün tekrar müdür olması için çalışan kayyım ...'ın denetici kayyumluk görevinden alınarak yerine Mahkemenin takdir edeceği yeni bir yönetici kayyumun atanmasına karar verilmesini talep ettiklerini, İleri sürerek, yukarıda arz ve izah olunanlar muvacehesinde.
Mahkeme'nin 08.07.2024 tarihli Tedbirin Değiştirilmesi Kararı'nın kaldırılmasını ve mevcut kayyum ...'ın denetici görevinin de sona erdirilerek, yeni bir yönetici kayyum atanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava; davalı şirket müdürü olan diğer davalının müdürlükten azline ve şirkete kayyım atanması istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne, davalı ...'ın müdürlükten azline, şirkete yeni müdür seçilinceye dek yönetim kayyımı atanmasına karar verilmiş, bu karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuş, davalının tedbirin değiştirilmesi talebi üzerine ilk derece mahkemesinin 07/08/2024 tarihli ek kararı ile hükümle verilen tedbirin şirkete denetim kayyımı atanmasına şeklinde değiştirilmesi üzerine, bu ek karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Mahkemece verilen gerekçeli kararın istinaf edilmesinden sonra, davalı ... tarafından 02/07/2024 tarihli dilekçe ile tedbirin türünün değiştirilmesinin talep edildiği, mahkemenin 08/07/2024 tarihli ve 2018/1133 Esas sayılı ara kararı ile davalının ihtiyati tedbirin değiştirilmesine ilişkin talebinin HMK'nun 396 maddesi uyarınca kabulüne, ...'ın davalı şirketteki yönetim kayyımı görevinin kaldırılmasına, davalı şirkete hüküm kesinleşinceye dek ...'ın denetim kayyımı olarak atanmasına, şirketin günlük işleri dışında, borçlanması, bu sınırı aşan nitelikte kredi çekilmesi ve borçlandırılması,
şirket faaliyeti kapsamındaki malların satışı dışındaki malvarlığının satılması işlemlerinin denetim kayyımının onayına tabi tutulmasına karar verildiği, davacı vekilinin bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurduğu anlaşılmıştır.
6100 Sayılı HMK'nun 344/1-b fıkrası uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından verilen, ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddi kararları, karşı tarafın yüzüne karşı verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları, karşı tarafın yokluğunda verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine verilen kararlar istinaf kanun yoluna tabidir.
HMK'nun 369/1 fıkrası uyarınca durum ve koşulların değiştiği sabit olursa, talep üzerine ihtiyati tedbirin değiştirilmesine veya kaldırılmasına teminat aranmaksızın karar verilebilir. Hükmün ikinci fıkrası uyarınca tedbirin değiştirilmesine veya kaldırılmasına yönelik kararalara itiraz hakkınd HMK'nun ihtiyati tedbire itiraza ilişkin 394 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları kıyas yolu ile uygulanacaktır.
Buna göre ilk derece mahkemesi tarafından verilen ihtiyati tedbirin HMK'nun 396 maddesi uyarınca değiştirilmesi kararları itiraza kanun yoluna tabi olup, bu kararlara karşı HMK'nun 344/1-b fıkrası uyarınca istinaf kanun yoluna başvurulamaz. Bu nedenle davacı vekilinin mahkemenin 08/07/2024 tarihli tedbirin değiştirilmesine yönelik kararına karşı yaptığı istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 344/1-b maddesi uyarınca usulden reddine karar vermek gerekmiştir.
Davacı yan; davalı şirketin %5 pay ile ortağı olduğunu, diğer davalı ...'in ise şirketin %95 pay ile ortağı ve müdürü olduğunu, davacı ile davalı ortağın evli olduklarını, ancak davacının davalı ortak aleyhine açtığı Küçükçekmece 4 Aile Mahkemesi nezdinde ayrı ayrı açtığı boşanma ve mal rejiminden doğan katılma alacağı davalarının devam ettiğini, davalı ...'in boşanma ve katılma alacağı davalarının açılmasından sonra,
mahkemece hükmedilecek katılma alacağının tahsilinin engellenmesi amacıyla gerek kendisinin gerekse şirketin malvarlığını elden çıkardığını, bununla ilgili açılmış tapu iptali ve tescil davaları bulunduğunu, davacının davalı şirkette yüklü tutarda katılma alacağı olduğunu, davalı ...'in davacı şirkete ait bir taşınmazlardan birini boşanma davasından kısa bir süre önce sattığını, diğer şirket taşınmazlarını da satma ihtimalinin bulunduğunu, davalı müdürün, davacının çalıştığı davalı şirket şubesini kapattığını, kapatmadan önce asılsız kaçak elektrik kullanımını ihbarında bulunduğunu ve elektrik kesintisine sebep olduğunu,
şirket taşınmazlarından biri üzerine 3.000.000,00-TL'lik ipotek koydurarak bu tutarda kredi çekip şirketi borçlandırdığını, şirketin taşınmazlarını rayiçten düşük tutarlarda kiraya vererek kira gelirlerini düşük gösterdiğini, davacının şirkete girmesine, gelir gider durumu ile ilgili bilgi sahibi olmasına engel olduğunu, davalı ...'ın davacının katılma alacağının tahsilini engellemek amacıyla mal kaçırmaya ve şirketi zarara uğratmaya yönelik eylemlerinin devam ettiğini ileri sürerek davalı ...'in davalı şirket müdürlüğünden azline ve şirkete yönetim kayyımı atanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar tarafından; davacının çalıştığı şubede yetkisiz olarak spotçulara satış yapması ve satış bedellerini şirkete vermemesi, kaçak elektrik kullanması nedeniyle şirketi zarara uğrattığını, davalı ...'in %95 ortağı olduğu şirketi sırf davcının %5 ortaklık payı için kasten zarara uğrattığı iddiasının dinlenemeyeceğini, elektiriği kaçak olarak kullandığını, şirkete ait bir taşınmazın boşanma davasından önce, doların ani yükselişi nedeniyle oluşan mali sıkıntının giderilmesi için rayiç değerinde satıldığını, elde edilen tutarın da şirket kasasına girdiğini,
bunun dışında davalı şirketin taşınmazları üzerine bankalardan kullanılması ihtimali olan krediler için ipotek konulmasının bankaların istediği bir teminat biçimi olduğunu, yoksa ipoteklerin dayanağı sözleşmeler kapsamında kredi kullandırılmadığını, davalı şirkete ait olmayan davalı ...'in kendi şahsi malvarlığında bulunan taşınmazlardan boşanma davası tarihinden önce satılanların da yine davalı şirketin büyütülüp geliştirilmesi için kullanıldığını, ayrıca dava konusu edilen ipoteğin eski tarihli olduğunu ve bankanın teminatın arttırılmasını istemesi nedeniyle ipotek limitinin arttırıldığını, şube açılış kapanışlarının,
şirketin kar veya zarar etmesinin ticari hayatın olağan akışı içerisinde mümkün bulunduğunu, şirketin kötü de yönetilmediğini, davalı müdürün şirketi kasıtlı olarak zarara uğrattığının şirket defterleri ile ispatının zorunlu olduğunu, davacının muvazaalı olarak devredildiğini iddia ettiği dava konusu olan ve olmayan tüm taşınmazların yaklaşık son iki senede, boşanma davasının davacı tarafından ikamesinden önce satıldığını ve bu satışların gerçek satışlar olduğunu, ödemelerinin alınıp aile birliği içerisinde kullanıldığını,
bütün alım satımların gerçek değer üzerinden bedeli havale yoluyla alınmış gerçek satışlar olduğunu ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece davalı şirket sicil kayıtlarının yalnızca özeti, bilanço ve kurumlar vergisi beyannameleri, davacı tarafından bildirilen boşanma ve katılma alacağına ilişkin dava dosyaları, tapu iptali ve tescil davalarına ilişkin dosyalar, bildirilen bankalardan getirtilen cevabi yazılar, tapu kayıtları ve taraflarca sunulan diğer deliller dosya arasına alınmış, bir mali müşavir ve bir hukukçu bilirkişi marifetiyle davalı şirket defterleri incelenmeksizin dosya üzerinde yaptırılan inceleme sonucu kök rapor alınmış,
davalı itirazları üzerine heyete bir mali bilirkişi daha eklenerek davalı şirket defterleri üzerinde de inceleme yapılarak ek rapor alınmış, taraf itirazları üzerine ikinci ek rapor alınmış, gayrımenkul değerleme uzmanından rapor alınmış, akabinde davalı şirket müdürünün ... ’nın ...
Banktan kullandığı 600.000.00 TL kredi nedeni ile ... ada ... parsel taşınmaz ile ilgili olarak şirketin herhangi bir menfaati bulunmadığı halde kendi şahsi menfaati için ipotek tesis etmesi, taşınmazı ipotekli olarak düşük bedelle satılması, yapılan satışın ticari teamüllere uygun düşmemesi,
Gaziosmanpaşa 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin henüz kesinleşmemiş 2018/390 Esas sayılı dosyası, şirkete ait gayrimenkullerin değerinin çok altında kiraya verilerek şirketin zarara uğratılması ile TTK 630/3. maddesi gereğince, şirket müdürünün özen ve bağlılık yükümü ile kanundan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal ettiği, azil şartlarının gerçekleştiği gerekçesi ile davanın kabulüne ve şirket ile taraf menfaatlerinin korunması için davalı şirkete yeni müdür seçilinceye kadar kayyım atanmasına karar verilmiştir.
Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebebi, davalı şirkete yargılamanın başından beri kayyım atanmamış olmasının hatalı olduğu, hükümle davacı şirkete tedbiren yönetim kayyımı atanmış ise de, şirket menkul ve gayrımenkulleri üzerine de tedbir konulması gerektiği yönündedir.
6100 Sayılı HMK'nun 357/1 fıkrası uyarınca ilk derece yargılamasında ileri sürülmeyen iddia ve savunmaların istinaf yargılamasında ileri sürülmesine yasal olanak bulunmadığı, mahkemece davalı şirket müdürünün azli talepli davada tedbiren kayyım tayini istendiği, şirketin taşınır ve taşınmaz malları üzerine tedbir konulması isteminin ileri sürülmediği anlaşılmış olup, bu yöndeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı, davacının dava dilekçesi ileri sürdüğü kayyım tayinine yönelik tedbir isteminin 30/11/2018 tarihli ara karar ile reddedildiği,
bu karar karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun dairemizin 2019/374 esas, 2019/353 karar sayılı 06/03/2019 tarihli ilamı ile değerlendirilerek reddedildiği, davacı yanın yargılamanın başından kayyım tayin edilmesi gerektiğine yönelik istinaf sebebinin anılan ilam ile değerlendirilmiş bulunduğu, bu nedenle bu yöndeki istinaf başvurusunun yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Davalılar tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; davalı ...'in dava dışı ...
İnşaat isimli şirketteki şahsi hisselerini boşanma davasından bir buçuk yıl önce satarak elde ettiği gelirle davalı şirkete ... marka araç satın aldığı, 2016 tarihinde kullandığı kredi ile yine davalı şirkete ... marka araç satın aldığı, araçların halen şirket uhdesinde olduğu, davalı ... tarafından davacının kullanımı için açılan ... Şubesi'nin 04/10/2017 tarihinde açıldığı ve fiili yönetiminin davacıya bırakıldığı, hatta bu şube için şahsi kefaleti ile ...
Bankası'ndan 20.03.2017 tarihinde 1.300.000,00-TL tutarlı kredi kullandığı, davalının 2016 yılında İstanbul ili Sultangazi İlçesi ... Mahallesi ... Mevkii'nde bulunan ... Ada ... Parseldeki 120 m2 büyüklüğündeki arsa nitelikli taşınmazı 1.400.000,00-TL satın alıp şirket adına tescil ettirdiği, şahsına ait İkitelli İlçesi'nde taşınmaz üzerine ...
Bankası lehine davalı şirketin kredi limitini arttırmak üzere 900.000,00-Tl limitli ipotek tesis ettirdiği, hatta dava dışı ...'ye ait bir taşınmaz üzerine bile davalı şirketin kredi limitini arttırmak amacıyla ...bank lehine ipotek tesis edildiği, davacının boşanma davası açtığı 22/10/2018 tarihinden sonra şirkete ait İstanbul İli Sultangazi İlçesi ... Mahallesi ...
Ada ... parseldeki taşınmaz üzerine kredi limitini arttırmak amacıyla 3.000.000,00-TL limitli ipotek tesis edildiği, ancak herhangi bir kredi kullanılmadığı, ... firmasında yaşanan limit sıkıntısını gidermek üzere 15/11/2022 tarihinde ... Bankası'ndan şahsi kefaletiyle 700.000,00-TL DBS (Doğrudan Borçlanma Sistemi) ile kredi açtırdığı, şahsına ait Sultangazi ilçesi ...
Mahallesinde kain üç adet taşınmazı dahi 15/12/2017 tarihinde davalı şirket adına tescil ettirdiği, davalı şirketin kullandığı 1.250.000,00 TL tutarlı krediye de şahsi olarak kefil olduğu, davacı iddiasının aksine davalı ...'in ne boşanma davasından önce ne de sonra şirket zararına tasarrufta bulunmadığı gibi, şirketin içini de boşaltmadığı, şirket menfaatini gözettiği, davalı şirketin ticari işlerini iyileştirme çabasına devam ettiği, haklı nedenle azil koşullarının hiçbirinin oluşmadığı, şirketin tüm ticari işleyişine uzun yıllardır hakim olan davalı ... yerine şirkete yönetim kayyım atanmasının hukuka aykırı olduğu,
nitekim mahkemece aldırılan kök rapora itirazlar sonra heyete mali bilirkişi eklenerek alınan birinci ek raporunda, davalı müdürün basiretsiz davrandığına, bu basiretsizlik sonucu şirketin zarara uğradığına ilişkin bir tespite ulaşılamadığından, kök rapordaki kanaatten dönüldüğünün belirtildiği, tarafların beyan ve itirazları sonrası alınan 06/02/2023 tarihli ikinci ek raporda, davalı şirketin şubelerinde ciro azalması olduğu, bu sebeple kapatılmalarına karar verilmesinin hayatın olağan akışına uygun olduğu,
davalı şirketin taşınmazları üzerinde kredi kullanımı ve vadeli mal alımı için ipotek tesis edilmesinin ticari hayat içinde olağan işlemler olduğu, ipotek alacaklarının üst limit alacağı olarak yüksek tutarda ipotek talep ettikleri, banka veya ...
A.ş'nin taraflardan birinin lehine hareket ettiğine dair delil olmadığından ipotek bedellerinin arttırılmasının mutad kabul edilebileceği, ... firması için verilen ipoteğin şirket lehine bir işlem karşılığı olmadığı, davalının kendi lehine bir işlem yaptığının kabul edilebileceği, davalının şirketi finanse ettiği miktara, taşınmaz bedellerinin dahil olduğunun kabul edilebileceği kanaatinin bildirildiğini, bilirkişi birinci ve ikinci ek raporlarında yapılan mali ve teknik inceleme ile azil koşullarının oluşmadığının açıkça ortaya konduğu, bilirkişi ikinci ek raporunda ...
Firmasına ipotek verilmesi hususuna değinilmiş ve söz konusu işlemin şirket lehine olmadığı ifade edilmiş ise de, söz konusu ipoteğin hiçbir şekilde kullanılmadığı, ipoteğe ilişkin şirketin zararına sebep olacak herhangi bir işlem yapılmadığı, bu hususun şirket kayıtları ile de ortada olduğu, ilk derece mahkemesinin davalı ...'in davalı şirketi kasten zarara uğrattığı ve davalının şirket adına kayıtlı taşınmazları düşük bedelle kiraya verdiği şeklindeki kabulünün hatalı olduğu,
davalı şirket adına kayıtlı taşınmazlardaki kiracılar ile eskiye dayanan kiracılık ilişkisi mevcut olup, kiracılardan kiracılık ilişkisinin kurulduğu döneme göre gayet yüksek kiralar alındığı ve alınmaya devam edildiği, ülkede yaşanan ekonomik düzensizlikten ötürü kira bedelleri çok yükselmiş olsa da, mevcut kiracılardan rayiç kira bedellerinin talep edilmesinin mümkün olmadığı, davalı şirketin kiracıları ile yapılan kira sözleşmeleri dosyaya beyan dilekçesi ile sunulmasına rağmen mahkemece değerlendirilmediği, davacının açtığı boşanma ve mal paylaşımı davalarından ötürü davalı ...'in malvarlıklarına zaten mahkemece tedbir konulduğu,
bu tedbir şerhlerinden ötürü davalı şirketin ...'e ipotek arttırımı yapamaması sebebiyle mal alım limitlerinin tıkandığı, davacının açtığı davaların tamamının derdest ve kesinleşmemiş davalar olduğu, davalı şirkete ait taşınmazın ...'ye 400.000 TL düşük bedel ile satıldığı iddia edilmiş ise de, taşınmazın satış tarihindeki değerinin 380.000-TL olacağının mahkemece gayrımenkul değerleme uzmanından alınan bilirkişi raporunda tespit edildiği, ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında bu taşınmaza ilişkin gösterilen kararın henüz kesinleşmediği,
davalı şirkete kayyım atanmasına gerekçe oluşturamayacağı, davalı ...'in müteveffa abisi ... ile otuz iki yıl önce kurduğu aile şirketi müdürlüğünden azledilmesinin hukuka aykırı olduğu, davalı tarafın şahsına ait taşınmazların dava konusu yapılmasıın ve davalı şirkete kayyım atanması kararının gerekçesi olarak sunulmasının da hukuka aykırı olduğu yönündedir.
Davalı şirketin malvarlığının, dava tarihi itibariyle boşanma ve mal rejimi davaları derdest olan davalı ve davacı ortaklar bakımından katılma alacağına dahil olup olmadığı veya ne kadarının dahil olduğu eldeki davanın konusu olmayıp, davacının Küçükçekmece 4 Aile Mahkemesi nezdinde ikame ettiği 2018/995 esas sayılı derdest mal rejiminin tasfiyesi davasının konusu olduğu gibi,
davalı şirketin malvarlığı unsurunu oluşturmayan davalı ...'e ait taşınır taşınmaz malların yine davalı ...'in ortağı olduğu ancak davacının ortak olmadığı şirketlerin taşınır taşınmaz malvarlıklarının eldeki yönetici azli davasının konusunu teşkil etmedikleri de açıktır.
Nitekim Küçükçekmece 4 Aile Mahkemesinin 2018/995 esas sayılı derdest dosyasında verilen 21/11/2018 tarihli ara karar ile o dosya davacısının edinilmiş mal olduğunu iddia ettiği, ancak davalıya ait malvarlığı değerleri üzerine tedbir konulmasına, bu çerçevede davalı ...'in iş bu dosya davalısı şirkette bulunan %95 payına da tedbir konulmasına karar verilmiştir.
Eldeki davanın konusunu, davalı ...'in şirketi davacıdan mal kaçırmak amacıyla kötü yönettiği, ortaklar arası eşit davranma yükümlülüğüne aykırı davrandığı ve şirketin içini boşalttığı yönündeki iddialar çerçevesinde haklı nedenle azil koşullarının oluşup oluşmadığı teşkil etmektedir.
Mahkemenin HMK'nun 31 maddesi kapsamında davayı aydınlatma yükümlülüğü mevcut olup, HMK'nun 266 maddesi uyarınca çözümü teknik uzmanlığı gerektiren hususlarda bilirkişi incelemesine başvurulacak ise, bilirkişilerden hangi hususta görüş istendiğinin açıklanması ve böylece mahkeme ve kanun yolu denetimine açık rapor alınması, hakimin davayı aydınlatma yükümlülüğünün gereğidir.
Mahkemece dosyanın tevdii edildiği bilirkişi heyeti kök ve ek raporlarında davalı şirkete ait olmayan, davalı ...'in şahsi malvarlığında bulunan veya davalı ...'in ortak olduğu başka şirketlerin malvarlığında bulunan taşınmazlara ilişkin değerlendirmeler yapıldığı,
akabinde davalı şirketin malvarlığında bulunmayan taşınmazların satışlarından elde edilen gelirlerin davalı şirket kayıtlarında görülmediği yönünde tutarsız tespitlerde bulunulduğu anlaşılmış olup, bilirkişi heyet raporlarının hiçbiri mahkeme ve kanun yolu denetimine açık ve uyuşmazlığı çözmeye elverişli değildir.Dava dosyasında davalı şirkete ait tüm taşınmazların neler olduğuna dair bir açıklık bulunmadığı,
davacının boşanma davası açtığı tarihten önce dava dışı ...'ye 400.000,00-TL'ye satılan şirket taşınmazı bakımından davacının açtığı ve mahkemece gerekçesinde belirtilen ve Gaziosmanpaşa 4 Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/390 esas 2021/331 karar sayılı tapu iptali ve tescil davasında, taşınmazın satış tarihindeki rayiç değerinin 395.000,00-TL olduğuna dair bilirkişi raporu alındığı, ancak mahkemece muvazaa iddiasının kabul edildiği, verilen kararın kesinleşmediğinin mahkeme gerekçesinde de belirtildiği,
şayet bu dosyada yer alan mahkeme kabulüne dayanılıyor ise davanın sonucunun beklenilmesi gerektiği, öte yandan davalı şirketin toplam taşınmazları içerisinde yalnızca bu taşınmazın boşanma tarihinden önce satıldığı tarafları kabulünde olduğuna göre, yalnızca bu taşınmazın satılmış olmasının davalı müdürün şirketin içerisini boşaltmak amacıyla hareket ettiğini kabule yeterli olup olmadığının, davalı itirazlarına rağmen mahkemece tartışılmadığı, yine davalı şirkete ait taşınmazlardan Sultangazi İlçesi ...
Mahallesi ... ada ... parsel sayılı taşınmaz üzerinde dava dışı ... Sanayi ve Ticaret Limiti Şirketi'nin dava dışı ... Bankası A.Ş ile yaptığı kredi sözleşmelerinden doğacak alacakların temini için 2.600.000,00-TL limitli ipotek konulmasının şirket lehine olmadığı gerekçede belirtilmiş ise de, dosyaya mübrez ipotek resmi senedinden bu ipoteğin boşanma davasının açılmasından yaklaşık bir yıl önce 29/11/2017 tarihinde tesis edildiği anlaşılmış olup, dava dışı ...
Şirketi'nin sicil kayıtları da getirtilip ortaklık yapısı da incelenerek bu ipoteğin tesis edilmesinin ticari faaliyet gereği olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmesine rağmen bu değerlendirmenin yapılmadığı, yine davacının iddiasının ileri sürülüş biçimine göre bu tasarrufun mal kaçırma gayesi ile yapılıp yapılmadığının, ne sebeple şirketin kötü yönetilmesi sebeplerinden birini teşkil ettiğinin kabul edildiğinin gerekçede açıklanmadığı,
yine gerekçede davalı şirkete ait taşınmazların düşük bedelle kiraya verildikleri bir cümle ile belirtilmiş ise de, gayrımenkul değerleme uzmanı tarafından rayiç kira bedelleri tespit edilmiş ise de, mahkemece bu kiracıların tamamının eski kiracılar oldukları, kira artışının bu nedenle rayiç bedeller oranında yapılmadığı savunulmasına ve kira kontratlarının örnekleri dosyaya sunulmasına rağmen, mahkemece davalı yanın bu itirazı hususunda gerekçede olumlu olumsuz hiçbir değerlendirme yapılmadığı, anlaşılmış olup, davalıların eksik incelemeye yönelik istinaf sebepleri yerinde bulunmuştur.
Kabule göre de; eldeki dava TTK'nun 630/2 fıkrasına dayalı haklı sebeple yönetici azli istemine ilişkin olup, davalı ortak ve müdür yanında davalı şirket de hasım gösterilmiştir.
Mahkemece davanın niteliği de nazara alınarak şirketin pasif husumetinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmemesi usul ve yasaya aykırı olmuş, davada sıfat def'i değil itiraz mahiyetinde bulunduğundan, yargılamanın her aşamasında taraflar talep etmese dahi mahkemece re'sen nazara alınması zorunlu olduğundan, bu eksiklik HMK'nun 355 maddesi uyarınca dairemizce re'sen nazara alınmıştır.
Mahkemece yapılması gereken iş, eldeki davanın basit usule tabi olduğu gözden kaçırılmaksızın yalnızca dava dilekçesindeki iddalar ve cevap dilekçesindeki savunmalara göre ve haklı nedenlerin varlığını ispat yükünün davacı üzerinde olduğu da nazara alınarak, yalnızca davalı şirketin dava konusu edilen malvarlığı unsurları tespit edildikten sonra, davacı şirketin tüm sicil kayıtları eksiksiz celbedilip yukarıda belirtilen diğer eksiklikler de giderildikten sonra davalı ...'ın TTK'nun 625 ila 629 maddeleri arasında düzenlenen görev ve yetkilerini kötüye kullanıp kullanmadığı,
şirkete karşı özen ve bağlılık yükümlülüğüne, ortaklara karşı eşit işlemde bulunma ilkesine aykırı davranıp davranmadığı, davacıdan mal kaçırma gayesi ile ve şirket zararına olacak şekilde şirketin içini boşaltıp boşaltmadığı, şirkete ait taşınmazlar üzerinde şirketi zarara uğratıcı tasarruflarda bulunup bulunmadığı hususlarının tespiti için davalı şirketin ticari defter ve kayıtları ile dosya üzerinde, tarafların iddia ve savunmaları ile önceki raporlara yaptıkları itirazları da karşılar şekilde önceki bilirkişi heyetinden ek rapor veya yeni bir bilirkişi heyetinden mahkeme ve kanun yolu denetimine açık yeni bir rapor almak,
Gaziosmanpaşa 4 Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/390 esas 2021/331 karar sayılı tapu iptali ve tescil davasının sonucunu beklemek gerekip gerekmediğini değerlendirmek ve oluşacak sonuca göre haklı nedenle azil koşullarının oluşup oluşmadığı hususunda gerekçelerini de belirterek bir karar vermekten ibarettir.
Sonuç itibariyle; davacı yanın esas karara yönelik istinaf başvurusunun, ileri sürülen istinaf sebepleri yönünden 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine, davacı yanın ilk derece mahkemesinin 08/07/2024 tarihli ara kararına yönelik istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 344/1-b, 394/4 ve 396 maddeleri uyarınca usulden reddine, davalı yanın esas karara yönelik istinaf başvurusunun açıklanan gerekçelerle kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2023/1535, K. 2024/1898, 28 Kasım 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama