İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /İstinaf (BAM) Kararları
  3. /İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINABÖLGEADLİYEMAHKEMESİ KARARI

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi E.2024/1963 K.2025/51

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

Esas2024/1963Karar2025/51Tarih23 Ocak 2025Okuma11 dk · 2.148 kelime

KÜNYE

T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

Karar tarihi
23 Ocak 2025
Dosya no
2024/1963 Esas
Karar no
2025/51 Karar
İncelenen kararın mahkemesi
İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Numarası
2021/726 Esas- 2022/3 Karar
Tarih
10/01/2022
Dava
Ticari Şirket (Şirket Ortaklık Payı Alacağının Tahsili Kaynaklı
Karar metni, UYAP Emsal Karar Arama kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.148 kelime·11 dk okuma·4 bölüm

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili tarafından 25/02/1995 yılında o dönem ... A.Ş. olan 07/01/2009 tarihinde ...

A.Ş. olarak ticari faaliyetlerine devam eden davalı şirketten 5.000.000 TL değerinde bir adet hisse senedi satın aldığını ve bu alım sonrasında müvekkiline bu işleme dair tahsilat makbuzu verildiğini, bu tahsilat işleminin o dönem davalı şirket bünyesinde çalışan ... isimli kişi tarafından yapıldığını, şirket kayıtları tetkik edildiğinde bu hususun ortaya çıkacağını, müvekkilinin bu hisse senedi alımından sonra her yıl dağıtılması gereken kar payından hissesine tekabül eden kısmın hiçbir yıl ödenmemiş olduğunu ve müvekkilinin şirket hissesine sahip olduğuna dair tahsilat makbuzu haricinde herhangi bir evrakın teslim edilmediğini,

müvekkilinin yasa gereği şirketten alacaklı olduğu hiçbir hakkının müvekkiline ödenmemiş olduğunu, müvekkilinin bu taleplerinin tahsili amacıyla öncelikle Adana ... Noterliği'nden 21 Ocak tarihinde ...

No lu ihtarname ile davalı şirketten talepte bulunulduğunu fakat davalıca bu ihtarnameye herhangi bir cevap verilmediğini, davalı şirketin özel yasalar çerçevesinde kurulan ve RTÜK Kanunu’na tabi ulusal yayın yapan bir televizyon kuruluşu mahiyetinde olduğunu, müvekkilinin ciddi şekilde mağduriyetine sebebiyet veren davalı şirketten olan alacaklarının tahsili için işbu davayı açmak zaruretinin hasıl olduğunu, davalı şirketin müvekkiline hisse senedi satmış olduğunu ve satım tarihinden itibaren ne kar payı dağıttığını ne de müvekkilinin hisselerinin karşılığını ödediğini, davalı firmanın bir televizyon kuruluşu olup, RTÜK'e tabi olduğunu,

RTÜK'de açıkça hayır amacıyla olsa dahi bir yayıncı kuruluşunun 29. maddenin a ve b bentlerine göre para toplayamaz denmiş olduğunu ve davalı şirketin işleminin ticari faaliyeti niteliğinde olup, müvekkiline karşı edim borcu içermekte olduğunu, işbu edimin davalı firmaca karşılanmamış olup senet bedeli ile dağıtılması gereken kar payının bilirkişilerce hesaplanarak davalı şirketten tahsili ile müvekkiline ödenmesini talep ettiklerini,

ayrıca davalı şirket tarafından müvekkilinin mağduriyetinin telafisi imkansız hale gelmesini önlemek amacıyla bu payların tedbiren dağıtılmamasına dair ihtiyaten tedbir kararı verilmesini talep ettiklerini beyanla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000-TL lik haklı davalarının kabulü ile ilerde telafisi imkansız zararların engellenmesi amacıyla tedbiren karar verilinceye kadar kar payı dağıtımının durdurulmasına, dağıtılmayan kar payının hak ediş tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline verilmesine,

müvekkiline ait hisse senedi bedelinin ticari faiziyle birlikte müvekkiline ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;

davacı tarafça dava şartı olan arabulucuk şartının yerine getirilmemiş olduğunu, Türk Ticaret Kanunu kapsamında sayılan tüm davaların mutlak ticari davalar olduğunu, bunun için başka bir özelliğin aranmasına gerek olmadığını, arabulucuya başvurmadan dava açıldığından davanın usulden reddedilmesi gerektiğini, davacının var olduğunu iddia ettiği bir haklarını 26 sene boyunca talep etmemiş olduğunu, Borçlar Kanununda yer alan zamanaşımı süresinin bu hakların kullanımı için 5 ve herhalde 10 yıl olduğunu,

davacının 26 yıl boyunca yasaların öngördüğü hiçbir hukuki girişimde bulunmayıp sadece 2021/Ocak ayında soyut bir ihtarname göndermekle yetinmesinin ve 26 sene geçtikten sonra böyle bir dava açmasının düşündürücü olduğunu, bu durumun davacının başka amaçlar taşıdığını göstermekte olduğunu, her hak gibi, dava hakkının da Medeni Kanun’da ifadesini bulan “iyiniyet kuralları” çerçevesinde kullanılması gerektiğini, davacının iddialarına konu yapılan şirketin ... A.Ş. olduğunu, ...

Televizyonu’nun sahibi olan müvekkili şirket ...

A.Ş. olup ortaklık yapısı ve paylarının farklı ayrı bir tüzel kişilik olduklarını, dolayısıyla davacının satın aldığını iddia ettiği “hisse senetleri” ile bir ilgisi bulunmadığını, bu nedenle müvekkili şirkete husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığını, bilindiği gibi, televizyon ve radyo yayın kuruluşu sahibi anonim şirketlerin gerek sermaye yapısı gerekse ortaklar yönünden diğer ticari şirketlerden çok farklı bir sisteme ve disipline bağlı olduğunu, müvekkili şirketin hisse senetlerinin halka arz için önce Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun onayını alması sonra da Sermaye Piyasası Kurulu'ndan izin alması gerekmekte olduğunu,

müvekkili şirket halka açık bir anonim şirket olmadığı gibi hisse senetlerini halka arz etmesinin de söz konusu olmadığını, müvekkili şirketin ticari örgütlenmesi, asgari sermayesi, sermaye artırımı, ortakları, ortakların toplam hisse tutarları, hisse devirleri ve tüm mali yapısının başta RTÜK ve SPK olmak üzere ilgili diğer kamu kurumlarının sıkı denetim ve gözetimi altında olduğunu, müvekkili şirketin ortaklık yapısının “ortaklık pay defterinde “ belli olduğunu, davacının hiçbir dönem müvekkili şirketin ortağı olmadığını,

davacının şirket ortağı olmadığı ve olamayacağının hem yasal imkansızlık ve hem de pay defteri kayıtları ile ortada olduğunu, davacının bu konudaki yasal mevzuatı bilmemesinin düşünülemez olduğunu, davacının müvekkili şirketin çalışanı olmayan ... isimli bir kişiden tahsilat makbuzu karşılığı satın aldığını iddia ettiği ancak dava dosyasına ibraz etmediği “bir adet hisse senedine” dayalı hisse bedeli ve kar payı taleplerinin mevcut yasal düzenlemeler karşısında müvekkili şirket açısından hiçbir hukuki geçerliliğinin bulunmamakta olduğunu, davacının dava konusu yaptığı hisse senedini ne şekilde elde ettiğini,

karşılığında kaç lira bedel ödediği hususlarının müvekkili şirket açısından tamamen meçhul olduğunu, davacının soyut ve ciddiyetten uzak iddiası dışında davada ihtiyati tedbir kararı verilmesini gerektirecek haklı kılacak hiçbir kanıtın bulunmadığını ve davacının doğacak bir zararının da bulunmamakta olduğunu, burada amacın televizyon ve radyo yayıncılığı sektöründe saygın ve önemli bir yere sahip müvekkili şirketin saygınlığının zedelenmesine yönelik olduğunu beyanla haksız ve dayanaksız davanın reddi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesi'nin 10/01/2022 tarih 2021/726 Esas- 2022/3 Karar sayılı kararında. "09/12/2018 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan ve 01/01/2019 tarihinde yürürlüğe giren 7155 sayılı Kanunun 20. maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 5'inci maddesinden, sonra gelmek üzere eklenen maddeye göre.

Madde 5/A-(1) Bu Kanunun 4. maddesinde verdiğinde kanunlarda belirtilen ticari davalardan konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şarttır.

Yine 7155 sayılı kanunun 22. maddesi ile 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 3'ncü maddesinin birinci fıkrasına eklenen "Şu kadar ki dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin 18/A maddesi hükmü saklıdır." cümlesi ile arabuluculuk kapsamındaki uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvuru zorunludur.Yine 7155 sayılı kanunun 23. maddesi ile 6325 sayılı Kanunun Dördüncü bölümünden sonra gelmek üzere.

"Dava şartı olarak Arabuluculuk" başlığıyla eklenen Beşinci Bölüm ve maddeye göre. "Dava şartı olarak arabuluculuk MADDE 18/A-(1) İlgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiş ise arabuluculuk sürecine aşağıdaki hükümler uygulanır. 2)Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır.

Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir.

Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir. Somut olayda, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanak aslı veya arabulucu tarafından onaylanmış örneğinin dava dilekçesi ekinde yer almadığı anlaşılmıştır.

Dava dilekçesinde, davacı yanın son tutanak aslı veya arabulucu tarafından onaylanmış örneğinin sunulmadığı, yapılan UYAP sorgulamasında arabuluculuğa başvurulduğuna ilişkin arabuluculuk başvuru dosyasının bulunmadığı anlaşılmakla, davanın dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur..."gerekçesi ile davanın usulden reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle. Kendileri tarafından davalı aleyhinde şirket ortaklığına yönelik dava açıldığını ve Yerel mahkemece yukarıda esası belirtilen dosyadan yapılan yargılama neticesinde arabulucuya başvurulmadığı gerekçesiyle açılan davanın dava şartı yokluğundan reddedildiğini.

Öncelikle somut olayda açılan davanın türünün tespiti ve mahkemenin görevliliği hususunun Yerel mahkemece dilekçe içeriğinden re'sen tespit edilmesi gereken bir unsur olduğunu, tarafların dilekçelerinde anlattıkları maddi vakıa ile taraflarca belirtilen dava konusunun uyuşmaması halinde Yerel mahkemenin dava konusunu re'sen kendisinin tespit etmesi gerektiğini, tarafın açmış olduğu davasını bir alacağın tahsili olduğuna yönelik belirlemiş olmasına rağmen aslında açılan davanın alacağın tespitine yönelik olabileceğini,

bu gibi durumlarda dilekçe içeriğine göre Yerel mahkemenin uyuşmazlık konusunu tespit etmesi ve bu tespit doğrultusunda gereken hukuku uygulaması gerektiğini.

İkinci bentte kendileri tarafından yapılan açıklama doğrultusunda dava dilekçesinde belirtilen hususlar göz önünde bulundurulduğunda açılan davanın bir alacağın tahsiline yönelik değil de öncelikle davacı ile davalı arasında geçerli bir hukuki ortaklığın varlığı, sonrasında da böyle bir ortaklık var ise davacının davalıdan bir alacağı olup olmadığının tespitine yönelik bir dava olduğunun Yerel mahkemece tespit edilip uyuşmazlık konusunun belirlenmesi gerektiğini, bu belirleme davanın selahiyeti açısından da büyük önem taşımakla birlikte davanın neticesi ve doğru hukukun uygulanması bakımından,

adil yargılanma ilkesinin tesisi bakımından da büyük önem arz ettiğini.

Yerel mahkemenin tam da bu noktada hatalı bir tespit yaparak açılan davayı alacağın tahsili amacıyla açılan bir dava olarak gördüğünü, sonrasında da arabulucuya başvuru yapılmadığı gerekçesiyle işin esasına girmeden davayı dava şartı yokluğu nedeniyle reddettiğini, Yerel mahkemenin vermiş olduğu bu ret kararının yapılacak istinaf incelemesi neticesinde bozulması gerektiğini, çünkü Yerel mahkemenin, somut olayda ekte sunulan Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2020 / 197 Esas no lu kararı çerçevesinde belirtilen unsurların varlığını araştırmadan dava şartı yokluğuna hükmettiğini ve usule aykırı bir karar verdiğini,

açılan dava ile ekte sunulan Yargıtay ilamı mukayese edildiğinde Yargıtay kararındaki durum ile huzurdaki dava bire bir aynı nitelikte olup Yerel mahkemece önce davacı ile davalı arasında geçerli bir ortaklık ilişkisinin kurulup kurulmadığının tespit edileceğini, sonrasında bu tespite göre yargılamaya devam edilmesi gerekecek iken Yerel mahkemenin hatalı bir şekilde dava şartı yokluğu nedeniyle davayı reddettiğini, verilen bu kararın hukuki bir tarafı bulunmadığını.

Yerel mahkemenin davayı dava şartı yokluğundan reddederken HMK madde 115'de belirtilen hususları göz ardı ettiğini, kanunu uygularken usul ekonomisine ve adil yargılanma ilkesine aykırı hareket ettiğini, bir an için huzurdaki davanın arabulucuya başvurmanın zorunlu olduğu dava türlerinden biri olduğu düşünülse bile maddede belirtilen dava şartı noksanlığının giderilmesinin mümkün olup olmadığı hususunun Yerel mahkemece göz önünde bulundurulmadığını, dava şartı yokluğundan ret kararı verilirken, ret kararına konu dava şartının yargılama aşamasında giderilebileceğini göz ardı ettiğini, Yerel mahkemece, davacı müvekkiline süre verilip,

arabulucuya başvurma imkanı tanınması yargılamanın her aşamasında mümkün iken Yerel mahkemenin işin kolayına kaçtığını ve direkt davayı reddettiğini, hakkaniyete aykırı davranarak müvekkili nezdinde haksız bir karara imza attığını, sırf bu nedenle dahi kararının isitnaf incelenmesinde bozulması gerektiğini.

Sonuç olarak açılan davadaki beyanları ve talepleri göz önünde bulundurulduğunda davaların yığılması durumu mevcut olup, Yargıtay ilamı doğrultusunda bu tür davalarda arabulucuya başvuru zorunluluğu bulunmadığını, dava açılırken Yargıtay'ın bu ilamını dikkate aldıklarını ve bu ilam doğrultusunda arabulucuya başvurmadan huzurdaki davanın açıldığını, asla kabul anlamına gelmemekle birlikte arabulucuya başvuru zorunluluğu olsa dahi bunun yargılamanın her aşamasında giderilebilir bir durum olduğunu,

usul ekonomisi gereği Mahkemece kendilerine arabulucuya başvurmak için kesin süre verilip bu süre içinde dava şartı noksanlığını giderilmesine yönelik ihtaratta bulunulması gerekirken dosya üzerinden davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddedilmesinin usule, yasaya, hakkaniyete, usul ekonomisine, adil yargılanma hakkına aykırı bir durum olduğunu beyanla kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, davacının, davalı şirketin hissedarı olduğundan bahisle bu sıfatla kendisine her yıl ödenmesi gerekirken ödenmeyen kar payının tespiti ile davalıdan tahsili talebine ilişkindir.

Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nın 5/A maddesine göre TTK'nın 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.

Somut dava, şirket hissedarı sıfatı ile şirkete karşı açılmış mutlak ticari dava niteliğinde bir alacak davası olup, TTK'nın 5/A maddesi kapsamında arabuluculuk dava şartına tabidir.

6325 sayılı Kanun'un 18/A maddesinin 2. fıkrasına göre, davacıya arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın ibrazı için bir haftalık kesin süre verilmesi ve sonucuna göre işlem yapılması, aynı maddenin son cümlesine göre ise, arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerekir.

Somut olayda davanın 22/11/2021 tarihinde açıldığı, arabuluculuğa tabi olduğu ve davadan önce arabulucuya başvurulmadığı sabit olup 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin emredici hükmü uyarınca, arabuluculuk dava şartının tamamlanmasını mümkün kılan bir yasal düzenleme de mevcut olmadığından, Mahkemece davacıya arabuluculuğa başvurmak üzere süre verilmeksizin davanın, dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi isabetli olmuştur.

Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle.

1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,

5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 23/01/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2024/1963, K. 2025/51, 23 Ocak 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Tarafların İddia Ve Savunmasının Özeti
  4. İlk Derece Mahkemesinin Kararının Özeti
  5. İleri Sürülen İstinaf Sebepleri
  6. İstinaf Sebeplerinin Değerlendirilmesi
  7. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/1963
Karar No
2025/51
Tarih
23 Ocak 2025

İlgili Kararlar

  • Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi E.2024/1968 K.2025/4
  • İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi E.2024/1968 K.2025/72
  • Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi E.2024/1969 K.2025/24
  • Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi E.2024/1972 K.2025/48
  • İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi E.2024/1972 K.2025/107
  • Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi E.2024/1973 K.2025/80

Tüm Arşiv

İstinaf (BAM) KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.