KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 27 Şubat 2025
- Dosya no
- 2025/219 Esas
- Karar no
- 2025/336 Karar
- İncelenen dosyanın mahkemesi
- İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Numarası
- 2015/416 Esas - 2024/601 Karar
- Tarihi
- 23/12/2024 Tarihli Ek Karar
- Dava
- Ticari Şirket (Ortaklıktan Çıkma Veya Çıkarılmaya İlişkin
Karar Metni
2.676 kelime·13 dk okuma·4 bölüm
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle. Davacının ...-... sicil numaralı “... Mahallesi ... Caddesi ... No:... Beşiktaş/İstanbul” adresinde kayıtlı davalı “...
Ticareti Limited Şirketi'nin hissedarı olduğunu, bu hissedarlığın şirketin kurucusu ve davacının babası...'ın 16.03.2011 tarihindeki vefatı neticesinde miras yolu ile gerçekleştiğini, dava konusu şirketin aile şirketi olduğunu, yönetiminin uzun yıllardan bu yana davacının kardeşi diğer ortaklardan ... tarafından yönetildiğini, şirketin kurucusu müteveffa ...'ın vefatından önceki 10 yıl süre boyunca demans hastası olarak yaşamını sürdürdüğünü ve bu 10 yıllık süre içerisinde şirketin tüm faaliyetlerinin ... tarafından yürütüldüğünü, ...'ın bu 10 yıllık süre içerisinde kimseye hesap vermeksizin şirketi dilediği gibi yönettiğini,
şirket faaliyetlerinden elde ettiği kazanımlarla kendisine ... adında başka bir dükkan açtığını, yine bu dönemde Zeytinburnu İlçesinde 3 katlı bir bina satın aldığını ve ailenin tüm sermayesini ve bu sermayeden edindiği kazancı kendi mal varlığına kattığını, ...'ın ölümü ile şirket ortağı konumuna gelen davacıya şirket yönetimi ve şirkete ait hesaplar konusunda hiçbir bilgi verilmediğini ve keyfi yönetim anlayışının devam ettiğini, bu durumun önlenebilmesi amacıyla TTK 614.
Madde çerçevesinde şirketin mali durumu ile ilgili bilgi alma, inceleme yapma ve ortaklar kurulu toplantısı yapılması taleplerini içeren ihtarnamelerine icabet edilmediğini, bunun üzerine İstanbul 47. Asliye Ticaret Mahkemesinde 2012/274 Esas sayılı davası ile davalı şirkete kayyum atanması talebiyle dava ikame edildiğini, davanın yasanın genel uygulaması ve ticari şirketlere müdahalenin sınırlı tutulması görüşü ile reddedildiğini, ancak 2012 yılı itibari ile dağıtılmayan 26.092,009 TL kar payı bulunduğu, aynı şekilde 2012 yılı dahil takip eden yıllara ait kar paylarının da dağıtılmadığı, şirket defterlerinin usulüne uygun tutulmadığı,
...'ın cari hesap alacağından davacının hesabına isabet eden 22.563,00 TL'nin ödenmediği, dava dışı ortak ...'ın nasıl elde edildiği bilinmeyen 472.625,00 TL”'sı gibi yüksek miktarda bir para ile şirketin altın/kredi hesap borcunu ödeyerek şirketten alacaklı duruma geldiği, davalı şirketin özvarlığını sürekli olarak arttırdığı,
2010 yılında şirketin banka hesaplarında yer alan 112.696,00 TL'dan 100.000,00 TL'lik bir kısmın şirket ortağının alacağı tanımı altında dava dışı yönetici ortak ...'a ödendiği hususlarının tespit edildiğini, ...'ın vefatının akabinde dava dışı şirket yöneticisi ve hakim ortak ... ve diğer ortaklar ... ve ...'la davacının arasında çok ciddi boyutlara ulaşan sorunlar yaşanmaya başlandığını, İstanbul 2. Aile Mahkemesinde 2011/2 D.İş-2 karar sayılı ilamı ile davacının lehine, ... aleyhine koruma kararı verildiğini,
İstanbul 11. Aile Mahkemesinin 2012/122 D.İş -122 K.sayılı ilamı ile de bu defa davacının aleyhine ... ve ... lehine koruma kararı verildiğini, İstanbul 36. Sulh CezaMahkemesinde 2011/858 Esas sayısı ile görülen dava neticesinde davacı ile diğer şirket ortağı aile mensuplarının birbirlerine karşı olan eylemlerinin cezalandırılmasına karar verildiğini, diğer şirket ortaklarının davacının aleyhine bir arada ortaklaşa yaşadıkları murisleri ...'dan kalan evin izalei şüyu yoluyla satılması için İstanbul 2. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2014/898 Esas sayılı dosyası ile dava açtıklarını, davanın halen derdest olduğunu,
davalı şirketin bir aile şirketi olmasına rağmen davacı ile dava dışı şirket ortakları ve aile mensupları arasında her anlamda birlikte yaşamayı ve çalışmayı imkansız kılan çok ciddi görüş ayrılıkları ve sorunlar mevcut olduğunu,
davacının davalı şirketten yasal haklarını almak bir yana şirketin mali durumu ile ilgili en ufak bir bilgiye dahi ulaşamaması ve bu durumun mali ya da idari risklerden de haberdar olmamasına yol açması ve ileri de kendisi için telafisi imkansız zararlar doğurması tehlikesi karşısında mevcut şirket ortaklığının sağlıklı bir şekilde devam etme imkanı ve ihtimali kalmadığını ve davalı şirketten yasal haklarını tahsil ederek ayrılmanın davacı için bir zorunluluk haline geldiğini, dava dışı yönetici hakim ortak ...'ın davalı şirket üzerinde tam bir hakimiyet ve kontrolünün bulunması,
şirkete ait defterlerin usulüne uygun tutulmaması ve bilirkişi raporları ile de tespit edildiğinden şirketle yönetici ortak arasında kaynağı belirsiz borçlanma ve geri ödemelerin bulunması gerçeği karşısında TTK'nın 638/2. Maddesi gereğince davacının durumunun teminat altına alınması amacıyla.
Davacının haklarının telafisi imkansız şekilde zarar görmemesi ve dava dışı yönetici -ortakların mal kaçırmasını engellemek amacıyla ön inceleme duruşması beklenmeksizin tensip zaptı ile mahallinde keşif kararı verilmesine, şirketin dükkanında keşfen bilirkişi marifeti ile başta altın stoku olmak üzere sayım ve tespit yapılmasına, Şirketin banka hesaplarındaki ve kasalardaki nakdi bilgilerinin müzekkere yoluyla sorulmasına, Şirket defterlerinin davanın başlangıcı itibari ile (ileride yapılacak değişikliklere engel olmak amacıyla) incelenmesine,
-Davacının kazanılmış hak kapsamında bulunan 26.092,00 TL kar payı ve hissesine düşen cari alacak payı olan 22.563,00 TL'sı için şirket malvarlığına tedbir konulmasına ve bu yıllara ait kar payı alacağının yasal faiziyle tahsiline, Davacının 2012,2013 ve 2014 yılları alacaklarına mahsuben en az 100.000,00 TL'sı değerinde kar payı alacağını güvence altına almak için şirket malvarlığı üzerine tedbir konulmasına ve bu yıllara ait kar payı alacağının yasal faiziyle tahsiline, Davacının hissesi oranında şirketin başta altın stoku olmak üzere tüm malvarlığına tedbir uygulanmasına, Gerekli görüldüğü taktirde şirkete kayyum atanmasına,
Karar verilmesini tedbiren talep ettiklerini, beyan ve iddialar ile yargılamada kanıtlanacak bulgular çerçevesinde davanın kabulü ile davacının ortaklıktan çıkarılmasına ve yasal hakkının ödenmesine, ön inceleme duruşması beklenmeksizin tensip zaptı ile TTK 638/2 madde uyarınca davacının haklarını koruyacak şekilde talepleri çerçevesinde önlemler alınmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle.
Davacı vekilinin hazırlamış olduğu dilekçe ile farklı hukuki temellere ilişkin taleplerini yasaya aykırı bir şekilde tek bir dilekçe ile talep ettiğini, davacı vekilinin esasen davalı şirketten ayrılmayı talep ettiğini, ayrılma talebi ile birlikte talep edilen yasal hakkın bedelinin tam ve net olarak belirlenmediğini, davacının sahip olduğu sermaye payı ve bedelinin belli olup, talebin en fazla bu miktar kadar olabileceğini, ancak davacının söz konusu miktarı belirtmediğini ve bu yönü ile dava dilekçesinde bulunması gereken zorunlu unsurun ihtiva edilmediğini,
bu minvalde 6100 Sayılı Kanunun 119 uncu maddesinin d bendi gereğince zorunlu olarak bulunması gereken “Davanın konusu ve malvarlığına ilişkin davalarda, dava konusunun değeri” şartının ihtiva edilmemiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, söz edilen usul itirazları dışında dava dilekçesinde TTK madde 638/2 hükmü uyarınca şirketten ayrılmanın talep edilmiş olması yanında dilekçe muhtevasında dağıtılmayan kar payları gibi dava konusu hukuki dayanak ile uyuşmayan taleplere de yer verildiğini, davacı yanın HMK 119/8 hükmü gereğince “Açık bir şekilde talep sonucu”nu belirtmediğini,
bu nedenle davacı vekilinin talebinin ne olduğunun açık ve net bir şekilde yasal dayanakları ile belirtilmesi ile mecburiyeti hasıl olduğunu, dava dilekçesinde belirtilen ortaklığın çekilmez hale gelmesine davacının sebebiyet verdiğini, davalı şirketin diğer ortakları ve aynı zamanda kardeşleri olan dava dışı kişilere ağır hakaretler ettiğini, bununla yetinmeyerek zarar verme kastı ile her türlü fiilde bulunduğunu ve ceza konusunda dahi olaylar sergilediğini, ortaklığın birlikte yönetilmesinin imkansızlaşması halinin doğru olup, bu halin oluşmasında davalı şirketin bir kusuru bulunmadığını,
davacı yanın kendi kusur ve fiilleri neticesinde vuku bulan halden davalı şirketin bir kusuru bulunmadığını, davacı yanın davalı firmadan ayrılma isteğini usulüne uygun hiçbir zaman taraflarına bildirmediğini, ayrıca pay sahipliği nedeniyle sahip olduğu yönetim hakkını da kötüye kullanmak saiki ile hareket ettiğini, bu ve yasal zorunluluklar nedeni ile davalı firma yönetiminin ...'a verildiğini, dava dışı ...'ın gerçekleştirmiş olduğu işlemlerin usulsüz olduğunun iddia edilmesi huzurdaki davanın konusunu teşkil etmediğini, söz konusu tarafin taraf ehliyeti başka olan yasal dayanakları farklı olan bir başka davanın konusunu teşkil ettiğini,
bu nedenle davacı yanın kaynağı belli olmayan paranın şirkete sokulduğu, şirketin usulsüz olarak yönetildiği iddialarının gerçeği yansıtmadığı gibi huzurdaki davanın inceleme konusunu da teşkil etmediğini, kabul anlamına gelmemek ile birlikte davalı firma nezdinde gerçekleştirilmiş olan tüm işlemlerin yasal mevzuat çerçevesinde hukuka uygun şekilde yerine getirildiğini belirtmek istediklerini, muhasebe kayıtlarının incelenmesinden yönetimin tam ve usulüne uygun olduğu,
dava dışı ...'ın kendi şirketini satarak bedelini baba yadigarı şirketi kurtarmak için yatırdığı ve büyük özveri ile çalıştığının belirleneceğini, davacı yanın haksız talepleri ile çalışmakta olan davalı firmanın işlemez hale gelmesini ve kötü niyetlerinin aracı olarak tedbir talebinde bulunduğunu, davacı yan tarafından kayyum atanması için açılan davanın daha önce reddedildiğini, davacı yanın kesinleşen bir karar ile reddedilmiş olan talebini hukuka aykırı bir usul ile yeniden talep etme yoluna gittiğini,
davalı tarafından da söz konusu ortaklığın devamına ilişkin olarak ciddi çekincelerin bulunması muvacehesinde dava konusu şirketten ayrılma hususuna ilişkin olarak taraflar arasında gerekli görüşmelerin yapılması için uzlaşma hususunda taraflarına süre verilmesini talep ve beyan etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesi 09/07/2024Tarih ve 2015/416 Esas - 2024/601 Karar sayılı kararında;"....Dava ve karşı dava birlikte değerlendirildiğinde limited şirketler açısından ortaklıktan çıkma ve çıkarılma koşullarıın oluşup oluşmadığının incelenmesi gerekmektedir.TTK m.638 maddesine göre;"1.Şirket sözleşmesi, ortaklara şirketten çıkma hakkını tanıyabilir, bu hakkın kullanılmasını belirli şartlara bağlayabilir.2.
Her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir. Mahkeme istem üzerine, dava süresince, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebilir" TTK'nin 640. maddesinin 3. Fıkrası ile,
limited şirketlerde esas sermayenin yansından fazlasına sahip bulunan ortakların mutlak ekseriyeti tarafından muvafakat edilmek şartıyla limİtcd şirketin, muhik (haklı) sebeplerden dolayı bir ortağın şirketten çıkarılmasını mahkemeden isteyebileceği hüküm altına alınmıştır.Mahkememiz dosyasının davacısının davalı şirketin ortağı olup, ancak hali hazırda şirkette herhangi bir idare ve temsil yetkisi bulunmadığı anlaşılmıştır.
Limited şirketlere ait kısımda yer alan 638. maddedeki çıkma talebinin haklı bir sebebe dayanması gerekmektedir.
Ancak anılan yasa maddesinde haklı nedenler sayılmadığı gibi, davalı şirket ana sözleşmesinde de bu husus düzenlenmediğinden, haklı nedenlerin varlığının hakim tarafından değerlendirilerek geçerli olup olmayacağı belirlenecektir.Davalı şirketin hiç kâr payı dağıtım kararı almadığı, ceza davaları da dahil bir çok davaların bulunması sonucu husumet oluştuğu, tarafların dava sürecindeki beyanları dikkate alındığında; davacı açısından haklı sebeple çıkma koşulunun oluştuğu kanaatine varılmıştır.Nihai olarak; raporlarda da yer verildiği üzere şahıs yönü ağır basan şirketin ortakları arasında aynı amaç için çalışma azmi kalmadığı,
karşılıklı beyanlar dikkate alındığında ortaklığı birlikte devam ettirmelerin mümkün olmadığı, davacının şirketten çıkması noktasında iradelerin uyuştuğu anlaşılmakta olup, davacı tarafın ortaklıktan çıkmaya yönelik davası kabul edilmiştir.
Bu durumda TTK md 641 hükmü dikkate alındığında her durumda (ortağın çıkması veya ortaklıktan çıkartılması) sermaye payının gerçek değerine uygun bir ayrılma akçesine hak kazanacağından, bilirkişilerce sunulmuş olan en son raporda yer alan ve mahkememizce de uygun görülen 127.840,76 TL çıkma payının davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.Davacı vekili, bankadan altın kredisi çekildiğini ve bu kredi de dikkate alınarak şirketin faaliyeti gereği keşifte belirlenen altın miktarından daha fazla altın olduğunu/olması gerektiğini ileri sürerek,
bu kapsamda 2.197,64 gram 24 ayar altın karşılığı 5.516.076,00 TL ayrılma akçesinin ödenmesini talep etmiş ise de, dosya içeriği ve bilirkişi raporları, ayrılma akçesinin hesabının nasıl yapılacağına dair yasal mevzuat ile birlikte bir bütün halinde değerlendirildiğinde bahsi geçen altın miktarına ilişkin ticari defter ve kayıtlara/ bilançolara yansıyan bir kayıt tespiti yapılamadığından, talepleri mahkememizce kabul görememiştir..."gerekçesi ile, ''1-Davanın kabulü ile davacı ...'ın davalı şirket ortaklığından haklı nedenle çıkmasına,
2-Davacı için çıkma payı olarak 127.840,76 TL'nin davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine '' karar verilmiş ve tarafların Kararı İstinaf Etmemesi Üzerine hükmün 22/10/2024 tarihinde kesinleştiği, 24/10/2024 tarihli kesinleşme şerhinden anlaşılmıştır.Davacı vekili e imzalı olarak uyap sisteminden 30/10/2024 tarihinde gönderdiği tavzih dilekçesi ile.
Gerekçeli kararda, 2011 yılı stokları dikkate alınmış ve enflasyon kaybı da o yıldan buna göre kadar düşülmüş olması karşısında, müvekkili alacağına 2011 yılından itibaren faiz tahakkuk ettirilmesi gerektiğinin tavzihine ve kararın buna göre düzeltilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ 23/12/2024 TARİH, 2015/416 ESAS, 2024/601 KARAR SAYILI EK KARARINDA;"Dosyanın incelenmesinde; dava dilekçesinde ve diğer aşamalarda davacı vekili tarafından sunulan dilekçelerde ayrıca faiz istenilmediğinden ve özellikle davanın niteliği itibari ile ayrılma akçesine (çıkma payına) ayrıca kapital faiz verilemeyeceğinden, mahkememiz kararında tashih veya tavzihi gerektirir bir durum olmayıp davacı vekilinin talebinin reddine karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..." "Davacı vekilinin tavzih talebinin reddine," karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle.
İlk derece mahkemesi kararının usule ve yasaya aykırı olduğunu, tanık beyanlarının hatalı değerlendirildiğini, keşif sırasında tespit edilen fiili altın stokların miktarı, ayrılma akçesi hesaplamasının hatalı yapıldığını, bilirkişi heyeti, 2012 yılı defter ve kayıtlarını ve bilançolarını dikkate alarak inceleme yapmış ve rapor hazırlamış ise de, davalı şirketin stoklarının altın olduğu gerçeğini gözden kaçırıldığını ve sanki kaydi hesap tutulabilen bir işletmeymiş gibi değerlendirerek rapor tanzim edildiğini, ancak davalı şirketin tüm stoklarının,
alacaklarının ve borçlarının altın bazında olduğunu ve hesaplamaların da bugünün altın gram değeri karşılığı yapılması gerektiğini, ilk derece mahkemesince itirazlarının dikkate alınmadığını, davalı şirket Müdürü ...ın davada duruşmaya davet edildiğini, davalı şirket defter ve kayıtlarına kendisini alacaklandırma yönünde kaydın yapılmasını ve alacağının sebep ve gerekçesinin sorulduğunu, bu hususta ...'ın hiç bir geçerli açıklama yapamadığını, buna rağmen bu defterlere işlenen kayıtların bilirkişilerce dikkate alındığını ve ...'ın alacaklıymış gibi kabul edildiğini,
mahkemece verilen kararda yazan ayrılma akçesi hesaplamasının 2012 yılından itibaren tutulan gerçek dışı kayıtlar dikkate alınarak yapıldığını, buna rağmen faiz hesaplaması yapılmadığı söylenerek karar verildiğini, Davada verilen kararın tavzihi ve tashihini içeren dilekçelerinin de mahkemece 24/12/2024 tarihli Ek Karar ile reddedildiğini, söz konusu ek kararın da usule ve yasaya aykırı olduğunu,İleri sürerek, ilk derece mahkemesi ek kararının iptali ile ortadan kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava, haklı nedenle limited şirket ortaklığından çıkma ve ayrılma akçesinin ödenmesine ilişkindir.Mahkemece, 1-Davanın kabulü ile davacı ...'ın davalı şirket ortaklığından haklı nedenle çıkmasına, 2-Davacı için çıkma payı olarak 127.840,76 TL'nin davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine,
karar verilmiştir.İlk Derece Mahkemesince verilen 09/07/2024 Tarih ve 2015/416 Esas - 2024/601 Karar sayılı karar taraf vekillerine 07/10/2024 tarihinde tebliğ olunmuş, "Tarafların Kararı İstinaf Etmemesi Üzerine" hükmün 22/10/2024 tarihinde kesinleştiği 24/10/2024 tarihli kesinleşme şerhinden anlaşılmıştır.Davacı vekili e imzalı olarak uyap sisteminden 30/10/2024 tarihinde gönderdiği tavzih dilekçesi ile.
Gerekçeli kararda, 2011 yılı stokları dikkate alınmış ve enflasyon kaybı da o yıldan buna göre kadar düşülmüş olması karşısında, müvekkili alacağına 2011 yılından itibaren faiz tahakkuk ettirilmesi gerektiğinin tavzihine ve kararın buna göre düzeltilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi 23/12/2024 tarih ve 2015/416 Esas - 2024/601 Karar sayılı ek kararı ile.
"Davacı vekilinin tavzih talebinin reddine," karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davacı vekilinin ek karara yönelik istinaf sebepleri incelendiğinde;6100 Sayılı HMK.'nın 305 Maddesinde; '' (1) Hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir.
(2) Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez,'' hükmü düzenlenmiştir.Hakim tavzih yolu ile hükümde unutmuş olduğu talepler hakkında karar verip bunu hükmüne ekleyemez. Bunun gibi hüküm verirken unutmuş olduğu vekalet ücreti veya faiz hakkında tavzih yolu ile bir karar verip bunu hükmüne dahil edemez.
Aynı şekilde kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişki de tavzih yolu ile giderilemez. Bütün bu anlatımlardan çıkan netice tavzih yolu ile kesinleşmiş olan hükmün sınırlandırılamayacağı, genişletilemeyeceği ve değiştirilemeyeceğidir.
(Prof.Dr.Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü, Altıncı Baskı 2001 cilt 5, sayfa 5270 vd.).Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay irdelendiğinde; davacı vekilinin talebi kesinleşmiş mahkeme kararında, hükmedilen alacağa 2011 yılından itibaren faiz tahakkuk ettirilmesine ilişkin olduğu,
davacı vekilin tavzih talep ettiği husus HMK'nın 305 Maddesinde öngörülen tavzih yolu ile düzeltilebilecek hususlardan olmayıp HMK 305/2 maddesi uyarınca, hüküm fıkrasının taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar tavzih yoluyla genişletilemeyeceği ve değiştirilemeyeceğinden ilk derece mahkemesince verilen tavzih talebinin reddine dair ek kararı usul ve yasaya uygun olup davacı vekilinin ek karara yönelik istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen 09/07/2024 Tarihli gerekçeli karar taraf vekillerine 07/10/2024 tarihinde tebliğ olunmuş, "Tarafların Kararı İstinaf Etmemesi Üzerine" hükmün 22/10/2024 tarihinde kesinleştiği anlaşılmakla.
Davacı vekilinin gerekçeli karara yönelik istinaf sebepleri dairemizce değerlendirilmemiştir.Bu nedenle, ilk derece mahkemesince verilen tavzih talebinin reddine dair 23/12/2024 tarihli ek kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, bu karara karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2025/219, K. 2025/336, 27 Şubat 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama