KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 16 Ocak 2025
- Dosya no
- 2022/1762
- Karar no
- 2025/60
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 15/02/2022
- Numarası
- 2020/638 Esas - 2022/111 Karar
- Davanın konusu
- Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan
Karar Metni
3.623 kelime·18 dk okuma·2 bölüm
Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen davanın yapılan yargılaması neticesinde verilen karara ilişkin davalı tarafından süresi içerisinde istinaf edilmesi üzerine, istinaf dilekçesinin esasa kaydı sonrası dosya içerisindeki bütün belge, bilgi ve kağıtlar okundu.
GEREĞİDÜŞÜNÜLD Ü
Dava; davacı yanın davalı yana, kambiyo senedine dayanarak başlatılan,... (yetkisizlik kararı öncesi eski esas numarası; ...) sayılı icra takip dosyasından dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkindir.Davalı; davaya cevap vermemiş olup, davalı asilin katıldığı 3. celsede. "Davalı asilin iştirak ettiği üçüncü celsede.
"Davacı tarafın istenilmesini istediği tanıkların bende dinlenilmesini istiyorum. ... benle davacı arasındaki ilişkide aracılık edip komisyon almıştır. Davacının üç adet aracı vardı, bunların banka borçları vardı. Ben davacının iki aracını satın aldım. Aracın birini teslim aldım, ancak sonrasında banka borcu nedeniyle araç serviste haczedilmiştir. Bu senet benim teslim edilmeyen araç nedeniyle alacağımdır.
Borçları temizledikten sonra iki aracı satın alıp senetleri iade edecektim" şeklinde beyanda bulunduğu, dördüncü celsede ise.
"Ben karşı tarafın söylediği gibi davaya konu senedin araç satış sözleşmesinin teminatı olarak verildiğini kabul etmiyorum, aramızda böyle bir sözleşmenin yapıldığı sabittir, aracın banka avukatları tarafından bulunup haczedildiği konusu doğru değildir, kendileri aracın serviste olduğunu ihbar edip haczettirmiştir, aramızdaki ilişki ilk olarak araç satış sözleşmesi adlı ... plakalı aracın satışı ile başlamıştır, ben bu aracın kredi borçlarını ödeyerek aracı üstüme alacaktım, ancak araçta motor arızası tespit edildi ve servise götürüldü,
sözleşmenin 6. Maddesindeki "satıcıdan 35.000 TL satış karşılığı alıcıya bir adet senet verilmiştir" şeklindeki senet teminat senedidir, ancak o senedin arkasında teminat olduğu yazılıdır, takibe konu senet davacının diğer iki aracından biri için almış olduğumuz senettir, yani bu senet benim diğer araç ödediğim 35.000 TL'nin karşılığıdır, ben bu senedi alacağıma ulaşamadığım için takibe koydum, davanın reddine karar verilsin, davacı tarafça söylenenin çok çok üzerinde bir araç arızası ortaya çıkmıştır, ayrıca aracın servisten çekilerek götürüldüğüne dair beyanım doğrudur,
dinlenmesini talep ettiğim tanıklarda dava ile ilgili beyanda bulunacaklardır." dediği görülmüştür." şeklinde beyanda bulunmuştur. İlk derece mahkemesince;"Dava.
16/05/2011 tanzim 15/12/2011 vade tarihli 35.000 TL bedelli senedin taraflar arasındaki Araç Satış Sözleşmesi kapsamında verilmiş bir teminat senedi olduğu ile teminat fonksiyonu gerçekleşmemiş olmasına rağmen senedin davalı yanca iade edilmeyerek takibe konulduğundan ve senedin vade tarihinin anlaşmaya aykırı atılarak senedin takibe konulduğu tarihte zamanaşımına uğramış olduğundan bahisle açılan menfi tespit davasıdır.Senedin vade tarihinin anlaşmaya aykırı doldurulduğu iddiası ancak yazılı delille ispatlanabilir olup,
dosya kapsamında bu hususu ispatlar yazılı delil mevcut olmadığından ve davacı yan mahkememizce hatırlatılan yemin deliline rağmen yemin teklifinde bulunmadığından, senet vade tarihinin anlaşmaya uygun olduğu kabul edilmiştir.Davacı aleyhine kambiyo takibinin ilk olarak ... sayılı dosyası ile 14/11/2014 tarihinde başlatıldığı, senedin 15/12/2011 olarak yazılan vade tarihi itibarıyla 3 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşıldığından, davacı yanın zamanaşımına ilişkin iddiası yerinde görülmemiştir.Senedin teminat senedi olduğuna ilişkin iddia bakımından yapılan incelemede;
dosyaya ibraz edilen... plakalı aracın satışı hakkında yapılan Araç Satış Sözleşmesinin 6. maddesinde satıcı davacının dava konusu aracı devretmemesinin teminatı olarak 35.000 TL bedelli senedin alıcı davalıya verilmesinin kararlaştırıldığı, senet bedeli ve sözleşme tarihi bakımından senetle sözleşme arasında bağlantının bulunduğu,
nitekim davalı asilin de 4 nolu celsedeki tutanağa yansıyan beyanı ile sözleşmenin 6. maddesinde belirtilen senedin teminat senedi olduğunu kabul ettiği, bu ikrardan sonra söz konusu sözleşmede geçen senedin kambiyo vasfının bulunmadığı ile senedin teminat senedi olduğunun mahkememizce kabulünün gerektiği, davalı asilin beyanlarının devamında;
takibe konulan senedin sözleşmede geçen senet olmadığını, takibe konulan senedin davacının diğer iki aracından biri için alınmış olan senet olduğunu ve diğer araç için ödenen 35.000 TL'nin karşılığı olduğunu, bu senedi alacağına ulaşamadığı için takibe koyduğunu beyan etmek suretiyle, dosyaya sunulan Araç Satış Sözleşmesi kapsamında verilmiş olan bir teminat senedinin mevcut olduğu hususunu inkar etmeyip, takip konusu senedin başka bir araç hakkında verildiğini ve takip konusu senedin teminat senedi olmadığını söyleyerek bağlantısız bileşik ikrarda bulunduğu,
bu ikrar asıl vakıadan bağımsız olup bölünebileceğinden bu vakıa ile kendi lehine hak çıkaran davalının ortaya attığı yeni vakıayı ispatla mükellef olduğu, ispat yükünün yer değiştirdiği, davalı yanın dosya kapsamına bu yeni vakıayı ispata elverişli delil ibraz etmediği gibi, mahkememizin 5 nolu celse 3 nolu ara kararı ile verilen kesin sürede de ileri sürdüğü vakıaya dayanak taraflar arasında yapılmış olan ikinci araç satış sözleşmesini ve bu sözleşme gereğince yaptığı ödemelere ilişkin belgeleri de ibraz etmediği,
böylece takibe konu senedin dava dosyasına ibraz edilen ... plakalı aracın satışı hakkında yapılan Araç Satış Sözleşmesi kapsamında teminat senedi olarak verildiğinin kanıtlandığı anlaşılmakla, bu defa senedin teminat fonksiyonunun gerçekleşip gerçekleşmediği ile davalının senedi elinde tutarak takibe koymada haklı olup olmadığının belirlenmesinin gerektiği, sözleşmede geçen ... plakalı aracın kredi borçları ödenmediğinden ... talimat sayılı dosyası ile haczedilerek satıldığının tespit edildiği,
davalının sözleşme gereğince aracın kredi borçlarını ödememesi sebebiyle araç hazcedilerek satıldığından aracın borçları bittiğinde davalıya devrinin teminatı için davacı tarafça verilen senedin teminat fonksiyonu gerçekleşmediğinden senedin davacıya iadesinin gerektiği ancak davalı tarafça senet iade edilmeyerek davacı aleyhine takip başlatıldığı,
böylece davacının bu senet ve takip sebebiyle menfi tespit isteminde bulunmakta haklı olduğu tüm dosya kapsamı ile anlaşılmakla.." gerekçesi ile,"Davanın KABULÜ İLE, ... sayılı takip dosyası ve bu dosyaya dayanak 16/05/2011 tanzim, 15/12/2011 vade tarihli, 35.000 TL bedelli bono sebebiyle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, Takibin % 20'si oranındaki 9.992,64 TL kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine," şeklinde hüküm tesis edilmiştir.İlk derece mahkemesi kararına karşı, davalı asil tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.Davalı istinaf dilekçesinde özetle.
Her ne kadar, mahal mahkemesince davalı yanca davaya cevap verilmediği gerekçeli karara yazılmış ise de, vasi olan babasının 03/02/2021 tarihinde ve süresi içerisinde cevap dilekçesini sunduğunu, davacının davaya konu kambiyo senetlerinin 16/05/2021 tarihli araç satış sözleşmesinin teminatı olduğu,
dolayısıyla borçlu olmadıklarını, senedin zamanaşımına uğradığını, senetteki vade kısmının sözleşmeye aykırı olarak doldurulduğunu iddia ederek borçlu olmadıkları iddiasına dayalı eldeki menfi tespit davasını açtığını, aynı mahiyette İstanbul 17. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2019/400 Esas sayılı dosyasından açılan davanın reddedildiğini, kararın istinaf aşamasından geçerek kesinleştiğini, dolayısıyla kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, eldeki davada İstanbul 17. İcra Hukuk Mahkemesi'ne sunulan deliller haricinde herhangi başka bir delil sunulamadığını,
davacı tarafın sunduğu sözleşme ile iptali istenen bonoların aynı bono olmadığını, tüm bu sebeplerle; ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak davanın reddini savunmuştur.İstinaf sebeplerinin değerlendirilmesi ve gerekçe;Davacı yanın davalı yana, kambiyo senedine dayanarak başlatılan, ... (yetkisizlik kararı öncesi eski esas numarası; ...) sayılı icra takip dosyasından dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkin eldeki davada, ilk Derece Mahkemesi tarafından yukarıda yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verildiği,
verilen karara ilişkin olarak da davalı yanca, yine az yukarıda yazılı sebeplere dayanarak İstinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341. maddesi gereğince İstinaf Kanun yolu açık olan ve istinaf incelemesi açısından yasal şartları taşıdığı anlaşılan eldeki davada, İstinaf incelemesi, Hukuk Muhakeme Kanunu'nun 355. maddesinin amir hükmü gereğince resen nazara alınması gereken ve kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller dışında;
taraflarca yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunma kapsamında kalan ve istinaf dilekçesinde ortaya konulan istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.Dosya mündericatında yer alan, ... (yetkisizlik kararı öncesi eski esas numarası; ...) sayılı icra takip dosyasının incelenmesinde;
davalı- alacaklı tarafından davacı-borçlu hakkında, 35.000 TL bedelli bono alacağına istinaden faiz ve komisyon dahil toplam 49.963,22 TL alacağın tahsili amacıyla kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibi başlattığı, davacı- borçlu yanca icra takibine itiraz edilmediğinden takibinin kesinleştiği, akabinde de davacı- borçlu tarafından İstinaf incelemesine konu eldeki iş bu menfi tespit davasının açıldığı anlaşılmaktadır.
Dava; davacı yanın davalı yana, kambiyo senedine dayanarak başlatılan, ... (yetkisizlik kararı öncesi eski esas numarası; ...) sayılı icra takip dosyasından dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkindir.2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 170/b maddesinin aynı Kanun’un 72 nci maddesine yaptığı yollama gereğince kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte de menfi tespit davası açılabileceği açıkça anlaşılmaktadır. İİK’nin 72/1 nci maddesi.
"Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir" hükmünü haizdir. Buna göre borçlu, henüz aleyhine başlatılmış bir icra takibi yokken alacaklıya karşı borçlu bulunmadığının tespiti için menfi tespit davası açabileceği gibi aleyhine icra takibine başlanmasından sonra da menfi tespit davası açması mümkündür.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda kambiyo senetlerine ilişkin hükümler poliçe esası üzerine kurulmuştur.
Kanun koyucu, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise, ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir (TTK m. 778 ve 818).Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır.
Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar.
Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 133/2. maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur.
Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez.
Temel borç ilişkisinden doğan def’îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir (Bknz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 17.11.2022 Tarih ve 2020/11-698 Esas-2022/1545 Karar sayılı kararı).Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir.
Başka bir anlatımla borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir.
Bununla birlikte borçlunun takas def’îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir.Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır.
Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara, 1969, s. 16). Başka bir ifadeyle, bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir.
Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir.
Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 17.11.2022 Tarih ve 2020/11-698 Esas-2022/1545 Karar sayılı kararı).Bedelsizlik iddiası, TTK’nın 687. maddesi anlamında bir kişisel def’îdir.
Bedelsizlik bir kişisel def’î olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def’îni ileri sürebilir.Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı TBK’nın 77 ve devamındaki maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir.
Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def’îni dermeyan etme hakkını vermektedir (Bknz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 17.11.2022 Tarih ve 2020/11-698 Esas-2022/1545 Karar sayılı kararı).Kambiyo senedinin düzenlenmesinde en önemli unsur temel alacağın varlığıdır. Ancak temel alacağın senedin tanzimi anında mutlak surette varlığı gerekli değildir.
Başka bir ifadeyle kambiyo senedinin metninde muayyen bir meblağın yazılması gerekli ise de bu husus temel alacağın da muayyen olmasını gerektirmez; temel alacak doğduğu anda, senette yazılı olan miktardan az ise, senet kısmi bedelsizliğe uğrar (Bknz. İnan, s. 45). Bu itibarla taraflar arasında temel ilişkinin varlığına rağmen, temel alacağı doğmamış ancak doğması mümkün ya da şarta bağlanmış bir alacak için veyahut da cezai şarta ilişkin olarak kambiyo senedi düzenlenebilir.
Bu şekildeki bir alacağa bağlı olarak düzenlenen senet, vadesi gelmesine rağmen alacak doğmamışsa, o an için bedelsizdir. Fakat bu bedelsizlik geçici bir süre için olup, alacak doğunca senedin bedelsizliği alacak miktarı kadar ortadan kalkacaktır (Bknz. Ertekin, Erol/Karataş, İzzet: Uygulamada Ticari Senetler, Ankara, 1998, s. 693). Bu kapsamda kambiyo senedinin teminat amacıyla verildiği iddiası da temelinde bedelsizliğe dayalı bir iddiadır.
Ancak kural olarak kambiyo senedinin teminat olarak verilmesi senedin doğrudan bedelsizliğine yol açmaz; teminat altına alınan borcun yerine getirilmesi ve teminat ihtiyacının ortadan kalkması ile senet bedelsiz hâle gelir.Temel borç ilişkisindeki bir edimin teminatı olarak düzenlenen kambiyo senetlerinde, teminat ettikleri husus gerçekleşinceye kadar geçici bedelsizlik, gerçekleşince kesin bedelsizlik söz konusudur.
Eğer teminat ettikleri husus gerçekleşmez ise senette bedelsizlik ortadan kalkacaktır. Bir teminat senedinden söz edilebilmesi için ya senedi düzenleyen kişinin temel ilişkiden kaynaklanan ediminin (cezai şart öngörülen durumlar dışında) doğrudan doğruya belirli bir para borcunun ödenmesi olmaması yani paradan başka bir edim olması, ya da alacaklının uğrayacağı muhtemel zararları güvenceye bağlamak amacı ile senedi vermiş olması gerekir (Bknz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 17.11.2022 Tarih ve 2020/11-698 Esas-2022/1545 Karar sayılı kararı).Kambiyo senedinin üzerinde teminat kaydı var ise ancak neyin teminatı olduğu belirtilmemiş ise bu kayıt kambiyo senedinin mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz. Sadece teminat olduğuna dair eklenen bu kayda doktrinde mücerret teminat kaydı denilmektedir.
Buna karşılık senet üzerinde asıl borç ilişkisine atıf yapan veya ödemeyi şarta bağlayan kayıtlar olması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağından böyle bir senede dayanılarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılamaz.
Başka bir deyişle kambiyo senedinin teminat senedi olduğunun senet metninden anlaşılması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağı için senet hükümsüzdür ve bu hükümsüzlük; borçlu tarafından, lehtara veya ciranta konumunda olan hamile karşı da ileri sürülebilir.
Dolayısıyla senet metninden anlaşılan bu def’î mutlak def'î niteliğinde olup, üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.Senedin teminat senedi olduğu senet metninden anlaşılamıyor ise; senedin sözleşme ile bağlantısı kanıtlanmalıdır. Sözleşmede senedin vade, tanzim tarihi ve miktarlarına açık bir şekilde atıf bulunmalıdır. Senede açıkça atıf bulunan sözleşmede senedin teminat amacıyla verilmiş olduğu belirtilmiş olabilir (Bknz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, 15.09.2020 Tarih ve 2017/12-269 Esas-2020/591 Karar sayılı kararı).Bir kambiyo senedinin teminat senedi olduğundan bedelsizliğine dair iddia ile açılan menfi tespit davasında ispat yükü, genel ispat kurallarına ilişkin olan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi gereğince, iddia olunan bu vakıadan kendi lehine hak çıkaran senet borçlusuna ait olacaktır.
Zira borçlu olunan bir senede ilişkin açılan menfi tespit davasında senedin bedelsiz olduğuna dair iddianın ispatı sonucu verilecek olan karar ile sorumluluk ortadan kalkacaktır. Bu tür bir karar ile lehine hak kazanan, dava konusu senet borçlusu olduğundan anılan senedin bedelsiz olduğuna dair iddianın ispat yükü de yine senet borçlusu üzerindedir.
Ayrıca bir temel alacağın varlığına karine teşkil eden kambiyo senedinin teminat senedi olduğundan bahisle bedelsizliğine dair iddianın ispatı, karinenin aksini iddia eden senet borçlusu tarafından gerçekleştirilmelidir.Menfi tespit davasının konusunu oluşturan senedin bedelsizliğine dair iddiayı ispat yükü üzerinde olan senet borçlusu bu iddiasını, HMK’nın 201. maddesi gereğince ancak yazılı delille/kesin delille ispatlayabilir.
Zira bir kambiyo senedine bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, değeri ne olursa olsun tanıkla ispat olunamayacaktır.
Senede karşı senetle ispat kuralı olarak adlandırılan bu kuralın karşı tarafın muvafakati ve HMK’nın 202. maddesinde düzenlenen delil başlangıcı olarak adlandırılan iki istisnası mevcut olup anılan iki durumun gerçekleşmesi halinde senede karşı tanıkla ispat mümkündür (Bknz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 17.11.2022 Tarih ve 2020/11-698 Esas-2022/1545 Karar sayılı kararı).Tüm bu açıklamalar kapsamında somut dava incelendiğinde; davanın, davacı yanın davalı yana, kambiyo senedine dayanarak başlatılan, ... (yetkisizlik kararı öncesi eski esas numarası; ...) sayılı icra takip dosyasından dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkin olduğu.
Somut davada, dava ve takip konusu senedin üzerinde teminat olarak verildiğine dair herhangi bir kayıt yok ise de, yerel mahkemenin gerekçeli kararında; "...dosyaya ibraz edilen ... plakalı aracın satışı hakkında yapılan Araç Satış Sözleşmesinin 6. maddesinde satıcı davacının dava konusu aracı devretmemesinin teminatı olarak 35.000 TL bedelli senedin alıcı davalıya verilmesinin kararlaştırıldığı, senet bedeli ve sözleşme tarihi bakımından senetle sözleşme arasında bağlantının bulunduğu,
nitekim davalı asilin de 4 nolu celsedeki tutanağa yansıyan beyanı ile sözleşmenin 6. maddesinde belirtilen senedin teminat senedi olduğunu kabul ettiği, bu ikrardan sonra söz konusu sözleşmede geçen senedin kambiyo vasfının bulunmadığı ile senedin teminat senedi olduğunun mahkememizce kabulünün gerektiği, davalı asilin beyanlarının devamında;
takibe konulan senedin sözleşmede geçen senet olmadığını, takibe konulan senedin davacının diğer iki aracından biri için alınmış olan senet olduğunu ve diğer araç için ödenen 35.000 TL'nin karşılığı olduğunu, bu senedi alacağına ulaşamadığı için takibe koyduğunu beyan etmek suretiyle, dosyaya sunulan Araç Satış Sözleşmesi kapsamında verilmiş olan bir teminat senedinin mevcut olduğu hususunu inkar etmeyip, takip konusu senedin başka bir araç hakkında verildiğini ve takip konusu senedin teminat senedi olmadığını söyleyerek bağlantısız bileşik ikrarda bulunduğu,
bu ikrar asıl vakıadan bağımsız olup bölünebileceğinden bu vakıa ile kendi lehine hak çıkaran davalının ortaya attığı yeni vakıayı ispatla mükellef olduğu, ispat yükünün yer değiştirdiği, davalı yanın dosya kapsamına bu yeni vakıayı ispata elverişli delil ibraz etmediği gibi, mahkememizin 5 nolu celse 3 nolu ara kararı ile verilen kesin sürede de ileri sürdüğü vakıaya dayanak taraflar arasında yapılmış olan ikinci araç satış sözleşmesini ve bu sözleşme gereğince yaptığı ödemelere ilişkin belgeleri de ibraz etmediği,
böylece takibe konu senedin dava dosyasına ibraz edilen ... plakalı aracın satışı hakkında yapılan Araç Satış Sözleşmesi kapsamında teminat senedi olarak verildiğinin kanıtlandığı..." şeklindeki isabetli gerekçesi ile de tespit edildiği üzere, takip ve dava konusu senedin, davanın tarafları arasında akdedilen ve ... plakalı aracın satışına ilişkin olan Araç Satış Sözleşmesinin 6. maddesi kapsamında, dava konusu aracın devredilmemesine karşılık teminat olarak alındığının, eş söyleyişle senedin teminat senedi olduğunun anlaşıldığı;Bu durumda da takip dayanağı senet teminat senedi olduğundan,
somut olayda olduğu gibi bedelsizliğine dair iddia ile açılan menfi tespit davasında ispat yükünün, genel ispat kurallarına ilişkin olan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi gereğince, iddia olunan bu vakıadan kendi lehine hak çıkaran davacı- senet borçlusuna ait olduğu, bu durumun da yine yerel mahkemenin gerekçeli kararında; "... sözleşmede geçen ... plakalı aracın kredi borçları ödenmediğinden İstanbul ...
İcra Müdürlüğünün ... talimat sayılı dosyası ile haczedilerek satıldığının tespit edildiği, davalının sözleşme gereğince aracın kredi borçlarını ödememesi sebebiyle araç hazcedilerek satıldığından aracın borçları bittiğinde davalıya devrinin teminatı için davacı tarafça verilen senedin teminat fonksiyonu gerçekleşmediğinden senedin davacıya iadesinin gerektiği..." şeklindeki isabetli gerekçesi ile ispat edildiği ve sonuç olarak da senedin bedelsiz kaldığının anlaşıldığı;Yine davalı yanca İstinaf başvuru dilekçesinde;
"...-Davacı taraf bu hususta daha önce aynı mahiyette İstanbul 17. İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/400 Esas sayılı dosyasından dava açmış ve davası reddedilmiştir. Davacı taraf ret kararını istinaf etmiş olup İstanbul BAM 21. Hukuk Dairesinin 2020/663 E. Sayılı dosyasından istinaf talebi reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.
Davacının dava dilekçesindeki iddaları ile ilgili kesin hüküm olup mahkemece öncelikle kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirdi. -Davacı tarafça açılan iş bu davada İstanbul 17. İcra Hukuk Mahkemesine sunulan deliller haricinde başka delil sunulmamıştır..." şeklinde İstinaf sebebine dayanılmış ise de;
icra mahkemesinin takip hukukuna ilişkin kararlarının, yalnız verilmiş oldukları icra takibinde veya daha sonra yapılacak olan yeni bir icra takibinde kesin hüküm teşkil edeceği, buna karşılık, icra mahkemesinin takip hukukuna ilişkin kararlarının (istihkak davaları ve ihalenin feshi talebinin reddine ilişkin kararları hariç), genel mahkemelerde açılan davalarda, esas hak bakımından (maddi anlamda) kesin hüküm teşkil etmeyeceği anlaşıldığından (Bknz.
Yargıtay 3. H.D.'nin, 07/09/2021 Tarih ve 2021/5051 Esas-2021/7929 Karar sayılı kararı) yerel mahkemece yargılamaya devam edilerek karar verilmiş olmasının isabetli ve yerinde olduğu.
Ve yine davacı yanca İstinaf başvuru dilekçesinde; "...Gerekçeli kararda mahkemece usulüne uygun tebligata rağmen davaya cevap vermediğim yazılı olup dava dilekçesinin tebliğ olduğu zaman vasim olan babam ..., 03.02.2021 tarihinde süresi içerisinde cevap dilekçesi sunmuş olup cevap dilekçesi uyap ortamında mevcuttur.
Dosyada olup olmadığını bilemiyorum..." şeklinde İstinaf sebebine dayanılmış ve davalı yanın iş bu yöndeki beyanı da dosya kapsamında yer alan ve süresi içerisinde sunulan cevap dilekçesinin varlığı kapsamında yerinde ise de; yerel mahkemece yapılan yargılamada, davalı yanın cevap dilekçesinde ileri sürdüğü tüm hususların tartışıldığı ve dolayısıyla da gerekçeli kararda.
"Davalı yan usulüne uygun tebligata rağmen davaya cevap vermemiştir" şeklinde bir açıklamaya yer verilmiş olmasının, yapılan yargılama ve toplanan deliller ile davalı yanın cevap dilekçesi içeriği hep birlikte değerlendirildiğinde, davalı yan açısından savunma hakkının ihlalini gerektirecek ve hak kaybına yol açacak bir sonuç doğurmadığı ve dolayısıyla da bu durumun, kararın sonucuna bir etkisinin de bulunmadığı;Sonuç olarak da; yerel mahkemece verilen "Davanın kabulüne" ilişkin kararının yerinde ve isabetli olduğu anlaşılmıştır.Bu itibarla da;
tarafların iddia ve savunmaları ile dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine ve İlk Derece Mahkemesi'nin objektif, mantıksal ve bilimsel veriler ile dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine, davanın vasıf- mahiyetine, ispat hukuku hükümleri çerçevesinde delillerin takdirinde ve hukuki mevzuatın olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamasına göre,
ayrıca istinaf talebine konu kararın hukuki güvenlik ve istikrarın temini açısından uygulama hukukuna yönelik istikrar kazanmış yüksek mahkeme kararlarına ile yargısal içtihatlara uygun olarak Dairemiz'ce de benimsenen usule ve maddi hukuka ilişkin yasal ve hukuksal gerekçelere dayandırılarak verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebeplerinin karar yerinde tartışıldığı, bu doğrultuda ortaya konulan gerekçenin isabetli olduğu değerlendirilerek; davalı yanın istinaf talepleri yerinde görülmemiş, açıklanan nedenlerle de, davalı yanın istinaf başvurusunun HMK.
353/1-b.1. maddesi gereğince, esastan reddine karar vermek gerektiği kanaatine varılmakla, oy birliği ile aşağıdaki hükmün kurulması cihetine gidilmiştir.
HÜKÜ M
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesi, E. 2022/1762, K. 2025/60, 16 Ocak 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama