Zamanaşımı, alacak hakkının kendisini değil, onu dava yoluyla isteme imkânını sınırlayan bir savunma aracıdır. Türk Borçlar Kanunu, sözleşme türüne ve alacağın niteliğine göre farklı süreler öngörür. Bu rehber, sözleşmeden doğan tazminat taleplerinde zamanaşımının nasıl işlediğini ve alacak miktarının hangi kalemlerden oluştuğunu açıklar.
Zamanaşımı Bir Def'i midir, İtiraz mı?
Zamanaşımı kural olarak bir def'idir; yani hâkim tarafından kendiliğinden dikkate alınmaz, borçlu tarafından ileri sürülmesi gerekir. Bu ayrım pratikte kritiktir: süresinde ileri sürülmeyen bir zamanaşımı def'i, borçlunun aleyhine sonuç doğurabilir. Genel alacaklar ile dönemsel edimler için TBK farklı süreler benimsemiştir; bu nedenle her alacağın hangi rejime tabi olduğu ayrıca belirlenmelidir.
Sürenin Başlangıcı ve Durması
Zamanaşımı, kural olarak alacağın muaccel olduğu, yani istenebilir hale geldiği andan itibaren işlemeye başlar. Bazı hallerde süre durur veya kesilir; örneğin borçlunun borcu ikrar etmesi ya da dava açılması süreyi kesen sebepler arasındadır. Süre kesildiğinde, o ana kadar işleyen süre yanar ve yeni bir süre baştan işlemeye başlar.
Tazminat Kalemleri Nasıl Belirlenir?
Sözleşmenin ihlalinden doğan tazminatta amaç, alacaklıyı sözleşme hiç ihlal edilmemiş gibi bir duruma getirmektir. Talep kurulurken kalemler ayrı ayrı gerekçelendirilmelidir:
- Fiilî zarar: malvarlığında meydana gelen somut azalma
- Yoksun kalınan kâr: ihlal olmasaydı elde edilecek makul kazanç
- Temerrüt faizi: borçlunun temerrüde düşmesinden itibaren işleyen faiz
Talep Öncesi Kontrol Edilmesi Gerekenler
- Alacağın muaccel olduğu tarihin belgeyle tespiti
- Süreyi kesen bir işlem (ihtar, ikrar, ödeme) olup olmadığının araştırılması
- Zararın somut belgelerle (fatura, sözleşme, yazışma) desteklenmesi
Zamanaşımı hesabı, sözleşmenin türüne ve olayın gelişimine göre değişir; hatalı bir başlangıç tarihi, hakkın kaybına yol açabilir. Bu nedenle alacak talebi hazırlanmadan önce sürelerin bir hukukçu tarafından somut olay üzerinden gözden geçirilmesi yerinde olur.