İçeriğe geç
AC
1. Ceza Dairesi Esas: 2025/2664 Karar: 2025/6033 Tarih: 2025

Yargıtay 1. Ceza Dairesi E.2025/2664 K.2025/6033

1. Ceza Dairesi 2025/2664 E. , 2025/6033 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/1085 E., 2023/1066 K. SUÇ : Nitelikli kasten öldürme HÜKÜM : İstinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddi kayyumu, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Bozma İTİRAZA KONU KARAR : Temyiz istemlerini

Karar Özeti

1. Ceza Dairesi 2025/2664 E. , 2025/6033 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/1085 E., 2023/1066 K. SUÇ : Nitelikli kasten öldürme HÜKÜM : İstinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddi kayyumu, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Bozma İTİRAZA KONU KARAR : Temyiz istemlerini

Karar Detayı

1. Ceza Dairesi 2025/2664 E. , 2025/6033 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/1085 E., 2023/1066 K. SUÇ : Nitelikli kasten öldürme HÜKÜM : İstinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddi kayyumu, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Bozma İTİRAZA KONU KARAR : Temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükümlerin onanması İTİRAZ EDEN : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, 04.03.2025 tarihli ve 2023/9198 Esas, 2025/1652 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 02.05.2025 tarihli ve 1 - 2023/117910 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 308/1. maddesinde belirtilen kanunî süresinde yapılan lehe itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308/2. maddesi gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz başvurusu, sanıklar ... ve ...'nin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 39. maddesi uyarınca yardım eden olarak cezalandırılmaları gerektiğinden temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükümlerin onanması ilamının kaldırılmasına ve hükümlerin bozulmasına karar verilmesi talebine ilişkindir. II. GEREKÇE Dosya kapsamına göre; sanık ... ile maktul ...'nın resmi nikahla evli oldukları, olaydan önceki bir tarihte sanık ...'ın kardeşleri ....ve .. sanık ...'ın evinde iken yengeleri maktul ...'ya yabancı bir erkekten mesaj geldiğini fark etmeleri üzerine ... ... maktul ...'nın cep telefonunu kırdığı ve maktulü kız kardeşi .... evine götürdüğü, bu şekilde maktulün başka erkekle ilişkisi olduğunun diğer aile üyeleri tarafından öğrenilmesinden sonra maktulün eşi olan sanık ..., kayınpederi olan sanık ... ve kayınvalidesi olan sanık ...'nin toplanarak maktulün öldürülmesi konusunda karar aldıkları, olay tarihinden yaklaşık bir hafta önce olayın planlandığı ve bu plan çerçevesinde birlikte maktulün yanına gittikleri, sanık ...'nin sağladığı güvenle maktulün eve dönmeye ikna edildiği ve ablası ... evinden alarak sanık ... ile müşterek ikametgahlarına getirdikleri, maktulü eve getirdikten sonra cep telefonunu elinden aldıkları ve sanık ...'nin maktulü yalnız bırakmadığı, olay günü olarak sanık ...'ın önceden almış olduğu hastane randevu tarihi seçildiği, olaydan bir gün önce sanık ...'nin torunları olan ... ve ... .... alarak kendi evine götürdüğü, olay günü sabahı da sanık ...'ın hastaneye gitmek üzere evden ayrıldığı ve bu şekilde sanıklar ... ile .... olay günü maktulün evde yalnız kalmasını sağladıkları, planladıkları kurgu dahilinde, gece bekçisi olarak çalışan sanık ...'in normalde iş çıkışında tabancasını iş yerinde bırakarak evine gittiği halde, olay günü sabah saatlerinde tabancasını da yanına alarak maktulün evine gittiği ve evin mutfağında bulunan maktulü kafasına tabanca ile iki el ateş etmek suretiyle öldürdüğü olayda; sanıkların ortaklaşa niyet ve kast eden olarak fikir birliği içinde başlangıçta birlikte hareket ettikleri sabit ise de; müşterek faillik için sanıkların birlikte suç işleme kararının yanı sıra “fiil üzerinde ortak hakimiyet" kurmalarının da gerektiği; ancak somut olayda sanıklar .. ve ..., maktul ...’nın .. tarafından öldürülmesi sırasında olay yerinde bulunmadıkları, olay sırasında sanık ...'ın hastanede, sanık ...'nin ise kendi evinde olduğu, maktule yönelik doğrudan bir eylemlerinin bulunmadığı, suçun işlenişinde sanık ...'nin maktulü ablasının yanından güven sağlayarak almak ve olaydan bir gün önce maktulün çocuklarını kendi evine götürme sorumluluğunda olduğu, maktulü kendi evine gelmesi için ikna ve getirmede aktif rol oynaması bilahare de olaydan bir gün önce torunlarını evden alıp kocası sanık ...’in yalnız kalmasına ve maktulü daha kolay öldürmesine yardımcı olduğu, sanık ...’ın da karısı olan maktulü babası ... tarafından öldürülmesi amacıyla eve dönmeye ikna etmede katkısının olduğu ve olay günü de sanık ...’in yalnız kalması için evi terk ederek hastaneye gittiği, sanıkların bu şekilde maktulü eve getirme sırasında yardımcı olmaktan ve yalnız kalmasını sağlamaktan ibaret eylemlerinin suçun işlenmesine fonksiyonel bir katkısının olmadığı, fiil üzerinde fonksiyonel bir hakimiyet kurmayan sanıkların suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının suçun işlenmesi açısından taşıdığı önem göz önünde bulundurduğunda; suça katkılarının mahiyetinin suçun icrası bakımından zorunluluk arz etmediği ve müşterek faillik boyutuna ulaşmadığı; ancak maktulün tasarlama suretiyle öldürülmesine suçun işlenmesinden önce ve işlenmesinden sonra maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak suretiyle yardım eden sıfatı ile katıldıkları anlaşılmakla, sanıklar ... ve ...'nin "yardım eden" sıfatıyla 5237 sayılı Kanun'un 39. maddesi uyarınca cezalandırılmaları yerine, iştirakin derecesinde yanılgıya düşülerek, yazılı biçimde 5237 sayılı Kanun'un 37. maddesi uyarınca fail sıfatıyla cezalandırılmalarına karar verilmesi, hukuka aykırı bulunduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olduğu sonucuna varılmıştır. III. KARAR 1. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ KABULÜNE, 2. Sanıklar ... ve ... hakkında kurulan hükümler yönünden; 5271 sayılı Kanun’un 308/2. maddesi gereği Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, 04.03.2025 tarihli ve 2023/9198 Esas, 2025/1652 Karar sayılı temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükümlerin onanması ilamının KALDIRILMASINA, 3. Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık ... müdafii ve sanık ... müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 22.09.2023 tarihli ve 2023/1085 Esas, 2023/1066 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğu ile BOZULMASINA, 4. İlamın diğer yönlerinin aynen korunmasına, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca İstanbul Anadolu 16. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.09.2025 tarihinde karar verildi. K A R Ş I O Y Suça iştirak için öncelikle faillerin bir suçu işlemek konusunda iştirak iradelerini ortaya koymaları ve anlaşmaları gerekir. İştirak iradesi suç işlenmeden önce veya en geç suçun işlenmesi sırasında ortaya çıkmış olmalıdır. İştirak iradesinin mevcudiyeti için, her şerikin diğer faillerle birlikte belirli bir suçun işlenmesine katıldığını bilmesi gerekir. İştirakin kabulü için failde, suça iştirak iradesi olmalıdır. Yani suça katılanlar önceden, belli bir suçu işleme konusunda aralarında anlaşmalı, irade birliğine varmalıdırlar. Kararlaştırılan bir suç işlenirken, faillerden birisinin diğerlerinden habersiz bir başka suçu daha işlemesi halinde ise önceden anlaşma olmadığı için, ikinci failin icrasına yardım etmeyen diğer failler, bu suçtan sorumlu tutulmazlar.Herhalde failin başkasının fiiline katıldığını bilmesi ve bunu istemiş olması lazımdır. İstenmemiş olan neticenin husulünde her failin sadece tesadüfî olarak fiillerinin birleşmiş olması iştirake yeterli değildir. Bir suça iştirak ettiğini bilmeyen kimsenin bu cehaleti kastı ortadan kaldırır. İştirak halinde suç işlenmesi halinde, iştirakin nevini saptamak için faillerin karar verme ve icra safhalarındaki tüm hareketlerinin nazara alınması ve topluca değerlendirme yapılması gerekmektedir. Kast insanın iç dünyası ile ilgili bir kavram olup, kastın açıkça ifade edilmediği durumlarda, iç dünyaya ait bu olgunun dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak belirlenmesi yoluna gidilmektedir. Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin saptanması için, eylemin bir evresindeki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm kanıtların birlikte değerlendirilmesi gerekir. Suç işleme kararının aynı suç konusunda alınması gerekir.Yeni ceza yasası kusur teorisini benimsediğini ileri sürmesine rağmen, iştirak konusunda irade teorisini esas almış gözükmektedir. Zira kusur teorisi nedensellik bağından sarfı nazar edemez. İştirak anlaşmasına konu hareket işlenirken kastı aşan bir netice meydana gelmişse, bundan tüm ortaklar kusurları derecesinde sorumlu olurlar. Uyuşmazlık konusunun isabetli bir şekilde çözümlenebilmesi için müşterek faillik için gereken şartlardan birisi olan "suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurma" unsurunun ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesinde Fiil üzerinde ortak hâkimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. İştirak anlaşmasına konu suç dışında bir suç işlenmişse, ortakların sorumluluğu bu suça iştirak etmiş sayılıp sayılmayacakları hususunun tespitinden sonra tayin edilmelidir. Sanıklardan birisinin kendince başka bir amaçla mağdura yönelik yaptığı eylemden sonra diğer sanık veya sanıkların ani bir kasıtla beklenmeyen ağır veya başka nitelikteki suçlardan iştirakten sorumlu tutulmaları TCKnın 20. maddesindeki ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesine aykırılık teşkil edecektir. Sanıkların olay yerine geliş veya bulunma amaçları, hangi suç veya suçlar için harekete geçildiği, silahlı veya silahsız olaya katılmaları, suç veya suçlara hangi hareket veya hareketlerle katıldıkları, hangi aşamada olaya katıldıkları, olayların seyir aşamaları, basit düzeyde katılınan suçun şeriklerden birinin ani bir kastı ile ağırlaşıp yani amaç suç dışı bir sonuca ulaşıp ulaşmadığı, basit bir düzeyde bir suç amaçlanmış iken çok ağır bir neticeyle karşılaşılacağını tahmin etme durumunda ağır eylemi yapmayan şeriklerin bu olaya başlangıç aşamasında dahi katılıp katılmayabilecekleri adil bir sonuca ulaşmak için doğru bir şekilde değerlendirilmelidir. Fiilsiz suç olmaz. Müşterek failliğin oluşabilmesi için dış dünyada bir karşılığı bulunan fiil üzerinde müşterek hakimiyet (objektif unsur) bulunmalıdır. Müşterek faillikte, suça katılan her bir müşterek failin tipe uygun fiili tam olarak gerçekleştirmesi gerekmemektedir. Suça iştirak edenler, aralarında kararlaştırılan iş birliğine uygun olarak, tipik fiili kısmen de gerçekleştirse, ortaya çıkan neticeden müşterek fail olarak sorumludur. Bir banka soygununda, faillerden biri bankadakileri etkisiz hale getirirken diğeri kasadaki paraları alabilir. Bu durumda, haksızlığı oluşturan tipe uygun fiil üzerinde her bir failin ortak hakimiyeti vardır. Bu nedenle, müşterek fail statüsündedirler. Buna karşılık, müşterek faillerin her biri, tipe uygun fiilin tamamını da gerçekleştirebilir. Örneğin, kasten öldürme (TCK m. 81) suçu bakımından bütün müşterek failler suçun başarılı bir şekilde tamamlanması ihtimalini artırmak için mağdura ateş edebilirler. Burada önemli olan, suçun başarılı bir şekilde tamamlanması ihtimalinin artmasıdır. Bu nedenle, müşterek faillerden birinin silahından çıkan kurşunun mağdura isabet etme ihtimali düşük olsa bile, ortaya çıkan haksızlıktan sorumlu tutulmalıdır. Fiil üzerinde fonksiyonel egemenliklerinden ötürü, müşterek failler, ortaya çıkan netice bakımından ilgili suç için öngörülen cezanın tamamından sorumludur. Müşterek failliğin söz konusu olabilmesi için, müşterek faillerin suçun işlenmesine katkısının belli bir ağırlıkta olması gerekir. Bu katkı sonucu, ya tek başına işlenmesi mümkün olmayan bir suçun işlenmesi sağlanır ya suçun işlenmesi kolaylaşır ya da başarısızlık ihtimali önemli ölçüde azalır. Bu ağırlığın ölçütü, suça iştirak eden her bir kişinin suçun işlenmesindeki katkısının, suçun başarılı bir şekilde işlenmesi için zorunlu olmasıdır (Fonksiyonel fiil hakimiyeti). Fakat bu ölçüt kullanılırken dikkatli olunmalıdır. Çünkü esasında bütün iştirak türlerinde, suç ortaklarının katkısıyla ortaya çıkan nedensel netice bakımından bir zorunluluk bulunmaktadır. Ancak, müşterek failler tipik fiilin gerçekleştirilmesinde fiili hakimiyete sahiptir. Müşterek faillik değerlendirilirken, somut olay, bütün koşullarıyla incelenmeli, müşterek faillerin tipe uygun fiilin gerçekleştirilmesindeki rolleri irdelenmelidir. Amacı her somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit bulunan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan ve Latince; "in dubio pro reo" olarak da ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü bir ceza davasında sanığın cezalandırılmasına karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık lehine değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ve gerçekleştirilme biçimi konusunda şüphe belirmesi durumunda da geçerlidir. Sanığın üzerine atılı bulunan suçlardan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye yer vermeyecek kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaatlere değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa ihtimale dayanılarak sanığın mahkûmiyetine karar vermek, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm kurmak anlamına gelecektir. Bu açıklamalar ışığında; Sanıklar ve tanıklar tarafından inkar edilse dahi mağdur ...'ın beyanlarında evdeki toplantıda babasının gözünü kızarık ve hüzünlü olarak gördüğünü belirtmesi göz önünde bulundurulduğunda toplantıda taziye için toplanılmış olsa dahi maktüle ... ile ilgili karar alındığı anlaşılmakla Yargıtay içtihatları da esas alındığında sanıklar ..., ... ve ...'in maktülün eşini aldatması nedeniyle toplandıkları gün maktulenin ölümü ile ilgili karar aldıkları, maktulün öldürülmesinden yaklaşık bir hafta önce bu olayın planlandığı ve bu plan çerçevesinde sanıklar ..., ... ve ... maktüleyi ablası ... evinden aldıkları, tanık ... beyanlarından anlaşılacağı üzere sanık ...'nin sağladığı güvenle maktülenin eve dönmeye ikna edildiği, sanık ...'ın olaydan yaklaşık 15 gün önce hastane randevusu aldığının bilindiği ve bu nedenle olay gününün 26.01.2022 olarak seçildiği, sanık ...'nin maktüleyi eve getirdikten sonra hiç yalnız bırakmadığı ve maktülenin telefonunu aldıkları ve yine sanık ...'nin maktülenin çocuklarını olaydan bir gece önce alarak kendi evine götürdüğü hususları göz önünde bulundurulduğunda sanıkların fikir ve irade birliği içerisinde bu durumu planladıkları ve Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği üzere tasarlayarak öldürme suçunun planlama kısmının yerine getirildiği, maktüle evine getirildikten sonra aradan bir hafta geçmesine rağmen sanıklar ... ile ... öldürme iradesinin devam ettiği, kararlarından vazgeçmedikleri ve planladıkları kurgu dahilinde olay günü sanık ... ile maktüleyi yalnız bıraktıkları, sanık ...'in de öldürme iradesinden aradan bir hafta geçmesine rağmen vazgeçmediği ve olay günü planladıkları kurgu dahilinde sanık ...'in tanık Merve'nin aşamalardaki beyanlarında belirttiği üzere sabah işten çıktıktan sonra kendi evine gelip kalmasına rağmen olay günü maktülenin evine gittiği, yine sanık ...'in silah taşıdığına ilişkin kimsenin bilgisi ve görgüsünün olmamasına rağmen olay günü maktülenin evine silahla gittiği ve olay günü sabah saatlerinde oğlu ... ile telefonda görüştükten sonra işyerinden çıkarken silahını da yanına alarak oğlunun ve torunlarının evde olmadığını bilerek maktüleyi mutfakta başından ateş etmek suretiyle öldürdüğünün anlaşıldığı, Bu suretle sanıklar ..., ... ve ...'nin maktüle ...'nın tasarlayarak kasten öldürme eylemine yönelik toplantıda maktülle ile ilgili kararı birlikte aldıkları, suçun işlenişinde sanık ...'nin maktüleyi ablasından güven sağlayarak almak ve olaydan bir gün önce maktülenin çocuklarını kendi evine götürme sorumluluğunda olduğu, sanık ...'ın olaydan yaklaşık 15 gün önce hastane randevusu aldığı ve sanık ile maktülenin evde yalnız kalmasını sağlamak için olay günü olarak hastane randevusu olan günün tercih edildiği ve sanık ...'in de maktüleyi öldürdüğü anlaşılmakla sanıkların maktülenin öldürülmesi kararı üzerinde birlikte hakimiyet kurdukları ve sanık ... ile ...'ın TCK'nın 37. maddesi çerçevesinde müşterek fail oldukları kabul edilerek mahkumiyetlerine karar verilmiş ise de; Taziye evindeki toplantıda bulundukları kabul edilen sanıklar ..., ..., ... ve ...'ın "Tasarlayarak Kasten Öldürme" suçunu işledikleri iddiasıyla cezalandırılmaları talebiyle kamu davası açılmış ise de, sanıkların atılı suçları işlediklerine ilişkin mahkumiyetlerini gerektirir her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilmediği anlaşıldığından CMK 223/2-e maddesi gereğince müsnet suçlardan beraatlerine karar verilmiş olmasının başlı başına bir çelişki oluşturması dışında,( Taziye evinde bu sanıklarda var iken Planı sanıklar ..., ... ve ... 3 kişi olarak mı yaptılar ?, diğer sanıklarda yapıldığı kabul edilen (varsayımdan başka delil yoktur) plan sırasında diğer sanıklarda var ise neden beraatlerine karar verilmiş) Sanık ...'ın ''cep telefonu'' üzerinde yapılan inceleme sonucunda da olay sabahı 07:07 sıralarında babası sanık ... ile 7 saniyelik görüşmesinin aleyhe bir delil olarak değerlendirilemeyeceği, zira mahkemece kabul edildiği üzere maktulün daha önce öldürülmesinin kararlaştırılması durumunda sanık ...'in işten çıktığında oğlu ...'a telefon etmeden evin kapısına gelip kapının zilini çalması veya tıklatması veya geliş saati daha önce kararlaştırılmış olması durumunda ... babasının gelişini gözetleyerek onu içeri alabileceği için telefon etmesine de gerek bulunmadığı, kaldı ki işten çıkan sanık ...'in oğlu ...'ı aramış olmasının daha önceden bir plan yapılmamış olduğunu da gösterdiği anlamına da gelebileceği, Sanık ...'ın Kartal Dr. ... ..... Şehir Hastanesine olay tarihinde gittiği hastahane randevusunu 10.01.2022 tarihinde sistem üzerinden alındığı, Suç tarihinin 26.01.2022 olduğu, 20 gün kadar önce sanık ...'ın anneannesinin ölmüş olduğu, taziye için toplanılan günün 10.01.2022 tarihinden sonra olduğu, dolayısıyla 10.01.2022 tarihinde sistem üzerinden hastane randevusunun olay gününe gelecek şekilde alınmasının tamamı ile bir tesadüf olduğunun kabulü gerektiği, sanıklar .... ve .... 28.01.2022 tarihinde savcılık makamında vermiş oldukları ifadelerinde mesajlaşma hadisesinin hastane randevu gününden 10-12 gün önce yaşandığını belirtmiş olmalarının da randevu tarihinin plan dahilinde alınmadığını gösterdiği, Maktulün öldürülme nedeninin başkaları ile görüşerek yakınlaşarak eşi olan sanık ...'a yönelik olarak sadakat yükümlülüğünün ihlaline dayandırılmış olması, taziye evinde sanık ...'ın ağladığına dair oğlu olan tanık ... beyanına gelince taziye sırasında maktulün oğulları olup beraatlerine karar verilen sanıklar ... ... ve ...'ın da ağlamış oldukları için taziye görüşmesi sırasında ağlamış olmanın gayet normal bir davranış olduğu, Tanık ... kendi evinde iken sanık ...'ın maktule "neden yaptığını" sorduğunda maktulün sustuğunu, tekrar sorduğunda maktulün bilmiyorum demesi üzerine ... ağladığını, biraz kötü olduğunu, Tanık ...'ında ... ağladığını duyduğunu, bir kere de "değdi mi" dediğini hatırladığını ifade etmelerinin bu olayın delili olarak gösterilemeyeceği, zira eşinin kendisini aldatmaya yönelik davranışlarını öğrendiğinde ağlama ve kötü olma durumunun herkeste beklenen bir davranış olduğu, Yine olayın sebebinin maktulün sanık ...'ı aldatmaya yönelik hareketlerine dayandırılmasına göre sanık ...'ın bu haksız tahrikin etkisi ile öldürme gerekiyorsa öncelikle bu eylemi kendisinin her zaman diğer şahıslara göre öncelikle yapmasının beklenen bir davranış olacağı, bu eylem için babası, annesi veya beraat eden diğer sanıklara danışmasına, bir aile kararı alınmasına gerek bulunmadığı, maktulü haksız tahrik altında öldürme ihtimaline göre TCK'nın 29. Maddesi uyarınca 18... yıl arasındaki hapis cezalarından en azından makul oranda indirim alabileceği, maktulün kayın pederi olan sanık ...'in bu eylemi yapması durumunda haksız tahrikten yararlanamayacağı için sanık ... tarafından asli fail olarak öldürmesi durumunun doğru bir plan olmayacağı, Maktul ile sanık ...'ın müşterek çocukları olan 11.08.2009 doğumlu olan iki erkek çocuğunun olay tarihi itibarıyla 13 yaş içerisinde oldukları olay tarihi olan 26... Çarşamba gününün ara tatil içerisinde yer alması sebebiyle dede ve babaannelerinin evine götürülmüş olmasının bir plan dahilinde yapıldığının da bir varsayıma dayandırıldığı, evde çocuklar bulunmadığına ve sanık ... ile maktul olaydan önceki gece boyu evde yalnız kalmalarına göre bir plan var ise sanık ... maktulü bu sırada rahatlıkla öldürebileceği, sanık ...'ın öncelikle kendisinin yapması daha olağan karşılanacak olan maktulü öldürmesinin kendi içinin elvermediği veya onun öldürülmesini kabul edemediği için bu eyleme tek başına kalkışmadığı gibi bir durum var ise o halde zaten suça iştirak iradesi olmayacağı için suça katıldığından da bahsedilemeyeceği, Yine maktulün öldürülmesi kararlaştırılmış ise bu eylemi aile dışındaki başka bir şahsa para karşılığı havale edilebileceği gibi, ev dışında başka bir yerde de bu eylemin yapılmasının da mümkün olduğu, Sanık ...'nin olay sırasında kendi evinde bulunduğu, torunlarının anlatımına göre olayı duyduğunda ağladığı, bu davranışın da olayın öncesinden haberdar olmadığı yönünde de değerlendirilebileceği, Sanık ...'in maktulle konuşurken kendisine hakaret etmesine dayanamayarak bu eylemi plansız tek başına gerçekleştirdiğini savunması dışında sanıklar ... ve ... sanık ...'in eylemine iştirak ettiklerini gösterir varsayım ve şüphe dışında mahkumiyetlerine yeterli deliller bulunmadığından CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine karar verilmesi gerektiği, İtirazın Kabul edilmesi halinde; Yukarıda değinildiği gibi sanık ...'ın mahkumiyeti halinde eşi olan maktulün sadakatsizliğinden ağlayacak ve duygusallaşacak hale gelmiş olduğu da gözetildiğinde TCK'nın 29. Maddesi uyarınca cezasından makul oranda indirim yapılması gerektiği görüşündeyiz.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla