KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2023/11692 E., 2024/10790 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 11 Kasım 2024
- Mahkemesi
- Konya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2023/1873 E., 2023/1256 K.
- İlk derece mahkemesi
- Karaman 1. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2022/239 E., 2023/247 K.
Karar Metni
2.239 kelime·11 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının geçirdiği iş kazası nedeniyle parmaklarının koptuğunu, davalı işverenin gerekli önlemleri almaksızın davacının ağır bir şekilde yaralanmasına ve sonucunda da sürekli şekilde malul kalmasına sebep olduğunu, işverenin arabuluculuk sonucunda düzenlenen anlaşma belgesinin imtiyazlarından faydalanmak amacıyla baskı ve zorlama ile evrakların imzalanmasını sağladığını, düzenlenen arabuluculuk tutanağının kesin olarak hükümsüz olduğunu belirterek Karaman Arabuluculuk Bürosu 2021/304885 dosya numaralı arabuluculuk ihtiyari anlaşma evrakının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davalıya ait işyerinde 09.07.2020-13.05.2022 tarihleri arasında çalıştığı, davacı ve davalı arasında düzenlenen 2021/304885 sayılı ve 30.11.2020 tarihli ihtiyari arabuluculuk ilk oturum tutanağına göre tarafların arabuluculuk sürecinin esasları ve sonuçları hakkında bilgilendirildiği, davacının geçirdiği iş kazasından dolayı maddi manevi tazminat uyuşmazlığının arabuluculuk yoluyla çözümlenmesi amacıyla görüşmelere başlandığının belirtildiği ve davacı ile davalı temsilcisinin imzalarının bulunduğu,
anlaşma belgesine göre ise davacının davalıya ait işyerinde geçirdiği iş kazasından dolayı davalı işveren tarafından davacıya maddi ve manevi tazminat alacağı olarak toplam 2.000,00 TL tutarındaki ödemenin davacının maaş hesabına ödenmesi ancak davacının maaş hesabında haciz olması sebebi ile icra dosyasına ödeneceği, bunun yanında davacının maddi ve manevi tazminat ile fazlaya ilişkin talebinin olmadığı konusunda anlaşmaya varıldığı ve davacı ile davalı temsilcisinin imzalarının yer aldığının tespit edildiği,
davacının banka hesap hareketlerinin incelenmesi neticesinde davacı ve davalı arasında ihtiyari arabuluculuk görüşmesinin gerçekleştirildiği tarihte davalı işyerinin yetkilisi olduğu anlaşılan ... tarafından 2.000,00 TL ve 1.100,00 TL tutarında olmak üzere havale işleminin gerçekleştirildiği, 21.12.2021 tarihinde 3.540,34 TL, 18.01.2022 tarihinde 4.210,14 TL, 15.02.2022 tarihinde 3.636,03 TL, 14.03.2022 tarihinde 3.572,24 TL, 15.04.2022 tarihinde 4.210,14 TL, 27.05.2022 tarihinde ise 3.827,40 TL,16.09.2022 tarihinde ise 719,00 TL tutarlarında olmak üzere SGK tarafından geçici iş göremezlik ödemelerinin yapıldığının tespit edildiği,
davacının davalıya ait işyerinde geçirdiği iş kazasından sonra davalı işverenden 30.000 TL tutarında para aldığının davacının ikrarı ile sabit olduğu, bunun yanında davacının davalıya ait işyerinde geçirdiği iş kazası neticesinde SGK tarafından geçici iş göremezlik ödemelerinin yapıldığının da sabit olduğu,
davacı tarafından ismi bildirilen ve tanık sıfatıyla bilgisine başvurulan tanıkların da davacının ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesini imzalarken iradesinin fesada uğratıldığı yönünde somut, tutarlı ve görgüye dayalı beyanlarının bulunmadığı bu nedenle tanık beyanlarına itibar edilemeyeceği, TBK 30 vd. maddelerinde düzenlenen irade bozukluğu haline dayanan davacının iddiasını ispat edemediği,
bunun yanında davacının yaşı, konumu, mesleki tecrübesi, günümüzün sosyal ve ekonomik koşulları ile hukuki görüş, bilgi ve belgelere erişim imkanlarının oldukça kolaylaştığı hususu göz önüne alındığında davacının iradesinin fesada uğratıldığından söz edilemeyeceği, bu nedenlerle davacı ve davalı işveren arasında gerçekleşen ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin tarafların gerçek ve ... iradeleri arasında düzenlendiği kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile SGK kayıtlarına göre davacının davalı işyerinde 09.07.2020-13.05.2022 tarihleri arasında çalıştığı, 30.11.2021 tarihli ihtiyari arabuluculuk belgesi ile tarafların davacının geçirdiği iş kazası nedeni ile maddi manevi tazminat alacağı olmak üzere 2.000,00 TL üzerinde anlaştıkları, davacının isticvabında;
maaşındaki hacizden dolayı anlaşma belgesinde 2.000 TL yazıldığını, davalı işverenden toplamda 30.000 TL aldığını beyan ettiği, Kurumdan gelen cevaba göre davacının 11.10.2021 tarihinde geçirdiği iş kazası ile ilgili olarak maluliyet talebi olmadığı için komisyon kararı, teftiş raporu vb. belgelerin bulunmadığı dosyada davacının maluliyetine ilişkin herhangi bir rapor bulunmadığı, dinlenen davacı tanıklarının beyanlarının duyuma dayalı olup davacının iradesinin fesada uğratıldığının ispat edilemediği,
davacının beyanına göre tarafların iş kazasından kaynaklanan tazminat konusunda 30.000,00 TL üzerinden anlaşmalarına rağmen davacının maaşında haciz bulunması nedeni ile davaya konu arabuluculuk tutanağına 2.000,00 TL olarak yazıldığı, davacının işverenden 30.000,00 TL aldığını duruşmada bizzat beyan ettiği anlaşılmakla Mahkemece verilen kararın yerinde olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; davacının maddi ve manevi kaybı çok fazla iken 2.000 TL gibi çok cüzi bir miktara kendi hür iradesi ile anlaştığından bahsedilemeyeceğini, davaya konu arabuluculuk belgesinin davacının ... hür iradesini yansıtmadığını, davalı işveren güçlü ve üst konumda olmasını kullanarak davacının iradesini yansıtmayan evraklara imzasını aldığını, Mahkeme tarafından TBK m. 28 hükmü hususunda bir irdeleme ve değerlendirme yapılmamasının hatalı olduğunu, davacının içinde bulunduğu zor durum, iş kazası nedeniyle parmaklarını kaybetmiş olması, edimler arasındaki aşırı orantısızlık olması,
davaya konu anlaşma belgesinin iş kazasından hemen sonra müvekkilinin ameliyat olacağı sırada imzalanması, dosya içeriği itibari ile davalı işveren tarafından müvekkile iş kazası nedeniyle oluşan zararın giderileceği vaadi ile içinde bulunduğu çaresizlikten faydalanmak sureti ile iradesinin sakatlandığı göz önünde bulundurulduğunda hukuken geçerli bir anlaşma belgesinden bahsedilemeyeceğini, müvekkilinin eğitim durumu, içinde bulunduğu sosyal yapı arabuluculuk kurumunu ve arabuluculuk sürecini almaya veya bilmeye müsait olmadığını, müvekkilinin süreç ile ilgili olarak arabuluculuk başvurusunda bulunmadığını,
arabulucu ile tek başına görüşmediğini, arabuluculuk anlaşma belgesinin anlam ve sonuçları hakkında bilgilendirme yapılmadığını, evrakları okumasına imkan ve olanak tanınmadığını, davalı işverenin baskı ve zorlaması ile iradesi fesada uğratılarak anlaşma belgesini imzalamasının sağlandığını, gabinin şartlarının oluşup oluşmadığının irdelenmesini talep ettiklerini belirterek anlaşma belgesinin iptal edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık; iş kazası nedeni ile iş göremezliğe uğradığını iddia eden sigortalının tazminat istemiyle ilgili ihtiyari arabuluculuk sonunda düzenlenen tutanağın uyuşmazlığı sona erdirip erdirmediği, arabuluculuk anlaşma tutanağı nedeni ile aynı isteklerle ilgili dava açılıp açılmayacağı noktasında olup aşırı yararlanma ve irade fesadı nedeni ile arabuluculuk anlaşma tutanağının geçersizliğine ve geçersizlik halinde fark maddi ve manevi tazminat alacağına hak kazanılıp kazanılamayacağına ilişkindir.
İş uyuşmazlıklarında arabuluculuğun maddi hukukta yaratacağı en önemli sorun. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/5 maddesi düzenlemesi nedeni ile “Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz” düzenlemesidir. Bu kural bir dava şartı düzenlemesi niteliğinde değildir. Zira Mahkeme kararı olmadığından maddi ve şekli anlamda kesin hüküm kabul edilemez.
Bu hükmün, arabuluculuk tutanağının hukuki niteliği ile birlikte Anayasa ve İş Hukukunun emredici kuralları kapsamında değerlendirilmesi gerekir. “Dava açılamaz” düzenlemesinin, Anayasanın ilgili hükümleri değerlendirildiğinde pek de isabetli olmadığı, aslında alacaklarla ile ilgili tarafların hak ve yükümlülüklerinin sona erdiği, dava açılabileceği ancak anlaşmanın geçerli olması halinde anılan alacak hakkının doğmadığı kabul edilmelidir.
Belirtmek gerekir ki hükümler dikkate alındığında, devletin yargı yetkisinin mutlak egemenliğine halel getiren her düzenleme, hak arama özgürlüğünün ihlali anlamına gelir. Yargı yoluna başvuruyu dolaylı ya da doğrudan zorlaştıran veya engelleyen düzenlemeler de hak arama özgürlüğünü ihlal eder.
Bu nedenle arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflar anlaşılan konular hakkında, anlaşmanın geçerli olmadığını ileri sürerek, iptali ile hak ve alacakların yargı yolu ile hüküm altına alınmasını talep edebilmelerine engel bir durum değildir.
Kanun koyucunun genel yaklaşımı karşısında HUAK.’un 18/5 madde hükmüne mutlak şekilde bağlı kalınamayacağını savunmak güç olsa da olması gereken hukuk bakımından Kanun'un emredici hükümlerine uygun biçimde yapılan anlaşmalar açısından dava açılamayacağı kabul edilmelidir (Mutlay, F. B. s: 45-46. Konuya ilişkin yapılan detaylı açıklamalar için bkz. Do-ğan Yenisey Kübra, İş Hukukunun Emredici Yapısı, Beta, İstanbul 2014, 229 vd.).
Kısaca dava açılamaz kuralı hükmü, iş mevzuatının emredici hükümlerine aykırı olmayan anlaşmalar için hüküm ifade eder(Ekmekçi/Özekes/Atalı. s: 142.).
İş hukuku açısından işçi alacaklarına mahsus olmak üzere ibraname ile ilgili ağırlaştırılmış şekil şartları getirilmiştir. Hükme göre (TBK Mad. 420 II), ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi gerektiği gibi buna ilişkin ödemenin hak tutarına nazaran noksansız olarak yapılması gerekmektedir. Bu hükmü, lafzına uygun olarak, ibra konusu alacağın tamamının belirtilmesi ve ayrıca bu belirtilen alacağın tamamının ödenmesi şeklinde anlamak mümkündür (Tam ifa).
İşçi ve işveren arabuluculuk sürecine hiç başvurmadan, doğrudan borcu sona erdiren bir sözleşme yaptıklarında, TBK’nın 420. maddesi gereğince bu sözleşme içerik itibariyle her zaman başta Anayasa açısından olmak üzere iş mevzuatının emredicilik yapısı ve TBK bakımından denetime tabi olabilecektir.
Dolayısıyla, işçilik alacaklarının sulh sözleşmesine ya da ibra sözleşmesine veya benzeri bir sözleşmeye konu olması halinde sözleşmeler geçersiz kabul edilebilecek veya sözleşmeler olası bir davada örneğin hizmet tespit davasında delil teşkil edecektir.
Arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenecek anlaşma belgesi, her şeyden önce borçlar hukuku anlamında bir sözleşmedir. Arabuluculuk faali-yeti sonunda düzenlenecek anlaşma belgesinin konusunu, uyuşmazlığın çözümüne yönelik taraflarca benimsenen yöntemler oluşturacaktır. Bu çözüm yöntemi, bir sulh sözleşmesi şeklinde olabilecektir. Öğretide anlaşma belgesinin sulh benzeri sözleşme olarak nitelendirildiği görülmektedir. (Kıyak, ....
Arabuluculuk Sonucunda Ulaşılan Anlaşma Belgesinin Hukuki Niteliği. www.taa.gov.tr. TAAD, Yıl:6, Sayı:21 (Nisan 2015) s: 532. Aşpolat-Tuğsavul, ..., Türk Hukukunda Arabuluculuk, ..., Anka-ra, 2012. S: 185).
Nitekim damga vergisine ne şekilde tabi olacağını genelge ile belirleyen Maliye Bakanlığı, Adalet Bakanlığının yazısı üzerine verdiği cevapta “Kanun'un aradığı şartlarda düzenlenmesi durumunda sulh sözleşmesi olarak değerlendirilmesi” gerektiğini belirtmiştir (Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünün 01.11.2017 tarihli ve 86493661-19259 sayılı yazısına, Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığının verdiği 09.03.2018 gün ve E. 30833 sayılı yazı.
İcra edilebilirlik şerhi verilmeden resmi işlemlerde kullanılması halinde damga vergisine tabi tutulacağı da belirtilmiştir).
İşçinin feragat ve irade serbestini sınırlayan hükümler bu nedenle kabul edilmiştir. Bu hükümlere örnek olarak birbirini tamamlayan 4857 sayılı İş Kanunu’nun 32/5 ve 6098 sayılı TBK’nın 420. maddeleri gösterilebilir. 6098 sayılı TBK’nın 420. maddesi uyarınca;
"İşçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür.
Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur.
İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri dâhil, hizmet sözleşmesinden ... bütün tazminat alacaklarına da uygulanır".
TBK m. 420’de düzenlenen konu belirli bir isim taşıyan sözleşme değil, işçinin haklarından vazgeçme yasağıdır. Madde işçinin alacağının vazgeçmesiyle değil ancak ve ancak ifa ile sona erebileceğini düzenlemiştir (Ekmekçi/Özekes/Atalı. s:137.). Taraflar arasındaki bu sözleşmeye arabulucunun dahil olması, arabuluculuk faaliyetinin olması bu olguyu değiştirmez. Zira arabulucu da sonuçta sözleşmede üçüncü kişi olarak bulunmakta, sözleşmenin niteliğini değiştirmemekte ve usul sözleşmesi niteliğini vermemektedir. Belirtmek gerekir ki arabuluculuk bir yargılama faaliyet değildir. Yargılama faaliyetinin konusu olan davada sulh ve feragat, arabuluculukta geçerli olmadığı gibi arabuluculuk faaliyeti ile iş yargılama süreci de eş değer değildir.
İşçi ve işverenin arabuluculuk faaliyeti sonucunda arabulucu vasıtası ile düzenlediği tutanağın (sözleşmenin) TBK.’un belirtilen kuralarına göre şekil şartlarına tabi tutulması, aşırı yararlanma, yanılma, korkutma ve aldatma durumlarda geçersizliğini ileri sürülmesi olanaklıdır. Arabuluculuk anlaşma tutanağı, kural olarak maddi hukuka ilişkin bir sözleşme olduğuna göre, şekil şartı yönünden 6325 sayılı HUAK hükümlerine tabi tutulmalı, yasadaki şekle uygun yapılmamış ise TBK. 12/2 maddesi uyarınca geçersiz kabul edilmelidir.
Anlaşma tutanağının tarafların iradesi esas alınarak değerlendirilmesi gerekir (TBK. 19). Kanun'un emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan arabuluculuk anlaşma tutanakları hükümsüzdür (TBK. Mad. 27) .
Gabin (aşırı yararlanma) halinde, arabuluculuk tutanağına karşı bağlı olmadığı bildirilerek alacağın tamamının tahsili veya oransızlığın giderilmesi istemi ile dava açılabilir (TBK. mad. 28). Arabuluculuk süreçlerinin işçilik alacaklarını bertaraf etme yönünde bir amaca hizmet etmesi halinde İş Hukuku çerçevesinde bulunabilecek çözümlerden biri de, anlaşma tutanağı kapsamında yapılan ödemelerin, gerçek tazminat ve alacak tutarlarına göre aşırı oransız olması halinde, anlaşmaya varılan hususlarda dava açılabileceğinin kabulüdür (Çil, .... Dava Şartı Olarak Arabuluculuk. s:49).
Anlaşma tutanağı; yanılma (hata, TBK. mad. 30 vd , Ki, TBK. Mad. 31/1.5 “Yanılanın, gerçekte üstlenmek istediğinden önemli ölçüde fazla bir edim için veya gerçekte istediğinden önemli ölçüde az bir karşı edim için iradesini açıklamışsa, bunun esaslı bir yanılma olduğunu kabul etmiştir. Kısaca gabin halini yanılma olarak belirtmiştir), aldatma (TBK. 36.) ve korkutma (TBK. 37) hallerinde imzalanmış ise geçersizliği ileri sürülebilir.
6098 sayılı TBK’nın 39. maddesine göre “Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.
Taraflar arasındaki ihtiyari arabuluculuk tutanağı, maddi anlamda bir sulh sözleşmesi olup yukarıda belirtilen yasal emredici kurallar kapsamında incelenmesi gerekir.
Bu tutanağın özellikle aşırı yararlanma kapsamında geçersizliği ileri sürüldüğüne göre gabin ve aşırı yararlanmanın gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durulmalı, iş kazasının varlığı ve sürekli iş göremezlik oranının tespiti açısından davacıya Kuruma başvurusu sağlanarak iş kazası tahkikat dosyası getirtilmeli, dosya kapsamında taraf vekillerince sunulan deliller değerlendirilerek ve Mahkemece iş kazasına dayanan tazminat davalarında Dairemiz yerleşik kararlarına uygun olarak kusur ve zarar hesaplanmalı, davacı tarafından irade fesadı haline dayanılmış olmakla, davacı tarafça bu olguyla ilgili gösterilecek deliller toplanıp,
değerlendirilerek, bu deliler sonucu ortaya çıkan durumun irade fesadı halinin varlığını ortaya koyması halinde; davanın esasına girilmeli, giderek maddi tazminat isteminin hesabına girişilmesi halinde ise TBK'nın 420 ve 55. maddeleri kapsamında ifaya dayalı ödemelerin hesaplanan tazminattan tenzili noktasında "denkleştirme metodu" da dikkate alınarak, iş bu tutanağa bağlı iş kazası nedeniyle ne miktar ödemede bulunduğu tespit edilerek,
tespiti halinde bu ödemenin maddi tazminattan tenzil edilerek sonucuna göre bir karar verilmeli, manevi tazminat yönünden ise manevi tazminat olarak anlaşılan miktarın ödenmesi halinde manevi tazminatın bölünmezliği ilkesi de gözetilerek dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre davacının fazlaya ilişkin talep hakkının bulunup bulunmadığı değerlendirilerek sonucuna göre hüküm kurulmalıdır.
Dairemizin 02.05.2023 tarih ve 2021/2800 Esas - 2023/4645 Karar, 17.09.2024 tarih 2023/6024 Esas 2024/8622 Karar sayılı ve 12.09.2024 tarihli 2023/2864 Esas - 2024/8516 Karar ilamları da bu yöndedir.
VI. KARAR
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/11692, K. 2024/10790, 11 Kasım 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama