İçeriğe geç
AC
11. Ceza Dairesi Esas: 2024/529 Karar: 2024/11993 Tarih: 2024

Yargıtay 11. Ceza Dairesi E.2024/529 K.2024/11993

11. Ceza Dairesi 2024/529 E. , 2024/11993 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 10.03.2015 tarihli ve 2013/206 Esas, 2015/60 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçun

Karar Özeti

11. Ceza Dairesi 2024/529 E. , 2024/11993 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 10.03.2015 tarihli ve 2013/206 Esas, 2015/60 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçun

Karar Detayı

11. Ceza Dairesi 2024/529 E. , 2024/11993 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 10.03.2015 tarihli ve 2013/206 Esas, 2015/60 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 158/1-f, 52/2-4 ve 53. maddeleri uyarınca neticeten 3 yıl 6 ay hapis ve 22.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin hükmün, temyiz edilmeksizin edilmeksizin 24.06.2015 tarihi itibarıyla kesinleştirildiği anlaşılmıştır. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 309/1. maddesi uyarınca, 02.01.2024 tarihli ve 2023/28950 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 09.01.2024 tarihli ve KYB-2024/1641 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 09.01.2024 tarihli ve KYB-2024/1641 sayılı kanun yararına bozma isteminin; “Dosya kapsamına göre, 1- İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 29/01/2013 tarihli ve 2013/12332 soruşturma, 2013/6314 esas, 2013/2230 sayılı iddianamesinde sanık hakkında yalnızca 157/1 ve 53. maddeleri uyarınca kamu davası açılarak cezalandırılması talep edildiği hâlde, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25/04/2017 tarihli ve 2015/1167 esas, 2017/247 sayılı kararında da belirtildiği üzere, sanığa ek savunma hakkı tanınmaksızın, iddianamede gösterilmeyen ve anlatımın bulunmadığı 5237 sayılı Kanun'un 158/1-f maddesinin uygulanması suretiyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 226. maddesine aykırı davranılmasında, 2- 18/06/2014 tarihinde kabul edilip 28/06/2014 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 81. maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanun'un 106/3. maddesinde yer alan, “Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarı hapis cezasına çevrilerek, hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına karar verilir. Günlük çalışma süresi, en az iki saat ve en fazla sekiz saat olacak şekilde denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenir. Hükümlünün, hakkında hazırlanan programa ve denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerilerine uymaması hâlinde, çalıştığı günler hapis cezasından mahsup edilerek kalan kısmın tamamı açık ceza infaz kurumunda yerine getirilir.” hükmü gözetilmeden, sanık hakkında adlî para cezasını ödemediği takdirde ödenmeyen para cezasının hapse çevrilmesine şeklinde hüküm kurulmasında, İsabet görülmemiştir.” Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE 1. 5271 sayılı Kanun'un "Hükmün konusu ve suçu değerlendirmede mahkemenin yetkisi" başlıklı 225. maddesinde, "(1) Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. (2) Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir."; aynı Kanun'un "Suçun niteliğinin değişmesi" başlıklı 226. maddesinde ise, "1) Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez. (2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır. (3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir. (4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır." hükümleri yer almaktadır. 2. Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun, 25.04.2017 tarihli ve 2015/1167 Esas, 2017/247 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere; "...savunma hakkı, 1982 Anayasasının 36. maddesinde "Temel Haklar ve Ödevler" başlıklı ikinci kısmın ikinci bölümünde “Kişinin Hakları ve Ödevleri” başlığı altında; "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir" şeklinde düzenlenmiş olup, bu hakkın “temel hak” niteliğine uygun olarak, sanığa savunma hakkının verilmemesi veya savunma hakkının sınırlandırılması halinde hüküm daima hukuka aykırı olacaktır. Buna göre, sanığın ceza muhakemesindeki en önemli haklarından birisi de; yargılamanın her aşamasında göz önünde bulundurulması gereken savunma hakkıdır. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış olan bu hakkın, herhangi bir nedenle sınırlandırılması mümkün değildir. Nitekim 1412 sayılı CMUK'nun, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308/8. maddesine göre de savunma hakkının sınırlandırılması mutlak bozma nedenlerindendir. Öte yandan, savunma hakkının sınırlandığından söz edebilmek için, savunmanın hükmü etkileyecek nitelik taşıması ve yargılaması yapılan fiile ilişkin olması gerekir. 5271 sayılı CMK’nun 226. maddesi, yargılaması yapılan ve iddianamede kanuni unsurları gösterilen suçun temas ettiği kanun maddelerinden başkasıyla mahkûmiyet durumunda veya cezanın artırılmasını ya da cezaya ek olarak güvenlik tedbiri uygulanmasını gerektiren nedenlerin ilk defa duruşma sırasında ortaya çıkması hallerinde savunma hakkının sınırlanamayacağı ilkesi uyarınca, sanığın ek savunmasını yapabilmesi için bir takım usullere uyulması yükümlülüğünü getiren özel bir düzenlemedir. Belirtilen bu haller ortaya çıktığında mahkemelerin, bu konuda kanunun öngördüğü biçimde savunmasını yapamayan kişiler hakkında mahkûmiyet hükmü kurmaları mümkün değildir." denilmektedir. 3. Öğretide olağanüstü temyiz olarak adlandırılan kanun yararına bozma yasa yolunun koşulları ve sonuçları, "Kanun yararına bozma" başlığı altında 5271 sayılı Kanun'un 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiştir. 5271 sayılı Kanun’un 309. maddesi uyarınca, hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir. Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar ile uygulamadaki esaslı yanlışlar ve esasa etkili usul yanılgılarının, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır. Kanun yararına bozma yasa yoluna, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilmesi nedeniyle, kesin hükmün otoritesinin bütünüyle zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için, hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 14.11.1977 tarihli ve 3-2 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere; kanun yararına bozma, kesin hükmün otoritesinin korunması gereği temyiz incelemesi nedenlerine göre dar kapsamlı olduğundan, hukuka aykırılığın kanun yararına bozma yasa yoluna konu edilebilmesi, sanığın hukuki durumunu etkilemesi ya da değiştirmesine bağlıdır. 4. 18.06.2014 tarihinde kabul edilen ve 28.06.2014 tarihili Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 81. maddesi ile değişik 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un (5275 sayılı Kanun) "Adli para cezasının infazı" başlıklı 106/3. maddesi; "Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarı hapis cezasına çevrilerek, hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına karar verilir. Günlük çalışma süresi, en az iki saat ve en fazla sekiz saat olacak şekilde denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenir. Hükümlünün, hakkında hazırlanan programa ve denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerilerine uymaması hâlinde, çalıştığı günler hapis cezasından mahsup edilerek kalan kısmın tamamı açık ceza infaz kurumunda yerine getirilir." şeklindedir. 5. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 23.01.2018 tarihli ve 2017/463 Esas, 2018/20 Karar sayılı ilâmında yer alan; "...TCK'nun 52. maddesinin dördüncü fıkrasında hükmolunan adli para cezasına ilişkin taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi hâlinde, ödenmeyen adli para cezasının hapis cezasına çevrileceğinin mahkeme kararında belirtileceği hüküm altına alınmış olup, adli para cezasını belli bir süre içinde ödemeyen hükümlüler hakkında doğrudan doğruya hapis cezasının infazı yerine öncelikle denetimli serbestlik tedbiri öngören 6545 sayılı Kanunun 81. maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanunun 106. maddesinin üçüncü fıkrasında, hükümlünün kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına ilişkin tedbirin ödenmeyen adli para cezasından çevrilerek belirlenen hapis cezası üzerinden kararlaştırılacağına yer verilmesi nedeniyle anılan düzenlemenin TCK'nun 52. maddesinin dördüncü fıkrasındaki hükmün uygulanma imkânını ortadan kaldırmadığı, dolayısıyla yerel mahkemece ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin sanığa ihtar edilmesinde bir isabetsizlik olmadığı ve buna bağlı olarak karardaki "ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceği hususlarının ihtarına (ihtarat yapıldı)" ibaresinin çıkarılmasına gerek bulunmadığı kabul edilmelidir..." şeklindeki belirleme karşısında, hükmolunan adli para cezasının ödenmemesi halinde uygulanacak olan 5275 sayılı Kanun’un 106/3. maddesinde, 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6545 sayılı Kanun'un 81. maddesiyle yapılan değişikliğin infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür. 6. Bu kapsamda inceleme konusu dava dosyası değerlendirildiğinde; a) İhbarnamede yer alan (1) numaralı kanun yararına bozma istemi yönünden: her ne kadar sanık hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının, 29.01.2013 tarihli ve 2013/12332 Soruşturma, 2013/6314 Esas sayılı iddianamesi ile 5237 sayılı Kanun'un 157/1 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ve sanığa aynı Kanun'un 158/1-f. maddesinin uygulanması yönünden ek savunma hakkı verilmemiş ise de; İstanbul 20. Asliye Ceza Mahkemesinin, 13.02.2013 tarihli ve 2011/532 Esas, 2013/75 Karar sayılı görevsizlik kararının, bizzat sanığa 09.03.2013 tarihinde tebliğ edildiğinin, yine aynı kararın sanığın Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.10.2013 tarihli ve 2013/196 Talimat sayılı sorgusu sırasında da sanığa okunduğunun belirlenmesi nedeniyle, 5271 sayılı Kanun'un 226. maddesi uyarınca ayrıca ek savunmasının alınmasının zorunlu olmadığı, b) İhbarnamede yer alan (2) numaralı kanun yararına bozma istemi yönünden: yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, 5275 sayılı Kanun’un 106/3. maddesinde 6545 sayılı Kanun'un 81. maddesi ile yapılan değişikliğin infaz aşamasında gözetilebilecek nitelikte olduğu nazara alındığında, başka bir yol veya yöntemle giderilmesi mümkün olan hukuka aykırılıkların kanun yararına bozma yasa yoluna konu edilemeyeceği, Anlaşılmakla, kanun yararına bozma istemine konu düşünceler yerinde görülmediğinden istemin reddine karar vermek gerekmiştir. III. KARAR Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünceler yerinde görülmediğinden, 5271 sayılı Kanun’un 309. maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE,Dava dosyasının Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.10.2024 tarihinde karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla