İçeriğe geç
AC
11. Ceza Dairesi Esas: 2025/1637 Karar: 2025/10813 Tarih: 2025

Yargıtay 11. Ceza Dairesi E.2025/1637 K.2025/10813

11. Ceza Dairesi 2025/1637 E. , 2025/10813 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2023/341 E., 2023/390 K. SUÇ : Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık

Karar Özeti

11. Ceza Dairesi 2025/1637 E. , 2025/10813 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2023/341 E., 2023/390 K. SUÇ : Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık

Karar Detayı

11. Ceza Dairesi 2025/1637 E. , 2025/10813 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2023/341 E., 2023/390 K. SUÇ : Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık KARAR : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Kütahya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.10.2023 tarihli ve 2023/341 Esas, 2023/390 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 158/1-l-son, 62/1 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca neticeten 4 yıl 2 ay hapis ve 28.320,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin hükümlerin, istinaf edilmeksizin 30.11.2023 tarihi itibarıyla kesinleştirildiği anlaşılmıştır. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309/1. maddesi uyarınca, 26.03.2025 tarihli ve 2024/21479 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 18.04.2025 tarihli ve KYB-2025/47100 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM A. Kanun Yararına Bozma İstemi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 18.04.2025 tarihli ve KYB-2025/47100 sayılı kanun yararına bozma isteminin; “Dosya kapsamına göre; 1-Benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 23/02/2021 tarihli ve 2020/9634 esas, 2021/3097 karar sayılı ilâmında yer alan, "...Sanığın, 30.02.2019 tarihli duruşmada müştekinin zararını karşılamak istediğini beyan etmesi karşısında; mahkemece, aynı celse mahkumiyetine karar verilerek, sanığa zararı gidermesi için makul bir süre ve imkan verilmeden hakkında 5237 sayılı TCK'nın 168/2. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması nedeni ile anılan hususa yönelik kanun yararına bozma istemi yerinde görülmüş olduğundan kabulü..5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesinin 3. fıkrası uyarınca bozulmasına..." şeklindeki açıklamalar ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Etkin Pişmanlık" başlıklı 168. maddesinde yer alan, " (1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs (Mülga ibare :02/07/2012-6352 S.K./84.md.) suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir...(4) Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızası aranır." şeklindeki açıklamalar nazara alındığında, Sanık ...'ın 02/06/2023 tarihli, sanık ...'in 21/06/2023 tarihli alınan savunmalarında oluşan zararı gidermek istediklerini açıkça beyan ederek etkin pişmanlık iradesini ortaya koyduklarının anlaşılması karşısında, sanıklar haklarında 5237 sayılı Kanun'un 168. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin değerlendirilmesi bakımından sanıklara uygun süre verilerek, gerekirse mahkemece ödeme yeri belirlenip suçtan hasıl olan zararı ödeme imkanı tanınarak sonucuna göre sanıklar hakkında 5237 sayılı Kanun'un 168. maddesi uyarınca etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışılmadan, yazılı şekilde karar verilmesinde, 2-Sanık ...'ın talimat yoluyla savunmasının alınması için yazıldığı ve Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 02/06/2023 tarihli ve 2023/89 talimat sayılı duruşmasında sanığa ifadesini asıl mahkemesinde vermek isteyip istemediği, duruşmadan vareste tutulma talebi olup olmadığı sorulmaksızın, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 196/2. maddesindeki“Sanık, alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere, istinabe suretiyle sorguya çekilebilir. Sorgu için belirlenen gün, Cumhuriyet savcısı ile sanık ve müdafiine bildirilir. Cumhuriyet savcısı ile müdafiin sorgu sırasında hazır bulunması zorunlu değildir. Sorgusundan önce sanığa, ifadesini esas mahkemesi huzurunda vermek isteyip istemediği sorulur.” şeklindeki düzenlemeye aykırı olacak şekilde savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmesinde, 3-Sanıklar haklarında hüküm kurulurken hapis cezası teşdiden tayin edildiği halde, adli para cezası yönünden gerekçe gösterilmeksizin alt sınırdan mahkumiyet hükmü kurulmasında, İsabet görülmemiştir.” Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1. Sanığın üzerine atılı bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun cezası, 5237 sayılı Kanun'un 158/1-f. maddesinde; "(1) Dolandırıcılık suçunun;...f) Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle...İşlenmesi halinde, üç yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak, (e), (f), (j), (k) ve (l) bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı dört yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz." şeklinde belirlenmiştir. 2. 5237 sayılı Kanun'un "Cezanın belirlenmesi" başlıklı 61. maddesinin birinci fıkrasında; "(1) Hakim, somut olayda; a) Suçun işleniş biçimini, b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları, c) Suçun işlendiği zaman ve yeri, d) Suçun konusunun önem ve değerini, e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını, g) Failin güttüğü amaç ve saiki, Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler." Denilmektedir. 3. 5237 sayılı Kanun’un "Etkin Pişmanlık" başlıklı 168. maddesinin birinci fıkrasında; "Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir"; aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, "Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir." Hükümleri yer almaktadır. 4. 5271 sayılı Kanun'un "Sanığın duruşmada hazır bulunmaması" başlıklı 193. maddesi; "(1) Kanunun ayrık tuttuğu hâller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz. Gelmemesinin geçerli nedeni olmayan sanığın zorla getirilmesine karar verilir. (2) (Değişik: 28/3/2023-7445/20 md.) Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet, ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbiri dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir." Şeklindedir. 5. 5271 sayılı Kanun'un "Sanığın mahkemeden uzaklaşması" başlıklı 194. maddesinde; "(1) Mahkemeye gelen sanığın duruşmanın devamı süresince hazır bulunması sağlanır ve savuşmasının önüne geçmek için mahkeme gereken tedbirleri alır. (2) Sanık savuşur veya ara vermeyi izleyen oturuma gelmezse, önceden sorguya çekilmiş ve artık hazır bulunmasına mahkemece gerek görülmezse, dava yokluğunda bitirilebilir." Denilmektedir. 6. 5271 sayılı Kanun'un "Sanığın yokluğunda duruşma" başlıklı 195. maddesinde; "(1) Suç, yalnız veya birlikte adlî para cezasını veya müsadereyi gerektirmekte ise; sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu gibi hâllerde sanığa gönderilecek davetiyede gelmese de duruşmanın yapılacağı yazılır." Hükmü yer almaktadır. 7. 5271 sayılı Kanun'un "Sanığın duruşmadan bağışık tutulması" başlıklı 196. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında ise; "(1) Mahkemece sorgusu yapılmış olan sanık veya bu hususta sanık tarafından yetkili kılındığı hâllerde müdafii isterse, mahkeme sanığı duruşmada hazır bulunmaktan bağışık tutabilir. (2) Sanık, alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere, istinabe suretiyle sorguya çekilebilir. Sorgu için belirlenen gün, Cumhuriyet savcısı ile sanık ve müdafiine bildirilir. Cumhuriyet savcısı ile müdafiin sorgu sırasında hazır bulunması zorunlu değildir. Sorgusundan önce sanığa, ifadesini esas mahkemesi huzurunda vermek isteyip istemediği sorulur." Denilmektedir. 8. Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 17.04.2018 tarihli ve 2017/7-1188 Esas, 2018/167 Karar sayılı kararında; "...alt sınırı beş yıldan az hapis cezasını gerektiren bir suçtan yargılanan sanığa, sorgusundan önce ifadesini esas mahkemesi huzurunda vermek isteyip istemediği sorulduktan sonra istinabe suretiyle sorguya çekilebileceği, alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı ise sanıkların sorgusunun mutlaka yargılamayı yapan mahkemece yapılması zorunludur. Sorgusundan önce sanığa, ifadesini yargılamayı yapan mahkeme huzurunda vermek isteyip istemediğinin sorulmaması veya sorulması üzerine duruşmadan bağışık tutulmak istemediğini belirtmesine karşın istinabe ile alınan ifadesiyle yetinilmesi savunma hakkının sınırlanması sonucunu doğuracaktır. Sanığın duruşmada hazır bulunabilmesi, yükümlülük yönü olmakla birlikte öncelikle kendisi açısından bir hak olup bu hak adil yargılanma hakkının temel unsurlarından birini oluşturmaktadır. Tarafı olduğumuz ve onaylamakla iç hukuk mevzuatına dahil ettiğimiz Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesinin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinde, sanığın en azından kendi kendini savunmak hakkı bulunduğu belirtilmekle, mahkeme huzurunda doğrudan savunmasını yapabilmesi için duruşmada hazır bulunma hakkının varlığı da zımnen kabul edilmiştir. Kendisi yönünden hak olarak düzenlendiği kabul edilen bir hususta sanığın bu hakkı ne şekilde kullanacağı konusunda hiçbir insiyatifinin olmadığının kabulü halinde hakkın varlığından da söz edilemeyecektir. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 12... tarihli ... ve .../İtalya ile 25... tarihli Zana/Türkiye kararlarında, sözleşmeyle garanti altına alınan bir hakkın kullanılmasından vazgeçilmesinin, bunun açıkça söylenmesiyle mümkün olabileceği belirtilmiş olup, buna göre sanığın esas mahkemesinde ifade verme hakkından feragat etmesinin ancak sanığa açıkça bu hususun sorulmasıyla mümkün olacağı vurgulanmıştır..." şeklindeki tespitlere yer verilmiştir. 9. Bu kapsamda inceleme konusu dava dosyası değerlendirildiğinde; ceza miktarı itibarıyla istinabe yasağı bulunmayan kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık suçundan yargılanan ve talimat yoluyla Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından sorgusu yapılan sanık ...'a, sorgusundan önce 5271 sayılı Kanun'un 196/2. maddesi uyarınca ifadesini asıl mahkemesinde vermek isteyip istemediğinin sorulması gerekirken, bu eksiklik giderilmeden sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi; sanık ...'ın 02.06.2023 tarihli ve sanık ...'in 21.06.2023 tarihli talimat mahkemelerince yapılan sorgularında, katılanın zararını gidermek istediklerini beyan etmelerine, katılanın da 24.10.2023 tarihli celsede alınan beyanında zararının giderilmesini talep etmesine ve hesap numarası duruşma zaptına geçirilmesine rağmen, sanıklara katılanın hesap numarasının bildirilmesi veya gerekirse Mahkemece uygun bir ödeme yeri belirlenip bu hususta makûl bir süre verilerek katılanın zararını ödeme imkanı tanındıktan sonra sonucuna göre sanıklar hakkında 5237 sayılı Kanun'un 168/2. maddesi uyarınca etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, ilk celse sanıklar hakkında mahkûmiyet hükümleri kurulması; yine 5237 sayılı Kanun'un 61. maddesi uyarınca sanıklar hakkında hüküm kurulurken, "... temin edilmeye çalışılan menfaatin yüksekliği nedeni ile suçun konusunun önem ve değeri göz önünde bulundurularak" şeklindeki gerekçeyle hapis cezası teşdiden tayin edildiği halde, adli para cezası yönünden herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin alt sınırdan ceza verilmesi Kanun’a aykırı olup, kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür. II. KARAR 1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, 2. Kütahya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.10.2023 tarihli ve 2023/341 Esas, 2023/390 Karar sayılı kararının, 5271 sayılı Kanun’un 309/3. maddesi gereği, oy birliğiyle, ceza miktarı itibarıyla aleyhe sonuç doğurmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, 5271 sayılı Kanun’un 309/4-b. maddesi uyarınca gerekli işlemlerin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.09.2025 tarihinde karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla