İçeriğe geç
AC
11. Ceza Dairesi Esas: 2025/1640 Karar: 2025/5794 Tarih: 2025

Yargıtay 11. Ceza Dairesi E.2025/1640 K.2025/5794

11. Ceza Dairesi 2025/1640 E. , 2025/5794 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2023/148 E., 2024/405 K. SUÇ : Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık KARAR : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması İstanb

Karar Özeti

11. Ceza Dairesi 2025/1640 E. , 2025/5794 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2023/148 E., 2024/405 K. SUÇ : Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık KARAR : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması İstanb

Karar Detayı

11. Ceza Dairesi 2025/1640 E. , 2025/5794 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2023/148 E., 2024/405 K. SUÇ : Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık KARAR : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması İstanbul Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesinin, 26.09.2024 tarihli ve 2023/148 Esas, 2024/405 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında bilişim sistemlerinin banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 158/1-f-son, 62, 52/2-4 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis ve 820,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin hükmün, istinaf edilmeksizin 18.11.2024 tarihi itibarıyla kesinleştirildiği anlaşılmıştır. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309/1. maddesi uyarınca, 05.03.2025 tarihli ve 2024/40405 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 28.03.2025 tarihli ve KYB-2025/31292 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM A. Kanun Yararına Bozma İstemi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 28.03.2025 tarihli ve KYB-2025/31292 sayılı kanun yararına bozma isteminin; “1-5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Etkin Pişmanlık" başlıklı 168. maddesinde yer alan, "(1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs (…)65 suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.(2) Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir.... (4) Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızası aranır." şeklindeki düzenlemeler nazara alındığında, Sanığın suçun işlenmesi nedeniyle oluşan zararı gidermek isteyip istemediğinin tespit edilerek, sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 168. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin değerlendirilmesi bakımından sanığa uygun süre verilerek, gerekirse mahkemece ödeme yeri belirlenip suçtan hasıl olan zararı ödeme imkanı tanınarak sonucuna göre sanık hakkında anılan Kanun'un 168. maddesi uyarınca etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışılmadan, yazılı şekilde karar verilmesinde, 2-Kabule göre de; Dosya kapsamına göre; müşteki ...'ın ... 6S marka cep telefonunu almak için Letgo isimli uygulama üzerinden görüştükleri sanığa 500,00 Türk lirası gönderdiği, kendisine cep telefonunun gönderilmeyerek dolandırıldığı iddiası ile yapılan yargılama sonunda, sanığın banka ATM'sinden 500,00 Türk lirasını çekmek suretiyle müştekinin dolandırılması eylemi nedeniyle sanık hakkında bilişim sistemleri, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediğinden bahisle mahkûmiyet kararı verilmiş ise de, sanığın suçta kullanılan ... numaralı hattın kendisine ait olmadığı beyanın aksini gösterir nitelikte yeterli araştırma yapılmadığı, hattın fiilen kim tarafından kullanıldığının tespit edilmesi gerektiği, hattın faturalarının kim tarafından ödendiğinin araştırılması gerektiği, 500,00 Türk lirasının ATM'den çekilmesi sırasından alınan kamera görüntüsündeki kişinin sanık olduğunun tespiti için yetersiz olduğuna ilişkin Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 27/03/2024 tarihli ve 2024/16613/672/1123S sayılı raporu ile bilirkişi ...'ın 25/01/2023 tarihli görüntülerdeki kişinin muhtemelen sanık olduğuna ilişkin raporu arasındaki çelişkilerin giderilmesi gerektiği anlaşılmakla, sanık ile suça konu eylemler arasında şüpheden uzak ve kesin delillerle bağlantı kurulmadan eksik inceleme yapıldığı cihetle, yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesinde isabet görülmemiştir.” Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1. 5271 sayılı Kanun'un 309. maddesi uyarınca, hâkim veya mahkemece verilip, istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya muhakeme hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması talebini, kanuni nedenlerini de açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması talebini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ilgili ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm kanun yararına bozulacak, yerinde görülmezse talep reddedilecektir. Böylece ülke genelinde uygulama birliği sağlanacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmiş olacaktır. 2. Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise; bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrıma tabi tutularak, 5271 sayılı Kanun'un 309/4. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Buna göre bozma nedenleri; 5271 sayılı Kanun'un 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 5271 sayılı Kanun'un 309. Maddesinin (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Bu halde, yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar da bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir. Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması halinde ise, anılan fıkranın (b) bendi uyarınca, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu halde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır. Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise, (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, yeniden yargılama yapılması yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir. Aynı Kanun'un dördüncü fıkrasının (d) bendi uyarınca, bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi halinde cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi halinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ilgili ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde de yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir. 3. Görüldüğü üzere, bir karar veya hükmün hangi hallerde kanun yararına bozulabileceği, kanun yararına bozma kararının ilgili aleyhine sonuç doğurup doğurmayacağı, bozma sonrasında kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden inceleme, araştırma ve yargılama yapılıp yapılamayacağı, hangi hallerde Yargıtay’ın doğrudan hükmetme yetkisinin bulunduğu, 5271 sayılı Kanun'un 309. maddesinde sıralı ve ayırıcı biçimde düzenlenmiştir. Kanun yararına bozma, kesinleşen hüküm yönünden hüküm tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan gerek usul, gerekse maddi hukuka ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesi ile sınırlıdır. Dava konusu olayda mahkemece kanıtların toplanıp değerlendirilmesi yapıldıktan sonra verilen hükümde, eksik inceleme ve araştırma ile karar verildiğinden bahisle kanun yararına bozma yoluna başvurulması mümkün değildir. Zira böyle bir durumda ortada hukuka aykırılık hali bulunmamakta olup, varolan kanıtların mahkûmiyete yeterli olup olmamasına ilişkin değerlendirme yanlışlığından kaynaklanan bir uyuşmazlık hali söz konusudur. 4. 5237 sayılı Kanun’un 168. maddesinin birinci fıkrasında; "Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir"; aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, "Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir." hükümleri yer almaktadır. 5. Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 13.02.2018 tarihli ve 2017/11-43 Esas, 2018/61 Karar sayılı kararında; "...iade ve tazminin cebri icra yoluyla gerçekleştirilmesi, zararın failin rızası hilafına veya ondan habersiz olarak üçüncü kişilerce giderilmesi, eşyanın failin yakalanmamak için kaçarken atması sonucu veya kaçarken yakalanan failin üzerinde ele geçirilmiş olması gibi hâllerde, failin gerçek anlamda pişmanlığından söz edilemeyeceğinden, 5237 sayılı TCK’nun 168. maddesinin uygulanma şartları oluşmayacaktır. Buna karşın, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için mağdurun uğradığı zararın aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi şartı yerine getirilirken duyulan pişmanlığın mutlaka sözle ifade edilmesi zorunluluğu bulunmayıp, davranışlar yoluyla da ifade edilmesi olayın özelliğine göre mümkün olabilecektir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; sanığın, yakalandıktan sonra suçunu samimi bir şekilde ikrar ettiği, olaydan sonra mağdurla görüşüp kendisinden özür dilediği, mağdurun da bu nedenle şikâyetinden vazgeçtiği, sanığın, pişman olduğunu her aşamada ısrarla dile getirdiği olayda; etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi bakımından kanun koyucunun aradığı en önemli unsur olan “pişmanlık” kavramının gerçekleştiği hususunda tereddüt bulunmamakla birlikte, suç tarihinden bir gün sonraki 11.01.2007 tarihli kolluk ifadesinde “karşı tarafın harcadığımız bütün parasını ödemeye hazırım” diyen, 02.03.2007 tarihli oturumda mağdurun zararını henüz karşılamadığını belirten, 27.04.2007 tarihli son oturumda ise “bugüne kadar şikâyetçinin zararını karşılamadım, en kısa zamanda karşılayacağım” şeklinde beyanda bulunan sanığın, mağdurun zararını gidermek için yeterince süreye sahip olduğu ve ısrarla her defasında zararı gidereceğini beyan etmesine rağmen son oturuma kadar zararı gidermediği anlaşıldığından, olayın başından beri mağdurun zararını karşılaması gerektiğini düşünen sanığa, son oturumda tekrar bu hususu gündeme getirmesi nedeniyle yeniden bir hak tanınarak süre verilmesi durumunda, yargılamanın sebepsiz yere uzayacak olması, yargı merciilerince sanığın kendi lehine sonuçlar doğuracak olan bir davranışta bulunmaya zorlanamayacak olması, son oturuma kadar zararı gidermeyip bu hususu tekrar gündeme getirmesi nedeniyle süre isteyen sanığa yeni bir olanak tanınmasının, zararı ilk fırsatta gideren sanık veya sanıklar aleyhine ve adalete aykırı bir sonuç doğuracak olması karşısında; pişmanlığını dile getirip zararı giderme hususundaki iradesini baştan beri ortaya koyan ve yeterince süresi ve imkânı bulunmasına rağmen zararı gidermeyen sanığa, yeni bir süre verilmesine gerek bulunmamaktadır." denilmektedir. 6. Bu kapsamda inceleme konusu dava dosyası değerlendirildiğinde; sanık hakkında, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne ilişkin kanun yararına bozma isteminde belirtilen "..sanığın suçta kullanılan ... numaralı hattın kendisine ait olmadığı beyanın aksini gösterir nitelikte yeterli araştırma yapılmadığı, hattın fiilen kim tarafından kullanıldığının tespit edilmesi gerektiği, hattın faturalarının kim tarafından ödendiğinin araştırılması gerektiği, 500,00 Türk lirasının ATM'den çekilmesi sırasından alınan kamera görüntüsündeki kişinin sanık olduğunun tespiti için yetersiz olduğuna ilişkin Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 27/03/2024 tarihli ve 2024/16613/672/1123S sayılı raporu ile bilirkişi ...'ın 25/01/2023 tarihli görüntülerdeki kişinin muhtemelen sanık olduğuna ilişkin raporu arasındaki çelişkilerin giderilmesi gerektiği anlaşılmakla, sanık ile suça konu eylemler arasında şüpheden uzak ve kesin delillerle bağlantı kurulmadan eksik inceleme yapıldığı..." şeklindeki nedenin kanun yararına bozma yolunda ileri sürülemeyeceği; bununla birlikte, zarar miktarının iddianamede de gösterilmesi nedeniyle başından beri belli olduğu olayda, katılanın 07.11.2023 tarihli celsede alınan beyanında zararının giderilmesini talep ettiği ve hesap numarasının duruşma zaptına geçirildiği görülmekle, zararı gidermek istediği yönünde herhangi bir beyanı bulunmayan ve yargılamanın sonuna kadar zararı giderme hususunda yeterince imkan ve süreye sahip olan sanıktan, suçun işlenmesi nedeniyle oluşan zararı gidermek isteyip istemediğinin ayrıca sorulmasına ve sanığa bu hususta makûl bir süre verilerek katılanın zararını ödeme imkanı tanınmasına yönelik yasal bir zorunluluk bulunmadığı anlaşılmakla, ihbarnamede yer alan kanun yararına bozma istemi yerinde görülmemiştir. II. KARAR Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği ihbarnamedeki düşünceler yerinde görülmediğinden, 5271 sayılı Kanun’un 309. maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy çokluğuyla REDDİNE, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.05.2025 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Sanık hakkında bilişim sistemleri, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158/1-f.son, 62/1 ve 52/2. maddeleri gereğince 3 yıl 4 ay hapis ve 820,00 Türk lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına dair İstanbul Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/09/2024 tarihli ve 2023/148 esas, 2024/405 sayılı kararı istinaf olunmaksızın kesinleşmiş, bu karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca Kanun Yararına Bozma talebinde bulunulmuştur. Dairemizce yapılan inceleme sonunda , KYB talebinin reddine karar verilmiştir. Sayın çoğunlukla aramızdaki görüş ayrılığımız 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Etkin Pişmanlık" başlıklı 168. maddesinde yer alan hükümlerin sanık yararına uygulanma ihtimaline binaen kararın bu yönüyle istem gibi bozulmasına yöneliktir. Konuya ilişkin olarak; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Etkin Pişmanlık" başlıklı 168. maddesinde yer alan, "(1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs (…)65 suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.(2) Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir.... (4) Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızası aranır." şeklindeki düzenlemeler yer almaktadır. Katılan duruşmadaki beyanında, '' ... 6S telefon ilanı için görüştüğüm şahsın hesabına 500 TL gönderdim. Şikayetçiyim, davaya katılmak istiyorum. Kısmi ödeme halinde sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına muvafakatim yoktur, zararımı ... Bankasına yatırabilir '' şekilinde beyanda bulunmuş, sanık da savunmasında HAGB den yaranlanmak istediğini bildirmiştir. Bilindiği üzere; HAGB uygulanması için zararın karşılanması gerekmektedir. Katılanın zararın karşılanması için verdiği hesap numarasından sanık haberdar edilmediği gibi, zararı karşılayıp karşılamayacağına yönelik olarak hiçbir aşamada beyanı sorulmamıştır. Zararın miktarı ve paranın satın alma gücü ile sanığın duruşmada bildirdiği ekonomik durumu dikkate alındığında sanığın lehine olan bu yasal düzenlemeden yararlanma imkanı mevcuttur. Bu bakımdan öncelikle, sanığın suçun işlenmesi oluşan zararı gidermek isteyip istemediğinin tespit edilerek, sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 168. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin değerlendirilmesi bakımından sanığa uygun süre verilerek, gerekirse mahkemece ödeme yeri belirlenip suçtan hasıl olan zararı ödeme imkanı tanınarak sonucuna göre sanık hakkında anılan Kanun'un 168. maddesi uyarınca etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışılması gerekmektedir. Tüm bu açıklamalar ışığında; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Kanun Yararına Bozma talebinin kabule karar verilmesi gerektiği düşünüldüğünden sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne iştirak etmiyoruz.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla