KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/3883 E., 2010/9891 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 7 Ekim 2010
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
501 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İzmir 1.Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 22.01.2008 tarih ve 2007/552 - 2009/36 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ...tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı, 20.01.2007 tarihinde internet yolu ile davalı banka nezdinde bulunan hesabından tanımadığı üçüncü bir şahsın hesabına 2.800,00 YTL havale edilmiş olduğunu, bankanın gerekli önlemleri almaması nedeniyle hesabından bilgisi ve rızası dışında para çıktığını, davalının kusurlu olmasına rağmen ödemede bulunmadığını ileri sürerek, sözkonusu miktarın davalıdan faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davaya konu işlemlerde müvekkili bankanın bir ihmal veya kusurunun bulunmadığını, davacının şifresini korumakla yükümlü olup, bu konudaki tedbirsizliği nedeniyle zarara uğradığını, bu nedenle kendi kusurundan yararlanamayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı bankanın güvenlik açığının olmadığı, davacının kullanıcı kodu ve şifresini iyi koruyamadığı, kötü niyetli üçüncü kişinin eline geçmesine sebebiyet verdiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı temyiz etmiştir.
Dava, davalı banka nezdindeki hesaptan davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilen para nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, davalı bankanın güvenlik açığının olmadığı, davacının kullanıcı kodu ve şifresini iyi koruyamadığı, kötüniyetli üçüncü kişinin eline geçmesine sebebiyet verdiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bankalar, kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 sayılı Yasa ile değişik 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10/4 ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61 nci maddesi). Bu tanımlamaya göre mevduat ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir.
BK’nun 306 ve 307. maddeleri uyarınca ödünç alan akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 472/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir.
Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafik kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
Somut olayda, davacının davaya konu internet yolu ile yapılan işlemler sırasında kullanılan şifre ve parola gibi kişisel bilgilerinin davacının kusuru ile ele geçirildiğinin kanıtlanamamış olması karşısında davacının hesabından bilgisi ve rızası dışında çekilen paradan hesapta bulunan parayı kötü niyetli kişilerin eylem ve işlemlerine karşı koruyacak mekanizmayı, güvenlik önlemlerini geliştirmeyen, bunların kullanımını müşterileri için zorunlu hale getirmeyen davalı banka sorumlu olup, güvenli hale getirilmemiş internet bankacılığı kullanılarak davacıya ait hesaptan çekilmiş bulunan para nedeniyle davalı bankanın sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/3883, K. 2010/9891, 7 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama