KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/659 E., 2010/6075 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 31 Mayıs 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
535 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 12.Ticaret Mahkemesi’nce verilen 16.07.2008 tarih ve 2007/226-2008/419 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili ile katılma yoluyla davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankanın Etiler Ulus Şubesi’nde bulunan hesabından müvekkilinin bilgisi ve talimatı olmadan 21.11.2006 tarihinde internet aracılığı ile tanımadığı üç kişinin hesaplarına toplam 20.086,50 YTL havale yapıldığını, 05.12.2006 tarihinde 7.035,00 YTL’nin davalı bankaca iade edildiğini, davalı bankanın elektronik bankacılık hizmetinde gereken güvenliği sağlayamadığını ileri sürerek, müvekkilinin aktifinde meydana gelen azalmanın manevi zararı da gözetilerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 6.000,00 YTL’nin 21.11.2006 tarihinden itibaren işleyecek mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, ıslahla dava değerinin 7.051,50 YTL arttırılıp 13.051,50 YTL’nin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, şifrenin özenle saklanması yükümlülüğünün davacıda olduğunu, bu nedenle doğacak zararlardan davacının sorumlu olacağını, davacının zararının şifrenin 3. kişilerce öğrenilmesi sonucu meydana geldiğini, bankanın sisteminden kaynaklanan bir zarar söz konusu olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı bankanın internet bankacılığı hizmeti verdiğine göre güvenlik önlemlerini alması gerektiği, BK’nun 44/1 maddesi çerçevesinde müterafik kusurun ve davacının şifresinin kusurlu hareketi ile ele geçirilip şifre değiştirilip havale edildiğine yönelik somut ve teknik bir delil elde edilemediği, bankaların kendilerine yatırılan paraları mudilerine istendiğinde veya belli bir vadede aynı veya misli olarak iade etmekle yükümlü olduğu,
davacının güven duyarak davalı bankaya yatırdığı mevduatın özenle saklanması gerektiği, bankanın objektif özen görevini yerine getirmediği ve hafif kusurlarından dolayı da sorumlu olduğu, teknik imkanları çok geniş olan davalı bankanın bir tacir gibi davranarak önleyici tedbirleri alması gerektiği, davacının müterafik kusurunun bulunmadığı kanaatine varılarak davanın kabulü ile 13.051,50 YTL’nin davalıdan tahsiline, ancak bu bedelin 6.000,00 YTL’ sine 21.11.2006 tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Mahkemece verilen karar ve tavzih kararı davacı vekili tarafından davalı bankanın temyiz dilekçesinin tebliğinden sonra 11.11.2008 tarihinde katılma yoluyla temyiz edilmiştir. Ancak, davalı vekilinin temyiz dilekçesinin anılan davacı vekiline usulüne uygun olarak 27.10.2008 tarihinde tebliğ edildiği anlaşılmıştır. Bu durumda hükmün HUMK’nun 433 ncü maddesinde yazılı 10 günlük süre geçirildikten sonra temyiz edildiği anlaşıldığından temyiz isteminin bu nedenle reddine karar verilmesinin gerekmesine ve bu kararın 01.06.1990 gün ve ¾ sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtay tarafından da verilmesinin mümkün olmasına göre davacı vekilinin temyiz isteminin süre yönünden reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Davalı banka vekilinin temyiz itirazlarına gelince; dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/659, K. 2010/6075, 31 Mayıs 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama